Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

● Okul, aile, toplum (sokak) ve medyanın “insan” üzerindeki etkileri günümüzde daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. Bunların insanımızı “doğru eğittiğini”

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "● Okul, aile, toplum (sokak) ve medyanın “insan” üzerindeki etkileri günümüzde daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. Bunların insanımızı “doğru eğittiğini”"— Sunum transkripti:

1

2 ● Okul, aile, toplum (sokak) ve medyanın “insan” üzerindeki etkileri günümüzde daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. Bunların insanımızı “doğru eğittiğini” (yarınlara hazırladığını) söyleyebilmek mümkün değildir. ● Türkiye’de “okul eğitimi” ortalaması yaklaşık dört yıldır. Bir başka ifade ile İlkokul mezunu bile değiliz. Bununla beraber günde ortalama 5 saat televizyon seyrediyoruz. Hem de ne programlar(!)... ● Teknoloji üretiminde dünya sıralamasının altlarında olmamıza rağmen, herkesin elinde (çoğunluk için hiçbir katma değer üretmeyen, sadece tüketen) cep telefonu var. ● Nüfusunun yarıdan fazlası genç olan bir ülkede yaşıyoruz. Bu gençliği eğitebilirsek geleceğimiz kurtulacak; aksi halde, elimizde patlamaya hazır bomba olarak kalacak…

3

4 ABD’de üniversite var ki BİLİM ELİTİ üretiyor ve dünyanın hiçbir ülkesi onların ürettiklerine yetişemiyor. Üniversite öncesi eğitim ise dökülüyor. Diğer üniversitelerin çoğunluğu vasat. Avrupa’nın kendi BİLİM ELİTLERİ, ABD ile yarışamıyor. Yani Avrupa, ABD kadar geleceğin bilgisini üretemiyor. Üniversitelerin çoğunluğu vasat. Herkesin normal işini iyi yapması yönünde başarılı eğitim veriliyor. ABD’de bir grup insanın üretimi, toplumun tüketimine yetiyor. Avrupa, becerikli insan yetiştiriyor. BİLİM ELİTİ yerine SAHTE AYDIN üretiyor. Bu sınıf da kapasitesi olmadığından üretemiyor. Üniversitelerin çoğunluğu vasatın altında. Üniversite öncesi eğitim tümden dökülüyor. Az gelişmiş ülkeler, hiç bir şey üretmiyor, sadece tüketiyor.

5 ● Elit milyon kişi bilgi /teknoloji üretiyor. ● Kalan nüfusun çoğunluğu kara cahil. Onlar üretilenin getirisini “pop ve top” peşinde koşarak tüketiyor. ● Elit sınıfı; bilgi ve teknoloji değil, ideoloji üretiyor; çoğunlukla birilerine uşaklık yapıyor. ● Kalan nüfus seyrediyor. Önüne konulanla yetiniyor. ● Elitleri ABD kadar olmasa da bilgi/ teknoloji üretmeye çalışıyor. ● Adil paylaşım için “Sosyal Devlet”, toplu kalkınma için “Herkesin Eğitimi” anlayışı gelişiyor.

6 İLERİDEKİ SAYFALARDA AYRINTIYA GİRİLECEKTİR.

7

8 Kapitalist kültür insanı; “düşünen bir hayvan” olarak tanımlar. (Kaynak: Darvin Teorisi) Materyalist kültür insanı; “üreten makine” olarak tanımlar. (Kaynak: Marksist Teori) İslam; insanı, “yaratılmışların en üstünü / şereflisi” olarak tanımlar. (Kaynak: Kur’an ve Sünnet) İnsanı tanımadan, kendi değer ölçülerimize göre tanımlamadan, kendi dinamiklerimize uygun eğitmeden, düzlüğe çıkamayız.

9 İnsan için; yemek, su, hava hayati değer taşır… İnsan, karşı cinse muhtaçtır… Evlilik bir ihtiyaçtır… İnsan, maddi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için “iş bulup” çalışmaya muhtaçtır… İnsan, inanmaya muhtaçtır. Dine inanmazsa, dinsizliğe inanır…

10 İnsan, kendine verilen sorumluluğun idrakinde olandır. O, nefsinin zaaflarını yenerek bunu başaracağını bilir… İnsan diğer insanlara güven verebilendir. O, ilişkilerinde doğru diyalog kurar. Diyalogun, değişimin ve gelişimin ön şartı olduğunu bilir… İnsan, doğru olduğuna inandığı bilgi ve fikirleri hayata geçirendir. Bunu yapmazsa, kişiliğinin zamanla zarar göreceğini bilendir… İnanan insan güçlüdür, öz güven sahibidir. O, ilkelerini hayata geçirmek için gayret gösterir; takdirin Allah’a ait olduğunu bilir… İnsanın kendine ve çevresine faydalı olabilmesinin yolu; eğitilmiş beyin ve eğitilmiş bedenden geçer. İnsan, eğitim almayı önemsemelidir... İnsan, hasetliğin toplum için bir virüs olduğunu bilendir. O, insanı sevmekten (en azından saygıdan) vazgeçmez… İnsan, inançları varsa insandır. Kendine ve topluma faydalı olma duygusu olmayanın hayvandan ne farkı var? O sadece yaşar ve ölür…

11 Nefsin olumsuz istekleri beden tarafından yerine getirilir. SONUÇ: İnsan hayvandan daha aşağı bir canlıya dönüşebilir. Ruhun olumlu istekleri beden tarafından yerine getirilir. SONUÇ: İnsan melekten daha yukarı dereceye çıkabilir. İnsanın bedeni karar verici değildir. Beden NEFİS veya RUH tarafından yönetilen bir araçtır.

12

13 ● ● Yüce Allah, yarattığı insanın “kurallı bir hayat” yaşayarak ahirete hazırlanmasını istemiştir. Bunun için de insanı (diğer hiçbir yaratığına vermediği) üstün değerlerle donatmıştır. ● ● Akıl bunlardan sadece biridir. Akıl, insanı diğer canlılardan üstün kılmakla beraber; “insan - yaratıcı; insan - insan ve insan - doğa” ilişkilerini tanzim etmekte yetersiz kalır. İnsan, “kuralsız akıla” bırakılamayacak kadar önemli bir canlıdır. ● ● İnsanı hayvanlardan ayıran özelliklerin başında; insanın günlük hayatında “insani değerlere bağlı” (din, ahlak ve hukuk kaynaklı değerlere bağlı) yaşaması gelir. Onun hakiki insan olmasının ölçüleri budur. Çizgi dışına çıkanların “hayvana benzetilmesi” bu sebepledir. Eğitilmiş insan, insandır… ● ● İnsanın “vücut yapısı” (genetik özellikleri) anne karnındaki döllenme ile başlar ve ölümüne kadar da değişmeden aynı kalır. İnsanın “ruh yapısı” ise; içinde bulunduğu çevrenin kültürüne, aldığı bilgiye, inanç sistemine bağlı olarak değişir. İnsan, nefse ve şeytana bırakılmamalı, eğitilmelidir.

14

15 ● ● İnsan; dik durur, oturur, yatar, yürür, koşar, zıplar, başını çevirir, belini her yönde eğer, dizlerini kırar, görür, koklar, duyar, tat alır, dokunarak hisseder, su üstünde yüzer, su altında belirli miktarda kalır, bilhassa el parmakları her hareketi yapar, vs…vs… ● ● İnsana ait özelliklerin bir kısmı diğer canlılarda da vardır. Ancak; hepsinin birden bulunduğu bir örnek yoktur. Bu sebeple insan vücudu diğer canlılardan daha üstündür. ● ● Akla şu soru gelebilir; kuş uçar, insan uçamaz; balık su içinde devamlı kalabilir, insan kalamaz vb. örneklerle insanın diğer canlılara göre zaafları sıralanabilir. Cevap verelim; insan eksik yönlerini “aklı”nı ve “bedeni”ni kullanarak giderir. Uçak yapar uçar, denizaltı yapar su altında kalır…

16

17 Eğitim; kişiyi aklı, duyguları ve davranışlarıyla bir bütün olarak ele alıp, ahlaki gelişimini sağlayan (planlı / programlı) çalışma sürecidir. Öğretim; insanın kendini, toplumu ve doğayı bilmesini / öğrenmesini sağlayan (planlı / programlı) çalışma sürecidir. Herkesin kuvvetli ve zayıf yanları vardır. “Talim ve Terbiye” kişinin zayıf yanlarını güçlendirir, üstün yanlarından “katma değer” üretir.

18 Kişinin; bedeni, ruhi, ahlaki ve ilmi gelişimini sağlamak; bunları doğru yapabilmek için “iç disiplin” kazanmak; bunun bilgi ve tecrübesine ulaşmak… ● ● Doğru düşünme / karar verme yeteneği kazanmak. ● ● Katma değer üreterek kendine ve insanlığa faydalı olmayı, doğadan doğru faydalanmayı temin edecek ahlaki olgunluğa ulaşmak. ● ● Doğru tavır, pozitif tutum ve inanç kazanmak. Kişinin; kendini, toplumu ve doğayı tanıyarak hayatında denge kurması; kendisi, çevresi ve doğayla barışık yaşamasını sağlayacak bilgi ve tecrübeye ulaşmak… ● ● Kendine ve çevredekilere faydalı olmak. ● ● Nefsinden ve toplumdan gelebilecek zararlardan korunma becerisi edinmek. ● ● Doğanın kanunlarını keşfedip, onu “koruyarak” faydalanmak, ondan “korunarak” yaşamak. Not: Bundan sonra “eğitim” sözcüğünü, her ikisini kapsayan anlamda kullanacağız.

19 Hayatımızın “insani bir amacı” varsa, insanız. O amaç ki; bizi eğitir, bize ürettirir ve bize paylaşmayı öğretir. İnsani bir amacı olmayanın “iç güdüleriyle hareket eden hayvandan” bir farkı kalmaz. O, insanlığa en vahşi hayvandan daha zararlı olabilir.

20 Üstlendiği görevi doğru yapan, yetkileri gerektiği gibi kullanan, sorumluluğunun bilincinde, her günü bir önceki güne göre gelişmiş, birey yetiştirmek… ● ● İrade ve özgüven sahibi “hür bireyler” yetiştirmek. Böyle bireylerden oluşmuş “uyumlu toplumu” oluşturmak. ● ● İnsana üretici bilgi ve beceriyi kazandırmak, eskimiş bilgilerin terk edilebilmesi için “sürekli eğitim” ihtiyacını hissettirmek. ● ● Piyasanın talep edeceği elemanı “hemen eğitecek” esnekliğe sahip olmak “kaliteli fikir” ve “kaliteli emek” üreterek bilim ve teknolojide gelişme sağlamak. ● ● Uluslararası rekabette kendine güvenecek nesil yetiştirmek.

21 “Eğitimin Gayesi” doğrultusunda; yapılması gereken faaliyetleri yapmak, yetki kullanmak ve sorumluluk taşımaktır. Görev tarifi ile belirlenen eğitim faaliyetinin yapılabilmesine imkan sağlayan hak ve gücü kullanmaktır. Görev ifasında ve yetki kullanımında; hukuki, ahlaki ve vicdani bilinçle hareket etmek ve bunların sonuçlarını kabullenmektir.

22 ● Eğitimde hedef tespit edilmeli ve hedeften sapılmamalı. ● Eğitim en kısa sürede, en ekonomik, en verimli yapılmalı. ● Eğitimde gereksiz bilgi yerine, bilimsel araştırma esas alınmalı…Kabiliyetler öne çıkarılmalı… ● Eğitimde usul (metodoloji) iyi tespit edilmeli. ● Eğitim sadece yerel / ulusal değil, evrensel değerleri de dikkate almalı. ● Eğitime uygun fiziki şartlar sağlanmalı. ● Eğitim kadrosu hedeflere uygun olmalı. ● Eğitimde kamuoyu talepleri dikkate alınmalı. ● Eğitimde mükafat ve ceza sistemi dengeli kullanılmalı. STRATEJİDE GAYE: Kişiyi (eğitim adına düşmanlık ve istismarcılık yapacaklardan) korumak; eğitim için gerekli dinamizmi geliştirerek, tekamülün önünü açmak; doğru hedeflere (en kısa ve ekonomik yoldan) ulaşmaktır.

23 ● Ezberci eğitimin kaldırılması. ● Bilginin verilmesi değil, nasıl edinileceğinin öğretilmesi, ● Bilginin nerelerde nasıl kullanılacağının öğretilmesi. ● Olayları “yorumlamak” ve “değerlendirmek” (analiz / sentez yapabilme) becerisinin verilmesi. ● Gelişmeyi önleyen “ölçme sistemleri”nin terk edilmesi. ● İlişkilerde öğrenciyi “köle görme” mantığının terk edilmesi. ● Esnek disiplin uygulamasının yapılması. ● Ergenlik çağı çocuğu üzerinde özel teknikler uygulanması. ● Çocuk üzerindeki etkisi dikkate alınarak, ailenin de eğitilmesi.

24 ● Toplum, her katmanın eğitilmesiyle refahının artacağına inandırılmalıdır… Ve her katmanın katılımı sağlanmalıdır. ● Toplum, değişik inançlara mensup bireylerden oluşur. Bu sebeple; eğitim, ideolojilere hizmetten arındırılmalıdır. Hangi inanca mensup olursa olsun, birey dışlanmamalı ve gerekli katma değerleri üretmeye sevk edilmelidir. ● Toplum, bireylerin sübjektif değerlerde “farklılaşmasından” objektif değerlerde “aynılaşmasından” kazanımlarının artacağına inandırılmalıdır. Birey, eğitim almaya teşvik edilmelidir. ● Toplum, milli ekonomiden eğitime daha çok payın ayrılması için ikna edilmelidir.

25

26

27 Zincirin görev yapabilmesi için tüm halkalar işlevini doğru yerine getirmelidir. Aksi halde, zincir o halkadan kopar ve işlevsiz kalır. EĞİTİM ZİNCİRİ HALKALARINI TEK TEK İNCELEYELİM.

28 ● ● Anne ve baba çocuk sahibi olmanın sevinci yanında, sorumluluk altına girdiklerinin bilincini taşımalıdır. Çocuğu sadece beslemek ve dış etkilerden korumak yetmez, hayatın bin bir sorununa hazırlıklı kılmak gerekir. Bir çocuğun eğitimi doğumuyla birlikte aile içinde başlatılmalıdır. ● ● Çocuğun kendisini değerli hissetmesi ve özgüven sahibi olması aile içi eğitimine bağlıdır. Ona söz hakkı tanınması (adam yerine konması) bu yoldaki en önemli adımdır. Ona küçük işler vermek ( bakkala gitmek, çöp dökmek, odasını toplamak vb.) sorumluluk duygusu kazandırır; hayata hazırlar. ● ● Bazıları: “Ben sıkıntı çektim, çocuğum sıkıntı çekmesin” diyerek, onun her isteğini yerine getirir; sınır koymazlar. Böyle büyüyen çocuklar; doyumsuz, saygısız ve sorumsuz olur. Kendisine bir iş verildiği zaman yapmaz, yapamaz; çünkü öz güveni ve tecrübesi yoktur. Büyüdüğü zaman, alışık olduğu üzere, yine başkalarından yardım bekler, kendisi gayret göstermez. Rantçı olur… Beleşçi olur…

29 ● ● Yanına gelen çocuğuna; “ayağımın altında dolaşma; işim var, git dersine çalış” diyen anne ile; çocuğuna “ben televizyona bakıyorum git yat” diyen babanın “eğitim adına” verdikleri ne ki? Aile, çocuğuna (onun anlayacağı bir şekilde açıklaması yapılmış) makul ve mantıklı sınırlar koyabilir (kurallı yaşamayı öğrenmenin ön şartı budur) ama despotluk yapamaz. ● ● Aileler, çocuklarını “okul” denilen dört duvar içine göndererek ve onlara hedef olarak “eğitilmeyi değil, diplomayı” göstererek “işlerinin bittiğini” sanıyorlar. Bir bakıma anne çocuğunun ayak altından çekilmesinden memnun; artık TV’de dizi seyredebilir, komşuya dedikoduya gidebilir… Baba ise; akşam eve iki ekmek getirmekle “görevimi yaptığım” diyor. Artık TV’de maç seyredebilir(!).. ● ● Böyle bir ailede pozitif anlamda “aile içi eğitim”den bahsetmek mümkün mü? Bugün yetişkin (ama sorunlu) insanların negatif davranışlarından ailesinin hiç mi sucu yok?

30 ● ● Çocuklar küçük yaşlarından itibaren (maalesef) “şiddet”le tanışıyor. Evde anne babadan veya kardeşten dayak yiyor, okulda öğretmeninden dayak yiyor, herhangi bir toplumsal olayda polisten dayak yiyor, askerde komutandan dayak yiyor, evlenince kocadan dayak yiyor… ● ● Bu dayak olayı bu millete yakışmıyor. Bunu hayatımızdan kazıyıp atmak zorundayız. Bu konuda en önemli görev aileye (bilhassa anneye) düşüyor. Çünkü; doğumundan itibaren çocuğuyla en çok birlikte olacak olan odur. Annenin eğitimli olup olması bu açıdan çok önemlidir. ● ● Çocuğunu, öğrencisini, emrindeki askeri, çalıştırdığı işçiyi dayakla terbiye edebileceğini zannedenler hep aldanmıştır. Şiddet uygulamak “acizliğin” bir başka ifadesidir. Şiddet uygulamak kişiye fiziki üstünlük sağlıyor gibi görünse de sonuçta toplum kaybediyor…

31 ● ● Pek çok anne / baba yetişkin çocuklarından değişik gerekçelerle memnun değilken “nerede hata yaptığını” sorgulamıyor, bulacağı cevapla “yüzleşmeyi” göze almıyor… ● ● Çocuğunuza yapabileceğiniz en büyük iyilik, onu evin dışındaki kötülüklere / zorluklara karşı donanımlı hale getirmektir. O, dışarıda öyle pisliklerle karşılaşacak ki etkilenmemesi mümkün değildir. Bu etkinin miktarı; anne ve babanın çocuk eğitimine verdiği önemle orantılıdır. ● ● Müslüman anne / baba “çocuğumuzun her iki hayatı için gerekli alt yapıyı inşa etmek, bizim görevimizdir; bu onun bizim üzerimizdeki haklarındandır” demelidir. Bunun gereği olarak çocuğunun “iyi evlat, iyi vatandaş” olabilmesi için “iyi bir Müslüman olması” gerekliliğinden hareketle, onun ihtiyacı olan “bilgi ve terbiye”yi mutlaka vermelidir… Yarın geç olabilir…

32 ● ● Batıda başlatılan “Tek Dünyalı Hayat” felsefesi ve onun doğal uzantısı “modern eğitim(!)”; insanın hayatından Allah inancını çıkararak yerine “pozitivizm”i yeni bir din olarak koydu. İnsanın, duygu ve gönül boyutu boşalınca yerini; ihtiras, hırs, para, tüketim ve cinsel sapmalar aldı. Sonuçta, insan canavarlaştı… ● ● Sekülerizm(*) ve temsilcilerinin yanılgısı; aklı putlaştırmalarıdır. Akıl, kendi başına ahlak ve değer oluşturamaz. Bugün bireylerin ve toplumların bunalımdan bunalıma sürüklenmesinin temel sebebi budur… Biz bu hataya düşmeyelim. ● ● Bu noktada çocuklarımız için dinin önemi karşımıza çıkmaktadır. Her şeyden önce çocuklara sağlam bir “yaratıcı” fikri (Allah'a iman) temeli oluşturulmalıdır. Burada (çocuğun ve toplumun geleceği açısından) önce aileye sonra çevreye önemli görevler düşmektedir. (*) Sekülerizm için “LAİKLİK” konusuna bakılabilir.

33 Biz ailelerin geneli hakkında fikir yürüttük. Doğru yapanları takdir etmek boynumuzun borcudur. Ülkemizin sorunlarına baktığımızda “sorunun kaynağı”nın yine kendi insanımız olduğunu görürüz. Sebebi ise; insanımızın “toplumsal kalkınma yerine bireysel kalkınmayı” tercih etmesidir. Bir başka ifade ile “benden sonrası tufan…” inancı. Özetle; aileler, bugünün çocuklarının yarının yetişkini olacağını bilmelerine rağmen; onları, gerekli şekilde donatmıyor veya donatamıyor…

34 Sokak, yani evin dışındaki ortam (diğer insanlar, arkadaş, okul ve medya) ; büyümekte olan çocuğun ahlaki yapısı üzerinde ailenin etkisinden (çoğunlukla) daha baskın olur. Annem beni bakkala gönderiyor; evden çıktım. Karşı dairedeki amca elindeki sigara ile asansöre bindi; ne de kötü kokuyor. “günaydın” dedim; kaba bir sesle “günaydın” dedi… Yolda çocuklar kavga ediyorlar; biri yol kenarındaki ağaç fidanını kırıp diğerinin üzerine yürüdü. Birbirlerine söyledikleri sözlerin içinde “annenin…” sözcükleri var; bir şey anlamadım kime sorsam acaba?.. Yaya için yanan yeşil ışıkta karşıya geçerken aracın biri üzerime hızlıca geldi; kendimi zor kurtardım; demek ki araç sürerken ışıklara uymak gerekmiyor… Bakkal amca yine bayat ekmek verince geçen gün annemden işittiğim “azar” aklıma geldi. Değiştirmesini söyleyince “bunu kime satacağız?” dedi… Eve gelebildim… Annem mutfakta, açık bıraktığı televizyon bana kaldı. Anne! Televizyondaki kadınla adam yatakta ne yapıyor?

35 İnsan sosyal bir canlıdır; tek başına yapamaz. İnsan daha çocukken yalnızlığını “arkadaş” denilen diğer insanlarla giderir. Arkadaş seçiminde ailenin rolü ise çok azdır. “Arkadaşlar, elimde acayip CD’ler var; hazır bizim evde kimse yokken seyredelim”. “Ben gelemem, yarınki sınava hazırlanmam gerekir”. “Boş ver; (…) hoca toleranslıdır, kopya çekeriz olur biter. Geçen imtihanda sen çalıştın da ne oldu? Biz kopya çektik senden yüksek not aldık. Oğlum hayatta uyanık olacaksın”… “Haydi hep birlikte şu fıstıkların peşine takılalım, bakalım pas verecekler mi?”… “Şu ağaçtaki meyvelere bak, haydi koparalım”. “Olmaz, izinsiz alamayız”. “Boş versene göz hakkı var; hem biz koparmazsak bir başkası nasılsa koparacak; biz enayi miyiz?”… “Sorun değil parayı ben bulurum. Nasılsa bizim ihtiyarlara bir yalan bulurum”… “Niçin içmiyorsun, sen erkek değil misin?”… “Ne!.. Namaz mı kılacaksın? Hangi devirde yaşıyoruz kardeşim, yoksa sen yobaz mısın?”…vs…vs…

36 ● ● Bugün öğretmen dediğimiz kişilerin eski adı “muallim” bir ara da “hoca” idi. Eskiyi yaşayanlar dünkülerle bugünkülerin arasındaki farkın sadece isim farkı olmadığını bilirler. ● ● Eskiden toplum, muallim dediği kişilere “bilgili, imanlı, ahlaklı” gibi üstün değerler izafe ederken; bugünkü toplum öğretmeni sadece “kitabi bilgi aktaran (taşıyıcı), not veren (eleyici) ” kişi olarak görmektedir. Toplum, onun “model olması” beklentisi içinde de değil… ● ● Okul içindeki eğitim; kendisine teslim edilen çocukların bilgili, hamleci ve ahlaklı olmasını sağlamalıdır. Bunu okulda gerçekleştirecek olanlar öğretmenlerdir. Öğretmenin sınıfa girmek, kitabi bilgiler vermek, imtihan yapmaktan çok daha önemli görevleri vardır. O, her söz ve davranışıyla örnek olması gereken kişidir. O, geleceğin (iyinin - kötünün) mimarıdır. ● ● Öğretmenliği “hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum” diyenlerin “sıradan mesleği” olmaktan çıkarmak gerekir.

37 ● ● Bir öğrencinin tam gün eğitim yapılan okulda öğretmeni ile olan birlikteliği (uyku, oyun, ulaşım saatlerini çıkarırsak) ailesiyle olan birlikteliğinden fazladır. Okul işlevini doğru yaparsa, bundan kişi ve toplum kazançlı çıkar. ● ● Öğrencinin okula taşıdığı veya okul içinde kazandığı olumsuz davranışların düzeltilmesi gerekir. Öğrencisiyle sınıfta bile ilgilenmeyen öğretmen bunu nasıl başaracak? ● ● Dersin yarıdan çoğunu pencereden dışarı bakarak geçiren, başarılı birkaç öğrenciyle ilgilenip diğerlerini dışlayan, disiplin adına çocukları sindiren ve benzeri davranışlarla saat dolduran bir öğretmenin çocuklarımızı eğittiği söylenemez. ● ● Elbette bir insan olarak öğretmeninde çok çeşitli kişisel sorunları olabilir. Bunların en başında da ekonomik sorunlar gelir. Ailesinin eğitemediği onlarca “şımarık” çocukla aynı ortamı paylaşmanın zorlukları vardır… Ama öğretmenin görevi bir açıdan da bu değil mi? Yani; sorunlarını okul dışında tutarak çocukları yarınlara hazırlamak…

38 ● ● Türkiye’de “birileri” bir sürü ideolojik gerekçe ileri sürerek sahte korkular üretiyor ve yetkilerini hukuk dışına taşıyarak kendilerine hiç “dokunulamayan” alan oluşturuyor… ● ● Bir kısım bürokrat ile ülkeyi “yolsuzluklar cenneti” haline getirmiş küstah azınlık, karşılıklı paslaşarak ülkeyi “dikta rejim”e dönüştürmek istiyorlar. İstekleri gerçekleşirse “yönetim” hukuksuzluk ve hortumculuk üreten bir mekanizmaya dönüşecek… ● ● Başımıza musallat olmuş bu bir avuç insanın yaptıkları; kendilerini hangi sıfatlar arkasına gizlerse gizlesinler sırıtmaya başladı. Mızrakları (hukuk dışı davranışları) çuvala sığmıyor… Genç nesli yarınlara hazırlamakla yükümlü olan öğretmenler; “demokrasi”yi, “insan hakları”nı ve diğer “evrensel değerler”i beyinlere kazımalıdır. Çağdaşlaşmanın ve zenginleşmenin başka yolu yoktur…

39 FİZİK KURALI Bir ortamda enerji varsa bu enerji yok olmaz. Bu enerji ortamda muhafaza edilir veya bir başka ortama aktarılır veya enerji şekil değiştirir… Enerjinin “iş”e dönüşmesi bunlardan biridir. ÖRNEK Bir havuza taş atarsanız; taşın potansiyel enerjisi suda “işe dönüşür”, yani dalga oluşur. Dalga, havuzun duvarına geldiğinde enerjisini ona aktarır. Öğretmenler, öğrenci havuzuna “kalbinizi” atınız. Oluşan enerjinin öğrenci üzerindeki pozitif etkisini (yıllar sonra da olsa) ülke olarak göreceğiz. Sizin kazancınız, sadece bu dünya ile de sınırlı olmayacak… Daha geniş bilgi için “İNSAN ÖLÜR MÜ?” konusu içindeki “amel defteri” sayfasına bakılabilir.

40 Görevini doğru yapan öğretmenlerimizi şükranla anıyorum. Ailenin çocuk eğitimindeki yetersizliğinin doğurduğu boşluk, istenirse öğretmen tarafından doldurulabilir. Çevrenin çocuk üzerindeki olumsuz etkisi, öğretmenin örnek davranışlarıyla azaltılabilir.

41 ● ● Ahlaklı, öz güven sahibi, gerekli bilgiye ulaşmış yetişkin insan olmanın yolu; çocukken TALEBE OLABİLMEK (talep etmek) ile mümkündür. Genelde bugün bunun tam tersi olmaktadır. ● ● Öğrenciye sadece “üniversiteyi” hedef göstermek, onu kumarbaz yapıyor. Şöyle ki; adayın içinden sıyrılabilmek için yedi yıl sürecek zorlu ve sürekli bir çalışma gerekir. Bu bilinç öğrenciye verilmediğinden; o, bu çalışmayı yapmayıp son bir yılda yapacağı “dershane destekli” çalışmaya güveniyor. Bunun doğal sonucu olarak; öğrenmek için değil de sınıf geçmek adına okula gidip geliyor. Sınıf geçebilmek için de ya “uyanıklık” adına (kopya çekmek, özel ders adıyla rüşvet vermek, yakınlarının statüsünü kullanmak, “yağcılık” sayılan davranışlarda bulunmak gibi) her kötü yolu deniyor; ya da muhtemel imtihan sorularının konularına bakıyor… Yeter ki sınıfı geçsin. ● ● Kopya çekmenin emeksiz getirisi, hazırlıksız imtihana girmenin “belki tutar” beklentisi, birer kumarbaz tavrı değil mi?

42 ● Öğrenciyi üniversiteye hedeflemek onu “genel lise” parkurunda koşmaya mahkum “yarışçı” yaptı. Kimi koştu, kimi koşar gibi yapıp türbinlere selam yolladı… ● Bu öyle bir yarıştı ki; katılanların % 80 elenecek, belki % 5’i istediği fakülteye girebilecek… Sonu baştan belli bir yarış. ● Bazıları üniversiteye giriş imtihanını (istemediği bir bölüm de olsa) kazandı, mezun da oldu. Eline aldığı diplomanın “işsizlik sertifikası” olduğunu anladığında ise iş işten çoktan geçmişti… ● Üniversite imtihanını kazanamayanlar ise bir başka dram. Onlar; ailesi ve ülkesi için “potansiyel birer tüketici”dir. Çünkü onlar; on sekiz yaşında ve “test kutucuğu” doldurmaktan başka hiçbir becerileri olmayanlardır. Sistem içinde onları üretmeye yönlendirecek bir mekanizmada bulunmamaktadır… Maddi sorunlarpsikolojik sorunlaronları beklemektedir. ● Üniversite imtihanını kazanamayanlar ise bir başka dram. Onlar; ailesi ve ülkesi için “potansiyel birer tüketici”dir. Çünkü onlar; on sekiz yaşında ve “test kutucuğu” doldurmaktan başka hiçbir becerileri olmayanlardır. Sistem içinde onları üretmeye yönlendirecek bir mekanizmada bulunmamaktadır… Maddi sorunlar, psikolojik sorunlar vb. onları beklemektedir.

43 “Baba beni çağırmışsın”. “Oğlum imtihan soruların geldi. Hazırsan seni imtihan edeceğim”. “Hazırım baba”. Bir kamu kurumunda (Türkiye’de) Amerikalı profesörle birlikte çalışıyorduk. Bir gün birlikte otururken kapıdan içeri oğlu girdi: “Baba beni çağırmışsın”. “Oğlum imtihan soruların geldi. Hazırsan seni imtihan edeceğim”. “Hazırım baba”. “Karşı masaya otur ve soruları cevapla. İmtihan süren şu kadar”. Profesör baba çekmecesinden büyük bir zarf çıkardı ve açtı: “Karşı masaya otur ve soruları cevapla. İmtihan süren şu kadar”. Böyle bir olayla ilk defa karşılaşıyordum. Sonucunu merak ettiğim için bahanelerle birlikteliği uzattım. Babanın belirlediği zaman dolunca; oğlu evrakları verdi ve odadan çıktı. Baba, benden biraz zaman istedi ve evrakları tekrar büyükçe bir zarfa koydu. Zarfın ağzını itina ile kapattı ve üzerini yazdı. Müstahdemi çağırdı ve biraz da para vererek zarfı postaya vermesini istedi. “Ben yokken oğlunuzla birlikte soruları cevaplandırıp, yüksek not almasını sağlayabilirdiniz. Bunu niçin yapmadınız?” “Ben her zaman onun yanında olmayacağım. Oğlumun neyi bilip bilmediğini verdiği cevaplarla öğretmeni ölçecek, eksikliklerini giderecek. Ona NOT değil BİLGİ lazım”. Hayretler içindeydim, dayanamadım sordum: “Ben yokken oğlunuzla birlikte soruları cevaplandırıp, yüksek not almasını sağlayabilirdiniz. Bunu niçin yapmadınız?” Verdiği cevap hiç aklımdan çıkmıyor. “Ben her zaman onun yanında olmayacağım. Oğlumun neyi bilip bilmediğini verdiği cevaplarla öğretmeni ölçecek, eksikliklerini giderecek. Ona NOT değil BİLGİ lazım”. Mesai arkadaşım Murat Esin’nin anısı

44 Bir çocuğun yaptığı yanlış ve doğrularda; ailenin, çevrenin ve okulun etkisi büyüktür. Kendi çocuklarımızın gözlerine ve bir de batılı çocukların gözlerine baktığınızda; bizim çocuklarımızın gözlerindeki ışıltıyı görürsünüz. Malzeme iyi iken ürün niçin bozuk?

45 ● ● Tanzimat’la başlayıp günümüze kadar devam eden süreçte “devşirme kafalılar”; insanımızın Müslümanlıkla, Müslüman’ın İslam’la ilişkisini koparmak için elinden geleni yaptı. ● ● Onların tek derdi; Müslüman çocuklarını her ne suretle olursa olsun ideolojileri adına “eğitmek, biçimlendirmek” olmuştur. Adına Milli Eğitim denen bakanlığı da bu iş için kullandılar. İdeoloji adına yapılan totaliter eğitim; düşünemeyen, analiz yapamayan, araştırıcı özellikten yoksun “robot” kuşaklar üretti. ● ● Zaman zaman “Çocukların geleceğini karartıyorsunuz” diyenler olmuşsa da; sesleri hep “ideoloji adına” bastırıldı… ● ● Maksatlı eğitilmişin yeniden eğitilmesi çok zordur. Çünkü o, ön yargı ile diğer tüm fikirlere kapanır. Esas tehlike de budur. Halkının çoğunluğunun Müslüman olduğu bu ülkede İslam denildiğinde “okumuşların(!)” önemli bir kısmının “burun kıvırması” bunun bir sonucudur.

46 BİZDE DURUM NE? Mustafa Özel, 2002 … Ekonomimiz niçin döviz üretmiyor? Büyük sanayi şirketlerimiz her yıl ekonomiye ne kadar döviz kaybettiriyor? “Milli ürün” diye satın aldığımız markaların bileşiminde yerli katkı yüzde kaç? Bugüne kadar aldığımız borçları nerelerde, nasıl kullandık? Bu ve benzeri ciddi soruların cevabını arayacağımıza, hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, minicik kızlarımızı okul önlerinde polislere coplattırıyoruz. Büyük işlerle uğraşmayı göze alamayanlar, küçük işlerle gün doldurur. Batı’da bir üretimin içinde bilginin payı % 75 i buluyor. Geriye kalan % 25 işçilik, hammadde ve enerji. Demek ki “eğitim politikaları” bilgiye dayalı üretim yapabilen insanı yetiştiriyor.

47 ● ● Yapı olarak (maalesef) okullaşmada istenilen noktada değiliz. Dört duvardan oluşan odalara sınıf, levhası olan binalara okul diyerek avunuyoruz. Laboratuar, spor salonu, kütüphane, atölye vb. ekleri olan kaç okulumuz var ki? ● ● Dünya “eğitim harcaması” sıralamasında ilk otuzun üstünde bile değiliz. Niçin?... Türkiye yanlış yönetimlerinin sonucu olarak katma değer üreten bir ülke olamıyor. Darbeler, siyasi çalkantılar, yaratılan ekonomik krizler sebebiyle olmamız gereken yere bir türlü gelemiyoruz. Sadece 28 şubat sürecinde 50 milyar dolardan fazlasını “hortumculara” kaptırdık. ● ● Bazıları 50 milyar doların ne ifade ettiğini bilmeyebilir. Açıklayalım: Tanesi 5 milyon dolardan tam adet okul demektir; hem de saray yavrusu gibi okullar. ● ● Bugün okul idaresinin öğrencilerden “tebeşir parası, karne parası, kömür parası vb.” ister durumda olması bir sonuçtur.

48 YANLIŞ OLANI DOĞRU OLANI Örf ve veli çocuğu okula hazırlar Her ikisi de içeri sokulmaz Örf ve veli çocuğu okula hazırlar ve her ikisi de içeri girer TOPRAĞIN SU İLE DENGESİ: Zirai verimlilik; toprak ile suyun oranlarına bağlıdır. Su fazla ise çamur olur, su az ise kuruluk oluşur; her iki halde de toprak verimsizdir. Çözüm: Su fazla ise “drenaj yapılır”, su az ise “sulama yapılır”. TOPRAĞIN SU İLE DENGESİ: Zirai verimlilik; toprak ile suyun oranlarına bağlıdır. Su fazla ise çamur olur, su az ise kuruluk oluşur; her iki halde de toprak verimsizdir. Çözüm: Su fazla ise “drenaj yapılır”, su az ise “sulama yapılır”. ÇÜNKÜ İÇERİDE SLOGANİK VE İDEOLOJİK EĞİTİM VERİLECEKTİR. BU TARZ; GELİŞİMİN ÖNÜNÜ TIKAR. VELİNİN OKUL İÇİNE GİRMESİ, EĞİTİMİ SORGULAYICI HALE GETİRİR. ÇAĞDAŞ EĞİTİM ANLAYIŞI BUDUR.

49 ● ● OKULDA; tarihini bilen, kültür ve gelenekleriyle bağını devam ettiren bir nesil oluşturabildi mi? HAYIR. ● ● OKULDA; bireye “Toplu Kalkınma - Birlikte Yaşama - Birlikte Paylaşma” bilinci verilebildi mi? HAYIR. ● ● OKULDA; çocuğun “doğrularını sağlamlaştırmak, yanlışlarını düzeltmek” adına bir davranışta bulunuldu mu? HAYIR. ● ● OKULDA; çocuklarımızı sosyal yönden eğitemedik. Peki; bilgi sahibi yapabildik mi? HAYIR… Niçin Dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi içinde olmamıza rağmen “Bilgi Toplumu” değerlerine göre 50. sıralardayız?.. Binlerce yıllık devlet tecrübesi olan bir topluma bu durum yakışıyor mu?.. Üretmeyen eğitim, eğitim değildir. Öğrencinin eline “mühürlü kağıt ”(diploma) veriyor olmak, eğitim değildir.

50 ● ● Eğitimin önemli halkalarından biri de düzenli bir şekilde kitap okumaktır. (Düzenli kitap okuma oranı; Japonya’da % 14, Amerika ‘da % 12, Almanya’da % 11, Türkiye’de % 0,01dir.) ● ● Bir Üniversitemizde yapılan araştırmada; öğrencilerin % 6 sının son bir yıl içinde hiç kitap okumadığı ortaya çıkmıştır. ● ● Daha önce; Batı’da bir ürünün maliyeti içinde bilginin payının % 75 olduğunu söylemiştik. Bilgi zenginlik demektir. Bilgiyi insan üreteceğine göre okumanın / araştırmanın önemi kendiliğinden ortaya çıkar. ● ● Edinilen bilgiyi işlemek (yeni ürün elde etmek) için de kitap okunmalıdır. ● ● Bir toplumun İlerlemesi; kişinin “kaliteliyi” bulup okuma / anlama kapasitesine ve toplum içindeki yüzdesine bağlıdır.

51 TELEVİZYON: Ülkemizdeki TV kanalları genelde magazin ağırlıklı (eğlendirici / uyutucu) yayın yapıyor. “Ajan kafalı” insanların yaptığı programlar ise ayrı bir dert… GAZETE: Ülkemizde satılan gazetelerin birkaçı istisna hepsi magazin gazetesi. Fikir gazetelerinin tirajları düşük. Demek ki insanımız gazete de okumuyor. İNTERNET: Zamanımızda internet yoluyla bilgiye ulaşmak çok kolaylaştı. Ancak, internetteki her bilginin doğru olduğu da söylenemez. İnternet, iki tarafı keskin bıçak gibi… Doğru kullanılırsa insan eğitimine çok önemli katkılar yapabilecek medya, günümüzde bunun tam tersini yapmaktadır. Tek teselli, “alternatif medya” diyebileceğimiz TV kanalları ve gazetelerin kuruluyor / çoğalıyor olması.

52 Milyonlarca gencimizi “üniversiteye git” diyerek “genel lise”lere doldurmak; daha sonra % 90 nını üniversite kapısı önünde sorunlarıyla baş başa bırakmak; üniversiteye girebilenleri de mezuniyetlerinde işsizler ordusuna eklemek; çocuklarımızı israf etmekten başka nedir ki?

53

54 ● ● Bir toplum; kendini yarınlara hazırlayacak (sosyal değişime öncülük edecek) “önder”lerini yetiştirmek zorundadır. ● ● Bir toplum; zenginleşebilmek için yeni bilgi ve teknoloji üretebilecek “Eğitilmiş Beyin”li insanları yetiştirmek zorundadır. ● ● ● Gelişmişlik, mevcut bilgi ve teknolojiden faydalanarak “yeni katma değer”ler üretebilen “eğitim düzeyi yüksek” insan sayısıyla orantılıdır. ● Bir toplum; “Eğitilmiş Beceri” sahibi insanlarının sayısını artırmak zorundadır. ● ● ● Zenginlik, verimli ve rekabete dayalı üretim ile mümkündür. Vasıfsız işçi kullanarak bu sağlanamaz… İşgücü eğitilmelidir. ● Emeğin eğitilmesi; kabiliyetlerin gerekli bilgiyle birleşerek, doğru uygulamaya ulaşmasıdır.

55 HİÇ BİR TOPLUM EMEK GÜCÜYLE KALKINAMAZ. SORUNU, EĞİTİLMİŞ BEYİNLER ÇÖZER. ÇÖZÜMONDA +=

56 EĞİTİM SİSTEMİ BU TOPLUMUN İHTİYACI OLAN EĞİTİLMİŞ BEYİN - EĞİTİLMİŞ BECERİ - EĞİTİLMİŞ EMEK NASIL TEMİN EDİLECEK?

57 KURS

58 Okul eğitimini önemli oranda devlet okulları üslenmek zorundadır. Devletin yükünü azaltmak için; özel teşebbüsten faydalanmak gerekir. Bilgiye ulaşmada, bireysel becerilerin eğitilmesinde ve birlikte yaşama kültürünün elde edilmesinde çevre ve aile yetersiz kalır. Çocukların “okul içi eğitim” almaları şarttır.

59 Çocukların okul içi eğitimindeki başarısı; okul öncesi “aileden, çevreden ve ana sınıflarından” alacağı kaliteli ön eğitime bağlıdır. Yeni anlayışların geliştiği günümüzde, öğrenciyi (insanı) merkeze alan “eğitim siyaseti” esas alınmalıdır. Okullar, her çeşit etnik yapıdan ve kültürden gelen çocukların bir araya geldiği “imbik kabı” gibidir. Onları yeteneklerine göre eğitmek ve yönlendirmek gerekir.

60 Kişilerin yönettiği EĞİTİM SİYASETİ insanı robot yapar. Konuş dedin mi kırık plak gibi aynı şeyleri tekrarlayan (düşünmeyen, analiz yapmayan, sentezi bilmeyen) “diplomalı cahiller” böyle ortamda yetişir.

61 Her insan yaratılışından gelen özellikleri sebebiyle birbirinin aynısı değildir. Her çocuğun kapasitesi ve yetenekleri farklıdır. Bu farklılık dikkate alınmalı ve okul içi eğitim “işin başında” yönlendirici olmalıdır.

62 “Masa başı devlet memuru” olmak için üniversite kapılarına kadar gitmenin herkes için çözüm olmadığı ortadadır. Çünkü gelenlerin % 90 nı kapıda kalacaktır. Bunu önlemenin tek yolu; işin başında insanı yönlendirmek ve “mesleki eğitimle / kursla” onu meslek sahibi yapmaktır. ( Teknikerlik Eğitimi ) Eğitilmiş Emek Tüm sektörlerde “Eğitilmiş Emek” kıymetli elemandır. Yerine göre masa başı memuruna kıyasla geliri de yüksektir. Yükselme kanalları açık tutulacak KURS

63 ● ● Türkiye’de “tuzu kuru” kesim, imam hatip liselerini “yaşantısına” tehdit olarak algılıyor ve ideolojileri gereği (açık-örtülü) din düşmanlığı yapan tüm kesimlerle işbirliği içine giriyor. Bu blok, halkın tepkilerini azaltmak için doğrudan “imam hatip liselerini kapatalım” demiyor; bilinçli, kasıtlı ve sistemli olarak meslek lisesi düşmanlığı yapıyor. ● TÜM MESLEK LİSELERİNİNBUGÜN SANAYİ MESLEK LİSESİ MEZUNU BULAMAZ HALE GELDİ … ● Farklı gruplar olmasına rağmen, çıkarları aynı olanların oluşturduğu bu blok; 28 Şubat süreci ile meslek lisesi mezunlarının önüne katsayı engeli koyarak, imam hatip liselerinin zaman içinde kendi kendine kapanacağını planladılar. Süreç; TÜM MESLEK LİSELERİNİN aleyhine işledi ve BUGÜN SANAYİ MESLEK LİSESİ MEZUNU BULAMAZ HALE GELDİ … Bu uygulamanın ülkeye verdiği zararın hesabı bugüne kadar (maalesef) sorulamadı… ● ● Eğitimde fırsat eşitliğini daraltan bu katsayı uygulaması, Türk Eğitim Sistemi için önemli bir problemdir. Mesleki eğitimin önündeki engellerin bir an önce kaldırılması, çocuklarımızın önünün açılması gerekir. “Herhangi bir kişi ya da grubu herhangi bir türdeki ya da düzeydeki eğitimden yoksun bırakmak, düşük standartlı bir eğitimle sınırlandırmak, bunlar için ayrı eğitim sistemleri ya da kurumları oluşturmak veya onlara insan onuruyla bağdaşmaz koşullar uygulamak üzere yapılan herhangi bir ayrım, dışlama yada tercih yasaklanmıştır.”

64 “Eğitilmiş Beceri” eğitimi almakta olan kişinin başarısızlığı halinde; işsizler ordusuna katılmasını önlemek için “Eğitilmiş Emek”e geri dönüş yolu açık tutulmalıdır. Mevcut bilgi ve teknolojiden yeni bilgi ve teknoloji üretecek kapasiteye sahip kişilerin eğitilmesi. ( Mühendislik Eğitimi) Daha kapasiteli olanlar bir üst eğitime alınır.

65 ZEKA, düşünme ve akıl yürütme yeteneği; AKIL, anlama yeteneği, manayı idrak etme ve kavrama gücüdür. İnsan beyninin bu özelliklerinden katma değer üretmek, beynin doğuştan gelen kapasitesi (kişinin genetik yapısı) yanında beynin eğitimine de bağlıdır. Bulunduğu zamanın şartlarında “Eğitilmiş Beyin”, bulunduğu zamanın ihtiyacını karşılayacak kadar “doğanın sırrını” çözebilir. Ayırıcısı olmayan imbiktir. Olgunlaşan sahaya alınır, olmayan dökülür.

66

67 KURS

68 İPE KULAÇ KULAÇ TIRMANILIR Her statünün bedeli ödenmelidir. Bu bedel: Rüşvet, “hamili kart yakınımdır”, “bizden biri” torpili değil; eğitim için harcanmış “alın teri” olmalıdır.

69 ●Çevremizdeki olaylara ve aktörlerine baktığımızda; “bir şeylerin yanlış gittiği ”ni anlamakta zorlanmayız. ● Çevremizdeki olaylara ve aktörlerine baktığımızda; “bir şeylerin yanlış gittiği ”ni anlamakta zorlanmayız. ●“Tek dünyalı hayat” diyerek insanı terbiye etmeden hayata salarsanız; insanın kendini kontrol edeceği “ahlaki çizgileri” olmaz. İnsan, iç güdüleriyle yaşamaya başlarsa kendine ve topluma zarar veren bir makineye dönüşür… ● “Tek dünyalı hayat” diyerek insanı terbiye etmeden hayata salarsanız; insanın kendini kontrol edeceği “ahlaki çizgileri” olmaz. İnsan, iç güdüleriyle yaşamaya başlarsa kendine ve topluma zarar veren bir makineye dönüşür… ●İnsanı eğitmeden iktisadi hayata salarsanız; yeterince üretemez ve ürettiğinin karşılığıyla da yetinmez. “Ürettiğinden daha çoğunu tüketme hastalığı” kişiyi “kıyak” istemeye yöneltir; bazılarını da “hortum ekonomisinin çarkı”na sokar. Sonuçta; yalan, hırsızlık, stokçuluk, bozuk mal ticareti, vb. “pislik davranışlar” yaygınlaşır… ● İnsanı eğitmeden iktisadi hayata salarsanız; yeterince üretemez ve ürettiğinin karşılığıyla da yetinmez. “Ürettiğinden daha çoğunu tüketme hastalığı” kişiyi “kıyak” istemeye yöneltir; bazılarını da “hortum ekonomisinin çarkı”na sokar. Sonuçta; yalan, hırsızlık, stokçuluk, bozuk mal ticareti, vb. “pislik davranışlar” yaygınlaşır… ●“Bu millet adam olmaz” demek yerine “ BEN ADAM OLMALIYIM ” diyerek kendimizden başlamalıyız. ● “Bu millet adam olmaz” demek yerine “ BEN ADAM OLMALIYIM ” diyerek kendimizden başlamalıyız.

70 BUNDAN SONRA DOĞRUSUNU YAPALIM

71 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle...


"● Okul, aile, toplum (sokak) ve medyanın “insan” üzerindeki etkileri günümüzde daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. Bunların insanımızı “doğru eğittiğini”" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları