Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE CUMHURİYETİN BİLİM VE EĞİTİM EVRELERİ Doç. Dr. Selçuk UYGUN.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE CUMHURİYETİN BİLİM VE EĞİTİM EVRELERİ Doç. Dr. Selçuk UYGUN."— Sunum transkripti:

1 GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE CUMHURİYETİN BİLİM VE EĞİTİM EVRELERİ Doç. Dr. Selçuk UYGUN

2 Konu Planı Atatürk’ün eğitim – bilim görüşleri Atatürk’ün eğitim – bilim görüşleri 1921 Maarif Kongresi 1921 Maarif Kongresi Tevhid-i Tedrisat Tevhid-i Tedrisat Üniversiteler Üniversiteler

3 Atatürk’ün Sözleri 1 “ Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, dalalettir (yolundan sapmadır)” Eylül 1924’te Samsunda öğretmenlere seslenirken

4 Atatürk’ün Sözleri 2 “Eğitim öğretimin amacı, bilgiyi insan için bir süs, baskı aracı veya medenî bir zevkten ziyade hayatta başarıyı sağlayan uygulamalı ve yararlanılabilir bir hale getirmektir.” TBMM’ni Açış Konuşmasından

5 Atatürk’ün Sözleri 3 “İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve tekniği versin, fakat o kadar pratik bir tarzda versin ki çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkûm olmadığına emin olsun.” 1931

6 Atatürk’ün Türk Eğitim Tarihindeki Yeri (Akyüz, 335) Atatürk’ün yetişmesi ve öğretmenleri Atatürk’ün yetişmesi ve öğretmenleri Onun eğitim tarihimizin durumuna ilişkin gözlem ve teşhisleri Onun eğitim tarihimizin durumuna ilişkin gözlem ve teşhisleri a) Yaygın bir bilgisizlik vardır b) Öğretim yöntemlerimiz uygun değildir c) Çocuklarımız üzerinde ailenin baskısı vardır d) İstikrarlı eğitim politikamız yoktur. e) Eğitim hayata dair değildir Eğitimimiz için önerileri ve istekleri Eğitimimiz için önerileri ve istekleri a) Cumhuriyeti koruyup kollamalı b) Millî olmalı c) Bilimsel ve layik olmalı d) İşe yarar, üretici ve hayata dair olmalı e) Çocuğu güven duygusu sağlamalı Öğretici kişiliği ve eğitim uygulayıcısı oluşu (s. 343 okut) Öğretici kişiliği ve eğitim uygulayıcısı oluşu (s. 343 okut)

7 Atatürk’ün Eğitim Düşüncesi 1973 tarihli 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu Temel İlkeleri: 1. Genellik ve eşitlik 2. Ferdin ve toplumun ihtiyaçları 3. Yöneltme 4. Eğitim Hakkı 5. Fırsat ve İmkân eşitliği 6. Süreklilik 7. Atatürk inkılâp ve ilkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği 8. Demokrasi eğitimi 9. Laiklik (1973 / 1983) 10. Bilimsellik 11. Planlılık 12. Karma eğitim 13. Okul ve ailenin işbirliği 14. Her yerde eğitim

8 Harf İnkılâbı 1 Kasım 1928’de Lâtin yeni alfabeye geçilmiştir. Atatürk’e göre Arap harfleri şu nedenlerle bırakılmalıydı: a) Türkçeye uygun değildir b) Öğrenilmesi zordur ve toplumda eğitim düzeyinin düşüklüğünün temel nedenidir c) Çağdaş uygarlığa gitrmenin en önemli araçlarından biridir. “Bir toplumun %10’u, %20’si okuma yazma bilir, %80’i, %90’ı bilmezse bu ayıptır; bundan insan olanlar utanmak lazımdır.”

9 Maarif Kongresi Atatürk, eğitime çok önem vermiştir. O, daha Kurtuluş Savaşı yıllarında, 15 Temmuz 1921’de, 250’den fazla erkek ve kadın öğretmenin bir araya geldiği Maarif Kongresinin toplanmasını sağlamış ve cepheden gelerek bizzat bu kongreye katılıp bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasında Cumhuriyetin eğitim politikasının “millî” olması gerektiğini vurgulayıp öğretimin amacını şöyle özetlemiştir (MEB, 1946): Atatürk, eğitime çok önem vermiştir. O, daha Kurtuluş Savaşı yıllarında, 15 Temmuz 1921’de, 250’den fazla erkek ve kadın öğretmenin bir araya geldiği Maarif Kongresinin toplanmasını sağlamış ve cepheden gelerek bizzat bu kongreye katılıp bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasında Cumhuriyetin eğitim politikasının “millî” olması gerektiğini vurgulayıp öğretimin amacını şöyle özetlemiştir (MEB, 1946): “Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken, onlara, özellikle varlığı ile, birliği ile çatışan bütün yabancı öğelerle savaşma gereği ve millî değerleri coşku ile, her karşı düşünce önünde şiddetle ve özveriyle savunma zorunluluğu iyice öğretilmelidir.” Eğitimin amacı hakkında 1924’te Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışında da şöyle demiştir: “Eğitim öğretimin amacı, bilgiyi insan için bir süs, baskı aracı veya medenî bir zevkten ziyade hayatta başarıyı sağlayan uygulamalı ve yararlanılabilir bir hale getirmektir.” “Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken, onlara, özellikle varlığı ile, birliği ile çatışan bütün yabancı öğelerle savaşma gereği ve millî değerleri coşku ile, her karşı düşünce önünde şiddetle ve özveriyle savunma zorunluluğu iyice öğretilmelidir.” Eğitimin amacı hakkında 1924’te Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışında da şöyle demiştir: “Eğitim öğretimin amacı, bilgiyi insan için bir süs, baskı aracı veya medenî bir zevkten ziyade hayatta başarıyı sağlayan uygulamalı ve yararlanılabilir bir hale getirmektir.”

10 Tevhid-i Tedrisat 1 (3 Mart 1924, sayı 430) Yasanın Gerekçesi 1. Milletin fikir ve hissi itibarıyla vahdetini temin etmek 2. Mektep - medrese ikiliğini gidermek 3. Kozmopolit eğitimi ortadan kaldırmak “Sahafların kitapları medreselerde, Beyoğlu’nun kitapları yabancı mekteplerde, Bâbıâli Caddesi’nin kitapları Tanzimat mekteplerinde okutulur” “Sahafların kitapları medreselerde, Beyoğlu’nun kitapları yabancı mekteplerde, Bâbıâli Caddesi’nin kitapları Tanzimat mekteplerinde okutulur” Ziya Gökalp

11 Tevhid-i Tedrisat 2 Kanun Maddeleri Mad. 1: Ülkedeki tüm bilim ve öğretim kurumları Maarif Vekaletine bağlanmıştır, Mad. 1: Ülkedeki tüm bilim ve öğretim kurumları Maarif Vekaletine bağlanmıştır, Mad. 2: Şeriye ve Evkaf Vekaleti veya özel vakıflarca idare edilen tüm medrese ve mektepler Maarif Vekaletine bağlanmıştır. Mad. 2: Şeriye ve Evkaf Vekaleti veya özel vakıflarca idare edilen tüm medrese ve mektepler Maarif Vekaletine bağlanmıştır. Mad. 3: Şeriye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekteplere ve medreselere ayrılan para, Maarif bütçesine geçirilecektir. Mad. 3: Şeriye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekteplere ve medreselere ayrılan para, Maarif bütçesine geçirilecektir. Mad. 4: Maarif Vekaleti yüksek din uzmanları yetiştirmek için Darülfünun’da bir İlahiyat Fakültesi, imam ve hatipler yetiştirmek için de ayrı mektepler açılacaktır. Mad. 4: Maarif Vekaleti yüksek din uzmanları yetiştirmek için Darülfünun’da bir İlahiyat Fakültesi, imam ve hatipler yetiştirmek için de ayrı mektepler açılacaktır.

12 Tevhid-i Tedrisat 3 (Kanundan ne anlıyoruz?) Bu kanunla medrese ve mektepler birleştirilmiştir. Medreseler, Bakan Vasıf Çınar’ın 11 Mart 1924 tarihli genelgesi ile kapatılmıştır. Bu kanunla medrese ve mektepler birleştirilmiştir. Medreseler, Bakan Vasıf Çınar’ın 11 Mart 1924 tarihli genelgesi ile kapatılmıştır. Bu kanunla eğitimde laikleşme süreci kararlı bir şekilde başlatılmıştır. Çünkü bu kanundan önce aynı gün 429 sayılı kanunla “Şer’iye ve Evkaf vekaleti, 431 sayılı kanunla Hilâfet kaldırılmış; Din derslerinin kredileri azaltılmıştır. Bu kanunla eğitimde laikleşme süreci kararlı bir şekilde başlatılmıştır. Çünkü bu kanundan önce aynı gün 429 sayılı kanunla “Şer’iye ve Evkaf vekaleti, 431 sayılı kanunla Hilâfet kaldırılmış; Din derslerinin kredileri azaltılmıştır. Not: Tevhid-i Tedrisat kanununu ilk delen uygulama, Askerî okulların 1925’te tekrar Millî Savunma Bakanlığına Bağlanması olayıdır.

13 Tevhid-i Tedrisat 4 (Uygulanması) a) Yasa ile İlgili Uygulamalar a) Yasa ile İlgili Uygulamalar Yasada geçen maddelerin doğrudan uygulamaları söz konusudur. Bu yasa ile (mad 1) özel okullar da Maarif Vekaletine bağlanmıştır. Ancak bu okulların Lozan antlaşmasında kazandığı haklar korunmuştur.

14 Tevhid-i Tedrisat 4 (Uygulanması) b) Yasa ile İlgisiz Uygulamalar 1. Kur’an Kursları: Tevhid-i tedrisatın dışında bırakılmış, bizzat Atatürk’ün tasarrufu ile bu kursların yönetimi Diyanet İşleri Başkanlığına bırakılmıştır. 2. Medreselerin Kapatılması: Medreselerin kapatılması Maarif Vekilinin bir tasarrufudur. 3. İmam Hatipler: Yasada bu okulların açılmasıyla ilgili bir madde vardır, ama kapatılmasıyla ilgili ( ) bir madde yoktur. 4. Din Dersleri ve Eğitimin İçeriği: Tek Parti İktidarının resmî yorumuna bağlı olarak değişmiştir. Örnekler: a) Din dersi yıllarında ortaokullarda zorunlu, yıllarında seçmeli, 1937’den sonra da programdan çıkarılmıştır. b) İlkokullarda Kur’anı Kerim ve Din Dersi kanunda sonra zorunludur. 1926’da Din Dersinin kredisi ve konuları azaltılmış, 1939’da din dersleri programdan çıkarılmış, ancak 1949’da bu ders tekrar programa girmeye başlamıştır.

15 Tevhid-i Tedrisat 5 (Uygulamalar ve Tartışmaların Kaynağı) Soru 1: Tevhid-i Tedrisat Kanununa aykırı olarak ileri sürülen uygulamalar Kur’an Kursları, İmam-Hatipler ve Din dersi tartışmalarıdır. Bu tartışmalar neden bu kanunla ilişkilendiriliyor? Cevap 1: Uygulamaların bu kanunla doğrudan ilgisi yoktur. Esas sorun 1927’de Türk Ocaklarının 4. Olağan Kurultayında aldığı bir karar ve bu kararın siyasî iktidar tarafından benimsenmesidir: “Terbiye Ya Millî Ya Dinî Olmalıdır” Diğer bir neden, Tevhid-i Tedrisat ilkesinin hedeflediği duygu ve düşünce birliğinin hangi inançlar, ilkeler ve değerler etrafında gerçekleştirileceği konusunda CHP’nin tercihleri ile ilgilidir. Siyasî iktidar, yasanın kendisine verdiği yetkileri eğitimi bir anlamda laikleştirmek ve millileştirmek için kullanmıştır. Tercihleri farklı olsaydı, eğitimin içeriği de farklı olurdu.

16 Tevhid-i Tedrisat 6 (Tartışmalar ve Çözüm Yolu) Soru 2: Kur’an Kurslarından, İmam-Hatiplerden yetişenler ve din eğitimi alanlar, ülkenin millî bütünlüğüne ve birliğine, laiklik ilkesinin ruhuna aykırı tipte insanlar olarak mı yetişmektedir? Cevap 2: Eğer cevabımız “evet” ise, bu eğitim kurumları Tevhid-i Tedrisat kanununa aykırıdır. Eğer cevabımız “hayır” ise veya “kararsız” ise bu konu siyasetten uzak tutulmalıdır. “Evet” ve “hayır” olarak vereceğimiz cevaplarda bilimsel araştırmaların bulgularına itibar etmek her çağdaş insanın, öncelikle insanî görevidir. Devletin kurumları arasında “ötekileştirme” her şeyden önce devlete zarar verir.

17 Öğretmen Yetiştirme ve Köy Enstitüleri  Bu konu başlıca eğitim sorunlarından biridir. 1923’te ilkokul öğretmeni vardı. Bunların 1081’i kadın, 9021’i erkekti. Mesleki öğrenim görmüş olanlar, 378’i kadın2356’sı erkek toplam 2734’tür.

18 Köy Enstitüleri  Köy Enstitüleri, Türk okul sistemi içerisinde farklı bir yeri olan kurumlardır. Bu okulları farklı kılan özellikler çok çeşitlidir. Bunları, okulun kuruluş amacından, program ve eğitim uygulamalarından çıktı özelliklerine kadar her alanda gözlemlemek mümkündür.  Köy Enstitüleri, 1940’ta 3803 sayılı kanunla kurulan farklı bir okul modelidir. Bu okul modelinin oluşturulmasında en önemli neden, o yıllarda ülke nüfusunun % 80’nini oluşturan köylerin eğitim sorunudur. O yıllarda bir çok köy, okulsuz ve öğretmensizdir. Dolayısıyla halkın çoğunluğu cahil ve Cumhuriyetin yeni değerlerinden habersizdir. Bu sorunu çözmek için Cumhuriyet döneminde bazı girişimlerde bulunulmuştur (Öztürk, 2005). İlk olarak yıllarında Kayseri Zencidere ve Denizli’de iki Köy Muallim Mektebi açılmıştır. Bu kurumlar, istenen verim alınamayınca, yılında kapatılmıştır. 1936’da başlayan “eğitmenlik uygulaması” ile köyün öğretmen ihtiyacı giderilmeye çalışılmıştır. Bu uygulamaya 1948’de son verilmiştir. “Eğitmenlik uygulaması”, 1936 yılında az nüfuslu köylerde açılacak 3 sınıflı okullara öğretmen sağlayabilmek için askerliklerini çavuş olarak yapmış olanlardan yararlanma düşüncesi ile gelişmiştir. Altı aylık yoğun kurslardan geçirilen eğitmen adayları ile üç yıllık köy okullarının öğretmen ihtiyacı giderilmeye çalışılmıştır. Bu uygulamayla ilişkili olarak 1937’de Kızılçullu ve Çiftelerde “köy öğretmen okulu” ya da “eğitim yurdu” adı altında deneme mahiyetinde yeni öğretmen yetiştiren okullar açılmıştır. Bu denemenin sürecinde 1940’ta Köy Enstitüleri modeli gelişmiş bu model ’den sonra yapılan değişikliklerle varlığını 1954’e kadar devam ettirmiştir (Uygun, 2007).

19 Köy Enstitüleri Bu okulları, diğer okullardan ayıran en önemli özelliği ise “çok amaçlı” olması ve “iş eğitimi” çerçevesinde eğitim-öğretim etkinliklerini uygulamaya çalışmasıdır. Enstitülerin en önemli faydası ise, ilköğretimin köylerde yaygınlaşmasını sağlamıştır. “İş eğitimi”, “iş içinde iş aracılığıyla” yapılan eğitimdir. Enstitülerin kuruluş ve yönetiminde önde gelen isimlerden İlköğretim Genel Müdürü İ. Hakkı Tonguç’a göre, “Enstitülerde ziraat ve atölye işlerine önem verilirken, nazari dersler de geleneğe göre ve ezbercilik şeklinde okutulamazdı. Çünkü tabiatın içinde, tarla ve bahçelerin arasında açılan bu kurumlarda Biyoloji dersinin derslikte ve kara tahta başında okutulması gülünç olurdu... Onun için bütün derslerle ilgili yöntemlerin değiştirilmesi, dersin iş içinde ve iş vasıtasıyla öğretilmesi esas alınmalıydı.” Enstitülerde yöntem olarak “iş eğitimi” konusunda farklı görüş ve uygulama biçimleri ortaya çıkmıştır (Uygun, 2007). Okut: Akyüz, s. 397

20 Üniversiteler ve Bilim 1 Cumhuriyetin başlarında ülkenin tek üniversitesi Dârülfünun’dur. Kuruluşu 1846’lara kadar gider. İnişli çıkışlı bir gelişim gösteren Dârülfünun 1919 Nizamnamesi ile “ilmî muhtariyet” kazanmış ve 1924’te de “tüzel kişilik” kazanmıştır.

21 Üniversiteler ve Bilim 2 Cumhuriyet İdaresinin Üniversiteden Beklentisi “Dârülfünunumuz bazen gizli bazen açık memleketin üzerinde hâlâ mevcut olan hurafe ve dalâlet kuvvetlerine karşı inkılâp fikirlerinin bir mücadele aracıdır… Kanunlarla yıkılan müesseseler hakikatte yıkılmamıştır. Kanunlarla kurulan müesseseler hakikatte tesis edilememiştir. Müesseseler kalplerin içinde ne vakit yıkılırsa o zaman tamamen yıkılmıştır, kalpler ne vakit dayanak bulursa o zaman tesis edilmiştir…Cumhuriyeti kuranlar Cumhuriyetçiyi yetiştirmeyi sizden bekliyor.” Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Kuruma Ziyaretlerinde Haziran 1925

22 Üniversiteler ve Bilim 3 Üniversite Reformu (1933) Mayıs 1933’te 2252 sayılı Kanun Dârülfünun’u kaldırmış, Eğitim Bakanlığını Üniversiteyi kurmakla görevlendirmiştir. Reformun Özellikleri 1. Özerklik kaldırılmıştır. 2. Dârülfünun hocaları geniş ölçüde üniversiteden uzaklaştırılmıştır. 3. Üniversitelerde Alman Profesörlere görev verilmiştir. 4. Batıda okuyup gelenler, ciddi bir elemeden geçirilmeden doktora şartı bile aranmaksızın Doçent olarak yeni kurulan üniversiteye atanmıştır

23 Üniversiteler ve Bilim Üniversite Reformu’nun Başarısı Bu reformun üniversiteden bekleneni veremediği söylenebilir. Nedenleri: Phlippe Scwartz’a göre, 1. Aydınların yetersizlik duygusu, çekememezlik 2. Bilimsel çalışmaya değil, mevkî ve makam düşkünlüktür. Cevat Dursunoğlu’na göre, Cumhuriyetten sonra kayırma yoluyla bir çok gencin Batıya öğrenim için gönderilmesi ve bunların başarılı olamadıkları halde dönüşte üniversitelere alınmalarıdır. Atatürk yeni üniversitenin başarısızlığını sezmiş ve memleketin üç kültür bölgesine ayrılmasını önererek yeni üniversitelerin kurulmasına işaret etmiştir.

24 Üniversiteler ve Bilim sayılı Üniversiteler Kanunu Bu kanunla üniversitelere özerklik tekrar verilmiştir. Üniversitenin Görevlerinde öncelik bilimdir, araştırmadır(md.3) Örneğin ilk görev şöyledir: “Öğrencilerini, bilim anlayışı kuvvetli, sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerle türlü bilim ve uzmanlık kolları için iyi hazırlanmış bilgi ve deney sahibi vatandaşlar olarak yetiştirmek.”

25 Üniversiteler ve Bilim 6 Üniversite Özerk ve Özgür Olmazsa Bilim Üretilemez “Arkadaşlar! Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde 10. yıl bugün bitiyor. Bu fakülte Atatürk’ün zihninde hasıl olmuş bir fikrin gerçekleşmesi için kurulmuştur. O fikir ne idi? Bunu söylemeden önce şunu bildiririm ki Atatürk akademik meslekten bir insan değildi ve böyle bir iddiası yoktu. Bilim objektif bir anlama sistemidir. Fakat realiteye nispetle bu tezin kesin olmadığı da açıktır. Pasif bilimlerde bile objektif olma derecesi rölatifliği bilgiler arasında ciddi bir tartışma konusu olurken, psikoloji, sosyoloji ve felsefe gibi insan hayatına ve mukadderine el koymuş bilgi dallarında bu objektiflik çok söz götürür mahiyettedir. Hele tarih ve dil, bu konuda ne idikleri hala bilginlere bir soru işareti olmaktan çıkmamıştır. Fakültemiz ismi de bütün dünyada benzeri fakültelere bakacak olursak aynı kaynaktan gelme hususiyete tabi.”Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi” adıyla adlandırılmış bir fakülteye hiçbir yerde tesadüf edilemez... Her türlü bilginin kuruluşunda tenkit ruhu bulunmazsa fikirde istiklal olamaz. Bu önemli bir noktadır…” H. Ali Yücel 9 Ocak DTCF’nin Onuncu Kuruluş Yıldönümü

26 Üniversiteler ve Bilim 7 Üniversite Özerk ve Özgür Olmazsa Bilim Üretilemez “Merkeziyetçilik sistemi dolayısıyla eli kolu bağlanmış olan üniversite kendi bünyesini bizzat ıslah hususunda ittihazı gereken her tedbiri yukarıdan, yani devletten beklemekte ve bu hususta herhangi bir teşebbüste buluşmamış, muhtelif endişelerle doğru bulmamakta, daha doğrusu buna cesaret edememektedir. Bu vaziyetin neticesi üniversiteyi her türlü yenileşme teşebbüslerinden alıkoyduğu gibi kendi işleri ve istikbali hakkında biraz lakaydiye sevketmek olmuştur.” Hirsh I, 1950,

27 Üniversiteler ve Bilim 8 Anayasa Metinlerinde Üniversite 1961 Ve 1971 (md. 120) 1. Devlet eliyle ve kanunla kurulur. 2. Bilimsel ve idari özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. 3. Üniversite öğretim üyelerinin seçeceği organlar tarafından yönetilir ve denetlenir. 4. Üniversite yöneticileri ve öğretim üyeleri, üniversite dışındaki makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılmazlar. 5. Öğretim üyeleri siyasi partilere üye olabilir (md. 130) 1. Devlet tarafından kanunla kurulur. Devletin gözetim ve denetiminde vakıflar tarafından da kurulabilir. 2. Kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahiptir. 3. YÖK???????? 4. Üniversite yöneticileri ve öğretim üyeleri, üniversite dışındaki makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılmazlar. 5. Yüksek öğretim elemanlarının siyasi partilere üye olmaları ancak kanunla düzenlenebilir.

28 Üniversiteler ve Bilim 9 Üniversite Kanunlarında Üniversitenin Görevleri 1973 (1750 sayılı) Md 3. Görev a) Çeşitli kademelerde bilimsel öğretim yapmak. b) Öğrencilerini bilim anlayışı kuvvetli, millî tarih şuuruna sahip, vatanına, (örf ve adetlerine) bağlı, milliyetçi ve sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime dayanan mesleklerde türlü bilim ve uzmanlık kolları için iyi hazırlanmış bilgi ve tecrübe sahibi, sağlam karakterli vatandaşlar olarak yetişmek.(c,ç,d,e,f) 1981 (2547 sayılı) Mad 4. Amaç a) Öğrencilerini, 1. Atatürk inkılâpları ve ilkeleri doğrultusunda Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, 2. Türk milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan, 3. Toplumun yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu, 4, 4. Hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygıyı, 6, B, C, İlkeler…

29 Üniversiteler ve Bilim 10 Üniversite ve Siyaset Şubat 1975’te Anayasa Mahkemesi, Ankara Üniversitesi ve CHP’nin açtığı dava üzerine, 1973 tarihli ve 1750 sayılı Üniversiteler Kanunun 3. maddesindeki üniversitelerin öğrencilerini “…. Örf ve âdetlerine bağlı…” olarak yetiştirme sözcüklerini iptal etmiştir. Dava açan kurumlar, bu sözcüklerin Atatürk ilkelerine ve Çağdaşlaşmaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme de bu görüşü benimsemiştir. Oysa Atatürk, 1 Mart 1922’de TBMM’nin açış konuşmasında şunları söylemiştir: “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel, Türkiye’nin istiklâline, kendi benliğine, millî gelenek, örf ve âdetlerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” …….

30 Üniversiteler ve Bilim 11 Üniversitelerin Medreseleşmesi Üniversitelerin Medreseleşmesi çift yönlü bir olgudur. 1.Üniversitelerin dinin etkisinde kalması 2. Üniversitelerin medreselerin içine düştüğü bozulmaları yaşaması

31 “Medreselerin bozulmasına yol açan nedenlerden bazıları, öğretim ve yetişme sürelerinin kısaltılması, bilgilerin üstünkörü okunması, bir an önce üst makamlara atlama hırsının oluşması idi. Üniversitelerimiz mutlaka bundan ders almalıdır… Araştırma yapıp bilgi üreten öğretim üyeleri ile böyle yapmayan öğretim üyeleri arasında uygulamada fark gözetilmemektedir. Bilimsel nitelikli kurumların oluşturulmasında bile bilim dışı “sübjektif tercihlerin” etkin olduğu bir gerçektir.Öteden beri mevcut, fakat günümüzde daha da belirginleşen bu durum Osmanlı bozulma dönemini andırmaktadır. Koçi Beyin 1631’de Hükümdara söyledikleri bu gün de geçerli görünmektedir: Hak etmeyenlere bir çok mevkiiler verildi. İyi – kötü belirsiz oldu. Alim ve cahil birbirinden ayrılmaz hale geldi.” Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, 2005, s.400.


"GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE CUMHURİYETİN BİLİM VE EĞİTİM EVRELERİ Doç. Dr. Selçuk UYGUN." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları