Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

M İ ’RAC KAND İ L İ.  سُبْحَانَ الَّذى اَسْرى بِعَبْدِه لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَاالَّذى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "M İ ’RAC KAND İ L İ.  سُبْحَانَ الَّذى اَسْرى بِعَبْدِه لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَاالَّذى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ"— Sunum transkripti:

1 M İ ’RAC KAND İ L İ

2  سُبْحَانَ الَّذى اَسْرى بِعَبْدِه لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَاالَّذى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ ايَاتِنَا اِنَّهُ هُوَالسَّميعُ الْبَصيرُ  İ sra / 1. Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldı ğ ımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.

3 İ SRA VE M İ RAC’IN ANLAMI  İ srâ, gece yürüyüşü demektir. Peygamberimizin, bu akıllara durgunluk veren mucizesi geceleyin oldu ğ u için bu adı almıştır. Kur'an-ı Kerim bu olayı bu kelime ile ifade etmiştir.  Mi'rac ismi de yükse ğ e çıkmak manasına olan "uruc"tan alınmıştır ki merdiven, asansör demektir. Mi'rac ile ilgili hadislerde bu kelime kullanılarak "Yükse ğ e çıkarıldım" buyuruldu ğ undan bu olaya "Mi'rac" denmiştir. İ slâm dünyasında bu olay genelde bu kelime ile bilinmektedir.

4  Sözlük anlamları bu olan İ srâ ve Mi'rac, Peygamberimizin üstün makamlara yükselişi ve Allah'ın yüce katına kabul edilişi olayıdır. Yüce yaratıcıya yakınlı ğ ın en üstün derecesi olan Mi'rac, beşer anlayışı çizgisinin ötesinde bir olaydır. Çünkü bu olayın fizik kanunları ile açıklanması mümkün de ğ ildir.

5 NEREDE VE NE ZAMAN MEYDANA GELM İ ŞT İ R?  Mi'rac olayının ne zaman meydana geldi ğ i kesin olarak bilinmemektedir. Bunun sebebi İ slâmiyet'ten önce câhiliye zamanında Araplar arasında yıl tarihinin olmayışıdır. Kesin olarak bilinen, Mi'rac'ın hicretten önce Mekke'de meydana gelmiş olmasıdır.  Tarihi, ayı ve günü konusunda birbirinden farklı rivayetler vardır. Biz önemli bazı rivâyetleri özet olarak nakletmekle yetinece ğ iz.

6  Büyük hadis ve kelâm alimi olan Kastalânî’nin (v.1517), yazdı ğ ı ve Zürkânî'nin (v.1710) şerh etti ğ i "el-Mevâhibu'l-Ledüniyye" adlı eserde şu bilgilere yer verilmiştir: Ünlü alim ve tarihçi İ bn Kuteybe (h.267) ile allâme İ bn Abdülberr (h.463), Mi'rac'ın, kamerî aylardan Recep ayında oldu ğ unu söylerler. İ mam Nevevî (h.676) bu tarihi gerçe ğ e daha yakın bulur. Ayrıca hadis alimi Abdülganî el- Makdisî (h.659)'de bu tarihi kabul eder, hatta Mi'rac'ın Recep ayının 27'nci cuma gününde vuku buldu ğ unu söyledikten sonra: "Müslümanlar bu tarihi benimsemiş bulunuyor ve bunu en do ğ ru rivâyet kabul ediyorlar" der.  Zurkânî, c. I, s

7  Mi'rac hakkındaki ihtilaf, sadece vuku buldu ğ u tarih konusunda de ğ ildir. Olayın nasıl oldu ğ u, ruh ile mi cesed ile mi vuku buldu ğ u da ihtilaflıdır. Bu konuda farklı görüşler olmakla beraber alimlerin ço ğ unlu ğ una göre Mi'rac hem ruh ve hem de cesetle birlikte meydana gelmiştir. Esasen bu konudaki âyet ve hadisler incelendi ğ i ve Mi'rac'ın Mekke'li müşrikler arasında meydana getirdi ğ i yankı dikkate alındı ğ ında ço ğ unlu ğ un görüşünün do ğ ru oldu ğ u yani Mi'rac'ın hem ruh ve hem de cesedle birlikte oldu ğ u anlayışıdır.  İ şte buna göre İ slâm dünyasında Mi'rac Recep ayının 27'nci gecesinde kutlana gelmiştir.

8 Olay Nasıl Oldu?  Buhârî ve Müslim'de yer alan rivâyetlere göre olay şöyle olmuştur:  Peygamberimiz Mekke'de, evinde iken veya Kâbe'de bulundu ğ u sırada Cebrâil bazı meleklerle birlikte gelerek Peygamberimizin gö ğ sünü açmışlar, içini zemzem ile yıkadıktan sonra hikmet ve iman nuru doldurmuşlardır.  Peygamberimizle ilgili gö ğ üs açma (şerh-i sadr) denilen olay budur. Ancak bu olay ne zaman ve nerede olmuştur? Bu, ihtilaflıdır. Bazıları bunun, sütannesi Halime'nin yanında iken çocuklu ğ unda oldu ğ unu söylerken, di ğ er bazıları ise bir defa Halime yanında, bir defa da Mi'rac'tan önce olmak üzere iki defa oldu ğ unu söylerler.

9  Şah Veliyyullah ed-Dehlevî, gö ğ üs açma olayını manevî bir operasyon olarak de ğ erlendirir ve: "Peygamberimizin ruhunda meleklik ruhunun üstün gelmesi, tabiat özelliklerinin yok olması, tabiatın, kudsiyet âleminin ilhamlarına tabi olması" ile yorumlamaktadır.  Şah Veliyyullah ed-Dehlevî, Hüccetüllahi'l-Bali ğ a, c. II, s. 866.

10 Gö ğ sün Açılmasının Manası  Bir gün Peygamberimize soruldu:  – Ey Allah'ın Resülü, gö ğ üs açılır mı? Peygamberimiz.  – Evet, açılır, buyurdu.  – Nasıl olur? diye sorduklarında, Peygamberimiz:  – Bir nurdur ki Allah onu mü'minin kalbine atar, o da onunla ferahlanır, açılır, buyurdu.  – Onun alâmeti nedir? dediler. Peygamberimiz:  – Aldanma yurdu (dünyadan) uzaklaşmak, ebediyet yurduna (âhirete) yönelmek ve gelmeden önce ölüm için hazırlanmaktır, buyurdu.  İ bn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azîm, c. II, s.174.

11  Peygamberimizin Mi'rac'tan önce gö ğ sünün açılması, o muazzam olaya bir hazırlık, görece ğ i olaylar karşısında rahat olması ve kendini kaybetmemesi içindir.  Daha sonra Cebrâil, Peygamberimizi "Burak"a bindirerek birlikte Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya geldiler. Manevî bir binit olan Burak'ı Peygamberimiz şöyle tarif ediyor: "Bu, merkepten büyük, katırdan küçük uzun ve beyaz bir hayvandı. Adımını gözünün görebildi ğ i en son noktaya koyardı."

12  İ srâ sûresinde Mi'rac'ın bu bölümü ile ilgili şöyle buyurulmaktadır:  "Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan' kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için çevresini mubarek kıldı ğ ımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı ne yücedir. ''Do ğ rusu O, işitir ve görür.”  İ srâ, 1.

13  Peygamberimiz Mescid-i Aksa’da di ğ er Peygamberlerin ruhlarına imam olarak namaz kılmış ve bütün Peygamberler de onunla beraber kılmışlardır.  Sonra Mi'rac getirildi. Mi'rac, asansör gibi yükse ğ e çıkaran manevî bir araçtır. Buna Cebrâil ile beraber bindiler ve göklere çıktılar. Birinci semaya vardıklarında, Cebrâil aleyhi's-selâm:  – Açınız, dedi. İ çerden bir ses:  – Kimsin? diye sordu.  – Ben Cebrâil'im.  – Yanında kimse var mı?  – Muhammed (s.a.v.) var.

14  – Muhammed gönderildi mi? (Peygamber olarak görevlendirildi mi)  Evet, gönderildi.  Kapı açıldı ve Peygamberimiz birinci semâya varmış oldu. Orada, sa ğ ında ve solunda bir çok gölgeler olan bir adam gördü. Bu adam, sa ğ ına baktıkça gülümsüyor, soluna baktıkça da a ğ lıyordu. Peygamberimizi görünce:

15  – Merhaba sâlih Peygamber, hoş geldin, iyi o ğ ul, dedi.  Peygamberimiz Cebrâil’e kim oldu ğ unu sordu. Cebrâil de Hz. Adem oldu ğ unu söyledi. Etrafındaki gölgeler de onun soyu idi. Sa ğ ındakiler cennetlik olanlar, solundakiler de cehenneme girecek olanlardı. Onun için Hz. Adem sa ğ ına baktıkça seviniyor, gülüyordu. Soluna baktıkça da üzülüyor ve a ğ lıyordu.

16  Peygamberimiz Cebrâil aleyhi’s-selam'ın kılavuzlu ğ unda yoluna devam etti. İ kinci semâya vardılar. Orada birinci semâda oldu ğ u gibi aynı sorular soruldu ve aynı cevaplar verildi. Böylece her semada bir Peygamber ile karşılaştılar. İ kinci semada Yahya ve İ sa, üçüncü semada Yusuf, dördüncü semada İ dris, beşinci semada Harun, altıncı semada Musa ve yedinci semada İ brahim (a.s.) ile karşılaştılar. Karşılaştı ğ ı Peygamberlerin her biri kendisini selamlamış; hoş geldin salih Peygamber, iyi kardeş, dediler.

17  Daha sonra, "Sidretü'l-Müntehâ"ya vardılar. Sidretü'I-Müntehâ, gökleri, cennetleri kucaklayan ulu varlık a ğ acıdır. Peygamberlerin ve meleklerin erebildikleri ilmin son noktasıdır. Ondan ilerisine ne bir melek ne bir Peygamber yaklaşamaz. İ lerisi gayb alemidir. Allah'tan başka kimsenin ilmi oraya ulaşmaz.  Peygamberimiz Sidretü'I-Müntehâ'ya varınca Necm sûresinde ifade buyuruldu ğ u üzere: "Sidreyi bürüyen bürümüştü.” (Necm, 5)  Yani Sidre'yi bir nûr kaplamıştı. Bundan ötesi tarif ve bayana sı ğ mayan bir âlemdi. Buraya kadar Peygamberimize arkadaşlık ve kılavuzluk eden Cebrâil aleyhi's-selam burada kaldı ve: "Bir parmak ucu kadar öteye yaklaşmış olsaydım yanardım" dedi.

18  Bundan sonra Peygamberimiz: "Refref" ile yükselip Allah'ın divanına yaklaştı. (Refref, görmeye engel geniş örtü ve perde demektir ve Allah'ın divanı hadimlerinden biridir.) Nitekim Mevlid'de Süleyman Çelebi bu anı tarif ederken:  – "Söyleşürken Cebrâil ile kelâm,  Geldi Refref önüne verdi selâm,  Aldı ol şâh-ı cihanı ol zaman  Sidreden gitti ve götürdü heman.

19  Mirac'ın bundan sonra ki esrar dolu ulvî sahneleri ise Necm sûresinde şöyle ifade edilmektedir.  فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى {10} مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى {11} أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى {12} وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى {13} عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى {14} عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى {15} إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى {16} مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى {17} لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى {18}

20  "Allah o anda kuluna vahyedece ğ ini etti. Muhammed'in gözünün gördü ğ ünü gönlü yalanlamadı. Ey inkarcılar onun gördü ğ ü şey hakkında kendisi ile tartışıyor musunuz? Andolsun ki Muhammed Cebrâil'i sınırın sonunda (Sidretü'I-Müntehâ'da) başka bir inişte de görmüştür. Orada Me'vâ cenneti vardır. Sidre'yi bürüyen bürüyordu. Muhammed'in gözü oradan ne kaydı ne de onu aştı. Andolsun ki Rabbinin varlı ğ ının büyük delillerini gördü.”  Necm,

21 Mi'rac'ın Yankıları  Peygamberimiz evine döner dönmez gece olup bitenleri ailesine ve arkadaşlarına anlattı. Her söyledi ğ inin gerçek oldu ğ unda şüphe olmayan Peygamberimize ailesi ve arkadaşları inanmıştı. Mekke'lilerin bazıları olayı duyar duymaz şaşkına dönmüşler; bir gecede bu kadar yer hiç gezilir mi demişlerdi. Çünkü onlar Mi'rac'taki üstün gerçekleri kavrayacak seviyede de ğ illerdi. Bu sebeple Mi'rac olayı kendilerine anlatılınca inanmadılar. Her şeyi maddî ölçülere göre de ğ erlendirdikleri için böyle şey olur mu? dediler. Kainatta olup bitenlerden, Allah'ın sonsuz kudretinden haberleri yoktu.

22  Her yeni şeye karşı gelen câhil halk seviyesinden yükselmiş de ğ illerdi. Kervanların bir ayda gidip bir ayda geldikleri mesafeyi Muhammad (s.a.v.) bir gecede nasıl alabilecek, dediler. Halbuki Hz. Muhammed onların kullandıkları vasıtaları kullanmış de ğ ildi. O, Burak'a binmişti. Burak, şimşek manasındaki berk kökünden gelir. O halde Mi'rac'ta şimşek sür'ati vardır.

23  Mekke'liler bu olay karşısında şaşkına döndüler. Hemen Ebû Bekir (r.a.)'e koştular ve Peygamberimizin İ srâ'ya dair verdi ğ i haberi ona naklettiler. Hz. Ebû Bekir onlara:  – Muhammed'in do ğ ru sözlü oldu ğ una kanaatim vardır. Bu kanaatimi size de bildiririm, dedi. Onlar:  – Demek Muhammed (s.a.v.)'in bir gecede Mescid-i Aksâ'ya gidip sonra dönüp geldi ğ ini sen de tasdik mi ediyorsun? dediler. Hz.Ebû Bekir:  – Evet, tasdik ediyorum. De ğ il bu, bundan daha ziyade uzaklarına da meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmışımdır, dedi. Bu cihetle Ebû Bekir (r.a.)'e "Sıddık" denildi.

24  Peygamberimizin daha önce Mescid-i Aksâ'ya gitmedi ğ ini biliyorlardı. Onun için kendisine Mescid-i Aksâ ile ilgili sorular sordular. Peygamberimiz çok bunaldı. Çünkü bir an u ğ rayıp geçti ğ i bir yer hakkında ne kadar bilgisi olabilirdi. Kendisi bu anı şöyle anlatıyor:  "Kureyş beni yalanlayınca Mescid-i Haram'a gidip Hicr'de ayakta durdum. Bundan sonra Allah bana Beyt-i Makdis ile gözümün arasındaki mesafeyi kaldırdı da ne sordularsa bakarak haber vermeye başladım.  Buhari, Menakıp, 41; Müslim, İ man, 75

25  MESC İ D- İ AKSÂ: Kudüs'deki "Beytü'l- Makdis"dir. Nitekim İ srâ hadisinde de "Burak'a bindim Beytü'l-Makdis'e vardım" diye geçmiştir. Bunun etrafı da, Kudüs ve civarı demek olur. Şifâ-i Şerif şerhinde Aliyyü'l-Kârî, Dülcî'den naklederek şöyle bir hadis rivayet eder: "Allah, Ariş ile Fırat arasını mübarek (bereketli) kılmış ve özellikle Filistini mukaddes kılmıştır."

26  Daha önce, Rahmet Peygamberi’nin (sav) yolculu ğ u ölçüsünde ve seviyesinde, hiç kimseye böyle bir yolculuk müyesser olmamıştır. Evrensel bir nübüvvetle gönderilen nebiler Serveri (sav), bütün enbiyâ-i izâmın cihetü’l- vahdetini câmi olması itibarıyla bu kutlu seyahatinde farklı farklı sema tabakalarında bulunan enbiyanın hemen hepsinin bulundu ğ u makamdan geçerek onlarla görüşmesi vb. gibi karakteristik bir çizgi takip etmesi yönüyle, böyle bir seyahat, hem ilktir hem de son. Böyle oldu ğ u içindir ki Hz. Cebrail ayrı ayrı her sema kapısını çaldı ğ ında vazifeli melek, O’ndan evvel kimseye açmamakla emrolundu ğ unu söylemiş ve “Bu kapılar şimdiye kadar hiç kimseye açılmadı” demiştir.  Burada bahis mevzuu edilen “gök kapısı”, “açılma” ve “yol verme” gibi ifadeler, elbette ki bizim anladı ğ ımızdan farkı şeylerdir. Dolayısıyla Cebrail’in (as) gök kapılarını Efendimiz’e (sav) açmasını yukarıya do ğ ru yükselirken karşılarına çıkan bazı kapıların açılması şeklinde anlamak avamca bir yaklaşımdır.

27  İ ki aşamalı bu gökler ötesi yolculuk, peygamberli ğ in 12. yılında, hicretten 18 ay önce, mübarek üç ayların ilki olan Recep ayının 27. gecesinde (Regâib gecesinden yirmi küsur gün sonra) gerçekleşmiştir.

28  Ebu Talip'in ve Hatice validemizin vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren ablukası ve Tâiflilerin saldırıları karşısında daralan Allah Rasûlü (ve mü'minler), bu mi'rac olayı ile çok muhteşem bir teselliye ve ihsan-ı İ lâhîye ve nail olmuştur. Üç ayların ilk kandili, Regaip gecesi, ikinci Mi'rac gecesidir. Regaib gecesi, Zât-ı Ahmediye'nin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır. Mi'rac gecesi de Zât-ı Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanıdır.

29 Mirac Hediyeleri  Mirac’da Peygamberimize üç ilâhî ihsanda bulunuldu ğ u hadis-i şeriflerde ifade buyuruluyor.  1. Beş vakit namaz. Mi'rac hediyesi olarak Peygamberimizin getirdi ğ i beş vakit namaz, aynı zamanda mü'minin Mi'rac'ı sayılmıştır.  2. Allah'a ortak koşmayanların ba ğ ışlanaca ğ ı müjdesidir.  3. Bakara sûresinin sonundaki iki âyet ki, İ slâm'ın temel inanç esaslarını tamamlamakta ve müslümanların çekti ğ i üzüntü ve sıkıntıların sona erdi ğ i müjdelenmektedir.

30  "Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman ettiler. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine iman ettiler. Rabbimiz! affına sı ğ ındık, dönüş sanadır, dediler.  Allah her şahsı, ancak gücünün yetti ğ i ölçüde yükümlü kılar. Herkesin kazandı ğ ı (hayır) kendisine, yaptı ğ ı kötülük de kendisinedir. Rabbimiz! unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbim, bizden öncekilere yükledi ğ in gibi bize de a ğ ır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmedi ğ i işler de yükleme. Bizi affet. Bizi ba ğ ışla. Bize acı. Sen bizim Mevlâ'mızsın. Kafirler toplulu ğ una karşı bize yardım et.”  Bakara,

31  Mirac mucizesi Peygamberler arasında yalnız Muhammed (s.a.v.)'e nasip olmuştur.  Muhammed'den di ğ er yok dahil olmuş Kabe Kavseyn'e,  Kirâm-ı Enbiyâ'dan girmedi bir ferd o mabeyne,  Haremgâh-ı visale Ahmed'i tenha alıp Mevlâ,  O halvet mahsus oldu Hazret-i Sultan-ı Kevneyne.  Yani Muhammed'den başka Kabe Kavseyn'e giren yoktur. Büyük Peygamberlerden hiç kimse o saraya girmedi. Sevgili ile buluşma haremine yüce Allah Ahmed'i yalnız aldı. O başbaşa kalma iki cihan sultanına tahsis edildi.

32 Peygamberimiz Allah’ı Gördü mü?  Olay esnasında Peygamberimiz pek çok ilâhî âyetler görmüştür ki, sahih hadislerde bunlara işaret buyurulmuştur. Esasen Kur'an-ı Kerim'de Peygamberimizin Mi'rac sebebi açıklanırken, "Kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için'' buyurulmuştur. O gece Peygamberimiz pek çok şey gördü, ancak Allah'ı gözleriyle görmüş müdür? Bu hususta ne Kur'an-ı Kerîm'de ve ne de hadislerde kesin bir ifade bulunmamaktadır. Bunun için bu konuda İ slâm âlimleri arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu husus ile ilgili görüşlere ve bu görüşlerin dayandı ğ ı delillere yer vermeden önce bir hususu açıklamakta yarar vardır. O da Allah'ı görmenin caiz olup olmadı ğ ı husustur.

33  Akaid kitaplarında konu ile ilgili şu ifade yer almaktadır:  ''Allah'ı görmek aklen câiz ve naklen sâbittir.”  (el-Îcî, Şerhu'I-Mevakıf, II, 368.)  Yani Alllah'ı görmenin imkânsız oldu ğ una dair aklî bir delil bulunmamaktadır. Kur'an-ı Kerîm'de de Allah'ın görülebilece ğ ini gösteren âyetler vardır. Nitekim:  "Mûsa", Ey Rabbim, bana kendini göster, sana bakayım"dedi. Allah, sen beni göremezsin, ama da ğ yerinde kalırsa sen de beni göreceksin, buyurdu.”  (A'raf, 143)

34  Bu âyet-î kerîme Allah'ı görmenin mümkün oldu ğ una iki yönden delâlet etmektedir.  Birisi, Hz. Mûsa Allah'ı görmek istemiştir. E ğ er Allah'ın görülmesi mümkün olmasaydı, o, böyle bir istekte bulunmayacaktı. Çünkü bir Peygamberin Allah hakkında caiz ve mümteni olan şeyleri bilmesi gerekir.  Di ğ eri ise, Allah Teâlâ yüce zâtının görülmesini da ğ ın yerinde kalmasına ba ğ lamıştır. Da ğ ın yerinde kalması ise mümkün olan bir şeydir. O halde Allah'ın görülmesi de mümkündür.  (Şerhu'I-Mevakıf, c. II, s. 368)  Ayrıca mü'minlerin kıyâmet günü Allah'ı göreceklerine dair ayetler ve sahih hadisler vardır.  (Kıyame, 23; Mutaffifîn, 15; Yunus, 26; Buhari, Salât, 16; Müslim, Mesâcid, 37.)

35  Mi'rac olayına ışık tutan âyetlerde Peygamberimizin Allah'ı gördü ğ üne dair açık bir şey yoktur. Bu olayın bazı safhalarını açıklayan âyetler ashab-ı kirâm tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır.  Kadı Iyad (H ) İ slâm âlimlerinin bu konuda farklı görüşler ortaya koyduklarını söylüyor.  Hz. Aişe ve taraftarları Peygamberimizin Mi'rac'da Allah'ı gözleri ile uyanık halde görmedi ğ ini söylerken, İ bn Abbas (r.a.) ve onun görüşünü benimseyenler, bunun aksini savunarak Allah'ı gördü ğ ünü iddia ediyorlar.

36  Mesrûk (r.a.) şöyle demiştir. Hz. Aişe'ye:  – Vâlide, Muhammed (s.a.v.) Rabbini gördü mü? dedim. O:  – Söyledi ğ in sözlerden tüylerim diken diken oldu. Nasıl oluyor da bunu bilmiyorsun. Üç şey vardır ki, onları her kim sana söylerse yalan söylemiş olur:  – Her kim Muhammed (s.a.v.) Rabbini gördü derse yalan söylemiş olur, dedi ve sonra:  "Onu gözler idrâk edemez. O ise bütün gözleri idrak eder. O, gerçek Iütuf sahibidir. Her şeyden de haberdardır.” (En'am, 103)

37  "Ya bir vahiy ile bir perde arkasından, yahut bir elçi gönderip de kendi izniyle dileyece ğ ini vahyetmesi olmadıkça, Allah'ın hiçbir beşere söz söylemesi vaki olmamıştır.“ (Şûra, 51.)  Âyetlerini okudu. Sana her kim yarın ne olaca ğ ını bildi ğ ini söylerse yalan söylemiş olur dedi ve: “Hiç bir kimse yarın ne kazanaca ğ ını bilemez.“ (Lokman, 34)  Âyetini okudu. Her kim sana Peygamberin bir şey sakladı ğ ını söylerse yalan söylemiş olur, dedi ve: "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebli ğ et. E ğ er yapmazsan Allah'ın Peygamberli ğ ini tebli ğ ve ifa etmemiş olursun.” (Maide, 67)  Ayetini okudu. (Hz.Aişe devamla) Fakat Peygamberimiz Cebrâil (a.s.)'i kendi sûretinde iki defa gördü, dedi.  (Buhari, Tefsîru'I-Kur'an, Sûre ve'n-Necm, 1; Müslim, İ man, 77)

38  İ bn Mes'ûd (r.a.) da Hz.Aişe'nin görüşündedir. (Askalânî, Fethu'I-Bârî, IX, 493)  Ebû Zer (r.a.) da şöyle demiştir: "Peygamberimize sordum: – Ey Allah'ın Resûlü, Rabbini gördün mü? dedim. Peygamberimiz: – O, bir nûr, O'nu nasıl göreyim, buyurdu. (Müslim, İ man, 78)  Hz. Aişe ve onunla birlikte ashaptan bazılarının, Peygamberimizin, Allah'ı gördü ğ ünü kabul etmemelerine karşılık İ bn-i Abbas (r.a.) ve onunla birlikte di ğ er bazı sahabiler ve bazı İ slâm âlimleri Mi'rac'da Peygamberimiz Allah'ı görmüştür, demişlerdir.

39  İ krime (r.a.) Şöyle demiştir: " İ bn Abbas (r.a.): "Muhammed, (s.a.v.) Rabbini gördü." dedi. Ben:  "Gözler O'nu idrak edemez." buyurulmuyor mu? dedim, İ bn Abbas:  – Allah gerçek nuru ile tecelli etti ğ i zaman öyledir, diye cevap verdi. (Tirmizî, Tefsîru'I- Kur'an, 54)  Yine İ bn Abbas (r.a.): " İ brahim (a.s.)'ın Allah'ın dostu olmasına, Mûsa (a.s.)'ın Allah ile konuşmasına ve Muhammed (a.s.)'ın Allah'ı görmesine şaşıyor musunuz?'' demiştir. (20 Fethu'I-Bârî, c. VIII, s. 492)

40  Görülüyor ki, Peygamberimizin Mi'rac'da Allah'ı görüp görmedi ğ i konusunda iki görüş vardır. Hz. Aişe ve taraftarlarına göre Peygamberimiz, Allah'ı görmemiş; İ bn Abbas ve onun görüşünde olanlara göre ise Allah'ı görmüştür.  Bu incelemeden de anlaşılaca ğ ı üzere bu hususu ifade eden kesin bir şey yoktur. Sadece Mi'rac'tan söz eden âyetlerin bir kısmının ashap tarafından farklı yorumlanması sonunda bu görüşler ortaya çıkmış bulunmaktadır. Esasen Hz. Aişe ile İ bn Abbas (r.a.) da onun kalbi ile Allah'ı görmüş oldu ğ unu iddia etmiş olması muhtemeldir. Böylece her ikisinin görüşü telif edilmiş olur.

41  Nitekim İ krime'nin İ bn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre, İ bn Abbas şöyle demiştir:  ''Muhammed'in gözünün gördü ğ ünü gönlü yalanlamadı.'' Âyet-i kerimesinin tefsirinde, "O'nu kalbi ile gördü." demiştir. (Necm, 11)  Ata'nın da İ bn Abbas'tan aynı mealde rivâyeti vardır. (Umdetü'I-Kârî, XIX, 199)  Hatta İ bn Abbas (r.a.)'ın: "Resûlullah Rabbini gözü ile de ğ il, kalbi ile görmüştür." dedi ğ i de rivayet edilmiştir. (Müslim, İ man, 77)

42  Bunun içindir ki Said İ bn Cübeyr: "Peygamberimiz Rabbini gördü diyemem, görmedi de diyemem.'' dedi ğ i rivayet edilmiştir.  (Aliyyü'I-Kârî, Şifa Şerhi, c. I, s. 422)  En do ğ rusunu Allah bilir.

43 Mirac Ruhla mı, Bedenle mi yapıldı?  Bir arkadaşımız şöyle bir soru sormuştu:  -Hz. Peygamberin (sav) Miraç'ta cesedinin keyfiyeti na­sıldı?  Bir hocaefendi de şöyle cevap verdi:  -Yumurta tavuktan çıkıp hava ile temas edince kabuk sertleşir. Çocuk bile do ğ umdan sonra yeni âleme göre vazi­yet alır. Bu bakımdan Efendimizin (sav) cesed-i mübareki mi­raç yolculu ğ unda -aynı cesed kalmak şartıyla- beden-i misali gibi Miraca göre hazırlanmıştır.  Safvet Senih “Duyduklarım Gördüklerim” s:87

44  Bazı tefsirciler isrâ ve mi'rac hadisesini fiziki örneklerle, aklın anlayışına yaklaştırmaya çalışmışlardır. Fakat do ğ rudan do ğ ruya ilahî bir ayet olan İ srâ'nın aklîleştirilmesi mümkün de ğ ildir. Tabiî bir tasavvur emsâl ile tasavvur demektir. Halbuki benzeri görülmemiş bir olayı benzeri ile tasavvura kalkışmak tezat olur. O ancak müşahede ve haber ile bilinir. İ srâ hadisesinin, önemli bir di ğ er boyutu da, bu olaydan sonra Kudüs ve Mescidi Aksanın İ slâm ümmetinin gözündeki öneminin daha da artmış olmasıdır.

45  Mirac olayının gerçekleşti ğ i gece müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir. Osmanlılar döneminde, camiler kandillerle donatıldı ğ ı için Mirac kandili olarak anılan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayını anlatan ve Miraciye adı verilen şiirlerin okunması, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenekti.

46 KAND İ LLER İ N DE Ğ ERLEND İ R İ LMES İ  1. Kur'ân-ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah'a olan sevgi, saygı ve ba ğ lılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.  2. Peygamber Efendimiz (sas)'e salât ü selâmlar getirilmeli; O'nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.  3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar,111 onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.

47  4. Tefekkürde bulunulmalı; "Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah'ın benden istekleri nelerdir" gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.  5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve gelece ğ in plân ve programı çizilmeli.  6. Günahlara samimi olarak tevbe ve isti ğ far edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.  7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.  8. Mü'minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.

48  9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.  10. Kişi kendine ve di ğ er Mü'min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.  11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.  12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.  13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.  14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va'z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.

49  15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.  16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk'a niyazda bulunulmalı.  17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşli ğ ine ait sadakati yerine getirilmeli.  18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve di ğ er yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.  19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün oldu ğ unca oruç tutulmalı.


"M İ ’RAC KAND İ L İ.  سُبْحَانَ الَّذى اَسْرى بِعَبْدِه لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَاالَّذى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları