Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İşverenin Sorumlulukları Hukuki – Cezai ve İdari Sorumluluk.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İşverenin Sorumlulukları Hukuki – Cezai ve İdari Sorumluluk."— Sunum transkripti:

1 İşverenin Sorumlulukları Hukuki – Cezai ve İdari Sorumluluk

2 Hukuki Sorumluluk

3 Sorumluluğun Niteliği Hakkaniyet Sınırından Kusursuz Sorumluluğa Gidiş Süreci 4857 sayılı İş Kanununa kadar, gerek uygulama gerekse de akademik çalışmalar hep kaza sonrası sonuçlara odaklanmış, kazaların önlenmesi konusu yeterince gündeme gelmemiştir. Bu dönemde yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu, Borçlar Kanunu ve İş Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü hukuksal çerçeveyi çizen başlıca hükümler olmuştur. Özellikle ceza ve hukuk davalarında kusurun saptanması süreçlerinde, anılan Tüzük başlıca dayanak olarak uygulanmış ve burada yer alan normların ihlali kusur olarak değerlendirilmiştir.

4 Hukuksal planda ise, işverenin işçiyi koruma borcundan doğan sorumluluğunun hukuki dayanağını (eski) Borçlar Kanununun 332. maddesi oluşturmuştur. «İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur” hükmü ile işverenin önlem alma yükümlülüğünü deyim yerindeyse hakkaniyet ile sınırlandıran Borçlar Kanunu, Yargıtay’a getirdiği kusurlu sorumluluk esasına göre yorumlanmamış, bir süre sonra öğreti ve uygulamada Borçlar Kanununda bir örtülü boşluk olduğundan hareket ederek işverenin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk ilkesine dayandırmıştır. Hakkaniyet ölçütü ile sınırlandırma getiren BK 332 hükmünün, Özellikle (eski) 1475 sayılı Kanunda yer alan kamu hukuku karakterli tedbir alınmasına yönelik düzenlemeler (m.73 vd.) ışığında yorumlanarak kusursuz sorumluluğa ulaşılmaya çalışıldığı görülmüştür.

5 Yargıtay Kararları: Kaçınılmazlık ve Kusursuz Sorumluluk Risk nazariyesine dayalı kusursuz sorumluluk esasına göre, tehlikeli bir iş yapan kimsenin kusursuzluğunu ileri sürerek kazanın sonuçlarından kurtulabilmesini mümkün olmamaktadır. Yüksek Mahkemede kanunda açık bir düzenleme olmamasına karşın yorum yoluyla bunu kabul etmiş ve uzun yıllar kararlarında uygulamıştır. İşverenin sorumluluğunun kusurlu ya da ku­sursuz sorumluluk olarak değerlendirilmesi, özellikle kazanın “kaçınılmaz” olduğu durumda ortaya çıkan zarara kimin katlanacağı sorusuna verilecek yanıt bakımından önem kazanmıştır.

6 Mahkemece esas alınan kusur raporunda, iş kazasının % 100 kaçınılmazlık nedeniyle oluştuğu bildirilmiş, tazminat raporu düzenlenirken ise kusursuz sorumluluk ilkesinden yola çıkılarak % 100 kaçınılmazlık nedeniyle davalı % 100 kusurlu imiş gibi değerlendirme yapılmıştır. Kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda, fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçlan ifade eder. Bir olayın tamamen kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin saptanması halinde hakim, işverenin sorumluluğunu, (eski) Borçlar Kanunu’nun 43. maddesini göz önünde tutarak hakkaniyet ölçüsünde saptamalıdır.

7 İşçi- işveren arasındaki bu tür davalarda tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının göz önünde bulundurulması halinde; işverene biraz daha fazla sorumluluk verilmesi; sosyal hukuk devleti ilkesi gereği düşünülebilir. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Oysa dava konusu olayda, % 100 kaçınılmazlık bulunmasına karşın hakim hesap bilirkişisinin önerdiği ve % 100 oranında işverene soumluluk yükleyen oranı aynen kabul etmiş ve davalı işvereni kaza sonucu meydana gelen davacı zararının tamamından sorumlu tutmuştur. Bu tür bir sorumluluk paylaşımı ise (eski) Borçlar Kanunu’nun 43. maddesine aykırıdır”. Yargıtay, kaçınılmazlık durumunda da işverenin sorumlu olacağını, ancak tazminattan (eski) BK m.43 hükmüne göre indirim yapması gerektiğini kabul etmiştir.

8 Kaçınılmazlığın Sorgulanması ve Kusurlu Sorumluluk 2000’li yıllarda, özellikle 4857 sayılı Kanun sonrasında verilen Yargıtay kararlarında görülen önemli bir değişim, kaçınılmazlığın sorgulanması şeklinde olmuştur. İş sağlığı ve güvenliği alanındaki bilimsel çalışmalara uygun olarak, Yüksek Mahkeme de kaçınılmazlığın artık istisnai nitelikte olabileceğini kabul etmeye başlamıştır. Birçok dosya, kaçınılmazlığın yeni-den sorgulanması gerekçesi ile bozulmuştur. “...dosyadaki kayıt ve belgelerden olay, davacının davalı Şirkete ait Armutlu İnşaatlarında kalıpçı ustası olarak çalışırken duvar üzerine tabiyenin hazırlanması için beton çivisi çakarken çivinin başının kırılarak sol gözüne isabet etmesi sonucu sol gözünün yaralanması şeklinde olmuştur. Alınan 1. makine mühendisi iş güvenliği uzma­nı raporunda olayın kötü tesadüf sonucu olduğu %100 oranında kaçınıl­mazlık bulunduğu rapor edilmişse de bu raporun iş güvenliği yasanının 17. maddesine uygun olduğu söylenemez. Bu raporda işverenin kusurunun olup olmadığı yeterince araştırılıp ortaya konmamıştır. Bu nedenle İş Güvenliği Yasasının 77. maddesinde uygun olarak konularında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetince kusur raporu alınarak verilen raporu dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirerek sonucuna göre karar verilmelidir” Y21HD., , E. 2008/5624 K. 2008/18632.

9 Yargılayın kaçınılmazlığın varlığını sorgulayan görüşü ile birlikte, işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği de sorgulanmaya başlanmıştır. Nitekim önceki dönemlerde tereddütsüz biçimde kabul edilen kusursuz sorumluluk, yerini kusurlu sorumluluk görüşüne bırakmıştır. Buna göre bir yandan Yüksek Mahkeme kaçınılmazlığı sınırlamış ve bu şekilde işverenin sorumlu olacağı durumları genişletmiş, öte yandan da işverenin hukuki sorumluluğunu daraltmıştır. Yargıtay kusurlu sorumluluk görüşünü bu dönemde verdiği kararlarda açıkça ifade etmiştir. «iş kazaları iş hukuku ve sosyal güvenlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. işverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar sebebiyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş akdinden doğan işçiyi gözetme (koruma) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur». Bu dönemde de Yargıtay, istihdam eden veya araç işleteninin kusursuz sorumluluğu gibi durumları ayrık tutmuş, burada kusursuz sorumluluk esaslarını uygulamıştır.

10 Eski İçtihada Dönüş? Kusursuz Sorumluluğun Tekrarı Yargıtay’ın kusurlu sorumluluk esası, sonraki içtihadında istikrarlı biçimde sürdürülmemiştir. Sanayiinin gelişmesi ve yurt düzeyine yayılması sonucunda işyerlerinde kullanılan teknik ve motorlu araçların her geçen gün daha fazla artması ve bu nedenle de alınabilecek her türlü önlemlerle dahi önüne geçilmesi olanağı bulunmayan tehlikelerin ortaya çıkması, dolayısıyla iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük artışlar göstermesi karşısında kusura dayanan sorumluluk ilkesinin yetersiz kaldığı modem toplum hayatının ihtiyaçlarına cevap vermediği görülmüştür. İşte son zamanlarda kendisini yoğun bir biçimde hissettiren teknik ve teknolojik alanlardaki bu gelişmeler, kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu kavramına ortaya çıkarmıştır. Sosyal, ekonomik ve kültürel alanda meydana gelen gelişmeler nedeniyle akdi sorumluluğun da yetersiz kalması üzerine Yargıtay uygulamalarında istikrarlı şekilde tehlike sorumluluğu görüşünü kabul etmektedir. Tehlike sorumluluğu, en ağır kusursuz sorumluluk halini oluşturmaktadır. Az öncede değinildiği gibi, işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa dahi meydana gelen kazadan dolayı sorumluluktan kurtulma olanağı yoktur. Bu anlamda tehlike sorumluluğu mutlak bir sorumluluk olarak nitelendirilebilir. Y21HD, , E. 2012/4196, K. 2012/5289.

11 TBK: Açıklık Kazanmayan Bir Sorumluluk Modeli 2012 Temmuz ayında yürürlüğe giren Borçlar Kanunumuzun 417. maddesinde, işverenin hukuki sorumluluğu düzenlenmiştir. Buna göre, “...İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alman her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir”.

12 Borçlar Kanununun 71. maddesi de “önemli ölçüde tehlikeli işletmeler” bakımından devreye girebilecek ve kusursuz sorumluluğu tekrar gündeme taşıyacak bir hüküm niteliğinde görünmektedir. Bu hükme göre; “...Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arz eden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arz eden işletme sayılır. Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır. Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler».

13 BK 417 hükmünü kanımızca “kusurlu sorumluluk” getiren bir düzenleme olarak yorumlamak daha isabetli görünmektedir. Zira, TBK 417/11 hükmünün gerekçesindeki “...işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre, işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve işyerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür...” anlatımı asıl sorumluluk türü olan kusur sorumluluğunu esas alır tarzda kaleme alınmıştır.

14 Borçlar Kanunun 417. maddesinde “İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin Ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir” denilmek suretiyle, genel hükümlere yollama yapıldığı (BK 112 vd.), burada da kusurlu sorumluluğun esas alındığı sonucuna ulaşmak isabetli görünmektedir. Gerçekten, hukukumuzda kural olan kusur sorumluluğudur. Ancak önemli ölçüde tehlike arz eden işletmeler bakımından, genel nitelikte getirilmiş olan BK m.71 hükmü, BK m.417 ile birlikte uygulama olanağı bulabilecektir. Bu durumda, söz konusu işletmeler bakımından kusursuz sorumluluk esaslarının benimsenmesi söz konusu olacaktır. K anımızca, bu niteliği taşımayan işletmeler bakımından BK m.417 hükmünün esas alınması ve işverenin sorumluluğunun kural olarak kusur esasına dayandırılması isabetli olacaktır.

15 İşverenin Sorumlu Olacağı “Kaza” Kavramı ve SGK Anlamında İş Kazasından Farkları 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “İş Kazasının Tanımı, Bildirilmesi ve Soruşturulması” başlıklı 13. maddesinde iş kazasının tanımına yer vermekten çok bunun bazı unsur ve koşullan sa­yılmıştır geniş bir iş kazası tanımı getirmekte, tek tek saydığı durumlar kapsamına giren olayları iş kazası olarak kabul etmektedir s. K. ile 5510 s. K. iş kazalarını farklı düzenlemişlerdir. İSG m. 3/1-g«İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olayı»

16 İşverenin Koruma (Gözetme) Borcunu İhlalinin Hukuki Sonuçları

17 1. Maddi Tazminat İşverenin koruma (gözetme) borcunu ihlal etmesi ve işçinin iş kazası veya meslek hastalığına uğraması durumunda işçi malvarlığında meydana gelen eksilmeyi işverenden isteyeceği maddi tazminat ile gidermeye çalışabilecektir. Maddi tazminatın belirlenmesinde İş Kanununda ve 6331 sayılı Kanunda Özel bir düzenleme yer almamaktadır. Bu nedenle Borçlar Kanununun genel hükümleri uygulama alanı bulacak ve işçi işverenden uğradığı bedensel zarara ilişkin talepte bulunabilecektir.

18 Bedensel zararlar kapsamında, öncelikle tedavi giderleri (54/1) talep edilebilecektir. Buna göre, hastaneye ulaşım, teşhis, tedavi, ameliyat protez takılması gibi giderler maddi tazminat kapsamında değerlendirilecektir. Yine kazanç kaybı (54/2), çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar (54/3) ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar (54/4) maddi tazminat davasının konusunu oluşturacaktır.

19 Maddi Tazminat Hesabı Yargıtay 21. Hukuk Dairesine göre; “...Bu tür davalarda tazminat miktarı, işçinin rapor tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşmaktadır. Başka bir anlatımla, işçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilinmeyen dönemdeki kazancının ise, 60 yaşa kadar yıllık olarak %10 artırılıp %10 Iskontoya tabi tutulacağı, 60 yaşından sonra da bakiye ömrü kadar (pasif) dönemde elde edeceği kazançların ortalama yönteme başvurulmadan, her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Tazminatın hesaplanması yönteminde, işçinin yaşlılık aylığı almaya veya işçinin yaşı ve oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranına göre ileride çalışıp yaşlılık aylığına hak kazanması üstün olasılık içinde bulunması durumunda da zarar hesabında pasif dönemin hesaba dahil edilmesi gerekir. İş kazası sonucu malul kalan işçinin aynı işinde çalışmaya devam etse dahi diğer işçilerden daha fazla çaba harcayacağı asildir. 60 yaşından sonra elde edeceği gelirleri de diğer işçilerden daha fazla çaba harcayarak elde edeceğinden yaşlılık aylığını aldığı dönemde de devam edecek olan maluliyeti nedeniyle zarara uğramadığı düşünülemez.

20 İş kazasına uğrayan işçinin iş görebilme (faal aktif çağı) ile bu yaştan sonraki muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi tazminatın hesaplanmasında önem taşımaktadır. Yargıtay, yerleşik olarak işçinin iş görebilme çağını 60 yaş olarak kabul etmektedir. Yargıtay’a göre, sigortalıya bağlanan yaşlılık aylığında meslek hastalığı ve iş kazası kolundan alman primlerin hiçbir etkisi bulunmamakta tamamen uzun vadedeki sigorta kollarından ödenen primler sonucu aylık bağlanmamaktadır. Bu nedenlerle pasif döneminde zarar hesabına dahil edilmesi ve 60 yaştan sonra bakiye ömrüne kadar (pasif dönemde), asgari ücret esas alınarak hesap yapılması gerekir.

21 Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarihli kararında “...Sigortalının veya hak sahibinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda Fransa’dan alınan 1931 tarihli “PMF” cetvelleri ile saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’ nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalité Tablosu” hazırlanmıştır. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olduğundan, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda, ülkemize Özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun tazminat hesabına esas bakiye Ömrün belirlenmesinde nazara alınmalıdır” sonucuna ulaşmış ve öteden beri tartışılan PMF tablolarının kullanılmasına ilişkin alternatif bir çözüm geliştirmiştir. Ancak 21 Hukuk Dairesi güncel kararlarında PMF tablosuna göre yapılan hesaplamaları isabetli olarak değerlendirmektedir.

22 Maddi tazminatın hesabında işçinin ücretinin belirlenmesi de önem taşımaktadır. Öğretide de belirtildiği üzere işçinin geniş anlamda ücretinin esas alınması gerekir. Yargıtay’a göre, zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının, maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Maddi tazminatın hesabına esas ücretin belirlenmesinde bilinen ve bilinmeyen dönem ayırımları yapılmaktadır. Belirlenebilen ücretler, işçinin kaza olmasaydı, kaza anından rapor (tazminata esas alman bilirkişi raporu) tarihine kadar çalışarak elde edebileceği ücretlerdir. Bu dönemde işçinin kaza nedeniyle tamamen ya da kısmen alamadığı ücretler belirlenebilir. Tazminata esas ücretlerin ikinci bölümünü bilinemeyen ücretler oluşturur. Maddi zararın belirlenmesi sırasında ücretlerin bilinemediği iki ayrı dönem bulunmaktadır.

23 Bunlardan ilki, bilirkişinin hesap raporu tarihi ile hüküm tarihi arasındaki dönemdir. Yargıtay, maddi tazminat hesabının hükme yakın tarihte yapılması gerektiğine kararlarında işaret etmekte ve özellikle ücretin buna göre tespiti gerektiğine hükmetmektedir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, tazminat hesabına esas kazançlar belirlenirken, olay tarihinden hüküm tarihine kadar bilinen tüm (emsâl) kazanç unsurlarının hesaplamada gözetilmesi; “işlemiş-işleyecek dönem” ayrımı yapılması; işleyecek dönem kazançlarının, hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan benzer (emsâl) kazanç unsuru birim alınarak, her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi, pasif dönem zararının da aynı biçimde hesaplanması gerekmektedir.

24 Maddi tazminatın belirlenmesinde, işçinin maluliyet oranının saptanması gerekir. Buna göre, işçinin elde edebileceği kazancın kaza neticesinde ne oranda azalmış sayılacağı ortaya çıkar. Çalışma gücündeki kayıp oranı, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre saptanır. Maddi tazminatın hesaplanmasında ayrıca kusurun belirlenmesi gerekecek ve bu konuda bilirkişi görüşüne başvurulacaktır. Yargıtay’ın da haklı olarak işaret ettiği üzere, bilirkişi incelemesinde, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının ayrıntılı bir şekilde olaya uygulanarak işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı, 3. kişilerin kusurunun bulunup bulunmadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranım hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması gerekmektedir.

25 6098 sayılı Borçlar Kanunu tazminattan indirim ilkelerine ilişkin olarak da önemli bir düzenleme getirmiştir. TBK m. 55 hükmüne göre, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz (55/1). Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır (55/2).

26 Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Destek kavramı, geride kalanların geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde fiilen ve düzenli şekilde yardım eden, olayların akışına göre, eğer ölüm gerçekleşmeseydi, gelecekte az ya da çok bu yardımı sağlayacağına ilişkin güçlü bir olasılık olan kişiyi ifade eder. İşçinin ölümü durumunda, desteğinden yoksun kalanlar, Borçlar Kanununun genel hükümlerine göre tazminat talebinde bulunabilecektir. TBK 53, ölüm hâlinde uğranılan zararlar kapsamında cenaze giderlerini, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıpları, ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları saymıştır. Destekten yoksun kalma tazminatının istenebilmesi için, desteğin bakım gücüne sahip olması, tazminatı talep edenlerin de bakım ihtiyacı içinde olmaları gerekir.

27 Tazminat Talep Edebilecek Kişiler Yargıtay’ın da kabul etiği üzere, Borçlar Kanununda ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler tabirinden, ölenle aralarında yakın ilişki bulunan anası, babası, eşi, çocukları, kardeşleri, nişanlısı, hatta evlilik dışı birlikte yaşadığı kimsenin anlaşılması gerekir. Buna göre öncelikle, ölenin eşi tazminat isteyebilecek kişiler arasında kabul edilmektedir. Öğreti ve uygulamada, sağ kalan eşin kadın veya erkek olup olmamasına göre ayırım yapılmakta, sağ kalan kadın ise kural olarak bunun yaşamının sonuna kadar süreceği varsayılmaktadır. Yargıtay resmi evlilik bağı olmayan ancak ölenin birlikte yaşadığı kişinin destekten yoksun kalma tazminatı isteyebileceğini kabul etmektedir. Destekten yoksun kalma davasında alacaklı sıfatını kazanabilmek için çocuğun evlilik içinde ya da dışında doğmuş olmasının önemi yoktur. Ölenin desteğinden yoksun kalan anne ve babanın da tazminat isteyebileceği öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir.

28 Eşin yanında, çocuklar da destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkına sahip kişiler kapsamına dahil bulunmaktadır. Destekten yoksun kalma davasında alacaklı sıfatını kazanabilmek için çocuğun evlilik içinde ya da dışında doğmuş olmasının önemi yoktur. Bu tazminat talep edenlerin bakım ihtiyacı koşuluna bağlı ve tazminat miktarı da bu ihtiyacın süresi ile sınırlıdır. İş kazası sonucu desteğini yitiren çocukların bakım ihtiyacı süresi, yaşam sürelerinin sonu değil, kendi olanakları ile geçimlerini sağlayacak zaman dilimidir. Çocukların destekten yoksunluk süreleri konusunda, erkek çocuklar yönünden 18 yaşına kadar, kız çocuklar yönünden 22 yaşına kadar ise de, erkek çocuklar orta öğretimde iseler 20 yaşına kadar, erkek veya kız yüksek öğrenim görüyorlarsa 25 yaşına kadar destek görecekleri kabul edilmektedir.

29 Ölenin desteğinden yoksun kalan anne ve babanın da tazminat isteyebileceği öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Anne ve babanın belirli bir gelirinin olması ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmaz. Anne, baba ve çocuklardan başka büyükbaba, büyükanne gibi aile bü- yükleri ile kardeşler, amca, hala, dayı, teyze, yeğen, damat, gelin gibi aile yakınlarının aynı çatı altında barınmaları durumunda, bunların birbirlerine destek olacakları bir yaşam gerçeğidir

30 Manevi Tazminat Sosyal Güvenlik Kurumunun iş kazası geçiren sigortalıya yaptığı sağlık yardımları ve parasal ödemeler, bu kaza nedeniyle ortaya çıkan tüm zararları karşılamaya genellikle yeterli değildir. İş kazası geçiren işçinin veya ölümü halinde desteğinden yoksun kalanların manevi zararlarına karşılık olarak bir ödeme Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılmaz. Dolayısıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından maddi zarar tam olarak karşılansa dahi, manevi tazminat talepleri iş kazaları ve meslek hastalıklarında gündeme gelmektedir. Manevi tazminat taleplerinin koşulları, ölçüsü ve kapsamının belirlenmesinde Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Nitekim Türk Borçlar Kanununun 56. maddesine göre, hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Bu hükme dayanarak işçi manevi tazminat talebinde bulunabilecektir.

31 Yargıtay’a göre, Borçlar Kanununa göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile sigortalı yakınlarına verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sının onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

32 6098 sayılı Borçlar Kanununun getirdiği yeniliklerden biri; ağır bedensel zarar gören kişinin yakınlarına manevi tazminat talebinde bulunma imkanını veren 56. maddesinin 2. fıkrasıdır. Borçlar Kanunu 56/2 hükmüyle; eski kanundan farklı olarak ağır bedensel zarara uğrayan kişinin yakınlarına da manevi tazminat talebinde bulunma olanağı sağlanmıştır. TBK. 56/2 hükmüne göre, “Ağır bedensel zarar veya Ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevî tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” düzenlemesini getirmektedir. Ağır bedensel zararın takdirinde, zarara uğrayan organların önemi, oluşan iş görmezlik derecesinin oranı, uğranılan ruhsal zararın niteliği ve diğer durumlar gözetilecektir.

33 İşverenin SGK Karşısındaki Sorumluluğu: Kurumun Rücu Hakkı İş kazasına neden olan işveren, ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumunun açacağı rücu davasına da muhatap olabilecektir. Kurum sigortalıya yaptığı yardımları işverenden geri isteyebilecektir Sayılı Kanununun 21. maddesine göre; “iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığım koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken Ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır”.

34 a) İşverenin Kastı veya Sigortalıların Sağlığını Koruma ve İş Güvenliği Mevzuatına Aykırı Bir Hareketi 5510 Sayılı Kanununun 21. maddesine göre iş kazasına neden olan işveren, ayrıca Sosyal Güvenlik Kuruntunun açacağı rücu davasına da muhatap olabilecektir. Kurum sigortalıya yaptığı yardımları işverenden geri isteyebilecektir. İşverenin kuruma karşı sorumluluğu teknik olarak “kusurlu sorumlu­luk” esasına dayamaktadır. Buna göre işverenin kusursuz olması durumunda kendisine rücu edilmesi söz konusu olmayacaktır.

35 Kurumun işverene rücu etme hakkının doğması için kusurun belirli bir ağırlığa ulaşması gerekmez. Kazanın kaçınılmaz olduğu durumlarda da işverene rücu edil­mesi söz konusu olmayacaktır.

36 b)İş Kazasının Zamanında Bildirilmemesi 5510 sayılı Kanuna göre, iş kazasının, 13 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir.

37 c)Sağlık Raporu Alınmaması Durumunda Kurumun Rücu Hakkı 5510 sayılı Kanuna göre, çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gerektiği belirtilen işlerde, böyle bir rapora dayanılmaksızın veya eldeki rapora aykırı olarak bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalının, bu işe girmeden önce var olduğu tespit edilen veya bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılması sonucu meydana gelen hastalığı nedeniyle, Kurumca sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverene ödettirilir (m. 21).

38 d)Üçüncü Kişilerin Kusuru İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yansı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir (m. 21).

39

40


"İşverenin Sorumlulukları Hukuki – Cezai ve İdari Sorumluluk." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları