Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

DİLKÜLTÜR DİL-KÜLTÜR MÜNÂSEBETİ VE DİLİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "DİLKÜLTÜR DİL-KÜLTÜR MÜNÂSEBETİ VE DİLİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ."— Sunum transkripti:

1 DİLKÜLTÜR DİL-KÜLTÜR MÜNÂSEBETİ VE DİLİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ

2 DİL: İnsanların günlük hayatlarını sürdürebilmeleri için yemeye, içmeye ihtiyaçları olduğu kadar duygularını, düşüncelerini, sevinç ve kederlerini başkalarına anlatabilmeleri için de dil denilen bir anlaşma sistemine ihtiyaçları vardır. DİL: İnsanların günlük hayatlarını sürdürebilmeleri için yemeye, içmeye ihtiyaçları olduğu kadar duygularını, düşüncelerini, sevinç ve kederlerini başkalarına anlatabilmeleri için de dil denilen bir anlaşma sistemine ihtiyaçları vardır.

3

4 Dil, gücünü toplumun kültüründen alır. O toplumu meydana getiren insanların aralarında anla ş maları için kullanılır. Öyle ki, bu sistemi sadece o toplumun insanları bilir. Böylece her milletin kendine has, kendi insanları tarafından anla ş ılan bir dili ortaya çıkar.

5 Karacaoğlan bir dörtlüğünde şöyle der: " Çıktım seyr eyledim Frengistan’ı İlleri var bizim ile benzemez Güzelleri şarkı söyler çağrışır Dilleri var bizim dile benzemez”

6 Muharrem Ergin: “İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta; kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir.” (Muharrem Ergin (1985) Türk Dil Bilgisi, İstanbul, s.3). Bir konuşma ve anlaşma sistemi olan dilin bilim adamlarınca çeşitli tarifleri yapılmıştır.

7 Ünlü Yunan düşünürü PLATON, Kratylos adlı yapıtında dili “kendi özel düşüncelerini sesin yardımıyla, özne ve yüklem’ler aracıyla anlaşılabilir duruma getirmek" biçiminde tanımlıyordu. ( Platon. Cratylos ( Louis Meridier Neşri), - Paris, 1931.) Ferdinand de Saussure: Dil bir kâğıda da benzetilebilir: Düşünce kâğıdın önyüzü, ses ise arka yüzüdür. Kâğıdın ön yüzünü kestiniz mi, ister istemez arkayüzünü de kesmiş olursunuz. Dilde de durum aynı: Ne ses düşünceden ayrılabilir, ne de düşünce sesten. (Ferdinand de Saussure (1980) Genel Dilbilim Dersleri I, TDK,Yayınları, Ankara, s.105)(.

8 Tahir Nejat Gencan: “Duygu, düşünce ve dileklerimizi anlatmaya yarayan işaretlerin - daha çok, ses işaretlerinin- hepsine birden dil denir... Dil, düşüncenin,-daha geniş anlamıyla içbenligimizin - aynasıdır.” (T. N. Gencan (1966) Dilbilgisi, İstanbul, s.1 Dil, insan hayatının merkezinde yer alan ve onun kendisini, evreni ve sosyal çevresini tanımasını, insanlarla iletişim kurmasını, içinde yaşadığı toplumun geçmiş birikimlerini edinmesini sağlayan bir bildirişim sistemidir, diyebiliriz. Genel anlamıyla dil, insanların anlaşmalarını çeşitli işaretlerle sağlayan bir sistemdir: Jest dili, mimik dili, pandomim dili, flama ya da bayrak dili, pırıldak dili, borazan ya da düdük dili, mors dili, çiçek dili, müzik dili, dans ya da raks dili, trafik dili...)

9 Dilin niteliğini daha iyi anlamak için yukarıdaki tanımlarımızın birçoğunun içinde de geçen dile ait öne çıkartılmasını düşündüğümüz bazı özelliklerini incelemek gerekir. 1. Dil Anlaşma Aracıdır: Dilin birinci ve asıl işlevi anlaşma aracı olmasıdır. Ancak onun vasıtalığını yanlış anlamamak lâzımdır. Zira dil, tabiî bir vasıtadır. Gelişigüzel bir vasıta, maddî bir vasıta, gelip geçici iğreti bir vasıta, bir alet değildir. Dil, canlı bir vasıta gibidir. İnsanlara, fertlere hizmet eder; fakat insanların, fertlerin keyfine tâbi değildir. İnsanlar, onu istedikleri biçime sokamazlar, ona değişik bir şekil veremezler. Onu olduğu gibi kabul etmeğe, onun hususiyetlerine dikkat etmeğe, onun tabiatına uymağa, onun kanunlarına boyun eğmeğe mecburdurlar.”

10 2. Dil Doğaldır: Dilin önemli özelliklerinden biri de doğal olmasıdır. Çevremizde doğal olarak nitelendirdiğimiz (ağaç, su, toprak, güneş, deniz, at... gibi) varlıkların tabiatını değiştirmek mümkün olmadığı gibi öz itibariyle dilin tabiatı da değiştirilmez. Nitekim dil yapay olsaydı, insanlar farklı farklı dillerle konuşmak ve yazmak yerine ortak bir dil yaparlar, onu kullanırlardı.

11 3. Kuralları vardır: Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Bu kurallar dilin tabiatından ortaya çıkmaktadır. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse biz önce kuralları koyup bu kurallara göre konuşmuyoruz. Mevcut kuralları, dilin doğal yapısından tespit ediyoruz. Meselâ; Türkiye Türkçesinde fiilin, gelecek zamanda yapılacağını belirtmek için – acak, -ecek ekini kullanıyoruz. Bu eki değiştirmek, yeni bir ek kural ortaya atmak gibi bir tasarrufumuz olamaz.

12 4. Canlıdır: Dil, kendi kanunları içerisinde yaşayan canlı bir varlıktır. Canlıların ortak özelliklerinden olan doğma, büyüme, gelişme gibi özellikler dil için de geçerlidir. Dil, gelişmesini doğal olarak gösterecektir. Ölü bir kelimeyi zorla günlük dile sokmaya çalışmak bir ölüyü diriltmeye benzer ve bir netice vermez. Ahmet Haşim, dilin kelimelerini yapraklara benzetiyor. Yapraklar ilkbaharda büyümeye başlıyor; yazın hâlâ dallardadır; sonbaharda sararmaya başlıyor ve kış gelirken dökülüyor; bir anlamda ölüyor. Bunun gibi dilde de bir kelime ihtiyaçtan ortaya çıkıyor bir süre kullanılıyor ve belli bir zaman sonra kullanımdan kalkıyor.

13 5. Gizli anlaşmalar sistemidir: Dilin doğuşu konusunda çeşitli teoriler ortaya atılmış ve bu teorilerle ilgili tartışmalar bugün de devam etmektedir: Acaba ilk insanlar nasıl anlaşıyorlardı? Niçin milletlerin dilleri farklı farklıdır? gibi soruların sayısı artırılabilir. Bu sorulara verilecek cevaplar da birbirinden farklı olacaktır. Şurası bir gerçektir ki bir dildeki kelimeler ve kelime dizileri konusunda o milletin bütün fertleri tarihin bilinmeyen döneminde gizli bir anlaşma yapmış gibi; kavramların, nesnelerin, eylemlerin... anlatımında aynı kelimeleri kullanırlar Aynı nesneler farklı milletlerin dilinde farklı kelimelerle ifade edilir: Türklerin taş; Arapların hacer; Farsların seng; Rusların kamen, İngilizlerin stone demesi gibi.

14 6. Milletin ortak malıdır: Milleti millet yapan unsurların başında dil yer alır. Her milletin konuştuğu dil kendi milletinin adıyla anılır: Türk-Türkçe, Rus- Rusça gibi. “Dil bazı insanların veya zümrelerin değil, bütün bir milletin ortak malıdır... O yalnız, yaşayan neslin değil, ecdadın da torunların da üzerinde hakkı olan derinliğine ve genişliğine bütün bir millet malıdır, millet emanetidir, millet mirasıdır, millet istikbâlidir.” Dil herşeyden önce sosyal ve milli bir varlıktır. Fertlerin üstünde, bir milleti ilgilendirir. Bütün bir milletin duygu ve düşünce hazinesini teşkil eder. Bir milleti ayakta tutan, fertleri birbirine baglayan, sosyal hayatı düzenleyen ve devam ettiren, milli şuuru besleyen bir unsur olarak dilin oynadığı rol çok büyüktür. Bağımsızlığın temeli milli şuurdur. Milli şuurun en kuvvetli kaynağı ise dildir.

15 7. Sosyal bir varlıktır : Dilin kuralları ve söz varlığı, onun sosyalliğini gösteren özelliklerdendir. Dil, bütün yönleriyle toplumdan topluma değişiklik gösterir. Dilin yapısı, kuralları ve kelime hazinesi; milletin anlayışı, dünya görüşü ve felsefesiyle yakından ilgilidir. Bir anlamda milletin karakteri, kültürü, yaşadığı coğrafya... diline yansımaktadır. “Söz gelişi Türkçe’de devenin rengini gösteren bir tek deve tüyü kelimesi bulunduğu hâlde, Arapçada bu rengin ton farklarını gösteren yüze yakın kelimenin varlığından söz edilmesi; Aymara Kızılderililerinin patates çeşitlerini anlatmak için 200 ayrı kelime kullanması; Eskimoların karın yağış şekillerinden her birini ayrı kelimelerle anlatması dilin; toplumların duygu ve düşünce tarzına, sosyal durumlarına, oturdukları yerlere ve iklim şartlarına, tarihteki geçmişlerine, zaman içinde uğradıkları değişime ve gelişmelere göre, şekil ve işleyiş bakımından birbirinden ayrı biçimlenmeye uğradığını göstermektedir.”

16 KÜLTÜR Kökü Latince olan, Fransızcada “culture” şeklinde yer alan ve bizde “hars”, “ekin” kelimeleriyle de karşılanan “kültür” kelimesinin sözlüklerde “bireyin kazandığı bilgi”, “bir topluluğa has düşünce ve sanat eserleri”, “toprağı ekip biçme”, “üreme, gelişme”, “idmanla vücudu geliştirme”, “güzel sanatlarla ruhu terbiye etme” gibi değişik anlamları vardır. Bir milletin veya bir topluluğun tarihî süreç içinde meydana getirdiği maddî ve mânevî ortak değerleri yine kültür kelimesiyle ifade edilir. Maddî değerlere yaşanılan mekanlar, kullanılan alet ve eşyalar, yeme ve içme, giyim ve kuşam; mânevî değerlere de dil, din, gelenek ve görenekler, örf ve adetler örnek gösterilebilir.

17 M.Kaplan ise “Kültür ve Dil” adlı eserinde konuya şöyle yaklaşır: “Bir milletin bütün duygu ve düşünce hazinesi dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu dil kabı ile yerden yere, nesilden nesle aktarılır. Yazı, dilin sesini kaydeden bir vasıta olarak dilin bir parçasıdır. Fakat kültür, söz ile de bir millet arasına yayılır. Dil, kültürün temeli olduğuna göre bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü, yazılı her şey kültür kavramına girer. Sabahtan akşama kadar evde, sokakta, çarşıda, iş yerinde konuşan halk, farkında olmadan dil tarlasını eker, biçer. Dilin duygu ve düşünce ile dolmasının sebebi hayata çok yakın olmasıdır. Aslında dili yaratan hayat, daha doğrusu sosyal hayattır. Anne çocuğuna bir oyuncak verir: "Bak sana otomobil getirdim." der. Böylece çocuk, oyuncak otomobil ile beraber "otomobil" kelimesini öğrenir.”

18 Çin filozofu Konfiçyüs 'e, "Bir ülkenin yöneticisi olsanız ilk yapacağınız iş ne olurdu?” diye sorulduğunda, "Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle başlardım.” der ve şöyle devam eder: "Dil düzensiz olursa sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa, âdetler ve kültür bozulur. Âdetler ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

19 Yahyâ Kemal ’e “Ne zaman şâir olduğunuza inandınız?” diye sorarlar. Büyük şâir hiç tereddüt etmeden cevap verir: “Türkçeyi hissettiğim zaman!...”

20 Dil birliği bozulmuş ve geçmişiyle irtibatı kesilmiş nesiller, kendilerini devrinin ve geçmişinin eserleriyle besleyerek kültürlü birer kişi olamazlar. Özetler ve ilkelerle yetinmek zorunda kalarak düşüncelerini kuruturlar. Bu nesillerin oluşturduğu milletin yıkılması kaçınılmazdır. Bir milletin tarih boyunca akıp gelen fikir, kültür din, örf, âdet ve hayat tecrübelerinin kelimelere yansımasından oluşan ve gelişerek o milletin dehasından doğan tarih ve kültürünü nesilden nesle ulaştıran dilin bozulması o milletin de bozulması, yıkılması demektir.

21 Özgür bir devlet, kendi kültürüyle bütünleşmiş bir millet olarak yaşayabilmemiz, millet hayatındaki faydalarını saymakla bitiremeyeceğimiz dilimizin korunmasına ve iyi bilinmesine bağlıdır. Yaşamak için havaya, suya ihtiyacımız olduğu kadar, dile de ihtiyacımız olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım ve canlı bir varlık olan dilimizi her yerde ve her zamanda koruyalım.

22

23

24

25 - Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır. “ Ludwig Wittgenstein “

26 - Bir ülkenin kanunlarının çiğnenmesinden sonra en büyük suç, dilinin çiğnenmesidir. “Walter Lanoor”

27

28

29

30

31

32

33 D İ L İ N CANLILI Ğ I SESLERDEKİ DEĞİŞİM VE CANLILIK KÖK VE EKLERDEKİ CANLILIK KELİMELERDE CALILIK CÜMLEDE CANLILIK VURGUDA CANLILIK YAZIMDA CANLILIK

34 Dilin canlılığını gösteren pek çok etkileşim ve değişim vardır. Bazılarını şu başlıklar altında değerlendirebiliriz. 1. SESLERDEKİ DEĞİŞİM VE CANLILIK Sesler, dili oluşturan bütün şekillerin yapısında bulunan, anlamlı ve görevli gramer birlikleri yapmaya yarayan, dilin parçalanmaz en küçük gramer birlikleridir. Seslerin çıkarılması tesadüfî değildir. İnsanoğlunun her organı nasıl bir intizam ve kaide üzerine çalışıyorsa, ses çıkarmasının da bir nizamı vardır. Bu da dilin canlılığını gösterir. Çünkü, bir nizam içinde çalışma, canlıların en belirgin özelliklerindendir.

35 Sesler, kelimeleri oluştururken bazı kurallarla yan yana gelirler. Diğer canlılar gibi sesler de bazen, diğer seslerle yan yana gelmek, onlarla birlikte olmak istemeyebilirler. Bu durumda bazı ses olayları meydana gelir. İşte bunlar da seslerin ve dolayısıyla dilin canlılığını gösterir.

36 Mesela: “ses türemesi” dediğimiz olayda, yan yana kullanılmayan iki ünlünün arasına bir “kaynaştırma harfi”nin gelmesi seslerin canlılığını gösterir: "baba-y-a ". Tıpkı, birbiriyle yan yana gelmeyen iki insanın arasına üçüncü bir şahsın girip onları bir araya getirmesi, barıştırması gibi. Mesela: baba-y-a

37 Türkçede, iki ünlünün yan yana gelmemesinden dolayı, birleşik kelimeler oluşurken yan yana gelen ünlülerden birisi düşer: Örneklerde de görüldüğü gibi, bu oluşumda daima ince ünlülerin (zayıf olanların) düştüğü, kalın olanların (kuvvetlilerin) korunduğu görülür. Bu da seslerin canlılığını gösterir. Cuma+ertesi= Cumartesi, kahve+altı= kahvaltı

38 2. KÖK VE EKLERDEKİ CANLILIK Her dilde eklerin önemli bir yeri vardır ve her dilde kökler gibi ekler de eskidir, azdır, sayılıdır... Sözcük kökleri ve ekleri, geleneğe bağlıdır, kolay kolay değişemez, hızla yürüyemez; uygarlık ise koşar adımlarla ilerler ve daima yenidir, yeni gereksinimlerle doludur... Dillerin sözcük hazinesini zenginleştiren, düşünüşü geliştiren, eski kök ve eski eklerden, yeni yeni sözcük yaratma gücüdür… Bilindiği gibi Türkçe, eklemeli bir dildir. Türkçenin ekleri, kökleri gibi, genellikle, tek hecelidir. Ekler, belli bir sıraya göre, ancak kökten sonra getirilebilir. Bu bakımdan, Türkçede her ek, son ektir... Bazen de ek zayıflar, görevini yitirir. Kökle kalıplaşır. Bu durumda aynı ek yinelenir ve görev perçinlenir: bir-i-si, kim-i-si, hep-i-si>hepsi

39 Eklerde de canlılık görülür. Türkçe kelimelerde zaten uyum içerisinde kullanılan ekler, yabancı dillerden dilimize girmiş bir kelimeye getirilince o kelimenin son hecesine göre uyumlu kullanılır: kalem-ler, iman-sız, direksiyon-u, kitap-tan vb. gibi.

40 3. KELİMELERDE CANLILIK Prof. Dr. Mehmet Kaplan "Harfler, seslerin işaretleridir. Kelimeler ise seslerden mürekkeptir. Yazılı veya sözlü işaretlerle, göz önünde bulunmayan her şeyi göz önüne getirebilir, ölüleri diriltebilir, ağaçları konuşturabilirsiniz..." derken, Nihad Sami Banarlı da şunları söyler: "Kelimeler, her zaman ve her vesileyle belirtildiği gibi, birer canlı varlıktır; doğarlar, yaşarlar, çok kere uzun ömürlü olurlar, vefâlı milletlerin dilinde ölmez bir sevgiye, âdetâ ölümsüz bir hayâta kavuşurlar. Yine canlı varlıklar gibi, zamanla, onların da seslerinde, mânâlarında, şekillerinde değişmeler, güzelleşip çirkinleşmeler olur...”

41 Canlı bir yapıya sahip olan dildeki kelimeler doğar, yaşar ve ölür. Bu sebeple bunlara bilim dışı müdahale edilemez. Sadece daha canlı ve sağlıklı yaşamaları için yardımcı olunur. Medeniyet değişiklikleri, kelimelerin ölmesine ve yeni kelimelerin doğmasına sebep olur. Yeni kelimeler, ölen kelimelerin yerini aldıkları için ölen kelimeleri diriltmeye çalışmak da ölmüş bir canlıyı diriltmeye çalışmak gibidir. Mesela bugün uçmak, tamu, yagı kelimelerinin yerlerini cennet, cehennem, düşman kelimeleri almıştır. Bu da dilin canlılığına işarettir. Kelimelerin bazıları birbirine çok yakın anlamdadır. Ancak kullanımları farklıdır. Mesela taze ve yeni kelimeleri yakın gibidir ama, taze haber, taze giysi denmez. Yeni haber, yeni giysi denir. Taze elma, taze ekmek yerine de yeni elma, yeni ekmek denmez. taze ve yeni

42 Medenî diller, birbirinden kelimeler de alırlar. Bu kelimeler, yeni girdikleri dilin fonetiğine uyum sağlarlar. Tıpkı yeni bir ortama giren canlıların oraya uyum sağladığı gibi. Meselâ Farsçadan dilimize giren bolbol, gul, kûşe kelimeleri, bizde bülbül, gül, köşe olmuştur. Radio’nun radyo, television’un televizyon olduğu gibi. Arapçadan gelen kitâb kelimesi bizde kitap olmuştur. İnceltme işareti kalkmış, sondaki yumuşak ünsüz b sertleşerek p’ye dönüşmüştür. Kelime artık Türkçenin malıdır.

43 4. CÜMLEDE CANLILIK Bir fikri, bir düşünceyi bir hareketi, bir duyguyu ve bir olayı tam olarak bir hüküm halinde anlatan kelime grubuna cümle denir. Cümleler de tıpkı ekler, kökler ve kelimeler gibi canlıdır. 5. VURGUDA CANLILIK Söze duygu değeri katan ve dinleyenin dikkatini uyandırarak anlamasını kolaylaştıran vurgu, kelimeyi oluşturan hecelerden birinin veya cümledeki kelimelerden birinin diğerlerine göre farklı söylenilmesidir. Her dilin kendi yapısına göre bir vurgusu vardır. Türkçede kelime kök ve gövdelerinde orta heceler vurgusuzdur. Genellikle vurgular ilk ve son hecelerde bulunur.

44 Normal kelimelerde vurgu sonda bulunur ve getirilen ekler vurguyu üzerine çeker: çiçek, çiçekçi, çiçekçiler, çiçekçilerden. Yer adlarında ise vurgu, kelime iki heceli ise birinci hecede, çok heceli ise kuvvetli olan birinci veya ikinci hecedir: Ağrı, Aydın, Bartın, Ardahan, Çankırı, Aksaray, Marmara, Malatya, Alanya, Emirgan, Silifke, Anamur, Edirne vs. Burada dikkate şayan bir canlılık söz konusudur. Örneklerde de görüldüğü gibi üç veya daha fazla heceli yer adlarında vurgu birinci veya ikinci heceden hangisi kuvvetli ise oradadır. Kuvvetlilik de hecenin kapalı, ses sayısının fazla oluşu, içinde kalın ünlü bulunuşu, sert ünlü bulunuşu gibi özellikler ile anlaşılır. Bu da dilin canlılığına güzel bir örnektir.

45 6. YAZIMDA CANLILIK Bir dildeki kelimelerin birlik ve beraberliğinin sağlanılması için yazıda ve sözde uyulması gereken kurallara yazım kuralları denilir. Her canlı topluluğuna has, uymaları gereken kurallar vardır. Canlılar, bu kurallara uydukları sürece beraberce yaşamanın tadına varırlar. Aksi halde karışıklık olur, düzenleri bozulur. Canlı olan dilin de kuralları vardır. İşte bu kuralların başında yazım kuralları gelir. Öğretimin en basit aracı olan yazımda birlik olmazsa, eğitimde şart olan disiplin birliği de kurulamaz. Geleceğim ifadesini, gelecem, gelicem, gelecim, gelicim gibi yazmak bunun için yanlıştır.

46 Bütün bu anlattıklarımız gösteriyor ki, dil, tarifinde de söylendiği gibi gerçekten canlı bir yapıya sahiptir. Her canlı gibi onun da kendine has kuralları, kanunları vardır. Her canlı gibi dili oluşturan kelimeler de doğar, yaşar ve ölür. Diğer canlılarda olduğu gibi dili de kendi canlılığı, kendi kuralları içerisinde değerlendirmek gerekir. Aksi takdirde, asıl görevi insanlar arasında anlaşmayı sağlamak olan dil, kendi içinde anlaşılmaz olur ve temel sistemi çöker. Bu sebeple, dil üzerinde yapılacak her türlü çalışmada onun bu özelliği dikkate alınmalıdır. Canlılar üzerinde araştırma yapanlar nasıl o canlının doğup büyüdüğü çevreyi ve beslendiği gıdaları araştırıyor ise, dil çalışmalarında da aynı yol takip edilmelidir.

47

48 DİLİN DOĞUŞU ve KURAMLAR (Teoriler )

49

50 Babilliler, bu yüksek kuleyi Tanrı’ya ulaşmak için yaptılar.

51 Dilin doğuşu ve oluşumu Hristiyanlığın ortaya çıkışından bu yana söz konusu edilegelmiş, bununla ilgili teoriler ileri sürülmüştür. Biz burada bazı teoriler hakkında bilgi vermekle sınırlı kalacağız. Bu teorileri iki gruba ayırarak tanıtabiliriz: Biyolojik teori Sosyal teori A) Biyolojik teoriler dilin doğuşunu çok uzun süre devam eden insanoğlunun gelişiminin, ayrıca insanın duygu organlarının, konuşma aygıtının, beyninin gelişmesinin bir sonucu olarak açıklıyor. Onlar dilin doğuşu için toplumun olmasını zorunlu kabul etmiyorlar. Bu teorilerde ileri sürülmüş olan görüşlere göre, dil, emek (çalışma) esnasında ortaya çıkan zorunluluktan dolayı değil, tesadüfen doğmuştur. Dilin doğuşu için kesin şart olan toplum olmasa bile, dil kendi kendine ortaya çıkıyor (doğuyor).

52 Dil, yalnız, tek kişi de olsa ortaya çıkabiliyor. Bundan dolayı bu teorilere individualistik-ferdi teoriler denir. Bunlara, sese öykünme (ses yansımaları) ve ünlemler teorileri dahildir ve dilin doğuşu hakkında aşağıdaki görüşleri ileri sürülmüştür: Sese öykünme-ses yansımaları teorisi (onomatopee) : Bu teorinin taraftarlarınca (Eski Yunan felsefecilerince, Demokrit'in, Platon'un, XIX yy'da Vilm Vitney'in, Max Müller’in) insanlar, henüz dil veya konuşma yokken, seslerini canlı ve cansız varlıkların (çeşitli hayvanların, kuşların, nesnelerin, olayların, rüzgârın, yağmurun) oluşturduğu seslere benzetmiş ve yaklaşık olarak bu sesleri tekrarlamışlardır. Onlar kendilerinin benzetmeyle oluşturdukları yansımaların yardımıyla (mesela: mo, hav, me, miyav gibi sesler) bu sesleri çıkarmış olan hayvanları, kuşları, nesneleri, olayları anlatmış, her bir hayvan, kuş, nesne, olay hangi sesi veya yansımayı oluşturuyorsa, o aynı ses veya yansıma ile adlandırmışlardır.

53 Canlı ve cansız varlıkların oluşturdukları seslere, yansımalara benzetilerek ya da yaklaşık olarak söylenen yansımalı kelimeler ilk sözcüklerdir. İlk kelimelerin ses biçimiyle bu sözcüklerin anlamı bu nesnelerin çıkardığı seslerle hemen hemen aynı olmuştur. Dilin gelişiminde ortaya çıkan yansıma olmayan öteki kelimeler ise yansımalardan oluşan kelimelere dayanılarak oluşturulmuştur. Bu kurama(teori) karşı sorulan sorular şunlardır: Her dilin kelime hazinesinde pek az yansıma bulunmaktadır. İlk kelimenin yansımadan doğduğunu benimsesek bile, dilin tüm kelimelerinin yansımalardan doğduklarını; her dil böyle doğduğuna göre, tüm dillerin akraba olduklarını nasıl benimseyebiliriz? ( Bu yansıma kuramına Çan Kuramı, Bim-Bam Kuramı, Ding- Dang Kuramı adları da verilmiştir.)

54 Ünlemler teorisi (Aha ya da Puh puh Kuramı ): Ünlemler teorisi dili ilk insanın içindeki duygularını ve hassasiyetlerini belirten seslere dayatmaktadır. Ünlemler insanın kendi isteğine göre gerçekleşmemiş şarta bağlı refleksleri (vücutta oluşan refleksleri : acımak, istemek, ağrı, korku, şaşkınlık, hayranlık vb.), herhangi bir şeye isteğini dışa vurmasıyla ilgili olarak ortaya çıkan durumları belirten seslenmeleri içermektedir. “İnsanlar yırtıcı hayvanları, tatlı meyveleri farkettiklerinde birbirlerine gösteriş yaptıkları gibi, güçlü ağrı, ansızın bir durum ortaya çıkınca, korku, kızgınlık, üzüntü gibi sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumlarını çeşitli seslenmelerin yardımıyla anlatmışlardır.” ( Akalın, L.S., Türk Folklorunda Kuşlar, Ankara, 1993, s.34)

55 Çeşitli duyguları ve istekleri belirten bu seslenme ler dilin doğuşunu oluşturduğu düşünülmektedir. Her türlü duyguları ve istekleri belirten seslenmeler, daha sonra duyguları ve istekleri yaratan nesneleri ve düşünceleri anlatmaya başlamıştır ve yavaş yavaş kelime niteliğini almışlardır. Bundan dolayı kelime anlamıyla onu temsil eden ses terkibi arasında ilişki duyulmaktadır.

56 B) Sosyal teoriler : Bu teorilere göre dil emek, çalışma döneminin başlaması ve aklın gelişmesi sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek için doğmuştur. Bu teoriye göre dil insanların akıl yeteneğiyle keşfedilen ve yaratılan nesneyi ifade eder. Bu teorilere sosyal anlaşma, emek (çalışma) gürültüleri, işaretler (mimik) dili ve Marksist görüşler dahildir. Bu teoriler dilin doğuşu hakkında aşağıdaki görüşleri ileri sürmüşlerdir.

57 Sosyal anlaşma teorisi : Bu teoriye göre, dil insanların düşünme, anlama yoluyla yarattığı nesne olarak görülmektedir. İnsanlar bulundukları topluluk içinde kendi görüşlerini birbirine haber vermenin gereksinim olduğunu anlamışlardır. Nesneleri, olayları, hareketleri adlandırmanın gerekli olduğunu farketmişlerdir. Sonra bunları adlandırmak için kendi aralarında anlaşma yapmışlar. Bu anlaşma sonucunda da nesneleri, olayları, hareketleri anlatan kelimelerle ilk dil ortaya çıkmıştır. Böylece, dil insanların kendi aralarında anlaşmak ihtiyacı sonucu doğmuştur.

58 Bu teori XVIII. yy. da, Adem Smith, J. J. Rousseau tarafından ileri sürülmüştür. J. J. Rousseau, insanoğlunun yaşamını iki zamana ayırmıştır: 1. Tabii devir, 2. Uygarlık devri. “Onun görüşüne göre tabii devir de insanoğlu tabiatın bir parçası olmuştur. İnsanın işitme organlarına tesir eden nesneler kendilerinin oluşturdukları seslere göre adlandırılmıştır, görüş organına tesir eden nesneler ise hareketler, şekillerin yardımıyla taklit edilmiştir. Fakat böyle bir yöntemle nesneleri ifade etmek uygun olmamış; bundan dolayı nesnelerin özelliklerini belirten sesler, seslerden cümleler ortaya çıkmıştır. Seslerin sayısının artmasıyla insanın konuşma organları daha da gelişmiştir.”

59 Uygarlık devrinde ferdi mülkiyet ve devlet ortaya çıkmış, insanlar arasında anlaşma ihtiyacı duyulmuş, düşünceli, zekalı, yetenekli karakterler türemiş, kelimeler genel anlamda kullanılmaya başlanmış. Böylece, dil insanlar arasında anlaşma sağlamak için ortaya çıkmıştır. Fakat, bu teori de dilin doğuşunu bilimsel bir şekilde açıklayamamaktadır. Nedenleri : 1) Ferdi mülkiyet ve devletin oluşması çok taraflı gelişen dilin, düşüncenin, fikrin toplumsal münasebetlerin ortaya çıkmasını gösteriyor; 2) Hiç bir altyapı, ispatlanacak bir örnek yokken nesneleri, hadiseleri adlandır­mak için kelimeleri yaratmak ya da dilsiz haberleşme yapılamayacağı ve anlaşma yapmak için herhangi bir dilin,herhangi bir konuşmanın gerekdiği açıkça ortadadır”.( Koduhov. V. İ., Vvedenive v Yazıkoznaniyc. M., s : Annanurov. A., Dil Bilimiň Esasları. I. Bölek. s. 87.)

60 Emek (çalışma) gürültüleri teorisi : Bu teoriye göre ilk önceleri insanlar toplu olarak çalıştıklarında çalışma sürecini ahenkli, uyumlu bir duruma getirmek, kendi güçlerini birleştirmek, belli bir yöne yönlendirmek için çeşitli sesler ve iç güdüsel gürültüler oluşturmuşlar. Bu gürültüler ve sesler yapılan hareketlerle uyum sağlamıştır ve bunları anlatmaya başlamıştır. Böylece bunlar kelimeye çevrilmiştir. Bu gürültülerden ve iç güdüsel seslerden de ilk dil doğmuştur. Dilin doğuşu hakkında bu teori XIX yy. 70'li yıllarında L. Nuare, K. Byuher tarafından ileri sürülmüş.

61 İşaretler dili (el, hareket dili) teorisi : Ünlü Amerikalı bilimadamı L. G. Morgan'ın. Alman bilimadamları V. Vundt'un, G. Paul'un iddialarına göre ilk önce işaretler (hareketler) dili ortaya çıkmıştır. İnsanlar eski zamanlarda bu dilin yardımıyla birbirlerinin arasında temas kurmuş. Kesin bir dil de bu konuşmanın temelinde yaratılmış. Bu konuda L. G. Morgan şöyle diyor: "Bunlar yabanilik devrinde işaretler ve daha gelişmemiş sesler dilinden kesin konuşma diline doğru yavaş yavaş belli etmeden (farkına varılmadan) ilerlemelerdir. Hareket ve işaret dili mutlaka kesin konuşma dilinden önce ortaya çıkmış olmalı”. (Morgan. L. G., Drevnoye Obşestvo. L s. 6)

62 Dilin doğuşu hakkında Marksist teori: Bu teori bilimin gelişmesinde elde edilen başarılara ve insanın, dilin toplumun, düşüncenin, emeğin ortaya çıkmasına ait bilgilere dayanarak dili meydana getirdiğini öne süreyor. Çünkü bunlar aynı zamandı, ve birbirlerine bağlı olarak oluşmaya başlamışlardır. Dilin doğuşu konusunda. F. Engelsin " Maymunun İnsana Değişme Sürecinde Emeğin Rolü" ve " Ailenin, Ferdi Mülkiyetin ve Devletin Teşşekkül Etmesi" adlı eserlerinin metodolojik önemi vardır. İlk dilin hangi dil vasıtalarından ( yani nasıl seslerden, ses birikmelerinden, sözcüklerden, tamlamalardan, cümlelerden) oluştuğunu gösteren kaynaklar bize ulaşmamıştır. Dolayısıyla bunun hakkında çeşitli görüşler, teoriler ileri sürülmektedir.

63 TÜRKÇEYİ KATLETME ÖDÜLLERİ YORUM SİZİN!

64

65

66

67

68

69

70

71

72

73

74

75 Dilin Türleri

76 Dilin Türleri (Ana Dili, Devlet Dili, Ortak Dil, Yazı Dili, Konuşma Dili, Özel Diller, Argo- Jargon, Planlı diller (Yapma, yapay), Bilgisayar Proglama Dilleri... Anadili, başlangıçta anneden ve yakın aile çevresinden, daha sonra da ilişkili bulunulan çevrelerden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireylerin toplumla en güçlü Bağlarını oluşturan dildir. ( Doğan Aksan (2007) Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim,- Ankara, s. 81) Konunun asıl önemli yanı, anadilinin, dilbilim, dil yeteneği, toplumsal sorunlar, insan-ulus ilişkisi gibi bakımlardan taşıdığı değerdir. Bu gîbi açılardan anadili, insanı değişik yönlerden sımsıkı saran, onun bilinçaltına inen ve pek çok yönleri olan bir varlık olarak ortaya çıkar.

77 : Bir ulusun kullandığı konuşma ve yazı diline devlet dili ya da resmî dil denir. Ortak Dil (langue commune, common language, Gemeinsprache, Yun. Koini dialektos): Bir ülkede konuşulan lehçe ya da ağızlar içinden yaygınlaşan veegemen olana verilen addır. Bizde ortak dil, İstanbul ağzı üzerine kurulmuştur (Doğan Aksan (2007) Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim,- Ankara, s. 83).

78 Bir eylemin çekimi, bir sözcüğün söylenişi ya da bir kavramın anlatımı, ülkeninbaşka başka yörelerinde doğmuş, yetişmiş kişilerde değişiklik gösterebilir. ancak aynı kişiler, değişik çevrelerden kimselerle, kültürlülerle konuşurken, bir dilekçe yazarken ortak dili kullanmak gereğini duyarlar. Çünkü okul kitaplarında, öteki kitaplarda, gazetelerde, radyolarda kullanılan, ortak dile özgü olan bu söyleniştir.

79 Yeryüzünde ortak diller genellikle yönetim ve kültür merkezlerinin, lehçe ya da ağzı üzerine kurulmuştur. A. Dauzat'ya göre (La Philosophie du, Langage, -Paris,1948, s. 143) Fransa, İngiltere ve İspanyada ortak dil, başkentler çevresinde gelişmiştir. (Fransada Paris, İngilterede Londra, İspanyada önce Toledo, sonra Madrid). Yukarıda sözünü ettiğimiz ortak dil,devlet dili aşağıda geçen yazı dili ( kültür dili) kavramlarının hepsi de standart dil yerine kullanılmıştır. Standart dil, yerine göre ortak dil, kültür dili, devlet dili, resmî dil diye adlandırılan; yazıda birlik sağlamak amacıyla belirli kurallara göre yazılan, ülkede yaşayanlarca kullanılan ortak dil denir.

80 Yazı dili (langue écrite, written language, geschriebene Sprache): Yazılı dil ( kültür dili), bir geleneği, kendine özgü kuralları, biçimleri olan dildir. Bir ağız (diyalekt) üzerine kurulan ortak dilin yazışmalarda kullanılması, okul kitaplarının, bilim ve sanat yapıtlarının bununla yazılması sonucunda ortaya çıkan yazılı dile biz yazı dili diyoruz. Bu niteliğiyle yazı dili, ortak dil’le farklı bir ifadeyle edebi dile anlamdaş sayılabilir. İstanbul ağzı Türkiye Türkçesinde hem ortak dil, hem de yazı ve edebiyat dilidir.

81 Konuşma dili (langue parlée, spoken language, gesprochene Sprache) :Konuşma dili bir ulusun, bir dilbirliğinin dilinin yazıyla ilişkili olmayan ve çeşitli söyleyiş özellikleri taşıyan yönüdür. Bu niteliğiyle konuşma dilini -yazı çok sonra bulunduğu için- dilin temeli olarak görmek gerekir ( Doğan Aksan (2007) Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim,- Ankara, s. 85). Konuşma dili, yazılı dile oranla daha hızlı bir değişme, gelişme içindedir. Bu değişmede anlatım, çeşitli konuşmada vurgulama farklılıkları gibi nedenlerin yanında, söyleyişten ileri gelen etkenlerin daha çok payı vardır.

82 Özel diller ( Alan Dili) : Grup dili ya da özel dil adlandırabileceğimiz diller. Bir toplumda, bireyin içinde bulunduğu sınıfa, yaşa, özellikle mesleğe göre belirlenen dillerdir. Kültür açısından birbirinden ayrı düzeydeki kimselerin aynı dili kullanışı, birbirinden çok farklıdır. Dilin gramer kurallarını kulanma konusu bir yana bırakılsa bile, kullanılan sözcüklerin seçimi ve çeşitliliği yönünden büyük ayrılıklar belirir.

83 Kültürsüz kimsenin dili, daha az sözcükle yani daha dar söz varlığından yararlanmayla şekillenir. İyi bir kültür almış olan kimsede kavram, sözcük zenginliği kendini belli eder.Alan dili, bireyin içinde bulunduğu sınıfa, yaşa, özellikle mesleğe göre belirlenen özel dildir.Hekimler, çoğu yabancı öğelerden kurulu terimlerden oluşan ortak dil kullanırlar. Alanlarıyla ilgili kavramlarla öylesine iç içedirler ki hastalarıyla da bir hekimle konuşur gibi konuşurlar. Bu yüzden onları anlamakta güçlük çekeriz. Anestezi, lokal, sendrom, fobi, kronik vb. sözcükler bu alan dili ile ilgili sözcüklerdir.

84 Argo: Toplum içinde belli bir kesimin ya da sosyal grubun kendi aralarında anlaşmalarını sağlamak amacıyla oluşturdukları özel dile argo denir. Argo, her ülkede, her dilde görülür. Argo terimi Türkçeye, yakın zamanlarda girmiştir. Bir zümre dili olduğu hâlde, sonradan genelleşerek aşağılık, kaba bir dil anlamında kullanılır olmuştur. Eskiler argo için lisan-ı erâzil, lisân-ı hezele gibi terimleri kullanırlardı. Argo dar anlamıyla; hırsız, külhanbeyi veya ayak takımının konuşma dili için kullanılır. Geniş anlamıyla ise öğrenci, esnaf, gemici veya çeşitli meslek dallarına mensup insanların kendilerine özgü sözcük ve deyimleri olan konuşma tarzlarını ifade eder.

85 Argonun sözvarlığı, ortak dilin sözcüklerine özel anlamlar vermek, kimi sözcüklerde bilinçli değişiklikler yapmak, eskimiş öğelerden, aynı dilin lehçelerinden ve yabancı kökenli öğelerden yararlanmak yoluyla meydana getirilir. Birkaç örnekle açıklayalım: Fransızcada genel dilde 'geveze' demek oian bavard, Fransız argosunda 'avukat' anlamında kullanılır. Türkçede belli anlamları olan okutmak ya da mektebe başlatmak eylemleri, argoda 'satmak' anlamında, bir şeyi elden çıkarmayı anlatmak üzere kullanılır. Aynı biçimde, fiziksel bir işlemi anlatan kaynatmak eylemi argoda 1. 'tatlı tatlı sohbet etmek', 'muhabbet etmek', 'konuşmak'; 2. İz bırakmadan yok etmek'; 3. 'borcunu ödememek' demektir. Öğrenci argosundaki çakmak 'sınıfta kalmak', şoför argosunclaki gazlamak “aceje uzaklaşmak”, 'çekip gitmek', yaygınlaşmış örneklerdendir. ( Doğan Aksan (2007) Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim,- Ankara, s. 89).

86 Planlı diller (Yapma, yapay): Bir yanda doğal, kendiliğinden biçimlenen diller bulunurken, öte yanda kendilerine özel bir konum kazandırmak isteyen bireyler ya da kullanımı varolan dillerden daha kolay, evrensel bir bağı yaygınlaştırmayı amaçlayan topluluklar tarafından yaratılan, yapay ya da planlı diller vardır. Yeryüzündeki insanların başka başka dilleri konuşmaları, bu insanlar arasında kurulan çeşitli ilişkilerde dil güçlüğünün önemli bir sorun olarak ortaya çıkması, eskiden beri, değişik ulusların ber birinin konuşacağı, kullanacağı bir yapma dilin meydana getirilip getirilemeyeceğini düşündürmüştür. Uluslararası ilişkilerde büyük kolaylıklar sağlayabilecek böyle bir dil yaratma konusunda bugüne değin 500 kadar denemeye girişildiği bilinmektedir.

87 Bilindiği gibi, gündelik konuşmalarımızda kullanılan sözvarlığı, sözcük sayısı çok sınırlıdır. Hele, kültür bakımından düşük bir düzeyde bulunan kimselerin bir gün içinde kullandıkları kelimeler sayılacak olursa, bunların birkaç yüzü bile bulmadıkları görülür. Ünlü sanatçıların, romancıların sözvarlığının bile kimi zaman sözcük dolayında olduğu görülür. Yapma dil meydana getirmek isteyen kimseler, günlük konuşmalarda kullanılan dilin bu özelliğinden yararlanmışlar, böyle, sınırlı bir çerçeve içindeki kavramlara değişik dillere uyabilecek karşılıklar bulma yoluna gitmişlerdir. Yapma dillerden öne çıkmış olanları genel hatlarıyla incelersek ilk sıraya milyonu aşan konuşucusu ile Esparanto alır. Esperanto, 1870'lerin sonu, 1880'lerin başında; 1887'de Rus İmparatorluğu'na bağlı olan Bialystok'tan Polonyalı Yahudi asıllı göz doktoru Ludwik Łazarz Zamenhof tarafından icat edilmiştir.

88 Esperanto Sözcükler Saluton = Merhaba Bonan matenon = G ü naydın Bonan vesperon = İyi akşamlar Bonan nokton = İyi geceler Bonan tagon = İyi g ü nler Kiel ve fartas ? = Nasılsınız ? Kio estas via nomo? = Adınız nedir? Mia nomo estas....= Benim adım.... dır Mi ğoyas = Memnun oldum Bone, dankon. Kaj vi? = İyi, ya sen? Sufiĉe bone = Olduk ç a iyi Ne tre bone = Ç ok iyi değil Zamirler: Mi = Ben Vi = sen Li = O (Eril) Ŝi = O (dişil) Ĝi = O (N ö tr, cansız, hayvan) Ni = Biz Vi = Siz Ili = Onlar Dankon = Teşekkürler Sağol Esperanto estas facila lingua = Esperanto kolay bir dildir. Sana = Sağlıklı Malsana = Hasta Malsanulejo = Hastane Kuraci = İyilik Kuracisto = Doktor Auto =Otomobil Domo = Ev Vojago = Seyahat Günler: Lundo = Pazartesi Mardo = Salı Merkredo = Çarşamba Ĵaŭdo = Perşembe Vendredo = cuma Sabato = cumartesi Dimanĉo = Pazar

89 Milletler arası arenada belli ölçüde yaygınlaşan ilk sun'î dillerden birisi de bir Alman rahib olan Martin Schleyer'in 1879 yılında icad ettiği Volapük'tür. Volapük, İngilizce “World speak“ kelimelerinden türetilmiş bir tâbirdir ve "dünya dili” demektir. Karma bir dil yapısına sahib olan Volapük'te 28 tane harf vardır ve her harf tek bir sese karşılıktır. Kelime vurgusu ise daima son hece üzerindedir. Bitişimli bir yapı içeren bu yardımcı dilin sözcükleri ve söz kökleri büyük ölçüde İngilizce ve Romenceye dayanır. Milletlerarası anlaşmayı telaffuz zemininde arayan Schleyer, hem referans dili hem de fonetik olarak İngilizce'yi temel almış ve Çinlilerin seslendirememelerinden dolayı "r" harfini kaldırmıştır. Ancak kelimelerini tabiî dillerden temin ettiği için, "r" harfinin atılmasıyla kelimelerde önemli ölçüde zedelenmeler meydana gelmiştir. İdo, anadilleri farklı olan insanlar arasında anlaşmayı kolaylaştırmayı amaçlayan yapay bir dildir. 1907'de Uniono por la Linguo Internaciona Ido (uluslararası dil İdo birleşmesi) tarafından icat edilmiştir. Bu ekipten Fransız felsefeci Louis Couturat ve Fransız matematikçi Louis de Beaufront'un geliştirme de öne çıktığı hatta onların geliştirdiği söylenir. İdo, dilbilgisi, sesbilgisi ve sözcelem bakımından öncülü Esperanto ile benzerlikler gösterir. İdo, Esperanto'da reform talep eden Esperantocular tarafından oluşturulmuştur. Bu dili konuşanların sayısı bilinmemekle birlikte Esperanto'yu azami 1,5 milyon, İdo'yu birkaç bin kişinin konuştuğu tahmin edilmektedir. Yine Esperanto bilenlerin İdo'yu, İdo bilenlerin Esperanto'yu fazla zorlanmadan anladıkları tahmin edilmektedir. İki dil arasında göze çarpan en önemli fark, İdo'nun 26 harfli standart Latin abecesini kullanmasıdır. Oysa Esperanto'da "q", "w", "x", ve "y" harfleri bulunmayıp; "ĉ", "ĝ", "ĥ, "ĵ", "ŝ" ve "ŭ" harfleri bulunmaktadır. İdo'nun Esperanto'nun 'hatalarını gidermek' amacıyla ortaya çıktığını söylemek yanlış olmaz.

90 Interlangua’nın temelleri uluslararası ikinci bir dil olarak kullanılmak üzere bu dili tasarlayan (1903) İtalyan matematikçisi Guiseppe Peano ‘ya (Ciseppe Piano) dayanmakatadır. Uluslararası Yapay Dil Derneği (IALA) tarafından 1951 yılında benimsenmiş bir dildir. Genel olarak biyolojik adlandırmada kullanılır (Gopsill, F. P. (1990). International languages: a matter for Interlingua.Sheffield, İngiltere: British Interlingua Society ). İnterlingua basit bir dilbilgisi yapısını (Gopsill, F. P. Interlingua: A course for beginners. Part 1. Sheffield, England: British Interlingua Society, Gopsill, here and elsewhere, characterizes Interlingua as having a simple grammar and no irregularities. ) en çok sayıdaki dilin sözcük dağarcığı ile buluşturmayı amaçlayan bir dildir ( IALA (1971). İnterlingua yüz milyonlarca insanın ilginç bir şekilde anlayabildiği bir dildir. Aynı şekilde, doğal dilleri ayırmak için bir referans olarak da kullanılabilir ve kullanılmaktadır. İnterlingua'daki birçok sözcük Roman dillerinden gelmedir. Yunan ve Cermen dilleri ikinci ve üçüncü sıradadırlar, çok az da olsa bazı sözcükler Slavik ve diğer Batılı olmayan dillerden gelmedir. 1940'ların sonlarında Alexander Gode, Interlanguaya yeni bir biçim vermiştir. Birkaç uluslararası bilimsel dergi ve makale özeti bu dilde yayımlanmışsa da Interlangua kullanımı yaygınlık kazanamamıştır. Oksidantal, 1922 yılında E.Van Wahl ( ) tarafından yaratılan bu yapma dilde de Romen dillerinden kaynaklanan öğeler egemendir.

91 Bizde, Bâleybelen adında (dilsizlere dil veren), Muhyi-i Gülşeni tarafından itikadî bilgileri avamdan sakınıp sırlamak ve Osmanlı'da ortak kültür dili yaratmak üzere 1574'de kurgulanan yapay dil dünyadaki ilk yapay dili olarak bilinmektedir.Bu yapay dili çok bilinmese de bir ilk olması yönüyle incelemek gerekir. Muhyî, 16. yy. Osmanlısında ağır eleştiriler alsa da Bâleybelen ile 200 eser yazar. Öğrencileri Bâleybelen'i devam ettirmeye çalışır, ancak neredeyse Muhyî'nin ölümüyle bu dil de kullanılmaz olur. Günümüze bu dille yazılan eserlerden pek azı gelebilmiştir. (Mustafa Koç, Baleybelen/İlk Yapma Dil, 2006) Kökleri Şiraz'a dayanan Muhyî-i Gülşenî (Muhyî Çelebi), ömrünün ortalarına doğru, Arap harflerine dayalı Osmanlı Türkçesi alfabesi ile yazılan ve Sufî öğretisine ait terimleri aktarma gibi bir amaç taşıyan Bâleybelen dilini meydana getirmiştir. Sadeleştirilmiş Arapça dil bilgisi kuralları üzerine kurulu olan dilinin söz varlığını ise Türkçe, Farsça ve Arapça kelimelerle oluşturmuştur. 16. yüzyılın sonlarına doğru Bâleybelen'in dil bilgisi esaslarını da barındıran bu yapay dille yazdığı eserini kaleme almış ve yaklaşık kelimeden müteşekkil hacimli bir sözlük ortaya koymuştur. Bâleybelen dilinin keşfi 1800'lü yılların başında gerçekleşir. Fransız bilim adamı ve yazar Rousseau, Halep'teki gezisi sırasında, kendisine son derece yabancı gelen bir dille yazılmış esrarengiz bir eserle karşılaşır ve tüm uğraşlarına rağmen ne eser hakkında bilgisi olan birisine ulaşabilir, ne de eserin içeriğini ve dilini çözebilir. Ardından, eserin ilk sayfasının bir kopyasını Osmanlı tarihçisi ve Alman Elçilik Ateşesi Hammer'a gönderir; fakat Hammer da bu işin üstesinden gelemez.

92 Bilgisayar Programlama Dilleri : Bilim adamları, içinde bulunduğumuz yüzyıla bilgi çağı adını vermektedirler. Bu çağın vazgeçilmez iletişim aracı olan bilgisayarlar, gündelik işlerden bilimsel çalışmalara kadar hayatın her alanında kullanılmaktadır. Bilgisayarlarda kullanılan programlama dilleri de yapma dillerden sayılır. Birbirimizle nasıl konuşuyorsak, günün önemli bir bölümünde karşı karşıya olduğumuz bilgisayarlarla da konuşuyoruz. Programı hazırlayan kimse ile bilgisayar arasında iletişimi sağlamak amacıyla oluşturulmuş birtakım kodlar ve komutlar dizisi vardır. Bilgisayarları kullanarak yaptığımız her işlemde, belirli yazılımlar kullanıyor ve bu yazılımların içerisindeki belli komutlar aracılığıyla da bilgisayarlarla iletişim kuruyoruz. Bilgisayar tarafından hemen kullanılabilecek, eksiksiz komutlar dizisi, bilgisayarın işlemcisine elektrik akımları hâlinde iletilir, iletilen bu komutlar işlemci tarafından çözümlenerek kullanıcının hizmetine ses, görüntü, yazı şekillerinde sunulur. Bilgisayarların özel bir işleyiş mantığı ve dili vardır. Bu dil insan dilinin işleyiş mantığından farklıdır. Bilgisayarın temel mantığı birtakım kodlamalara dayanır. Sembollü emirleri genel emirlere veya makro emirleri ve yazılım programlarını makine diline çeviren birleştirici veya derleyici bilgisayar dilleri vardır. Bilgisayar programlama dillerinin belli bir sayısı yoktur. Her programlayıcı bir dil üretebilir. En çok kullanılan bilgisayar programlama dillerinden bazıları şunlardır: Delphi, C, C++, perl, awk, javascript, vbscript, python ve tcl gibi "scripting“ dilleri. Günümüzde binlerce farklı programlama dili kullanılıyor. Çoğu alanda da, uzman kişilerin özellikle ve öncelikli olarak tercih ettiği belirli diller var. Öğrencilerin büyük bir kısmı, bilgisayarda belgelerle çalışma, sunum hazırlama ya da matematiksel işlemler yapma gibi uygulamalarda kullanılan dillere alışkın. Ancak, bilim ve sanatın her dalının kendine özgü bir dili olmasının aksine, bilgisayar uygulamalarının hepsinde birden kullanılabilecek tek bir dil asla olamayacak gibi.( Kaynak: Aho, Alfred V. “Software and the Future of Programming Languages" Science, Çeviri: Deniz Candaş)


"DİLKÜLTÜR DİL-KÜLTÜR MÜNÂSEBETİ VE DİLİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları