Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Doğal kaynakların ekolojik sınırları aşmayan kullanımı, doğayla uyum içinde yaşamamızı sağlayacak kalkınma biçiminin önemli bir unsurudur. Ekolojik Ayak.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Doğal kaynakların ekolojik sınırları aşmayan kullanımı, doğayla uyum içinde yaşamamızı sağlayacak kalkınma biçiminin önemli bir unsurudur. Ekolojik Ayak."— Sunum transkripti:

1 Doğal kaynakların ekolojik sınırları aşmayan kullanımı, doğayla uyum içinde yaşamamızı sağlayacak kalkınma biçiminin önemli bir unsurudur. Ekolojik Ayak İzi: Mevcut teknoloji ve kaynak yönetimiyle bir bireyin, topluluğun ya da faaliyetin tükettiği kaynakları üretmek ve yarattığı atığı bertaraf etmek için gereken biyolojik olarak verimli toprak ve su alanıdır. Ekolojik Ayak İzi “küresel hektar” (kha) ile ifade edilir. Buna altyapı ile atık karbondioksitin (CO2) emilimini sağlayacak bitki örtüsü için gerekli alanlar da dâhildir.

2 Ekolojik Ayak İzi Çevresel sürdürülebilirliği ölçülebilir kılar.
İnsan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan Ekolojik Ayak İzi’ni aynı süre içerisinde üretebileceğimiz doğal kaynak miktarıyla, yani biyolojik kapasite ile karşılaştırarak, doğal kaynakların kendini yenileme sınırları içerisinde yaşayıp yaşamadığımızı görebiliriz. İnsanın gezegenin sınırlarını aştığı günümüzün dünyasında, doğal kaynaklar giderek daha fazla önem kazanıyor. Ülkeler ekolojik risk profillerini çıkarıyor. Pek çok ülkenin Ekolojik Ayak İzi biyolojik kapasitesini aşıyor. Ekolojik açığı olan ülkeler, dünyanın başka bölgelerinin tatlı su kaynaklarına, ormanlarına, tarım alanlarına bağımlı durumdalar. Ülkelerin ekolojik bilançosunu çıkaran Ekolojik Ayak İzi hesaplamaları, kaynakları yönetmek için gereken verileri temin ederek, geleceği güvence altına almamızı sağlayabilir

3 Tüketimin Ekolojik Ayak İzi:
Doğal kaynakları sağlayan coğrafyadan bağımsız olarak, bir kişi ya da bir topluluk tarafından tüketilen ürünlerin üretimi için kullanılan yenilenebilir doğal kaynakları ifade eder. Kişi başına düşen tüketim Ayak İzi’nin küresel ölçekte kişi başına düşen biyolojik kapasiteyi aşması, bir birey ya da bölgede yaşayan insanların tüketim biçiminin, tüm dünyadaki insanlar tarafından tekrarlanırsa uzun süre devam ettirilemeyeceği anlamına gelir. Üretimin Ekolojik Ayak İzi: Bir ülkeden ya da bir coğrafi bölgeden sağlanan biyolojik kapasitenin kullanımını ifade eder. Bu göstergenin, aynı alan içindeki mevcut biyolojik kapasite ile kolayca karşılaştırılmasıyla yerel/ulusal/küresel bir sürdürülebilirlik ölçütü elde etmek mümkündür: Bir yerdeki üretimin Ayak İzi’nin, biyolojik kapasiteyi aşması, oradaki doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan biçimde kullanıldığı anlamına gelir.

4 Gezegenin toplam biyolojik kapasitesi, yani insanlığın ekolojik talebini karşılama kapasitesi, tanım gereği dünyadaki toplam üretken alana eşittir. Biyolojik kapasite, üretken alanların boyutundaki değişime bağlı olarak yıllar içinde değişkenlik gösterebilir. Gezegenin kaynakları, sürdürülebilir seviyenin çok üzerinde bir hızla tüketilmektedir. Gezegenin, insanlığın talebini karşılama kapasitesi ilk olarak 1970’lerin ortalarında aşılmıştır. 1975 yılından beri gezegenin doğal kaynak üretim ve karbon tutma kapasiteleri her yıl belirgin bir biçimde aşıldı. Küresel ölçekte, 2007 yılında insanların faaliyetlerini sürdürmeleri için 1,5 gezegene eşdeğer kaynak kullanılmıştır. Ekolojik ayak izi ölçümlemelerine göre, dünyadaki herkes bir Kuzey Amerikalı kadar tüketse 5, bir Avrupalı kadar tüketse 3, Türkiye'de yaşayan biri kadar tüketse 2 gezegene ihtiyacımız olacak.

5

6

7 Geçtiğimiz 50 yıl içinde yalnız gelişmiş ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelerde de kaynak kullanımı hızla artmıştır. Örneğin, 1961’de dünya nüfusunun büyük bir bölümü “ekolojik borçlu” olmayan ülkelerde yaşıyordu yılına gelindiğindeyse biyolojik kapasiteyi aşan doğal kaynak tüketimi sonucu dünya nüfusunun %80’inden fazlasının ekolojik borçlu ülkelerde yaşadığı görülmektedir. Son 50 yılda yaşanan bu değişim, sürdürülebilir yaşamdan hızla uzaklaştığımıza işaret eder.

8 Türkiye’nin yenilenebilir doğal kaynak talebinin büyük bölümü ulusal biyolojik kapasiteyle karşılanıyor olsa da, diğer ülkelerden elde edilen biyolojik kapasite hızla artmaktadır. Ülke dışındaki kaynaklara bağımlılığın artmasını önlemek için biyolojik kapasiteye yatırım yapılmalıdır. yılları arasında Türkiye altı yıl hariç, her yıl, az da olsa net biyolojik kapasite ihracatçısı konumundaydı. Başka bir deyişle bu yıllarda ülke dışına gönderilen biyolojik kapasite, dışarıdan alınandan daha fazlaydı yılından itibaren Türkiye, net biyolojik kapasite ithalatçısı olmuştur. Geçtiğimiz 20 yıllık süre içinde, tüketimimiz, artan biçimde, doğrudan hammadde ya da dolaylı yoldan ithal edilen ürünlerin içindeki girdiler olarak, sınır ötesi kaynaklara dayanmaktadır Türkiye’de ticaret yoluyla karşılanan doğal kaynak talebi, tüketimin Ayak İzi’nin yaklaşık %20’sini oluşturmaktadır.

9

10 ÇEVRE KİRLİLİĞİNİ ÖNLEME AMAÇLI ÇALIŞMALAR

11 Kurumsal Çalışmalar Çevre kirliliğini önlemeye yönelik faaliyetlerin büyük bir kısmını çevre ile ilgili örgütler üstlenmiş durumdadır Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), Dünya Tarım Teşkilatı (FAO), Avrupa Çevre Ajansı (EEA), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), AB … Gönüllü kuruluşlar: Belirli amaçları gerçekleştirmek, kamuoyunu aydınlatmak amacıyla çalışan gönüllülük esaslı kuruluşlardır National Trust (Ulusal koruma), Vahşi Hayatı Koruma Vakfı (WWF), Greenpeace (Yeşil Barış Örgütü) … Türkiye Aile Planlaması Derneği, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Türkiye Çevre Vakfı, Türkiye Erezyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Kaynakları Koruma Vakfı …

12 Uluslararası Standartlar Organizasyonu (ISO): Ürün ve haberleşme standartlarının belirlenmesi için 1947 yılında Cenevre’de kurulan ve 120’den fazla üyesi olan kuruluştur ISO standartı; eko etiket, çevre denetimi, çevre performans değerlendirmesi, ürün standartlarında çevrenin dikkate alınması gibi bazı standartları ihtiva etmektedir Siyasi Partiler: Yeşiller Partisi (Almanya)

13 Uluslararası Çalışmalar
Çevre sorunlarının uluslararası bir sorun haline gelmesi bu konularda uluslararası adımların atılmasına neden olmuştur Bu faaliyetler konferans, zirve ve bunların sonucunda oluşan sözleşmeler ve ülkelerin ikili veya çok taraflı uluslararası anlaşmaları şeklinde olmaktadır Zirve sonunda bildirgeler yayınlanmakta ve yaptırımsal taahhüt içermeyen metinler ortaya çıkmaktadır Zirve veya konferansalar sonunda imzalanan sözleşmeler bağlayıcı konumdadır 60 ve 70’li yıllar uluslararası zirvelerin yoğun olduğu yıllardır 1972 yılında Stockholm'de düzenlenen İnsan Çevresi konferansı bu noktada atılan geniş kapsamlı ilk zirvedir

14 Stockholm Konferansı Çevre konusundaki ilk küresel değerlendirmedir
Yayınlanan bildirgede, insan faaliyetlerinin çevre üzerindeki olumsuz etkileri, ülkelerin iktisadi gelişme sorunlarının, ekonomik ve toplumsal anlamda işbirliğinin önemi vurgulanmıştır Hukuki açıdan bağlayıcı olmayan bu bildirge politik ağırlığı sebebiyle uluslararası sözleşmelerin içeriğine esin kaynağı olmuştur Bu konferans ile Birleşmiş Milletlerin kolu olan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) kurulmuştur

15 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı
Stockholm Konferansının 20. yıldönümünde Rio de Janerio’da yapılan bu konferansta önceki konferansın ilkelerine bağlı kalınmış ve 5 temel belge ortaya çıkarılmıştır; Rio Bildirgesi Gündem 21 Orman İlkeleri İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi

16 Rio Konferansı ve Gündem 21
Sürdürülebilir kalkınmanın” tüm insanlığın 21. yüzyıldaki ortak hedefi olarak benimsenmesi nedeniyle “21” sayısı ile adlandırılmıştır Rio Deklarasyonu’nun ana temaları; İlke 1: Sürdürülebilir kalkınma için insanlar odak noktasıdır. İlke 2: Ülkeler diğer devletlerin çevrelerine zarar vermemelidir. İlke 3: Kalkınma şimdiki ve gelecekteki kuşakların kalkınma ve çevre ihtiyaçlarını eşit ölçüde karşılamalıdır İlke 4: Çevrenin korunması kalkınma sürecinin bir parçasıdır. İlke 5: Yoksulluğun kaldırılması sürdürülebilir kalkınmanın ayrılmaz bir parçasıdır. İlke 6: En az gelişmiş ülkelerin özel durumu ve ihtiyaçlarına özel öncelik verilmelidir. İlke 7: Dünya ekosisteminin sağlık ve bütünlüğünün korunması ve restore edilmesi için devletlerin ortak ama farklı sorumlulukları mevcuttur. İlke 8: Devletler, sürdürülemez üretim ve tüketim kalıplarını azaltmalı ve ortadan kaldırmalıdır, uygun demografik politikalar takip etmelidir. İlke 9: Devletler, sürdürülebilir kalkınma için ülke içi kapasitelerini geliştirmek amacıyla işbirliğine gitmelidir. İlke 10: Çevre sorunları hakkındaki bilgiyi artırmak, halkın farkındalığını ve katılımını sağlamak için faaliyette bulunulmalıdır.

17 Uluslararası Anlaşmalar
Geleneksel anlaşmalar ve tek taraflı/çok taraflı anlaşmalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır Geleneksel anlaşmalar; iki veya daha fazla ülke arasında yapılan yapı olarak zayıf olan anlaşmalardır Tek taraflı/çok taraflı anlaşmalar; sorumluluk getiren ve zorlayıcı nitelikte araçları içeren anlaşmalardır Yükümlülüklere uymayanlara yaptırım cezası verilmektedir Yaptırımlar genellikle Dünya Bankası ve IMF gibi örgütlerin kredi şartı olarak ortaya çıkmaktadır Anlaşmaların ihlali durumunda uluslarüstü bir mahkeme mevcut değildir. BM ve AB’nin yargı organlarıyla İnsan Hakları Mahkemeleri bu konuda uyuşmazlığı çözmekte kullanılmaktadır

18 İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi
Sera gazı salınımlarının azaltılması İnsan kaynaklı sera gazı salınımını 2000 yılına kadar 1990 düzeyine çekme, gelişme yolundaki ülkelere mali kaynak ve teknoloji aktarılması Türkiye bu anlaşmaya 2004 yılına kadar taraf olmamıştır

19 Basel Konvansiyonu Zararlı atıkların sınırlar ötesi hareketleri ve imhası konulu konvansiyon (1989) Amaç, tehlikeli atık ve zehirli maddelerin ihraç ve ithalini bir ülke gönüllü olarak kabul etmediği sürece durdurmaktır Viyana Konvansiyonu Ozon tabakası için zararlı olan kloroflorokarbon tüketimini yasaklamaya yönelik yapılan anlaşmadır Montreal Protokolü Ozon tabakasına zararlı kimyasalları yasaklamayı hedef alan ve ticari yaptırımlar içeren bir anlaşmadır

20 Kyoto Protokolü Japonya’nın Kyoto kentinde 160 ülkenin katılımıyla yapılmıştır Karbondioksit emisyonlarının ve sera etkili gazların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır Ülkelerin iklim dostu teknolojiler kullanması benimsenmiştir Emisyonlarına sınırlama getirilen en önemli sera gazı karbondioksittir. Karbondioksit, gelişmiş ülkelerin toplam sera gazı emisyonlarının %80’ni oluşturmaktadır Türkiye, şartları yerine getirememe endişesiyle anlaşmaya taraf olmamıştır. Maliyetlerin ülkeler arasında nasıl paylaşılacağı tartışma konusu olmuştur En fazla karbondioksit salınımı yapan ülke olan ABD anlaşmanın maliyet getirici olması nedeniyle bu anlaşmaya taraf olmamıştır Diğer önemli kirletici olan Rusya ise 2004 yılında anlaşmaya taraf olmuştur


"Doğal kaynakların ekolojik sınırları aşmayan kullanımı, doğayla uyum içinde yaşamamızı sağlayacak kalkınma biçiminin önemli bir unsurudur. Ekolojik Ayak." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları