Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Yrd. Doç. Dr. Şahru PİLTEN UFUK. Karahanlı Türkçesi Eserleri Divanu Lügati’t Türk Türk diyalektolojisi ile şifahi halk edebiyatını içerir. XI. yy. Orta.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Yrd. Doç. Dr. Şahru PİLTEN UFUK. Karahanlı Türkçesi Eserleri Divanu Lügati’t Türk Türk diyalektolojisi ile şifahi halk edebiyatını içerir. XI. yy. Orta."— Sunum transkripti:

1 Yrd. Doç. Dr. Şahru PİLTEN UFUK

2 Karahanlı Türkçesi Eserleri Divanu Lügati’t Türk Türk diyalektolojisi ile şifahi halk edebiyatını içerir. XI. yy. Orta Asyasının en hazırlıklı filoloğu olup, Türk halk dili ve edebiyatını ayakta tutmuş, onu çağının milli bir kültür taşıyıcı abidesi olarak, yeni bir hamle ile ortaya atılan Arap kültürüne karşı koymuştur. Kutadgu Bilig ise tam tersine klasikleşmiş yazı dili Türk şiirini ihtiva etmektedir. Devrinin klasik ve edebi Türkçesini, edebi nazım şekline koyarak, Orta Asya kültür akışında ağır basan İran edebiyatı sırasına ve hizasına yerleştirmeyi başarmıştır.

3 Kaşgarlı Mahmut İskenderiye Filoloji mektebi metodunda Türk dili ve gramer geleneğinin kurucusu, Has Hacib’in ise Türk nazım edebiyatı mektebinin yaratıcısı sıfatıyla Türk milletine yeni bir kültür merkezi temin etmişlerdir. Hiç şüphe yoktur ki, yeni İslam medeniyeti çevresine giren Türklerin bu tesir altında ezilmemeleri, bu konudaki milli taassup ve karşı koymaları sayesinde kabil olmuştur. Her ikisi de Türk dilinin birliğine ve kaynaşmasına azmetmiş, gereken emeği harcamışlardır. Türk dil ve edebiyatı, Türk şuuru ile yoğrularak işlenmiştir.

4 Böylece X. Yüzyıl sonlarına doğru, devrin en kudretli Türk ülkesi sayılan Karahanlılar ilinde İslam ışığı altında, yeni bir Türk dili edebiyatı vücuda getirilmiştir. Bu edebiyat köklü ve milli gelenekli Türk yazarlarının emeğiyle yepyeni yönlerden geçme imkânını bulmuştur. Komşu Arap ve İran dilleri ile bir nevi at başı yürütülmek istenen bu geçici devere Türk edebiyatının en orijinal temsilcileri Kaşgarlı Mahmud’un Divanu Lügat’it-Türk’ü ile Balasagunlu Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i olmuştur.

5

6

7 Kutadgu Bilig Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hâcib tarafından yazılmıştır. Hakkında fazla bilgisahibi olmadı-ğımız yazarla ilgili bilgilerimiz, Kutadgu Bilig’den ve eserin baş tarafındaki mukaddime-den öğrenebildiklerimizle sınırlıdır. Yusuf Has Hacib’in doğum ve ölüm tarihleri bilinme-mektedir, eserinde yaşı hakkında verdiği bilgilerden yola çıkarak doğum tarihini yakla-şık olarak tespit etmek mümkündür. 1069/1070 yılında tamamladığı eseri üzerinde 18 ay uğraştığını ve eserini yazmağa başladığı zaman 50 yaşlarında olduğunu eserinde belirt-tiğinden dolayı 1019/1020 yıllarında doğduğunu tahmin etmekteyiz. Eserini 50’sini yeni geçtiği sıralarda bitirdiği ve ondan sonra da daha fazla yaşamadığı düşünülen Yusuf Has Hacib’in Hakan Buğra Han’ın tahtta olduğu 1103 yılında öldüğü tahmin edilir.

8 Kutadgu Bilig Balasagun’da doğan Yusuf, çalışkan, akıllı, anlayışlı ve bilgili bir kişiydi. Ana dilinden başka Arapça, Farsça ve İran dillerinden Soğdçaya hakimdi. Firdevsî’nin Şeh-nâme’sini, Fârâbî’nin ve İbn-i Sinâ’nın Arapça felsefe kitaplarını okuduğunu, efsanelere, aruza, belagat sanatına, İslâmî bilgilere, Türk atasözlerine, devlet örgütüne, felsefeye, matematiğe, astronomiye, düş yorumuna, hekimliğe ve toplumbilimine merak saldığını ve bunlar hak-kında bilgi sahibi olduğunu eserinden anlamaktayız. Kaynaklardaki bilgilere göre felsefe, ahlak ve toplumbilimi alanında aşağı-yukarı çağdaşı olan iki Türk filozofunu anlayarak okumuş ve onların öğretilerini benimsemiştir.

9 Kutadgu Bilig Bunlardan biri, Fârâbî, diğeri de İbn-i Sinâ idi. Yusuf Has Hâcib’in doğrudan doğruya bu ikisinin öğrencisi olup olmadığı hakkındaki bilgilerimiz de net değildir, ancak her ikisinin de yazılarını okuduğunu ve onların görüşleri hakkında bilgi sahibi olduğunu eserinden anlamaktayız. O yalnız Arap ve Fars dilini, kültürünü, batıdaki klasik bilgileri değil, İslâmdan önceki Türk dünyasını ve kültürünü de çok iyi biliyordu.

10 Kutadgu Bilig Balasagun’lu Yusuf, yaşadığı dönemde hükümdarların saraylarında en ileri ve en önemli görevlerden biri olan ‘hacib’lik, yani ‘perdedârlık’ (mâbeynci) görevini yapmıştır. Buğra Han’ın çok güvendiği, kendisine en yakın tuttuğu (has) saray adamlarından olmasından dolayı da has ünvanını aldığından adı tarih sayfalarına “Yusuf Has Hacib” olarak geçmiştir.

11 Kutadgu Bilig Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig’i Karahanlı sülalesinden Buğra Karahan Ebu Ali Hasan bin Süleyman Arslan Karahan adına hicri 462 ( ) yılında, onsekiz ay içinde yazmıştır. Balasagun’da yazmaya başladığı eserini Kaşgar’da tamamlamıştır. Kutadgu Bi-lig ‘mutluluk ve kutsallık veren bilim’ demektir. Kut ‘mübarek, mukaddes’; bilig ise, ‘bilgi, bilim’ anlamındadır. Kutad- ‘mutlu, kutlu olmak’ eylemine gelen -gu ortaç ekiyle kurulmuş kutadgu ‘mutlu olma’ demektir. Kitabın konusu, devlet idaresinin yollarını ve gidişini göstermektedir. Bunları bilmek, yurda ve halka mutluluk ve kutluluk getireceğinden dolayı bu ad verilmiştir.

12 Kutadgu Bilig Devrin Doğu ve Batı felsefe ve ilmine layıkıyle vakıf olduğuna şüphe edilmeyen Yusuf, aynı derecede Türklük gelenek, görenek ve terbiyesini de adamakıllı hazmetmiştir. Tepesinden tırnağına kadar, kamil bir Orta-Asya Türk evladıdır. Eserinin konusu dahi tamamiyle Doğu tefekkür ananesine uymakta olup ferdi prensiplere değil genellikle Doğu milletleri arasında yaşayan pratik hayat kurallarına, gereken hakkı vermeye çalışmıştır. Bundan dolayı da, Kaşgar şehri Yusuf’a göre yalnız Karahanlı devletinin merkezi olmakla kalmamış, bünyesinde Türk cemiyetinin bütün varlığını da toplamıştır.

13 Kutadgu Bilig Eserinde mani, masal, hikmetler gibi halk edebiyatına da baş vurması, halk edebiyatına değer verildiğini açıkça göstermektedir. Nitekim eserde, çeşitli Türk folklor unsurlarına rastlanmaktadır. Küçüklere hitap ederken “kuzu” diye çağrılma adeti. İlig adlanırken, kendisinin ananevi Türk boyları baş totemi sayılan “kurt”la taltif edilişi, Alpler ve Atlar kültür, öfkeye dayanan teamül hukuku anlayış ve kuralları, hep Orta-Asya folklor malzemesinden sayılmaktadır. Hele eserin yazılışında geniş halk psikolojisinin, baş rol oynayışı Kaşgar Türk edebi mektebine bambaşka bir özellik kazandırmıştır. Eser, tarihi Türk kültürünün ve geleneklerinin hazineciliğini olduğu gibi muhafaza etmiştir.

14 Kutadgu Bilig Yusuf Has Hâcib eserini meydana getirirken gerek nazım örgüsü, gerekse epik üslup açısından Firdevsî’nin 1010 yılında tamamladığı Şeh-nâme’sinden etkilenmiş, O’nun Farsçada yaptığını Türkçede yapmak istemiştir. Yusuf Has Hacib bu eseriyle hem Türk hükümdarlık felsefesi ve devlet idaresinin hem de hikmet geleneklerinin Arap ve Fars gelenekleri ile karşılaştırılabilecek derecede başarılı olduğunu göster mek ve ispatlamak amacını gütmüştür. Bu amaçla da devleti yönetenler ve yönetim biçimleriyle ilgili sözleri, deyişleri Orta Asya’daki Türk hükümdar ve devlet büyüklerinden seçmiştir.

15 Kutadgu Bilig Yusuf Has Hâcib’in yönetim ve siyaset alanında başka kaynakları da vardı. İlk islâmî eser olması dolayısıyla ilk müslüman filozoflar ve onların kaynağı olan Batılı düşünürlerden Eflatun ve Aristo’nun bu konuda yazdıkları, görüşleri ve felsefeleri Yusuf ’a kaynak olmuştur. Batının fikir ve görüşlerini alarak bunu islâmî görüşlerle bağdaştıran müslüman filozof Fârâbî’nin eserleri de devlet ve yönetim konusunda O’nun başvuru kaynağıdır.

16 Yusuf Has Hâcib eserinde dört soyut kavramı kişileştirmiş ve bu kişilere de temsil et-tikleri kavramlara göre şu adları vermiştir: Kün Togdı (hükümdar) “gün doğdu,doğan güneş”, adaleti temsil eder. Ay Toldı (vezir) “ay doldu, dolunay”, baht, talih ve ikbali temsil eder. Ögdülmiş (vezirin oğlu) “övülmüş”, akıl ve anlayışı temsil eder. Odgurmış (vezirin kardeşi) “uyanık”, dünya işlerinin sonunu temsil eder. Eserinin hemen başında bu dört kişiden bahseder ve onları okuyucuyla tanıştırır (353 ve 358 beyitler arası). Eserin ilk yarısı bu karakterlerin ilk üçü arasındaki ilişkileri anlatır ve çoğunlukla İran edebiyatından kaynaklanan geleneksel “hükümdarlara ayna” temaları-nı ele alır. Eserin ikinci yarısı ise, daha çok muhalif karakter olan Odgurmış üzerinde yoğunlaşır ve sufilik ya da İslâm mistisizmine ilişkin dinî temaları içerir.

17 Kutadgu Bilig Eserde bu dört ana karakterin dışında anlamlı adlar taşıyan üç kişi daha vardır: Küse-miş (Ay Toldı başkente geldiğinde ona yardım eden kişi), Ersig (hükümdarın mabeynci-si) ve Kumaru (Odgurmış’un müridi)’dir. Kutadgu Bilig didaktik bir eser olmasına rağmen yer yer şiirselliğin ve lirizmin görülmesi (özellikle eserin başındaki Tanrı ve Peygamber övgüleri, bahar kasidesi ve hükümdar övgüsü bölümleri) Yusuf Has Hâcib’in duyarlı bir şair olduğunu göstermektedir. Dört kişi arasında geçen münazarayı andıran eser, eski dönemlerden kalma atasözleri ve bilgelik ifadesi taşıyan deyimlerle süslenmiştir.

18 Kutadgu Bilig Eserin başında mensur ve manzum mukaddimeler ile babların (=bölümlerin) fihristi bulunmaktadır. Bunların devamında yer alan Tanrı övgüsü ve Tanrı’ya yakarış İslâmî Türk edebiyatının bize kadar gelen ilk tevhid ve münacaat örneğidir. Otuz üç beyitten olu-şan bu manzume mesnevi şek linde yazılmıştır. Kutadgu Bilig 900 yıllık bir geçmişi olan İslâmî Türk edebiyatının ilk en büyük ürünüdür. Aruzun mütekarib (fe’ûlün fe’ûlün fe’ûlün fe’ûl) vezniyle yazılan bu didaktik eser, 6645 beyittten oluşmaktadır. Eserin bütünü her beyitin kendi arasında kafiyeli olan mesnevi tarzında yazılmıştır, yalnızca eserin sonundaki üç bölüm gazel tarzında kafiyelenmiştir.

19 Kutadgu Bilig Kutadgu Bilig, İslam Türk klasik edebiyatını müjdeleyen, şimdilik ilk Türk eseridir. XI. Asrın en büyük mahsülü olan bu eser, sade ve ahenkli bir üslupla yazıldığından, geniş Türk illerinde ve bozkırlarında okunmuş, Türk hatırasında, maziyi canlandırmaya çalışmıştır. Eserin giriş kısmında işaret edildiği gibi mümtaz Buğra Han tilince yazılmış olduğundan çağın Türkistan illerinin en mükemmel bir edebi abidesi olmuştur. Buna göre de rağbeti hudutsuz olan Kutadgu Bilg, çeşitli Türk ilk ve kavimlerinin arasında, muhtelif adlar almıştır.

20 Kutadgu Bilig Çinlilerde Edebü’l Müluk, Maçinlerde Aynü’l-Memleket; Maşrıklılarda Zinetü’l-Ümera; İranlılar’da Şahname; Turanlılarda Kutadgu Bilig; Bazılarında ise Pendname-i Müluk olmuştur. Kutadgu Bilig’in bu kadar geniş lakaplandırılması, her halde basit bir abartı olmayıp büyük bir rağbet kazandığına delalet etmektedir. Çünkü eser zarif dili ve ahlaki konusu ile, uzun müddet Türkistan’ın edebi Türkçesi’nin üzerinde müessir olmuştur. Hatta Türk edebiyatına gerçek bir çığır açmıştır. Türk edebiyatı, ilk defa Kutadgu Bilig’le nazım edebiyatının temelini kurmuş, Türk gelenekli kültürünü, tarihi mazisinden ayırmamıştır.

21 Kutadgu Bilig Kutadgu Bilig’in üç yazma nüshası vardır: Viyana (Herat) nüshası, Mısır nüshası ve Fergana nüshası. 1439’da Uygur harfleriyle kopyalanmış olan Herat nüshası bulunan ilk nüshadır. 15. yüzyılın ilk yarısında Herat ve Semerkant siyaset, kültür ve bilim merkezleriydi. Bu dönemde Türkler Arap harflerini kullanıyorlardı ama kimi eserleri Uygur harfleriyle kopyalıyorlardı. Uygur haflerine olan bu ilgi Batı Türklüğünü de etkilemiştir, Osmanlı saraylarında Uygur hafleriyle ilgilenen yazıcılar bulunmuştur. Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı da bunlardan biriydi, Kutadgu Bilig’in Herat nüshasını Tokat’tan İstanbul’a getirtmiştir ancak eser hakkında herhangi bir şey yapılmamıştır. Bu nüshayı Avusturyalı doğu bilgini Joseph von Hammer-Purgstall, 18. yüzyılın sonlarına

22 Kutadgu Bilig Kutadgu Bilig’in Mısır nüshasının 1374’ten önceki bir tarihte İzzeddin Aydemir adına kopyalandığı düşünülmektedir. Arap harfleriyle yazılmış olan bu nüsha (5800 beyit), 1896’da Kahire’deki Hidiv Kütüphanesi müdürü Dr. Moritz tarafından bulunmuştur ve halen Kahire’deki Mısır Devlet Kütüphanesindedir. Kutadgu Bilig’in üçüncü nüshası olan Fergana nüshasının 14. yüzyılın ilk yarısında Harezm coğrafyasında kopyalandığı tahmin edilmektedir. Bu nüsha da Arap harflidir, 1914 yılında Fergana’da Zeki Velidi Togan tarafından bulunmuş ve bir yazıyla bilim dünyasına tanıtılmıştır.

23 Dîvânu Lugati’t-Türk Karahanlı döneminden bize kalan ikinci önemli eser ise, Türkçenin bilinen ilk sözlü-ğü olan ve Kaşgarlı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed tarafından yazılan Dîvânu Lugati’t-Türk’tür (asıl adı: haza kitabu divani lugati’t-turk). Eldeki bilgilere göre Kaşgarlı Mahmud eserini 1072 yılında yazmaya başlamış 1077’de bitirmiştir. Yazar hakkındaki bilgilerimiz ise kendi kitabında yazdıklarıyla sınırlıdır. Bu bilgilere göre babasının adı Hüseyin’dir. Kendisinin Kaşgar’da doğduğu eserinden anlaşılıyorsa da Barsgan şehrini anlatırken kullandığı “bu şehir Mahmud’un babasının şehridir” ifadesinden yola çıkılarak babasının Barsganlı olduğu düşünülmektedir.

24 Dîvânu Lugati’t-Türk Yine eserinden anlaşıldığına göre Türkçeyi, Türkçeninin lehçelerini ve Arapçayı iyi bilmektedir. Sözlüğünde verdiği bilgilere dayanarak Kaşgarlı Mahmud’un sözlükçülüğünün yanısıra filoloji ve ağız araştırmacılığı yönünün de olduğunu söyleyebiliriz, ayrıca verdiği örnek maniler, dizeler ve atasözlerinden halk edebiyatı yönünün de kuvvetli olduğunu görüyoruz. Kaşgarlı Mahmud’un bu eserinden başka bir de Cevahirü’n-nahv fi-Lugati’t-Türk (Türk dilinin gramer cevherleri) adlı bir de gramer kitabının olduğu bilinmektedir, ancak eser bugüne kadar bulunamamıştır.

25 Dîvânu Lugati’t-Türk Ansiklopedik bir sözlük olan Dîvânu Lugati’t-Türk (bundan sonra DLT şeklinde kısaltma kullanılacaktır), içerik olarak bize o dönemdeki Türk boyları, bu boyların kullandıkları Türkçe arasındaki farklılıkları ve en önemlisi de sözcükleri hakkında bilgi veren geniş bir sözlüktür. Türk Lehçeleri Divanı anlamını taşıyan DLT, eserin yazarının yaşadığı dönemdeki Türk toplulukları ve onların dili hakkında ses, biçim, anlam ve sözvarlığı konusunda bilgiler vermektedir.

26 Dîvânu Lugati’t-Türk Eser hem Araplara Türkçe öğretmek hem de sözvarlığı, anlatım özelliği, külterel zenginlik açısından Türkçenin Arapçadan hiç de geri kalmayan bir dil olduğunu göstermek amacıyla meydana getirilmiştir. DLT’nin temel sözvarlığını Kaşgarlı’nın kendisinin de mensubu olduğu dönemin ve ülkesinin yazı dili olan Karahanlı (Hakaniye) Türkçesi, yazarın kendi tabiriyle “Türkçe”nin oluşturmasının yanı sıra Hakaniye Türkçesinin yayılma alanına yakın Çigil, Yagma, Karluk, Yemek, Oğuz, Bulgar, Suvar, Argu, Kençek, Basmıl boylarının dilleri de oluşturmaktadır.

27 Dîvânu Lugati’t-Türk Kaşgarlı Mahmud eserini hazırlarken bir alan araştırıcısı gibi çalışmış, böylece Türk dilinin lehçelere göre dil-bilgisi kurallarını başarıyla ilk kez belirlemiştir. Kaşgarlı Mahmud eserinde ifade ettiği şu sözle böyle bir sözlüğü yazmaktaki amacını dile getirmiştir: “Türk dili ile Arap dilinin atbaşı beraber yürüdükleri bilinsin diye Halil’in Kitabü’l-ayn’ında yaptığı gibi, kullanılmakta olan kelimelerle bırakılmış bulunan kelimeleri bu kitapta birlikte yazmak, arasıra yüreğime doğar dururdu……”. Kaşgarlı Mahmud, Türk-çenin İslâmiyetten dolayı Türklerin bulunduğu coğrafyada önem kazanmış olan Arapça-dan geri kalmadığını göstermeye çalışmış; sözlüğünde yer verdiği lehçeler arasındaki fark-lılıklar, şiirler, atasözleri ve deyimlerle bu amacını gerçekleştirmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un bu sözlüğü yazmasındaki diğer önemli bir neden de Araplara Türkçeyi öğretmektir.

28 Dîvânu Lugati’t-Türk Kaşgarlı Mahmud eserini yazarken nasıl bir yol izlediğini şöyle ifade etmiştir: “Ben onların (yani Türklerin) en uz dillisi, en açık anlatanı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğum halde onların şarlarını (= şehirlerini), çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belliyerek faydalandım; öyle ki, bende onlardan her boyun dili en iyi yolda yerleşmiştir. Ben onları en iyi surette sıralamış, en iyi düzenle düzenlemişimdir”. Eserinde her lehçeye aynı derecede ağırlık vermemiştir.

29 Dîvânu Lugati’t-Türk Örneğin yukarıda verdiğimiz kendi ifadesinde yer almasına rağmen eserde Kırgızların diliyle ilgili hiç bir bilgi yer almamaktadır.DLT’te yer alan man- zum parçalar (dize sayısı 764’tür) ve atasözleri (289 tane) eserin edebi değerini arttırmak-tadır. İslâmiyetin kabul edildiği dönemde meydana getirilmiş olan bu manzumeler üzeri-ne çalışmalar yapılmış ve şiirlerin hece ölçüsüyle mi aruz ölçüsüyle mi yazıldığı tartışılmış-tır. Manzumeler üzerine ilk yapılan çalışmalarda şiirlerin hepsinin hece ölçüsüyle yazıldı-ğı görüşü hakim olmuştur.

30 Dîvânu Lugati’t-Türk Daha sonra farklı araştırıcılar tarafından şiirlerin tamamının aruz vezniyle yazıldığı iddia edilerek tam tersi görüş savunulmuştur. Sonuçta bu şiirlerin hem eski Türk halk şiiri örneklerini hem de XI. yüzyılda Karahanlılar çevresinde yetişen ilk müslüman Türk şairlerinin aruzla yazılmış eserlerinden alınmış manzum parçaları içerdi-ği; halk şiiri ve aydın zümre şiiri olarak iki kolda geliştiği ortaya konmuştur. Şiirlerde kullanılan nazım birimi ise beyit ve dörtlüktür. DLT’deki dörtlük ve beyitler madde başların-da verilen sözcüklere ilişkin örnekler olduğu için eserde dağınık halde bulunmaktadırlar.

31 Dîvânu Lugati’t-Türk Dîvânu Lugati’t-Türk’ün tek yazma nüshası vardır. Bu nüsha Diyarbakırlı Ali Emirî Efendi tarafından İstanbul’da 1917 yılında bir sahafta bulunmuştur. Ali Emiri Efendi sahafta kitabı görünce tanımış ve hemen satın almak istemiştir, ancak parası yetmeyince borç para bularak almayı başarmıştır. Eser halen Ali Emiri Efendi’nin bağışladığı kitaplarla kurulmuş olan Millet Kütüphanesi’ndedir.

32 Atabetü’l-Hakayık 12. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen Atebetü’l-hakâyık (Hakikatlerin Eşi ği) manzum öğüt kitabıdır. Nerede ve ne zaman yaşadığını bilmediğimiz Türk ve Acem meliki Muhammed Dâd İspehsâlâr Bey’e sunulmuştur. Kaynaklarda hakkında fazla bilgi bulamadığımız Edib Ahmet’in yaşadığı dönem ve çevresi hakkında hemen hemen hiç bilgimiz yoktur. Mem-leketinin Yüknek, babasının adının ise Mahmud olduğunu Arslan Hoca Tarhan’ın AH’ın sonuna yazdığı dörtlükten öğrenmekteyiz.

33 Atabetü’l-Hakayık Edibniŋ yiri atı Yüknek erür Safālıġ ‘aceb yir köŋüller yarar Atası atı mahmud-ı yükneki Edib mahmud oġlı yok ol hiç şeki (Edib’in yerinin, memleketinin adı Yüknek’tir, (burası) gönülleri açan safalı hoş bir yerdir. Babasının adı Yüknekli Mahmud’dur. O’nun Edip Mahmud’un oğlu olduğuna hiç şüphe yoktur).

34 Kitabın sonunda yer alan bu ekin dışında iki tane daha ek bulunmaktadır. Toplam üç tane olan bu eklerden biri yukarıda örneğini verdiğimiz Arslan Hoca Tarhan’a, ikincisi Emir Seyfettin’e, üçüncüsü ise bilmediğimiz bir kişiye aittir. Kime ait olduğu bilinmeyen bu dörtlükte yazarın kör olduğu, Emir Seyfeddin’e ait dörtlükte ise, edipler edibi olduğu belirtilmektedir. Nevayi, Nesayimü’l-Mahabbe min Şemayimi’l Fütüvve adlı eserinde Edib Ahmed hakkında şu bilgileri vermektedir: “Türk ülkesindenmiş. Onun işleri hakkında garip şeyler anlatılmıştır. Derler ki gözleri körmüş ve asla görmezmiş. Görürmüş ama gözü olup görmeyenler gibi değilmiş. Çok akıllı, zeki, zahit ve takva sahibiymiş. Yüce Tanrı zahir gözünü kapalı yaratmış olsa da gönül gözünü parlak etmiş”. Burada verilen diğer bilgilere göre oturduğu yerden uzun yollar katederek İmam-ı Azam’ın sohbetlerine gelirmiş. İmam-ı Azam da öğrencileri arasında en çok onu takdir edermiş.

35 On üç bölümden oluşan eserde kırk beyit ile yüz bir tane dörtlük bulunmaktadır, ese rin tamamı 484 mısradır; eser, Kutadgu Bilig gibi aruzun mütekarip (fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûl) vezniyle yazılmıştır. Eserin giriş bölümü Tanrı övgüsüyle başlar bunu peygamber, dört halife, Emir Mu-hammed Dâd İspehsalar’ın övgüsü izler. Kitabın yazılış nedeninin belirtildiği altı beyitlik kısımdan sonra bilginin yararı, bilgisizliğin zararı, dilini tutmanın erdemi, dünyanın dönekliği, cömertliğin övülmesi, cimriliğin yerilmesi, kibir, harislik, zamanenin bozukluğu gibi konuların işlendiği bölümler yer alır. Öğretici bir ahlak kitabı olan eser, işlediği konu-lar açısından Kutadgu Bilig’le benzerlik göstermektedir, ancak edebî açıdan Kutadgu Bilig daha sanatkârane yazılmıştır. Edip Ahmed eserini herkesin rahatça okuyup anlayacağı bir dille, kendi ifadesiyle (Anın uş çıkardım bu Türkî kitap) Türkçe yazmıştır.

36 Atabetü’l-hakâyık Atabetü’l-hakâyık’ın baş kısmındaki övgü ve sebeb-i telif kısımları beyitlerle ve övgü tarzındaki asıl eser ise, aaba/ccdc/eefe biçiminde uyaklanmış dörtlüklerle yazılmıştır. Ayrıca İslâmiyet öncesi Türk şiirinde görülen dize başı uyak da çok kullanılmıştır. Tam ve yarım uyakların yanı sıra bazen redife de yer verilir. Vezin ve uyak bakımından kusurlu olan eserde çok sayıda imale ve zihaf bulunmaktadır. Aruzla şiir yazma geleneğinin yeni yeni başlamış olmasından dolayı bu kusurlar olağandır.

37 Atabetü’l-Hakayık Atebetü’l-hakâyık’ın dört nüshası bilinmektedir. Bu nüshalardan biri yazılışından çok sonra 15. yüzyılda düzenlenmiştir biri de oldukça eksiktir; en iyi ve en eski tarihli olanı ise Semerkand nüshasıdır ve İstanbul’da Süleymaniye kütüphanesi, Ayasofya bölü-mü nr. 4012’de kayıtlıdır. 848 (1444) yılında Semerkand’da hattat Zeynelabidin tarafından kopyalanmıştır. Bu nüsha Uygur harfleriyle yazılmıştır. Eserin doğru adını ve kime sunulduğunu göstermesi de bu nüshaya ayrı bir değer katmaktadır. Ayasofya kütüpha-nesi nr. 4757’de kayıtlı bir mecmuanın baş kısmında bulunan Ayasofya nüshası ise, 884 (1480)’te Abdürrezak Bahşı tarafından İstanbul’da düzenlenmiştir. Metin, üst satırları siyah mürekkeple Uygur harfleri ve alt satırları kırmızı mürekkeple Arap harfleriyle ol- mak üzere iki alfabeyle yazılmıştır. Topkapı Sarayı kütüphanesi Hazine kısmı nr ’de kayıtlı bulunan Topkapı Müzesi nüshası Arap harflidir. Fatih ya da II. Bayezit döneminde İstanbul’da kopyalandığı tahmin edilmektedir. Eserin dördüncü nüshası ise, Uzunköprü’de Seyit Ali’nin kitapları arasında bulunmaktadır. Arap harfli olan bu nüsha baştan, ortadan ve sondan eksiktir.

38 Karahanlı Türkçesiyle Yazılmış Kur’ân Tercümeleri İslamiyet Türkler tarafından X. yüzyılda devlet dini olarak kabul edilmiştir. Bu dinin kutsal kitabı olan Kuran’ın Türkçeye ilk tercümesinin kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak ilk tercümelerin islamiyetin kabul edildiği X. yüzyıl ya da XI. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Karahanlılar döneminde Karahanlı Türkçesiyle yapılan ilk Kur’ân tercümeleri, satır-altı tercüme niteliğindedir. İlk çevirilerin ne zaman yapıldığı konusunda elimizde kesin bilgiler bulunmamaktadır. Satır-altı Kur’ân tercümelerinden Karahanlılar dönemine ait olduğu tahmin edilen çeviriler şunlardır:

39 1. Türk İslâm Eserleri Müzesi (TİEM) No. 73’te kayıtlı olan nüsha: Bu nüsha Muhammed bin el-Hâc Devletşah eş-Şîrazî tarafından 734/ yılında kopyalanmıştır. Eser gösterdiği dil özellikleri yönünden Karahanlı Türkçesiyle yazılmış metniler arasına dahil edilmektedir. Türkçe bölümler kırmızı mürekkeple ve nesih yazı stiliyle yazılmıştır. Sözvarlığı açısından başka metinlerde bulunmayan yeni sözcüklere rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra sözvarlığı Kutadgu Bilig ve Dîvânu Lugati’t-Türk’ün sözvarlığıyla örtüşmektedir. Yazmanın sonunda harfler bitiştirilmeden farklı bir tarzda Kuran’ın niçin hatm edildiğine dair cümleler yer alır, bunu takiben Kuran’ı vakf edenin kabrinin nurla dolması dileğinde bulunulur, burada da farklı yazı kullanılmıştır. 902 (451 varak) sayfadan oluşan bu tercümenin Kur’ân tercümeleri içinde en eskisi olduğu kabul edilmektedir.

40 2. Anonim Tefsir: Bu eser Orta Asya Tefsiri, Anonim Tefsir ve Müellifi Meçhul Kur’ân Tefsiri adlarıyla da bilinmektedir. Bu tefsir Peterburg’daki Asya Halkları Enstitüsü Kitaplığındadır. Kopya ediliş tarihi, yeri ve kopyalayanın kim olduğu bilinmemektedir. Bu tercümenin diğerlerinden farkı satır-arası tercümenin yanı sıra surelerle ilgili tefsir ve hikâyelere de yer vermesidir. Satır-arası çeviri Karahanlı Türkçesiyle, tefsir ve hikâyeler ise, Kıpçak, Oğuz ve Çağatay unsurlarının kullanıldığı Harezm Türkçesiyle yazılmıştır. Eser, 1914 yılında Zeki Velidi Togan tarafından Fergana’da bulunmuştur.

41 3. Manchester-John Rylands Nüshası: Manchester, Rylands Kitaplığı Arapça Yazmalar Bölümü 25-38’de kayıtlı olan nüshanın telif ve istinsah tarihi belli değildir. Rylands nüshası, Türkçe ve Farsça çeviriyi içermektedir. Dili hakkında ileri sürülen değişik görüşleri değerlendiren Eckmann, tercümenin 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın başına ait Karahanlı Türkçesi dil özelliklerini gösterdiğini belirtir.

42 . 4. Taşkent, Özbek Bilimler Akademisi, No. 2854’te kayıtlı nüsha Bu nüsha da satır-arası Türkçe ve Farsça çeviri yer alır, yorumlar içermez. Bu yazma üzerrine çalışan Semenov’a göre Türkçe çeviri Karahanlı Türkçesi dil özelliklerini yansıtır.

43 Ahmet Yesevî Hikmetleri Filoloji ve linguistik bakımından Orta-Asya’nın Karahanlı devleti Türkçesi üzerinde en kuvvetli ve tesirli edebi unsur, Ahmet Yesevi’nin hikmetleri olmuştur. XII. Yy. mutasavvıf şairlerinden olan Ahmet Yesevi, lakabından da anlaşılacağı üzere Yesili bir Türktü. Hakkında çok faydalı bilgi F. Köprülü tarafından derlenerek, derinden derine incelenmiş, Anadolu’nun aynı tip ve ayardaki şairi Yunus Emre ile karşılaştırılmıştır. Coğrafî ayrıklıklara rağmen çok verimli olan bu iki mutasavvıf şairden, bilhassa Ahmet Yesevi, ilk Türk edebi mektebinin gelişmesinde müessir olmuş sade Türkçe sınırlarının genişlemesini temin etmiştir. Buna göre de Ahmet Yesevi, çağdaşı Mahmudoğulu Edip Ahmed’i ve

44 Ahmet Yesevî Hikmetleri Kutadgu Bilig gibi arkada ilk Türk klasik manzum Türk edebiyatı mektebinin kurucusu kıymetini taşıyan büyük bir eser bırakmış, hatta onun genişlemesine engel olmuştur. Yesevi, bir bakıma Türk kavimleri arasında Kutadgu Bilig prototipi mahiyetinde yeni bir halk şiiri mektebi kuranlardan sayılmaktadır. Halkın içinden yetişme bir aydın yazar sayıldığından, ruh okşayıcı ve çekici olan hikmetleri sayesinde, pek kısa bir zamanda çadırlarda yaşayan bozkır halkının düşünüşü üzerinde geniş tesirler yaratmış, bahtiyar, efsanevi şahsiyetler seviyesine yükselmiştir.

45 Ahmet Yesevî Hikmetleri Kerametleri, hikmetleri gibi, geniş Türk halkını sarmış, ağızdan ağıza dolaşarak türlü değişikliklere maruz kalmıştır. Şairin samimiyetine ve tefekkürüne yaklaştırılabilen yabancı şairlere ait hikmetler de onun hesabına geçirilmiştir. Mevcut kaynaklara göre 1166 miladi yılında vefat etmiştir. Efsanevi hayatı ise 130 yılı bulmuştur.

46 Ahmet Yesevî Hikmetleri Türkistan Türkleri'nin İslam’ı kitleler halinde kabul etmeye başladığı 10. yüzyıl, Türk dünyası için tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Bu yüzyıldan itibaren Türkler İslamiyet anlayışını benimsemişlerdir. Ahmed Yesevî, bir yandan İslâm şeriat hükümlerini, tasavvuf esaslarını, tarikât adâb ve erkânını öğretmeğe çalışırken, bir yandan da İslâmiyet'i Türkler'e sevdirmeyi, Ehl-i Beyt [7] âkidesiniyaymak ve yerleştirmeyi kendine gaye edinmiştir. Bu eğitmenlik vasıflarından ötürü hikmetleri lirizmden uzak ve sanat endişesi taşımadan söylenmiş şiirler olarak kabul edilmektedir. [2] TürkistanTürkleriİslâmİslâmiyetTürklerEhl-i Beyt [7]âkidesini [2] Ahmet Yesevi, Divan-ı Hikmet adıyla yüzyıllar sonra derlenecek olan Hikmetleri aracılığıyla Türklere İslam'ı kolaylaştırarak benimsetmiştir. Bunun için İslam inancını, Türk gelenek, inanç ve yaşam tarzı ile uygun biçimde sentezleme yolunu seçmiştir. [kaynak belirtilmeli] Ahmed Yesevî, Yesevîlik tarikâtını kurucusu olarak kabul edilir. İslâm'ı yeni kabul etmiş Türk topluluklarına dinin irfan yönünü tanıtmıştır.Divan-ı Hikmetİslamkaynak belirtilmeliYesevîliktarikâtını Yesevi, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen eserlerini Türkçede vermiştir. [8] Edebiyatçı Yahya Kemal Beyatlı'nın Ahmet Yesevi hakkındaki yorumu şöyledir. [8]Yahya Kemal Beyatlı “Şu Ahmet Yesevi kim? Bir araştırın göreceksiniz. Bizim milliyetimizi asıl O'nda bulacaksınız [9] [9]

47 Ahmet Yesevî Hikmetleri Evliya Çelebi’nin Seyahatname'sinde tespit ettiği Yesevî-Bektâşî dervişlerinden bazıları şöyledir: Rumeli'de Sarı Saltuk,Deliorman'da Demirci Baba, Niyazabad'da Avşar Baba, Merzifon’da Pir Dede, Bulgaristan Varna-Batova'da Akyazılı, Bursa'da Geyikli Baba, Abdal Musa, İstanbul Unkapanı'nda Horos Dede, Yozgat'ta Emir Çin Osman, Tokat’ta Gaj-Gaj Dede, Zile’de Şeyh Nusret, Nevşehir'de Hacı Bektaş-ı Veli, Amasya’da Baba İlyas Mevlana Celâleddîn Rûmî, Hacı Bektaş Veli, Seyyid Muhammed bin Seyyid İbrâhim Ata gibi Anadolu ekolleriyle Anadolu'daki tasavvufi akımlar üzerinde büyük tesirler meydana getirmiştir. Evliya ÇelebiSeyahatnameRumeliSarı SaltukDeliormanMerzifonBulgaristanVarnaBursaİstanbulUnkapanıYozgatTokatZileNevşehirHacı Bektaş-ı VeliAmasyaBaba İlyasMevlana Celâleddîn RûmîHacı Bektaş VeliSeyyid Muhammed bin Seyyid İbrâhim Ata

48 Ahmet Yesevî Hikmetleri Karahanlı devlet dilini geliştirmekte ve onu halka, edebiyat yolu ile indirmekte Ahmet Yesevi’nin çok mühim rolü olmuştur. O çağdaşı Mahmudoğlu Edib gibi Arap ve İran dillerinin baskısının külfeti altında kalmamış, aksine kurtulmaya çalışmıştır. Onun Türk dilinin kuruculuğunda çok müstesna, inkar edilemez bir yeri vardır.

49 KARAHANLI TÜRKÇESİYLE YAZILMIŞ ESERLER ÜZERİNE YAPILAN BELLİ BAŞLI ÇALIŞMALAR Kutadgu Bilig Üzerine Yapılan Çalışmalar Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kutadgu Bilig’in ilk bulunan nüshası Viyana (Herat) nüsha-sıdır yılında Herat’ta Uygur yazısıyla kopyalanmış olan bu nüsha önce Tokat’a ora-dan da 1474’te Fenarioğlu Kadı Ali Efendi’nin eliyle Abdürrezzak Şeyhzade Bahşı için Tokat’tan İstanbul’a getirilmiştir. Viyana (Herat) nüshasını, 1796 sıralarında diplomat ola-rak İstanbul’da bulunan Avusturyalı doğu bilgini Joseph von Hammer-Purgstall bir sahaf-tan satın alarak Viyana’ya götürüp Viyana Sarayı Kitaplığına vermiştir. Hammer kitabın kimi sayfalarını Paris’te bulunan Amédée Jaubert’e göndermiş, Jaubert de 1825’te yazdığı bir makaleyle Kutadgu Bilig’i bilim dünyasına tanıtmıştır:

50 “Notice d’un manuscrit turc en caractères ouigours envoyé par M. de Hammer à Abel Rémusat”, Journal Asiatique, c. VI, s ; 78-95, Paris Bu yayın Kutadgu Bilig üzerine yapılan ilk yayındır, ama bu yazı fazla ilgi uyandırmamıştır. Eser üzerindeki ikinci çalışma Hermann Vámbéry’ye attir. Bu yazmanın 915 bey-itini matbaada döktürdüğü Uygur harfleriyle ve Almanca çeviriyle yayımlamıştır: Uigurische Sprachdenkmäler und das Kudatku Bilik. Uigurischer Text mit Transcription und Übersetzung nebst einem uigurisch - deutschen Wörterbuch und lithographierten Facsimile aus dem Originaltext des Kudatku Bilik, İnnsbruck 1870, IV+ 260 s. Aynı yazma üzerine daha sonra Wilhelm Radloff’un çalışmaları başladı. Radloff ilk çalışmasında bu nüshanın tıpkıbasımını yayımlar: Kudatku Bilik, Facsimile der Uigurischer Handschrift der K. K. Hofbibliothek in Wien, St. Petersburg XIII+200 s. İkinci çalışmasında ise eserin çeviriyazısı yer alır. Das Kudatku Bilik des Jusuf Chasshadschib aus Balasagun, Theil I. Der Text in Transcription, XCIII+252 s.

51 Eserin bulunan ikinci nüshası Mısır nüshasıdır. 1896’da Kahire’deki Hidiv Kütü-phanesi müdürü Alman Dr. Moritz tarafından bulunmuştur. Radloff’un 1891’den son-raki çalışmasında Kahire’de bulunan Mısır nüshası da yer alacaktır. Kutadgu Bilig üzer-ine çalışmaları devam eden Radloff, çalışmasının ikinci kısmına bu nüshayı da katıp karşılaştırmalı metni Rus çeviriyazı harfleri ve Almanca çeviriyle yayımlar: Das Kudat-ku Bilik des Jusuf Chasshadschib aus Balasagun, Theil II. Text und Übersetzung nach den Handschriften von Wien und Kairo, St. Petersburg 1900 (1) 1910 (2), XXIV+ 560 s.

52 Kutadgu Bilig’in üçüncü nüshası olan Fergana nüshası ise, 1914 yılında Fergana’da Zeki Velidi Togan tarafından bulunmuş ve bir yazıyla bilim dünyasına tanıtılmıştır: A. Z. Validi, “Vostoçniye rukopisi v Ferganskoy ob’lastı”, ZVO (1914) c. XXII, s. 312/13. Arap yazısıyla yazılmış olan bu nüsha, 6095 beyittir. Birinci Dünya Savaşı ve Bolşevik isyanları sırasında kaybolan bu nüsha, 1925 yılında Özbek bilgini Fıtrat tarafından tekrar bulunmuş ve bir yazıyla tanıtılmıştır: “Kutadgu Bilig”, Maârif ve Okutguçı II (1925) Taşkent, s , Türkçesi: TM c. I (1925) s Almancası: (Rachmeti) “Qutadgu Bilig” Ungarische Jahrbücher, c. VI, s

53 Bu yayınların arkasından Türk Dil Kurumu üç nüshanın tıpkıbasımını yayımlamıştır: Kutadgu Bilig Tıpkıbasım I Viyana Nüshası, (A), Abdülkadir İnan’ın uzun bir girişiyle (s ). TDK, İstanbul Kutadgu Bilig Tıpkıbasım II Fergana Nüshası, (B), TDK, İstanbul Kutadgu Bilig Tıpkıbasım III Mısır Nüshası, (C), TDK, İstanbul Reşit Rahmeti Arat, 1947 yılında Kutadgu Bilig’in üç nüshasını (A, B, C) karşılaştırarak eserin metnini yayımlar.

54 Arat’ın bu çalışmalarını çeviri ve indeks yayınları izlemiştir an-cak indeksi tamamlayıp yayımlayamadan aramızdan ayrıldığı için indeks Kemal Eraslan, Osman F. Sertkaya ve Nuri Yüce tarafından yayımlanmıştır: Kutadgu Bilig I Metin, TDK, İstanbul 1947, (Ankara 19792, Ankara 19913). Kutadgu Bilig I Tercüme, TTK Ankara 1959, (19742, 19853, 19955). Kutadgu Bilig III, İndex, TKAE Ankara 1979; İndeksi neşre hazırlayanlar: Kemal Eras-lan, Osman F. Sertkaya, Nuri Yüce. Dizin üzerine önemli bir yayın Semih Tezcan tarafından yapılmıştır: “Kutadgu Bilig Dizini Üzerine” TTK- Belleten, c. XLV/2, sayı: 178, Nisan 1981, ss

55 Reşit Rahmeti Arat’ın Kutadgu Bilig’in tercümesini yayımladığı 1959 yılında Mecdut Mansuroğlu tarafından “Das Karakhanidische” adlı Karahanlı Türkçesi üzerine yazılmış ilk küçük Karahanlı Türkçesi grameri Philologiae Turcicae Fundamenta’da yayımlanmıştır. Bazı dergilerin belli sayıları Kutadgu Bilig Özel Sayısı olarak yayımlanır. Türk Kül-türünü Araştırma Enstitüsü tarafından yayımlanan özel sayı buna örnektir: TKAE, Türk Kültürü Kutadgu Bilig Sayısı, sayı: 98, Aralık 1970 Kutadgu Bilig üzerine Agop Dilaçar tarafından 900. yıldönümü dolayısıyla hazırlanmış olan kitapta eser her yönüyle incelenmiştir: “900. Yıldönümü Dolayisiyle KUTADGU BİLİG İNCELEMESİ, TDK Ankara 1972.

56 Karahanlıların devlet anlayışlarını ve devlet örgütlenmesini ayrıntılı bir biçimde ince-leyen Reşat Genç’in Karahanlı Devlet Teşkilatı adlı çalışması 1981’de yayımlanmıştır. Robert Dankoff tarafından Kutadgu Bilig’in İngilizce çevirisi yapılmıştır: Wisdom of Royal Glory (Kutadgu Bilig) A Turko-Islamic Mirror for princes, Chicago Kutadgu Bilig’in sadece dilbilgisi açısından incelenmesine dayanan ilk çalışma Ahmet Bican Ercilasun tarafından yapılmıştır. Sadece filler konusunun incelendiği bu çalış-ma 1984 yılnda yayımlanmıştır: A. B. Ercilasun, Kutadgu Bilig Grameri -Fiil-, GÜ Ankara Aynı yazarın diğer çalışması ise, eser hakkındaki genel bilgileri içermektedir: “Kara- hanlı Devri Edebiyatı”, Büyük Türk Klasikleri I, ss , İstanbul 1985.

57 Kutadgu Bilig diğer Türk dillerine de çevrilerek yayımlanmıştır: Askar Ekewbayev, Jusup Balasagun - Kuttı Bilik, Almatı Kamil Veliyev-Ramiz Asker, Yusif Balasagunlu: Gutadgu Bilik - Xoşbehtliye Aparan Elm, Bakı Tölögön Kozubekov, Cusup Balasagun-Kuttuu Bilim- Dastan, Moskva Türk dillerine yapılan çeviriler hakkında ayrıntılı bilgi veren bir çalışma ise Mehmet Ölmez tarafından yapılmıştır: “Çağdaş Türk Dillerinde Kutadgu Bilig Çevirileri”, Kebikeç 1, 1995, ss

58 Eser çeşitli açılardan incelenmiştir. Bunlar arasında kısaca Kutadgu Bilig’in kültür ha-yatımızdaki yeri, eserde yer alan çeşitli kavramlar ve kişilerin karakterlerinin incelenmesi gibi konuları sayabiliriz. Anlatım özelliği açısından Orhon yazıtlarından beri görülen iki-lemeler Kutadgu Bilig’de de yer alır, eser bu açıdan Zühal Ölmez tarafından incelenmiştir. Zühal Ölmez, “Kutadgu Bilig’de İkilemeler (1)”, Türk Dilleri Araştırmaları, 7, 1997, ss —, “Kutadgu Bilig’de İkilemeler (1)”, Bahşı Ögdisi, Festschrift für Klaus Röhrborn anläslich seines 60. Geburtstags, 60. Doğum Yılı Dolayısıyla Klaus Röhrborn Armağanı, Feiburg-İstanbul 1998, ss

59 Yine anlatım özelliği olarak bir çok eserde kullanılan deyimler Kutadgu Bilig’de de yer alır. Bu inceleme de Zafer Önler tarafından yapılmıştır: Zafer Önler, “Kutadgu Bilig’de Yer Alan Deyimler”, Türk Dilleri Araştırmaları, cilt: 9, İstanbul 1999, ss Karahanlı Türkçesi’nin ilk ayrıntılı grameri Necmettin Hacıeminoğlu tarafından ha-zırlanmıştır. Bu çalışmada Karahanlı Türkçesiyle yazılmış eserlerin dilbilgisi incelenmiş-tir. İlk baskısı 1996 yılında yayımlanan bu çalışmanın ikinci ve üçüncü baskıları 2003 ve 2008 yıllarında yapılmıştır: Necmettin Hacıeminoğlu, Karahanlı Türkçesi Grameri, TDK Ankara Kutadgu Bilig’deki yapım ekleri İbrahim Taş tarafından 2005 yılında doktora tezi ola-rak hazırlanmış ve daha sonra yayımlanmıştır: İbrahim Taş, Kutadgu Bilig’de Söz Yapımı, TDK, Ankara 2009.


"Yrd. Doç. Dr. Şahru PİLTEN UFUK. Karahanlı Türkçesi Eserleri Divanu Lügati’t Türk Türk diyalektolojisi ile şifahi halk edebiyatını içerir. XI. yy. Orta." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları