Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

1 TEKKE EĞİTİMİ HAZIRLAYANLAR ELİF TARIM SAFİNAZ TUNCEL.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "1 TEKKE EĞİTİMİ HAZIRLAYANLAR ELİF TARIM SAFİNAZ TUNCEL."— Sunum transkripti:

1 1 TEKKE EĞİTİMİ HAZIRLAYANLAR ELİF TARIM SAFİNAZ TUNCEL

2 2 Bir derviş topluluğu kırda sohbette

3 3 “ Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma süreci içinde İslam dünyasında daha önce var olup Türklerle birlikte Anadolu’ya girmiş çeşitli tarikatların mensupları abdallar, dervişler ve babalar Anadolu’da etkin bir manevi güç oluşturmuşlardır.” (Akşin,2000) “ Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma süreci içinde İslam dünyasında daha önce var olup Türklerle birlikte Anadolu’ya girmiş çeşitli tarikatların mensupları abdallar, dervişler ve babalar Anadolu’da etkin bir manevi güç oluşturmuşlardır.” (Akşin,2000)

4 4 Tasavvufun veya eğitimin amacı, kâmil insanı sağlamaktır. Arif olan insan sabırlıdır. Arif olan mütevekkildir, cömerttir, merhametlidir. Evrende yalnızca güzellikleri görür. (Ergün,1997,s )

5 5 İlk mutasavvıflar, düşünce ve tecrübelerini, çevrelerinde toplanan insanlara aktarmakla birlikte, bugünkü anlamda birer tarikat kurmamışlardı. Kendilerine şeyh, şeyh-i sohbet ve üstad; çevresine toplananlara da sahip denilmiştir. Bir tasavvuf okulu, tasavvuf hareketi sayılabilecek bu kümelenmeler, daha sonraları tarikat olarak adlandırılmıştır.

6 6 Medreseler, dönemin örgün eğitim kurumları tekkeler, yaygın eğitim kurumlarıdır. Tekkeler, insanın iç dünyasını eğitmeye çalışır. Ahlâkî yönden olumlu olan davranışların kazandırılması amaçtır. Mürşit (öğretmen), örnek davranışlar göstererek, müritlerinin (öğrencilerinin) bu davranışları kazanmalarına yardımcı olur.

7 7 12. yüzyıldan başlayarak tarikatlar doğmutur. Bu tarikatlarla kurucuları da şöyle sıralanabilir: Yeseviye (Ahmed Yesevî), Kadiriye (Abdülkadir-i Geylanî), Rifaiye (Ahmed Rifaî), Medyeniye (Ebu Medyen Şuayb bin Hüseyin), Kübreviye (Necmeddin Kübra), Sühreverdiye (Ebu Hafs Ömer Suhreverdî), Çeştiye (Muinuddin Hasan Çestî), Şazeliye (Ebu'lHasan Şazelî), Bektaşiye (Hacı Bektaş Veli), Bedeviye (Ahmed bin Ali Bedevi), Desukiye (İbrahim Desukî), Mevleviye (Mevlana Celaleddin Rumî), Sadiye (Saduddin bin Musa Cebbavî) Nakşibendiye (Bahauddin Nakşibendî), Halvetiye (Ömer bin Ekmeluddin Lahicî) ve Bayramiye'dir (Hacı Bayram Veli)

8 8 Kuralları, yöntemleri farklı olsa da bütün tarikatlarda ortak olan öğeler vardır. Zikir (Allah'ın isimlerinin anılması), çile ve seyr-u süluk (mutasavvıfın Allah'a doğru yaptığı manevi yolculuk) bunların başında gelir. Pir, pir-i sani, şeyh, halife, derviş, mürid, inabe (tövbe ederek Allah'a yönelme), biat (şeyhe bağlanma), silsile, rabıta, kollara, şubelere ayrılma, istigase (şeyhten yardım isteme), tevessül (şeyhi aracı kılma) gibi insanî; şiilik etkisi, işrakilik, batınilik, hurufilik, ricalu'l-gayb (evreni yöneten veliler) inancı, çeşitli adab ve erkân, melamet gibi fikrî-manevî; vakıf, tekke, dergah, özel giysiler, tarikat ve tarikatlara özgü kimi eşya ve ortak dil gibi maddi öğeler de tüm tarikatlarda gözlenen ortak özelliklerdir.

9 9 Her tarikatta kurucu şeyh pir olarak anılırdı. Eğer tarikatın adab ve erkânı sonraki şeyhlerden birisi tarafından belirlenmişse, bu kişiye pir-i sani (ikina pir) denirdi. Tarikat örgütlenmesinin merkezinde şeyh bulunur. Bu şeyh tarikatın kurucusu değilse, onun ya da onu izleyen şeyhlerin halifesiydi. Her şeyhin Hz. Muhammed'e uzanan bir silsilesi vardır.

10 10 Her silsile, geriye doğru, birbirinden icazet alan kişiler halinde ehl-i beyt imamlarına, onlardan genellikle Hz. Ali'ye, bazen de Hz. Ebu Bekir'e ulaşır ve böylece Hz. Peygamber'e bağlanırdı. Silsilesinde Hz. Peygamber'den sonra Hz. Ali'nin yer aldığı tarikatlara Alevî; Hz. Ebu Bekir'in yer aldığı tarikatlara da Bekrî tarikat denirdi. Kimi zaman silsilede birbirini hiç görmeyen, aralarında zaman farkı bulunan kişiler peş peşe gelir. Bu durumda, önceki kişinin sonrakini ruhaniyetiyle eğittiği kabul edilirdi. Bu durum “üveysilik” olarak tanımlanırdı.

11 11 Tasavvufi Dergahın Sağlam Zincir Belgesi : Bir Kadiriyye Silsilenamesi

12 12 Tarikat etkinlikleri tekke, zaviye, dergâh, hankah, asitane gibi adlarla anılan yerlerde yürütülürdü.. Her tarikatın asitane adıyla anılan merkez tekkesi, tarikat pirinin bulunduğu ya da gömülü olduğu tekkeydir. Tarikata girmek isteyen talibler, bir törenle şeyh tarafından tarikata kabul edilirdi. Talib, bu kabulden sonra mürid olarak tarikatın kural ve yöntemlerine göre eğitilerek manevi yolculuğunu (seyr-u süluk) tamamlardı. Tarikat eğitimini tamamlayan mürid, şeyhin halifesi olma ve onun adına tarikat etkinliğini sürdürme hakkı kazanırdı. Tarikatlarda eğitimin başlıca yöntemi zikir ve çiledir.

13 13 Tarikatlar düşünce sistemleri, zikir biçimleri ve yöntemlerine göre çeşitli sınıflara ayrılırdı. Düşünce sistemleri bakımından tarikatlar ba- şer' ve bî-şer' olarak ikiye ayrılırdı. Ba-şer' (makbul, hak, ortodoks) tarikatlar denildiğinde Kadiriye, Nakşibendiye, Mevleviye gibi sünnî tarikatlar akla gelir. Hurufiye, Kalenderiye, Haydariye ve sonraki Bektaşilik gibi kimi tarikatlar da bî-şer' (merdud, batıl, heterodoks) tarikatları oluştururdu.

14 14 Zikir biçimleri açısından tarikatlar dörde ayrılırdı. Bunlar: Kıyamî tarikatlar (turuk-ı kıyamiye), kuudî tarikatlar (turuk-ı kuudiye), hafî tarikatlar (turuk-ı hafiye) ve cehrî tarikatlar (turuk-ı cehriye). Kadirler, Mevlevîler, Halvetler gibi zikirlerini daha çok ayakta yapan tarikatlara kıyami tarikatlar; Nakşibendîler ve Melamler gibi oturarak yapanlara da kuudî tarikatlar denirdi. Nakşibendîler gibi zikirlerini ses çıkarmadan, gizlice yapan tarikatlar haf tarikatlar; Kadirler gibi sesli olarak, açıktan yapanlar da cehri tarikatlar adını alırdı. Ama bu ayrım çok kesin değildir. Çünkü zaman zaman aynı tarikatın hem oturarak, hem ayakta (Halvetlik gibi), hem gizli, hem de açık zikir yaptığı (Bayramlîlik gibi) görülebilmektedir

15 15 Ahmed Yesevî, tekke, dergâh, ocak ve diğer kurumların eğitim ve meslek teşkîlâtına dönüşüp aynı zamanda toplum için birer sosyal kontrol mekanizması olmasında rol oynamıştır. “Hoca, Mürşid-i Kâmil, Pîr-i Türkistan” Ahmed Yesevî için sıkça kullanılan ünvanlardır. Bu ünvanlar, aynı zamanda arzu edilen insan modelini de niteler. Yesevî ocağı, birçok ulu çınar yetiştirmiştir. Hacı Bektaş-ı Velî, Âşık Paşa, Taptuk Emre, Sarı Saltuk, Geyikli Baba, Yunus Emre, Şeyh Edebâlî vb. kişiler bu dergâhın insanlarıdır

16 16 Yesevi Dergahının Mührü

17 17 Hoca Ahmed Yesevi Dergahı'nın Sancak Alemi

18 18 Bektaşilik Tarikatı Bektaşilik Tarikatı’nı Hacı Bektaş kurmuştur. Hacı Bektaş, Horasan Okulu’ndan aldığı “Dört Kapı” anlayışına, her kapıya “onar makam” ekleyerek “Dört Kapı Kırk Makam”dan oluşan tarikatın altyapısını kurar. Buna, “Bektaşi Seyri Sülüğü” de denir. Kaygusuz Abdal, Bektaşi erkannamesi üzerinde düzenlemeler yapar. Bektaşiliğin ilk erkennamesini yazan ve Bektaşi Tarikatı’nın ilk “tüzük yapıcısı” Kaygusuz Abdal olur. Balım Sultan’sa bu erkannameyi sonradan geliştirmiştir ve kurumlaştırmıştır. Hacı Bektaş’dan sonra tarikatın başına Abdal Musa geçmiştir. Bektaşilik; XVI. yıldan sonra Batınilik, Hurufilik, Ahilik, Kalenderilik, Haydarilik, Nakşibendilik, Melamilik, Şiilik, Oniki ve Sekiz İmamcılık gibi inanç eğilim ve topluluklarını içine alıp eriterek bir bireşime(senteze) ulaşmıştır.

19 19 İkinci piri (piri sani), kurucusu ve kurumlaştırıcısı Balım Sultan, Hacı Bektaş’tan sonraki “mihenk taşı”dır. Bektaşiliğin toplumsal ve insancıl yönlerini, barışseverliğini ve yardımseverliğini ön plana çıkaran bir gönül eridir. Yüzyıllardan beri gelen Alevi- Bektaşiliğe ait kuralları derlemiş ve dergahta bir düzen içerisinde yaşama geçirilmesini sağlamıştır. Sözel olan Bektaşi geleneğinde düzenlemeler yaparak, yazılı metin haline getirmiştir. Yapısal olarak Bektaşiliği “kurallara bağlamış”tır. Balım Sultan’la Bektaşilik erkannamesi son biçimini almıştır.

20 20 Balım Sultan’a kadar Bektaşilik, genellikle kırsal kesimlerde ve köylük yörelerde tutunmuş, Alevi- Türkmen içerisinde benimsenme olanağı bulmuştur. Özellikle Aleviliği yeniden biçimleyen, onları eğiterek disipline eden bir eğilim olarak kendini ortaya koyarken, Balım Sultan’la kentsel kesimlere ve Osmanlı aydınları arasına da girmiştir. Böylece Bektaşilik tarihinde yeni bir dönem başlar ve Bektaşiler; “Köy Bektaşisi”, “Kent Bektaşisi” olarak farklılaşırlar. Kent Bektaşiliğine “Nazenin Tarikatı” veya “Babagan Kolu” (Babalar Kolu) da denir.

21 21 Balım Sultan, Oniki İmam anlayışını yola kazandırır. Bu, O’nun yaptığı yeniliklerin başındadır. Oniki İmam törenleri, oniki çerağ, oniki post, palhenk, evlenmemiş (mücerred) babalık kuralı, şerbet yerine şarap, ibahiyecilik, üçleme (teslis), Hurufilik etkisi O’nunla tarikata girer. Bektaşi tekkelerinde hizmet görevlerinin her biri bir post ile simgeleştirilir ve temsil edilir. Bu anlayışı Balım Sultan “oniki post” biçiminde biçimleyerek tarikatın töreleri arasına kazandırmıştır.

22 22 Oniki İmam “sırrı” olan “Oniki Post” şunlardır: Baba Postu: Horasan postu(Hacı Bektaş Veli) Aşçı Postu: Seyyid Ali Sultan postu Ekmekçi Postu: Balım Sultan postu Nakib Postu: Kaygusuz Sultan Abdal postu Atacı Postu: Kanber Ali postu Meydancı Postu: Sarı İsmail postu Türbedar postu: Kara Donlu Can Baba postu Kilerci Postu: Hacım Sultan postu Kahveci Postu: Şah Şazeli postu Kurbancı Postu: Hz. İbrahim postu Ayakçı Postu: Abdal Musa postu Mihmanevi Postu: Hızır Peygamber postu

23 23 Mevlevilik Mevlana Celaleddin RumiMevlana Celaleddin Rumi'nin düşünceleri çevresinde kurulan tarikat. Babasının düşüncelerini sistemleştirdiği ve tarikat biçiminde örgütlendirdiği için Mevlana'nın oğlu Sultan Veled, Mevlevilik'in asıl kurucusu ve ikinci piri sayılır.

24 24

25 25 Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı insanın kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Zikir ve çile gerçeğe ulaşmanın temel yöntemi değildir. Gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşk ve cezbedir. Bunun için de isimlerden ve kelimelerden geçip Allah'ı bulmak Allah dışındaki varlıklardan (masiva) arınmak gerekir. Bütün varlığı kuşatan Allah'ın varlığı tek gerçektir. Varmış gibi görülen varlıklar gerçekte yoktur; varolan, bu varlıklar aracılığı ile kendini gösteren Allah'tır. Evren her an yeniden yaratılmaktadır. Zıdlar alemi olan bu dünyada herşey izafidir. Allah'ı gerçek anlamda tanımayan insanlar dünyanın, altın ve gümüşün kulu, kölesi olurlar. Bu kölelikten kurtulmanın tek yolu da Allah aşkıdır. “Sevgi, kardeşlik, hoşgörü, insan olma konularını işlemiş, bunları tüm insanlara öğretmeyi amaçlamıştır.

26 26 Mevlana Eğitimine Etki Eden Faktörler  Kalıtım (inanların yaratılışındaki farklılıklar)  Yetenek ve yatkınlık  Gelişme ve olgunlaşmadır.(Ergün,1993)

27 27 Mevlevilikte başlıca tarikat ayini, “âyin-i şerif” de denilen semadır. Belli kurallar içinde ve müzik eşliğinde yapılan semadan başka zikir telkini, tac ve hırka giyme, halvet, tarikata giriş, halifelik verme de belli kurallara bağlanmıştır. Halvet, diğer tarikatlarda olduğu gibi kırk gün süren bir ibadet, riyazet biçiminde değil, tekkede hizmet biçiminde uygulanır. Binbir gün süren bu halveti (çile) tamamlayan kişiye derviş adı verilir. Halvetten çıkmış, eğitimini tamamlamış ve gerekli olgunluğa ulaşmış dervişlere verilen üç tür halifelik vardır. Bunlar suret-i hilafet, mana-yı hilafet ve hakikat-ı hilafet olarak anılır.

28 28 Suret-i hilafet, bir dervişe bir tekkenin yönetimini yürütmesi amacıyla verilen halifeliktir. Mana-yı hilafet, seyr-ü süluk denilen tasavvufi yolculuğun makam ve mertebelerini iyi bilen, Allah'ı tam anlamıyla tanıyan dervişe halkı irşad etmesi amacıyla verilen halifeliktir. Hakikat-ı hilafet de doğrudan irşad ve şeyhlik yetkisiyle verilen halifeliktir. Sultan Veled'ten sonra bütün Mevleviliği temsil eden Konya'daki merkez tekke şeyhliğinin babadan oğula ya da ailenin büyüğüne geçmesi gelenekleşti. Bu geleneğe bağlı olarak şeyhlik makamına oturan kişiye “Çelebi” adı verildi ve zamanla merkez tekke şeyhliği Çelebilik makamı olarak anılmaya başladı.

29 29 BAYRAMİYE, BAYRAMİLİK Hacı Bayram Velî tarafından XIV. asrın sonları ile XV. asrın başlarında kurulan ve önemli bir yere sahip tarîkatlardan biri. İhtiyârî ve ıztırarî ölümle zevk edilen vahdet-i vücûd olgusuna inanmak, bu tarikatın fikrî alandaki önemli özelliğidir. Vahdete inanmak diğer tarikatlarda; sonunda varılan bir netice iken; Bayramîler'de, henüz işin başında iken bulunması gereken bir husustur

30 30 Dünya hayatında kimseye yük olmamayı, alın teriyle kazancı esas alır. Bizzât Hacı Bayram, Ankara'da geçimini ziraatle sağlamıştır. Bayramîlik'te aynı zamanda, başkasının da geçim zorlukları karşısında yardımına koşmak prensibi vardır. Bu davranış aynı zamanda nefsi kınamaya da işaret sayılabilir. Bayramîlik geleneklerine gelince Tekke veya bir mecliste toplanmak, oniki rekâtlık bir teheccüd namazı kılmak, sonra zikir halkası oluşturmak, kudûm çalarak çarşıyı dolaşmak. Zikirlerinde "Lâ ilâhe illâllah" derlerdi.

31 31 Rufailik Ahmed el Kebir Rufai peygamber soyundan gelen bir kişidir. Hac döneminde yakınlarıyla birlikte Medine'deyken Hz. Muhammed'in mezarına dua etmek için yaklaştığında gökten gelen ve çevrede bulunan herkesin işiteceği bir ses duyulur: 'Merhaba ya veledi!..' Ve mezarın üzerini örten kapağın kalktığı, bir elin uzandığı, Ahmed el Rufai'nin bu eli öptüğü görülür... Meydanda olanlar önce şaşkınlıktan donup kalırlar, sonra acaba gördüklerimiz rüya mı, diye ellerine geçirdikleri sivri şeyleri vücutlarına batırmaya başlarlar... Bu olay o günden itibaren Rufai geleneği olan 'burhan'ı doğurur. Cemaat zikir törenleri sırasında vücutlarına sivri şişler saplamaya başlar. Şeyhin diliyle 'mesh' ederek sapladığı şişin acı vermeyeceğine, sağlık açısından sorun doğurmayacağına ve kanamaya yol açmayacağına inanılır. Şişin girip çıktığı yerde kalan iz 'burhan gülü' diye anılır.

32 32 Rufailer Hz. İbrahim'in oğlunu kurban etmek isterken bıçağın kesmemesini 'kılıç burhanı'yla; onun Nemrut'un attığı ateşte yanmamasını 'ateş burhanı'yla tekrar yaşarlar. Kimi Rufai dergâhlarının ahşap sütunlarında başla vurularak çakıldıkları bilinen çiviler hâlâ durur.

33 33 Nakşibendilik Nakşibendi terbiye okulu, 1389 taihinde vefat eden Hace Muhammed Bahauddin Nakşibend Hz.'lerinin temel usullerini belirlediği bir manevi terbiye sistemidir. Onun adına nispet edilerek "Nakşibendilik" diye anılmaktadır

34 34 Bu terbiye yolu ve usûlü, Şah-ı Nakşibend ile başlamış değildir. Kendisi bu yolun usul, adap ve feyzini önceki büyüklerden almıştır. Bu terbiye yolunun usul ve adabı, silsile yolu ile Hz. Ebu Bekir Sıddık'a ve ondan Hz. Resûlullah Efendimize ulaşmaktadır. Terbiyenin başında ve merkezinde alemlere rahmet olan Hz. Resûlullah Efendimiz bulunmaktadır. Bu terbiye yolunun temel özelliği gizli zikir ve ilahi muhabbetir. Bu zikir ve terbiye yolu, tarih içinde gelen mürşidlerin ismiyle farklı adlarla anılmıştır.

35 35 Son Asrın Nakşbendiyye meşayihinden Küçük Hüseyin Efendi'nin Nisbetini Gösteren Silsile-i Şerif

36 36 Hz. Ebu Bekir Sıddık'tan sonra bu yola "Sıddıkiyye" ismi verildi. Hz. Beyazid-i Bistamî'ye kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra "Tayfûriyye" ismi verildi. Tayfir, Beyazid-i Bistami'nin bir diğer adıdır. Hace Abdulhalik Gücdevani’ye kadar bu isimle anıldı. Ondan sonra, "Hâcegâniyye" ismi verildi. Bu yol bu isimle İslam alemine yayıldı, meşhur oldu. Diğer kollardaki isimler zamanla unutuldu. Bu yol, Mevlana Halid Bağdâdi'den sonra "Nakşibendî Hâlidiyye" ismiyle de anılıp yayıldı. Bu gün Anadolumuzda yaygın olan kol "Halidiyye" koludur.

37 37 Nakşibend, "nakş" ile "bend" kelimelerinden oluşmuş bir terkiptir. Bir isim değil sıfattır; ancak isim gibi meşhur olmuştur. Nakş, bir şeyi bir yere nakşetmek, nakış gibi işlemek, hiç çıkmayacak hale getirmek, mühür gibi kazımaktır. Bend, Farsça bir isim olup, dilimizde hem isim, hem sıfat olarak kullanılmaktadır. isim olarak, bağ, kelepçe, baraj, bent, kemer gibi manalara gelmektedir. Sıfat olarak, sıkıca bağlı, iyice bağlayan, kuvvetlice bağlanmış manalarına gelir.

38 38 Bu terbiye sistemi yeni bir din değildir; dinin ahlak derslerini talim ve tatbik eden bir okuldur. Hedefi, insanı güzel ahlaka ve Allah rızasına ulaştırmaktır. Metodu, muhabbetle kalpleri Yüce Allah'a bağlamaktır Temel usulü gizli, zikir, toplu zikir, muhabbet, sohbet, rabıta, teveccüh, tasarruf, hizmet ve edeple nefsin çirkin sıfatlarını ıslah etmektir

39 39 GÜNÜMÜZDE TASAVVUF KÜLTÜRÜ Tekkelerin kapatılmasıyla, zaman içinde günlük hayatta ve davranış biçimlerindeki tekke ve tasavvuf kaynaklı diyebileceğimiz tavırlar ve hareketlerin devamında bir kopukluk olduğu muhakkaktır. Teorik ve fikri plan açısından meseleye bakacak olursak görülen şudur: Kapatılan sadece tekkelerin binaları olmuştur denebilir. Düşünce ve inanışın engellenemeyeceği açıktır. Bazı aksamalar olsa da, kültürde devamlılık esastır. Dolayısıyla tasavvufi düşünce ve tasavvuf kültürü belli ölçüde varlığını sürdürmüştür. Bu sanatla, yani müzikle, şiirle, romanla ve nihayet akademik çalışmalarla olmuştur.

40 40 Günümüzde mistisizm “yükselen değerler”den sayılmaktadır. Bundan dolayı olsa gerek, tarikat adı altındaki çeşitli merkezlere karşı yoğun bir ilgi gözlenmektedir. Ama ne yazık ki, bu yöneliş ve ilginin çoğunlukla bilgiden yoksun olduğu görülüyor. Oysa bugün gerek tercümelerden, gerekse akademik çevrelerce yapılmış araştırmalardan oluşan hatırı sayılır bir tasavvuf kitapları serisine sahip bulunuyoruz. Tasavvuf klasiklerinin çoğu dilimize kazandırılmıştır. Eskiye göre günümüzde bu alanda sağlıklı me’hazelere daha kolay ulaşma imkanına kavuşmuş durumdayız. (DEMİRCİ, Mehmet)

41 41 Kaynakça 1.Akyüz, Yahya:Türk Eğitim Tarihi,PegemA Yayıncılık,Ankara,Eylül Ergün, Mustafa: İnsan ve Eğitimi,Ocak Yayınları,Ankara,Şubat Ergün, Mustafa:Yunus Emre’de Tasavvuf ve Eğitim, Ocak Yayınları,Ankara, Akşin,Sina:Türkiye Tarihi 1, Cem Yayınevi,Şubat www.alevibektasi.org/tbaki.htm www.sevde.de/islam_Ans/T/46.htm 8.www.sevde.de/islam_Ans/B/bayramiye.htm 9.www.radikal.com.tr/2001/03/03/turkiye 10.www.akmb.gov.tr/turkce/books/ turkkong4-4/tk demirci.htm - 29k


"1 TEKKE EĞİTİMİ HAZIRLAYANLAR ELİF TARIM SAFİNAZ TUNCEL." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları