Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ÇANAKKALE RUHU VE ŞEHİTLİK İdris YAVUZYİĞİT idrisyavuzyigit.com

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ÇANAKKALE RUHU VE ŞEHİTLİK İdris YAVUZYİĞİT idrisyavuzyigit.com"— Sunum transkripti:

1 İdris YAVUZYİĞİT Facebook: VAAZ DOKUMANLARI (Grup)

2 18 Mart Çanakkale Zaferinin 100. yıldönümü idrak etmeye çalıştığımız şu günlerde şehitlerimizi rahmetle anıyor gazilerimize saygılar sunuyoruz. “Ölürsem şehit, kalırsam Gazi” Bu necip millet canını dişine takmış, etten ve kemikten kale kurmak suretiyle Çanakkale geçilmez dedirtmiş ve adını tarihe altın harflerle kazıtmıştır.

3 İnsanlık, ortak değerler etrafında birleştiklerinde medeniyetler meydana gelir. Birlik oldukları zaman her türlü güçlüğün üstesinden gelmeyi başarırlar. Millet fertlerini birbirine bağlayan ve kaynaştıran en belirgin vasıf “Milli Birlik” şuurudur.

4 Bu necip millet, وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فى سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ “Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara 154) ayetini sertac edinerek Canını dişine takmış, İmanından aldığı güç ve kuvvetle, Etten ve kemikten kale kurmak suretiyle, Anadolu’nun kapılarını İslam’a açmış, İstanbul’u fethederek çağlara meydan okumuş, Avrupa’ya medeniyet götürmüş, Çanakkale geçilmez dedirtmiş ve Adını tarihe altın harflerle kazıtmıştır.

5 Vatan olmaksızın millet, millet olmaksızın da devlet olamaz. Bir milletin varlığı, vatanın varlığına, aynı zamanda hür ve bağımsız olmasına bağlıdır. Bu cennet Vatanın birer evlatları olarak bizler vatanımızı korumak, vatanımıza namahrem eli değmemesi için gayret etmekle mükellefiz.

6 Şehitlik olmadan vatan olmaz. Evet, vatan bir toprak parçasıdır, ama her toprak parçası vatan değildir. “VATAN, KAN, BAYRAK” VE VATAN SEVGİSİ Vatan, uğruna şehitlerin kan akıttıkları toprak parçasıdır. Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır.

7 Bugün sahip olduğumuz bu cennet vatan, kahraman atalarımızın her karışını kanları ile sulayarak bize emanet ettikleri topraklardır. Vatanı Korumak Dinimizin Emridir. Ünlü şâir Mithat Cemal KUNTAY, bu gerçeği şöyle dile getirir. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak, eğer uğrunda ölen varsa; Vatandır. “VATAN, KAN, BAYRAK” VE VATAN SEVGİSİ

8 Dünyada, namus ve şerefimizi koruyarak huzur ve güven içinde yaşamak, ancak bağımsız bir vatana sahip olmakla mümkündür. Dini görevlerimizi gereği gibi yerine getirmemiz de yine vatan sayesinde mümkün olur. Bu sebeple Yüce dinimiz vatanın korunmasına büyük önem vermiş, vatan sevgisini imandan saymıştır. İslam Dini, hiçbir insanın ezilmesine ve baskı altına alınmasına izin vermez. Düşmanlara karşı çarpışmayı emretmesi de, tamamıyla temel hak ve hürriyetlere saldırıyı ortadan kaldırmayı, adaleti ve hakkaniyeti yeniden kurmayı hedeflemesindendir. “SAVAŞ” VE AHLAK

9 وَقَاتِلُوا فى سَبيلِ اللّٰهِ الَّذينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدينَ “ Sizinle savaşanlara karşı, Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah, aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara 2/190) “SAVAŞ” VE AHLAK

10 Dinimiz, Savaşta da kurallar koymuş, aşırılıkları kesinlikle yasaklamıştır. Çocuklara, Kadınlara, Yaşlılara ve Din adamlarına saldırıyı ve onları elleri silahlı olmadıkça öldürmemeyi emretmiştir. “SULH HER DAİM” VE BARIŞ

11 Ünlü Fransız yazarı Pierre Loti Çanakkale savaşı ile ilgili olarak kaydettiği şu hatıra dikkat çekicidir. 18 Martta batan Fransız gemilerinden 20 kişilik bir denizci sahile çıkmaya muvaffak oldular, ama karaya ayak bastıkları anda Türk askerlerini de karışlarında buldular. Ben bu gruptan Teğmen Andre Lemoine ile daha sonra Pariste karşılaştım. Buna dikkat çekici şu hikayesini anlattı: “ Sahile çıktığımız vakit bitkindik. Bir taraftan üzerimizden akıp geçen mermiler, diğer yandan mayınlar… Korkulmayacak gibi değildi. Üstelik şimdi kızgın düşmanla da karşılaşmıştık. Bizi aldılar, ilerideki tepenin hemen ardındaki bir kulübeye götürdüler. İçlerinde subay yoktu… Üzerimizdeki ıslak elbiseleri çıkardılar. Bize kaputlarını verdiler… Soba’nın başında ısındık. Az bir zaman sonra ekmek ve azık getirdiler. Kendilerinin tayınları olduğu belliydi. Karşılıklı yedik… Çorba ikam ettiler… Düşman değil, müşfik kurtarıcılar gibi davranıyorlardı. Daha sonra bizi aldılar ve Tekirdağ’a götürdüler. Türklerin bu büyüklüklerini unutamam.” “İMAN” VE ÇANAKKALE

12 Çanakkale Savaşları'nda, Fransız kuvvetlerine komuta eden General Guro, savaş sırasında bir kolu ile bir bacağının bir kısmını, savaş sırasında bırakarak yurduna dönmüş. Daha sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor: Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için çocuklarınızla daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam. Biraz evvel doğa çevremizde en nefis güzellikteydi. Su çiçekleri, leylaklar, Peygamber çiçekleri, papatyalar bir gökkuşağı âlemi oluşturuyorlardı. Şimdi, savaş sahasında dövüş bitmiş, o güzelim tablo, kan revan içindeydi. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır kayıplar vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk Askeri kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Niçin, öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Tercüman vasıtasıyla bir konuşma yaptık: Niçin, öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi! Anlamadım!.. Ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok! İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün!.. Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı !.. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim! Çünkü, Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı!.. Az sonra ikisi de öldüler!!! “İMAN” FRANSIZ GENERAL GURO’YU AĞLATAN TABLO GÖMLEĞİNİ YIRTARAK SAVAŞTIĞI FIRANSIZIN YARASINI SARAN KAHRAMAN

13 Çanakkale Savaşları'nda Teğmen olarak görev yapan, daha sonra, Avustralya Genel Valisi olan Lord Casey'den dinleyelim: Biz Avusturyalılar, sizleri Gelibolu'da tanımış ve sevmişizdir. Ben de o savaşa Teğmen rütbesiyle katılmış bir Anzak'ım. O kanlı, fakat her iki tarafın da mertçe sürdürdüğü savaşta edindiğim intibaları, aynı sıcaklıkla yüreğimde taşıyorum. Arıburnu Cephesi'ndeydik, kuvvetler arasındaki mesafe sekiz-on metre kadardı. Korkunç siper savaşları yapılıyordu. Yine cehennemi bir çatışmadan sonra, silâh sesleri kesilmişti. Taraflar yavaş yavaş siperlerine çekildiler. Yaralılar, savaş meydanındaydı... Bizim tarafta feryatlar, inlemeler vardı. İki siper arasında kalmış, yaralı bir İngiliz Yüzbaşısı açıkta; "İmdat! Kurtarın beni, yardım edin!" diye bağırıyordu. İngiliz siperlerinden: "İçinizden birisi, Yüzbaşıyı getirsin." diye sesler işitildi. Nerede o cesaret, yürek!.. Askerler: "Git sen getir... Hayır, sen getir... Ölmek istemiyorum... Zaten Yüzbaşı biraz sonra ölecek... Cesareti varsa komutan kendisi getirsin!.. Sonra yine, yüzlerce silah sesleri patladı... İngiliz komutan : "Yüreksiz herifler, o sizin komutanınız!.. Çabuk getirin onu." İşte İngiliz siperlerindeki konuşmalar böyleydi. Fakat bu sırada: Karşımızdaki bir Türk siperinde silâhın ucuna takılmış beyaz bir iç çamaşırı yukarı kaldırılarak sallandı. Her taraf sessizliğe gömülmüştü. Her iki tarafın siperdekileri silahları üzerine doğrulmuş, dikkatle onu takip ediyordu. Siper ardından iri yapılı bir er yükseldi; Kesin tavırlarla yükselttiği çamaşırı silâhı sipere attı. Kendine güvenen tavırlarla yavaş yavaş yaralıya doğru ilerliyordu. Karşı taraf ve çevresiyle ilgilenmiyor; herkes donup kalmış Türk askerini seyrediyordu. Şaşkınlıktan kurtulabilen askerler Mehmetçiğe nişan almaya çalışıyorlardı. Türk askeri, hiçbir şeye aldırmadan yaralının yanına geldi. Nazik yumuşak hareketlerle yaralının kıyafetini düzeltti. Yaralıyı yerden kaldırdı. Yaralının kolunu omzuna koydu. Yavaş ve emin adımlarla yaralıyı bizim tarafa getirdi. Siperimizin üzerine yavaşça bıraktı, geldiği gibi kendi siperine döndü. İngiliz siperlerinde şaşkınlık devam ediyordu! İngiliz komutanı: "Korkak sıçanlar... cesaret örneği görün... Hele bunlarla birlikte aynı cephede savaşmanın tadına doyulmaz... Bu yiğit Türk çocukları keşke dostumuz olsalardı. Bu kahramanlarla savaş değil, dostluk yapmalı... Dostluk." Bu Türk askerine teşekkür bile edemedik. Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti, güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu. “İMAN” VE BİR ASKERİMİZİN ALİ CENAPLIĞI

14 Savaş, insanların yaşayışında arzu edilmeyen fakat millet hayatında bazen kaçınılması mümkün olmayan bir olaydır. Savaş için hazırlıklı olmayan, gerektiğinde vatanı, istiklal ve hürriyeti için maddî-manevî bütün varlıklarını veremeyen milletler, tarih sahnesinden silinmeye veya esâret altında yaşamaya mahkumdur. Bu itibarla istiklal ve hürriyetimizi korumak için her bakımdan güçlü ve muhtemel bir düşman saldırısına karşı her an siyasi, ekonomik, teknolojik ve askeri bakımdan hazırlıklı olmaya mecburuz. “SULH HER DAİM” VE BARIŞ

15 Şükrü Nail Paşa anlatıyor: Çanakkale’de ileri hattayız. Düşman Keçideresi’nin karşısına makineli tüfeklerini kurmuş, durmaksızın bu dereyi ateş altında tutuyor. Burada her gün bizden on, onbeş kişi şehid oluyor. Bir gün teftişe gittim. Teftiş sırasında tabi o dereden de geçmek icap etti. Dere başına gelince, alay kumandanı bana: “Burası Sırat köprüsüdür. Evvela ben geçeyim. Sonra siz geçersiniz” dedi. Kırk adım kadar olan mesafeyi koşarak geçti. Ben de arkasından koşarak geçtim. Düşman durmaksızın ateş edip duruyordu. Geçtikten sonra arkama baktığımda, birde ne göreyim: Bir Mehmetçik, elinde karavana bakraçları, ateşe hiç aldırmadan, ağır ağır geliyor. “ Koş oğlum, koş. Vurulacaksın ” diye bağırdım. Sesimi işitmemiş gibi hiç istifini bozmadı. Aynı yürüyüşle yanıma kadar geldi. Niçin koşmadığını sordum. Ne cevap verdi bilir misiniz? “ Koşsaydım, bakraçlardaki bakla çorbası dökülürdü. Arkadaşlarım aç kalırlardı. Düşmandan kaçılmaz, kumandanım.” “İMAN” VE DÜŞMANDAN KAÇILMAZ

16 وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِه عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ وَاٰخَرينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمْ اَللّٰهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَیْءٍ فى سَبيلِ اللّٰهِ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız. ” (Enfâl 60) “VATAN SAVUNMASI” VE SAVAŞ İÇİN HAZIRLIK

17 Bu ayetteki “kuvvet” kavramı savaşta düşmana üstünlük sağlamaya yarayan her türlü silah, araç ve gereci içine alır. Top, tüfek, tank, cephane, uçak, gemi, yol, asker, kışla, depo, yiyecek, içecek, bilgi, fen, kültür, sanat, medeniyet, ekonomi, insan gücü gibi, Top, tüfek, tank, cephane, uçak, gemi, yol, asker, kışla, depo, yiyecek, içecek, bilgi, fen, kültür, sanat, medeniyet, ekonomi, insan gücü gibi, maddi ve manevi her şey “kuvvet” kavramına dahildir. şerefli bir millet olarak yaşayabilmek için Yeryüzünde şerefli bir millet olarak yaşayabilmek için bütün bunları tam ve eksiksiz bir şekilde hazırlamaya mecburuz. “HAZIRLIKLI OLMAK” VE DÜŞMANI TANIMAK

18 لَا تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ وَا سْاَ لُوا اللّٰهَ الْعَافّيَةَ يا اَيُّهَا النَّاس فَاِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا “ Siz düşmanla karşılaşmayı dilemeyiniz; Allah'tan afiyet isteyiniz. Düşmanla karşılaştığınız zaman da sabır ve gücünüzle karşı koyunuz.” (Müslim, Cihad, 20) عَيْنَانِ لَا تَمَسُّهُمَا اَلنَّارُ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَ عَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللّٰه “İki göze ateş dokunmayacaktır. Biri Allah korkusundan ağlayan göz; diğeri de Allah yolunda, gece vakti ( karakol) bekleyen (nöbet tutan) ve düşman gözleyen göz” (Tirmizî, Fedâilü'l- Cihâd, 12) “VATAN” VE ASKERLİK

19 Vatan olmaksızın millet, millet olmaksızın da devlet olamaz. Bir milletin varlığı, vatanın varlığına, aynı zamanda hür ve bağımsız olmasına bağlıdır. Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hâyasızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. “VATAN” VE MİLLET

20 لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً malları ve canları ile Allah yolunda savaşanlar bir olmaz. Allah malları ve canları ile savaşanları, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı … “Müminlerden özür sahibi olanlar dışında oturanlarla (Cihattan geri kalanlarla), malları ve canları ile Allah yolunda savaşanlar bir olmaz. Allah malları ve canları ile savaşanları, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı … ” (Nisa,95) “CİHAD ETMEK” ÜSTÜNLÜK SEBEBİ

21 أَىُّ الْعَمَلِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: اَلْإِيمَانُ بِاللّٰهِ وَالْجِهَادُ فِى سَبِيلِ اللّٰهِ. Ebû Zer (r.a.) diyor ki Peygamberimize: - Ey Allah'ın Resulü, hangi amel daha faziletlidir? diye sordum. Peygamberimiz: Allah'a iman etmek ve O'nun yolunda savaşmaktır, buyurdu. (Müslim, İman, 36) “CİHAD” AMELLERİN EN FAZİLETLİSİDİR

22 Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Çanakkale’deki askerimizin manevi gücünü şöyle anlatıyor: “ Karşılıklı siperler arası sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulamayarak kâmilen şehit düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek itidal ve tevekkül ki, ölenleri görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiçbir tereddüt bile göstermiyor, sarsılmak yok!... Okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şâyân-ı hayret bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.” “İMAN” VE ÇANAKKALE

23 Savaşa giderken Abdest alıp kendisini Allah'ına adayan, Temiz elbiselerini giyip, Arkadaşlarıyla helalleşerek, Canını seve seve vermeye koşan Mehmetçiğin halini iyi düşünmeliyiz. “İMAN” VE ÇANAKKALE

24 قُلْتُ يا رَسُول اللَّهِ ، أيُّ العَمَل أَحَبُّ إلى اللَّهِ تَعَالى ؟ قالَ : « الصَّلاةُ عَلى وَقْتِهَا » قُلْتُ : ثُمَّ أَي ؟ قَالَ : « بِرُّ الوَالدَيْنِ» قُلْتُ : ثُمَّ أَيُّ ؟ قَالَ « الجِهَادُ في سَبيلِ اللَّهِ ». İbni Mes'ûd (r.a.): “Yâ Resûlallah! Hangi amel Allah'a daha sevimlidir?” dedim, –" Vaktinde kılınan namaz " buyurdu. –Sonra hangisidir? diye sordum, –" Ana babaya iyilik etmek " diye cevap verdi. –Ondan sonra hangisidir? dedim, –" Allah yolunda cihad etmek " buyurdular. (Müslim, Îmân 137.) “ŞAVAŞMAK” AMELLERİN EN SEVİMLİSİ

25 يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجَارَةٍ تُنْجيكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَليمٍ ﴿١٠﴾ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه وَتُجَاهِدُونَ فى سَبيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ﴿١١﴾يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فى جَنَّاتِ عَدْنٍ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ ﴿١٢﴾ “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur”. (Saff 10-12) “ŞEHİTLİK” EN BÜYÜK TİCARETTİR

26 Ezine Geyikli bucağından Halil Helvacı anlatıyor: 1892 doğumluyum. Çanakkale'de üç sene bulundum. 27. Alaydanım. Üç sene Seddülbahir ve Arıburnu’nda çarpıştım.Bir keresinde üç gün süngü harbi yaptık düşmanla. Üç günün sonunda yedi kişi kalmışız. Bizi çavuş yaptılar ve her birimize 10 ar tane er verdiler… Bir gün Arıburnu’nda mevzilerden düşmana doğru ateş ediyoruz. Çekiyorum tetiği, çekiyorum, çekiyorum tüfek patlamıyor, ateş almıyor. Tüfek bozuldu herhalde, dedim. Bir gün Arıburnu’nda mevzilerden düşmana doğru ateş ediyoruz. Çekiyorum tetiği, çekiyorum, çekiyorum tüfek patlamıyor, ateş almıyor. Tüfek bozuldu herhalde, dedim. Bir arkadaş vardı yanımda ona dedim: Bak hele benim tüfek bozulmuş, ateşlemiyor. - Bak hele benim tüfek bozulmuş, ateşlemiyor. Arkadaş bir baktı benden yana. Ne bozulmuşu yahu, senin parmak gitmiş - Ne bozulmuşu yahu, senin parmak gitmiş, dedi. Ben o zaman acısını duydum işte. Cız etti içim. Bir kurşun gelmiş, tetiği çektiğim parmağımı alıp götürmüş, orta yerinden. “İMAN” VE TÜFEK ATEŞ ETMİYOR

27 Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

28 Asıl adı Karacabey olan Bayrak Baba, Osmanlı ordusunda bayraktarlık yaparken şehit olmuş. Gelibolu’nun kuzey kapısında şehre giren ordumuzla birlikte çarpışırken bulunduğu mevki düşman tarafından sarılır. Yanındaki bütün arkadaşları şehit olmuştur. Kendisinin de ya şehit ya da esir düşebileceğini anlayan Karacabey bayrağı düşmana vermek istemez. Çünkü bayrak bir milletin namusu demektir. Karacabey bu namusu çiğnetmemek için ilginç bir çareye başvurur. Bayrağı küçük parçalara ayırarak yutar. Daha sonra yaralı olarak arkadaşları tarafından bulunan Karacabey’e bayrağı ne yaptığı sorulur. O da bayrağın düşman eline geçmemesi için yaptığı uygulamayı anlatır. Bazı arkadaşları ona inanmayacak gibi olurlar. Bunun üzerine kendi palasıyla karnını yarar. Midesinden bayrak parçaları çıkar. Karacabey Son nefesinde “Benim mezarımı hiçbir zaman bayraksız bırakmayın” der. O günden beri adı Bayraklı Baba olarak kalan Karacabey’in mezarında hiçbir zaman bayrak eksilmemiş, aksine bayrakla dolup dolup taşmış. “ÇANAKKALE” VE BAYRAKLI BABA

29 Mustafa Kemal'in Ruşen Eşref'e anlattığı meşhur bir Çanakkale hâtırası vardır. Düşmanın mevki kazandığını fark eden Mustafa Kemal Bey, emrindeki askere hitaben, "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir." emrini verir. Emri harfiyyen yerine getiren 57. Alay, Mustafa Kemâl'in has tâbiriyle "kâmilen şehid" olur. 57. Alay'ın sancağı Avustralya'nın Melbourne şehrindeki müzede sergilenmekteymiş bugün; altındaki levhada ise şu bilgi yer almaktaymış. " Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiştir ama tutsak edilememiştir, çünkü Türk ordusunun milli geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın sonuncu eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızının da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alay Sancağı'nı selamlamadan geçmeyiniz." İŞTE 57.ALAY…IN HİKAYESİ.. İŞTE BAYRAĞA VE SANCAĞA OLAN SAYGI… “BAYRAK” VE ÇANAKKALE

30

31 Gazi Allah yolunda ve vatan uğrunda savaştığı ve şehid olmayı arzu ettiği halde, sağ kalan kimseye verilen isimdir. Gazi de şehit olmak ve bu mertebeye yükselmek için savaştığından dolayı o da şehitler derecesindedir. Hatta مَنْ سَأَلَ اللَّهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللَّهُ مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ “Bir kimse Allah yolunda şehit olmayı canı gönülden isterse, yatağında ölse bile, Allah onu şehitler derecesine ulaştırır.” (Müslim, İmare II, 1517) “GAZİ”

32

33

34 وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُكْلَمُ أَحَدٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَنْ يُكْلَمُ فِي سَبِيلِهِ إِلَّا جَاءَ يَوْمَ القِيَامَةِ، وَاللَّوْنُ لَوْنُ الدَّمِ، وَالرِّيحُ رِيحُ المِسْكِ Rasulullah buyurdu ki: kıyamet gününde, yara aldığı günkü haliyle gelir “ Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda yaralanan kimse, kıyamet gününde, yara aldığı günkü haliyle gelir; rengi kan rengi, kokusu ise misk kokusudur.” (Buhari, Cihad, 10) “ALLAH YOLUNDA YARALANMAK”

35 Şehid, Sözlük anlamıyla "bildiğini söyleyen", "kesin bir haberi getiren", "bir yerde hazır bulunan", "bir olaya şahit olan" ve "şahitlik eden" gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak: “Allah'ın rızasını kazanmak için O'nun yolunda savaşırken öldürülen Müslüman” ı ifade eder. “ŞEHİD”

36

37 1.Cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması, 2.Onun yüce Allah’ın huzurunda yaşıyor bulunması, 3.Ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması, 4.Ruhunun doğrudan doğruya daru's selâm'da (Cennet'te) bulunması, 5.Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır (Turgay, Nureddin, Şamil İslam Ansiklopedisi "Şehid" Md.) “ŞEHİD” İSMİNİN VERİLME SEBEBİ

38 اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فى سَبيلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْجيلِ وَالْقُرْاٰنِ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذى بَايَعْتُمْ بِه وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ “Allah, müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler...” (Tevbe 111) “ŞEHADET” CANINI CENNET KARŞILIĞINDA ALLAH’A SATMAK

39 وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فى سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ onlar diridirler, “ Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara 154) “ŞEHİTLİK” DİRİLİK DEMEKTİR

40 وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذينَ قُتِلُوا فى سَبيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُون فَرِحينَ بِمَا اٰتٰیهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. “ Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar”. (Âli Imrân 169, 170) “ŞEHİTLİK” DİRİLİK DEMEKTİR

41 Kul hakları hariç şehidin bütün günahları Allah tarafından affedilmektedir. يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ فِي الْجَنَّةِ قَالَ النَّبِيُّ فِي الْجَنَّةِ وَالشَّهِيدُ فِي الْجَنَّة " Ey Allah’ın Peygamberi kimler cennettedir ” diye Hz. Peygambere soruyorlar. Hz. Peygamber ise; “ Peygamberler ve Şehidler cennettedir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 22278) buyurmuştur. “ŞEHİTLİK” GÜNAHLARA KEFARETTİR

42 Şehidler şehid oldukları andan itibaren cennete gidip orayı görürüler. Bunu bilen ve şehitliğin günahlara kefaret olduğu müjdesini alan sahabelerde büyük-küçük, yaşlı-genç demeden Allah yolunda savaşmışlardır. Öyle ki Hz. Peygamberin sahabelerinden yatağında ölen kişi sayısı oldukça azdır. İstanbul'da 70 küsur sahabi metfundur. Ebu Eyyüb el-Ensari’dir. 80 yaşını geçkin olduğu halde İstanbul’un fethine katılmış ve İstanbul surları önünde şehid olmuştur. Halid B. Velid-i düşünmek gerekir. Allahın kılıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî, Seyfullah. “ŞEHİTLİK” VE SAHABELER

43 Bizzat Efendimiz, bir defa değil birkaç defa şehit olmayı istemiş ve şöyle buyurmuştur: وَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَوَدِدْتُ أَنِّى أَغْزُو فِى سَبِيلِ اللّٰهِ فَاُقْتَلَ ثُمَّ أَغْزُو فَاُقْتَلَ ثُمَّ أَغْزُو فَاُقْتَلَ. "Ruhumu kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra tekrar dirilip savaşarak tekrar öldürülmemi, yine dirilip savaşta öldürülmemi arzu ederim. " (Buhari, Cihad, 7; Müslim, İmare, 28) “ŞEHİTLİK” VE KARŞILIĞI

44 “ŞEHİTLİK” VE ALLAH RIZASI Çanakkale’de 5. ordu komutanı olan Alman General Liman Von Sanders, bir teftiş sırasında Mehmetçiğe soruyor: “İyi savaşıyor musunuz?” Evet kumandanım. “Niçin savaşıyorsunuz?” “Allah rızası için…” Bütün Mehmetçiklerden aynı cevabı alan Alman general şu yorumu yapar: “Evlatları Allah rızası için çarpışan bir millet ebediyen var olur!”

45 مَنْ قُتِلَ دُونَ مِالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دَمِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ. Sa’d b. Zeyd (r.a.)’den rivayetle efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Malını koruma uğrunda öldürülen şehittir. Canını koruma uğrunda öldürülen şehittir. Dinini koruma uğrunda öldürülen şehittir. Ailesini koruma uğrunda öldürülen şehittir.” (Buhari, Mezalim, 33) “ŞEHİTLER”

46 ÇANAKKALE

47 Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. 1353’de Çanakkale boğazı yoluyla Rumeli’ye geçerek Avrupa’nın fethine başlayan Osmanlı, şimdi aynı yoldan boğulmak istenmişti. Avrupa’nın, aradan 561 yıl geçtikten sonra bu hadisenin rövanşını almak istercesine, tekrar aynı noktadan saldırıya geçmesi çok manidar olmalıdır. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. “ÇANAKKALE” VE TARİH

48 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlar, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerlerle yaklaşık sekiz ay boyunca Anafartalar conkbayırında şiddetli kara savaşları olmuştur. “ÇANAKKALE” VE TARİH

49 Nice analar evlatsız, nice bebeler babasız Bu vatan nice şehit kanlarıyla sulanarak, Nice analar evlatsız, nice bebeler babasız kalarak şu gök kubbe altında bize emanet bırakılmıştır. Medeniyetimizin ve geleceğimizin göstergesi, vatan toprağımızın her karışının paha biçilmez değerinin ifadesi, iman ve vatan uğruna can veren şühedanın şehitlik beratı, milleti millet yapan değerler cümlesi olan İstiklal Marşımızda Akif’in deyimiyle ifade edersek: Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı. “VATAN İÇİN” GEÇMİŞİNİ DÜŞÜNMELİSİN

50 ÇANAKKALE

51 Çanakkale Savaşı Milletimizin var olma savaşı, Bütün dünyada yankılanan “Çanakkale Geçilmez” haykırışının destanlaştığı, Ecdadımızın canıyla emanet bıraktığı, Bir metrekareye 6 bin merminin düştüğü, İbretlik tabloların perdesiz sahnelendiği, 250 bin neferin toprağın anlıyla buluştuğu yerdir. ÇANAKKALE DİYİNCE…

52 Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı, değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid’i… Bedr’in Arslanları ancak bu kadar şanlı idi… Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? ‘Gömelim gel seni tarihe! desem, sığmazsın. Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Seni bekleyen bir peygamberin varken taşla, toprakla, dünyayla ne işin olur ki ey Müslüman! Vatanın kutsal fedai ve bekçileri olacak kardeşlerim sizlere sesleniyorum. “İMAN” ÇANAKKALE’Yİ GEÇİLMEZ YAPAN RUH

53 Vatan imanla kurtarılmıştır. Çanakkale geçilmez kılınmış, anaların iffet ve masumiyetleri bu sayede korunmuştur. İman anlaşılmadan Çanakkale anlaşılmaz. Şehadet mertebesi anlaşılmadan Çanakkale’de can veren 250 bin vatan evladının duyguları anlaşılmaz. “İMAN” ÇANAKKALE’Yİ GEÇİLMEZ YAPAN RUH

54 Şehadet destanı bu; allah’a varış destanı... Alp Arslanların, Selahaddin-i Eyyubilerin, Kılıç Arslanların mirasını koruma destanı. Hilal-haç kavgası asırlardır. İşte Malazgirt orada, işte Selahaddin'i Eyyubilerle çarpışan koca bir batı alemi. Bir avuç kahraman bir tarafta, sayısız kalabalık bir tarafta... Bire karşı üç, dört, altı, sekiz, on kat güçle çarpışmak... Ölüm kusan toplara, gemilere göğsünü kal’a yapıp, setler çekmek. Onlar kefenlerinden kan damlayarak Allah’ a yükselenler! Emdiği sütü, yediği lokmayı, soluduğu nefesi helal ettirenler! Ölüm pazarında can sergileyen canlar, yiğit Mehmetler... Çanakkale, milletimizin, al kanının, gözyaşının alın terinin sebil olduğu yer. Çanakkale; milletimizin kara delikler misali yutmak için çıldırdığı, kabardığı, şehidler diyarı... “İMAN” ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE SESLENİYORUZ

55 Çanakkale başlı başına bir destan ve bir tarih. Çanakkale burcu burcu, çiçek çiçek şehid kanı kokan, anlamlı yer. Çanakkale milletimizin tarihinin bağrına saplanmış paslı bir hançer... Çanakkale göğsümüzde kanayan yaramız. Çanakkale yaralı Arslanların pençesiz dövüşmek zorunda bırakıldığı mekan... Çanakkale, tarihte cümle çakalların hücum ettiği vatan... Çanakkale, alçakça ve insafsızca yurdumuza saldıran zalimlerin rezil, zelil; milletimizin ise aziz olduğu bir savaş. Yorgun ve bitkin bir milletin, paylaşılmış yurdunu istiklale kavuşturan bir zaferdir. Kendisine hasta adam denen bir milletin uyanışı, dirilişi ve şahlanışı olduğu kadar, en kötü günde ve en zor şartlarda bile zafer kazanmasıdır. “İMAN” ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE SESLENİYORUZ

56 ÇANAKKALEDERSLERİ “UNUTMA EY MÜSLÜMAN”

57 1.Hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemeliyiz. 2.Ecdâdımız, birlik ve beraberlik içinde tek yumruk olarak bu zaferi kazanmışlardır. Bu gün için bizler milli birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlara fırsat vermemeliyiz. 3.Savaşta silahlar önemlidir, komutanlar önemlidir; ama daha da önemli olan maneviyattır, ruhtur! 4.Çanakkale savaşlarında iyi yetişmiş genç bir nesli kaybettik. Şimdi ise gençliğimiz zararlı alışkanlıkların ve maneviyatsızlığın tehdidi altındadır. 5.Ecdâdımızın Çanakkale’de düşmana gösterdiği insanlık ve hoşgörüyü, bizler şu ân birbirimize gösterebilmeliyiz. 6.Çanakkale Destanını yeni nesillere aktarabilmeliyiz. DERSLER ÇIKARMALIYIZ

58 ÇANAKKALEHATIRALARI “UNUTMA EY MÜSLÜMAN”

59 Alman Profesör Neumark’ın şu sözlerine dikkat etmeliyiz: “-Çok samimi itiraf edeyim ki, Avrupalılar, Türkleri sevmez. Kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Çünkü sizlerin en az 400 sene sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz. Selçuklu ve bilhassa Osmanlı İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler İslamiyet belki bu gun sadece Hicaz da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki, Vahhabiliği kuranlarda İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlardır. Batı her yerde İslamiyet'i, sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı asr-ı saadeti devam ettirdi. Onun için faraza laiklik şöyle dursun Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam ederler. Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa bugün ki tarihlerin yeniden yazılması gerekir. Ve sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa'nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Bu bakımdan sizi silah ile yenemeyenler, sizleri, kendilerine benzeterek hakimiyet kurmaya çalışıyorlar …” “İMAN” VE ÇANAKKALE

60 Bir gün askere yemek dağıtılacaktır. Yemek dediysek de bu kupkuru bir parça ekmekten başka bir şey değil. Çevredeki tüm yaralılara verdikleri gibi Hüseyin’in yanına da geliyor ve bir parça ekmek uzatıyorlar. Önce alıyor ekmeği. Kim bilir kaç gündür aç. Kaç gündür bu ekmeği hayal etmekte. Hırsla değil, Allah’a büyük bir şükranlık içinde ekmeği ağzına götürüyor. Tam o sırada duruyor. Ekmeği geri çekiyor ağzından ve yanında duran Mehmetçiğe geri veriyor. Asker arkadaşları kendisine ekmeği yeme konusunda ısrar ediyorlar. Bunun üzerine onlara, duyulduğunda insanın tüylerini diken diken eden şu ibretli sözleri söylüyor: Kardeşlerim! Bu ekmeği benim yemem doğru değildir. Ben nasıl olsa birazdan öleceğim. “Kardeşlerim! Bu ekmeği benim yemem doğru değildir. Ben nasıl olsa birazdan öleceğim. Alın bunu, düşmana karşı çarpışacak yiğitlere yedirin de ekmek boşa gitmesin!..” Anadolu’nun yağız delikanlılarından olan Hüseyin, bunları söyledikten sonra ruhunu teslim ediyor. “İMAN” VE EKMEK BOŞA GİTMESİN

61 Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu, İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu: "Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yine kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz, affedeniz muhterem kumandanım. “İMAN” VE SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR

62 O gün Boğaz tabyaları arasında en çok iş gören ve en çok hasara uğrayan Rumeli Mecidiyesi Bataryası oldu. Sabahtan beri muharebenin en şiddetli anlarında dahi iki sahil arasında gidip gelmekten çekinmemiş olan Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, tabyanın feci durumunu haber aldığı zaman yine motora atlayıp Çimenlik İskelesi'nden karşı sahile hareket etti. Cephaneliği berhava olan tabyanın durumu hazindi. İstihkam yıkıntıları arasında dolaşmakta olduğu sırada bir ağacın altına uzanmış olan bir askerin hali dikkatini çekti ve yanına gidip " Ne var evlat ?" diye sordu. Nefer hemen yerinden fırlayıp esas duruş vaziyeti aldı. Çünkü sesi tanımıştı. Ama gözleri başka tarafa bakıyordu. " Gözlerine bir şey mi oldu oğlum?" O zaman nefer tok sesiyle " Üzülmeyin efendim" diye cevap verdi. " benim gözlerim göreceğini gördü" ( Evet düşman gemilerine tam isabet kaydedilmiş ve "Ocean" destroyeri hareket edemez hale getirilmişti.) Cevat Paşa sessiz sessiz ağlıyordu “İMAN” VE BENİM GÖZLERİM GÖRECEĞİNİ GÖRDÜ

63 Mehmet Akif o yıllarda resmi bir görevle Berlin’e gitmiştir. Yadellerde hep Çanakkale’yi düşünmektedir. Askeri ataşe olarak orada görev yapan arkadaşı Ömer Lütfi Beye akşam sabah sorar: - Çanakkale ne olacak? Aldığı cevap acı ama gerçek: - Fevkalbeşer bir hadise (olağanüstü bir olay) olmazsa Çanakkale’de yenilmemiz mukadderdir. Bu cevap karşısında Akif anasını kaybetmiş bir yavrucağız gibi hıçkırıklara boğularak ağlar, sonra da bir yanardağın patlayışı gibi haykırırmış: - Cihan bir araya gelse ÇANAKKALE GEÇİLMEZ ! “İMAN” VE ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

64 Sir Konpet der ki, “Çanakkale’de her şeyimiz kusursuzdur. Fakat başarılı olamadık. Zira Türkler, yuvalarına girmiş aslanların hiddet, cesaret ve kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim”. “İMAN” VE ÇANAKKALE

65 Kilitbahir’in 28 lik Rumeli bataryasında topçu eriydi. 18 Mart Günü bulunduğu bataryaya İngiliz gemisinden atılan büyük bir bombayla bu birliğimiz toptan imha oldu. İçlerinden yalnızca Seyit Onbaşı ile Niğde’li Ali kurtulmuştu. Bir de Yüzbaşı Hilmi. Bataryada tek top ayakta kalabilmiş, fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey, etrafından birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı. " Ulu ve yüce Allah' tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur." duası Seyit' in ağzından nûr tanesi gibi dökülmeye başladı. Seyit Ali, bu duayı defalarca okudu. Bu yakarış şüphesiz hiç kimseninkine benzemiyordu. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini kucaklayıp omzuna alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit'in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen üçüncü mermi savaşın kaderini böylece değiştiren olayı yaratmış ve ingilizler' e ait " Ocean " isimli zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır. “ÇANAKKALE” VE HAVRANLI KOCA SEYİT

66 Yahya Çavuş ve takımı, 3. taburla birlikte düşmanın çıkarma yapma olasılığına karşı Ertuğrul Koyu’na mevzilenirler. 2 gün boyunca düşmanı bekleyen tabura ittifak güçlerinin donanması bombardımana başlar. Bu sırada Tabur komutanı Binbaşı Mahmut Bey şehit olur. Komutayı 21 yaşındaki asteğmen Hüseyin Bey alır. Fakat aralıksız süren şiddetli bombardıman sonucu o da şehit olunca komuta Yahya Çavuş’a kalır. Yahya Çavuş sağ kalan 67 kişiye yeniden mevzi aldırır. Bombardıman sona ermiş ve İngilizler River Clyde gemisini Truva atı şeklinde kullanarak sahile çıkmaya hazırlanmaya başlamıştır. Sağ kalanlar bombardıman sonucu bitkin ve çaresiz durumdadır. Hepsi öleceğini anlamıştır. En büyük endişe ve üzüntüleri, büyük bir güçle saldıracak düşmanı durduramayacak olmalarıdır. Balkanlarda ve Galiçya’da savaşmış eski bir cephe kurdu olan Yahya Çavuş ise kurnazca taktikleriyle takımının hayatta kalarak savaşmasını sağlamaya çalışır kişilik çıkarma kuvvetini durdurmayı başarır. Düşman River Clyde gemisine sığınıp karaya çıkmak için saldırdıkça, Yahya Çavuş ve arkadaşları daha şiddetli bir ateşle karşılık verirler. İngilizler önlerinde 2000 kişilik bir düşman olduğunu düşünüp daha fazla takviye alırlar. Yavaş yavaş eriyen Türk tarafında, bacağından yaralı Yahya Çavuş ve 5 kişi kalır. İngilizler karşılarında sadece 67 kişi olduğunu öğrenince bu cesaret karşısında çok şaşırırlar. Yavaş yavaş eriyen Türk tarafında, bacağından yaralı Yahya Çavuş ve 5 kişi kalır. İngilizler çemberi daralttığında arkadan gelen Türk kuvvetlerine 2 gün kazandırılmıştır. Yahya Çavuş ise son kalan arkadaşlarıyla şehit olur. İngilizler karşılarında sadece 67 kişi olduğunu öğrenince bu cesaret karşısında çok şaşırırlar. “ÇANAKKALE” VE EZİNELİ YAHYA ÇAVUŞ CESARETİN SERGİLENDİĞİ MEYDAN

67 11 Temmuz 1915 günü Kerevizdere’de saldıran Fransızlara gün biterken büyük kayıp verdirildi. Fransız ölüleri siperlerimizin önünü doldurmuştu. 17. alay komutanı Yarbay Hasan Bey yerde yatan Fransız ölüleri arasında bir kıpırdama gördü, eğildi ve yaralı askeri omzundan tutarak çevirdi. Yaralı Fransız ani bir hareketle elindeki süngüyü Yarbay Hasan Bey’in göğsüne sapladı. Alay komutanı gafil avlanmıştı, yere yıkıldı “Allah Şahidimdir ki Fransız'a yardım edecektim” diyebildi. Alay imamı başında Kur’an okumaya başladı…. Yarbay Hasan Bey “İmam efendi La havle vela kuvvete illa billahil Aliyyil azim” duasını 33 kere okuyun” dedi. Kendisi de okudu. Sonra “Beni ayağa kaldırınız” dedi. Koltuk altlarından tutarak ayağa kaldırdılar. Yarbay Hasan Bey birden “La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah” dedi. Gözlerini ileriye dikmişti... Yüzünde bir tebessüm belirdi ve yüksek sesle “Niçin zahmet buyurdunuz YA RASULALLAH” dedi. Bu sözler Hasan Bey’in son sözleri olmuştu. O; Kainatın Efendisiyle birlikte ötelere doğru kanatlanmıştı. “İMAN” VE NİÇİN ZAHMET BUYURDUNUZ YA RASULELLAH!

68 Binba ş ı Lütfi Bey: “1915 yılı haccına Allah dostu, âlim, aşık Hintli bir zat gelir. Rasulullah’ı türbe-i saadetlerinde ziyaret etmiş, arkasından derin bir hüzne kapılıp acı gözyaşları dökmeğe başlamıştı. Bu zatın bu hali gittikçe artıyordu… ….Sebebini kendine sorduklarında şöyle cevap verdi: “ Bana bunca yıl sonra hac nasip oldu. Güzeller Güzeline ziyarete geldim, huzurunda özlem giderecektim, ama müşahade ettim ki O makamında değil. İşte bu düşünceyle perişanım.” Düşünceli bir şekilde Hintli zattan ayrılan türbedar o gece rüyasında Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’i görür ve türbedara şunları söyler: “Evet ben şimdi Medine’de değilim, Çanakkale'de çok zor durumda olan asker evlatlarımın yardımına geldim.” Bu savaşta Mehmetçikteki sahabe şuurunu M. Akif şöyle dile getiriyor: Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedir'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi. “İMAN” VE YETİŞ YA MUHAMMED KİTABIN ELDEN GİDİYOR!

69 1.Git Oğul Öl de Köye dönme 2.Kınalı Ali’ye Son Mektup 3.Ben Çocuğumla dışarıda yatarım yeter ki siz mermileri içeri alın 4.Şehid nişanlısı 5.Baban gelirse haber ver “İMAN” VE ÇANAKKALE

70 1- Git Oğul Öl de Köye Dönme: Cihan harbinin bütün cephelerde devam ettiği, vatanın her tarafından barut ve kan kokusunun yayıldığı, 1915 senesi sonbaharının serin ve yağışlı günlerinin birinde, ak saçlı beli bükülmüş, soluk benizli ihtiyar bir ananın, Bilecik istasyonundan " Söğüt'ün Akgünlü köyünden Mehmet oğlu Hüseyin namlı tazecik oğlunu cepheye uğurladığını... ….Uğurlarken de : " Hüseyin'im, yiğit oğlum benim!.. Dayın Şıpka da baban Dömeke de, ağabeylerin Çanakkale'de şehid düştüler. Bak, son yongam sensin. Eğer minare de ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse sütüm sana haram olsun. Öl de köye dönme. Yolun Şıpka'ya uğrarsa dayının ruhuna bir Fatihayı okumayı unutma. Haydi oğul, yolunu açık etsin. " diyerek bağrına basıp uğurladığını... ( Aynur Mısıroğlu, Kuvayı Milliyenin Kadın Kahramanları, Sebil yayınları, İstanbul, s. 44 ) “İMAN” VE ÇANAKKALE

71 2-Kınalı Ali’ye Son Mektup Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla sohbet ediyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla “Adın ne senin evladım?” der. Çocuk “Ali” diye cevap verir. “Nerelisin?” der. Ali “Tokat Zile'denim” der. “Peki evladım bu kafanın hali ne?” Ali “Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.” der. “Neden?” der komutan. Ali “Bilmiyorum komutanım” der. “Peki gidebilirsin Kınalı Ali” der. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa surede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya: “Sevgili anne babacığım, ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim; beni merak etmeyin” diye baslar. Kardeşlerini, köydekileri sorduktan sonra, kendilerini merak etmemelerini, kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır. Gururla mektubu bitirir; neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına NOT düşer: Ali’nin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. “Anacağım, kafama kına yaktın; burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler. Sakın kardeşim Ahmet’e de yakma, onunla da dalga geçmesinler. Ellerinden öptüm” diye bitirir. … “İMAN” VE ÇANAKKALE

72 2-Kınalı Ali’ye Son Mektup Aradan zaman geçer İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu'ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz, teker teker şehit düşmüşlerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış, onların sayıları da epey azalmıştı. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti, onları insan bedeninin sungu ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere dua ediyordu. Komutanlarının bu düşünceli halini gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir... Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz, hepsi şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabı gelir. Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (Bu mektubun aslı Çanakkale müzesinde sergilenmektedir.) Babası anlatır. “Oğlum Ali nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, paranın yarısını sana, yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Zaten artık Zahire’ye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da. Siz sakın bizi merak etmeyin, bizi düşünmeyin” der ve koyu akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir. “Ali, ananın da sana diyeceği bir şey var.” ANASI: Oğlum Ali, yazmışsın ki ‘Kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma’ demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde 3 şeye kına yakarlar. Gelinlik kıza; gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye. Kurbanlık koça; ALLAH’A kurban olsun diye. Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsun diye... Gözlerinden öper selam ederim. ALLAH’A emanet olun” Mektubu okuyan Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar… “İMAN” VE ÇANAKKALE

73 3- Ben Çocuğumla Dışarıda yatarım Yeter ki Siz Mermileri İçeri Alın! Bıyığı terlememiş delikanlılardan al yazmalı gelinlere, ak alınlı ak yaşmaklı ninelerden, ak sakallı polat sineli dedelere kadar milletin herbir ferdi vatanı uğruna canını fedaya ant içmiş, "Hakk'ın va'dedeceği günlerin"doğmasını beklemektedirler. İşte böyle günlerin birinde kulağımıza, uzaktan bir kağnı gıcırtısı duyulur. Sanki tekerlekler "mabedinin göğsüne namahrem eli değmesin" diye inim inim inlemektedirler. İnebolu yakınlarında çocuğunu yorganına sarmış bir ana, nasırdan katmanlaşmış çıplak ayaklarıyla toprağa mukaddes izler bıraka bıraka, üzeri mermi yüklü kağnısını çekerek ağır aksak ilerlemektedir. …Hiçbir ressamın tablolaştıramayacağı bu eşsiz manzara saatlerce böyle akadursun, rahmet damlaları, istikbalin bahar tomurcuklarını müjdelercesine sağanak halini almıştır. Bu defa tablo daha da eşsizleşir; anamız, kucağındaki mini mini yavrusunu sarıp sarmaladığı yorganı çekip almış, ıslanmasın diye mermilerin üzerine binbir itina ile örtüvermiştir. Bu ne şuurdur, bu ne imandır Allahım? Islanıp perişan olmasınlar diye, melekler kanatlarını germek için birbirleriyle yarıştılar mı bilemiyorum ama, bu destan kahramanı, saatler sonra gecenin zifiri karanlığında köhne bir hana ulaşır. Neden sonra bir zaif el, hanın kapısını yumruklar ve yorgun bir ses titreşir: "Açın kapıyı!." Han sahibi içeriden ses verir: "Yer yoook!“ Ardından tarihe sığmayacak bir mana ifade eden titrek ses tekrar yalvarır: "Ben çocuğumla dışarıda da yatarım... Tek siz mermileri içeri alın!“ İşte Milli Mücadele'de tarih yapan Mehmetçiği doğuran bu analardır. “İMAN” VE ÇANAKKALE

74 5-Baban Gelirse haber ver oğlum! Balıkesir’de Ali Şuuri ilkokulu karşısındaki boşlukta eski ayakkabı tamircisi, kır, pala bıyıklı bir ihtiyar olan cevdet (alkalp) dede vardı. Bir akşam üstü konu Çanakkale’ye gelince ağlamaya başladı. ve devam etti… Rahmetli babam, hafız ali Çanakkale’de kaldığında anamın karnında yedi aylıkmışım. o’nu hiç tanımadım. Bir fotoğrafı bile yoktu.. O Günler Çok Zor Günlerdi. Seferberliğin Sıkıntıları, Kuvayi Milliye Zamanı, İşgal Yılları, Kurtuluş, Yokluk, Sıkıntı. Çocukluğumuz Hep Ekmek Peşinde Sıkıntıyla Geçti. Ama Anam, Benim Çocukluğumdan İtibaren Her Sokağa Çıkışta, Her Nereye Giderse Yanıma Gelir Ve;-Oğlum Ben Pazara Gidiyorum. Baban Gelirse Beni Hemen Çağır Ha..! -Ben Teyzenlere Gidiyorum. Baban Gelirse Beni Hemen Çağır Ha..! -Ben Komşulara Gidiyorum. Baban Gelirse Beni Hemen Çağır Ha..! derdi. Anam Babamı Bekledi Durdu. Büyüdüm, Dükkân Açtım. Annem Yine Her Bir Yere Gidişte Dükkâna Gelir, Gideceği Yeri Söyler Ve “BABAN GELİRSE BENİ ÇAĞIR HA..!” diye beklerdi… Aradan Yıllar Geçti. Anacığım İhtiyarladı. Gene Hep Değneğini Kaparak Bana Gelir Ve “BABAN GELİRSE BENİ ÇAĞIR HA..!” diye tembihlerdi. Günü Geldi Ağırlaştı.Ölüm Döşeğinde Bizimle Helalleşti. “Bana İyi Baktınız, Hakkınızı Helal Edin.” dedi.Bana Döndü Yavaşça: “Baban Gelirse, O’na Annem Hep Seni Bekledi de.” dedi. Birden irkilerek doğruldu ve kapıya doğru gülümseyerek, “Hoş geldin bey, hoş geldin...” diyerek ruhunu teslim etti. “İMAN” VE ÇANAKKALE

75 GAZİ MEHMET AŞKIN’IN ANLATTIKLARI: “İngiliz donanması Saroz’dan top atışları ile bize son derece ağır kayıplar verdiriyordu.Böyle bir atıştan sonra, aynı, birlikte silah arkadaşım Recep Eniştemin iki ayağı kopmuş çalıların üzerinde gördüm, henüz sağ idi.Yanına kadar gidebildim.Onu o vaziyette görünce ağlamaya başladım. Henüz ruhunu teslim etmeyen Recep Eniştem: “Kardeşim niçin böyle ah edip ağlarsın, benim ciğerimi dağlarsın! Allah’ in verdiğine merhaba! Takdir- i Rabbani böyle imiş! Onun kazası geri çevrilmez ve hükmüne mani yoktur. Elimizden ne gelir. Arzuladığım savaş yolunda oldu. O saadet bana yeter! Sen sağ kalırsan, anamın elini benim içinde öp! Emzirdiği sütleri helal etsin!” dedikten sonra: “Başımı kıbleye doğru çevir!” diye bildi… Ruhu çoktan uçmuştu… “Halil, bölükte süngü hücumuna kalkmıştı, ağır bir yara alarak yanıma yıkıldı. Bir müddet sessiz kaldı ve sonra: “Ahretlik ölümüm yaklaştı, öldükten sonra cesedimi geriye götürtme, buraya ellerinle göm! Üzerimde harp ediniz! Ta ki Gazilerin ayak seslerini Allah! Allah! Nidalarını rahatlıkla duyayım!” dedi ve gülerek ruhunu teslim etmişti “Karayürek Deresi’ne doğru iniyorduk: Bir akşam beni keşif kolu çıkardılar bu derenin yatağında geziniyordum. Çok susamış idim. Dere şırıldıyordu, mataramı doldurdum. Birkaç yudum içtiğimde, içtiğim suyun tadı çok başka idi avucuma mataradan su aldığımda, matarama doğdurduğum suyun kan olduğunu anladım.” “İMAN” VE ÇANAKKALE

76 SAKA HÜSEYİN “İkinci Anafartalar taarruzundan sonra, Türk birlikleri Anafarta Ovası’na ve tepelere yerleşmişti 35. Piyade Alayı 2.Bölük erlerinden Hayrabolu’lu Hüseyin alayın su ihtiyacını gidermekle görevli idi sabahın alaca karanlığında katırı ile yola çıktı. Bigalı Köyüne gidip, kuyulardan tahta, damacanalara su doldurup geriye dönüşünü akşamın karanlığına denk getirmeye çalışırdı. Katır önde, bizim Saka Hüseyin arkada ama yola çıkmadan evvel katırının kulağına eğilir, her defasında söylediği sözleri tekrarlardı: “Haydi, Büyük Anafarta Köyünün üstünden 35. Piyade alayının bulunduğu siperlere” katır gide-gele bu yollara alışmıştır. Fakat yolda, Hüseyin’in çenesi durur mu? Savaş var imiş! Yığınla yaralı taşırlar imiş, umurunda mı? O bir türkü tutturmuş gidiyordu: “Pınar baştan bulanır/ İner dağı dolanır/ Al başımdan sevdayı/ Buna can mı dayanır. Saka Hüseyin damacanalarına suyu doldurarak “deh” deyip akşam karanlığında yola koyulur. Siperlerde 2. Bölük su bekliyor. Yaralılar daha da çok su bekliyorlar. Birden bire, yanı başında iki karaltı beliriyor. Gavurca haykırıyorlar! “Dur! Kımıldama!” Hayrabolulu Hüseyin’in yapacak hiç bir şeyi yok akıl almaz, gene de eşi görülmemiş büyük bir zeka kıvraklığı ile; düşman erlerine gevrek gevrek gülümsemeye başlar ve eliyle, koluyla katırının sırtında sallanan su damacanalarını gösterir, “Kumandan, kumandan?” diye geveleniyor ve büyük bir saygı ile anzak kumandanını selamlayarak “Emret gavur kumandan!” der. Derhal bir tercüman bulunur. Saka Hüseyin anlatmaya devam eder. “Bu su damacanalarını kendi kumandanım gönderdi. Sizin yaralılarınıza hediyemizdir. Düşmanımız susamıştır, susuz kalmasınlar dedi Mülazım Efendi!” ve arkasından ilave etti. Bu sudan verinde bir bardak ben içeyim der!” Anzak Teğmeni kıpkırmızı kesilir… Gözleri dolar. İlk iş Hüseyin’i kucaklayıp iki yanağından öpmek. İkinci iş, Hüseyin’i tartaklayan devriyeleri bir güzel fırçalamak, üçüncü iş, Hüseyin’i siperin dibine oturtup soluklandırmak, o ” comed bell” kutularından, Oxo et suyu özünden sarma tütünden, sigara kâğıtlarından, Topler çikolata paketlerinden bol bol yağdırmak… Bu aldıkları hediyeleri katırın sırtına vurur, kurnaz bir tilki gibi, siperden sipere zıplayıp kapağı ikinci bölük hattına atınca, bu sefer gözleri fal taşı gibi açılma sırası Mehmetçik’ tedir.” “İMAN” VE ÇANAKKALE

77 EDİNCİKLİ MEHMET ER“Edincikli Mehmet Er’in bir top mermisinin parçaladığı konumdan kanlar içerisinde bir et parçası sarkmaktadır. Yalvarırcasına: “Komutanım ne olur şu kolumu kes!” Sağ eliyle yakaladığı ve tuttuğu sarkık kola bakan Teğmen donmuştur. Edincikli Mehmet Er tek ve emin sesi ile tekrarlar: “Allah Aşkına, Allah Rızası için kes şu kolumu!” Bu ilahi cümleleri emir gibi işiten Teğmen Saip, bıçağı kola kola vurur. Gık bile dememiştir, Edincikli Mehmet. Bir sağ elindeki kola, bir ileride Allah! Allah! nidaları arasında çarpışan erlere bakar ve kolu fırlatır: “Bu kol vatana feda olsun,” der. Yerdeki et parçalrından başını kaldıran Teğmen’in karşısında kimse yoktur. Çünkü, Edincikli, Hakla alış verişe başlayınca herşeyi, acıyı, özlemleri unutuyor, rahmet deryalarında, tecelli dalgalarında yıkanıp arınırken, kolunun fani bedenden ayrılma işlemini duymuyordu.O ateş, o yangın fakat getirilmez feryatlar içinde, edincikli bu cehennemi ateş altında kendinden geçti. Bir avuç istek ve özlem halinde yandı, tüttü. Edincikli Mehmet, çoktan kolunun öcünü almak için vatan için Allah için hücum saflarına katılmıştı. Alayların içine karışır, teke tek vuruşur.Onu durdurmak mümkün değil artık, yine harikalar gösterir, bire bir dövüşür, bire on dövüşür, bire yüz dövüşür… Allah’ın yardımıyla haklamadığı kafir kalmaz. Ama kaderden kaçılmaz ki! Kolunun kopmasıyla kaybettiği kan onu halsiz düşürmeye başlamış Edincikli’ye şimdi de şehitlik mertebesi ekleniyordu. Güzel yüzü soldu, sarardı, canı teninden süzüldü… Gözü dünyaya kapandı…” Teğmen SAİP Çanakkale Savaşlarından 12. Alay 1. Bölük Komutanı “İMAN” VE ÇANAKKALE

78 1980’li yılların Başbakanı merhum Turgut Özal, milli değerlerine sıkı sıkıya bağlı olan Japonların Batı’ya meydan okuyan ilerleyişi karşısında Japon eğitim sistemine ilgi duyar. Bu sebeple inceleme ve araştırma yapmak üzere bir Japon Pedagog heyeti, ülkemizin çok değişik yerlerinde inceleme ve araştırmalar yapmak üzere davet eder, Görüşme ve temaslarda bulunur. Sonra da bütün bu faaliyetlerin sonuçlarını takdim etmek üzere, zamanın Milli Eğitim Bakanı ile birlikte Başbakan Özal’ın huzuruna çıkarlar. Japon heyetini teşkil eden uzmanlar derler ki: “Sizin gençlerinizde milli şuur yok.” Bu karar Türk yetkililere büyük bir şok yaşatır. Japon yetkililere: “Siz çocuklarınıza milli şuur nasıl kazandırırsınız?” diye sorulunca, onlar: “Çocuklarımızı uçaklar kadar hızlı giden trenlere bindirir ve çok katlı yollardan geçiririz. En üstün teknolojiyle ve robotlarla çalışan dev fabrikalarımızı gezdiririz. Bu baş döndürücü teknoloji karşısında sarsılan ve şok olan çocuklarımıza deriz ki: “Gördüğünüz bu hızlı trenleri ve üstün teknolojiyi sizin atalarınız yaptı. Siz daha çok çalışırsanız, daha hızlı giden ulaşım araçları yapar, daha üstün teknoloji meydana getirir, daha gelişmiş fabrikalar kurarsınız.” Daha sonra bu çocukları Hiroşima ve Nagazaki’ye götürüp gezdiririz. II. Dünya savaşında atom bombasıyla yerle bir edilen bu bölgeleri, gelecek nesillere ibret olsun diye olduğu gibi koruruz. Buraları gezdirir, gösterir ve onları bilgilendiririz. Atom bombasıyla hiçbir canlının ve bitkinin yaşayamaz hale geldiği bu yerleri çocuklarımız büyük bir dikkat ve hayretle seyrederler. Bu gördükleri şeyler onların taze hafızalarında hiçbir zaman silinmeyecek derin izler bırakır. Sonra da deriz ki: “Siz çalışmaz, vatanınızı korumaz, milletinizi sevmez, birlik ve beraberlik içinde olmazsanız, düşmanlar ülkenizi böyle bombalar, yakar, yıkar ve yaşanmaz hale getirirler. Ancak çalışır, güçlü olursanız, düşmanlar size saldırmaya cesaret edemezler. Vatanınız yücelir, itibarınız yükselir. Artık buna göre kararınızı verin…” işte bu şoklarla çocuklarımız iyi ve çalışkan birer Japon olmaya doğru ilk adımı atmış olurlar. Bu şekilde milli bir şuur kazanırlar. “İMAN” VE ÇANAKKALE

79 Tam bu sırada Türk yetkililerinden biri: “İyi de bizim Hiroşima ve Nagazaki’miz yok ki” der. Bunun üzerine Japonlar derler ki: “Sizin binlerce Hiroşima ve Nagazaki gibi değerleriniz var. Bizimkilerden çok daha önemli tarihi bölgeleriniz var. I.Dünya savaşı içinde meydana gelen ve bir metre kareye altı bin merminin düştüğü Çanakkale zaferinin kazanıldığı bu bölge; çocuklarınızın ve gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile… Dünyanın en gelişmiş ve en güçlü ordularına karşı ve onların üstün teknolojilerine rağmen askerlerimiz adeta imkânsızı başarmış ve bütün dünyayı hayretler içinde bırakan bir zafer kazanmışlardır. İşte sadece bu olay, bu bölge ve bu zafer dahi gençlerinizin milli şuur kazanmalarına yeter. Bu sebeple gençlerinizi gruplar halinde Çanakkale’ye götürüp gezdirmelisiniz. Her Türk genci, burayı mutlaka gezip görmeli ve öğrenmelidir. Sonra onlara demelisiniz ki: Sizler birlik ve beraberlik içinde çalışmazsanız, güçlü olmazsanız düşmanlar yine Çanakkale’ye gelirler, ülkenizi işgal eder, hürriyetinizi elinizden alırlar. Ama çalışır, birlik içinde olur, teknolojiyi yakalarsanız, ülkenizi kalkındırır, müreffeh bir hale getirirsiniz….” Japonların verdikleri bu ibretli ve acı ders; bizim için çok manidardır. Bu tablo bize, maalesef yen içinde kolumuzu kaybetmişiz de haberimiz yokmuş dedirtmektedir ve ortadaki düşündürücü manzaramızı sergilemektedir. “İMAN” VE ÇANAKKALE

80 Vatan şâiri Namık Kemal ünlü “vatan” makalesinde; en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün insanların, bağlanılan muhtelif şeylere karşı beslediği hissiyat ile vatan sevgisini birleştirir ve şöyle der: “...Henüz memede olan süt çocukları beşiğini, çocuklar eğlendiği yeri, gençler geçimlerinin temin edildiği yeri, ihtiyarlar, yalnız kaldıkları köşelerini, evlat anasını, baba ailesini ne türlü duygularla severse, insan da vatanını o duygularla sever.” “İMAN” VE ÇANAKKALE

81 SONUÇ Necmettin Halil Onan Ne güzel ifade etmiş bu toprakların kadrini ve kıymetini: "Dur yolcu!.. Bilmeden gelip bastığın Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver: Bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda İstiklâl uğrunda, namus yolunda Can veren Mehmed'in yattığı yerdir. Bu tümsek, koparken büyük zelzele Son vatan parçası geçerken ele Mehmed'in düşmanı boğduğu sele Mübarek kanını kattığı yerdir. Düşün ki: Haşr olan kan, kemik, etin Yaptığı bu tümsek amansız, çetin Bir harbin sonunda bütün milletin Hürriyet zevkini tattığı yerdir." “İMAN” VE ÇANAKKALE

82 ALPARSLANIN ORDUSUNA HİTABI: 26 Ağustos 1071'e rastlayan bir Cuma günü Sultan Alparslan Cuma namazı vaktini bekleyerek taarruzu biraz geciktirdi. Topluca kılınan Cuma namazından sonra beyaz bir elbise giyinmiş olan sultan, şehid olma arzusunda yatan haleti ruhiyesini görünümüyle dekore etmiştir. Ön saflarda ordusuna bir asker gibi savaşacağını belirtmek maksadı ile ok ve yayını bırakıp kılıç ve topuzunu eline aldı. Sonra ordusuna şu veciz konuşmayı yaptı: "Biz ne kadar az olursak olalım, onlar (Bizanslılar) ne kadar çok olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettikleri şu saatte, kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya da şehit olur, Cennet'e giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler gitsinler. Burada sultan ve emredilen asker yoktur. Zira, bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini Yüce Allah'a adayanlardan şehit olanlar Cennet'e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ise ahirette ateş; dünyada alçaklık beklemektedir." (Bak. Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, I ) Anadolu'nun kapılarını Müslümanlara, İslâm'a açan büyük zafer, Malazgirt zaferi işte bu ruh dünyasında kazanıldı. “İMAN” VE ÇANAKKALE

83 Bu ülke için açlıkla ve sefaletle aynı zamanda silah yokluğunda nasıl zorluklarla bu savaşı almışlar. Şimdiki zamana, israflara bakınca utanıyor insan Çanakkale Savaşı sırasında askerlerin yemek listesi; 43. Alay 1. Piyade Taburu 1. Bölük, 1917 yılı yemek listesi; 15 Haziran Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yağlı buğday çorbası ve ekmek. 26 Haziran Sabah: Yok. Öğlen: Yok. Akşam: Üzüm hoşafı, ekmek. 18 Temmuz Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yarım ekmek. 8 Ağustos Sabah: Yarım ekmek. Öğlen: Yok. Akşam: Şekersiz üzüm hoşafı, ekmek YOK “İMAN” VE ÇANAKKALE SAVAŞINDAKİ YEMEK MENÜSÜ

84

85

86 Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

87 ÇANAKKALE

88 ÇANAKKALE

89 ÇANAKKALE

90 ÇANAKKALE

91 ÇANAKKALE

92 ÇANAKKALE

93 ÇANAKKALE

94 ÇANAKKALE

95 ÇANAKKALE

96 ÇANAKKALE

97 ÇANAKKALE


"ÇANAKKALE RUHU VE ŞEHİTLİK İdris YAVUZYİĞİT idrisyavuzyigit.com" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları