Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

bir tatlı huzur (sesli) DİZİDE, TARTIŞMADA, TRAFİKTE, TELEFONDA, İŞTE, OKULDA, TOPLANTIDA, ALIŞVERİŞ KUYRUĞUNDA; HANGİ KAPIYI ÇALSAN, BURUK ACI GİBİ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "bir tatlı huzur (sesli) DİZİDE, TARTIŞMADA, TRAFİKTE, TELEFONDA, İŞTE, OKULDA, TOPLANTIDA, ALIŞVERİŞ KUYRUĞUNDA; HANGİ KAPIYI ÇALSAN, BURUK ACI GİBİ."— Sunum transkripti:

1

2 bir tatlı huzur (sesli)

3 DİZİDE, TARTIŞMADA, TRAFİKTE, TELEFONDA, İŞTE, OKULDA, TOPLANTIDA, ALIŞVERİŞ KUYRUĞUNDA; HANGİ KAPIYI ÇALSAN, BURUK ACI GİBİ KARŞINDA:

4 GERİLİM, HEM DE HEP YÜKSEK GERİLİM.

5 oysa;

6 adamakıllı benzetmekten, haddini bildirip mahvetmekten değil - basit şeylerden, yani dünyayı kurtarmaktan, yani huzur’dan, oysa;

7 yani Safa Sokağı’ndaki, çay ocağından bahsetmek istiyorum bugün.

8 yani Safa Sokağı’ndaki, çay ocağından bahsetmek istiyorum bugün.

9 Bir milyon sene önce, 2. kitabımda yazmıştım orayı; «Bir Mahur Çay Semaisi»ni

10 Yolculuğum geçmişe, şehrin öteki yanına; eski Ankara’nın “At Pazarı - Sefa Sokağı’na, çaycı Hasan Tüsik’in bugün var - yarın yok, mahur saz semaisi gibi mekanına... diye başlamıştım yazıma, bugün aramızda olmayan Rahmetli Hasan Tüsik’in mekanında.

11 Karlı bir kış ikindisi, At Pazarı’nda, Kayıp Ankara’da, bir başıma Safa Sokağı’nda çay içiyordum. Zeki Müren’ler, Behiye Aksoy’lar çalarken radyoda, sert bakışlı Hasan Tüsik çayları tazeliyor, ben de orada çay içmiş müşterilerin, ocağın hatıra defterlerine yazdıkları yazıları okuyordum. Bir yazı derin iz bırakmıştı o buharlı camların ardında: “işte geldik gidiyoruz; biraz çayından, biraz dostluğundan aldık. ne bıraktık bilmiyorum. Şimdi giderken, güzele, yarına açılan mutlu günlerin hep birlikte eşiğinde olmayı diliyorum… Begüm” Dilekleri kabul olmuş muydu acaba Begüm’ün? Bilmiyorum; ama bir milyon sene sonra, bu sefer yağmurlu bir ilkyaz Cumartesi öğleni, yine Kayıp Ankara’da, yine bir başıma Safa Sokağı’nda çay içiyordum. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. İnsanlar çil yavrusu gibi kaçışırlarken, kilometrelerce ıslana ıslana, yürüye yürüye gelmiştim oraya kadar.

12 Neden kaçacaktım ki yağmurdan? Neler vermezdi o anda; görünür ya da görünmez kafesler içindeki tutuklular - isteseler bile, ellerini kollarını sallayarak dışarıda dolaşamayacak, ıslanamayacak olanlar? Neler veriyordu tam o sırada; şehrin en lüks mekanlarına, ellerinde bir içecekle tıkılmışlar, Wireless şifresini girip, notebook’larda huzur arayanlar? Daracık Safa Sokağı’ndaydım; 2011’de, ya da 1951’de.

13 Şifre falan girmeden, gerçek bir not defterine, 10’nuncu Defter’e bakıyordum.

14 Bu sefer Begüm’ün değil, Elif’in yazdıklarını okuyordum: Ankaralı biri olarak bunca zamandır bu güzelliğin içinde yaşamanın farkında olamamak çok acı gerçekten. Ancak bugünkü gelişimin son olmayacağından artık eminim. Bu güzelliği yaşattığınız için teşekkürler… Ve, iyi ki farkına varabildim, ben de bir tatlı huzur almaya gelebildim, iyi ki huzur almaktan daha önemlisinin, huzur vermek olduğunu - hayattaki en değerli şeylerin rakamlarla değil, harflerle ifade edildiğini öğrenebildim,

15 iyi ki bir başına da olsam, yalnız değilim diye düşünüyor; ben de güzele, yarına açılan mutlu günlerin hep birlikte eşiğinde olmayı diliyordum… düş hekimi yalçın ergir” müzik: kalamış / beste: münir nûrettin selçuk yaprak sayar – tanbur: murat bardakçı


"bir tatlı huzur (sesli) DİZİDE, TARTIŞMADA, TRAFİKTE, TELEFONDA, İŞTE, OKULDA, TOPLANTIDA, ALIŞVERİŞ KUYRUĞUNDA; HANGİ KAPIYI ÇALSAN, BURUK ACI GİBİ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları