Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SÖZLÜ TARİHİN SORUNLARI DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK. 1) Öznellik Problemi Sözlü tarihin en önemli sorunu, “öznellik”tir. Geçmiş deneyimlerin en saf haliyle.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SÖZLÜ TARİHİN SORUNLARI DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK. 1) Öznellik Problemi Sözlü tarihin en önemli sorunu, “öznellik”tir. Geçmiş deneyimlerin en saf haliyle."— Sunum transkripti:

1 SÖZLÜ TARİHİN SORUNLARI DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK

2 1) Öznellik Problemi Sözlü tarihin en önemli sorunu, “öznellik”tir. Geçmiş deneyimlerin en saf haliyle anlatılması mümkün değildir. Daha önce belirttiğimiz gibi bir sözlü anlatım, aynı zamanda sosyal bir gösterimdir. Anlatıcının dünya görüşü, yaşı, cinsiyeti, sosyal kimliği, sınıfsal konumu anlatısını etkiler. Sadece bu değil, karşısındaki dinleyici de anlatının gidişatını etkiler. Bir sözlü tarih görüşmesinde, görüşmeci kişi anlatıcıya bir tek sormadan onu dinlese bile, yabancının varlığını bilen anlatıcı anlatısında oto-sansüre başvurabilir.

3 2) Araya Giren Deneyimler ve Medya Anlatıcının karşısındaki tarihçiyi devreden çıkarmakla da sorun bitmez, çünkü anlatıcı geçmişteki deneyimlerle dolaysız ilişkiye geçemez. Anlatının ne kadar gerçeğe bağlı kaldığı iddia edilse de araya giren sonraki deneyimlerin az çok etkisi anlatıyı az çok etkiler. Özellikle medyadan alınan ve içselleştirilen iletiler kişinin geçmiş deneyimlerine dair anlatısıyla iç içe geçer. Örneğin geçmişte savaşa nefretle bakan kişi sonradan okuduğu kitapların, izlediği belgesellerin etkisiyle nostaljik bir bakışla savaşa romantik bir bakış geliştirmiş olabilir. Anlatısına geçmişte savaşa karşı nefret yönelimli bakışını değil, sonradan geliştirdiği romantik yönelimli bakışını katabilir. Dolayısıyla, geçmişin sesi aslında bugünün sesi halini alabilir.

4 Bir Örnek Araya giren medyanın sözlü anlatıyı nasıl etkilediğine dair çarpıcı örnekler bulunmaktadır. Örneğin Amerikalı bir sözlü kültür derlemecisi uzak bölgelerde halk şarkılarını derlemek istemiş, ancak topladıkları şarkıların çoğunun son zamanlarda radyo yayınlarından yayınlananlar olduğunu görmüştür. Anlatıcılar, sözlü gelenekteki şarkıları değil bilinen ve radyodan çalınan şarkıları söylemişlerdir. Yine Yugoslavya’da 1930’lardaki şarkı derlemelerinde bazı şarkıların basılmış kitaplardan öğrenildiği ve aktarıldığı görülmüştür (Burke, 2002: 74). Bununla ilgili dedem ile 2004 yılında yaptığım bir sözlü tarih görüşmesi de ilginç bir örnek olabilir. II. Dünya Savaşı’ndaki anılarına ilişkin anlatısında dedem, araya Savaş sırasındaki politik gelişmelerle ilgili bazı önemli ayrıntıları dillendirmişti. Gerçekte ilkokul mezunu olan ve fazla okuryazar olmayan birisi için oldukça sıra dışı olan bu ayrıntıları nereden öğrendiğini sorduğumda dedemin yanıtı şöyle olmuştu: “Bir iki sene önce TRT’nin ikinci kanalında savaş belgeseli vardı oradan öğrendim.”

5 3) Yapısal Koşullarla İlişki Sözlü tarihin bir başka problemi, geçmişin sözlü tarihle tam olarak temsil edilememesidir. Tarihsel gerçeklik, bireysel deneyimlerin ötesinde, yapısal koşullarla sık sıkıya ilişkilidir. İnsanın anlattığı dünya, mikro gerçekliği içerir. Oysa geçmişteki bir olay, bir insanın tam olarak kontrol edemeyeceği ve kavrayamayacağı koşullar altında oluşur. Eğer tarihçi, olayı, sadece kişinin anlatısına bağlı kalarak işlerse, olay eksik kalır. Olayları yaşayan kişilerin anlattıklarının ötesindeki başka kaynaklara ve verilere ulaşmalıdır.

6 Yapısal koşullar ile mikro dünyanın uyuşmazlığı… İnsanların kendilerini, birbirlerini ve yaşadıkları deneyimleri tam olarak anlaması, algılaması, bağlamına oturtması, çarpıtılmış yapısal gerçeklikler yüzünden zordur. Bir benzetme yapmak gerekiyorsa, eğer yaşanılan dünya çarpık ve yamuksa, kişilerin de anlatılarını çarpık ve yamuk anlatma riski fazladır. Çünkü anlama ve algılama içinde bulunan koşullara göre oluşabilir. Daha açıkçası, kişi algılamayı etkileyen yapısal koşullar yüzünden yanlış bir bilince sahip olabilir ve anlatısını bu bilinçle şekillendirebilir.

7 4) Size Duymak İstedikleriniz Anlatılabilir! Sözlü tarihin problemlerinden bir başkası sözlü tarihin doğasından kaynaklanır. Sözlü tarihin söze dayanması nedeniyle anlatıcı sözlü tarihçinin duymak isteyeceğini anlatabilir. Ünlü romancı Alex Halley’in hikayesi bu duruma örnektir. Kökler ve Malcolm X romanlarının siyahi yazarı Halley, küçükken büyüklerin kendi aralarında anlattıkları hikayelere tanık olur. Bu hikayeler, aslında kültürel bellek aktarımıdır ve onsekizinci yüzyılda atalarının Afrika’dan nasıl götürüldüğü ve sonraki yaşantılarını konu almaktadır. Sözlü kültür belleği, bu anlatıları kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Halley, yıllar sonra bu hikayelerdeki bazı anahtar sözcüklerden yararlanarak atalarının izlerini bulduğunu düşünür. Uzman yardımı da alarak hikayeleri çözümler ve daha sonra Afrika’ya gider.

8 Duymak İstedikleriniz Anlatılabilir İlgili köyün Gambia’da olduğunu öğrenir ve oranın devlet görevlilerine tüm hikayeyi anlatır. Görevliler, Halley’i, Halley’in atalarının olduğu varsayılan köye götürürler. Köyde yaşlı bir griot vardır. Griot, kendisine önceki griotlardan anlatıldığını söylediği hikayeyi anlatır. Hikaye Halley’inkine benzemektedir. Halley, bu Müslüman köyünde diğerleriyle birlikte bulunduğuna sevinir, onlarla dua eder. Bu hikayeyi Kökler romanında da işler, roman filme çekilir ve dünyada olağanüstü ilgi görür. Ancak aydınlatılmayan nokta, griotun anlattığı hikayenin gerçekten sözlü gelenekten mi kaynaklandığı yoksa Halley’den hikayeyi öğrenen devlet görevlilerinin mi onu griota anlattıklarıdır. Halley’in hatası, hikayeyi baştan sona devlet görevlilerine anlatmak olmuş, griot da Halley’in duymak istediği hikayeyi ona anlatmıştır.

9 Sözlü Tarih Sorunlarının Üstesinden Gelme Yolları Sözlü tarihin problemlerinden “öznellik” meselesinin üstesinden gelmek için yöntemler vardır. Öznellik, insanların yaşarken, anımsarken olay ve süreçlere kendi çerçevesinden bakmasıdır. Bu anlayışa göre yazılı belgeler gerçeği yansıtırken, kişilerin anlattıkları gerçeğin öznel görünüşünü ifade eder. Böyle bir görüş tarihsel belgelerin de gerçeği tam tamına yansıtamayacağını ihmal eder. Başka anlatımla yazılı ve diğer belgeler de gerçeğin bir ölçüde öznel anlatımıdır. Atalarımızın Bayrakları filmi ve Orwell’ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanı ve günümüzde Irak Savaşı’nın gazetelerde ve ajans bültenlerindeki işlenişi bu durumun açık kanıtlarını oluşturur.

10 Yazılı Belgelerin de sorunları var! Dolayısıyla aslında herhangi bir yazılı ve görsel belge de o belgeleri üretenlerin görüşlerini, hayata bakışlarını, kimin için üretildiğini yansıtır. Neticede sözlü tarihin dışında da aynı problem vardır. Bu sorunun üstesinden gelmek için yazılı belgelerin doğruluğunu tespit edecek yöntem takip edilebilir. Nasıl yazılı belgeler başka yazılı belgelerle karşılaştırılıyorsa, sözlü tarih anlatıları da yazılı belgeler, başka sözlü tarih anlatıları ve malzemelerle sınanmalıdır.

11 Sorunların Üstesinden Gelmek İlginç bir şekilde tarihçiler, örneğin birisiyle yapılan sözlü tarih görüşmesine fazla güvenmezken, birisinin yazıya geçirdiği kendi anılarını, günlüklerini hakikat derecesinde kabul etmektedirler. Oysa günlüklerini ve anılarını yazan kişi bunlar üzerinde daha fazla oto sansür uygular. İnsanlar yazarken daha fazla kendilerini denetlerler. Oysa sözlü tarihte böylesi katı bir denetim zordur. Sözlü tarih, anlatıcı ve görüşmeciyle ortaklaşa üretilen bir tarihtir. Hatta, yazmaya göre daha fazla bilgi etmenin yolları vardır. Görüşmeci bilgiyi sadece anlatımlarda değil, anlatıcının ses tonundan, mimiklerinden, duraksamalarından da elde eder. Anlatının gerçekliği gibi konularda bu ipuçlarından yararlanır. Bir başka önemli nokta, sözlü tarihte öznelliğin aslında zenginlik de olabileceğidir. Şöyle ki kişilerin neler hatırlayabildiklerinden ziyade, onları nasıl hatırladıkları, nasıl algıladıkları, onlara karşı neler hissettikleri olayın kendisi kadar önemlidir.

12 Araya giren medya sorunun üstesinden gelmek için… Sözlü tarihin problemlerinden diğerini teşkil eden, anıların araya giren medya, zaman gibi nedenlerle değişebileceği sorunu önemli ve ciddidir. Bu problemin üstesinden gelmenin en önemli yöntemlerinden birisi, hangi konu olursa olsun genel bir yaşamöyküsünün kaydedilmesidir. Örneğin “iletişim araçlarının cumhuriyetin ilk yıllarında kullanımı” konulu bir sözlü tarihte, görüşmecinin önce anlatıcıyı tanımakla işe başlaması, bunun için de anlatıcının yaşamöyküsünü görüşmenin başında ya da sonunda yapması gerekir. Böylece anlatıcının anlatılarındaki değişiklikler daha kolay tespit edilebilir.

13 Medya ve araya giren deneyim sorunun üstesinden gelmek Yanı sıra kamera çekimiyle görüşmeyi filme almak ve görüntülerden mimikleri, ses tonunu inceleyerek yorumsamacı yaklaşımı devreye sokmak da yardımcı olur. Bellek konusunda ise şunlar söylenebilir: Daha önce bellek konusunda ayrıntılı açıklamalar yapmıştık. Bizlerin incelediği bellek, iletişimsel bellektir ve bu bellek ilginç bir şekilde yaşlandıkça geçmişi daha iyi anımsamaktadır. Şekilde görüldüğü gibi bellek yaşlandıkça piramidal yapı sergilemektedir.

14 Piramidal Bellek Yaşlılık Dönemine Dair Hatırlananlar Gençlik Dönemine Dair Hatırlananlar Çocukluk Dönemine Dair Hatırlananlar Şekilde görüldüğü gibi yaşlı insan, yaşlılık anılarından ziyade çocukluk dönemi anılarını daha kolay ve daha fazla hatırlar. Yani kişi dün akşam ne yediğini hatırlayamazken, belki gençlik ve çocukluğunda neler yediğini ayrıntılarıyla hatırlayabilecektir.


"SÖZLÜ TARİHİN SORUNLARI DOÇ. DR. SERDAR ÖZTÜRK. 1) Öznellik Problemi Sözlü tarihin en önemli sorunu, “öznellik”tir. Geçmiş deneyimlerin en saf haliyle." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları