Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

MADDE KULLANIMIYLA İLGİLİ KAVRAMLAR, BAĞIMLILIK, BAĞIMLILIK SÜRECİ VE GENEL BAĞIMLI DAVRANIŞLARI, MADDE BAĞIMLILIĞININ TARİHÇESİ VE NEDENLERİ Ercan Mutlu.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "MADDE KULLANIMIYLA İLGİLİ KAVRAMLAR, BAĞIMLILIK, BAĞIMLILIK SÜRECİ VE GENEL BAĞIMLI DAVRANIŞLARI, MADDE BAĞIMLILIĞININ TARİHÇESİ VE NEDENLERİ Ercan Mutlu."— Sunum transkripti:

1 MADDE KULLANIMIYLA İLGİLİ KAVRAMLAR, BAĞIMLILIK, BAĞIMLILIK SÜRECİ VE GENEL BAĞIMLI DAVRANIŞLARI, MADDE BAĞIMLILIĞININ TARİHÇESİ VE NEDENLERİ Ercan Mutlu Sosyal Hizmet Uzmanı

2 BAĞIMLILIK VE MADDE KULLANIMIYLA İLGİLİ KAVRAMLAR

3 TOLERANS Herhangi bir maddenin, başlama dozunun zamanla yeterli gelmemesi ve kendisinden beklenen etkiyi sağlayabilmesi için giderek daha yüksek dozlarda ve daha sık alınmasıdır (Tosun, 2008, s.14).

4 REMİSYON (DÜZELME) Bir madde bağımlısının kullanmakta olduğu maddeyi bırakması ve o maddeden uzak kalmasıdır (Tosun, 2008, s.17).

5 ARAMA DAVRANIŞI Kişinin kullandığı maddeyi tekrar alabilmek için yoğun bir istek ve arzu duyması, madde arama davranışına girmesidir (Tosun, 2008, s.14).

6 YOKSUNLUK Uzun süre madde kullanımı sonrasında, madde kullanımı bırakıldığı zaman ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal sorunlardır. Yoksunluk belirtileri, şiddeti ve süresi kullanılan maddenin cinsine göre değişir (Ögel, 2001, s.17).

7 ZEHİRLENME Bir maddenin kullanımı sırasında ya da hemen sonrasında, maddenin merkezi sinir sistemindeki etkisine bağlı olarak psiko-fizyolojik ve davranışla ilgili geçici değişiklikler ortaya çıkmasıdır (Tosun, 2008, s.16).

8 DETOKSİFİKASYON (ARINDIRMA; TEMİZLEME) Bağımlılık tedavisinin ilk aşamasıdır. Bir bağımlının tedaviye alınarak maddenin etkisinden kurtarılması, yoksunluk belirti ve sendromlarının ortaya çıkmasının önlenmesi ya da çıkmışsa tedavisi, kişinin kapsamlı bir psikoterapi ve rehabilitasyon programına hazır hale getirilmesidir (Tosun, 2008, s.17).

9 PROLAPSE (KULLANMA FİKRİ) Remisyondaki bir madde bağımlısının tekrar madde kullanmayı düşünmeye başlamasıdır. Kişi bağımlı olduğu günlerin sıkıntı ve zorluklarını unutmuş, bağımlı arkadaşları ile görüşmeye ve madde kullandığı ortamlara gitmeye başlamıştır ancak henüz madde kullanmamıştır (Tosun, 2008, s.18).

10 SLİP (HATA, SÜRÇME) Remisyondaki bir madde bağımlısının tek doz madde kullanmasıdır (Tosun, 2008, s.18).

11 LAPSE (KAYMA) Remisyondaki bir madde bağımlısının çok kısa bir süre için madde kullanması ancak kullanmaya devam etmemesidir (bir iki defa madde kullanımı). Tedavi ile elde edilen kazanımların kısmen kaybı söz konusudur (Tosun, 2008, s.18).

12 RELAPS (NÜKS) Bir madde bağımlılığının veya maddeyle ilişkili bir bozukluğun orijinal haliyle tekrar ortaya çıkmasıdır (Tosun, 2008, s.18).

13 ZARAR AZALTMA Madde bağımlısının kullandığı maddeyi bırakmak istemediği durumlarda, madde kullanımının kendisine ve topluma vereceği zararları azaltmak için alınacak tedbirler ve uygulanacak programlardır (Tosun, 2008, s.18).

14 MADDE KÖTÜYE KULANIM Bağımlılık tanı kriterlerini karşılamamakla birlikte kişinin klinik olarak aşikar bir bozulma ya da sıkıntıya yol açacak şekilde uygunsuz bir madde kullanımı söz konusudur. Madde kullanımı nedeniyle okul, ev, veya iş sorunları, yasal sorunlar ortaya çıkmaktadır (Tosun, 2008, s.16).

15 MADDE BAĞIMLILIĞI Keyif verici bir maddenin belirgin bir etkiyi elde etmek için alınması sürecinde ortaya çıkan bedensel, ruhsal ya da sosyal sorunlara rağmen madde alımının devam etmesi, maddeyi alma isteğinin durdurulamaması, ve madde alınmadığı zaman yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması durumudur (Arıkan, 2012, s.243).

16 DSM IV’E GÖRE MADDE BAĞIMLILIĞI TANI ÖLÇÜTLERİ 1.Tolerans Gelişmesi: İstenen etkiyi sağlamak için belirgin olarak artmış miktarlarda madde kullanma. 2.Madde kesildiğinde ya da azaltıldığında fiziksel veya ruhsal yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması.

17 3.Maddenin tasarlandığından daha uzun ve yüksek miktarda alınması. 4.Madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için yapılan ama boşa çıkan sürekli çabalar. 5.Maddeyi sağlamak (örn çok sayıda doktora gitme), maddeyi kullanmak (örn birbiri ardına sigara içme) ya da maddenin etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcama.

18 6.Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve boş zamanları değerlendirme etkinliklerini bırakma ya da azaltma 7.Fiziksel ya da ruhsal sorunların ortaya çıkmasına ya da artmasına rağmen madde kullanımının sürmesi (Yüksel, 2006, 4004). 12 aylık bir dönem içinde sadece üçü bağımlılık tanısı koymak için yeterlidir.

19 MADDE BAĞIMLILIĞININ GELİŞMESİ.Madde ile karşılaşma, madde ile tanışma gereklidir..Madde alımının sürdüğü zaman içinde beyin hücrelerinde belli bir uyum oluşması nedeni ile bu hücrelerin işlevlerinde değişimler ortaya çıkar. Bu değişiklikler kişinin tekrar tekrar madde kullanımından sorumludurlar. KARŞILAŞMA VE DEĞİŞİM SONUCUNDA BAĞIMLILIK GELİŞİR (Arıkan, 2012, s.243).

20 BAĞIMLILIĞIN EVRELERİ

21 1. HAZIRLIK EVRESİ Bu dönem, kişinin herhangi bir bağımlılık yapıcı madde kullanabileceğine ilişkin bir yargısının ve ön düşüncesinin geliştiği dönemdir (Ögel,2010, s.66).

22 2. İLK MADDE KULLANIMI Bu evrede genellikle bir korku ve merak duygusu hakimdir. Bir sorun çözme yöntemi, madde kullanılan bir ortamda sunulan maddeyi reddetmemek gibi çeşitli nedenlerden dolayı, kişi ilk kez maddeyi kullanır (Ögel,2010, s.66).

23 3. MADDE KULLANMAYI SÜRDÜRME İlk kez alınan maddeyi ikinci ve üçüncü kez kullanım takip eder. Bu evrede kişi genellikle ben bağımlı olmam, kontrol edebilirim, bu son olacak gibi yanlış inançlar taşımaktadır. İlk seferinde eğer madde bir sorun ile başa çıkmak için alındıysa, tekrar bir sorun ile karşılaşıldığında farklı çözüm arayışlarına yönelmeden öğrenilmiş bir davranış olarak ikinci madde kullanımı gerçekleşir. Kimi zaman ilk kez madde alımından sonra ortaya çıkan yan etkileri gidermek için kişi madde kullanmaya devam eder (Ögel,2010, s ).

24 4.İLERLEME EVRESİ Bu evrede kişi artık sık ve yoğun tarzda madde kullanmaya başlamıştır. Çoğunlukla artık bağımlı hale gelmiştir (Ögel,2010, s.67).

25 Bağımlılık nasıl gelişir? “Belki kullanabilirim” “ Korku ve merak” “Bir kereden bir şey olmaz” “Ben bağımlı olmam” “İstersem bırakırım” “Bu meret bırakılmaz ki!” “Bırakmak zorundayım” “Artık bırakacağım” “Bıraktım, bir daha başlamam” “Bir daha asla”

26 GENEL BAĞIMLI DAVRANIŞLARI

27 Madde kullananlar genelde bağımlı olduklarını kabul etmezler; çünkü bağımlılığın kabul edilmesi değişmeyi de kabullenmesini gerektirir (Ögel, 2003, s.29).

28 Maddeyi hemen kesmek niyetinde değillerdir. Başarısızlıkla sonuçlanacağını bildikleri halde önce azaltmak yolunu denemeyi tercih ederler (Ögel, 2003, s.29).

29 Maddenin kendilerine zarar verdiğine inanmazlar.Maddenin kendilerine zarar vermediğine ilişkin bir çok sav ileri sürerler. Aslında bunlara kendileri de inanmaz. Ancak bu durum onların savunmacı bir tutum içinde olduğunu gösterir. Konuşmalarının arasında gördüğü zararları üstü kapalı bir şekilde anlatabilir. Bunlar not edilmeli daha sonra uygun bir dille yansıtılmalıdır (Ögel, 2003, s.29).

30 Çevresindeki herkes bağımlıya maddeyi bırakmasını söylediği için o sizden de aynı davranışı beklemektedir. Burada profesyonellerin rolü ona ne yapmayı düşündüğünü sormaktır. Bırakmayı kendisi istemelidir (Ögel, 2003, s.29).

31 Tercih maddesini kullanmayı kesse bile başka maddeleri kullanmaya devam etme niyetindedir. Değişmenin tüm maddelerden uzaklaşarak olacağı söylenmelidir. Başka maddeleri kullanmaya devam etmeleri relapsın habercisidir. Çünkü diğer maddeleri satın aldıkları ortamlarda tercih maddeleri de satılabilmektedir. Ayrıca diğer maddelerin etkisi altındayken kontrollerini kaybedip tercih maddelerini kullanma riski vardır (Ögel, 2003, s.30).

32 Yaşam biçimini değiştirmeyi düşünmezler. Halbuki bağımlılık bir yaşam biçimidir. Yaşam biçimini değiştirmeden sadece kullanılan maddenin bırakılması bir sonuç vermez (Ögel, 2003, s.30).

33 Adsız Alkolikler (AA), Adsız Narkotikler (NA) gibi kendine yardım gruplarının gereksiz olduğuna inanırlar. Bunu savunurken de kendilerinin oradakiler gibi olmadığını söylerler. Onların sorunu kendisininkinden daha büyük ve şiddetlidir. Ya da onlar aralarında boş boş konuşmaktadırlar ya da orada madde konusu geçince içme isteği gelmesinden korkmaktadırlar. Terapist hastanın oraya her koşulda devam etmesini sağlamak için onu yönlendirmeli, bilgilendirmeli ve yüreklendirmelidir (Ögel, 2003, s.30).

34 Hep başkalarını suçlarlar. İstedikleri zaman bırakabileceklerine inanırlar. Eski ve özellikle madde kullanan arkadaşlarıyla görüşmeye devam etme eğilimi gösterebilirler. O ortamda onlar içse bile aklına hiç madde kullanmak gelmediğini savunurlar. Madde kullananların yanında bulunmanın ne kadar riskli olduğunun farkına varmalıdır. Çünkü bir gün ısrarlara dayanamayabilir ya da kendini denemek isteyebilir (Ögel, 2003, s.30).

35 Talepkarlardır, sürekli bir şeyler isterler, sınırları zorlarlar. Kurallar ve sınırlar önceden belirlenmeli ve bunlardan taviz verilmemelidir (Ögel, 2003, s.30).

36 Sınırlarınızı zorlarlar, size yakınlaşmaya çalışır ve özel hayatınızla ilgilenirler. Onun tedavisi için var olduğunuzu, arkadaş olmadığınızı hissettirmelisiniz (Ögel, 2003, s.30).

37 Tehditkarlardır, eğer isteklerini yapmazsanız tekrar madde kullanmak ya da başka bir olumsuz davranış içine girmekle sizi tehdit ederler. İstekleri olmazsa bunun sorumlusu siz olacaksınızdır. Ona kendi davranışlarından kendisinin sorumlu olduğunu hatırlatmak yararlı olacaktır (Ögel, 2003, s.30).

38 Tedaviye karşı ambivalanlardır. Kişi tedavi olup olmamak konusunda ya da tedaviye tam olarak uyum sağlayıp sağlamama konusunda kararsızdır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi kullandığı maddenin olumlu emosyonel etkileridir. Bu olumlu etkilerden diğer tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçememektedirler. Kullanım sonucu gelişen olumsuzluklar dengeyi değiştirebilir. Dibe çökme kararsızlığı azaltmakta ve motivasyonu arttırmaktadır (Ögel, 2003, s.30).

39 MADDE BAĞIMLIĞININ TARİHÇESİ İnsanlık tarihinin başlangıcından beri maddelerin keyif verici, ağrı giderici ve hastalıkları iyileştirici olarak kullanıldığı bilinmektedir. Afyon ve esrar, Allah’ın sağlık ve mutluluk için gönderdiği hediyeler olarak kabul edilirdi. İlkel toplumlarda sağaltım törenlerinde, kabile ayinlerinde, erkekliğe geçiş törenlerinde değiştirilmiş bilinç durumları denilen, gündelik bilinç düzeylerinden daha farklı bilinç düzeylerine ulaşabilmek için kullanılan açlık, susuzluk, meditasyon, dua gibi yöntemlere ek olarak halusinojen bitkiler, afyon türevleri, koka yaprakları, esrar gibi psikoaktif maddeler büyük rol oynamaktaydı (Ögel, 2001, s.7).

40 Aztek ve maya uygarlıklarının halüsinojeik maddeler içeren mantarları şamantik törenlerde kullanıldığı bilinmektedir. Kokain, Güney Amerika yerlileri tarafından sert doğa koşullarına karşı, uzun yay yolculuklarında açlığa ve yorgunluğa karşı bugün bile kullanılmaktadır (Ögel, 2001, s.7).

41 Mezapotamyada da Asur ve Sümerliler ile ilgili kayıtlarda da afyon ve kenevir ekiminden bahsedilmektedir.Bu maddeler tanrısal ve kutsal otlardı. Moğollar, Türkler ve Sibirya da şaman törenlerinde bu maddelerin kullanıldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır (Ögel, 2001, s.7).

42 Eski Roma ve Yunanda afyon, birçok hastalığın tedavisinde ve sorunların giderilmesinde kullanılmıştır. Örneğin çok ağlayan çocukların susturulmasında. Romalılar ve Yunanlılar yönettikleri bütün topraklara afyonu yaymıştı. Ancak ticari bir araç olarak kullanmamıştı (Ögel, 2001, s.7-8).

43 Ama Araplar afyonu ya da afyumun ticaretini yaptılar. 9.yüzyılda arap tüccarları afyonun tüm dünyaya yaygınlaşmasını sağladılar O dönem İbni ve Sina sayesinde afyonun tıpta kullanımı da çok yaygınlaştı. Çin’de ise ancak 10.yüzyılda bu maddelerin kullanıldığı bilinmektedir. Çine afyonu getirenlerin A raplar olduğu söylenir. Ortadoğu ülkeleri ile kıyaslandığında, Çin’in afyon konusunda ortaya çıkışı geç olmuştur. Buna rağmen ilk olarak Çin bu maddelerin kullanımını yasaklayıcı kanunları çıkaran ülke olmuştur (Ögel, 2001, s.8).

44 Afyonun iyi bir anestezik madde madde olduğu 10.yüzyılda keşfedildi. Bağımlılık sözcüğü ilk olarak alman kaynaklarında gözlenmektedir. Daha sonra İngiltere’de yayınlanan bazı yazılarda bağımlılık kavramından bahsedilmiştir (Ögel, 2001, s.8).

45 Afyonun tıpta kullanımı yaygınlaştıkça bağımlılık yaptığının da farkına varılmaya başlandı. 1806’da morfin keşfedildi. Morfin afyondan çok etkiliydi. Afyon bağımlılarının bu ilaçla tedavi edilmesi yoluna gidildi ancak sonuç hüsrandı (Ögel, 2001, s.8-9).

46 1899’da aspirinin piyasaya çıkmasıyla ağrı kesici olarak afyon önemini iyice yitirmeye başladı. Aynı tarihte yine Bayer labaratuarlarında piyasaya eroin sürüldü. Maddeyle mücadelede il uluslar arası çaba 1909 yılında ABD girişimi ile Şangay’da yapılan toplantıdır (Ögel, 2001, s.9).

47 1924’de ABD her türlü eroin üretimini durdurdu yılında Milletler Cemiyeti Cenevre konferansında her ülkenin üretimini bildirmesini sağlayacak bir antlaşmanın imzalanmasını sağladı (Ögel, 2001, s.10).

48 İkinci dünya savaşı kaçakçılığa büyük darbe vurdu ve birçok bağımlı kullandıkları maddeyi bırakmak zorunda kaldı. 1953’te yapılan antlaşma ile içinde Türkiye’nin de bulunduğu sadece 7 ülkeye afyon üretim izni verildi (Ögel, 2001, s.10).

49 1971’de uyuşturucuyla mücadele fonu kuruldu. Afyon A nadoluda geleneksel olarak M.Ö 3000 yılından beri yetiştirilmektedir. M.Ö 4000 yıllarında aşağı Mezopotamya’da yaşayan Sümerler gil adını verdikleri haşhaş ve keneviri yetiştirip tedavi amacı ile kullanmaktaydı (Ögel, 2001, s.11).

50 Ülkemizde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve madde kullananlar ile bunları sağlayanlara ilişkin ilk düzenleme Fatih Sultan Mehmet döneminde çıkmıştır. IV. Murat döneminde afyon, tütün ve kahve kullanımı yasaklanmıştır (Ögel, 2001, s. 11 ).

51 Madde Bağımlılığının Nedenleri Bağımlılığın nedeni olarak tek bir etkenden söz edebilmek çok güçtür. Birçok etken birarada olabilir. Aşağıda yer alan etkenlerin dışında da bağımlılık gelişebilir. Aşağıda yer alan etkenler bağımlı insanlarda sıklıkla gözlenmiş etkenlerdir. Yoksa bağımlılığın nedeni mutlak olarak belirlenmiş değildir (Ögel, 2001, s.60).

52 Alkol bağımlılığının psikodinamik nedenini açıklamaya yönelik kuramlar aşırı baskıcı üstbenlik ve ruhsal cinsel gelişimin oral dönemlerindeki sapmalar üzerine odaklanmıştır. Psikoanalitik kurama göre aşırı katı ve baskıcı üst benlikleri olan kişiler alkolü bilinçdışı gerginliklerini azaltmak için kullanırlar. Freud oral döneme saplanmış kişilerin bunaltılarını alkol gibi maddeleri ağız yolu ile alarak azalttıklarını, oral doyum sağladıklarını düşünür (Çakmak ve Evren, 2006, 50).

53 Psikodinamik kuramlar alkol bağımlılarının kişilik özelliklerini incelediklerinde bağımlılığa özgü bir yapıyı tam olarak bulamamışlardır. Ancak genel olarak bağımlı, utangaç, yalnızlığa eğilimli, bunaltısı yoğun, engellenmeye dayanma gücü düşük, ürkek, gergin, aşırı duyarlı ve cinsel dürtülerini bastırmış kişiler olarak tanımlanır (Çakmak ve Evren, 2006, 50).

54 Davranışsal kurumlar ise sürekli alkol almayı öğrenilmiş bozuk bir davranış olarak görürler. Alkol alımının gerginliği azaltan, rahatlatan özellikleri gibi olumlu pekiştirici yanları ilk alkol alımından sonra bu davranışın sürmesine katkıda bulunur. Kişiler sıkıntı ve sorunlarla baş etmede zorlukları olduğunda alkole yönelirler ya da aldıkları alkol miktarını arttırırlar (Çakmak ve Evren, 2006, 50).

55 1.Psikolojik Etkenler Klasik psikanaliz öğretisini temel alan Freud’a göre psikoseksüel gelişim dönemlerinden biri olan oral dönemde oluşan sorunlar nedeni ile bağımlılık oluşmaktadır. Bunun sonucu oral kişilik yapısı gelişmektedir. Bu yapının özellikleri arasında anneye aşırı bağımlılık, aç gözlülük, karamsarlık, iç çöküntü, kolay duygulanma, tutarsızlık sayılabilir. İnsan geliştikçe ağız dönemine ilişkin nesneler yön ve biçim değiştirir. Çocukluk döneminde doyum sağlayan su, süt, anne memesi gibi nesneler, ileri yaşlarda alkol, sigara ve maddeye dönüşür. Böylece doyum sağlama ve hazza ulaşma nesneleri alkol, sigara ve uyuşturucu olur (Ögel, 2001, s.60).

56 Ego güçsüzlüğü bağımlılık davranışını belirleyen en önemli etmenlerdendir. Çevredeki kişi ve nesnelerle geçerli, gerçekçi, sürekli ve tutarlı ilişkiler kurulamaz. Kişi gerçeği anlamak, tanımak ve yaşamaktan kaçınır (Ögel, 2001, s.60).

57 Alfred Adler’e göre insan davranışlarını belirleyen, aşağılık duygusu ve bütün kişiliğe hakim olduğu durumlarda ise aşağılık kompleksidir. Güçlü olmak, yeterlilik, üstünlük duyguları insan gelişiminde ve davranışlarında önemli belirleycii roller üstlenir. Katı bir eğitim, doğuştan sakatlıklar, sosyal ve iş yaşamında başarısızlıklar karşı cins ile olan ilişkilerde yaşanan hayal kırıklıkları insanda büyük karmaşa yaratır. Bu karmaşayı çözmetyen ve bu duygular ile baş etmeyi başaramayanlar alkol madde gibi uyuşturucu maddeler ile bu eksikliklerini kapatmaktadırlar (Ögel, 2001, s.60-61).

58 İnsan doğduğu zaman ilk önce sadece “ben”in farkındadırlar. Daha sonra “ben değil” in farkına varır yani diğer nesnelerin. Giderek dış dünya ile ilişki kurmaya başlar. İşte bu ilişkinin kurulduğu dönemde anne baba ile yaşanan ortamın belirleyici bir rolü vardır. Çünkü dış dünya ile ilişki ilk olarak onlarla kurulacaktır. Bu noktada sevgi ve güven duygusunda ortaya çıkacak eksiklikler, çocuğun yaşamı boyunca gereksinimini duyacağı duygular olarak kalacaktır (Ögel, 2001, s.61).

59 İnsanın yaşamı boyunca annesinin rahmindeki rahatı, güveni ve huzuru aradığını temel alan görüşün yaratıcısı otto rank, anneden kopma ve ayrılma duygusunu büyük bir kaygı olarak yaşayan insanların bu duyguyu bastırmak ve tekrar anne içindeki dönemlerine dönerek rahatı ve huzuru yakalanmak amacıyla uyuşturucu maddelere yöneldiğini ileri sürmüştür. Uyuşturıcu madde kullanımı ile dış dünyadan sağlan a n izolasyon sonucu kişi kendini güvende hissetmektedir (Ögel, 2001, s.61).

60 İnsan bireysel gelişimsel tarih sürecinde giderek artan bir ayrılma ve yalnızlık dönemine girmektedir. Kendini topluma kabul ettiremeyen ve yalnızlaşan insanın kaygısını azalatması için çeşitli savunma mekanizmaları gelliştirei. Anneden ayırılış, toplumun insanı yalnızlaştırması, sevgisizlik karşısında insanın duyduğu kaygı onu madde kullanımına itmekte ve yaşamla ancak bu yolla başa çıkabilimektedir (Ögel, 2001, s.61).

61 Varoluş felsefesi insanı anlamaya çalışan bir öğreti olarak, uyuşturucu maddeler sorununu değişik biçimde ele almıştır. Bu öğretiye göre insan kendinden sorumludur. Kendi varlığını hissseder. Varoluşun getirdiği kaygı ve huzursuzluk insanın kendi varlığının anlamına varmasıyla mümkündür. Bu sıkıntıyı tek başına gideremediği takdirde bunu dışarıdan bir maddeyle gidermeye çalışır (Ögel, 2001, s.61).

62 Madde kullanımı tutku halini aldığı zaman bağımlılktan söz ediyoruz. Haz verici etkinlikler olarak kabul edebeileceğimiz bağımlılık yapıcı maddeler yaşam zorluklarından kişiyi korumakta, yaşanılan acıları durdurabilmekte, hoşnutsuzluk duygularını basıtarabilmekte ve bu yolla haz ayaratabilnmektedir. Kullanılan madde kullanım nedenleri dışında ve ötesinde kişi için erişilmesi gereken bir amaç halini almış, onun varlığının amacı olmuş ise o zaman tutkudan söz edebeliriz (Ögel, 2001, s.62).

63 Sonuç olarak psikoseksüel gelişim dönemlerinde eksikliği duyulan sevgi ve güven eksikliği nedeni, yetişkinlik döneminde yaşanılan kaygının bastırılabilmesi ve bu duygu ile başa çıkabilnek amacıyla insanın maddelere yöneldiğini söyleyebiliriz (Ögel, 2001, s.62).

64 Sosyalleşmede Sorunlar Kişi içinde bulunduğu ortama uyum sağlayamamıştır. Bu nedenle bir yıkım, hüsran yaşar.yaşantıladığı duygulardan kaçınmak ya da bunlar ile başa çıkabilmek amacıyla maddeye başvurabilir (Ögel, 2001, s.62).

65 Düşük Engellenme Eşiği Engeller ve sorunlar karşısında kolaylıkla kırılan ve olumsuz duygular yaşayan insanla bu özelliklerinden dolayı daha da fazla engellenme yaşarlar. Çünkü toplumsal çevrede engellenme yaratacak etkebnler çok faladır. Bu tür kişiler isteklerinin derhal yerine gelmesini isterler.istekleri geciktiği takdirde yıkım yaşarlar. Yaşadıkları duygular ile giderek bir kısır döngüye girirler (Ögel, 2001, s.62).

66 Kişinin sıkıntı his s ini azaltma isteği ön plandadır. Madde kullanımını bırakan kişilerin olumsuz bir olay yaşadıkları zaman tekrar madde kullanmaya başlamaları bil i nen bir gerçektir. Bu bağlamda sıkıntı his s i ile madde kullanımı arasında bir ilişki vardır. Bu kişilerin genellikle acıya katlanma eşiklerinin düşük olduğu gösterilmiştir. Yaşadıkları acıya uzun süre dayanamamaktadırlar. Bir an önce kendilerini rahatsızlık veren gerilim duygusunu yık etmek istemekted,rler. Madde kullanarak kendilerini iyi hissetme, maddenin yarattığı “iyi hissetmeden” daha çok, olumsuz duyguların yaşanmasından kaçınmaya yöneliktir. Genelde hemen haz duyma gereksininimi göze çarpar. Bir an önce stresten kurtulup huzursuzluğun yerini huzurun alması başlıca amaçtır (Ögel, 2001, s.62-63).

67 Bu yolda kullanılan aracın bağımlılık yapıcı bir madde olup olmaması önemli değildir (Ögel, 2001, s.63).

68 Maddenin bırakıldığı dönemde gözlenen yoksunluk dönemi bağımlı kişi için çok zor dönemdir. Birçoğu bunu yaşamak istemez halbuki bu dönemin yaşanması daha sonra yaşanabilecek acılara karşı bir hazırlık dönemidi. N-bu dönemde acıyla baş etmeyi öğrenmek tekrar madde kullanmayı engelleyecek en önemli etkenlerden birisidir. Gerilimden, acıdan ve huzursuzluktan kaçınma davranışının altında sorunlar ile başa çıkamamak yatmaktadır (Ögel, 2001, s.63).

69 Ödüllendirilme ve Sevilme duygusunu erteleyebilme yetisinin düşük olması Bu kişiler hemen ödüllendirilmek isterler. Sürekli sevilmek iyi olduğu duygusunu yaşamak isterler.Bazı maddeler insanların kendilerini olduğundan daha iyi hissettirdiği için maddeye yönelebilirler. Bu sorun daha çok olgunlaşmamış kişiliklerde gözlenir (Ögel, 2001, s.63).

70 Kalıtımsal Etkenler Alkol bağımlılığının kalıtımsal etkenlerle ilişkisi olduğuna dair ciddi veriler vardır. Bu veriler ikiz ve evlat edinme çalışmaları ile doğrulanmıştır. Ancak diğer uyuşturucu madde kötüye kullanımında ya da bağımlılıkların gelişiminde kalıtımsal etkenlerin rolü üstüne yeterli bilgiler yoktur (Ögel, 2001, s.63).

71 Madde kullanan kişilerin ailelerinde de madde kullanımının sık olduğu bilinmektedir. Ancak bu veri madde kullanların çocuklarında da madde kullanımının olmasının nedenlerini genetik teoriler ile açıklanamaz. Çünkü aile biçimleri ve aileden öğrenmenin de genetik etmenler dışında ayrı bir etken olduğu ve hangi etkenin çocuğun madde kullanımına yol açtığı bilinemez (Ögel, 2001, s.64).

72 3.Sosyo-kültürel Etkenler İnsanlar madde bağımlısı olarak doğmazlar. Beden yapılarının doğal olarak maddeye gereksinimi yoktur. Yaşamlarının ileri dönemlerinde yaşamı insan madde ile tanışır, onu kullanır ve belki de yaşamı boyunca ondan ayrılamaz. Sonuç olarak insan kendi doğasından uzakalaşmış, kendinden başka bir nesne ile ancak varolabilir durumuna gelmiştir (Ögel, 2001, s.66).

73 Bu nedenle bağımlılık teorisi, tek başına insan etkeni üstüne kurulamaz. Çevresel etkenler doğrudan soruna etki etmektedir (Ögel, 2001, s.66).

74 Elde Edilebilirlik Bir maddenin o çevrede bulunması madde kullanımını arttıran bir etkendir. Eğer bulunduğunuz çevrede madde yoksa, onu hiç bilemezsiniz ya da tanıyorsanız bile kullanma imkanı bulamazsınız. Maddenin olmadığı yerde madde bağımlılığı da yoktur (Ögel, 2001, s.67).

75 Kabul edilebilirlik Bir toplumda madde kullanımı kabul görüyorsa madde kullanan kişi sayısı da artacaktır. Diğer kullanıcılar, yeni başlayanlara nasıl kullanıldığını öğretebilirler. Toplum yaşamında bu normal olarak kabul edilmiştir. Kullanmayan bir kişi madde kullanmaya başlayarak, kullanan kişinin grubuna girmeye, sosyal kabul ve destek görmeye çalışacaktır (Ögel, 2001, s.67).

76 Bir toplum içinde yaygın madde kullanımı var ise, kişi bu maddelerin nasıl kullanıldığını kolayca öğrenecek, kullanarak sosyal kazançlar elde edecektir (Ögel, 2001, s.67).

77 Risk Alıcı Davranışlar Madde kullanımında önemli etkenlerden biri kişinin yaşamında riskleri göze alıyor ve riskli bir yaşamı tercih ediyor olmasıdır.Bütün zararlarına rağmen madde kullanımı kişilere çekici gelmektedir (Ögel, 2001, s.68).

78 Sosyal Cezalandırma Sosyal olarak cezalandırma madde kullanımını engelleyen etkenlerden biridir. Etkili, açık, kesin, istenmeyen bir olayın yaşanacak olması olası ya da devam etmekte olan madde kullanımını engellemektedir (Ögel, 2001, s.69).

79 Madde kullanımını özendiren bazı toplumsal etmenlerde vardır. Bunlar arasında özellikle tüketim toplumlarında yaygınlaşan günlük streslerden haplar ya da ilaçlar yolu ile kurtulma davranışıdır (Ögel, 2001, s.69).

80 Gençliğin toplumsal baskı, çözümsüzlükler, zorluklar, çatışmalarına sağlıklı çözümler getirememesi ve bu çözümlerin bulunmasının engellendiği toplumlarda madde yaygınlığı daha yüksektir.çatıştıkları toplumu değiştirmeye güçlerinin yetmediğini anladıkları anda gençliğin bir isyan olarak madde kullanımını da özellikle 1970’lerde yaşanmıştır (Ögel, 2001, s.69).

81 Aile Aile işlevleri ile gençlerin maddeye başlamaları arasında belirgin bazı ilişkiler bulunmuştur. Genellikle aile işlevi bozuk olan gençlerde madde kullanımının yaygın olduğu bildirilmektedir. Aile insanın yaşamında ve gelişiminde çok önemli bir yet-r tutar. İnsanın gelişim dönemlerinde etkilendiği, sevgi, güven duygularını pekiştirdiği kurumdur. Bu noktada çıkacak aksaklıklar, tüm kişiliği etkileyebilir (Ögel, 2001, s.69-70).

82 Aile İle Madde Kullanımı Arasında İlişki 1.Madde kullanan gençlerin büyük çoğunluğunun ailesinde de madde kullanan kişiler saptanmıştır. 2.Madde kullanan gençlerin aileleri genellikle genci ihmal eden, yeterli kontrol, sevgi ve destek sağlamayan, gevşek disiplinli ana babalardır. 3.Kimi ailelerin ise ileri derecede katı, baskın, çocuğun kişiliğinin gelişimine olanak tanımayan yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. 4. Boşanmış, ayrı yaşayan, ebeveynden birinin kaybedildiği parçalanmış aile çocuklarında madde kullanımı yaygındır. 5. Anne babanın iyi bir model olmamsı da önemli bir etkendir. Sorunlar karşısında aciz kalan, çözüm üretemeyen, ya da maddelere karşı hoşgörülü ailelerin çocukları risk altındadır (Ögel, 2001, s.71).

83 6. Aile içinde gencin özdeşim kurabileceği bir bireyin olmaması önemli sorunlar yaratabilmektedir. 7.Aşırı koruyucu kollayıcı ailenin çocuklarında da madde kullanımı yaygındır (Ögel, 2001, s.71).

84 İyi bir dinleyici olmayan, çocuğunu anlamayan, kendi değerlerini sürekli ona empoze ederek çocuğun kendi değerlerini geliştirmesine fırsat tanımayan ebeveynlerin de ileride çocukları ile sorunlar yaşayacağı tartışma götürmez (Ögel, 2001, s.71).

85 Kişilik Kişilik kavramı bireyin kendine özgü olan ve bireyi başkalarından ayırt ettiren uyum özelliklerini içerir. Bu özellikler bireyin bilme, düşünme, algılama biçimi, belli durumlarda belli duygusal tepki gösterebilme yetisi, engellenme ve çatışmalar karşısında başa çıkma ve savunma düzenekleridir (Ögel, 2001, s.72).

86 Madde bağımlılığı olan kişilerin bazı belirgin kişilik özellikleri gösterdiği saptanmıştır. Ancak bütün bağımlılar için ortak bir kişilik özelliğinden söz etmek güçtür. Kişilik özelliği ile bağımlılığın gelişimi arasında doğrudan bir neden sonuç ilişkisi kurulamaz. Bağımlılık önceleri bir kişilik sorunu olarak açıklanırken, artık kişilik sorunları ile ilişkili olmayan bir davranış biçimi olarak ele alınmaktadır (Ögel, 2001, s.72).

87 . Ortak bazı kişilik özellikleri saptanmakla birlikte bu bulgular bütün bağımlılar için genelleştirilemez..Bağımlılarda büyük oranda kişilik bozuklukları da saptanmıştır. Kişilik bozukluğu ile kişilik özelliklerini ayırmak gerekir..Sadece belli kişilik özelliklerine sahip insanlar bağımlı olmaz. Herkes bağımlı olabilir (Ögel, 2001, s.72).

88 Bağımlılarda gözlenen kişilik özellikleri ile ilgili pek çok çalışma yapılmıştır. Psikolog Beyhan Coşkun Gürkan’ın madde kullanan bağımlılar üstünde MMPI adı verilen kişilik testi ile yaptığı tez çalışmasındaki bulguları şöyledir: (Ögel, 2001, s.73).

89 . Bu kişilerde düşüncede belirgin bir bağımsızlık ve negatiflik, duygularda sık değişim, fevri davranışlar, tatminsizlik, huzursuzluk ve dengesizlik bulunmuştur..Düşük benlik algısına sahiptirler..Sıklıkla rasyonalizasyon ve entellektüalizasyon savunma mekanizmalarını kullanırlar..Belirgin olmayan bedensel şikayetleri vardır. Hafif derecede depresyon içinde bulunan bu kişiler, kuruntulu, vesveseli ve karamsarlık eğilimindedirler (Ögel, 2001, s.73).

90 . Bu kişilerin impulsivite ve duyguları özellikle öfkeyi uygunsuz ve dengesiz tarzlarda ifadeleme ihtimalleri yüksektir..Konuşma ve tavırlarında aşırı eleştiriseldir, düşmanlık ve suçlama göze çarpacak niteliktedir (Ögel, 2001, s.73).

91 Bağımlı kişilerde en sık rastlanan kişilik bozukluğu antisosyal kişilik bozukluğudur. Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerin başı sıklıkla yasalar ile derde girer. Sık sık karakola düşme, cezaevine girme, yasal olmayan davranışlarda bulunma gözlenir. Bedenlerini jilet ve diğer kesici araçlar ile yüzeysel olarak keserler. Eleştiriye dayanamazlar, kolaylıkla öfkelenir, saldırganlık gösterirler. Sürekli olarak kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar (Ögel, 2001, s.73).

92 Sosyo-ekonomik Düzey Sosyo-ekonomik düzey ile madde kullanımı arasındaki ilişki bir çok çalışmaya konu olmuştur. Bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün gözükmemektedir. Ancak bazı veriler bulunmuştur. Örneğin uçucu madde kullanımı daha çok yoksul kişiler tarafından kullanılmaktadır. Çünkü ucuz ve kolay elde edilebilir bir maddedir. Buna karşılık kokain ise yüksek ekonomik düzeye sahip kişilerde kullanılmaktadır (Ögel, 2001, s.74-75).

93 Başka Hastalıklar Alkol bağımlarının önemli bir kısmı yaşadıkları anksiyeteyi bastırmak için alkol kullanmaya başladığı gösterilmiştir. Bunların çoğunlukla panik atakları olan kişilerden ya da sosyal fobisi olanlardan oluştuğu gözlenmektedir (Ögel, 2001, s.77).

94 Gençlerde Madde Kullanımının Nedenleri. Yapılan araştırmalar gençlerin en sık olarak merak nedeni ile madde kullanmaya başladıklarını göstermektedir..Arkadaş baskısı ikinci önemli etkendir. Bir arkadaş ortamında yapılan ısrara çoğunlukla dayanılamamaktadır. Arkadaş grubunun dışında kalmak, onlardan farklı olmak korkusu yaşanmaktadır. Bir de buna merak eklenirse kullanım kaçınılmaz olmaktadır (Ögel, 2001, s.77).

95 . Sorunlarını çözmek için başka yol kalmadığına inandıkları anda madde kullanımı sıktır. Bir başka deyişle çaresizlik önemli bir etkendir. Bu nedenle gençlerin sorunlar karşısında davranış biçimleri ve başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi önem kazanmaktadır (Ögel, 2001, s.77).

96 . Bu maddeleri kullanmak gencin kendini kanıtlamasının bir yolu olarak algılanmaktadır. Farklı ve değişik gözükmek, bir tür beğeni toplamak amaçlanmaktadır (Ögel, 2001, s.77).

97 Risk Etkenleri 1. Ani tepkiler veren 2. Saldırgan ya da asi davranışları olan 3. Her şeyi reddeden 4. Davranış bozukluğu gösteren 5. Aykırı davranışlar içinde bulunan 6. Erken yaşlarda davranış problemleri olan 7. İçe dönük olan 8. İtaatkar olan 9. Çabuk heyecanlanan 10. Yaşıtlarından aşırı etkilenen 11. Sigara ve alkol kullanan gençler (Ögel, 2001, s.78).

98

99

100

101

102

103

104

105

106

107

108


"MADDE KULLANIMIYLA İLGİLİ KAVRAMLAR, BAĞIMLILIK, BAĞIMLILIK SÜRECİ VE GENEL BAĞIMLI DAVRANIŞLARI, MADDE BAĞIMLILIĞININ TARİHÇESİ VE NEDENLERİ Ercan Mutlu." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları