Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Atasözü bir milletin veya ırkın tecrübelerinin daha önce yaşanarak teyid edilmesi ile, kişiden kişiye göreceli olarak değişmeyen, olayın aslını, fiilini,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Atasözü bir milletin veya ırkın tecrübelerinin daha önce yaşanarak teyid edilmesi ile, kişiden kişiye göreceli olarak değişmeyen, olayın aslını, fiilini,"— Sunum transkripti:

1

2 Atasözü bir milletin veya ırkın tecrübelerinin daha önce yaşanarak teyid edilmesi ile, kişiden kişiye göreceli olarak değişmeyen, olayın aslını, fiilini, anlatmak istediğini temsil eden cümlelerdir. Belirli bir yargıyı içeren atasözü kavramlarının kim tarafından ne zaman söylendiği ise meşhuldür. Bu sebeple kalıplaşmış halde bulunurlar. Hiçbir kelimesi yada yapısı değiştirilemez, asıl olarak kullanıldığı gibi eş anlamlı kelimeler ile dahi kullanılmazlar. Bu kavramlar yaşanan olayların sonuçlarına bağlı olarak ilişkilendirildiği için günümüzde de aynı mana yada direk anlam için sorunsuzca kullanılabilirler. Atasözü genel olarak bir olayın sonucunu kısaca anlatmaya yeterlidir. Bu sebeple yaşanan olayların sonunda değil öncesinde de öğüt vermek maksadıyla atasözleri kullanılabilmektedir.

3 Atasözü: Bir fikri, öğüdü daha çok mecaz yolu ile kısa ve kesin olarak anlatan, eskiden beri söylenegelmiş özlü sözlere atasözü denir. Daha geniş tanımı ile atasözü, Toplumların asırlarca süren deneyimlerinden ve gözlemlerinden elde ettikleri yargılarını, ortak düşünce ve tutumlarını yansıtan; içinde mecazi bir anlam barındıran, eğitici ve öğretici pedegojik-didaktik) vasfı bulunan kalıplaşmış, kısa ve özlü söz; eş. Darb-ı mesel (ç. :Durub-ı emsal), Mesel, Sav. Sav

4 Çoğunlukla bir cümle biçiminde oluşarak bir yargı anlatan, kimi zaman ölçü ve uyakla, söyleyiş açısından daha etkili olmaya yönelen atasözleri2, fıkraya benzer fakat konuşma sırasında yeri gelmeden söylenemez. Atasözlerinin “düz konuşmadaki bazı söz kalıplarından farkları, onların birtakım ayırıcı nitelikte biçim ve içerik özelliklerindendir: kısalık, kesinlik, anlatımdaki aydınlık ve kuruluk gibi... 2 Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim, TDK, Ankara, 1990, III., s Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1988, s.118.

5 Yukarıda verilen tanımlara rağmen atasözlerinin sınıflandırılması sırasında kimi kaynaklarda farklı yapıda atasözlerinin tasnif edildiği görülür. Kesin yargı bildirmeyen deyim ya da kalıplaşmış söz grubu niteliğindeki kelime gruplarının (zülf-i yâr, akıntıya kürek çekmek vb.), din kaynaklı âyet ve hadislerin (Yarın ölecekmiş gibi ibadet et, hiç ölmeyecekmiş gibi çalış; Veren el alan elden üstündür. [Hadis].), kime ait olduğu bilinen özdeyişlerin (Malı az olan değil, istekleri çok olan insan fakirdir.[Seneca]) atasözleri başlığı altında tasnife alındığına rastlanılmaktadır. Bu konuda Ömer Asım Aksoy kendisinden öncekilerin tasnif hatalarını sıralamak suretiyle eleştirilerini ortaya koymuştur 5. Ancak o da bu eleştirileri yaparken benzer bir hataya düşmüş gibidir 6

6 Atasözleri genel anlamda birçok konuyu esas aldığından dolayı farklı kriterlerde ancak farklı mecazi anlamlar kullanılarak söylenmiştir. Bu konuda örnek verilmesi gerekirse : Yardımlaşma ve buna bağlı olarak tutumluluk ile ilgili atasözleri kişileri uyarıcı nitelikte olmakta, temizlik veya sağlık gibi atasözleri ise kişileri bir başka oluşa yönlendirip, düşündürecek yapıda olmaktadır. Çin atasözleri gibi deyimler, beyitler gibi olmayan dostluk ve dayanışma konulu Türk atasözleri ise çoğu zaman kişileri indirgeyici hatta aşağılayıcı sonuçlara bağlanarak söylenmiştir. Burada kişiler daha önce bunların yaşandığını hemen kafasında canlandırarak, gereken ilgi ve önemi ilgili atasözü içerisinden hemen alır. Tasarruf, korku, dostluk niteliğindeki diğer atasözleri ise farklı değildir. Sonuç olarak atalarımızın (ata olarak benimsediğimiz insanların) yaşayış ve tecrübelerini günümüzde kullanmakta olduğunuz bu sözler ile yaşantımıza uydururuz, özlü, hatasız hayat yaşamak için her zaman örnek alırız.

7 Şuan ilgilenmekte olduğunuz Türk atasözleri sözlüğü size en doğru açıklamayı sunmamış olsa dahi gereken atasözümüz hakkında bilgi kazanmanızı hedefler. Özdeş anlamlı olarak kullanılan birçok atasözü gerçek olan hayatta düşülmemesi gereken hataları belirtirken konu kapsamayacak şekilde, zamanı buna göre ayarlanmış olarak söylenmiştir. Cümlenizde yada örneklerinizde kullanırken, konu ile alakası hiç bulunmasa bile ilgili konu hakkında fikirler uyandırır, karşınızdaki kişiye doğru anlamasını sağlamak amacıyla örneklendirme görevi yapmış bulunur. Anonim olmaları, atasözleri kelimesinin anlamını özdeş olarak lugat açısından doğrular; teyid eder

8 Atasözlerini söyleyiş yönünden de birbirinden ayırmak mümkündür : Nazım ögesi taşıyanlar, nesir olanlar. Nazım ögesi taşıyan atasözleri arasında tam mısra yada beyik görünümünde olanlar vardır : Gönül düştü kediye, kedi benzer kadıya (duduya). Türkler sözlü edebiyat dönemindeyken, kahramanlık hikayeleri devrinde atasözleri düşünceyi desteklemek amacıyla yanlız başlarına kullanılmıyor, metnin başına yada sonuna bağlı bulunuyorlardı. Kimi zaman aynı anlamdaki atasözlerinin yanyana kullanıldıklarıda olurdu. Oğuz ve Kırgız destanları bu tür örneklerle doludur. Bugün bile anadoluda hikaye anlatanlar bunlardan faydalanırlar. Elimizdeki en eski Oğuz metinleri Dede Korkut masallarıdır.

9 Atasözleri; mani, türkü, masal gibi edebi bir tür olarak bağımsız varlığa sahip değildir. Atasözleri ya folklör türünden metin içinde yada günlük konuşmalarda geçer. Ancak dili süsleyen tek sanat unsuru olduklarından onları birtek araya toplayıp ayrı tür gibi incelemek ihtiyacı duyulmuştur. Atasözlerini, biçim ve içerik olarak, günlük konuşmalardan ayıran özellikler vardır : Anlatımda açıklık, özlülük, anlatım tonunda kuruluk. Şiirlerle sadece sağduyu yönünden ilişki kurar. Bundan dolayı bazı atasözleri ölçülü ve kafiyelidir. Bu unsurlar, özellikle akılda daha iyi kalması için kullanılmıştır.

10 Türk atasözlerinin bütünü yapı ve görev yönünden aynı grupta toplanamaz. Bu yüzden atasözlerimizi şöyle sınıflandırabiliriz : A) Atasözü niteliğindeki deyimler. Bunları günlük dildeki deyimlerden ayırmak çok güçtür. Bu grubuda küçük bir alt gruba ayırabiliriz : 1. Atasözü görünümündeki basit deyimler : İki ayağı bir pabuca sokmak. 2. Özel durumlarda kullanılan örnek deyimler : Tut kelin perçeminden. 3. Karşılaştırmalı deyimler : Keremin arpa tarlası gibi yanmak. B) Asıl atasözleri : Bir davranış kuralını, akıllıca bir yargıyı dile getirir. Asıl atasözleri anlatımdaki özelliklerine göre ikiye ayrılır : 1. Bir gözlem veya yargı görünümündeki atasözleri : Bir davranış kuralı öğreten yada ders verenler. Yargıya örnek : Kanı kan ile yumazlar, kanı ile yurlar. Gözlemden doğan yargıya örnek : Taşıma su ile değirmen dönmez. Gözleme örnek : Hak batıldan ağlamadı, akan dereyi kimse bağlamadı. Bu bölüme giren mevsim, hava, tarım, hayvanlar ve benzeri üzerine sayısız atasözü vardır. 2. Doğrudan doğruya bir emir, öğüt, yasak belirtenler : Bu tür atasözlerindeki fiiller olumlu yada olumsuz, daima emir halindedirler. Örnek : Gözün ile gördüğünü eteğin ile ört. C) Fıkra türünden atasözleri : Çok kısaltılmış hikaye yapısındadırlar. Örnek : Deveye sormuşlar : "Boynun neden eğri?" "Nerem doğru ki..." demiş. Bu gruptaki atasözleri görevleri yönünden birinci gruptakilere yakındır.

11 Bu sözler törelere, geleneklere, tecrübelere, akla ve gerçeğe dayanır. Halkın ortak düşüncesini, inancını, duyusunu, ahlak anlayışını, kültürünü, felsefesini yansıtırlar. Kültürün aynasıdırlar. Eğitici ve öğreticidirler. Genellikle mecazi bir anlam taşırlar. Anonimdirler. Halk arasında dilden dile dolaşarak gelecek kuşaklara aktarılırlar. Söz ve mâna sanatlarıyla (seci, tezat, cinas, Akisakis, mübalağa) örülmüşlerdir.secitezatcinasAkismübalağa Kalıplaşmış, doğal (tabii), kısa ve özlü sözlerdir. Akis (Çaprazlama): Bir cümle ya da dize içindeki sözleri ters çevirerek söylemeye akis denir. Örnekler:"Her inişin bir yokuşu, her yokuşun bir inişi vardır." *"Yemek için yaşamamalı, yaşamak için yemelidir. Seci (İç Kafiye): Cümlelerin ya da bir cümle içinde birden çok sözcüğün sonlarındaki ses benzerliğine seci denir. Seci, nesirde kullanılan uyak olarak da tanımlanabilir. Özellikle Divan nesrinde secili anlatım bir amaç sayılmıştır. Örnekler: * "Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru; başımızın tâcı,dil ehlinin mîrâcı " Tezat (Karşıtlık): İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesidir. Ancak "Gece uyurum, gündüz çalışırım." demekle tezat sanatı olmaz. Gece ile gündüz zıt iki kavramdır,düşünce değildir. Oysa tezat, kavramların zıtlığında değil, düşüncenin zıtlığındadır. Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü Kar değil gökyüzünde yağan beyaz ölümdü."

12 Teshil Risalesi: Bizde atasözlerine ait ilk yazma eserdir. Mevlana Şemsettin'e aittir de yazılan bu eserde 695 atasözü vardır. Durub-ı Emsal-i Osmaniye: Milli kütüphanemizin bazı demirbaş yazmalarıyla, halk şairlerinin (Atasözü destanları) ve divan şairlerinin (Manzume-i durub-ı Emsaliye) gibi denemeleri bir yana bıkarılırsa, gerçek anlamıyla, ilk atasözü kitabıdır. İlk baskısı 1863'de, İkinci baskısı 1870'de, üçüncü baskısı da -Ebüzziya Tevfik'in katıp karıştırdıklarıyla 'de basılmıştır. Bu eserde 1800 atasözü vardır.divan şairleri Türk Atalar Sözü: Yeni Türk harfleriyle bu alanda ilk basılan eserdir. Muzaffer Lütfü Bey'e aittir. 1928'de basılmıştır. Türk Ata Sözleri, Mustafa Nihad Özön, 1952 Feridun Fazıl Tülbentçi, Türk Atalar Sözü ve Deyimleri, 1963 Ömer Asım Aksoy, Atasözleri Sözlüğü, 1965

13 1. Türk Atasözü Anlamları; halkın bir olayı yaşadıktan sonra yada yaşamadan önceki durumunu, onun düşüncesini anlatır. 2. Türk Atasözü Anlamları; tüm dünya üzerindeki insanların yaşayabileceği olaylar aynı olduğundan ulusal bir kimliğe sahiptir. 3. Türk Atasözü Anlamları; kişi yada toplulukların direk maneviyatlarına, ruhlarına, kalplerine hitap ederler. 4. Türk Atasözü Anlamları; sonuçları alenen bildirdiklerinden dolayı kesin tavırlı olarak nitelendirilirler. 5. Türk Atasözü Anlamları; bahsi geçen sonuçların çok büyük oranları istisnasız tecrübe olduğu, birebir tuttuğu için inandırıcıdırlar. 6. Türk Atasözü Anlamları; halk kitlelerinin yüzyıllardan beri geçirdiği yaşamdan ve bu yaşamda oluşan düşüncelerden doğmuşlardır. 7. Türk Atasözü Anlamları; yalın, manalı sözlerdir, bütün atasözlerinin anlatımları çok basit ayrıca kolaydır.

14 8. Türk Atasözü Anlamları; doğa olayları dahil tüm yaşanan olayları kestirme bir sonuç ile birdirirler. 9. Türk Atasözü Anlamları; yetişkinlere, çocuklara, topluluklara ahlak kuramı bildirirler, ahlaklı olmayı öğretirler. 10. Türk Atasözü Anlamları; bir veya iki cümleden oluşan, türkçe kurallarına uygun bir dilde türetilerek söylenmişlerdir. 11. Türk Atasözü Anlamları; mecazi anlam taşıdıkları için kesinlikle farklı olaylara uyarlanabilir, sonuçları etkilemez. 12. Türk Atasözü Anlamları; kendi içerisinde söz sanatı barındırırlar, tamamen Türk Dili Edebiyatına uygun niteliktedirler. 13. Türk Atasözü Anlamları; içerisindeki kelimeler yer değiştirdiğinde veya farklı kelimeler kullanıldığında anlamları değişebilir. 14. Türk Atasözü Anlamları; denenmiş, yaşanmış olayların sonucunda söylendiği için doğruluğu herkes tarafından kabul edilmektedir.

15 Abdal (derviş) tekkede, hacı Mekke`de bulunur. Hemen herkesin ilgi duyduğu bir alanı, kendine özgü bir işi vardır. İlgi duyduğu alan ya da iş neredeyse kişi de orada bulunur. Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna. Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından kaçırabilir ya da yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir, saklamaya çalıştığın şey sır olmaktan çıkar, yayılır.

16 Ağacı kurt, insanı dert yer. Ağaç kurdu, içine yerleştiği bir ağacı veya tahtayı özünden, içten içe yiyerek çürütür ya da kurutur. Dert ve üzüntü de tıpkı ağaç kurdu gibidir. İnsanı içten içe yıpratır, perişan eder, dayanıksız kılar, yiyip bitirir. Ağaç yaş iken eğilir. Çocuklar mutlaka küçük yaşta eğitilmelidirler. Bu yaşlarda işlenmeye, her türlü bilgiyle donatılmaya elverişlidirler. Zaman geçip de büyüdükçe eğitilmeleri zorlaşır. Yaşlı insan kolay kolay eğitilmez. Onlar tıpkı kuru bir ağaç gibidirler. Eğilmezler, buna zorlanırlarsa kırılırlar. Bu sebeple onlara yeni bir davranış kazandırmak imkânsız gibidir.

17 Akıl yaşta değil baştadır. İnsanın yaşlanması, aklının artması anlamına gelmez. İnsan büyüyebilir fakat aklı (kıt) kalabilir. Biliriz ki, pek çok genç yaşça büyük olanlardan daha akıllıdırlar. İnsanlar yaşlandıkça tecrübe sahibi olabilirler ama tecrübe akıllı olanların işine yarar, akılsızların değil. Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz. Şehirler içinde Bağdat öteden beri güzel, önemli ve gözde şehirlerden biridir. İnsanı kendine çeken, pek çok şehirde bulunmayan özelliklere sahiptir. Annenin de diğer insanlar içinde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Onun kadar çocuğunu seven, çocuğuna gönülden bağlı bir yakın, bir dost yoktur insanlar içinde. Ne zaman başımız dara düşse hemen o koşar, elimizden tutmaya o çalışır.

18 Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Kimi meseleleri üstü kapalı, bazı ipuçları vererek şöyle bir anlatmak zorunluluğu hasıl olur. Anlayışlı kimseler bu tür konuşmadan ne denmek istendiğini kolayca anlarlar. Ama kavrayışı kıt kimseler ne kadar açık anlatılırsa anlatılsın, ne kadar tekrar edilirse edilsin ne denmek istendiğini bir türlü anlayamazlar. At ölür, itlere bayram olur. Kimi yararlı, kıymetli, şahsiyet sahibi kimselerin ölmesi; bulunduğu görevden ayrılması ya da alınması kimi çıkarcı, kıskanç ve aşağılık kimselerin işine gelir; onların sevinmesine yol açar.

19 Az veren candan, çok veren maldan. Varolalı beri insan, insanın yardımına ihtiyaç duymuştur. Bu bakımdan ihtiyaç sahibine yardımda bulunmak bir insanlık görevi hâline gelmiştir. Kimi yoksul kimseler birilerine yardım ya da armağan olarak bir şey verirlerse (küçük de olsa) bu onlar için bir fedakârlıktır. Çünkü verdikleri şeyden kendilerinde de yok denecek kadar az bulunmaktadır. Dolayısıyla yardımları ya da armağanları yürekten, içten ve candandır. Bunun yanında zengin olanın yapacağı yardım, fakirin yaptığı yardımdan daha fazla olabilir. Ancak bu onun için fedakârlık sayılmaz. Çünkü ihtiyacından fazla olan malından vermiştir. Dolayısıyla verdiği malın yoksulluğunu çekmiyordur o.

20 Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur. İnsanlar gezen, dolaşan, hareket eden varlıklardır. Bir yerden kalkıp başka bir yere gidebilirler. Arkadaşlar, dostlar, tanıdıklar birbirlerinden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, günün birinde, bir yerde karşılaşabilirler; hatta hiç karşılaşmayacaklarını sanan insanlar dahi birbirlerine kavuşabilirler. Davul dengi dengine çalar. Bir işte çalışacaklar, dostluk ve arkadaşlık kuracaklar, özellikle de evlenecek olanlar her bakımdan (zenginlik, makam, alışkanlık, karakter vb.) kendilerine uygun kimseleri seçmelidirler. Aksi takdirde kısa zamanda anlaşmazlıklar başlar, kurulan ilişkiler bozulur.

21 Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur. Cahil kişi, okuyup öğrenim görmemiş, bilgisiz ve deneyimsiz kimsedir. Bu bakımdan söylenen bir sözün ne maksatla söylendiğini, hangi anlama geldiğini kavramakta zorluk çeker. O ne biliyorsa, doğru onlardır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın kendi doğrularından başka bir doğru kabul etmez. Öyle de inatçıdır ki deve nasıl hendek atlamamak için direniyorsa, o da görüşünden vazgeçmemek için direnip durur. Cambaz ipte, balık dipte gerek. Niteliği gereği hemen her varlık farklı bir yerde bulunur, barınır ve iş yapar. Niteliğine uygun olmayan yerin şartları onu zor durumda bırakabilir. Dolayısıyla her kişi elde ettiği niteliklerin gerektirdiği bilgi, beceri ve uzmanlık sahası içinde çalışmalı; o alanın dışındaki işlerden uzak durmalıdır.

22 Can boğazdan gelir. Her canlı gibi insan da beslenmek zorundadır. Bedeni için gerekli olan gıdaları ancak bu şekilde alır. İyi beslenmeyen, yeterli gıdaları almayan bir vücut sağlıklı, dinç ve dayanıklı olamaz; bu kimselerin güçsüz kalıp hasta olmaları da kaçınılmazdır. O hâlde insan sağlığını korumak istiyorsa, iyi beslenmeye önem vermelidir. Çam sakızı, çoban armağanı. İnsanlar birbirlerini sevindirmek, mutlu etmek için karşılıklı hediyeleşirler. Bu hareket insanların gönüllerini okşar, onları birbirlerine yaklaştırır. İnsan ne kadar yoksul olsa da böyle bir eylemde bulunmak ister. Ne var ki o, varlıklı insanlar gibi değeri yüksek armağanlar veremez. Onun armağanı küçük bir şeydir. Ama taşıdığı değer büyüktür. Davranışı da soylucadır.

23 Dervişin fikri ne ise, zikri de odur. Bir insan ne düşünüyor, gönlünden ne geçiriyorsa, bunu hareket ve sözleriyle belli eder; açığa vurur. Devamlı kafasında ve gönlünde taşıdıklarının gündemde kalmasını ister. Hay`dan gelen, Hu`ya gider (Selden gelen, suya gider). Sözün gerçek anlamında "Hay" ve "Hû" Allah demektir. Yani Allah`tan gelen, yine Allah`a gider anlamındadır bu söz. Ancak halk arasında mecazî bir anlam kazanmıştır. Kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar. Elde kalıcı olanlar, emek sarf edip alın teri dökerek kazanılan şeylerdir.

24 Ayağını yorganına göre uzat. Bugünün işini yarına bırakma. Çok çocuk anayı şaşkın, babayı düşkün eder. Çocuk düşe kalka büyür. Dikensiz gül olmaz. Dinsizin hakkından imansız gelir. Dilin kemiği yok. Dost acı söyler. Dost kara günde belli olur. El elden üstündür. Evdeki hesap çarşıya uymaz. Gülme komşuna, gelir başına. Gülü seven dikenine katlanır. Gün doğmadan neler doğar. Görünen köy kılavuz istemez. Yılana yumuşak diye el sunma.

25

26

27

28 Genellikle gerçek anlamından sıyrılarak başka bir anlama bürünürler: "Dilinde tüy bitmek", "El ağzı ile kuş tutmak" gibi... -Kimi deyimlerde, asıl anlamlarından tamamıyla sıyrılmazlar. Yerine göre asıl anlamından da alınabilir, daha başka bir anlama da gelebilir. Bunu cümle içindeki kullanılış şeklinden anlarız. Örneğin, "Baltayı taşa vurmak" deyimiyle ilgili olarak: Gerçekten de bir balta taşa vurulabilir; bu söz asıl anlamından ayrı olarak "ağzından dokunaklı, incitici bir laf kaçırmak" gibi mecazlı bir anlama da gelebilir. Bunu cümle içinde sözlerin gelişinden anlarız.

29 Kırk yıllık oduncu, baltasını taşa vurmasın mı?" "Kendini bilmezin biri baltayı öyle bir taşa vurdu ki.« "Baltayı taşa vurmak" deyimi, birinci cümlede gerçek; ikinci cümlede ise mecazi anlamında kullanılmıştır. -Kimi deyimler de, sadece kendi sözlük anlamlarında (gerçek, asıl anlamında) kullanılır, başka bir anlam taşımazlar. Örnek: "Hem suçlu hem güçlü.« "İyiye iyi, kötüye kötü demek."

30 -Deyimler, sözdizimi bakımından üç grupta ele alınabilir: 1) Sonları bir mastarla (-mak/-mek) biten deyimler: İğne ile kuyu kazmak. Çam devirmek. 2) Cümle şekline deyimler: Ağzını bıçak açmıyor. Kaleminden kan damlıyor. Dostlar alışverişte görsün. 3) Yukarıdaki iki türe de girmeyen, daha çok birleşik sözcüklere benzeyen deyimler: İlk gözağrısı. Bağrı yanık. Kaşla göz arasında. Bir içim su.

31 -Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Şekli, sözdizimi, sözcükleri değiştirilemez. Örneğin, "Yok devenin başı" deyimi "Devenin başı yok" biçimine sokulamaz. Yine "Kırdığı ceviz kırkı geçti" yerine, bir sözcüğü değiştirilerek "kırdığı fındık kırkı geçti" denilemez. -Deyimler kalıplaşmış olmakla beraber, bazı deyimlerin kalıpları büsbütün donmuş sayılmaz. Sonları bir mastarla bağlananlarla, cümle biçiminde olan bazı deyimler, birleşik fiiller gibi çekilebilir. Çekimi göre de zamirleri değişir, sözcükleri değişmez. Örneğin, "gözden düşmek" deyimi: "Gözden düştüm, gözden düştün, gözden düştü; gözden düştük, gözden düştünüz, gözden düştüler" şeklinde çekilir. Kalıpları büsbütün donmuş sayılan ya da tarihi bir anekdota bağlı bulunan deyimler kesinlikle çekime gelmez; "eski çamlar bardak oldu" gibi. -Çoğunlukla fiil olarak (msl.vakit almak) görülen deyimler, zaman zaman sıfat (msl. Kabak kafalı), zarf (msl.öğle üzeri) biçimlerinde; bazen de soru cümlesi (msl.ne dese beğenirsin?) ve ünlem cümlesi (msl. Vay anam vay) biçimlerinde görünürler.

32 -Deyimler, çok kez, başka türlü halk verimlerine ve daha başka anlatım araçlarına karıştırılır; atasözlerine, birleşik sözcüklere, Türkçe terimlere ve argo denilen sözlere... Bir karşılaştırma yapacak olursak: Atasözleri, az sözcükle çok şey anlatan özlü sözlerdir. Anlattıkları denenmiş, doğruluğuna inanılmış düstur (genel kural, kaide) niteliğindedirler. Deyimler ise, kalıplaşmış anlatım araçlarıdır. Cümle şeklinde olanlar bile bir anlam bütünlüğü taşımaz. Asıl anlamlarını içinde bulundukları cümleden alırlar; aldıkları anlam da değişmez bir kural niteliğinde değildir. Örneğin: Denize düşen yılana sarılır. (Atasözü) Dört yanı deniz kesildi. (Deyim) Her iki sözde bir çaresizliği belirtiyor. Ancak birinci söz inanılmış, benimsenmiş bir düşünce, değişmez bir kural. İkinci söz ise, bir anlam bütünlüğü taşımıyor. Ancak şöyle bir cümle içinde: "Varını yoğunu kaybedince dört yanı deniz kesildi, tutunacak bir dal bulamadı" denilirse, bir çaresizlik anlamı ortaya çıkıyor ama, bu da değişmez bir kaide değil; varını yoğunu kaybeden herkesin dört yanı deniz kesilmez ki... Tutunacak bir el, tutunacak bir dal bulanlar da olur. O halde bu bir deyimdir.

33 Deyimler, terimlere benzer. Terimler, anlamları daraltılmış bilimsel sözlerdir... Deyimler ise, anlamları genişletilmiş mecazlı sözlerdir ve en az iki sözcükten meydana gelirler. Deyimler argoya da benzemez. Argo (bkz.), halkın geneli tarafından kullanılmayan, yalnızca belli çevrelerin kullandıkları, genel dilden ayrı, bir çeşit külhanbeyi ağzıdır. Deyimler ise, toplumun geneline mal olmuş, halk yapısı söz gruplarıdır. Bu bakımdan: Diktörgen terimdir; cızlamı çekmek argodur; deyim değildir.Argo

34 Abayı yakmak: Gönül verip âşık olmak, tutulmak. "Türkmen kızına abayı yakalı beri, sazı elinden düşürmez oldu.« Abuk sabuk konuşmak: Düşünmeden, birbiriyle ilgisi olmayan, tutarsız, saçma sapan söz söylemek. "Yeter artık, abuk sabuk konuşmalarına daha fazla dayanamayacağım.« Adam etmek: 1. Eğitmek, yetiştirmek, belli bir seviyeye getirmek. "Sen uğraş, didin, adam et, o da sırt çevirsin sana. 2. Tamir edip kullanılır hâle getirmek, bir yeri düzene sokmak. "Bu arabayı eninde sonunda adam edeceğim."

35 Ağızdan laf (söz) çekme(çalmak): Bir kişinin bildiği şeyleri ustalıklı konuşmalarda ona sezdirmeden öğrenmek. "Boşuna uğraşma, ağzından laf çekemezsin onun.« Akıl kutusu (kumkuması): Çok zeki, akıllı kimse; bilgiç. "Akıl kutusu mübarek, her meseleyi çözüyor.« Akıllara durgunluk vermek: Çok şaşılacak bir şey olmak. "Bir görmeliydin o olayı, akıllara durgunluk verecek bir olaydı.« Akşamı iple çekmek: Gecenin olmasını sabırsızlıkla beklemek. "Ne güzel bir ziyaret olacak. Akşamı iple çekiyorum."

36 Anasını ağlatmak: Bir kimseye çok eziyet edip sıkıntı çektirmek. "Adamın üzerine öyle gittiler ki iki günde anasını ağlattılar.« Anasının gözü: Hileci, kurnaz, çok açık göz, çıkarcı, hin oğlu hin. "Adam anasının gözü, iki dakikada bitiriverdi işi.« Ayağının tozuyla: Henüz dinlenmeden, yoldan gelir gelmez. "Adamı ayağının tozuyla kodese tıktılar.« Ayakları geri geri gitmek: Bir yere istemeye istemeye, gönülsüz gitmek. "Hoşlanmadığım bu insanların yanına yaklaştıkça ayaklarım geri geri gitmeye başladı."

37 Daldan dala konmak: Çok sık, düşünce ya da konu değiştirmek. "Daldan dala konmayı bırak da bir işe sarıl artık.« Kafa tutmak: Karşı gelmek, direnmek, boyun eğmemek. "Her önüne gelene kafa tutmakla bir yere varacağını mı sanıyorsun?« Kan ter içinde kalmak: Çok yorgun, terli, bitkin ve perişan durumda olmak. "Elindeki kazmayı bırakmaya niyetli değildi, kan ter içinde kalmış bedenini doğrultarak yüzüme baktı.« Kirli çamaşırlarını ortaya dökmek: Ayıp, suç ve kusurlarını, gizli kalmış yolsuzluklarını açığa çıkarmak; açıklamak, söylemek. "Kirli çamaşırları ortaya dökülünce ne yapacağını şaşırdı."

38 Saçını başını yolmak: 1. Birini çok fazla dövüp hırpalamak. 2. Çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek. "Sinirinden saçını başını yolmaya başladı.« Sesini kesmek: 1. Söylemekte iken susmak, bir şey söylemez olmak. 2. Bir kişiyi söylerken susturmak, artık söyletmemek. "Şunun sesini kesin, yoksa çıldıracağım!« Saçını süpürge etmek: (Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek, özveri ile birileri uğrana çalışmak. "Sizi okutabilmek için saçımı süpürge ettim.« Gözden düşmek: Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek. "Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü."

39 Göze batmak: 1. Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek. 2. Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak. "Her davranışınla gözüme batıyorsun. Kendine bir çeki düzen ver.« Göz doldurmak: Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok etkilemek. "Vitrine konan elbiseler göz dolduruyor.« Göz kırpmamak: 1. Hiç uyumamak. 2. Tehlikeye aldırmamak. "Bu gece hiç göz kırpmadım, hep seni düşündüm."

40

41

42

43

44


"Atasözü bir milletin veya ırkın tecrübelerinin daha önce yaşanarak teyid edilmesi ile, kişiden kişiye göreceli olarak değişmeyen, olayın aslını, fiilini," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları