Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GİRİŞ Günümüz modern toplumunun ve eğitim sisteminin en önemli sorunlarından biri saldırganlık ve şiddet olaylarıdır. Gerek bireylerin çevrelerinde, sık.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GİRİŞ Günümüz modern toplumunun ve eğitim sisteminin en önemli sorunlarından biri saldırganlık ve şiddet olaylarıdır. Gerek bireylerin çevrelerinde, sık."— Sunum transkripti:

1

2 GİRİŞ Günümüz modern toplumunun ve eğitim sisteminin en önemli sorunlarından biri saldırganlık ve şiddet olaylarıdır. Gerek bireylerin çevrelerinde, sık sık şiddet olayları ile yüz yüze kalmaları gerekse medyanın tutumu nedeni ile şiddet ve saldırganlık toplumun hemen hemen her kesiminde kanıksanır hale gelebilmektedir. Hovardaoğlu (1995) toplumda saldırganlığın kanıksanmasını, çok sayıda şiddet ve saldırganlık olayının görülüp, haberdar olunması sonucu bir sistematik duyarsızlaştırma yaşanması ile açıklamaktadır. Günümüz modern toplumunun ve eğitim sisteminin en önemli sorunlarından biri saldırganlık ve şiddet olaylarıdır. Gerek bireylerin çevrelerinde, sık sık şiddet olayları ile yüz yüze kalmaları gerekse medyanın tutumu nedeni ile şiddet ve saldırganlık toplumun hemen hemen her kesiminde kanıksanır hale gelebilmektedir. Hovardaoğlu (1995) toplumda saldırganlığın kanıksanmasını, çok sayıda şiddet ve saldırganlık olayının görülüp, haberdar olunması sonucu bir sistematik duyarsızlaştırma yaşanması ile açıklamaktadır.

3 TANIMLAR Saldırganlığın birçok tanımı yapılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır : Mees (1990) insan saldırganlığını, “isteyerek ve başkalarının ne hissedeceğini düşünmeden gösterilen ve bireyin doğrudan ya da dolaylı, aktif ya da pasif olarak sorumlu olduğu gözlenen, zarar verici ya da zarar verme potansiyeline sahip davranışlar” olarak tanımlamaktadır.

4 Yine saldırganlık, yenmek, hakim olmak amacı ile güçlü, şiddetli, etkili bir hareket, bir işi bozmaya engellemeye karşı, düşmanca, hırpalayıcı veya zarar verici amaç taşıyan bir davranış olarak belirtilmiştir. (Başoğlu, 1998, s: 3) Çoğunlukla biz, saldırganlıkta diğerlerine zarar vermeyi düşünürüz. Saldırganlığın kolay gözlenebilir formu fiziksel saldırganlıktır. Özellikle saldırganlığın tehlikeli sonuçları, kurbanın ciddi kaza yada diğer ciddi tehlikeleri gözlemlenir. Bu ağır saldırganlık genellikle şiddeti gösterir. Loeber ve Strouthamer-Loeber şiddeti, bu saldırgan hareketlerin sebepleri, ciddi zararları olarak tanımlar. Örneğin, kızdırmak, saldırmak, tecavüz etmek, soygun ve cinayet. Saldırganlığın bu formu genellikle antisosyal ve suçluluğu düşündürür. (Koops ve Castro, 2004, s:248) Adler, saldırgan bireylerin kişilik özelliklerini, 1-Boş-gurur ve harislik, 2-Kıskançlık, 3- Haset, 4- Cimrilik, 5- Kin olarak sınıflamıştır. (Adler, 1994, s:327)

5 SALDIRGANLIKLA İLGİLİ KURAMLAR 1. İÇGÜDÜSEL KURAMLAR Psikoanalitik Kuram Psikoanalitik Kuram Etiyolojik Kuram Etiyolojik Kuram 2. BİYOLOJİK TEMELLİ KURAMLAR 3. ENGELLENME-SALDIRGANLIK KURAMI 4. DAVRANIŞÇI KURAM 5. SOSYAL ÖĞRENME KURAMI

6 1-İÇGÜDÜSEL KURAMLAR Freud, McDougall, Lorenz ve diğerleri daha doğuştan insanlarda saldırganlık, dürtü ya da içgüdülerin bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. İnsanlar kendilerini aç, susuz ya da cinsel olarak uyarılmış hissedebildikleri gibi, saldırgan da hissetmektedirler. Başka dürtülerle olduğu kadar saldırganlık duyguları ile de bağlantısı kurulabilecek ve bilinen hiçbir fizyolojik mekanizmanın bulunmamasına karşın, saldırganlık temel dürtülerden biri olarak düşünülür. (Akt: Hatunoğlu, 1994, s:13) Freud, McDougall, Lorenz ve diğerleri daha doğuştan insanlarda saldırganlık, dürtü ya da içgüdülerin bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. İnsanlar kendilerini aç, susuz ya da cinsel olarak uyarılmış hissedebildikleri gibi, saldırgan da hissetmektedirler. Başka dürtülerle olduğu kadar saldırganlık duyguları ile de bağlantısı kurulabilecek ve bilinen hiçbir fizyolojik mekanizmanın bulunmamasına karşın, saldırganlık temel dürtülerden biri olarak düşünülür. (Akt: Hatunoğlu, 1994, s:13)

7 A-PSİKOANALİTİK KURAM : Freud, dürtü kuramını geliştirme sürecindeki ilk yazılarında,insanın tüm davranışlarının kökeninde varolan cinsel enerjinin(libido) yaşama gücünü ve yaşamın devamını sağladığını, saldırganlığın ise, libidinal dürtülerin engellenmesine bir tepki olarak ortaya çıktığını savunmuştur. (Başoğlu, 1998, s:7) Freud, dürtü kuramını geliştirme sürecindeki ilk yazılarında,insanın tüm davranışlarının kökeninde varolan cinsel enerjinin(libido) yaşama gücünü ve yaşamın devamını sağladığını, saldırganlığın ise, libidinal dürtülerin engellenmesine bir tepki olarak ortaya çıktığını savunmuştur. (Başoğlu, 1998, s:7) Freud, cinselliği (libido) ve kendini korumayı insana egemen olan iki güç olarak gördüğü sürece, saldırganlık olgusuna nispeten daha az önem vermiştir. Freud tarafından öne sürülen bu kuramın en önemli eksikliği, kısaca özetlenen varsayımın görgül olarak nasıl sınanabileceği ile ilgilidir. Çünkü kullanılan kavramlar soyut ve doğrudan gözlenip ölçülemeyen kavramlar oldukları için dakik yordamalar yapılamamakta, denenceler sınamamaktadır. Bu yüzden saldırganlığı bir içgüdü olarak gören psikoanalitik yaklaşım kuramı günümüzde yapılan araştırmalarda pek fazla yer almamaktadır.(Aktaş, 2001, s:7)

8 Saldırganlık konusunda Freud’un görüşlerini benimsemeyen ve psikoanalitik görüşten ayrılan psikologlar bulunmaktadır. Bunlar Jung ve Adler’dir. Adler’in saldırganlıkla ilgili görüşleri Freud’un görüşlerinden oldukça farklıdır. Buss (1961), Adler’in başlangıçta saldırganlığı Freud’da olduğu gibi bir dürtü olarak ele aldığından bahseder. Ancak, Freud’la arasında bazı temel farklılıklar bulunmaktadır. Adler’e göre saldırganlık, bireyin organ sisteminden kaynaklanan bir dürtü değil, kendi ihtiyaçlarını karşılama isteğinden kaynaklanan bir dürtüdür. Adler, uyumlu bir insanda gelişmesi gereken en önemli gizil gücün “toplumsal ilgi” olduğunu belirtir. Bu ilginin eksikliği sonucu bireyler çeşitli nevrotik tepkiler geliştirirler. Bu tepkileri Adler, nevrotik koruyucular olarak adlandırmıştır Yaşam ve ölüm içgüdülerini tek içgüdü olarak ele alan Jung’da yaratmak ölümseverliğin tam karşıtıdır. O, yıkıcı güçlerini iyileştirme arzusu ve yeteneği ile dengeleyerek ve geçmişe, ölüme ve yıkıma duyduğu ilgiyi, parlak spekülasyonlarının konusu yaparak kendi içindeki çatışmayı çözmüştür.(Fromm, 1992, s:43)

9 B- ETİYOLOJİK KURAM : Lorenz (1970), saldırganlığı bütün organizmalarda bulunan bir güç olarak görmektedir. Lorenz’e göre, hayvanlar arasındaki saldırganlığın amacı, türü sürdürmektir. Belli bir bölgeyi kendilerine yaşam alanı olarak seçen bir hayvan türü, besini bu alandan sağladıkları için, aynı besinden yararlanan diğer türlerin o bölgeye girmesine karşı koyarlar. Ancak o alandaki türler üremeye devam ettiklerinden sınır hakları daha büyük önem kazanır. Yaşam alanı içinde yetişen yeni soyun korunmasını saldırgan içgüdüler sağlar. Lorenz, saldırgan enerjinin ifade edilmezse birikeceğini, herhangi bir çevresel etkiye bağlı olmaksızın saldırgan davranışa dönüşeceğini ve patolojik davranışlara neden olacağını ileri sürmektedir.(Demirhan, 2002, s: 18)

10 İçgüdü kuramlarından psikoanalitik ve etiyolojik kuram, saldırgan davranışların temelinde saldırganlık içgüdüsünün yattığını savunmaktadırlar. Ancak bu kuramların her biri ortak görüşleri paylaşmakla birlikte, her birinin ayrılan düşüncelerinin de olduğu görülmektedir. Freud, saldırganlığın yıkıcı bir içgüdü olduğu savunurken, Lorenz, saldırganlığın türün devamını ve çevreye uyumunu sağlayıcı bir içgüdü olduğunu savunmaktadır. Freud, saldırganlığın ölüme hizmet ettiğini açıklarken, Lorenz, saldırganlığın yaşama hizmet ettiğini açıklamaktadır. (Demirhan, 2002, s:19) Freud, yıkıcı dürtünün karşısında ona eşit Eros(yaşam, cinsiyet) gücünün bulunduğunu savunur; oysa Lorenz’e göre, sevgi de saldırganlık içgüdüsünün bir ürünüdür. (Fromm, 1993, s:41)Bununla birlikte Freud, saldırganlık ve cinselliği; Lorenz ise saldırganlık ve sevgiyi birlikte ele almaktadır. (Demirhan, 2002, s:19)

11 2- BİYOLOJİK TEMELLİ KURAM Saldırganlıkla ilgili yapılan biyolojik ve genetik çalışmalar genellikle değişik yaklaşımlar içermektedir. Biyolojik temelli kuram, saldırganlığa beyin, merkezi sinir sistemi ve endokrin sistemin işleyişindeki bozuklukların yol açtığını ileri sürmektedirler (Goldstein, 1983). Bu kuram saldırganlığı biyolojik ve genetik çalışmalarla açıklamaktadır. (Aranson, 1980). Saldırganlıkla ilgili yapılan biyolojik ve genetik çalışmalar genellikle değişik yaklaşımlar içermektedir. Biyolojik temelli kuram, saldırganlığa beyin, merkezi sinir sistemi ve endokrin sistemin işleyişindeki bozuklukların yol açtığını ileri sürmektedirler (Goldstein, 1983). Bu kuram saldırganlığı biyolojik ve genetik çalışmalarla açıklamaktadır. (Aranson, 1980). Özetle: Biyolojik temelli kuram, saldırganlığa ilişkin verilerini çalışmalarında kanıtlamasına rağmen bazı açılardan açıklamaları yeterli ve kapsamlı görülmemektedir. Saldırganlığın oluşumunda etkili olan bireysel farklılıklara ilişkin bilgi vermediği, zihinsel, duygusal ve sosyal süreçleri göz ardı ettiği belirtilmektedir. Dolayısıyla, Biyolojik temelli kuramın açıklamaları saldırganlığı açıklamada temel yapı olarak tutulmakla birlikte, psiko-sosyal süreçlerle birlikte ele alınması gereği de ortaya çıkmaktadır.(Akt: Demirhan,2002, s:20-21)

12 3- ENGELLENME- SALDIRGANLIK KURAMI : Bu kuramı J. Dollard ve arkadaşları (1939) geliştirmiştir. Bu kuram şunu savunur: “Saldırgan Davranışın meydana gelmesi her zaman engellemenin varlığını öngörür ve buna karşıt olarak, engellemenin var olması her zaman bir saldırganlık biçimine yol açar”.İki yıl sonra yazarlardan birisi, N.E. Miller, engellemenin değişik tipte birçok tepkilere yol açabileceğini ve bunlardan yalnızca birinin saldırganlık olduğunu kabul ederek, varsayımın ikinci bölümünü çıkardı. Bu kuramı J. Dollard ve arkadaşları (1939) geliştirmiştir. Bu kuram şunu savunur: “Saldırgan Davranışın meydana gelmesi her zaman engellemenin varlığını öngörür ve buna karşıt olarak, engellemenin var olması her zaman bir saldırganlık biçimine yol açar”.İki yıl sonra yazarlardan birisi, N.E. Miller, engellemenin değişik tipte birçok tepkilere yol açabileceğini ve bunlardan yalnızca birinin saldırganlık olduğunu kabul ederek, varsayımın ikinci bölümünü çıkardı. Engellenmenin anlamına bağlı olarak, birbirinden bütünüyle ayrı iki kuram ele alıyoruz: Birinci anlamda engelleme nispeten seyrektir; çünkü bu anlamda engelleme, amaçlı etkinliğin o anda başlamış olmasını gerektirir. Bu tür engelleme, bütün saldırganlığı, hatta saldırganlığın önemli bir bölümünü açıklamaya yetecek kadar sık değildir. Aynı zamanda, saldırganlığı, bir etkinliğin yarıda kesilmesinin sonucu olarak açıklamak da kuramın tek sağlam kısmı olabilir. Engellenmenin anlamına bağlı olarak, birbirinden bütünüyle ayrı iki kuram ele alıyoruz: Birinci anlamda engelleme nispeten seyrektir; çünkü bu anlamda engelleme, amaçlı etkinliğin o anda başlamış olmasını gerektirir. Bu tür engelleme, bütün saldırganlığı, hatta saldırganlığın önemli bir bölümünü açıklamaya yetecek kadar sık değildir. Aynı zamanda, saldırganlığı, bir etkinliğin yarıda kesilmesinin sonucu olarak açıklamak da kuramın tek sağlam kısmı olabilir.

13 Engellemenin ikinci anlamını temel alan kuram, görgül kanıtların ağırlığı karşısında tutunabilecek gibi görünmüyor. Yaşamın temel bir gerçeğini göz önüne alabiliriz: bu gerçek engellemeyi kabul etmeksizin önemli hiçbir şeyin başarılamayacağıdır. Kişinin çaba göstermeksizin, yani engellemeyle karşılaşmaksızın öğrenebileceği düşüncesi, bir reklam sloganı olarak iyi olabilir ama büyük becerilerin kazanılması konusunda doğru olmadığı kuşkusuzdur. Saldırganlığı üretebilen ve sık sık da üreten şey, engellemenin kişi için taşıdığı anlamdır ve engellemenin ruhbilimsel anlamı, engellemenin ortaya çıktığı bütün durumlara uygun olarak farklılık gösterir. (Fromm, 1993, ss: )

14 4- DAVRANIŞÇI KURAM : Davranışçı kuram, saldırganlığı, “başkalarını inciten ya da incitebilecek her türlü davranış” biçiminde tanımlamaktadır. (Eron, 1987) Davranışçı Kurama göre, saldırgan davranışın cinsi, şiddeti ve tekrarı ile davranışın türü, kuvveti ve frekansı arasındaki ilişki önemlidir. Geen ve O’Neal, (1986), Davranışçı Kuramın, saldırganlığı etkileyen faktörleri, gürültü, sıcaklık, hava kirliliği, kitle iletişim araçları, alkol ve uyuşturucu gibi fiziksel stres yaratan uyaranlar olarak ortaya koyduğunu açıklamışlardır. Saldırganlığı, “zararlı uyaranları bir başka organizmaya aktaran bir tepki” olarak belirleyen A.H. Buss, saldırganlığa ilişkin davranışçı görüşü kısaca şöyle açıklar: saldırgan davranışın çözümlenmesinde, niyet hem saçma hem de gereksizdir; en önemli sorun, saldırgan tepkilerin oluşmasını ve gücünü etkileyen pekiştirici sonuçların mahiyetidir. Bir başka deyişle, saldırgan davranışı etkileyen pekiştirici sınıfları nelerdir? Davranışçı Kuram, davranışa yönelmektedir. Buna bağlı olarak, insanların öğrenme süreçlerinin düzenlenerek saldırgan davranışların azaltılabileceğini savunmaktadır. İnsanların saldırgan davranışlarını kontrol etmeyi öğreneceklerini ve öfke duygusuna hakim olabileceklerini ortaya koymaktadır. (Demirhan, 2002, s: 26)

15 5- SOSYAL ÖĞRENME KURAMI: Saldırganlığın nedenleri ve ortaya çıkışı ile ilgili olarak dışsal koşulların etkilerine odaklanan Sosyal Öğrenme Kuramı’nın en önemli temsilcilerinden Bandura’ya göre, bir çocuk ne zaman, nasıl ve kime karşı saldırgan bir şekilde davranacağını ana- babalarından, arkadaş gruplarından ve kitle iletişim araçlarından öğrenir. (Akt: Aktaş, 2001, s:9) Saldırganlığın nedenleri ve ortaya çıkışı ile ilgili olarak dışsal koşulların etkilerine odaklanan Sosyal Öğrenme Kuramı’nın en önemli temsilcilerinden Bandura’ya göre, bir çocuk ne zaman, nasıl ve kime karşı saldırgan bir şekilde davranacağını ana- babalarından, arkadaş gruplarından ve kitle iletişim araçlarından öğrenir. (Akt: Aktaş, 2001, s:9) Bandura ve Walters (1965), Bandura (1983) ve Johnson (1972), saldırganlığın öğrenilmesindeki iki temel süreç üzerinde durmaktadır. Bu süreçler, araçsal (instrumental) öğrenmeler ve gözlemsel öğrenmelerdir.

16 Sears ve ark. (1988)’na göre, çocuklar her modeli aynı oranda taklit etmemekte ya da model almamaktadır. Modelin, güçlü, başarılı ve toplum tarafından sevilen kişiler olmaları ölçüsünde, çocuk tarafından taklit edilmekte ya da model alınmaktadır. Birey yaşamının ilk yıllarında, temel modeller olarak ebeveynlerini almaktadır. Bu nedenle çocuğun saldırgan davranışlar geliştirip geliştirmemesinde ana baba tutumları, saldırganlığa prim verip vermemesi, çocuklarına uyguladıkları disiplin oldukça önemli olabilmektedir. Daha sonra yaşamının ilerleyen yıllarında bu modeller arasına öğretmen, akrabalar gibi diğer yetişkinler ile çocuğun yaşıtları katılmaktadır.(Akt: Gümüş, 2000, s: 26-27) Sears ve ark. (1988)’na göre, çocuklar her modeli aynı oranda taklit etmemekte ya da model almamaktadır. Modelin, güçlü, başarılı ve toplum tarafından sevilen kişiler olmaları ölçüsünde, çocuk tarafından taklit edilmekte ya da model alınmaktadır. Birey yaşamının ilk yıllarında, temel modeller olarak ebeveynlerini almaktadır. Bu nedenle çocuğun saldırgan davranışlar geliştirip geliştirmemesinde ana baba tutumları, saldırganlığa prim verip vermemesi, çocuklarına uyguladıkları disiplin oldukça önemli olabilmektedir. Daha sonra yaşamının ilerleyen yıllarında bu modeller arasına öğretmen, akrabalar gibi diğer yetişkinler ile çocuğun yaşıtları katılmaktadır.(Akt: Gümüş, 2000, s: 26-27)

17 Modelle öğrenmenin etkili olmasında şu süreçlerin işe karıştığı öne sürülmüştür: 1. Çocuk için ortada model teşkil edecek örnek bir davranış olmalıdır. 2. Sözel ya da imgesel bir hatırlatıcı şarttır. 3. Bir uygulama gereklidir. 4. İzleyerek öğrenilen bir durumun davranışa yansıması için pekiştirme gereklidir. (Akt: Hatunoğlu, 1994, s:23) Bu kuramın en önemli katkılarından biri saldırganlığın öğrenilmesi ile davranışa yansıması arasındaki ayırımı ortaya koymasıdır. İnsanlar davranışlarından dolayı ödüllendirildikleri ya da model aldıkları için saldırganlığı öğrenebilirler. (Worchel ve ark., 2000) Ancak, öğrenilen bu saldırganlık belirli koşullar altında davranışa yansır.

18 İLGİLİ ARAŞTIRMALAR YURT DIŞINDA YAPILAN ARAŞTIRMALAR Başarı düzeyi ve saldırganlık düzeyi arasındaki ilişkilere ait araştırma bulguları da farklılık göstermektedir. Başarı düzeyi düştükçe saldırganlık düzeyinin arttığını gösteren araştırma bulgularının (Gold, 1978) yanı sıra başarı düzeyinin saldırganlığı arttırmada tek etken olmadığını gösteren araştırma bulguları (Felhusen ve Ark., 1977) bulunmaktadır.(Akt: Goldstein, 1983) Kelly (1975), okulda saldırgan davranışlar üzerine yaptığı araştırmasında sosyo-ekonomik değişkenin kontrol edilebilirliğinin saldırgan davranış düzeyini etkileyebildiği sonucuna ulaşmıştır. NIMH (2000) ise, birçok nüfusa dayalı araştırmasında, aile gelir düzeyinin saldırganlık düzeyi ile ters ilişkili olduğunu ve anti sosyal davranışlı aile ile saldırganlık düzeyinin doğru ilişkili olduğunu bulmakla birlikte, sosyo-ekonomik düzey ile saldırganlık düzeyi arasındaki ilişkinin çok az olduğunu saptamıştır. (Akt:Gümüş,2000, s:40) Kelly (1975), okulda saldırgan davranışlar üzerine yaptığı araştırmasında sosyo-ekonomik değişkenin kontrol edilebilirliğinin saldırgan davranış düzeyini etkileyebildiği sonucuna ulaşmıştır. NIMH (2000) ise, birçok nüfusa dayalı araştırmasında, aile gelir düzeyinin saldırganlık düzeyi ile ters ilişkili olduğunu ve anti sosyal davranışlı aile ile saldırganlık düzeyinin doğru ilişkili olduğunu bulmakla birlikte, sosyo-ekonomik düzey ile saldırganlık düzeyi arasındaki ilişkinin çok az olduğunu saptamıştır. (Akt:Gümüş,2000, s:40)

19 Archer ve Parker (1994), ergenlerin saldırganlık eğilimi ve saldırganlığı ifade etme şekillerini belirlemek üzere bir araştırma yapmışlardır. Araştırmada deneklerin ankete verdikleri yanıtlar değerlendirildiğinde, erkeklerin kızlara oranla saldırganlığa karşılık vermeye daha hazır oldukları belirlenmiştir. Ayrıca erkeklerin saldırganlığı ifade etme şekillerinin doğrudan saldırganlık şeklinde olduğu belirlenmiştir. (Akt: Köksal, 1991) Keenon ve Shaw (1994), düşük gelirli ailelerin aylık çocuklarının saldırganlık nedenleri üzerinde yaptığı araştırmada temel nedenin gelir düzeyi olmadığı, tahmini etkenlerin suça eğilimli aile, annede depressif belirtilerin bulunması ve çocuğun asi kişiliğe sahip olması bulgularını elde etmiştir. Buna karşın Scott (1958), ergenler üzerinde yaptığı araştırmada, gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarının saldırganlık düzeylerinin orta ve yüksek gelir düzeyine sahip aile çocuklarından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşmıştır. (Akt:Gümüş,2000, s:38-45)

20 TÜRKİYEDE YAPILAN ARAŞTIRMALAR Yakut, Alpaslan, Şen, Ekinci, Gül ve Ünal, 1995 yılında, “Ortaöğrenim Gençleri Arasında Şiddet” konulu kamuoyu araştırması yapmışlardır. Bu çalışmanın Ankara’da 102 kişilik dar bir alana uygulanması ve görüşmelerin telefonla yapılması sınırlılığını oluşturmaktadır. Ankara ili telefon rehberinden tesadüfi örneklem yoluyla seçilen 102 kişiyle telefon görüşmesi yapılmış ve 5 soruya cevap alınmıştır. Ayrıca konu ile ilgili olarak kuruma gelen gazeteler ocak ayında itibaren taranmıştır. Fakat inceleme sonunda basının olayların sosyal boyutu, nedenleri ve sonuçlarından çok “reality show” yönüyle ilgilendiği görülmüştür.

21 Araştırmaya, % 56 orta yaştakiler, % 33 gençler, %11 yaşlılar katılmıştır. Araştırmaya, % 56 orta yaştakiler, % 33 gençler, %11 yaşlılar katılmıştır. Sayı % Genç (14-26) 34 33,33 Orta Yaşlı (27-50) 57 55,88 Yaşlı (51-72) 11 10,78 Araştırmaya katılanların % 58’i erkek, % 42’si kadındır Görüşmeye katılanların şiddet olaylarına duydukları tepkiler Sayı % Üzülüyorum 49 48,04 Kızıyorum 17 16,67 Endişeleniyorum 29 28,43 Beni etkilemiyor 4 3,92 Bilmiyorum 3 2,94

22 Şiddet olaylarından sorumlu tutulanlar % 54 Hepsi % 14 Devlet % 10 Okul Yönetimi % 8 Aile ve arkadaş grubu % 3 Medya Şiddet olaylarının nedenleri Medyanın şiddet içeren yayınları % 17,73 Yetersiz eğitim ve ailelerin ilgisizliği % 15,05 Kötü arkadaşlıklar % 12,36 Okul yönetiminin yetersizliği % 10,75 Devlet yönetiminin yetersizliği % 7,52 Ekonomik problemler % 6,45 Çözüm önerileri % 18,44 Gençlere iyi ve yeterli eğitim verilmesi % 16,75 Medyanın yeterince denetlenmesi % 16,20 Ailelerin gençlere yeterli ilgiyi göstermesi % 10,05 Kurumlar arasında işbirliğinin sağlanması (Okul, aile, devlet, medya) (Yakut ve ark., 1995, ss:5-15)

23 Balcı (1998), iletişim bilimleri açısından kitle iletişim araçları ve şiddet konulu bir araştırma yapmıştır. Bulgular, TV’deki saldırganlığın çocuklarda saldırganlığı büyük ölçüde arttırdığı yargısına varmamızı sağlayacak denli kesin ve tutarlı değildir. Zaten eğer, gerçek hayatta, saldırgan davranışlar özendirilip, ödüllendiriliyorsa, çevre gerçek saldırgan modeller açısından zenginse ya da koşullar saldırganlık duygularını denetim altında tutalamaz ölçülere çıkaracak kadar insanları engelliyorsa, o zaman da saldırgan davranışların öğrenilmesinin ayıbı televizyona yıkılmamalıdır. (Balcı, 1998, s:129) Demirhan (2002), kendini açma düzeyleri farklı genel lise öğrencilerinin bazı değişkenler açısından saldırganlık düzeylerini incelemiştir. Araştırma sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde, genel lise öğrencilerinin saldırganlık düzeylerinin kendini açma düzeyi düşük olanların yüksek olanlara göre, kişisel ve sosyal niteliklerden cinsiyetleri açısından erkeklerin kızlara göre, karşı cinsten arkadaşının bulunma durumu açısından karşı cinsten arkadaşı bulunanları bulunmayanlara göre, aile niteliklerinden annenin tutumunu ve babanın tutumunu otoriter algılayanların demokratik algılayanlara göre, daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu nedenle, saldırganlık düzeylerinin farklılaşmasında oldukça etkili görülen kendini açma davranışının geliştirilmesi ve beceri kazandırılması konusunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiği belirtilebilir. (Demirhan, 2002, 93) Demirhan (2002), kendini açma düzeyleri farklı genel lise öğrencilerinin bazı değişkenler açısından saldırganlık düzeylerini incelemiştir. Araştırma sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde, genel lise öğrencilerinin saldırganlık düzeylerinin kendini açma düzeyi düşük olanların yüksek olanlara göre, kişisel ve sosyal niteliklerden cinsiyetleri açısından erkeklerin kızlara göre, karşı cinsten arkadaşının bulunma durumu açısından karşı cinsten arkadaşı bulunanları bulunmayanlara göre, aile niteliklerinden annenin tutumunu ve babanın tutumunu otoriter algılayanların demokratik algılayanlara göre, daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu nedenle, saldırganlık düzeylerinin farklılaşmasında oldukça etkili görülen kendini açma davranışının geliştirilmesi ve beceri kazandırılması konusunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiği belirtilebilir. (Demirhan, 2002, 93)

24 Aral, Ayhan, Türkmenler ve Akbıyık’ın (2004) yaptıkları araştırmalarda, ilköğretim okullarının sekizinci sınıfına devam eden çocukların saldırganlık eğilimlerini incelemişlerdir. Araştırma, alt, orta ve üst sosyo-ekonomik düzeyde bulunan ilköğretim okullarının sekizinci sınıfına devam eden her sosyo- ekonomik düzeyden 100 çocuk olmak üzere toplam 300 çocuk üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada çocuk ve ailesine ilişkin genel bilgiler “Genel Bilgi Formu” ile toplanmış, saldırganlık eğilimlerini belirlemek amacıyla Sears tarafından geliştirilen Uluğtekin tarafından Türkçe’ye çevrilen “Saldırganlık Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey, anne baba öğrenim düzeyi, arkadaşına sinirlendiğinde verdiği tepki durumunun çocukların saldırganlığın bazı alt boyutlarında anlamlı farklılıklar yarattığı belirlenmiştir. (Aral, Ayhan, Türkmenler ve Akbıyık, 2004, s:17)

25 ŞİDDET TÜRLERİ ŞİDDET TÜRLERİ I- ÖZEL ŞİDDET Cürümsel Şiddet: Ölümcül : Cinayetler, suikastler, zehirlemeler, idam vb. gibi. Bedensel : İsteyerek darp ve yaralama Cinsel : Irza geçme (hem bedensel hemde psikolojik yıkım. ) Cürümsel Olmayan Şiddet: İntihar : (İntihar ve intihar teşebbüsü) Kaza : (Trafik kazası dahil, ama kişiden kaynaklanan, bir kasıt yok.) II- KOLLEKTİF ŞİDDET: 1- Grup Şiddeti Grubun bireylere karşı şiddeti : (Terör, medya terörü) Grubun kendi içinde şiddet : (Aşiret kavgası, toplu intihar, örgüt kavgası) Grubun karşı gruba şiddeti : (Kan davası, aşiretler arası savaş, stadyum ya da taraftar kavgası, mafyalar arası hesaplaşma, karşıt gruplar arasında terör, grev, ırk ayrımı) Grubun iktidara karşı şiddeti : (Terör, siyasal ya da mafya terörü, başkaldırı, sokak çatışması, iç savaş, genel grev, gerilla savaşı, ihtilal)

26 2- Devlet Şiddeti: 2- Devlet Şiddeti: Devlet terörü : İnsan hakları ihlalleri, baskı, tek yönlü propaganda, soykırım, ırk ayrımı) Endüstriyel şiddet: İş kazalarının sıklığı, çalışma koşullarının sağlıksızlığı, yetersiz sağlık ve güvenlik koşulları, aşırı gürültü, tehlikeli iş yeri- atom santrali- vb. gibi. Uluslar arası şiddet : En son kertede şiddet (savaş) ve daha etkili olan uluslar arası terör. (Kocadaş, 2002, ss:79-80)

27 Eric Fromm’a göre, şiddet biçimleri 4 grupta toplanabilir: 1- Oyunda Ortaya Çıkan Şiddet : Şiddet edimi oyuna aracılık ediyorsa amaç yalnızca hüner göstermektir. Şiddetin en normal ve sağlıklı olmayan şeklidir. (Balcı, 1998, s:28) Bu şiddetin örnekleri, ilkel kabilelerin savaş oyunlarından, Zen Budistlerin kılıçla dövüş sanatına kadar birçok yerde görülebilir. (Fromm, 1997, s:25) 2- Tepkisel Şiddet : Tepkisel şiddetle, kişinin kendisinin veya başkalarının yaşamını, özgürlüğünü, onurunu, mülkiyetini korumak için başvurduğu bir şiddettir. (Fromm, 1997, s:26) Rasyonel ve irrasyonel korkudan doğar. Amaç koruma ve korunma olduğu için, bu tür şiddet yaşamın hizmetindedir. Engellemelerden doğabileceği gibi kıskançlık veya öç alma duyguları da tepkisel şiddete yol açabilir. Yaşamın güvenilir olmasına duyulan inancın yıkılması sonucu yine saldırgan tepkiler verebilir.

28 3- Ödünleyici Şiddet : Güçsüzlük duygusu bazen bir canlı üzerinde tam ve kesin bir denetim sağlayarak varlığını kanıtlama isteğinin şiddet edimiyle dışa vurulmasına neden olabilir. Yaşamı yaratamadığı için yok etmeyi seçmek, uç örneğini sadizmde gösterir. Cezalandırılma korkusuyla bastırılabilir ya da her türlü seyir ve eğlenceyi yumuşatılıp saptırılabilir. 4- Kana Susamışlık : Kan akıtarak kendini canlı, güçlü, eşsiz ve üstün hissetmek, yaşamı aşmak isteğinden doğar. İlkel kurban törenlerinde, kan davalarında açık ya da örtük olarak kana susamışlık vardır. Ancak kan yaşamın özü olarak kabul edildiği için yine de yaşama aracılık eden bir şiddet biçimidir. (Balcı, 1998, s: 28)

29 SALDIRGANLIĞI ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1- Aile 2- Medya 3- Sosyal Çevre 4-Genetik Faktörler 5- Boş Zaman 6- Psikolojik Nedenler 7- Kültür

30 NELER YAPILABİLİR? Geçmiş yüzyılda, saldırgan davranışlarla ilgili zengin literatür toplanmış, bilgiyi destekleyen güvenilir alan ve laboratuar çalışmaları yapılmıştır. Örneğin, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler, saldırgan davranışlarla arasında ilişki kurulur. Her nasılsa, tek olmayan değişken veya teorik model genel nedenlerde, saldırgan davranışları tatmin edici şekilde açıklar. Araştırmacılar, saldırganlık araştırmalarında, saldırgan davranışların sebeplerinin kompleks ve çok faktörlü olduğu konusunda ortak görüşe vardılar. (Coccaro, 2003, s:62) Görüldüğü gibi, saldırganlığı tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Bu nedenle saldırganlık konusunda tam olarak ne yapabileceğimizi yazamıyoruz. Fakat saldırganlığın görünen şekli olan şiddeti önleme konusunda aşağıda yazılı önlemleri alabiliriz. Görüldüğü gibi, saldırganlığı tek bir nedene bağlamak mümkün değildir. Bu nedenle saldırganlık konusunda tam olarak ne yapabileceğimizi yazamıyoruz. Fakat saldırganlığın görünen şekli olan şiddeti önleme konusunda aşağıda yazılı önlemleri alabiliriz.

31 ŞİDDETİ ÖNLEME KONUSUNDA NELER YAPILABİLİR? AİLE : 1- Çocuğun öncelikle kendini önemli hissetmesine önem verilmelidir. (Ekşi, 2003, s:84) Çocuklara bir birey oldukları hissettirilmelidir. (Öğülmüş, 2006) 2- Aileler çocuklarını yetiştirirken tutarlı bir tutum içersinde olmalı ve özellikle fiziksel cezalardan kaçınmalıdır. Çocuk, saldırgan davranış gösterdiğinde, çocuğa, bağırma, kızma, vurma gibi tepkiler göstermek yerine çocuğu sakinleştirmeye çalışmalı ve çocuğu saldırganlığa yönelten etmeni araştırıp, çocuk sakinleştikten sonra davranışı hakkında konuşulmalıdır.Saldırgan davranış gösterdiğinde ödüllendirmemeli, davranışının hatalı olduğuna inandırmalıdır. (Aral ve arkadaşları, 2004, s:24) 3- Aile çocuğu takip etmeli, çocukta normalden farklı değişiklikler fark ettiğinde konuşmalı ve gereken yerlere başvurmalıdır. 4- Aile, anne-baba eğitim programlarına katılmalıdır. (Öğülmüş, 2006)

32 OKUL : 1- Okulda, temel önleme çalışmaları önemlidir. Temel önleme çalışması anlamda etkili davranmayı öğretecek becerilere odaklanmalıdır. 1- Okulda, temel önleme çalışmaları önemlidir. Temel önleme çalışması anlamda etkili davranmayı öğretecek becerilere odaklanmalıdır. 2- Risk içeren gruba odaklanılarak çatışma çözümü, akran arabuluculuğu, sosyal problem çözme ve akran yüzleşmesi eğitimi yapılmalıdır. 3- Dışa yönelik, ciddi açık kızgınlık, saldırganlık davranışları gösteren hedef öğrencilere saldırganlık yerine konabilecek davranış repertuarı eğitimi ve kızgınlıkla başa çıkma eğitimi verilebilir. 4- Flaherty (2001), okul yönetim politikalarının, okul personelinin hazırlanması da önemlidir; demiştir. Okul, aile toplumun bir arada olduğu kapsamlı yaklaşımların etkili önleme çalışması için gerekli olduğunu vurgulamaktadır. 5- Bazı saldırganlık ve şiddeti önleme programları sosyal-duygusal yeterlilik becerileri olan öfke yönetimi üzerine, problem çözme, empatiyi geliştirmeye yöneliktir.

33 6- Etkili anne baba olma etkinlikleri de yapılmalıdır (Korkut, 2004, ss: ). 7- Rehberlik ve Psikolojik danışma servisleri ailede saldırgan tutum ve davranışlara maruz kalan çocukların tespit edilmesi, bu tür çocukların ne tür davranışlar gösterdikleri ve kendilerini korumak için ne tür savunma mekanizmaları kullandıkları ortaya çıkarılarak, sınıf öğretmenleri aracılığı ile sınıf içinde veya bireysel görüşmelerde kendini tanımaya ve ifade etmeye yönelik çalışmalar yaptırılması gerekir. 8- Psikolojik danışmanlar, öğrencilerle görüşmelerinde öfke veya saldırgan tutum ve davranışlar tespit ederlerse; danışma esnasında öğrenciyi rahatlatmak için gevşeme egzersizi, kendini tanıma ve kendine güven egzersizi, sorunu hayal ettirerek ya da oynatarak sistematik duyarsızlaştırma egzersizi kullanılabilir. 9- Saldırgan davranış gösteren öğrenciler ve diğer öğrencilerden oluşan karma bir etkileşim grubu oluşturmalı, bu öğrencilerin grupta nasıl davrandıkları ve iletişim kurdukları konuşulmalıdır (Karataş, 20002, s:64). 10- Öğretmenler kavgaya müdahaleyi kurumdaki statüsünü kullanarak yapmalıdırlar. Öğretmenler iyi bir gözlemci olmalı, çocuklara sevgiyle yaklaşmalıdırlar (Öğülmüş, 2006) 11- Okullarda okul meclisleri projeleri devreye sokulmuştur ve her okulun bir öğrenci meclisi başkanı vardır. Ayrıca okul-öğrenci-veli sözleşmesi diye yeni bir uygulama devreye girmiştir. Öğrenci kulüpleri daha etkin bir hale getirilmiştir (Çelik, 2006)

34 MEDYA: 1- Televizyonda şiddet içeren, kavgayı ve öldürmeyi haklı çıkaran yayınlar mutlaka denetlenmeli, şiddet içeren yayınlar çocukların yoğun bir şekilde televizyon izledikleri saatler yerine daha geç saatlerde yayınlanmalıdır (Aral ve arkadaşları, 2004, s:24). 2- Radyo ve televizyon, toplumun yaşadığı sorunları duyurmakla kalmak yerine, bu sorunların açıklanabilir toplumsal ve siyasal nedenlerini ortaya serecek bilgilendirici, bilinçlendirici bir yayıncılığa yönelmeleri desteklenmeli, heveslendirilmelidir. İnsanı ve toplumu tahrip eden yayın anlayışı durdurulmalıdır (Balcı, 1998, s:135).


"GİRİŞ Günümüz modern toplumunun ve eğitim sisteminin en önemli sorunlarından biri saldırganlık ve şiddet olaylarıdır. Gerek bireylerin çevrelerinde, sık." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları