Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İsmail ÖZELBAŞ Vaiz. EDİRNE – MERİÇ VAİZİ 1992 - 1994 İSTANBUL MÜFTÜLÜĞÜ - MERKEZ VAİZİ 1994 - 2000 ÜSKÜDAR MÜFTÜLÜĞÜ – VAİZ 2000 - 2010 BEŞİKTAŞ MÜFTÜLÜĞÜ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İsmail ÖZELBAŞ Vaiz. EDİRNE – MERİÇ VAİZİ 1992 - 1994 İSTANBUL MÜFTÜLÜĞÜ - MERKEZ VAİZİ 1994 - 2000 ÜSKÜDAR MÜFTÜLÜĞÜ – VAİZ 2000 - 2010 BEŞİKTAŞ MÜFTÜLÜĞÜ."— Sunum transkripti:

1 İsmail ÖZELBAŞ Vaiz

2 EDİRNE – MERİÇ VAİZİ İSTANBUL MÜFTÜLÜĞÜ - MERKEZ VAİZİ ÜSKÜDAR MÜFTÜLÜĞÜ – VAİZ BEŞİKTAŞ MÜFTÜLÜĞÜ - BAŞVAİZ 2010 – 2013 Halen

3 DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI HİZMETİÇİ EĞİTİM KURSLARI HİTABET VE GÜZEL KONUŞMA-1994 (RIDVAN ÇONGUR – SEMİH SERGEN) FONETİK VE DİKSİYON KURSU-1997 (MEVLÜT AYHAN) ÖZEL FONETİK VE DİKSİYON KURSU (ENVER SEYİTOĞLU)

4 DİL ve DİL BİLGİSİ

5 Düşünce, duygu ve isteklerimizi anlatmak için kullandığımız işaret ve seslere dil denir. Her milletin kendine özgü bir dili vardır: Türkçe, İngilizce, Almanca, Arapça vb. Türkçe, kaynağı bakımından Ural-Altay dilleri ailesine, Kelimelerinin yapısına göre de bitişken (eklemeli) diller grubuna girer. Şimdi dilin özelliklerini inceleyelim.

6 LEHÇE (Diyalekt) İlk olarak Altay yörelerinde konuşulmaya başlanan dilimiz, göçler nedeniyle dünyanın çeşitli bölgelerine taşınmıştır. Bunun sonucu olarak oralardaki kültürlerin ve konuşulan dillerin de etkisiyle çeşitli konuşma ve yazı değişiklikleri meydana gelmiştir. İşte bir dilin farklı coğrafi bölge ve kültür ayrılıkları nedeniyle birbirinden farklı söyleyiş ve yazılışlarına lehçe denir.

7 Türkçenîn Lehçeleri 1. Anadolu lehçesi 2. Azeri lehçesi 3. Çağatay lehçesi 4. Kıpçak lehçesi Bizler Türkçenin Anadolu lehçesini kullanıyoruz.

8 ŞİVE (Ağız) Bir dilin konuşulduğu ülkenin bölgeleri, kentleri, köyleri arasındaki sadece konuşmaya yansıyan farklılıklara denir. —> Karadeniz şivesinde "paluk" diye söylenir ama yazarken "balık" diye yazılır. 3 —> Trakya şivesinde "üj" diye söylenir ama yazarken "üç" diye yazılır. Gördüğünüz gibi şive yazıya yansımaz, sadece konuşmalarda farklılık gösterir.

9 HARFLER ve ÖZELLİKLERİ Harf: Seslerin yazıdaki işaretlerine denir. Yazı; Duygu, düşünce ve isteklerin belli işaretlerle ifade edilmesidir. Alfabe: Bir dilin sesleri olan bütün harflerin belli bir sıra ile dizilmiş hâline denir. Türkler başlangıçtan günümüze dört değişik alfabe kullanmışlardır. 1.Göktürk 2.Uygur 3.Arap 4.Latin (Yeni Türk Alfabesi) GUAL kelimesiyle tarihsel sırayı aklımızda tutabiliriz.

10 KONUŞMA,BİR BESTEDİR

11 FONETİK - DİKSİYON

12 DİKSİYON (Güzel Konuşma Sanatı) Güzel bir söyleyişin esas kurallarını verir ve söylenişte yapılan ihmali yenmeye çalışır.

13 DİKSİYON Söz söylerken duygu ve düşünceleri, doğru ve üslubuna uygun olarak anlatmak için; –sesin ahengini, –söylenişi, –Jesti-mimiği ve – alınacak tavırları yerli yerinde ve güzel kullanma sanatıdır.

14 FONETIK (Konuşmada Ses Bilgisi) Fonetik, diksiyonda; –seslerin meydana gelmesini, –ses aygıtlarının gerek durumlarını inceleyen yardımcı bir bilimdir. Konuşma hatalarını ve şîve bozukluklarını düzeltmek için kullanılır. Bu yüzden fonetik, diksiyonun esaslı bir yardımcısıdır.

15 İLETİŞİM KAYNAK HEDEF KANALLARKANALLAR KANALLARKANALLAR K O N U Ş M A SES KELİMELER MİMİK JEST İŞARET FİZİKİ YAPI GİYİM KÜLTÜR SOSYAL MEVKİ

16 İLETİŞİM

17 Fonetik ve diksiyon: Fonetik bilgisi, son senelerde bir çok dillerde büyük gelişmeler göstermiş ve çok derin inceleyen bir bilgi bölümü haline gelmiştir. Fakat, bu derin incelemeler ve denemeler çoğunlukla işin söyleniş yönüne kuvvet vererek diğer kısımları ihmâl ettiği için zararlı olabilir. Fonetik, yalnız söyleniş yönünü gözönünde tutar; halbuki diksiyon için bu kadarı yetmez. Diksiyona başlayanlar onu, konuşma hatalarını ve şive bozukluklarını düzeltmek için kullanırlar.

18 Yazı Dili, Konuşma Dili Asıl olan konuşmadır. Yazı, konuşmanın kaydedilmiş halidir. Sesler, yazıya ne kadar geçirilebilir? Güfte   Beste Diller yazıldığı gibi okunur mu? Türkçe-Arapça İngilizce-Almanca… Arapça’daki tecvid ve i’lal kaideleri ile Türkçe arasında bağlantı kurulabilir mi?

19 Yazı dili, konuşma dili: Diksiyon, konuşma dilini yazı diline göre inceler. Tarih de bize konuşma dilinin yazı dilinden önce olduğunu bir çok delillerle gösterir. İnsan düşüncelerini hislerini yazı ile anlatmadan önce sözle anlatmaya çalışmıştır. Hiç kuşkusuz, ilk dilciler konuşma dilinde işittiklerini yazı dilindeki işaretlere çevirerek kayıt ve tespit etmişlerdir. Bunun için de konuşma dili yazı dilinden büsbütün ayrı değildir. Yalnız yazı dilindeki basit alfabe sistemi, bütün sesleri göstermeye yetmediği için fonetik; konuşma dilindeki sesleri bütün incelikleri ile kayda çalışır. Ve konuşma dilini belirli fonetik düzen ve kurallara bağlar. Bunun için de fonetik, diksiyonun esaslı bir yardımcısıdır.

20 DOĞAL OLMAK Doğallıkta Temel Kural: Konuşur gibi okumak ve manzume söylemektir. DOĞAL OLMAK, HER ŞEYDİR.

21 KONUŞUR GİBİ OKUMAK Doğallık, boğumlamada ihmale ve de bayağılığa düşmektedir. Bir çok öğrenci, doğal olmanın laubali ve gevşek davranmakla elde edeceğini sanar ve böyle düşünmekle de aldanır. Doğallıkta en iyi yöntem; her okunan veya söylenen cümleden sonra kendinize şu soruyu sormalısınız: - En ufak bir kuşkunuz olduğu zaman, uygun hareket ve bükümleri buluncaya kadar tekrar tekrar söyleyiniz. Böylece okuma ve ezbere söyleme edasından kurtularak doğal söylemeyi elde edersiniz. Bu kolay olmasa da sabırla çalışmak, ısrarla üzerinde durmak, size çok şey kazandıracaktır. "Bu cümleyi günlük yaşayışımda söylesem böyle mi söylerim?"

22 KONUŞUR GİBİ MANZUME SÖYLEMEK Doğallık, nesirde olduğu kadar nazımda da lüzumludur.. Bunun için çeşitli tarzda yazılmış manzum parçalar üzerinde çalışarak doğallığı kazanmaya çalışmak gerekir. Birçok öğrenci şiir okurken şiirin ölçüsünün olanca şiddetini vererek ve dize sonunda da cümlenin mutlaka bitmesi lazımmış gibi durarak ve kulağa hoş gelmeyen monoton bir tarzda okuyarak o şiirin zevkine varmamıza engel olurlar. Onları bu yanlış yoldan çevirmek öğretmenlere düşer; çünkü bu yol, kılavuzsuz kolay bulunmaz.

23 ÖLÇÜ Her şey yerinde, zamanında ve dozunda olacaktır. Kelime ve beden vurgusu uyumlu olmalıdır. Konuşmada, duraklama da çok önemlidir.

24 Diksiyon Sanatının Önemi Diksiyon sanatının önemini düşünmeyenler pek çoktur. Halk karşısında söz söylemek zorunda olan bazı kimseler, güçlüklerle hattâ başarısızlıklarla karşılaştıkları halde, diksiyona önem verip öğrenmeye çalışmazlar.

25 En iyi hatipler bile, hata yapmazlar mı? Bazı kimseler de yanlış bir düşünüşle diksiyon sanatına çalışmayı bir özenti veya bir fazlalık sayarlar. Düşüncelerini de şöyle savunurlar: Böyle söyleyenlerin bir bakıma hakları vardır. Çünkü onlar başkalarının konuşurken yaptıkları yanlışları, ancak diksiyon derslerine başladıktan sonra ayırt edebilirler. Onlara bu doğru yolu diksiyon Öğretmeni gösterebilir. "En iyi hatipler bile, ses ve söyleniş hatası yapmazlar mı? Mademki halkı kendilerine hayran bırakarak başarı kazanıyorlar, öyleyse... Sonra profesörler, hatipler, yargıçlar, avukatlar radyoda televizyonda gürül gürül konuşuyorlar. Bunlar hep diksiyon dersi mi almışlar? Bütün konuşanlara diksiyon dersi verilmiş mi? O halde diksiyona çalışmaya ne lüzum var?"

26 Yazarın vermek istediği anlamı alt üst ederler. Birçok aktör ve aktrisin diksiyonu da acınacak durumdadır. Onlar bu konuda bilgisiz oldukları için, oynadıkları eserin anlamını seyirciye duyuramazlar ve işin kolay tarafına kaçarak bayağılığa düşerler. Böylece yazarın vermek istediği anlamı alt üst ederler. Halk karşısında söz söyleyen için, iyi bir diksiyonun sonsuz yararları vardır. Gerçek hatiplere yer yüzünde seyrek rastlanır. Bunlar kusurlarını düzeltip iyi bir hatip olmayı başarmışlardır. Şu halde diksiyonda öğrendiklerimizi uygulamakla kazanç sağlarız.

27 Tarihte ve Günümüzde Hatipler Tarih bize, Demosthenes ile Çiçeron'nun söz sanatının güçlüklerini yenebilmek için ne kadar büyük bir çaba harcadıklarını anlatmaktadır. Günümüz hatiplerinin çoğu kusurlarına hiç aldırmadan sadece bağırıp çağırmakla etki uyandıracaklarını umuyor, kendilerine çok güveniyorlar. Diksiyon; mahkemelerde, meclis kürsüsünde konuşan, kısacası söz sanatını meslek edinmiş kimselere de büyük yararlar sağlar. Bununla beraber denilebilir ki, hemen hemen herkes bir toplulukta konuşmak ihtiyacını duyar. Bu bakımdan, diksiyon alıştırmaları herkes için yararlıdır. Hele herkese toplulukta söz söyleme fırsatını veren zamanımızda, bu çok gereklidir.

28 İyi söz söylemek için diksiyon Bildiklerini başkalarına da öğretmeyi bir ödev sayarak bu zevkli işi üzerine almış olan her insan, bunları başkalarına anlatırken de zevkle dinletmesini bilmelidir. Düşünen insanlar, düşündüklerini başkalarına anlatmak gereğini duyarlar. Üniversiteler, okullar onun için konferans sayılarını çoğaltmaya çalışırlar. İyi söz söylemek için diksiyona çalışmalıdır. Toplum içinde yaşadığımıza göre başkalarına düşündüklerimizi, duyduklarımızı iyi, doğru ve ilgi çekecek bir şekilde anlatmak için diksiyon öğrenmemiz gereklidir.

29 İyi okumak için de diksiyon İyi okumak için de diksiyona çalışmak gerekir. Yüksek sesle kitap okumak, aile toplantılarında yararlı, hoş saatler geçirmek için güzel bir yoldur. Böylece romancılar, hikayeciler, tiyatro yazarları ve ozanlar evinizde dile gelirler. Bu tarz, zamanla genişletilebilir. Büyük bir dinleyici kitlesine de eserler okunabilir. Buna “Halk karşısında okuma” = “Lectures populaires” derler.

30 Okuma Nasıl Yapılmalıdır? Böyle bir isteği gerçekleştirmek pek güç değildir. Bir salonda dinleyicilerin görebilecekleri şekilde karşılarına rastlayan biraz yüksekçe bir yer yeterlidir. Bu salon, bir okulda veya resmi bir dairede olabilir. Okunacak esere göre kişiler seçilir. Önce çalışmalar yapılır: Özellikle ses tonları üzerinde titizlikle durulur. Yine ses tonlarıyla karakterler çizilir. Eser okunurken, dekor, kostüm ve aksesuar kullanılmaz. Bütün iş, yalnız söze kalır. Kişiler çoğunlukla ayakta, bazı özel durumlarda da, oturarak rollerini okurlar. Bu suretle, göz oyalayan araçlar bulunmadan saf tiyatro zevki verilmiş olur. Yalnız, okuyanlar metnin zevkle dinlenmesini elde edemezlerse, monoton bir okuyuş dinleyenleri sıkar. Çünkü bir makine sesi gibi gır gır sürüp giden, aynı tonu tekrarlayan sesler, dinleme zevki olan herkesi usandırır. Zaten bir eseri hiç ara vermeden okumak da doğru değildir. Belirli zamanlarda ara vermek çok yerinde bir davranıştır. Böylece de bir çok eser gölgeden ışığa çıkmış olur. (Halk karşısında okuma) dinleyenler kadar okuyanlar için de bir zevk kaynağıdır. Okunanı dinlemek; zekâyı uyandırmakta, görmekten daha iyi etki yapar. Yalnız duygu ve anlatımı ses tonlarıyla belirtmek gerekir. Her okuma- yazma bilenin diksiyon sanatını bilemeyeceği bir gerçektir.

31 Okuyanlar eser dışı tuluat yapabilirler mi? Böyle bir okumada okuyanlar eser dışı tuluat yapabilirler mi? Hayır. Bazı tiyatro heveslileri yeteneklerine güvenerek tuluat yapmaya da başvururlar. Ama böyle yapmakla anlayışlı bir dinleyiciyi memnun etmek şöyle dursun, tersine nefret uyandırırlar. Çünkü bir yazarın düşüne taşına yazıp hazırladığı bir metni bozmaya, ona akıllarına estiği gibi söz eklemeye hiç bir oyuncunun hakkı yoktur. Millî Eğitim Bakanlığı diksiyon sanatını da müzik ve resim - iş gibi, bugün okullarda ders planı içine almıştır. Bu alanda, konuşma kusurlarını düzeltmek ve etkili söz söylemek isteyen herkesin, özellikle doğru bir diksiyonu öğrenmek zorunda olan tiyatro sanatçılarının, ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışan kitaplar vardır.

32 İletişimin Önemi İnsanlar toplu hâlde yaşarlar. Yaşamlarını sürdürebilmek için birbirleriyle sürekli ve düzenli iletişim kurmak zorundadırlar. Birbirleriyle iletişim kuramayan insan toplulukları zaman içinde dağılır ve yok olur. Bu nedenle insanlar, var oldukları günden bugüne değin aralarında çeşitli yollarla iletişim kurmuşlardır. Günümüzde en etkili iletişim, konuşma ve yazma yoluyla kurulmaktadır. Bir konuda başkalarına bilgimizi, duygu ve düşüncelerimizi açıklamak için ya konuşuruz ya da yazarız. Konuşma ve yazmanın amacı, duygu ve düşüncelerimizi başkalarına açıklayabilmektir.

33 Etkileyici konuşma ve yazma yeteneği Etkileyici konuşma ve yazma yeteneğine sahip olanlar, düşüncelerini karşılarındakilere daha kolay kabul ettirirler. İkna güçleri gelişmiştir. Son derece inandırıcıdırlar. Herkes tarafından anlaşılabilecek açıklıkta konuşur veya yazarlar. Duygu ve düşüncelerini tam ve doğru olarak açıklayabilirler. Duygu ve düşüncelerini belli bir düzen ve sırayla ifade ederler. Konuştukları konu hakkında doğru ve yeterli bilgiye sahiptirler. Bilgilerinin doğruluğuna özen gösterirler. Bilgi sahibi olmadıkları konularda konuşmaktan kaçınırlar. Etkileyici konuşma ve yazma becerisine sahip olanlar, içinde yaşadıkları toplum ile çok kolay ilişki kurarlar. İnsanlarla daha kolay anlaşırlar. Onların üzerinde olumlu etki bırakırlar. Sevilir ve sayılırlar.

34 Konuşurken ve yazarken etkileyici olabilmek için şunlar göz önünde bulundurulmalıdır: 1.Konu hakkında yeterince bilgi sahibi olunmalıdır. 2.Konu hakkındaki bilgilerin doğruluğundan emin olunmalıdır. 3.Sözcükleri doğru seslendirmeye ve yazmaya özen gösterilmelidir. 4.Tümceler tam ve eksiksiz biçimde oluşturulmalıdır. 5.Akıcı ve kısa tümceler kurmaya özen gösterilmelidir. 6.Olaylar, oluş sırasını bozmadan anlatılmalıdır. 7.Duraklama, vurgu ve tonlamaya dikkat edilmelidir. 8.Yazarken noktalama işaretleri, tümcelerin anlamına uygun olarak yerli yerinde kullanılmalıdır. 9.Konuşma ve yazma öncesinde plân yapılmalıdır. Neyin, ne zaman söyleneceği veya yazılacağı önceden belirlenmelidir.

35 Konuşma ve yazma ne kadar etkili olursa, iletişim de o kadar güçlü olur. Bu nedenle etkileyici konuşmaya önem vermeliyiz. Konuşma ve yazma doğuştan kazanılan bir yetenek değildir. Bebekler doğduklarında konuşamaz ve yazamazlar. Zaman içinde önce konuşmayı, sonra yazmayı öğrenirler. Her insan etkileyici konuşma ve yazma becerisi kazanabilir. Var olan becerisini daha da geliştirebilir. Bunun için öncelikle etkileyici konuşma ve yazmaya istek duymalıdırlar. Etkileyici konuşma ve yazma ile ilgili kavramları/kuralları öğrenip uygulamalıdırlar. Konuşma ve Yazmanın Etkisi

36 BİRİKİMİN ÖNEMİ Yaşantımız boyunca yeni bilgiler ediniriz. Hemen hemen her gün farklı bir bilgi ile karşılaşırız. Edindiğimiz bilgileri günlük yaşantımızda kullandıkça deneyim sahibi oluruz. Zaman zaman çevremizdeki olayları gözlemleriz. Gözlemlerimizin sonucuna göre yeni davranışlar kazanırız. Okuduklarımızdan, dinlediklerimizden etkileniriz. Yeni bilgiler ediniriz. Okuma, dinleme ve gözlem sonucunda edindiğimiz bilgilerin bütünü birikimdir. Dinleyerek, okuyarak ve gözlem yaparak birikim kazanırız. Herhangi bir konuda söyleyecek sözümüzün olabilmesi, o konuda sahip olduğumuz birikime bağlıdır. Birikim sahibi olduğumuz konuda konuştuğumuzda ya da yazdığımızda etkileyici oluruz. Anlatacağımız konu hakkında yeterli birikime sahip değilsek, etkili konuşamayız ve yazamayız. Dinleyenlerin ya da okuyanların ilgisini çekemeyiz, onları etkileyemeyiz. Herhangi bir konuda bilgi sahibi olmak, o konuyu etkileyici biçimde anlatabilmemiz için yeterli değildir. Konuşma ve yazma ile ilgili kurallar hakkında da birikim sahibi olmalıyız.

37 BİRİKİM KAZANMANIN YOLLARI Çevremizde canlı ve cansız birçok varlık vardır. Bu varlıklar birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Kiminin rengi, kiminin sesi ilgimizi çeker. Çevremizdeki varlıkların özelliklerini duyu organlarımızla algılarız. Görme duyumuzla renkleri birbirinden ayırabiliriz. İşitme duyumuzla sesler arasındaki farklılığı anlarız. Koklama duyumuzla varlıkların nasıl koktuklarını öğreniriz. Acıyı, tatlıyı tatma duyumuz yardımıyla algılarız. Dokunma duyumuzla sert bir maddeyi yumuşak bir maddeden ayırabiliriz. Böylece çevremizdeki varlıklarla ve olaylarla ilgili birikim sahibi oluruz. Bu birikimi kazanmak için özel bir çaba harcarız. Düzenli bir birikim elde etmek için dinlemeye, okumaya ve gözleme gereksinim vardır.

38 Her an bazı sesler duyarız. Kuşların ötüşü, köpeklerin havlayışı, kedilerin miyavlaması, sokaktan geçen satıcının bağırtısı, otomobillerin korna sesleri duyduğumuz seslerden bazılarıdır. Çevremizdeki varlıkları, çıkardıkları seslerden ayırt ederiz. Arkadaşlarımızın çoğunu seslerinden tanırız. Çevremizde işittiğimiz seslerin kime veya neye ait olduğunu ya da bu seslenmeyle ne söylenmek istendiğini anlamaya dinleme denir. Dinleme, kulağa gelen seslerin ne olduğunu anlama işidir. İşitme, yalnızca sesi algılama işidir. Bu nedenle işitme ile dinleme arasında fark vardır. İşitme, sese ilişkin anlama ve yorumlamayı gerektirmez. Dinleme, anlama ve yorumlama etkinliğidir. Başkalarının düşüncelerini, duygularını dinleyerek öğreniriz. Konuşulanlar üzerinde düşünür, anlatılanları kavramaya çalışırız. Bu bakımdan dinleme, birikim kazanma yollarının başında gelir. Etkileyici konuşma, dinlemeyle kazanılır. İyi bir dinleyici, konuşulanları dinlediğinde etkilenir. Böylece birikim sahibi olur. Bu birikimini etkili ve güzel konuşabilmek için kullanır.

39 DİNLEMEK Birikim kazanabilmek için öncelikle dinlemeyi bilmeliyiz.

40 Dinlemeye Hazırlık Sınıfımızda öğretmenimizin anlattıklarını, arkadaşlarımızın bir kitaptan okuduklarını dinleriz. Dinleyerek birikim sahibi olabilmek için öncelikle dinlemeye hazır olmalıyız.

41 Dinlemeye hazırlıkta şunları göz önünde bulundurmalıyız: 1.Kurallara uygun olarak oturmalıyız. Otururken başkalarını rahatsız edici davranışlardan kaçınmalıyız. 2.Okunanı ya da konuşulanı dinlemeye istekli olmalıyız. 3.Dinlerken sabırlı davranmalıyız. 4.Dikkatimizi, yapılan konuşma üzerinde yoğunlaştırmalıyız. 5.Ön yargılı olmamalıyız. 6.Dinlerken not almalı; dinlediklerimizin kalıcı olmasını sağlamalıyız.

42 Dikkati Canlı Tutma İşitmek bilinçsiz yapılan, dinlemek bilinçli yapılan bir iştir. Dinleme aynı zamanda konuşmaya bağlı bir etkinliktir. Dinleyeni olmayan konuşma olmaz. Bu nedenle bir konuşmayı, anlatılanlardan yararlanmak için dinlemeliyiz. Öğrenmek ve bilgi edinmek için yapılan dinlemenin, zamanımızı hoş ve eğlenceli geçirmek için yapılan dinlemeden farklı olduğunu unutmamalıyız. Dinlerken dikkatimizi canlı tutmaya özen göstermeliyiz. Dikkatimizi canlı tutarsak, konuşmacının söylediklerini anlayabiliriz. Konuşulan konunun ana düşüncesini sezmeye çalışmalıyız. Konuşmacının üzerinde durduğu ayrıntılara dikkat etmeliyiz.

43 Konunun Ana Düşüncesini Bulma Bir konuşmanın temelini oluşturan düşünceye ana düşünce (ana fikir) denir. Her konuşma bir ana düşünceyi dinleyenlere benimsetmek için yapılır. Ana düşüncesi olmayan konuşma, dinleyenlerin ilgisini çekmez. Bu tür konuşmalar, dinleyenlere hoşça vakit geçirtmek için yapılır. Günlük konuşmalarımız çoğunlukla böyle bir amacı taşır. Bir konu hakkında, dinleyenlere bilgi aktarma amacını taşıyan konuşmaların ana düşünceleri vardır. Konuşma, bu ana düşünceyi dinleyenlere benimsetmek için yapılır. Konu hakkında dinleyenlere ana düşünceyi destekleyici bilgiler verilir. Bu bilgiler örnek ve gözlemlerle zenginleştirilir. Konuşmayı etkileyici kılmak için konuşma sırasında konuya uygun anı veya fıkra anlatılır. Dinleyicinin, bir sonuca varması amaçlanır. Bu sonuç, konuşmacının benimsetmek istediği ana düşüncedir. Ana düşünce, konuşmanın herhangi bir bölümünde verilebilir. Konuşmacı, ana düşünceyi, konuşmasının başında veya sonunda söyleyebileceği gibi ortasında da söyleyebilir. Böylece ana düşüncenin dinleyenler tarafından anlaşılması beklenir. İyi bir dinleyici, konuşmacının sözlerinden ana düşünceyi bulup çıkarmaya çalışır.

44 Değerlendirme İyi bir dinleyici, konuşulanlar üzerinde düşünür, anlatılanları kavramaya çalışır. Konuşulanlardan yararlanmak için çaba harcar. Dikkatini konu üzerine yoğunlaştırır. Her zaman iyi bir dinleyici olmaya istek duyar. Bu istekle daha verimli ve yararlı olur. İyi bir dinleyici, dinlemenin ilkelerine uyar. Buna özen gösterir. Sabırlıdır. Konuşanı sonuna kadar dinler. Konuşanın düşüncelerini beğenmese de hiçbir zaman sözünü kesmez. Dinlediklerini değerlendirme, iyi bir dinleyicinin yapması gereken en önemli iştir. İyi bir dinleyici, konuşmacının amacının ne olduğunu anlamaya çalışır. Konuşmacının, yaptığı birtakım açıklamaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını sezmeye çaba harcar. Konuşmacının, düşüncelerinin doğruluğu üzerinde kafa yorar. Yapılan konuşmaları hazırlıklı olarak dinlemeyi alışkanlık hâline getirmeliyiz. Dikkatimizi konuşma bitene kadar canlı tutmaya özen göstermeliyiz. Konunun ayrıntılarına dikkat etmeli; ana düşünceyi yakalamaya çalışmalıyız. Dinlemenin temel ilkelerine uygun davranmalıyız. Konuşmanın sonunda mutlaka bir değerlendirme yapmalıyız. Konuşmayı izlerken, dinlemenin temel ilkelerine uyup uymadığımızı değerlendirmeli, doğru ve yanlış davranışlarımızı belirlemeliyiz. Yaptığımız yanlışları düzeltmek için çaba harcamalıyız. Dinlediğini değerlendirme, iyi bir dinleyicinin öncelikle yapması gereken işlerden biridir.

45 Diksiyonun amacı Diksiyonun amacı yorumculuğa ulaşmaktır. Bunun için de belirli yöntemlere baş vurur. Onları şöyle sıralayabiliriz: 1. Söz söyleyeni anlatmaya alıştırmak. 2.Dinleyeni inandırmak ve heyecanlandırmak. 3. Dinleyenin hoşuna gitmek. Dinleyenin hoşuna gitmek: Konuşmada açıklık, gerçeklik ve güzellik.

46 İyi Bir Diksion için Neler Öğrenmeliyiz? Konuşma; ses, kelime ve sözakımından meydana geldiğine göre bir sözü açıkça anlatabilmek, söz ve anlatımın inandırıcı olması, söz ve anlatımda güzelliğe ulaşabilmek diksiyon sanatının başlıca amacıdır. Çalışma dört bölümde toplayanır: 1.Ses 2.Kelime 3.Söz Akımı 4.Anlatım.

47 SÖYLENİŞ (Prononciation) Diksiyonda söylenişe büyük bir önem verilir. Ses âletinin hareketiyle bir çok hecelerin farkları belirtilerek işittirilmeye çalışılır. Bu çalışma çok gereklidir. Söylenişte ünlülerin çıkarılması konuşma organlarının hareketiyle sağlanır. Dilimiz, Türkiye’nin her yerinde aynı sesleri vererek konuşulmaz. Bu sesler bir çok yerlerde bir çok değişik seslere dönerler.

48 Hangi şiveyi örnek olarak almamız gerekir? İstanbul'da kalın (A) ile söylenen kelimeler; Van'da (O) ya yaklaşan bir kapalı (A) ile, Trabzon ve civarında ise ince (A) ile söylenir. Yine İstanbul'da açık (E) ile söylenen kelimeler Orta Anadolunun bazı yerlerinde kapalı (E) ile söylenir. Yine İstanbul'da kalın (U) ile söylenen kelimeler Adana ve civarında ince (U) ile söylenir. Böyle bir çok örnekler bulunabilir. Şu halde bu ayrı ayrı söylenişlerden hangisini örnek olarak almamız gerekir? İstanbul söylenişi tam bir örnek olabilir mi? Hayır. Çünkü dış etkilerle bozulmuştur. Yapmacıklı konuşma şeklinden kurtararak ondan faydalanmak mümkündür. Söyleniş çalışmalarında iyi bir sonuca varmak oldukça güç bir iştir. Kelimelerin doğru söyleniş şeklini bulmak için araştırınız, üzerinde titizlikle durmak gerekir.

49 ANLATIM

50 Doğallık Bütün öğretmenlerin tavsiye etmesi gereken kural şu olmalıdır: Konuşur gibi okumak ve manzume söylemek. Yalnız bu tavsiye, söylendiği kadar kolay değildir. Çünkü bizde yerleşmiş bir manzume ve nutuk söyleme şekli vardır. Bu şekil cümle sonlarının ve uyakların bükümlerini yüksekte bırakıp, kelimelerin vurgularını değiştirerek yapma bir bükümle söyleme şeklidir. İşte bu şekilde söz söyleme bizi doğal okumak ve doğal manzume söylemekten uzaklaştırır. Bundan kaçınmak gerekir. Yalnız şunu da unutmamalı ki, doğallık ne boğumlanmada ihmâl, ne de bayağılığa düşmektir. Birçok öğrenci, doğal olmayı laubali ve gevşek davranmakla elde edeceğini sanır; böyle düşünmekle aldanır.

51 EN İYİ YÖNTEM Doğallık, boğumlamada ihmale ve de bayağılığa düşmektedir. Bir çok öğrenci, doğal olmanın laubali ve gevşek davranmakla elde edeceğini sanar ve böyle düşünmekle de aldanır. Doğallıkta en iyi yöntem; her okunan veya söylenen cümleden sonra kendinize şu soruyu sormalısınız: - En ufak bir kuşkunuz olduğu zaman, uygun hareket ve bükümleri buluncaya kadar tekrar tekrar söyleyiniz. Böylece okuma ve ezbere söyleme edasından kurtularak doğal söylemeyi elde edersiniz. Bu kolay olmasa da sabırla çalışmak, ısrarla üzerinde durmak, size çok şey kazandıracaktır. "Bu cümleyi günlük yaşayışımda söylesem böyle mi söylerim?"

52 Alışılagelen bir söz: Sizinle bu konuda çalışma yapalım. Bunun için de herkesin sık sık kullandığı “Havadan sudan konuşma” denilen sade cümleler üzerinde sesin bükümündeki değişmeleri göz önünde tutarak çeşitli denemeler yapabiliriz. “Hava güzel” cümlesini ele alalım. Bu sadece bir gözlemdir. Halbuki havanın güzel olmasından duyduğumuz hayranlığı anlatmak için söylediğimiz “Hava ne güzel!” cümlesinde sesin bükümü birincisinden çok farklıdır. Bunun gibi aşağıda sıraladığımız çeşitli duyguları aynı konu üzerinde birbirinden az farklı cümlelerle anlatabiliriz:

53 ÖRNEK ALIŞTIRMALAR Şüpheli: Eh! Belki hava güzelleşir. Şakacı: Evet, hava güzel ama ördekler için. Münakaşacı: Hava güzel diyorsunuz demek? Pek iyimsersiniz doğrusu. Kızgın: Hava güzel ama, biz dört duvar arasında kapalıyız.

54 Şefkat: Hava güzel. Sokağa çıkalım, canım. Hava alırsan iyileşirsin. Acılıkla: Hava güzel ama, kederimi arttırmaktan başka işe yaramıyor. Açığa vurma: Ne yapalım ben bahsi kaybettim: Hava güzelleşti. Öfkeli: Allah kahretsin! Hava güzelleşti.

55 Şimdi de “Havanın fena olduğunu” bildiren cümlelerde “Doğallığı” bulmaya çalışalım: Kesin inanç: Artık hava güzelleşemez buna eminim. Küçümseme: Buranın havası hep böyledir. Artık düzelemez.

56 DUYGUNLUK Duygunluk, insanlığın en kudretli ve en mükemmel hazinesidir. Onun için bu hazinenin önemini iyice anlamak ve ondan gereğince yararlanmak gerekir. Her insan, acayip yaratılışta olmamak şartıyla, duygundur, Yani neşeyi, ıstırabı, kini az veya çok duyabilir. Fakat bu duygularını karşısındakine duyurmak büsbütün başka bir iştir. Söyleyici ölçülü bir duygunluğu olan ve karşısındakilere duygularını, yine ölçülü bir şekilde aksettiren kimsedir.

57 Duymadan da duyurmak doğru mu? Bazı büyük aktör ve hatipler duymadan da duyurmak hususunda da maharet kazanmışlardır. Fakat sahne sanatına yeni başlayanlar için bu yolda yürümek tehlikeli olur. Çünkü onlar bu şekilde kolay etki elde edeceklerini sanarak, sevinç, gurur, ıstırap ve saire gibi hisleri duygu ile ilgisi olmayan kalıplaşmış yüz hareketleriyle anlatmaya kalkışırlar. Halbuki duygunluğun temel nitelikleri olan sadelik, doğallık ve itidal ile hareket ederlerse duygularını başkalarına da daha kuvvetli duyurabilirler.

58 Sadelik Sadelik, yapmacık eda, ve deklamasyondan kaçınmaktan ibarettir. Söyleyici cümle bitirişlerinde yapma bükümden, ayrıntıları bozmaktan ünsüzleri fazla nefes verip patlatarak söylemekten kaçınmalıdır. Çünkü bu tarzda söz söylemek, anlatıma bir şey kazandırmaz. Doğallık, yaşanmak istenen kişinin kimliğine uygun bir şekilde heyecanını anlatabilmektir. 0 kişinin yaşı, mizacı, seviyesi göz önünde tutulmalı, adeta onun benliğiyle kaynaşmalıdır. İttidal, hissedilen heyecanı gerçek olarak anlatabilmek için ölçülü hareket etmek ve düşüncesiz davranmamaktan ibarettir. Kendini büyük bir his tufanına gelişi güzel bırakıvermek, hıçkırıklar arasında metindeki sözlerin kaybolmasına sebep olmak ve yazarın düşüne taşına yazdığı kelimeleri hiçe saymak doğru değildir. Şunu hiçbir zaman unutmamalıdır ki, hislerin meydana çıkarılmasında zeka ve zevkin kontrolü bulunması gerekir. Günlük hayatımızda hiddet gösteren ve ağlayan öyle kimselere rastlarız ki, duygularında gerçek ve samimî oldukları halde bizim üzerimizde gülünç etki uyandırırlar. Şu halde gerçek ve doğal duygular ancak itidal ile anlatıldıkları zaman etkili olabilirler.

59 Duygunluğun Kaynağı Duygunluğun, bilimsel bir görüşe dayanmamakla beraber, çeşitli kaynaklardan meydana geldiğini düşünebiliriz. Öyle hisler vardır ki, varlığımızın derinliklerinden birdenbire, önüne geçilemeyen bir kuvvetle gelerek bütün benliğimizi sararlar. Bunlar hayatımız bahasına da olsa önüne geçemediğimiz şiddetli hislerdir ki, "Bağırdan gelen hisler" diye adlandırabiliriz, Diğer bir kısım hisler ise pek sathi olmamakla beraber çok derin ve şiddetli de değillerdir. Bunlara "Yürekten gelen hisler" denir ki yukarıda anlatılan şekilde hiç düşünmeden çılgınlıklar yaptıracak kadar etkili değillerdir. Bir de yürekten, bağırdan gelen hislerden başka, sadece düşünce ile ilgili, yüzeyde kalan hisler vardır. Bunlara "Dimağdan gelen hisler" diyebiliriz.

60 Diğer Duygular Bunlardan başka başlı başına adlandırılabilecek duygular da vardır. Rahatlık, açlık, titreme ve saire gibi. Vücudumuza dıştan gelen etki ve uyarmalar sonunda duyulan maddi ıstırap veya huzurun altında bu çeşit hisler toplanır. Söyleyici duygunluk alıştırmalarında bu çeşitli kaynaklardan gelen hisleri göz önünde tutarak çalışırsa daha iyi sonuç ele edebilir.

61 ÇEŞİTLİLİK Bir parçada his ve fikir değişikliklerinin gösterilmesi, anlatımın "çeşitlilik" niteliğini meydana getirir. Çeşitlilik; seste, bükümlerde, yüz ve vücut hareketlerinde gösterilir. Yalnız, bu çeşitlilik dıştan olmayıp, duygu ve düşüncelerimizin değişmesiyle çok yakından ilgili bulunmalıdır. Bu yöntemin tersine olarak, hisse bağlı olmayan yapma bükümler tiksinti uyandırmaktan başka bir işe yaramaz.

62 Toplulukta çeşitlilik : Bir parça, örneğin bir hitabet parçası, edebî bakımdan bileşim halinde bulunduğu gibi diksiyon bakımından da öyledir; yani çeşitli küçük parçalardan meydana gelen bir bütündür. Söyleyicinin edebî kültürünün söylediği parçadaki "çeşitlilik“i bulup çıkarması ve parçanın uyumunu bozmaması bakımından büyük yardımı olur. Bunun için çeşitli eserler üzerinde çalışarak aralarında karşılaştırmalar yapmak ve anlatımın çeşitlilik bakımından gösterdiği değişiklikler üzerinde alışkanlık kazanmak gerekir. Bir parçanın topluluğunda yeni bir düşünceye veya yeni bir duyguya geçildiği zaman; ses tonu, yüz ve vücut hareketleri değişir. Yanlız bu değişmeler parçanın topluluğundaki uyumu bozmadan aynı amaca doğru gitmelidir.

63 Her söylenen parçanın bölümleri var Her söylenen parçanın bir başlangıç, bir ara ve bir de sonu vardır. Söyleyici parçasını böylece ayırmalı ve bu bölmeyi dinleyicilere sezdirmeden çeşitlendirmeye dikkat ederek eserin ulaşmak istediği sonuca vardırmalıdır. Bunlardan başka dikkat edilmesi gereken bir nokta da, bir parçada geçen his ve fikirleri aynı plâna koymamak ve aynı şekilde aydınlatmamaktır. Diksiyon da resim sanatı gibi perspektif kurallarına uyar. Bir söylevin veya bir parçanın daha fazla ön plâna alınıp ışıklandırılması gereken yerleri olduğu gibi geri plânda bırakılıp gölgelenmesi gereken yerleri de vardır. Bunları ona göre sıralamak ve dinleyicinin dikkatini belirli yerlere çekmek gerekir. Bir parçanın daha az önemli yerlerine "düzleme" adı verilen yöntem uygulanır. Böylece parçanın sonuna kadar dinleyicilerin ilgisi gevşememiş olur.

64 Her söz aynı derecede önemli değildir. Bizim sanatımızda söylenecek her söz aynı derecede önemli değildir. Bu nedenle onlar üzerinde fazla durmadan hemen geçivermek gerekir. Bir yerin inişli yokuşlu toprağını kazarak düzeltip düzgün bir hale getirmemiz nasıl mümkünse sözlerin önemli ve önemsiz olanlarım da ayırıp ona göre söylememiz gerekir. İşte diksiyon sanatında buna "düzleme" denir. Yanlız, şunu unutmamak gerekir ki, "Düzleme" yazarın düşüncelerini, anlatmak istediği şeyleri hiçe sayarak kelimeleri yuvarlayıp geçmek demek değildir. Dinleyicilere bir metni iyi anlatmak; boğumlanmayı, noktalamayı, ton değişmelerini ve ses bükümlerini hiçbir zaman ihmâl etmemek, bununla beraber bazı kısımlarda daha az önemle durarak birçok duygulan anlatmak, demektir. Bu suretle de uzun süren ve hep bir fikir etrafında dönen parçalarda, aynı duygunun sürüp gitmesinden ve monotonluğa düşmekten kurtulup birçok değişik duygular gösterilmiş olur.

65 HAREKET Diksiyonda hareket, bir parçanın anlatmak istediği düşünce ve duygulara göre; ağır veya çabuk söylenmesidir. Her parçanın özel bir hareketi vardır. Söyleyici parçadaki ayrıntı ve ayırtılan bozmadan hareketi düzenler. Aksi halde bileşim bozulur. Hareket, parçanın topluluğundaki birliği bozmamalıdır. Bununla beraber, topluluktaki hareketin dışında, ayrıntının hareketi de bulunur ki bunlar parçanın bütününü meydana getirir. Bir eserin bütünündeki uyumu bulmak için ayrıntının hareketine çok önem vermek gerekir. Bir müzik parçasının nasıl özel bir hareketi varsa, yukarıda söylediğimiz gibi, her parçanın ve her rolün de birbirinden farklı özel bir hareketi vardır, örneğin: "Cyrano" ile "Hamlet" rolleri harekette esaslı farklar gösteren rollerdir.

66 Bir parçanın ayrıntı ve ayırtıları üzerinde fazla durmak hareketin gelişmesine engel olur. Bunun için ayırtılardan parça için en lüzumlu olanları aydınlatmak ve diğerlerini gölgede bırakmak uygun olur. Hareketi, süratle karıştırmamalı. Çünkü, bazı parçalar son kısımlarına doğru ağırlaştığı halde, bazı parçalar da aksine süratlenir. Onun için hareket, süratle değil, bir fikrin yahut bir heyecanın etkisinin çoğalıp azalmasına bağlıdır. Yorgunluk, halsizlik, keder, sabır, sükûn, rahatlık, gevşeklik, hayale dalmak, kararsızlık hisleri hareketi ağırlaştırır. Kuvvet, kudret, sabırsızlık, sertlik, hiddet, taşkınlık, öfke, korku, dehşet, neşe, sevinç, coşkunluk hisleri de hareketi çabuklaştırır. Harekete önem verilmesiyle, dinleyicinin esere karşı ilgisi arasında sıkı bir bağlılık vardır. Eğer hareket çok iyi ayarlanmış bulunursa dinleyici soluğunu tutacak hale gelir. Ancak, bu alışkanlık birçok alıştırmalarla elde edilebilir.

67 JEST Jest, çoğunlukla mimiğin bütünü içinde ele alınır, onun başlıca elemanı sayılır. Mimik, his ve düşüncelerimizin etkisi ile yüzümüzde beliren kımıldanışlar, hareketlerdir. O halde yüzün hareketi ile yüzümüzde beliren kımıldanışlar, hareketlerdir. O halde yüzün hareketi bir yüz jesti; vücutta his ve düşüncelerin etkisi ile meydana gelen hareketler de vücut jestidir, zaten söz söyleyenin anlatımına uygun düşerek yaptığı el, kol hareketleri jestin tanımlanmasıdır. Sözle mimiği birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Çünkü bütün dillerde mimikle söz aynı zamanda meydana gelir.

68 Diksiyon öğretmeni dil üzerinde çalışır. Ancak öğrenci söz yoluyla anlatımı öğrenirken, mimik yapmayı da öğrenmelidir ki, jest ve mimik-yardımı ile doğru ses bükümünü bulabilsin. Ses bükümünü doğru söylemeye çalışarak, doğru jest ve mimik yapmayı da sağlamalıdır. O cümleleri tekrarlayarak hangi yüz, el, kol ve vücût anlatımının, sözlü anlatımına eşlik ettiğini inceleyiniz. Göreceksiniz ki mimikle anlatım sözle anlatımdan önce gelir. İlki çoğunlukla soluk alındığı sırada, ikincisi de hep soluk verildiği sıradadır. Tıpkı tabiatta yıldırımdan önce şimşeğin çakması gibi, anlatımın ilk işaretidir. Mimikten sonra söz bir çeşit tekrarlama, anlatımı kuvvetlendirme yerine geçer.

69 Dinleyen de mimik yapar. Tiyatro da bir de karşısındakini dinleme sanatı vardır. Bazı oyuncular kendi sözleri bittikten sonra karşısındakinin sözlerini dinlemez, seyirciler veya kulistekilerle ilgilenirler. Bu kötü bir şeydir. Bazan duruma göre kişilerin karakteri mimik anlatımla ortaya çıkarılır. O zaman sözle anlatımın yerine mimikle anlatım geçer. Şunu unutmamalıdır ki yazarın metnini sahnede düzgün bir söylenişle söylemek diksiyon için yeterli değildir. Bir tiyatro oyunu yazarın yazdıklarını onun bütün düşüncelerini, hislerini söz ve mimikle anlatabilme sanatıdır. Dil, sadece kulağa hitap etmediği zaman (Radyoda olduğu gibi), gerçek, açık, belirli ve güzel mimikle tamamlanmalıdır. Bir amaca varmayan, bir şey anlatmayan karma karışık, seyircinin hiçbir şey anlamadığı mimikler yapmak fayda sağlamaz. Bunun üzerinde çalışarak önce açık, belirli olmayı elde etmeli sonra onu gerçeğe uygulamalı ve güzellik sağlamaya çalışmalıdır.

70 İLETİŞİM

71 İletişimin Önemi İnsanlar toplu hâlde yaşarlar. Yaşamlarını sürdürebilmek için birbirleriyle sürekli ve düzenli iletişim kurmak zorundadırlar. Birbirleriyle iletişim kuramayan insan toplulukları zaman içinde dağılır ve yok olur. Bu nedenle insanlar, var oldukları günden bugüne değin aralarında çeşitli yollarla iletişim kurmuşlardır. Günümüzde en etkili iletişim, konuşma ve yazma yoluyla kurulmaktadır. Bir konuda başkalarına bilgimizi, duygu ve düşüncelerimizi açıklamak için ya konuşuruz ya da yazarız. Konuşma ve yazmanın amacı, duygu ve düşüncelerimizi başkalarına açıklayabilmektir.

72 Etkileyici konuşma ve yazma yeteneği Etkileyici konuşma ve yazma yeteneğine sahip olanlar, düşüncelerini karşılarındakilere daha kolay kabul ettirirler. İkna güçleri gelişmiştir. Son derece inandırıcıdırlar. Herkes tarafından anlaşılabilecek açıklıkta konuşur veya yazarlar. Duygu ve düşüncelerini tam ve doğru olarak açıklayabilirler. Duygu ve düşüncelerini belli bir düzen ve sırayla ifade ederler. Konuştukları konu hakkında doğru ve yeterli bilgiye sahiptirler. Bilgilerinin doğruluğuna özen gösterirler. Bilgi sahibi olmadıkları konularda konuşmaktan kaçınırlar. Etkileyici konuşma ve yazma becerisine sahip olanlar, içinde yaşadıkları toplum ile çok kolay ilişki kurarlar. İnsanlarla daha kolay anlaşırlar. Onların üzerinde olumlu etki bırakırlar. Sevilir ve sayılırlar.

73 Konuşurken ve yazarken etkileyici olabilmek için şunlar göz önünde bulundurulmalıdır: 1.Konu hakkında yeterince bilgi sahibi olunmalıdır. 2.Konu hakkındaki bilgilerin doğruluğundan emin olunmalıdır. 3.Sözcükleri doğru seslendirmeye ve yazmaya özen gösterilmelidir. 4.Tümceler tam ve eksiksiz biçimde oluşturulmalıdır. 5.Akıcı ve kısa tümceler kurmaya özen gösterilmelidir. 6.Olaylar, oluş sırasını bozmadan anlatılmalıdır. 7.Duraklama, vurgu ve tonlamaya dikkat edilmelidir. 8.Yazarken noktalama işaretleri, tümcelerin anlamına uygun olarak yerli yerinde kullanılmalıdır. 9.Konuşma ve yazma öncesinde plân yapılmalıdır. Neyin, ne zaman söyleneceği veya yazılacağı önceden belirlenmelidir.

74 Konuşma ve yazma ne kadar etkili olursa, iletişim de o kadar güçlü olur. Bu nedenle etkileyici konuşmaya önem vermeliyiz. Konuşma ve yazma doğuştan kazanılan bir yetenek değildir. Bebekler doğduklarında konuşamaz ve yazamazlar. Zaman içinde önce konuşmayı, sonra yazmayı öğrenirler. Her insan etkileyici konuşma ve yazma becerisi kazanabilir. Var olan becerisini daha da geliştirebilir. Bunun için öncelikle etkileyici konuşma ve yazmaya istek duymalıdırlar. Etkileyici konuşma ve yazma ile ilgili kavramları/kuralları öğrenip uygulamalıdırlar. Konuşma ve Yazmanın Etkisi

75 1. BİRİKİMİN ÖNEMİ Yaşantımız boyunca yeni bilgiler ediniriz. Hemen hemen her gün farklı bir bilgi ile karşılaşırız. Edindiğimiz bilgileri günlük yaşantımızda kullandıkça deneyim sahibi oluruz. Zaman zaman çevremizdeki olayları gözlemleriz. Gözlemlerimizin sonucuna göre yeni davranışlar kazanırız. Okuduklarımızdan, dinlediklerimizden etkileniriz. Yeni bilgiler ediniriz. Okuma, dinleme ve gözlem sonucunda edindiğimiz bilgilerin bütünü birikimdir. Dinleyerek, okuyarak ve gözlem yaparak birikim kazanırız. Herhangi bir konuda söyleyecek sözümüzün olabilmesi, o konuda sahip olduğumuz birikime bağlıdır. Birikim sahibi olduğumuz konuda konuştuğumuzda ya da yazdığımızda etkileyici oluruz. Anlatacağımız konu hakkında yeterli birikime sahip değilsek, etkili konuşamayız ve yazamayız. Dinleyenlerin ya da okuyanların ilgisini çekemeyiz, onları etkileyemeyiz. Herhangi bir konuda bilgi sahibi olmak, o konuyu etkileyici biçimde anlatabilmemiz için yeterli değildir. Konuşma ve yazma ile ilgili kurallar hakkında da birikim sahibi olmalıyız.

76 2. BİRİKİM KAZANMANIN YOLLARI Çevremizde canlı ve cansız birçok varlık vardır. Bu varlıklar birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Kiminin rengi, kiminin sesi ilgimizi çeker. Çevremizdeki varlıkların özelliklerini duyu organlarımızla algılarız. Görme duyumuzla renkleri birbirinden ayırabiliriz. İşitme duyumuzla sesler arasındaki farklılığı anlarız. Koklama duyumuzla varlıkların nasıl koktuklarını öğreniriz. Acıyı, tatlıyı tatma duyumuz yardımıyla algılarız. Dokunma duyumuzla sert bir maddeyi yumuşak bir maddeden ayırabiliriz. Böylece çevremizdeki varlıklarla ve olaylarla ilgili birikim sahibi oluruz. Bu birikimi kazanmak için özel bir çaba harcarız. Düzenli bir birikim elde etmek için dinlemeye, okumaya ve gözleme gereksinim vardır.

77 Her an bazı sesler duyarız. Kuşların ötüşü, köpeklerin havlayışı, kedilerin miyavlaması, sokaktan geçen satıcının bağırtısı, otomobillerin korna sesleri duyduğumuz seslerden bazılarıdır. Çevremizdeki varlıkları, çıkardıkları seslerden ayırt ederiz. Arkadaşlarımızın çoğunu seslerinden tanırız. Çevremizde işittiğimiz seslerin kime veya neye ait olduğunu ya da bu seslenmeyle ne söylenmek istendiğini anlamaya dinleme denir. Dinleme, kulağa gelen seslerin ne olduğunu anlama işidir. İşitme, yalnızca sesi algılama işidir. Bu nedenle işitme ile dinleme arasında fark vardır. İşitme, sese ilişkin anlama ve yorumlamayı gerektirmez. Dinleme, anlama ve yorumlama etkinliğidir. Başkalarının düşüncelerini, duygularını dinleyerek öğreniriz. Konuşulanlar üzerinde düşünür, anlatılanları kavramaya çalışırız. Bu bakımdan dinleme, birikim kazanma yollarının başında gelir. Etkileyici konuşma, dinlemeyle kazanılır. İyi bir dinleyici, konuşulanları dinlediğinde etkilenir. Böylece birikim sahibi olur. Bu birikimini etkili ve güzel konuşabilmek için kullanır.

78 DİNLEMEK Birikim kazanabilmek için öncelikle dinlemeyi bilmeliyiz.

79 1. Dinlemeye Hazırlık Sınıfımızda öğretmenimizin anlattıklarını, arkadaşlarımızın bir kitaptan okuduklarını dinleriz. Dinleyerek birikim sahibi olabilmek için öncelikle dinlemeye hazır olmalıyız.

80 Dinlemeye hazırlıkta şunları göz önünde bulundurmalıyız: 1.Kurallara uygun olarak oturmalıyız. Otururken başkalarını rahatsız edici davranışlardan kaçınmalıyız. 2.Okunanı ya da konuşulanı dinlemeye istekli olmalıyız. 3.Dinlerken sabırlı davranmalıyız. 4.Dikkatimizi, yapılan konuşma üzerinde yoğunlaştırmalıyız. 5.Ön yargılı olmamalıyız. 6.Dinlerken not almalı; dinlediklerimizin kalıcı olmasını sağlamalıyız.

81 2. Dikkati Canlı Tutma İşitmek bilinçsiz yapılan, dinlemek bilinçli yapılan bir iştir. Dinleme aynı zamanda konuşmaya bağlı bir etkinliktir. Dinleyeni olmayan konuşma olmaz. Bu nedenle bir konuşmayı, anlatılanlardan yararlanmak için dinlemeliyiz. Öğrenmek ve bilgi edinmek için yapılan dinlemenin, zamanımızı hoş ve eğlenceli geçirmek için yapılan dinlemeden farklı olduğunu unutmamalıyız. Dinlerken dikkatimizi canlı tutmaya özen göstermeliyiz. Dikkatimizi canlı tutarsak, konuşmacının söylediklerini anlayabiliriz. Konuşulan konunun ana düşüncesini sezmeye çalışmalıyız. Konuşmacının üzerinde durduğu ayrıntılara dikkat etmeliyiz.

82 3. Konunun Ana Düşüncesini Bulma Bir konuşmanın temelini oluşturan düşünceye ana düşünce (ana fikir) denir. Her konuşma bir ana düşünceyi dinleyenlere benimsetmek için yapılır. Ana düşüncesi olmayan konuşma, dinleyenlerin ilgisini çekmez. Bu tür konuşmalar, dinleyenlere hoşça vakit geçirtmek için yapılır. Günlük konuşmalarımız çoğunlukla böyle bir amacı taşır. Bir konu hakkında, dinleyenlere bilgi aktarma amacını taşıyan konuşmaların ana düşünceleri vardır. Konuşma, bu ana düşünceyi dinleyenlere benimsetmek için yapılır. Konu hakkında dinleyenlere ana düşünceyi destekleyici bilgiler verilir. Bu bilgiler örnek ve gözlemlerle zenginleştirilir. Konuşmayı etkileyici kılmak için konuşma sırasında konuya uygun anı veya fıkra anlatılır. Dinleyicinin, bir sonuca varması amaçlanır. Bu sonuç, konuşmacının benimsetmek istediği ana düşüncedir. Ana düşünce, konuşmanın herhangi bir bölümünde verilebilir. Konuşmacı, ana düşünceyi, konuşmasının başında veya sonunda söyleyebileceği gibi ortasında da söyleyebilir. Böylece ana düşüncenin dinleyenler tarafından anlaşılması beklenir. İyi bir dinleyici, konuşmacının sözlerinden ana düşünceyi bulup çıkarmaya çalışır.

83 4. Değerlendirme İyi bir dinleyici, konuşulanlar üzerinde düşünür, anlatılanları kavramaya çalışır. Konuşulanlardan yararlanmak için çaba harcar. Dikkatini konu üzerine yoğunlaştırır. Her zaman iyi bir dinleyici olmaya istek duyar. Bu istekle daha verimli ve yararlı olur. İyi bir dinleyici, dinlemenin ilkelerine uyar. Buna özen gösterir. Sabırlıdır. Konuşanı sonuna kadar dinler. Konuşanın düşüncelerini beğenmese de hiçbir zaman sözünü kesmez. Dinlediklerini değerlendirme, iyi bir dinleyicinin yapması gereken en önemli iştir. İyi bir dinleyici, konuşmacının amacının ne olduğunu anlamaya çalışır. Konuşmacının, yaptığı birtakım açıklamaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını sezmeye çaba harcar. Konuşmacının, düşüncelerinin doğruluğu üzerinde kafa yorar. Yapılan konuşmaları hazırlıklı olarak dinlemeyi alışkanlık hâline getirmeliyiz. Dikkatimizi konuşma bitene kadar canlı tutmaya özen göstermeliyiz. Konunun ayrıntılarına dikkat etmeli; ana düşünceyi yakalamaya çalışmalıyız. Dinlemenin temel ilkelerine uygun davranmalıyız. Konuşmanın sonunda mutlaka bir değerlendirme yapmalıyız. Konuşmayı izlerken, dinlemenin temel ilkelerine uyup uymadığımızı değerlendirmeli, doğru ve yanlış davranışlarımızı belirlemeliyiz. Yaptığımız yanlışları düzeltmek için çaba harcamalıyız. Dinlediğini değerlendirme, iyi bir dinleyicinin öncelikle yapması gereken işlerden biridir.

84 Al Başlıklı Çocuk Al Başlıklı Çocuk ipi çekmiş kapı da açılmış. Kurt onun içeri girdiğini görünce yorganın altına saklanıp demiş ki: Kurt — "Çöreği, tereyağı kasesini teknenin üstüne koy da gel koynuma yat." Al Başlıklı Çocuk soyunmuş, yatağa girmiş, yatakta, anneannesinin soyunmuş halini böyle görünce şaşırmış; Kurt ile arasında şu konuşma geçmiş: Çocuk — "Büyük anne! Ne kocaman kolların var?" Kurt — "Seni daha iyi kucaklamak için yavrum!" Çocuk — "Büyük anne ne kocaman bacakların var?" Kurt — "Daha hızlı koşmak için yavrum!" Çocuk — "Büyük anne ne kocaman kulakların var?" Kurt — "Daha iyi dinlemek için yavrum." Çocuk — "Büyük ve kocaman gözlerin var?"- Kurt — "Daha iyi görmek için yavrum!..." Çocuk — "Büyük anne ne kocaman dişlerin var?" Kurt — "Seni yemek için! demiş; ve demesiyle, hain Kurt'un Al Başlıklı Çocuğun üzerine atılıp yemesi bir olmuş.

85 Zümrüt-ü Anka Başlangıcı. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken, eski harman içinde... Ben deyim bu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı, gümüş uçtu, gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten... Biri kaptı maşayı; biri aldı kaşağıyı; dolandım, durdum dört köşeyi... Vay ne köşe, bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe: Şu köşe yaz köşesi. Şu köşe kış köşesi. Şu köşe güz köşesi diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gel gelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme gözlerim fırladı dışarı! Bu öfkeyle minarenin birini belime soktum, borudur diye! Kubbelerini dersen cebime koydum, darıdır diye! Abdurrahman Çelebi de bir çifte attı, geridur diye! Ama velakin, ben de tuttum kuyruğundan, ileri diye! O gitti, ben gittim... Az gittim. Uz gittim... Dere, tepe düz gittim.. Çayır, çimen geçerek; lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne bakayım, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim! Ne ise, var varanın, sür sürenin baykuşu çoktur viranenin, derken efendimin ağası, bir ayağımı baldıranlara basmayım mı korudur diye! Birini de tutup denize atmayım mı kıyıdır diye! Kuruydum ıslandım; sel beni neyler? Islandım kurudum; yel beni neyler? Mangırım yok, pulum yok; il beni neyler? Dostu düşmanı aradım, bedavadan bir kayık kiraladım; fış fış kayıkçı; kış kış kayıkçı; kayıkçının küreği tıp tıp eder yüreği, akşama fincan böreğî, sabaha bayram çöreği... Yesem yesem doymasam! Kabe'ye gitsem gelmesem! Zemzem ile yusalar! Kına ile gömseler! Yok yok kayıkçı, çabuk kayıkçı! Evde benim etim var; bir yaramaz kedim var; kedim eti yerse, anam beni döverse... Vay başıma, hay başıma; bir devlet kuşu konsa, şu benim kel başıma! Demeye kalmadı, bir de gördüm ki, ne göreyim? Adı ile sanıyla, yeşiliyle alıyla zümrütü anka dedikleri değil mi? Arafat dağının üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın be yahu! Yüzü insan, gözleri ahu! Martaval değil, masaldır masal bu!...

86 PORTİA Merhametin şanında zorlamaya yer yoktur. Mübarek yağmur gibi o, altındaki yere gökyüzünden dökülür. İki kat mübarektir. Hem alana rahmettir, hem verene rahmettir. Kudretlerin içinde en büyük kudrettir o. Tahtındaki hakana tacından çok yaraşır. Hükümdar tuğu, geçici saltanatın simgesidir. Yürekleri titreten kral korkusu gibi saltanatla, korkunun dayandığı şeydir o. Fakat merhamet, tuğlu saltanattan üstündür. Onun haşmeti kralların kalbinde. Allah'ın bile kendi dayandığı kudret o. Merhamet adaleti yumuşattığı zaman dünya kudreti, Tanrı kudretine yaklaşır. Bunun için her ne kadar dileğin adalet olsa bile, şunu bir kere düşün: Adalet yolundaki her hak yerine gelse, hiçbirimizin ruhu selamete eremez. Her duada biz Tanrı'dan merhamet isteriz. Kendi dualarımız bize öğretiyor ki, rahmete ermek için merhamet etmek gerek. İstediğin adalet merhametle karışsın diye bunu söyledim. Fakat ısrar edersen, Venedik'in bu adil mahkemesi hükmünü şu zavallı tacir aleyhine vermeye mecbur olur. VENEDİK TACİRİ. W.SHAKESPARE Çev: Nurettin SEVÎN

87 İSTİKLAL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal; Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal.

88 Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım. Garb'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar; Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmanı boğar, «Medeniyyet!» dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

89 Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Ruhumun senden İlâhî şudur ancak emeli: Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli; Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli- Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

90 O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım; Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım! O zaman yükselerek Arş'a değer, belki, başım. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyyet; Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl.

91 TAKDİM KONUŞMASI •KISA KONUŞMAK •KONUNUN, DİNLEYICİLERİ NEDEN İLGİLENDİRDİĞİNİ SÖYLEMEK. •KONFERANSÇININ BU KONUDAKİ YETKİSİ NEDİR? •KONFERANSÇININ ADINI AÇIK OLARAK HERKESİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE SÖYLEMEK. •ADINI SÖYLERKEN ONA DEĞİL, DİNLEYİCİLERE BAKMAK •TAKDİMCİNIN KENDİSİNİ ÖN PLANA ÇIKARMAMASI. •İSMİNİ SÖYLER SÖYLEMEZ KÜRSÜYÜ, KONFERANSÇIYA BIRAKMAK

92 İYİ BİR KONUŞMANIN HAZIRLANMASI •YETKİ SAHİBİ OLDUĞUNUZ BİR KONU SEÇİN VEYA O KONUDA YETKİ ELDE ETMEDEN KONUŞMAYINIZ. •KONU İLE İLGİLİ HATIRINIZA GELEN BÜTÜN SORULARI ALT ALTA YAZINIZ VE SİZE HAZIRLADIĞINIZ BU KONUDA SORULABİLECEK BÜTÜN SORULARI DÜŞÜNÜN. •SORULARA TEKER TEKER CEVAP VERMEYE ÇALIŞINIZ. •KONUŞMALARINIZDA BİRDEN BİRE BÜTÜN TEFERRUATA DEĞİNMEYİNİZ. •SÖYLEMEK İSTEDİGİNİZ ŞEYLERİ ÖNEM VE MANTIK SIRASINA GÖRE DÜZENLEYİNİZ. •İLK VE SON SÖZLERİNİZİN KISA VE HATIRDA KALACAK ŞEKİLDE SÖYLEMEYE DİKKAT EDİNİZ. •ORTAYA KOYACAGINIZ FİKİR VE RAKAMLAR DOĞRU OLMALIDIR.

93 •KONUŞMANIZIN AĞIRLIKLI OLARAK OLUMLU, YAPICI VE ÜMİT VERİCİ TARZDA OLMASINA DİKKAT EDİNİZ. •KONUŞMANIZDA VURGULAYICI SÖZCÜKLER SEÇİNİZ VE KONUŞMAYI MÜMKÜN OLDUĞUNCA KISA YAPINIZ. •İYİ KONUŞMALARI VE YAZILARI OKUYUNUZ. •KONUŞMANIN MONOTON (TEKDÜZE) OLMAMASINA DİKKAT EDİNİZ. KONUŞMALARINIZ REKLİ, CANLI VE İÇTENLİK BAKIMINDAN KÜÇÜK BİR ÇOCUGUN KONUŞMASINA BENZEMELİDİR. •KİMSENİN KONUŞMASINI KOPYA VE TAKLİT ETMEYİNİZ. HATA YAPMAKTAN KORKMAYINIZ. HATALARINIZDAN DERS ALIN VE BİR DAHA TEKRAR ETMEYİNİZ. •KONUŞMANIZ BAŞKASINI DEĞİL, SİZİN KENDİ KİŞİLİĞİNİZİ YANSITMALIDIR. •KONUŞMANIZ BİTTİKTEN SONRA VARSA EKSİKLERİNİZ YÜZÜNDEN VE TAM İSTEDİĞİNİZ GİBİ OLMADI DİYE ÜZÜLMEYİNİZ.

94 SİHİRLİ FORMÜL •HİŞŞT •KONU •NEDEN? •ÖRNEK •SONUÇ

95 İNSANLARA KENDİNİZİ SEVDİRMENİN 6 YOLU •BAŞKALARIYLA GERÇEKTEN İLGİLENENİNİZ. •GÜLÜMSEYİNİZ. •İNSANLARA KENDİ İSİMLERİ İLE HİTAP EDİNİZ. ÇÜNKÜ İNSANIN EN TATLI VE ÖNEMLİ BULDUĞU KELİMENİN KENDİ ADI OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ. •İYİ BİR DİNLEYİCİ OLUNUZ. BAŞKALARINI KENDİLERİNDEN SÖZ ETMEYE ÖZENDİRİNİZ. •BAŞKALARININ İLGİLENDİĞİ KONULARDAN BAHSEDİNİZ. •KARŞINIZDAKİ KİŞİYE ÖNEM VERDİĞİNİZİ HİSSETTİRİNİZ VE BUNDA SAMİMİ OLUNUZ.

96 MUTLU OLMANIN VE DÜŞÜNMENİN 7 YOLU •KAFANIZI; HUZUR, CESARET, SAĞLIK VE UMUT DÜŞÜNCELERİYLE DOLDURUNUZ. •DÜŞMANLARINIZDAN İNTİKAM ALMAYA ÇALIŞMAYINIZ. •İNSANLARDAN DAİMA NANKÖRLÜK BEKLEYİNİZ; FAKAT BU SİZİ ÜZMESİN. •YAŞAMIN VE SAHİP OLDUKLARINIZIN İYİ TARAFLARINI DÜŞÜNÜNÜZ, KÖTÜ DEĞİL. •BAŞKALARINI TAKLİT ETMEYİNİZ. •YENİLGİ VE KAYIPLARINIZDAN FAYDALANMAYI BİLİNİZ. •BAŞKALARINI MUTLU YAPMAYA ÇALIŞINIZ; ÇÜNKÜ MUTLULUK, MUTLULUK VERMEKTİR.

97 İNSANLARIN SİZİN GİBİ DÜŞÜNMESİNİ SAĞLAYACAK 12 YOLU •BİR TARTIŞMAYI KAZANMANIN EN İYİ YOLU ONDAN KAÇINMAKTIR. •KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN FİKİRLERİNE SAYGI GÖSTERİNİZ. •HATANIZ VARSA, DERHAL VE KESİN OLARAK KABUL EDİNİZ. •DOSTÇA BİR DİLLE SÖZE BAŞLAYINIZ. •KARŞINIZDAKİNİ "EVET, EVET" DEMESİNİ SAĞLAYINIZ. •ESAS KONUŞMANIN ÇOĞUNU KARŞINIZDAKİNE BIRAKINIZ. •KARŞINIZDAKİNE ESAS FİKRİN KENDİSİNDEN GELDİĞİNİ HİSSETTİRİNİZ. •KARŞINIZDAKİNİN GÖRÜŞÜNÜ ALMAYA, ÇEVRENİZİ ONUN GÖZÜYLE GÖRMEYE ÇALIŞINIZ. •KARŞINIZDAKİNİN FİKİR VE ARZULARINA SEMPATİ GÖSTERİNİZ. •ONUN ASÎL HÎSLERÎNE HİTAP EDİNİZ.FİKİRLERİNİZİ CANLANIDRARAK VE ÖRNEK VEREREK ANLATINIZ. •ORTAYA BİR MEYDAN OKUMA ATINIZ.

98 GÜZEL SÖZLER "İdealler yıldızlara benzer. Onlara ulaşamazsınız, ama size yol gösterirler." Waldo Emerson "Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte hem ışığı hem de gelecek treni görür." J.Harris "Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir“ John Christian "Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir.“ Benjamin Franklin "Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil, aynı zamanda aranan kişi olmaktır." Foster Wood "Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır". Confucius

99 •"Batıl inanış, zayıf kafaların dinidir.“ Platon •"Mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan kişilerle doludur." •"Yumuşak olma ezilirsin, sert olma kırılırsın.“ Victor Hugo •"Kaplumbağaya dikkat et.Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerliyebiliyor.“ James B.Conont •"İnsanın kendisini yenmesi, zaferlerin en büyüğüdür." Eflatun •"Ders alınmazsa, her hata bir sonraki hatanın virüsü olur" Sadi

100 •"Kuş uçtuktan sonra, kafesini kapamak neye yarar?" L. Fontane •"Haset, başkasının balını kendi ağzında zehir etmektir." C. Şehabettin •"Sevmesini bilirsek başkalarına acı vermeyi unuturuz" Nitzche •"Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.” Schiller •" Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok... Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok...” Mevlana

101 •ANLAŞILMAK –Önemli olan, söylenenin ne olduğu ya da nasıl söylendiği değil, ama söylenenin nasıl anlaşıldığıdır. Guy Hunter –Boş bir testiyle bir kafanın tokuşmasından kof bir ses çıkıyorsa, özrü ille de testide aramamalı. Çin Atasözü •BİLGİ –Bilgi kullanılmakla eskimeyen ve başkalarına aktardığınız zaman sizde kalanı azalmayan bir olgudur. Leontief •BÜYÜKLÜK –Büyüklüğün belli bir ölçüsü yoktur. Yükselten veya alçaltan şey kıyaslamadır. Bir nehirde büyük görünen bir gemi, denizde küçüktür. Seneca •BEĞENMEK –Hayatın sırrı şudur: Beğendiğinizi yapmayın, fakat yaptıklarınızı beğenin. İngiliz Atasözü

102 •ÇALIŞMAK –Çok derin olan kuyu değil, çok kısa olan iptir. Çin Atasözü –Çocukluğunu tam yaşamamış insan, kolay kolay tam bir insan olmaz. Mölderlin •DÜŞÜNMEK –Ben günde üç saat düşündüğüm için dahi oldum. Bernard Shaw –Düşündeki düğümleri çözmek sorunları çözmekten daha önemlidir. Ludwig Wittgenstein –Düşünceleriniz ne ise yaşamınız da odur. Yaşamınızın gidişine değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştirin. Marcus Aurebiun •DOST –Ayıptan arınmış dost arayan dostsuz kalır. Mevlana •DOSTLUK –Dostluğu bir arada bulunmanın uzunluğu ile değil, düşünce ve duygu birliği ile ölçelim. Vineonzo Grobort

103 DERVİŞ; Müslümanın tembeli derviş, gavurun tembeli keşiş olur. Atasözü DOĞRU YOL; Doğru yolda yürüyen bir topal, yoldan çıkan iyi bir koşucuyu geçer. Francis Bacon DÜZELTME; Dünyada düzeltebileceğimiz, daha iyi yapmayı başarabileceğimiz, ilk ve en mühim kimse kendimizdir. Huxley EĞİTİM; Çocuklarımızın ayaklarına bile gösterdiğimiz özen ve bakımı kafalarına göstermiyoruz. Ayaklarına uygun olsun diye, pabuçlarını ısmarlama yaptırıyoruz. Acaba, kafalarına uygun okulları ne zaman yaptıracağız. Claparade Toprak ne kadar zengin olursa olsun ekilmedikçe mahsul vermez; kafalar da öyle, ekilmeyen kafalardan mahsul alınmaz. Seneca ESASLA UĞRAŞMAK; Küle değil, ateşe üflemelidir. (Teferruatla değil, esasla uğraşmalıdır.) Divanü Lügat-it Türk, Savlar EŞİT OLMAMA; Dünyada birbirinin eşi ne iki görüş vardır, ne iki saç kıl, ne de iki tohum. M.Montaigne

104 GENÇLİK Gençlikte dünya’yı, yaşlılıkta gençliği düzeltmeye çalışırız. ? Gençlik, hayatın belli bir dönemi değildir. Hiç kimse belli yılları doldurmakla ihtiyarlamaz. İnsanlar ideallerini kaybedince ihtiyarlarlar. Seneler ancak cildi buruşturur, ama heyecanını yitirmek ruhu buruşturur. John Lewis ( E ) GÖZLEM Tek gerçek yolculuk, aynı gözlerle yüz değişik ülkeyi dolaşmak değil, aynı ülkeyi yüz değişik gözle görebilmektir. Provet GURUR İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler. Montaigne HEDEF Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılmaz. Montaigne

105 FONETİK

106 NEFES ALMA Konuşma başlangıcında; burundan, Konuşma arasında ise; ağız ve burundan karışık nefes alınabilir.

107 SESİ YERLEŞTİRMEK Vücut tamamen rahatlamış halde iken derin bir nefes alınır ve AAAA sesi çıkarılır. Doğal olarak sesimizin nasıl olması gerektiğini bize gösterir. Normal sesimiz “tiz” veya “pes” olabilir. Önemli olan sesin zorlanmadan elde edilmesidir. Sesi öne almak ve maske sesi için; 4 x mini4 x mene4 x mana4 x munu “s” harfi veya pelteklik problemi olanlar için: Ağzına paralel olarak bir kalem alıp dişleriyle tutar ve: 4 x sipi4 x sepe4 x sapa4 x sopa4 x supu çalışır. Bu dilin ucunu daha ileriye gitmesi için tahrik eder.

108 NEFES AÇMA VE DİYAFRAMI KULLANMA ALIŞTIRMALARI Sabahları 5 dakika burundan nefes alınarak diyafram doldurulur. •Rahatlayarak baş öne eğilmeli. Sağa yarım daire çizilir. Sonra sola doğru yarım daire çizilir. •Omuz 4 harekette arkadan öne ve 4 harekette önden arkaya doğru daire çizer. •Omuz yukarı kaldırılır ve birden aşağı bırakılır. •Omuz 5 defada yavaş yavaş yukarı sonra da aşağı indirilir. •Diyaframa doldurulan nefes 10’a kadar sayılarak burundan bırakılır •Diyaframa doldurulan nefes 10’a kadar sayılarak ağızdan bırakılır •Dolma esnasında iki yanımızdan bastırarak diyafram doldurulup sonra bastırmadan boşaltılır. •Duvara yan dönmüş olarak ve elimizle duvara dayanmış halde iken nefes alınıp verilir. •f, s, v, d ile b,m, r önüne ünlüler getirilerek çalışılır. •F harfi ile ses şiddeti geliştirilir. Üf, üf,... gibi •Nefes alınıp dışarıya köpek nefesi gibi verilir. Heh, Heh, Heh, Heh, Heh, Heh, Heh,..

109 SESİN KUVVETİNİ ARTTIRMAK Sesiniz kuvvetsiz ve yetersiz olabilir. Bu da hafif sesle konuşma alışkanlığından ve alıştırma yapmamak yüzünden ileri gelir. Halk karşısında konuşmak zorunda olan herkesin sesinin kuvvetini arttırması gerekir. İşte bunun için yapılacak alıştırmalar: ilk dört tanesinden her birini bir soluk verişte ve beşincinin hepsini en az yoran tonunuzla, yani orta tonla (medium) yapınız. Ağzınızı açarak (a) selenini veriniz. 1 — Soluk verirken gitgide artan bir şiddetle ses çıkarınız. 2 — Birdenbire ve ayni şiddeti sürdürerek ses çıkarınız. 3 — Sesinizin şiddetini çoğaltıp azaltınız. 4 — Aynı şekilde, fakat birçok kere, sesinizin şiddetini çoğaltıp azaltarak tekrarlayınız. 5 — Kısa soluk vererek, oldukça gür sesler çıkarınız.

110 Ses titrekliği: Sesiniz, gürlüğü ne olursa olsun, titreyebilir. Bu kusur şarkıda daha az hissedilir. Fakat diksiyonda zararlıdır, özellikle trajik diksiyonda, çoğunlukla selen, yalnız bir soluk verişte uzamak zorunda olduğu için, hemen belli olur. Sesinizi zorlamaktan kaçınarak aşağıdaki alıştırmaları yapınız; ses arkası kesilmeyen bir su gibi akmalıdır. 1 — Çok kısa bir süre içinde ve pek az ses vererek bir selen çıkarınız. 2 — Bir seleni çıkarırken bir parça daha gür ve bir parça daha uzun tutunuz. Böylece durmadan, gitgide biraz daha gür ve öncekinden biraz daha süresi uzun olan selenler çıkarınız. İyi bir sonuç alıncaya kadar bu alıştırmaya devam ediniz.

111 VURGU

112 SÖZCÜK VURGUSU Bir sözcükteki hecelerden birini, daha baskılı ve dik söylemeye sözcük vurgusu denir. Ünlüyle biten heceler açık, Ünsüzle biten hecelere kapalı hece denir. •Tek heceli sözcükler vurgusuzdur. Yurt, Ok, At. •İnsan ve hayvan adlarında vurgu son hecededir. Mehmet, Orhan, Ayça, Olcay, Ufuk •Seslenmelerde vurgu ilk hecededir. Ayşe, Orhan

113 •İki heceli kapalı özel yer adlarında vurgu ilk hecededir. Ankara, Samsun, Afyon •İlk hecesi açık, ikinci hecesi kapalı çok heceli yer adlarında vurgu ikinci hecededir. Amasya •İlk hecesi açık, ikinci hecesi kapalı iki heceli yer adlarında vurgu ikinci hecededir. Çorum, Sivas. •Şehir adlarıyla karışma ihtimali olan isimlerde; kapalı ve açık heceli şehir isimlerinde vurgu ilk hecededir. Aydın, Ulus, Ağrı, Bebek, Afyon, Tokat. Manaya vurgu: Aydın, Ulus, Ağrı, Bebek.

114 •Sonu “tan”la biten devlet isimlerinde vurgu “tan”dadır: Bulgaristan, Pakistan, Çeçenistan. •(me) olumsuzluk eki (geniş zaman olumsuzunun dışında) vurguyu kendinden önceki heceye aktarır. Konuşma, gitme, çalışmaz, okunmaz. •(mi) soru eki vurguyu kendinden önceki heceye aktarırlar. Geldi mi? Çalıştı mı? Almış mı? •Ek eylemin geniş zaman ekleri (im, sin, dir, iz, siniz, dirler) vurguyu kendilerinden önceki heceye aktarırlar. “İnsanım, öğrencidir, akıllıdır.”

115 •–de, ve –ki bağlaçları vurguyu kendinden önceki heceye aktarırlar. “sokaklar da süslendi” çalıştı ki başardı” •Küçültme eki vurguyu kendisi yüklenir. “Uzunca yol, küçükçe ev” •ile, di, miş, se, ken, ekleri vurguyu üstlenmezler. Okumuş, yürüdü, arkadaşlarıyla gelirse, uyurken.

116 CÜMLE VURGUSU Normal cümlede, yüklemin yanındaki kelimede vurgu vardır. Yazarken buna göre yazmak lazımdır. Ben o kitabı dayıma verdim. •Şayet vurgu “Kim” sorusuna cevabı belirtecekse, yazıda: O kitabı dayıma ben verdim. •Sözlü ifadede ise: Vurgu hangi kelimeye yapılırsa onadır: •Niteleme sıfatlarında vurgu niteleyende olur: En güzel çiçek, temiz örtü, durgun su. •Birleşik sözcüklerde, ilk sözcükte vurgu olur: günbatımı, sonbahar, köpekbalığı.

117 TONLAMA Ses dalgalarında titreşim (tonlama) tümceye yapılır. Vurgu, sözcük ve tümceye yapılır. Entonasyon bütün metne yapılır. (Entonasyon: Monoton olmak)

118 TEMEL KAYNAKLAR Türk Dil Kurumunun (En yakın tarihli) “İmla Kılavuzu” Türk Dil Kurumunun “A’dan Z’ye Türkçe Sözlük” Ferit DEVELLİOĞLU’nun “Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugatı” Ali PÜSKÜLLÜOĞLU “Yabancı Sözcükler Sözlüğü”

119 KAYNAKLAR - Güzel Konuşma Can GÜRZAP “Konuşan İnsan” Yapı Kredi Yayınları Ülkü GİRAY “Güzel Konuşma ve Okuma Kılavuzu” Akın ÖNEN “Türkçe’yi Doğru Konuşmak” Dost Kitabevi

120 BİLİNMESİ GEREKEN YABANCI KÖKENLİ KELİMELER Animasyon : Canlandırmak. Animatör: Ankesörlü Telefon: Kutulu telefon Antipatik: Antre: Giriş Baz almak: Temel almak. By-pass: Damar aktarma.Siyasette devre dışı Damping: İndirim Check-up: Tam bakım Deklarasyon: Bildiri Demagoji: Laf ebeliği, lafazanlık Depresyon: Ruhi çöküntü. Devalüasyon: Paranın değerini düşürme. Disk: Teker Disket: Tekercik Disk player: Teker çalar. Distribütör: Dağıtıcı Dizayn etmek: Tasarım Done, data: Veri Dopping: Uyarıcı. Duayen: Kıdemli Efekt: Sesleme, etkileme Görsel efekt: Görüntülü etkileme Efor: Çaba Ekoloji: Çevre bilimi. Emisyon: Sürüm Empoze: Dayatılmış Endeks: Gösterge Enflasyon: Para şişkinliği Enstantane: Anlık görülüş Envanter: Döküm. Ergonomi: İş bilimi Fikstür: Karşılaşma takvimi Fizibilite: Uygulanabilirlik. Formasyon: Biçimlenme Forum: Meydan, söz meydanı Fraksiyon: Hizip, bölüntü. Full-time: tam gün Fundamentalizm: Köktencilik Global: Küresel, Dünya çapında Handikap: Engel

121 BİLİNMESİ GEREKEN YABANCI KÖKENLİ KELİMELER Holigan: Serseri İnisiyatif: Öncelik, üstünlük Jakoben: Tepeden inmeci Kampus: Yerleşge Kaos: Kargaşa, karışıklık Kariyer: Uzmanlaşma Karizma: Büyüleyici özellik CD (Compact Disc)= Kompakt Disk = Yoğun Teker Kompleks= Karmaşık Konjonktür: Toplu durum Konsantre: Yoğunlaştırılmış Kontör: Bir konuşmalık Kota: Bölüş, pay (Ayrılan) Kriter: Ölçü Lanse etmek: Öne sürmek Likit: Akışkan Literatür: Edebiyat Logo: Ayırmaç Makro: Geniş, büyük Marjinal: Uç, sıra dışı Markaj: Adam tutmak Medya: İletişim araçları, iletişim ortamı Mega: Dev Misyoner: Görev, özel görev, amaç Motivasyon: isteklendirme No frost: Karlanmaz Nostalji: Geçmişe özlem, hasret. Nüans: İnce ayrım Oportunist: Fırsatçı

122 BİLİNMESİ GEREKEN YABANCI KÖKENLİ KELİMELER Panel: Açıkoturum Paradoks: çelişiki, aykırılık, saçmalık Partner: Ortaklık, eş Performans: Başarı Periyot: Devir, devre, süreli Perspektif: Bakış açısı Plaket: Onurluk Platform: Alan Play-back: Söylemseme Polemik: Söz dalaşı, kalem kavgası Popüler: Halkça tutulan Popülist: Halk yağcısı Potpuri: Karmaca, çeşitli Pragmatist: Faydacı Pres: Baskı Prestij: Saygın Prodüktör: Yayımcı Promosyon: Özendirici Provokasyon: Kışkırtma Rant: getiri (malın veya paranın) Refüj: Orta kaldırım Rekorte: Toplam üretim Revalüasyon: Değer arttırma Rolanti: Yavaşlatılmış Sansasyonel: Dalgalandırıcı Seminer: Toplu çalışma Sempatik: Sevimli Skor: Durum, sonuç Sorti: Çıkış Spesifik: Çok özel Sponsor: Destekleyici Subvanse: Desteklemek

123 BİLİNMESİ GEREKEN YABANCI KÖKENLİ KELİMELER Talk-show: Çene yarıştırma, söz gösterisi Ütopya: Hayal Versiyon: Nüsha biçimleme Viyadük: Uzun köprü (Uzunköprü ve vadi üzerinde) Vizyon: Geniş görüşlülük, uzak görüşlülük, gösterim Vokal: Sesli TÜRK DİL KURUMU YABANCI KELİMELER


"İsmail ÖZELBAŞ Vaiz. EDİRNE – MERİÇ VAİZİ 1992 - 1994 İSTANBUL MÜFTÜLÜĞÜ - MERKEZ VAİZİ 1994 - 2000 ÜSKÜDAR MÜFTÜLÜĞÜ – VAİZ 2000 - 2010 BEŞİKTAŞ MÜFTÜLÜĞÜ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları