Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Ünite 1: Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar Hazırlayan: Yard. Doç. Dr. Zerrin Sungur DAVRANIŞ BİLİMLERİ-I.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Ünite 1: Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar Hazırlayan: Yard. Doç. Dr. Zerrin Sungur DAVRANIŞ BİLİMLERİ-I."— Sunum transkripti:

1 Ünite 1: Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar Hazırlayan: Yard. Doç. Dr. Zerrin Sungur DAVRANIŞ BİLİMLERİ-I

2 SOSYOLOJİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ Sosyolojinin gelişiminde dört faktör birlikte önemli rol oynamıştır: 1. Endüstri Devrimi 2. Amerikan ve Fransız devrimleri 3. Emperyalizm 4. Doğa bilimlerindeki gelişmeler

3 SOSYOLOJİNİN ÖNCÜLERİ İbni Haldun Henri de Saint Simon Karl Marx Auguste Comte

4 İBNİ HALDUN İbni Haldun, evrimci ve determinist bir düşünürdür. En önemli eseri olan “Mukaddime” aslında çok kapsamlı bir sosyal bilimler ansiklopedisine benzetilebilir. Ona göre iki türlü Ümran vardır: Bedevi Ümran: Bugünkü karşılığı köylülüktür. Kır ve göçebe kültürün özelliklerini taşır. Hadari Ümran: Yerleşiklik ve kentlilik anlamında kullanılmıştır. Ibni Haldun’a göre medeniyet bedevilerde değil, Hadarilerdedir ve Ümran’ın üç özelliği vardır: Doğallık: İnsan, doğası gereği tek başına yaşayamaz. İnsan topluluğu bu nedenle doğaldır. Organiklik: İnsan topluluğunun belirli bir şekilde gelişmesi zorunludur. İşlevsellik: Bireyler iyi yaptıkları işlerde uzmanlaşırlar.

5 İBNİ HALDUN İbni Haldun’un sosyolojik açıdan önemi, özellikle kır ve kentler arasında farklılaşma üzerinde durmasıdır. Ona göre, göçebe-köy toplulukları yerleşik-kentlerden önce ortaya çıkar ve burada yaşayanlar henüz daha güvenilir ve sağlamdır. Bunun temel nedeni kırda ailenin daha istikrarlı olmasıdır. Buna bağlı olarak da sosyal dayanışma daha yüksektir. Ayrıca büyüklere özellikle de kadınlara çok fazla değer verilir ve saygı duyulur. Ancak bedeviler aynı zamanda inançsız, isyankâr ve şiddet yanlısıdırlar. Hadarilerin yaşadıkları yerler yani kentler değişmeyi temsil eder; burada düşünceler derinleşebilir, bilgi artar ve düşünceler zenginleşir. Kent hayatı tüm bu kültürün gelişeceği en uygun ortamdır.

6 İBNİ HALDUN İbni Haldun’un Ümran ile bağlantılı diğer kavramı Asabiyedir. Ona göre Ümran tıpkı bir ağaca benzer. Ağacın gövdesi hadara/ kentlilik; özsuyu ise asabiyedir. Asabiye, herkesin aslına/asabiyesine bağlı olması demektir. Diğer bir deyimle, soyundan geldiklerine bağlılık göstermek ve onlarla dayanışma içine girmektir. Psikologlar buna “ortak bilinç” de derler. Sosyolojik açıdan ise, dayanışma duygusu, sosyal bağlılık/tesanüt, yakın akraba bağı anlamına gelir. Asabiyenin özellikleri kabile, aşiret veya topluluk üyeleri arasında kuvvetli bir birlik, güçlü bir dayanışma, yardımlaşma, doğadan gelen bir koruma duygusu, bilinci ve inancının kuvvetli olmasıdır. Asabiye aynı zamanda davranış anlamına da gelir. Güçlü ortak düşünce ve güçlü davranış birliğine dayanır. Bedeviler arasında asabiye daha güçlüdür. Ancak bedeviler modernleşip yerleşikliğe geçtikçe soy asabiyesi güçsüzleşirler. Bu nedenle İbni Haldun’un görüşlerinde sadece ekonomik değil, manevi bir motif, metafizik bir değerlendirme de söz konusudur.

7 HENRI DE SAINT SIMON Toplum bilimin aynı doğa bilimlerinde olduğu gibi benzer temeller üzerinde inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur. St. Simon, arkadaşı olan A.Comte’u büyük ölçüde etkilemiştir. Ayrıca 19. yy. boyunca tüm Avrupa’da etkili olmuştur, denilebilir. St. Simon “sanayileşme” kavramını ortaya atarak sosyal gelişme ve farklılaşma konularında yazarak Comte ve Spencer’e iyi bir başlangıç sağlamıştır. Tarihte sınıfların rolü hakkında yazarak ve refahın yaratılmasında emekçiler ve onları sömürenler üzerine düşüncelerini ifade ederek sınıf mücadelesi konusunda K. Marx’ın daha keskin ve ayrıntılı bir doktrin oluşturmasına yol açmıştır. Kuram ve uygulamada temel sosyal değerlerin özellikle de dinsel olanların üzerinde durarak bunların toplum açısından sonuçlarını incelemiştir. Bu konu daha sonra Durkheim sosyolojisinin en önemli katkısı olarak değerlendirilmiştir. St. Simon, istikrarlı ve istikrarsız yapılar arasındaki farklara işaret ederek sosyolojik işlevselcilik ve değişken sosyal yapılar düşüncesinin ilk habercisi olmuştur.

8 AUGUSTE COMTE A. Comte, Fransız devrimi ve Aydınlanma düşüncesine tepki olarak geliştirdiği düşünceleriyle tanınan sosyolojinin isim babası Fransız sosyologudur. “Var olup olmadığını sorgulamaksızın, bilginin amacını, deneyimlenen/yaşanan olguların betimlenmesine dayandıran felsefi düşünce sistemi” olarak basitçe tanımlayabileceğimiz Pozitivizmin kurucusudur. Comte’un düşüncelerini “sosyal dinamik” ve “sosyal statik” olarak iki bölüm hâlinde incelemek mümkündür. Sosyal statik, düzenli ve istikrarlı sosyal ilişkiler ve toplumsal yapıdır. Sosyal dinamik ise, sosyal değişme demektir ve en iyi ifadesini Üç Hâl Yasasında bulur. Tüm insan düşüncesinin, bireysel veya tarihsel kültürel olsun üç adımlı yasayı izlediğini savunur. Bunlar: Teolojik hâl/dönem: Bu dönem de kendi içinde doğacılık (animizm), tek ve çok tanrıcılık olarak üçe ayrılmaktadır. Teolojik döneme hayalî dönem de denilmektedir. Metafizik hâl/dönem: Soyut hâl de denilmektedir. Soyut cisimlerle ilgilenme anlamında kullanılmaktadır. Pozitif hâl/dönem: Değişkenler arasında gözlenebilen ilişkilere dayanır. Kesin ve yasalara bağlı bilgi demektir. Bu dönem bilimsel dönem olarak da anılır

9 KARL MARX Marx’ın felsefesi “Diyalektik Materyalizm” (Dialectical Materialism) olarak anılırken; sosyolojisine “Tarihsel Maddecilik” (Historical Materialism) denilir. Marx, Hegel’in baş aşağı durduğunu iddia ettiği diyalektik anlayışını yerine oturtmuştur. Çünkü, üç aşamalı tez, antitez ve sentez şeklindeki ilerlemede Hegel tez olarak manevi bir varlık olan Geist’i (tanrıyı) görürken, Marx tez olarak temele ekonomiyi koymuştur. Marx’ın iddiasına göre, “üretim ilişkileri” (işçi-işveren v.b.) ve “üretim biçimi” (kapitalist, sosyalist v.b) olarak her toplumun ekonomik sistemi, o toplum için en önemli ve tek olgudur. Refahın üretildiği ve dağıtıldığı düzenleme “alt yapı”yı (infra structure) oluşturur ve diğer sosyal ve kültürel düzenlemeleri belirler. Aile, din, siyaset, ekonomi, hukuk ve hatta sanatsal beğenilerin tümü “üst yapı”yı (super structure) oluşturur ve ekonomik alt yapının üst yapı üzerindeki etkilerini yansıtırlar. Geniş anlamda bunların nihai rolü, toplumun temel parametresi olan üretim biçimini korumak ve desteklemektir. Ona göre emek (man), makine/teknoloji (machine) ve para (money) üç belirleyicidir. İngilizce karşılıkları M harfi ile başladığı için bunlara “3M” der, onlar her şeyin temelidir ve alt- yapıyı oluştururlar.

10 KARL MARX Marx hem evrimci hem de ekonomik determinizmi savunan bir düşünürdür. Evrimciliği toplumların belirli aşamalardan geçeceği, önce “ilkel komünal”, “feodal”, “kapitalist” ve “sosyalist” toplum aşamalarının birbirini izleyeceği ve sonuçta sınıfsız topluma ulaşılacağını savunmasından kaynaklanır. Marx’a göre, modern toplumda amaçları ve çıkarları açısından her iki sınıf (özel mülkiyete sahip güçlü burjuvazi ve güçsüz proletarya) doğasından uyuşmaz ve zıttır. Üretim aracına sahip olarak burjuvazi, ekonomik yatırımlarından elde ettiği kârı en fazlaya çıkarmak; proletarya da emeğinin karşılığını en fazla almak isteyecektir.

11 SOSYOLOJİNİN KURUCULARı

12 EMILE DURKHEIM Modern akademik bir bilim olarak sosyoloji Durkheim’in çalışmalarıyla başlamıştır. Durkheim, sosyolojinin isim babası A. Comte’un düşüncelerinin büyük bir kısmını onaylamaz. Ancak, sosyolojinin yöntem ve ilkelerini yeniden tanımlarken A. Comte gibi doğa bilimleriyle devamlılık içinde nesnel, rasyonel ve olaylar arasında nedensellik ilişkisi (causality) arayan bir sosyal bilim anlayışı oluşturur. İntihar isimli çalışmasında sosyolojinin biyoloji ve psikolojiye indirgenemeyeceğini göstermek için intihar istatistiklerini mezhepler, yaş, eğitim, medeni durum ya da çocuk sahip olup olmama gibi koşullar açısından karşılaştırır. Örneğin intiharın bireysel bir olay olmadığını Katoliklerde Protestanlardan daha fazla intihar olmasıyla göstermeye çalışır. Aslında Durkheim üç tür intihar arasında ayrım yapmıştır: Egoist İntihar: Bireysel nedenlerle intihardır. Toplumsal bağların gevşek olduğu ve bireyin kendini yalnız hissettiği durumlarda ortaya çıkar. Alturistik/ Elcil İntihar: Japon pilotların kamikaze/ intihar dalışları veya toplum için kendini feda eden eylemciler gibi. Sosyal bağların çok sıkı olduğu toplumlarda daha çok görülür. Anomik İntihar: Toplumda dayanışmanın çözülmesine bağlı olarak her yıl belirli sayıda insanın intihar etmesidir. Anomi kuralsızlık demektir.

13 EMILE DURKHEIM Durkheim’e göre toplumların evrimine bakıldığında iki tür dayanışma olduğu anlaşılır: Mekanik dayanışma: Geleneksel topluluklarda benzerliklere dayalı olarak ortaya çıkan dayanışmadır. Organik dayanışma: Modern toplumlarda iş bölümü sonucunda farklılaşmaya bağlı olarak ortaya çıkar. Durkheim, nedensel açıklamalarını iş bölümü konusunda da yapar. Modern toplumda iş bölümü ve dolayısıyla organik dayanışmanın sebebi nüfus artışıdır. Kırın aksine kentlerde nüfus artmakta ve herkes farklı alanlarda uzmanlaşmaktadır. Artık insanlar ekmeklerini kendileri yapmadıkları için fırıncılara, giysilerini diktirmek için terzilere ihtiyaç duyar hale gelirler. Buradan da Durkheim’in işlevselci görüşlerine gelmek mümkündür. İş bölümü ve organik dayanışmanın hep toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak ortaya çıktığını savunduğu için onun görüşlerinin işlevselci olduğu söylenir.

14 MAX WEBER Max Weber, Alman bir iktisatçı düşünürdür. O da Durkheim gibi Marx’a karşı bir konumda saf tutmuştur. Onun Almanya’da Bismark döneminde güçlü bir ulusal devlet kurulana kadar toplumda yaşanan çalkantılar üzerinde yaptığı gözlemler ve tarihsel çalışmalar, kültüre önem vermesine yol açmıştır. Toplumdaki çatışmayı reddetmemiş ancak çatışmayı ekonomi yerine din gibi kültürel farklılıklara bağlamıştır. Aslında Weber’in bürokrasi ve otorite arasında kurduğu bağlantı önemlidir. Onun güç (power) ve otorite (authority) arasında ayrım yaptığı bilinmektedir. Weber’e göre güç, “direnmelere rağmen birinin diğerlerine dediklerini yaptırabilmesidir ve bunun kaynağı önemli değildir.” Buradan hareketle, meşru olan güce de otorite denilir.

15 MAX WEBER Weber’e göre üç tip otorite arasında ayrım yapmak gerekir: Yasal/ussal otorite: Bu tip otorite, kaynağını yasalardan alır. Geleneksel otorite: Toplumdaki gelenek ve göreneklere dayanır. Büyüklerin, erkeklerin, yaşlıların dedikleri yapılır. Karizmatik otorite: Olağanüstü koşullarda bazen kişilere bazı üstün özellikler atfedilir. Kişinin gerçekte bu özellikleri taşıyıp taşımaması önemli değildir. Genelde başlangıçtaki karizmatik otorite, giderek geleneksel veya ussal otoriteye dönüşebilir. Weber üç tip otoriteye karşı iki tip bürokrasi sınıflar: Yasal bürokrasi: Bu tür bürokrasi en ussal yönetim biçimidir. Geleneksel bürokrasi: Geleneksel aile ve hemşerilik dayanışması içinde yönetim anlayışıdır.

16 MAX WEBER Weber ayrıca Eylem Kuramcısı olarak anılmasına yol açan üç tip eylem sınıflaması da yapmıştır: Amaca yönelik ussal eylem, Değere yönelik ussal eylem, Duygusal eylem. Amaca ve değere yönelik ussal eylemin her ikisinin de rasyonalitesi vardır. Ancak ilkinde hukuk kuralları ve yasalar gereği eylemde bulunulurken, diğerinde değerler rol oynar. Örneğin, Hint kültüründe kadınlar ölen kocaları ile birlikte yakılırlar veya kaptanlar batan gemilerini en son terk ederler. Başka bir örnek de aristokratların düelloda onurları yüzünden ölmeyi göze almasıdır.

17 SOSYOLOJİDE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR Sembolik Etkileşimci Yaklaşım Bu yaklaşımın 18 yy. İngiliz ahlak felsefecilerine kadar izlerinin sürülebildiği ve William James ( ) ve John Duvey ( ) gibi 20. yüzyıl eğitimci ve psikologları tarafından geliştirildiği belirtilmelidir. Bu yaklaşımı sosyolojiye taşıyan en önemli savunucuların başında George Herbert Mead ( ) ve onun öğrencisi Herbert Blumer gelmektedir. Ayrıca Charles Horton Cooley ( ) ve William Thomas ( ) da bulunmaktadır. Sembolik Etkileşimin Pragmatizme dayanan üç temel ilkesi şunlardır: İnsanlar kendileri tarafından anlam/önem atfedilen (yüklenilen) davranışlarda bulunurlar. İnsanların davranışları toplumdaki diğer insanlarla giriştikleri sosyal etkileşimden kaynaklanır. İnsanlar karşılaştıkları durumları yorumlarlar ve ulaştıkları sonuca bağlı olarak da davranışlarını değiştirirler.

18 İŞLEVSELCI / FONKSİYONALİST YAKLAŞıM Genel olarak sosyolojide modernist çerçevede en yaygın olarak kullanılan makro yaklaşım “Yapısal İşlevselcilik” olarak da anılan yaklaşımdır. Bu yaklaşım toplumu birbiri ile ilişkili parçaların görev yaptığı bir sistem olarak görür. Örneğin, Amerikalı ünlü sosyolog T. Parsons toplumun “koruyucu”, “bütünleştirici”, “yönlendirici” ve “uygulayıcı” alt sistemlerden oluştuğunu savunur. Aile kurum olarak koruyucu bir alt sistem iken, din toplumun bütünlüğünü sağlayan, siyasal kurumlar yönlendiren, ekonomik kurumlar da uygulayıcı konumundadır. İşlevselciğin tarihsel olarak kökeni, sosyolojinin kurucularından Auguste Comte ve onun pozitivist felsefesine kadar uzanır. İşlevselci Yaklaşım epistemolojik olarak bilginin kaynağını deneyde gören ampirizmden ve sosyal dünyanın da fizik dünya gibi dıştan göründüğü gibi doğrudan inceleneceğini savunan pozitivizmden temel alır.

19 İŞLEVSELCİ / FONKSİYONALİST YAKLAŞıM İşlevselci Yaklaşımın önemli isimlerinden biri de R. Merton’dur. O, organik benzetmeler üzerinde fazla durmaz ve onun yerine işlevler ve çeşitleri üzerinde çalışır. Merton, işlevselliği toplumun dengede kalmasına hizmet etme koşuluna bağlar. Sistemin dengede bulunmasına hizmet etmeyen işlevler de bulunduğunu belirleyen Merton, bunlara “işlevsel olmayan” (dysfunctions) sonuçlar adını verir. Öte yandan gizil/latent ve açık/manifest işlevler arasında da ayrım yapar. İşlevselcilere göre insanlar sosyal denilen ortak yaşamı olanaklı kılan zekâya sahip olan amaç yönelimli varlıklardır. Ayrıca bu görüş, insanların bazı ortak inanç ve değerleri de paylaştığını kabul eder. Örgütlü toplumsal yaşamı olanaklı kılan birlik ve dayanışma duygusunun kaynağı da budur. İşlevselcilikte insanlardan bağımsız, bir sistem olarak toplumun, uzun süreli devamlılığı esastır. Bu yüzden iyi inşa edilmiş evlilik ve aile gibi her toplumda bulunan sosyal kurumlar önemsenir. Çünkü, insanlar yaşasınlar veya ölsünler toplumların devamlılığını bu kurumlar sağlayacaktır.

20 ÇATıŞMACı YAKLAŞıM Çatışmacı Yaklaşım da modernist kuramlara ve daha çok makro düzeyde yapısal analizlere dayanır. Sosyal bilimlerde çatışmacı yaklaşım ve kuramlar, toplumdaki gruplar ve sınıflar arasındaki sosyal, siyasi ve maddi eşitsizlikler üzerine vurgu yaparak mevcut sosyo-politik sistemi eleştirirler. Çatışmacılar, özellikle sınıflar arasındaki güç mücadelesi ve birbirine tarihsel olarak karşıt olan hâkim ideolojiler üzerinde dururlar. Ralf Dahrendorf çatışmanın “otorite” içeren her ilişkide söz konusu olabileceğini savunur. Meşru olan güç (power) olarak tanımlanan otorite (Weber,1964) toplumun her kesiminde, ister küçük bir grup ister bir organizasyon ya da geniş toplum olsun her düzeyde bulunur. Otorite konumunda bulunanların diğerlerinde kendisine uymayı beklemesine karşılık diğerleri buna direnirler. Aynı şekilde Lewis Coser da Marx’tan farklı olarak, çatışmanın aralarında yakın ilişki bulunan herkes için söz konusu olduğunu savunur. Çünkü birbirleriyle yakın ilişki içinde olanlar arasında sorumluluk, güç ve ödüllerin paylaşımı sırasında ortaya çıkabilecek her türlü değişiklik diğerlerinde hayal kırıklığı yaratabilir.

21 ÇATıŞMACı YAKLAŞıM Sosyolog G. Lenski (1966)’ye göre, bir toplumda varlığı kabul edilen alt grupları birbirinden ayıran her özellik, Marx tarafından betimlenen sınıf çatışmalarına temel oluşturma potansiyeline sahiptir. Örneğin, yaş ve cinsiyet, mülkiyet ve otorite hatlarını çaprazlamasına keser ve nüfusu toplumsal eşitsizlik olarak değerlendirilen gruplara böler. Sonuç olarak Çatışmacı Yaklaşım makro düzeyde ve çoğu zaman tarihsel karşılaştırmalar yaparak incelemelerde bulunur. Problem edindikleri konuların başında sınıf mücadelesi ve güçlü sınıfların işsizliğe ve evsizliğe nasıl baktığı gelir. Örneğin, Amerika’da Afrika kökenlilerin neden daha fazla işsiz olduğunu sorgular, hükümet politikalarını eleştirirler. Günümüzdeki çatışmacı sosyologlar arasında en önemlileri R. Collins, R. Dahrendorf, G. Lenski, Eitzen ve Baca Zinn, Eric Olin Wright’tır.

22 SOSYOLOJİYE ELEŞTİREL BAKAN YAKLAŞIMLAR Feminizm Farklılıklarına rağmen, genel hatlarıyla Feminist kuramlar ortak bazı özelliklere de sahiptirler: Feminizm genel anlamda sosyolojiye eleştirel bakar. Sosyolojinin toplumsal yaşam hakkında yanlı/tarafgil görüşlere sahip olduğunu savunur. Klasik anadamar sosyolojinin aslında erkek egemen görüşlere sahip olduğunu iddia eder. Burada esas sorgulanmak istenen sosyolojinin değerlerden arınmış bir bilim olup olmadığıdır. İkinci olarak Feminizm hem İşlevselcilerin hem de Çatışmacıların görüşlerine eleştirel bakar. Bu eleştirinin altında tek fakat önemli bir neden yatar ki o da erkek egemenliği demek olan “ataerkillik”tir. Tüm Feminist kuramlar aileyi ataerkil bir kurum olarak görürler, bu konuda aralarında oldukça önemsiz farklar bulunur. Aileyi ataerkil olarak görmek ise oldukça kapsamlıdır. Örneğin, Feministler, İşlevselcileri ailenin tüm üyelerine sağladığı olanakların ya da çıkarların eşit olduğunu iddia ettikleri için eleştirirler. Onlara göre bu yaklaşım toplumsal cinsiyet farklılıklarını görmezden gelmektedir.

23 FEMİNİZM Feministler ayrıca İşlevselci Yaklaşımın toplumsal cinsiyet (gender) farklarına ilişkin görüşlerinde çelişki ve belirsizlik olduğunu iddia ederler. İşlevselcilerin toplumsal cinsiyet rollerini doğal ve değişmez olarak görmelerini sorgularlar. Feministler, Marksist aile görüşlerini de toplumsal cinsiyete kapalı ya da görmezden gelen tutumları yüzünden eleştirirler. Marksistler sadece bir sınıfın diğer sınıf üzerindeki güç mücadelesini sorun edinerek sermaye ve emek üzerinde odaklanarak toplumsal cinsiyeti ihmal ederler. Feministlere göre aile sadece kapitalizmin ihtiyacı olan emeği üreterek onu destekleyen birim olmanın ötesinde ataerkilliği de yeniden üreten birimdir.

24 FARKLı FEMİNİST YAKLAŞıMLAR Feminist Yaklaşım içinde en önemlileri Marksist, Radikal, Liberal ve Sosyalist Feminizmdir. Marksist Feminizm: Adından da anlaşılacağı üzere bu kuram hem Feminist hem de Marksist görüşlerin bir karışımıdır. Feministler erkek egemenliğinin kapitalizmin bir sonucu veya özel mülkiyeti koruyan kapitalizmin yol açtığı bir durum olarak görseler de bu konu son derece tartışmalıdır. Radikal Feminizm: Radikal Feministler ataerkilliği kültürün bir sonucu olarak görürler. Ataerkil ideoloji, kadını ikincil ve zayıf cins olarak görerek ev işi ve çocuk yetiştirme rolüne indirger. Ataerkillik farklı toplumsal yapılarda kültürel değerler ve inançların bir sonucu olarak görülebilir. Liberal Feminizm: Liberal Feminizmin iki temel savından biri “erkekle eşitlik” diğeri ise, “kadının özgürlüğü” dür. Onlar için kamusal alanda çalışmak çok önemlidir. Çalışma yaşamında eşitlik, aile yaşamında eşitlik ve son olarak sosyal hayatta eşitlik sağlanmalıdır. Aile içindeki geleneksel iş bölümü kadının çalışmasının en büyük engelidir. Kapitalizmin gelişmesi ve yeterli istihdam olanağının sağlanması ile aile dönüşüme uğrayacaktır. Onlar sosyalist ve radikal feministlerin aileyi köklü biçimde dönüştürme taleplerine eleştirel bakarlar.

25 FARKLı FEMİNİST YAKLAŞıMLAR Sosyalist Feminizm: Kamusal ve özel alan kavramlarını özellikle vurgulayan sosyalist Feministler, radikal Feministlerden farklı olarak ataerkillik yerine kapitalizm vurgusuyla dikkat çekerler. Onlara göre kapitalizm kadını “özel” erkeği de “kamusal alana” yerleştirmiştir. Kapitalizm, kadını özgürleştiriyor gibi görünürken aslında bunun tam aksini yaptığı için, kadının özgürleşmesi ve kurtuluşu ancak sosyalizm ile mümkündür. Ailenin yıkılması ancak sosyalist bir toplumda gerçekleşebilir. Üretimin toplumsallaşması, ailedeki yeniden üretime gereksinim bırakmayacak ve ailenin önemi azalacaktır.

26 POST-MODERNİZM Genel olarak sosyal bilimlerde özel olarak sosyolojide bugün en büyük eleştiri post- modernizmden gelmektedir. Post-yapısalcılık ile oldukça yakın eleştiriler getirmeleri ise, her ikisi arasında büyük benzerlikler olmasından kaynaklanır. Çoğu zaman da birbirleri yerine kullanılırlar. Kelime olarak anlamı ise, modernizmin ve yapısalcılığın sonu demektir. Post-modern eleştiriler psikoloji ve iktisat dışındaki alanlarda; örneğin, başta sosyoloji, coğrafya, hukuk, şehir planlama olmak üzere bazı alanlarda daha fazla etkili olmuştur. Post-modernistler, sosyal bilimler ile doğa bilimleri, sanat ve edebiyat arasında bilimsel olan ve olmayan arasında bir fark gözetmezler. Onlar her türden katı sınırlamalar getirilmesine karşıdırlar bu bağlamda akademik disiplinler arasındaki ayrımı da reddederler. Günümüzde özellikle mimaride, edebiyat ve sanatta, resim, müzik ve fotoğrafçılık alanında oldukça etkilidirler. Disiplinler arası çalışmaları değerli bulurlar. Ancak teknik, pratik ve verimli olandan çok, görünüş ve estetik her zaman ön plandadır. Kışkırtıcı söylemi, akademik ve ciddi olanlardan daha çok kullanırlar. Her alanı bir metin olarak görür ve onu bir çerçeveye oturtarak anlamaya çalışırlar. Hiçbir şeyi kabul veya reddetmezler. Bunun yerine belirsizliği tercih ederler.

27 POST-MODERNİZM Post-modern görüş sahipleri de araştırmalar yaparlar. Post-modernist bir araştırmanın genelde paylaşılan özellikleri olarak bazı saptamalarda bulunmak mümkündür : Tüm ideolojilerin, örgütlü inanç sistemlerini, tüm toplumsal kuramlar da dâhil olmak üzere hepsini reddederek işe başlamak, Kişisel deneyimlere, duygulara ve imgelemlere, sezgilere çok güvenmek, Anlamsızlık ve kötümserlik duygusu taşıyarak, dünyanın hiç ilerlemeyeceğine ve düzelmeyeceğine kuvvetle inanmak, Aşırı öznellik, dış dünya ile akıl arasında hiçbir ayrım yapmamak, Aşırı görececilik/ relativizm, birbirine üstün olmayan sonsuz sayıda yorumlar yapmak, Farklılık, kaos ve karmaşıklığı benimsemek, sürekli değişmeyi kabul etmek, Şimdi ve burada olanın önemsenmesine bağlı olarak, geçmişi ve farklı yerlerle ilgili çalışmaları küçümsemek ve reddetmek, Yaşamın çok karmaşık olmasına bağlı olarak nedensel ilişkilerin kurulamayacağını kabul etmek; Modernizm ve Aydınlanmayı reddetmek, Araştırmanın hiçbir zaman gerçek dünyada olup biteni yansıtamayacağını iddia etmek. Toplumun bilimi olmayacağına ve sosyal bilimlerin kökten dönüşümü fikrine inanmak, Yüzeydeki görüntüler yerine gizli yapıları ortaya çıkarmak, Post-modern araştırma raporu bir sanatsal çalışmadır. Bu nedenle tiyatro gibi, dramatik sunumlar, oyun, film, kaset üretmek.

28 POST-MODERNİZM Sosyolojiyi eleştiren post-modernizmin kendisi de büyük eleştiriler alır. Bunlar kısaca şöyle özetlenebilir: Modernizmin yarattığı hayal kırıklığından beslenen kötümser bir görüş olması en fazla eleştirilir. Ekonomik sıkıntı içindeki bilim insanlarının kendi iç değişimlerini de bir ölçüde yansıttığı; işsiz ve umutsuzların görüşü olduğu ileri sürülür. İyimserliğin, umutların boşa çıkmasının gerginliği içindeki bilim insanlarının bir kurgusu olarak görülür. Tüm yenilik iddialarına rağmen önceki birçok düşünceden örneğin Nihilizm, Fenomenoloji, Fransız Yapısalcılığı, Romantizm, Marksizm, Kritisizm ve Varoluşçuluk, Ethnometodoloji ve Hermeneutik’ ten derin izler taşır. Yapısöküm konusundaki ısrarları ile sosyolojiye meydan okurlar. Oysa sosyoloji anlamsızlaştırma ya da bozuma uğratma yerine olgu ya da eylemi anlama ve yorumlama peşinde bir bilimdir. Hakikat, akıl ve ahlaki evrensellerin reddi konusunda Nietzsche ve Heidegger vurgusu onları zayıflatır. En önemli savunucusu Fransız Jacques Derrida bile artık fazla anlam ifade etmez hale gelmeye başlamıştır. Birçok zaman çelişki içindedirler. Metinlerarasılık, aynı konu ve kavramların birçok yerde kullanılması yüzünden özgünlük olamayacağını kabul etmek demektir. Bu durum bile bir neden sonuç ilişkisi olduğu kadar devamlılık ya da bütünlük işaretidir. Oysa onlar bütün yerine parçayı önemserler. * Sadece bugün ve burada olan ile ilgilenmesi, her şeyin göreceli olduğunu kabul etmesi, genellemeleri reddetmesi sosyologların bazılarına cazip gelse de önemli çoğunluğuna son derece sınırlama getirici bir görüş gibi görünmektedir. Son bir nokta ise, Modernizmin sonunun gelmeyip daha ileri bir aşamaya geçildiği yönündedir. Örneğin A. Giddens modernitenin bu aşamasını ileri veya geç- modernite olarak anar.


"Ünite 1: Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar Hazırlayan: Yard. Doç. Dr. Zerrin Sungur DAVRANIŞ BİLİMLERİ-I." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları