Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

1. 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümü ve şehitler haftası olması sebebiyle bu haftaki vaazımızda İslam ümmetinin dirilişini ve Çanakkale’de göstermiş.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "1. 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümü ve şehitler haftası olması sebebiyle bu haftaki vaazımızda İslam ümmetinin dirilişini ve Çanakkale’de göstermiş."— Sunum transkripti:

1 1

2 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümü ve şehitler haftası olması sebebiyle bu haftaki vaazımızda İslam ümmetinin dirilişini ve Çanakkale’de göstermiş olduğu üstün başarıdan söz etmeye, bu yüce duyguları anlamaya, anlatmaya çalışacağız.Öncelikle şu hususu siz kıymetli cemaatimize aktarmak isterim ki; Çanakkale tıpkı, Bedir, Uhud ve Hendek gibi, Malazgirt gibi, Kurtuluş Savaşımız gibi bir ruhun eseridir. Bu ruhu özellikle birçok sıkıntılardan geçtiğimiz şu günde yeniden hayatımıza aktarmaya ihtiyacımız vardır.Çanakkale ecdadımızın birlik ve beraberlik içerisinde neler yapabileceğinin en büyük göstergesidir. Çanakkale sadece düne ait bir olay değildir. Tarihte kalmış ve sadece tarih sahnelerinde yer alacak bir mücadele değildir. Çanakkale'nin günümüze aktaracağı bir çok özelliği var. İşte bugün yeniden Çanakkale'yi ele alma aynı ruhu oluşturmaya ihtiyacımız var. 2

3 İnsana verilen en kıymetli nimetlerin başında, hayatı gelmektedir. İnsana sunulmuş bu hayat din, vatan, millet, bayrak, namus gibi millî ve manevî değerlere adanması ise, dünya ve âhiret için feda edilmesine şehitlik denir.Şehit kelimesini duyup da yüreğinde farklı bir ürperti yaşamayan, bir an da olsa manevî bir ruh haline bürünmeyen Müslüman yoktur. Şehit ise, Allah yolunda canını veren kimsedir. Şehadet kişinin en yüksek mertebelere ulaşmasına vesiledir. Allah rızası doğrultusunda kişinin canını feda ile bu adın verilmesinin sebebi, cennete gireceğine şehitlik edilmesinden, şahadet anında bir takım rahmet meleklerin yanında bulunmasından, yüce Allah'ın manevi huzurunda rızıklandırılacak olmasından dolayıdır. 3

4 Şehitlik, Kur’an ve Sünnete övülmüş bir mertebedir. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz şehitliğin önemini şöyle bildirmektedir. وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِيسَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتاً بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ {} فَرِحِينَبِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُواْبِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلاَّ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ {} يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَالْمُؤْمِنِينَ “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler,Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılır. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler. (Şehitler) Allah’ın nimetine, keremine ve Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.” Al-i İmran, 3/

5 Sevgili Peygamberimiz birçok hadislerinde şehitliğin önemine vurgu yapmış, şehit olanların cennette olduklarının müjdesini bildirmektedir. Bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. "Peygamberler cennettedir, şehit(ler) cennettedir, çocuk(lar) cennettedir, diri diri toprağa gömülen kız (çocukları) cennettedir." Bir başka hadiste ise Efendimiz, şehitlerin cennetteki durumlarını şöyle tasvir etmiştir. ما أَحدٌ يدْخُلُ الجنَّة يُحِبُّ أنْ يرْجِعَ إلى الدُّنْيَا ولَه ما على الأرْضِ منْ شَيءٍ إلاَّ الشَّهيدُ ، يتمَنَّى أنْ يَرْجِع إلى الدُّنْيَا ، فَيُقْتَلَ عشْرَ مَرَّاتٍ ، لِما يرى مِنَ الكرامةِ "Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister." Ebu Davut, Cihad,25. Buhârî, Cihâd 21. 5

6 İslam Dini’de vatanın korunmasına önem vermiş, bu uğurda yapılan görev başında ölünürse şehit olarak Rabbimize kavuşulacağı müjdelenmiştir. Peygamber Efendimiz gece uykusunu terk ederek nöbet bekleyenleri şu şekilde müjdeler. عيْنَانِ لا تَمسُّهُمَا النَّارُ : عيْنٌ بكَت مِنْ خَشْيةِ اللَّهِ ، وعيْنٌ باتَت تحْرُسُ في سبِيلِ اللَّهِ "İki göze cehennem ateşi dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet bekleyerek geceleyen göz." Bir başka hadiste şöyle buyurmaktadır: "Allah yolunda hudutta bir gün nöbet tutmak, başka yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlıdır." Riyazü’s-Salihin, Hadis No;1308. Riyazü’s-Salihin, Hadis No;1296 6

7 Hudutları beklemek ve oralarda nöbet tutmak en kutsal görevlerden biri olup, sulh zamanı da olsa askerlik vazifesi İslâm nazarında cihad sayılır. Vatan müdafaasından maksat, sadece sahip olunan toprakları korumak olmayıp, bunun arka planındaki esas gaye, o topraklar üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumak ve milletin fertlerini hürriyet içinde yaşatmaktır. Özellikle hudutta nöbet tutmak, diğer yerlerde nöbet tutmaktan daha faziletlidir. Çünkü orada hayati tehlike daha çok olup, sürekli uyanık ve dikkatli olma mecburiyeti vardır. Ayrıca her an düşmanla karşı karşıya gelme ve bir çatışmaya girme ihtimali daha yüksektir. Bu sebeple hudut boylarında bir gün nöbet tutmak, hudutlar dışındaki yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlı ve faziletli kabul edilir. Bir kimse askerlik görevi yaparken vazife başında ölürse, o şehid olarak Rabbine kavuşur. Şehidin amel defteri kapanmaz ve dünyada işlediği güzel ve hayırlı işlerin sevabı da kıyamete kadar devam eder. Şehid, kabirde meleklerin sorgulamalarından ve kabir azabından muaf tutulur. Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam Yayınları, VI,

8 Vatan, Din ve millet uğruna öldürülenler İslam Dininde şehit sayıldığı gibi malı, canı ve ailesi uğrunda öldürülenlerde şehid kabul edilmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadislerinde bu hususu şöyle ifade etmektedir. منْ قُتِل دُونَ مالِهِ فهُو شَهيدٌ ، ومنْ قُتلَ دُونَ دمِهِ فهُو شهيدٌ ، ومن قُتِل دُونَ دِينِهِ فَهو شهيدٌ ، ومنْ قُتِل دُونَ أهْلِهِ فهُو شهيدٌ "Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir." Riyazü’s-Salihin, Hadis No;1359 8

9 İslâm hukukçuları dünyevî ve uhrevî hü­kümler bakımından şehidleri üç kısımda değerlendirmişlerdir. 1. Hem dünya hem âhiret hükümleri bakımından şehid sayılanlar: Bun­lar Allah yolunda savaşırken öldürülen kişilerdir. Kâmil manada şehid bun­lardır ve bunlara “hükmî şehid” denilir. Bu tür şehidler yıkanmaksızın, kanlı elbiseleriyle defnedilir, elbiseleri onların kefeni yerine geçer. Üzerindeki silâh ve başka ağırlıklar alındıktan sonra cenaze namazı kılınarak defnedilir. Diğer üç mezhebe göre, şehidlerin yıkanmasına gerek olmadığı gibi üzerlerine cenaze namazı kılınmasına da gerek görülmemesi, yine şehidin elde etmiş olduğu yüksek paye ile ilgilidir. 2. Sadece dünya hükümleri bakımından şehid sayılanlar: Kalbinde nifak bulunmakla yani münafık olmakla birlikte, dış görünüşü itibariyle Müslüman olduğuna hükmedilen ve Müslümanların saflarında bulunduğu sırada düşman tarafından öldürülen kişiler bu grupta yer alır. Bunlar dünyada ya­pılacak işler bakımından şehid muamelesi görürler. 9

10 3. Sadece âhiret hükümleri bakımından şehid sayılanlar: Allah yolunda savaşırken aldığı bir yaradan dolayı o anda değil de, daha sonra ölen kişiler bu grupta yer alırlar. Ayrıca hadislerde şehid oldukları bildirilmekte olan, yanlışlıkla veya haksız yere öldürülen kişi, yangında, denizde veya göçük altında can veren kişiler; veba, kolera, sıtma gibi yaygın ve önlenmesi zor hastalıklar sebebiyle ölenler, ilim tahsili yolunda, helâl kazanç uğrunda, gerek kendisinin gerekse, -isterse gayri müslim olsun- başkalarının can, mal ve namusları uğrunda ölenler, loğusa iken ölen ve cuma gecesinde ölen kimseler de bu grupta yer alan şehidlerdir. İlmihal,DİB, YayınlarıAnkara,2006,1, Ayrıca bkz. Hadislerle İslam, DİB Yayınları Ankara,2013, 4,

11 Allah yolunda yaralanıp gazi olmak ise yine şehitlik gibi yüce mertebelerden biridir. Din uğruna savaşan, mücahit anlamına gelen gazi, özellikle Müslüman Türklerde savaşta başarı kazanan kumandanlara, hatta hükümdarlara şeref unvanı olarak kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerimde ve Hz. Peygamber'in hadislerinde Allah yolunda savaşanların övülmesi, şehitlik ve gazilik hakkındaki müjde ve haberleri sebebiyle Türk kültüründe, "ölürsem şehit, kalırsam gazi" tabiri ortaya çıkmıştır.Yüce Ecdadımız hiçbir zaman esaret altına düşmemiş bu uğurda ölümü şehitlik, kalmayı ise gazilik saymıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hususta şöyle buyrulmaktadır. قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلاَّ إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ "De ki: Bize iki iyilikten, gazilik ve şehitlikten başka bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Bkz. Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB, Yayınları “Gazi” mad.; Ayrıca bkz. Hadislerle İslam, DİB Yayınları Ankara,2013, 4, Tevbe, 9/52. Buhari, Sayd,31. 11

12 " Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde gazilik unvanını almış insanlara şu müjdeyi vermektedir. ما مِنْ مَكلوم يُكْلَمُ في سبيل اللَّه إلاَّ جاءَ يَوْمَ القِيامةِ ، وكَلْمُهُ يَدْمِي : اللوْنُ لونُ دمٍ والريحُ رِيحُ مِسْكٍ "Allah yolunda yaralanan bir kimse, kıyamet gününde yarasından kan akarak Allah'ın huzuruna gelir. Renk, kan rengi, koku ise misk kokusudur.“ Buhari, Sayd,31. 12

13 Çanakkale Savaşı Milletimizin var olup-olmama savaşıdır. Bu savaş bütün dünyaya “Çanakkale Geçilmez” dedirterek zaferle sonuçlanmıştır. Dün Ecdadımız kendisine düşen vazifeyi yüz binlerce şehit vererek yerine getirmiştir. Vatanı sevmek, düşmanlara onu terk etmemek, kendisine gelecek her türlü zarara karşı gerekli tedbirleri almak ve gerektiği zaman onun için canını vermek kutsal bir vazifedir. Türkiye’miz bizim için en vazgeçilmezlerdendir. Atalarımız bu topraklar için kendilerine düşen bütün vazifeleri layıkıyla yerine getirmişler, bu topraklara mahrem elini değdirmektense ölmeyi şeref sayarak şehitliğe sevinçle uçmuşlardır. Çanakkale de ders alacağımız bir çok ibretlik olaylar zuhur etmiştir ki burada onlara yer vermek gerekir.Çanakkale Muharebesi günleriydi. Rumeli Mecidiye Bataryası düşman gemilerinden yapılan bombardımanlarla sukut etmişti. 13

14 Raporu alan Müstahkem Mevkii Kumandanı Cevat Paşa, Çimenlik İskelesi’nden motoru ile bataryaya geçti. Durum vahimdi. Bir top hariç diğerleri kullanılmaz hâle gelmiş, personelin çoğu şehit olmuştu. Bunlardan kimisi canlı canlı toprak yığınları altında kalmıştı. Yaşayanlar da yaralıydı. Paşa, biraz ileride yere uzanmış, nefes alıp veren bir erin yanına yaklaştı, şefkatle: “-Evlâdım yaralı mısın?” diye sordu. O yiğit Mehmetçik, vakur bir şekilde: “-Hayır kumandanım!” dedi. Cevat Paşa, biraz daha dikkatle bakınca yaralı askerin gözlerinin görmediğini anladı ve: “-Evlâdım, gözlerin!..” diye bir şeyler söyleyecek oldu, fakat o fedâkâr, mübarek vatan evlâdı, hâlinden memnun şekilde şöyle dedi: “-Üzülmeyin kumandanım; gözlerimi, göreceklerimi gördükten sonra kaybettim…” Bu sözlerdeki muazzez rûh ve şuur, Paşa’yı ağlattı. O yiğidin, göreceklerimi gördüm dediği, İngiliz zırhlısı Queen Elizabeth’e iki isabet kaydedilmesiydi. 14

15 İşte bu rûhtur ki, Çanakkale’yi ölümsüzleştirmiş ve Çanakkale muharebelerinde Müslüman Türk milletine bir değil, iki zafer birden kazandırmıştır. Bunlardan biri, düşmana karşı zahiren kazanılan zafer; ikincisi de ruh ve mânâ, fazîlet ve fedâkârlık, dîn, îmân ve vatan sevgisi hususlarında gösterilen eşsiz zaferdir. Nitekim yukarıdaki misâlde o yiğit Mehmetçiğin düşman hücumları esnasında gözleri kör olmasına rağmen kendisini düşünmeyerek «Yaralı değilim!» demesi, onun gönlüne hâkim olan rûhu pek bariz bir şekilde aksettirmektedir. İstiklâl şairi merhum Âkif bu rûhu ne güzel anlatır: Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından, Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îmân? Âsım’ın nesli.. diyordum ya.. nesilmiş gerçek, İşte çiğnetmedi nâmûsunu çiğnetmeyecek! Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar, O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar… 15

16 Bu ifadelere ilham kaynağı olan Çanakkale’de yazılan destan, ediplerin ifadelerinde ve şairlerin şiirlerinde söylediklerinden daha ulvî ve büyüktür. Zîrâ orada maddî gücümüz, düşmanın gücüne nispetle çok az idi. Askerin, İstanbul’dan Çanakkale’ye gidinceye kadar ayağındaki postal dahi yok oluyordu. Zaman zaman atacak barutu da kalmadığı hâlde müşahhas bir can ve mal infakı yaşandığı için zafer müyesser oluyordu. Mehmetçik, silâh kifâyetsizliğini îmân gücü ile telâfî ediyor ve ne pahasına olursa olsun neticeyi kendi lehine çeviriyordu. DÜŞMAN GÜÇLERİNİN DİLİNDEN TÜRK ASKERİ İngiliz Ordu Kumandanı Orgeneral Hamilton’un: “Bizi Türkler’in maddî gücü değil, mânevî gücü mağlûb etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşâhede ettik!..” şeklindeki itirafı da bu gerçeği sergilemektedir.Hiç şüphesiz ki bu, askerin yüksek mâneviyatı karşısında Cenâb-ı Hakk’ın bir lutfu idi. Âyet-i kerîmede buyurulan: وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى “Attığın zaman sen atmadın, Allâh attı…”( Enfal 17) sırrının sayısız tecellîlerinden biriydi. 16

17 Bu ilâhî yardımı hissedip dile getirenlerden biri de Churcill’dir. Churcill, muhârebe sonrası niçin mağlûb olduğu sebebiyle muhâkeme edilirken itâb edici ağır suâller karşısında iyice darlandığı bir sırada mahkeme hey’etine şöyle haykırmıştır: “Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allâh ile harbettik!.. Tabiî ki yenildik…” Bu da gösteriyor ki, Çanakkale’yi ölümsüzleştiren rûha sahip olan kahraman ordumuz, Allâh’ın yardımına mazhar olacak bir ilâhî gönül taşıyordu. Kumandanından erine kadar bütün bir ordu, fedâkârlık toprağında ekilmiş tohumlar gibiydi ki, o tohumlar kanlarla sulanıyordu. Zira biliyorlardı ki, nihayetinde bu dünyanın da sonu gelecektir, bu dünyaya tapanların da… O âlemdekiler ise, ölümsüzdür. Bunun için onlar ölümsüz, yâni ebedî olanı seçtiler. Böylece Çanakkale’de sâdece kahramanlık ve cesâret destânı değil, aynı zamanda sâhip olunan yüksek mânevî seviyenin bereketiyle bir fazîlet destanı yazıldı. 17

18 Kahraman erler daha muhârebeye girmeden, onun zafer müjdeleriyle dolu rüyalarını gördüler ve bunları gerçeğe inkılâp ettirdiler. Onlar o gün Allâh’ın lutfuna erdi ve ferahladılar. Tarih; din ve vatan uğrundaki fedâkârlığı onlardan öğrendi. Çünkü onlar, Hazret-i Mevlânâ’nın: “Ey bülbül! Git de aşkı pervaneden öğren. Kendini alevin içine attı, yandı. Sevgilisi uğruna can verdi, sesi çıkmadı.” diye tarif ettiği pervaneden daha fedâkâr idiler. Zîrâ gönüllerinde canlarından daha aziz bir vatan sevgisi vardı. İşte bu sevgiyi aksettiren eşsiz bir tablo: 18 Mart 1915 Deniz Harekâtı’nda üstün başarılar gösteren Hasan-Mevkuf Batarya Kumandanı Yüzbaşı Hasan Bey’in kızı dünyaya gelmişti. İstanbul’dan Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığına telgraf çekildi. Bu telgrafı alan Cevat Paşa atı ile bataryaya geldi ve Yüzbaşı Hasan Bey’e: “-Evlâdım Hasan, bir kızın dünyaya geldi; Allah bağışlasın, izinlisin.” dedi.Hasan Bey’in verdiği cevap erinden kumandanına kadar Çanakkale muhariplerinin gönül dünyalarını aksettirmeye kâfî bir fedâkârlık ve feragat ile doluydu: “-Kumandanım! Vatan daha mukaddes, gidemem. Bildirebilirseniz, ismini Dîdar koysunlar!..” O gece bütün batarya ile birlikte Yüzbaşı Hasan Bey de şehid olanlar arasındaydı. Gözlerini, yeni doğan kızını bir kere bile göremeden bu dünyaya yummuş, elini ona sallayamadan elvedâ demişti… 18

19 Zîrâ sevginin en tabiî neticesi fedâkârlıktır. Seven, sevdiğine karşı, sevgisi ölçüsünde fedâkârlık yapmayı zevk ve vazîfe olarak telâkkî eder. Bu, âşığın mâşûkuna can vermesine kadar dayanır. Can ve malın Allâh yolunda, vatan ve millet uğrunda fedâ edilebilmesi de, kulun Rabb’ine karşı muhabbetinin en güzel bir tezâhürüdür. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ Bir şeyin ne kadar sevildiği, gerektiğinde onun için yapılabilen fedâkârlık ve göze alınabilen risk ile ölçülür. Bu bakımdan Çanakkale’de yaşananlar, her yönüyle müstesnâ bir vatan sevgisinin en canlı tezâhürlerini sergilemiştir. Her yiğit: Toprak, alın teriyle gülistan olur, civan, Candır sonunda bağrına en makbul armağan!.. terennümüyle fedâ-yı cân eylemiş ve böylece “ Çanakkale Geçilmez” yazısı, 250 bin îmanlı vatan evlâdının, şehâdet şerbetini içmesi netîcesinde gerçekleşmiştir. 19

20 Gerçekten her asker, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in mübarek lisanından dökülen: “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehid, gördüğü aşırı itibar ve ikrâm sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehid olmayı ister.” (Buhari, Cihad, 21) “Sizden biriniz karıncanın ısırmasından ne kadar acı duyarsa, şehid olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar.” (Tirmizî, Fezâilü’l- Cihad, 26) “Şehidliği gönülden arzu eden bir kimse, şehid olmasa bile sevabına nail olur.” (Müslim, İmare 156) müjdeleriyle yoğrulmuş olarak müstesnâ bir şehidlik aşkıyla doluydu. Şehid olabilmek büyük bir sevdâ hâlinde idi. Sedye ile götürülen yaralı bir askerin, kumandanın yanından geçerken üzüntüyle: “Şehit olamadım paşam!” diyerek hüznünü dile getirmesi, bu sevdânın en müşahhas bir misâlidir.Zîrâ şehidlik, Allâh’ın, kullara hitaben buyurduğu «gel» fermanının en güzelidir ve şehidler de, bu dâvete en önde koşmak kendilerine nasîb olan bahtiyarlardır. 20

21 Bu dâvet ile alâkalı olarak Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur: “Mademki Cenab-ı Hakk seni istiyor, başını ayak yap da koş! Onun gel demesi, insana yücelikler verir. Manevî sarhoşluk verir, neler neler bağışlar, yaygılar yayar, sofralar kurar.” Bu davete koşmuş olan şühedâya verilen ilk mükâfat, hiç şüphesiz ki şu âyet-i kerîmedir: وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ “Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; hayır, onlar diridirler. Rabbleri katında rızıklanmaktadırlar…” (Âl-i İmran 169) Bu ilâhî hakîkat dolayısıyladır ki, Allâh yolunda öldürülenlere «ölü» denmemiş, «şehid» denmiştir. Şehid kelimesinin şâhid mânâsı da vardır. Bu sebeple müfessirler, onların şehid oldukları an ruhlarının cennete vardığı ve oradaki nimetleri gördüğünü de bayan ederler. Diğer mü’minlerin ruhları ise, cenneti kıyamette göreceklerdir. 21

22 Çanakkale zaferi sadece Osmanlı değil bütün İslam âleminin var olma mücadelesiydi. Bütün İslam coğrafyasının sömürgeleştirildiği yıllardı ve yeryüzünde bağımsız kalan İslam’ın son kalesiydi İstanbul. Hilafetin merkezi olan İstanbul’un düşmesi bütün İslam âleminin yok olması demekti.Merhum Mehmet Akif; “Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!”, “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” ve “Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,” derken bu gerçeği ifade ediyordu. Hilal ve Ehl-i Salib (Haçlılar) mücadelesi olarak algılanan bu zaferin “Bedrin aslanları”na atıf yapılarak bu şiirde ebedileştirilmesini başka şekilde açıklamak en hafifiyle bu zaferi gölgelemek olur. Çanakkale’de 13–14 yaşlarında, bugün çocuk olarak kabul ettiğimiz şehitler yatıyor. Düşünün ki bir ümmetin yükü bu çocukların küçücük omuzlarına kalmış. Siperden çıkmadan kendi cenaze namazlarını kılan bu şehitlerin o büyük davasını küçültmeye kimsenin hakkı olmasa gerektir. 22

23 Çanakkale savaşları devam ederken ümmetin bağrı yanık bir diğer şairi Muhammed İkbal, Lahor meydanında toplanan Pakistanlılara şöyle seslenmektedir “Birkaç gün önce bir rüya gördüm. Hz. Peygamberin (sav) huzurundayım, Bana ‘Dünya bahçesinden ne hediye getirdin’ diye sordu. Ben de ‘Sultanım, sultanlar gedalardan ne hediye bekler. Asırlar var ki sana verecek hediyemiz olmadı. Efendim, bir şey getirdim size, cennette bile eşi benzeri olmayan bir şişe kan. Bu senin ümmetinin namusudur, şerefidir, vicdanıdır. Bu, Trablusgarp'da, Çanakkale'de şehit olan Mehmetçiğin kanıdır.’” Bu konuşmadan sonra fakir Pakistan halkı elinde ne varsa meydana dökmüş; hatta fakir bir kadın kucağındaki bebeğini ciğerparesini satıp bedelini Çanakkale’ye göndermiştir. 23

24 Çanakkale bu ruhla kazanıldı. “Çanakkale ruhu” ancak bu duygu bütünlüğü anlaşılabilirse anlam bulur. Şehitlikte yatan Arnavut, Arap, Türkmen, Kürt, Laz, Boşnak, Çerkez, Filistinli, Hintli şehitlerimizin davası, yani “Çanakkale ruhu” İslam ümmetinin kardeşliğiydi, zalime boyun eğmemesiydi ve her şeyden öte evrensel mesajlara sahipti. Çanakkale’yi ‘Çanakkale’ yapan emperyalistler değildir. Çanakkale’yi ‘Çanakkale’ yapan, onlara karşı gelen bu asil ruhtur. O öyle bir ruhtur ki; madde ve teknoloji, inancın, imanın, azmin karşısında yenik düşmüştür. Çanakkale savaşları, İstiklal Savaşı’na cesaret ve ruh vermiştir. Çanakkale, İngilizlerin mağlup olduğu tek deniz savaşıdır. İngiltere, Çanakkale savaşlarının hezimetini asla unutmadı, unutamaz da! Bugün de aynı ruhla polisimiz ve askerimiz güneydoğuda vatan için mücadele ediyor, şehitlik mertebesine erişiyorlar.Canlarını ortaya koyarak bizlere bu vatanı emanet eden tüm şehitlerimize ve gazilerimize minnet borcumuz vardır. Onların bu fedakarlığını unutmamak ve emanetlerine sahip çıkmak vazifemizdir. Onların, din, iman vatan ve millet için mücadele ettiklerini de nesillerimize öğretmeliyiz. Onları her zaman hayırla, minnetle ve muhabbetle anmalıyız. 24

25 Bu vesile ile Bu Cennet Vatanımız için canını vermiş aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimiz rahmetle ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad olsun. Yüce Rabbim Devletimize dirlik, Ordumuza kuvvet, Milletimize birlik nasip etsin. Bizi birbirimizden ayırmasın. Vaazımızı Mehmet Akif Ersoy’un şu dizeleriyle bitiriyorum. Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? Üç kıtada yer yer kanayan izleri şahid, Dinlenmedi bir gün o büyük şanlı mücahid. Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun. Yaşar KENGER İplikpazarı Camii /ÇANKIRI Not: Bu vaaz Altınoluk dergisi ve Şahin Yaşar hocamızın yazılarından alıntı yapılarak hazırlanmıştır. 25


"1. 18 Mart Çanakkale Zaferinin yıldönümü ve şehitler haftası olması sebebiyle bu haftaki vaazımızda İslam ümmetinin dirilişini ve Çanakkale’de göstermiş." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları