Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Okt. Hasan AKGÜL www.notlarburada.NET Tarafınca isim hakkı degiştirilemez. KOMPOZİSYON TÜRLERİ-1.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Okt. Hasan AKGÜL www.notlarburada.NET Tarafınca isim hakkı degiştirilemez. KOMPOZİSYON TÜRLERİ-1."— Sunum transkripti:

1 Okt. Hasan AKGÜL Tarafınca isim hakkı degiştirilemez. KOMPOZİSYON TÜRLERİ-1

2 KOMPOZİSYON BİLGİLERİ Kompozisyon Türkçe Sözlük’te “1. Ayrı ayrı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturma biçimi ve işi. 2. Öğrencilere duygu ve düşüncelerini etkili ve düzgün bir biçimde anlatmaları için yaptırılan yazılı veya sözlü çalışma, tahrir, kitabet” şeklinde tarif edilir. Burada anlıyoruz ki, bir konunun, duygu ve düşüncenin plânlı bir şekilde yazı veya sözle anlatımı kompozisyondur.

3 Kompozisyon sadece bununla da sınırlı değildir. Hayatımızın her evresinde evimizde, iş yerimizde, düzen, plân, kompozisyon ve disiplin vardır. Başarının ve mutluluğu yakalamanın temel ilkelerinden olan disiplin de kompozisyon ile kazanılır.

4 BAŞARILI KOMPOZİSYON YAZMAK İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KURALLAR Başarılı bir kompozisyon yazmak için bazı kuralları bilmek ve uygulamak gerekir. Bunlardan biri, insanın kelime hazinesini genişleteceği için çok okumaktır. Çünkü insan çok okuyarak öğreneceği kelime tekniğiyle duygu ve düşüncelerini daha iyi ve anlaşılır bir biçimde anlatır.

5 Okumanın yanı sıra iyi bir gözlemci olmak, üzerinde durulan konuyu iyi anlamak her boyutuyla düşünerek ele almak gerekir. Ayrıca konunun dışına çıkmadan ve konuyu dağıtmadan yazmak, yazım kurallarını ve noktalama işaretlerini iyi bilip uygulamak da başarılı kompozisyon yazmanın temel ilkelerindendir.

6 İyi düşünme ve düzenleme sanatı diyebileceğimiz kompozisyonda konuyla ilgili düşünceleri plânlı bir şekilde, paragraflara ayırarak bir bütün olarak ele almak da çok önemlidir. Yazılı veya sözlü bir kompozisyonda başarılı olmak için kullanılan kelimelerin anlamlarının iyi bilinmesi gerekir. Bölgelere ait söyleyişlerden kaçınmalıdır.

7 Türkçede kelimelerin gerçek ve mecazî anlamları vardır. Ayrıca deyim, terim, argo, eş anlam, zıt anlam olarak da kullanılırlar. Kompozisyonda başarılı olmak için dikkat edilmesi gereken bir konu da cümle bilgisidir. Cümle çeşitlerinin ve öğelerinin bilinmesi, anlatımı akıcı ve açık hâle getirir.

8 KOMPOZİSYON YAZMANIN METODU Her işte olduğu gibi kompozisyon yazmada da bir metot vardır. Kompozisyonda, düzgünlük ve güzellik olmak üzere iki temel özellik aranır. Bunları sağlayabilmek için de şu sıra takip edilmelidir:

9 Kompozisyonda Konu Bir kompozisyonda önce konu belirlenir. Bu konu, nazım ve nesir türünde bir eser, bir eserden derlenmiş bir bölüm, bir atasözü, bir özdeyiş vs. olabilir. Seçilen bu konunun dışına çıkılmaması, istenilenin yazılması, konuyla ilgili olmayan cümlelere yer verilmemesi, konunun bir ana fikir etrafında toplanması gerekir.

10 Bir kompozisyon konusunun, Konunun Maddesi, Konunun Görüş Noktası, Konunun Biçimi olmak üzere üç bölümü vardır. Kompozisyonun temel öğelerinden birisi Buluş’tur. Bir kompozisyon yazarken konu belirlenip sonra ana fikri ve yardımcı fikirler bulunduktan sonra buluş yapma işine geçilir. Buluş, bir kompozisyonun konusunu seçerek, o konu ile ilgili bütün düşünceleri toplamak ve yardımcı fikirlerle konuyu ana fikir çevresinde genişçe anlatmaktır.

11 Kompozisyonda önemli olan bir husus da başlık’tır. Başlıksız yazı olamaz. Her konu başlığı ile isimlendirilir. Düzenleme (Plân): Kompozisyonda başarılı olmak için plân yapmak şarttır. Zihinde canlandırılan kompozisyon malzemesi bir plân çerçevesinde yazılır. Yapılacak plân sayesinde yazılacaklar belirlenir ve gereksiz ayrıntıları önlenir. Bunun için plânın, kompozisyonun bütünlüğünü sağladığı kabul edilir.

12 Kompozisyon kitaplarında Harekete Dayalı Plân (Harekî plân), Düşünceye Dayalı Plân (Fikrî plân), Duyguya Dayalı Plân,(Hissî plân) olmak üzere üç tip plândan söz edilir. Plânlı bir yazıda konunun ana hatları ile kısaca tanıtıldığı giriş, yardımcı fikirlerin işlendiği gelişme ve ana fikrin ortaya konduğu sonuç bölümleri bulunur. Yardımcı fikirler işlenirken her biri için bir paragraf yapılır. Paragraflar arasında bir düzen sağlanır. Bazı paragraflar uzun, bazı paragraflar kısa tutulmamaya özen gösterilir. Sonuç bölümünde son söz söylenir. Bu bölümde söylenenler kısa, açık ve kesin olmalıdır.

13 Kompozisyonda Anlatım Anlatım, zihinde tasarlanan bir konunun söz veya yazıya dökülmesidir. Kompozisyonda yukarıda değindiğimiz hususlardan sonra anlatıma geçilir. Anlatım, kompozisyonun düzenlemeden sonraki basamağıdır. Fikirler, duygular, görüşler, buluşlar herkesçe bilinen kurallarla anlatılır. Kompozisyon yazmak isteyen bir kişi önce konusunu seçer sonra bir plan yapar ve sonra da anlatıma geçer. İyi bir anlatımda duruluk, açıklık, sadelik, özgünlük ve samimilik olmalıdır.

14 KOMPOZİSYON TÜRLERİ Kompozisyonda, Hikâye Etme (tahkiye), Açıklama (disertasyon), Tasvir Yoluyla Anlatım, Özlü Anlatım (icaz), Tahlil Yoluyla Anlatım, Kanıtlamalı Anlatım (ispatlama), Konuşmalı Anlatım (diyalog), Manzum Anlatım gibi anlatım biçimleri vardır. Kompozisyon türleri bu anlatım biçimleriyle oluşur.

15 Her işte olduğu gibi bu konuda da aşka ve disipline sahip olunması gerekir. Yazma işi bilinçli bir davranış ve azim işidir. Okuma, gözlem, düşünme, plan ve üslup yazmanın temel noktalarıdır. Yazma tekniği kadar anlatım yollarının da bilinmesi gerekir. Bu konuda yazılmış eserlerde belli başlı anlatım yolları açıklayıcı anlatım, betimleyici anlatım, kanıtlayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, konuşmalı anlatım, manzum anlatım, özlü anlatım başlıkları altında incelenir. Anlatım türleri yazılı anlatım türleri, sözlü anlatım türleri olarak iki başlık altında incelenir.

16 Eğitim görmüş her çağdaş insanın iyi yazabilmek ve konuşabilmek için gerekli ve yeterli bilgi ile kendisini donatması gerekir. Okumak ve yazmak aydın bir insanın başta gelen ihtiyaçlarındandır. Mide açlığımızı yiyeceklerle, kalp ve beyin açlığımızı da okumak ve yazmakla gideririz. Eskiler yazı kalıcı, söz uçucudur derler. Buluşlar, bilimler yazıya geçirildiği içindir ki yüzlerce yılların ötesinden günümüze, bizlere kadar gelebilmiştir. Bizlerin de gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz vardır. Bunlardan birisi bildiklerimizi yazarak geleceğe aktarmaktır.

17 YAZILI KOMPOZİSYON İyi ve güzel yazabilmek sabır ve titizlik ister. İnsan, iyi yazmayı çabuk yazmakla öğrenemez. Aksine, iyi yazarak, çabuk yazmayı öğrenir. Bunun için yazılı anlatımda başarılı olabilmek için, yazılı kompozisyon ilkelerini bilmek ve bunları, yazma çalışmaları ile geliştirmek gerekir.

18 İyi yazı yazmak; “iyi düşünmek, doğru duymak, uygun anlatmak, aynı zamanda düşünce, ruh ve beğeni (zevk) sahibi olmak” demektir. İyi ve başarılı yazı yazabilmek için önce, doğru düşünmek ve duymak, sonra da en iyi biçimde bunları anlatabilmek gerekir. Yani, "yazmadan önce, düşünmeyi öğrenmek“ başta gelen özelliktir.

19 ŞİİR Bir edebiyat terimi olarak şiir, eskiden günümüze doğru “koşuk”, “nazım”, “şiir” kelimeleriyle karşılanmıştır.

20 Edebiyatımızda önceleri ölçülü ve uyaklı söz söyleme sanatı olarak tanımlanan şiir, daha sonraları ölçü ve uyak zorunluluğu aranmaksızın ahenkli söz söyleme sanatı olarak benimsenmiştir. Bunun için insanı bir ruh halinden başka ruh haline götüren her türlü düzenli ve düz yazıya şiir denmiştir.

21 Aslında şiiri tarif etmek zordur. Şiir güzel hayaller taşıyan, vezin ve kafiye ile süslenmiş, ses uyumu öne çıkmış sanatlı sözler olduğu için, şiir anlayışı, devre ve kişilere göre değişiklik gösterir. Bunları dikkate aldığımızda diyebiliriz ki şiir, duygu ve düşüncelerin -hayal unsurları ile de desteklenerek- ölçülü, kafiyeli veya serbest mısralar halinde anlatılmasıdır.

22 Günümüzde bazı şairler uyaklı ve ölçülü şiir yazmakla beraber birçok şairimiz bunlara bağlı kalmaksızın serbest şiir yazmaktadır. Bu açıdan baktığımızda şiiri şiir yapan unsurların sadece ölçü ve uyak olmadığını, ahenk, ritim, musiki ve estetik unsurlarının da önemli olduğunu söyleyebiliriz.

23 Edebiyatımızda şiir ölçülü (vezinli) şiir, serbest şiir, mensur şiir gibi türlere ayrılmaktadır. Ölçülü şiirler ya aruz ölçüsü ya da hece ölçüsü ile yazılırlar. Serbest şiirlerde ise ölçü yoktur. Şair duygularını daha rahat anlatır.

24 Mensur şiir ise düzyazı (nesir) halinde yazıldığı halde okuyanda heyecan uyandıran, duyguları coşturan, insanı düşünceye sevk eden, kullanılan kelimeler arasında ahenk ve estetik bulunan metinlerdir. Edebiyatımızda Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Yakup Kadri Karaosmanoğlu bu türün en güzel örneklerini vermişlerdir.

25 Konusuna Göre Şiir Türleri Pastoral Şiir: Daha çok çobanların içinde yer aldığı kır hayatını, tabiat güzelliklerini anlatan şiirlerdir. Bu tür şiirlerin en belirgin özellikleri sanattan, süsten, gösterişten ve söz oyunlarından uzak olmalarıdır.

26 Epik Şiir: Yunancada destan anlamına gelen “epope” kelimesinden gelen epik şiir, milletlerin geçmişlerinde gerçekleştirdikleri kahramanlık ve yiğitliklerini dile getiren şiirlerdir. Yeni neslin geçmişini, atalarının kahramanlıklarını tanımasına vesile olan bu şiirlerde lirik bir özellik de bulunur. Okuyucu coşar, kendine olan güveni artar. Destanlar, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisini anlatan şiirler bunlardandır.

27 Didaktik Şiir: Duygu ve heyecan yönü zayıf olan bu şiirlerde okuyucunun ahlaki bir ders çıkarması önde tutulur. Bu şiirler öğretmek ve öğüt vermek amacıyla yazılır. Manzum hikâyelerin ve fablların da içinde yer aldığı bu tür şiirlerde ahlaki veya sosyal bir düşünce gündeme getirilerek okuyucuya bilgi ve öğüt verme ilke edinilir.

28 Satirik Şiir: Ele aldığı konu itibariyle didaktik özellikler de taşıyan bu tür şiirlerde eleştirici bir anlatım vardır. Bu şiirlerde ele alınan konu bir kişiye, bir olaya veya bir duruma ait olabilir ve şiirlerde ele aldığı konuyla ilgili olarak iğneleyici, alaylı, yer yer hakarete varan sözler yer alır. Bu tür şiirler Türk halk edebiyatında “taşlama”, Eski Türk edebiyatında “hiciv”, Yeni Türk edebiyatında “yergi” adıyla anılır.

29 Dramatik Şiir: Bunun da geçmişi eski Yunan edebiyatına dayanır. Daha ziyade tiyatroda kullanılan bir şiir türüdür. Bu şiirler harekete uyarlanabilen şiirlerdir. Bu tür şiirlerde heyecan ve üzüntü verici konular tiyatro tarzında anlatılır.

30 ÖYKÜ (HİKÂYE) Öykü; olayları yer, zaman ve kişiler aracılığı ile ayrıntıya, çözümlemeye girmeden, hayatın bir parçası olarak anlatan türün adıdır. Öykülerde bir veya birkaç olay vardır. Bu olay serim, düğüm ve sonuç bölümlerinde kişilerle birlikte zaman ve yerden faydalanılarak anlatılır. Öykülerde hayatta olan veya olabilecek olaylar, insanları duygulandırmak ve heyecanlandırmak maksadıyla sanatlı bir dille, kısa olarak anlatılır.

31 Romana göre daha kısa yazılan öykülerdeki olay, başlangıçtan sona doğru giden bir olayın bir anlık parçasıdır. Öyküler genellikle bir an içinde insanı incelemeyi amaçlar. Anlatımın sade, canlı ve ilginç olması amaçlanan öykülerde kişiler azdır ve hayatlarının sadece tek bir safhası ele alınır.

32 Hikâye, önemli farklılıkları olmakla birlikte "küçük roman" şeklinde tanımlanabilir. Millî kültürümüzün önemli parçalarından "Dede Korkut Hikâyeleri", "destanlar" ve "halk masalları"nı saymazsak, Avrupai tarzda ilk hikâyeler, Tanzimat Edebiyatı döneminde görülür.

33 19. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse DAUDET ( ) ve Guy de MAUPASSANT ( ) gibi büyük Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle ulaşmıştır. Bu iki yazar "realist" akımın yetiştirdiği, zamanın ileri gelen romancılarındandır.

34 Dünya hikâyeciliğinde iki hikâye biçimi hâkimdir. Bunlar: 1) Maupassant Biçimi : Hikâyede asıl olan "olay"dır. Okuyucunun hikâyeyi şöyle ya da böyle yorumlamasına imkân verilmez. Çünkü, hikâyedeki olay, mantıklı bir seyir hâlinde takip eder. Kişilerin portreleri, özenle ve ayrıntılı olarak çizilir.

35 2) Çehov Biçimi: Hikâyede asıl olan "olay" değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey bitmiş değildir. Hikâye, asıl bundan sonra başlıyor demektir. Zira, kişiler tamamıyla tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim olmadığı için okuyucunun hayal kurması devamlı hareket hâlindedir ve kendine göre yorumlar yapmaya uygundur.

36 Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio'dur. XVI. Yüzyılda yazdığı "Decameron" adlı eseriyle ilk öykü örneğini vermiştir. Rönesans'ın etkisiyle de XIX. yüzyıl edebiyatının en yaygın türü olmuştur. Bizde, destanlar, halk hikâyeleri ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV ve XV. yüzyılda "Dede Korkut Hikâyeleri" ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.

37 XIX. yüzyılda Tanzimat'la gelen yeniliklerle birlikte batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi "Letaif-i Rivayet (söylenegelen güzel şeyler) adlı eserini yazarak vermiş; "Kıssadan Hisse" ile bu türü geliştirmiş, Sami Paşazade Sezai "Küçük Şeyler" adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin'le kazanmıştır.

38 ROMAN Öyküye kıyasla daha geniş bir anlatım türü olan roman, hayatı, gerçekçi ve geniş olarak ele alan, yaşanmış veya tasarlanmış olayları yer ve zaman belirterek bütün ayrıntılarıyla anlatan, insanı, toplumu, gelenek ve görenekleri inceleyen; duyguları, hırsları çözümleyen uzun yazılardır.

39 Roman, zevkle okunan türlerin başında gelir. Başarılı yazılmış bir roman ilgi çekici olmalıdır. Romanda olaylar dengeli sıralanmalı, düğümlerle okuyucu romana çekilmelidir. Romanların çoğunda olaylar akla yatkın ise de fanteziye, muhayyileye dayanan romanlar da vardır.

40 Romanlarda olaydan çok kişiler önemlidir. Bunun için romanlarda karakterlerin sayısı çoktur. Romanların bir başka özelliği de fikrî yönünün bulunuşudur. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde bir romanın öğelerini olay/olaylar, kişiler, fikirler ve çevre olarak sıralayabiliriz.

41 Roman yazmanın kesin çizgilerle belirlenmiş bağlayıcı belli bir kuralı olmamakla beraber roman yazmanın bir gayesi olmalı ve anlatım gerçek veya gerçeğe yakın olmalıdır. Bir roman yazarı, konusu gereği kendine özgü kural geliştirebilir ve romanı kendine has bir şekilde anlatabilir.

42 Romanlar serim, düğüm, çözüm bölümlerinden meydana gelir. Serim: Bu bölümde olay, olayı meydana getiren sebepler, kişiler ve çevre tanıtılır. Bu bölüm romanın giriş bölümüdür. Düğüm: Romanın asıl işlendiği bu bölüme gelişme bölümü de denilebilir. Olayların akışının hızlandığı bu bölümde kişilerin ayrıntılı tasvirleri yapılır, olayların geçtiği yerler, çevre ve devir belirtilir.

43 Çözüm: Romandaki düğümler çözülerek okuyucunun kafasında beliren bütün sorulara cevap bulduğu bölümdür. Romanın bütünlüğü içinde geçen bütün olaylar sonuçlanır. Roman yazarı son sözünü bu bölümde söyler, romanda vermek istediği mesajı verir.

44 Romanlar edebiyat akımlarına konularına ve işlenişlerine göre adlandırılırlar. Romanlar edebiyat akımlarına (romantik roman, realist roman, natüralist roman, toplumcu roman), konularına ve işlenişlerine (aile romanı, anahtar roman, çağ romanı, dedektif roman, devlet romanı, eğitim romanı, gelişim romanı, hiciv romanı, kişisel roman, mektup romanı, mikro roman, oluşum romanı, polisiye roman, psikanalatik roman, psikolojik roman, sanatçı romanı, tarih romanı, toplum romanı) göre adlandırılırlar.

45 Türk edebiyatında önceki yüzyıllarda roman türüne benzer edebî eserler mevcuttur. Bunlar: 1) Halk Hikâyeleri (Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin…) 2) Meddah Hikâyeleri 3) Dinî Hikâyeler (Hz. Ali'nin Cenkleri …) 4) Destanî Hikâyeler (Dede Korkut Hikâyeleri, Battal Gazi Destanı …)

46 Türk edebiyatı bugünkü anlamda romanla Fransızcadan yapılan çeviriler sayesinde tanışmıştır. Türk edebiyatına roman Tanzimat'la girmiştir. Yusuf Kâmil Paşa'nın Fenelon'dan çevirdiği "Telemak", (1859) ilk çeviri romandır.

47 "Taaşuk-ı Talat ve Fitnat" "İntibah", "Karabibik", İlk yerli roman denemesi Şemsettin Sami'nin "Taaşuk-ı Talat ve Fitnat" (1872) adlı eseridir. Namık Kemal'in "İntibah", ilk Türk romanıdır. Nabizâde Nazım'ın "Karabibik", ilk köy romanıdır.

48 Ders Bitti. Dinlediğiniz için teşekkürler… Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 48

49 Okt. Hasan AKGÜL KOMPOZİSYON TÜRLERİ-2

50 TİYATRO (PİYES) Yaşanmış veya yaşanabilecek olayları sahnelemek amacıyla kendine has bir teknik ve üslupla yazılmış, göze ve kulağa hitap eden eserlerdir. İnsanı eğlendiren ve eğiten özelliği bulunan tiyatro; müzik, resim ve mimari gibi güzel sanatlardan da yararlanan, konuşma ve gösteri esasına dayalı bir türdür. Yaygın hümanist bir deyişle tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı olarak ifade edilir.

51 olarak yazılan tiyatro eserlerinde konuşma ve hareket önde gelir. Oyuncuların el-kol hareketlerine jest, yüz hareketlerine mimik, tek başına konuşmalara monolog, karşılıklı konuşmalara diyalog, coşkulu uzun konuşmalara da tirad denilir. Bilgi, gözlem ve araştırma değerlerinin sonucu

52 Batılı tiyatro eserlerinin kaynağı Eski Yunan'dır. Eski Yunan'daki bağ bozumu tanrısı “Dionizos" adına düzenlenen şenliklerden ortaya çıktığı bilinmektedir. İlk tiyatro ürünleri "trajedi"dir. Sonraları ise "dram", "komedi", "müzikal komedi" gibi türlerde tiyatro eserleri görülmektedir. "Bale" ve "opera" da Batılı anlamdaki tiyatro türlerindendir.

53 Batılı anlamda tiyatro çeşitleri şunlardır: 1) Trajedi: "Çok acıklı, yürekler acısı" anlamına gelmektedir. Oyun türü olan trajedinin konusu da çok acıklı konulardır. Trajedide olaylar, genellikle tarihten ve efsanelerden alınır. Kişiler ise; eski Yunan tanrıları başta olmak üzere, hükümdarlar ve soylulardır.

54 2) Komedi: İnsanların, olayların gülünç yönlerini sunan, hem güldüren hem eğlendiren hem de iğneleyen bir tür tiyatrodur. 3) Dram: Trajedi ile komedi arasında bir tür sahne eseridir. Türkçe karşılığı "acıklı olay"dır. Konularını günlük olaylardan ya da tarihten alabilir. Kişiler; halk arasından seçilir. Olay; hem acıklı, hem güldürücü olabilir.

55 4) Müzikli Tiyatro: a. Opera: Sözlerinin tümü ya da çoğu "koro, solo, düet" biçiminde şarkılı olarak söylenen müzikli tiyatro eseridir. Oyunculara, orkestra eşlik eder. b. Operet: Eğlenceli, hafif konulu, içinde bestesiz konuşmalar da bulunan müzikli tiyatrodur. Daha çok halk için yazılmış eserlerdir. c. Opera Komik: Operetin, yüksek sınıf için yazılmış, besteli biçimidir.

56 ç. Vodvil: Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, içinde şarkılara da yer verilen hafif komedidir. Bu nedenle vodvil, bir "komedi türü" olarak da gösterilir. d. Bale: Konusu; türlü dans ve davranışlarla anlatılan müzikli, sözsüz tiyatro türüdür.

57 Batılı anlamda tiyatro, ilk defa Tanzimat döneminde görülmektedir. Şinasi'nin "Şair Evlenmesi", ilk yayımlanan tiyatro eseridir. Namık Kemal'in “Vatan Yahut Silistre” adlı eseri ise, ilk defa sahneye konan tiyatro eseridir. Bu eserlerden önce ise çeviri ve uyarlama (adapte) tiyatro eserleri görülmektedir. Sonraki dönemlerde ise, teknik açıdan daha etkili tiyatro eserleri yazılmış ve sahneye konmuştur.

58 GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU Geleneksel Türk Tiyatrosu, şu çeşitlere ayrılır: 1) Meddahlık: Bir kişinin tek başına hazırladığı oyun çeşididir. Kelime anlamı "metheden = övgücü" demektir. Meddah, anlattığı olay ya da hikâyeyi seyirci önünde çeşitli hareket ve taklitlerle canlandırır. Bu şekilde insanlar, eğlenirken düşünme imkânı bulur.

59 2) Karagöz: Gölge oyunudur. Beyaz bir perde üzerinde çeşitli insan tiplerinin canlandırılmasıdır. Bu oyunlar, "Karagözcü" adı verilen usta bir sanatçı tarafından perdeye yansıtılır.

60 Oyunun başkahramanı "Karagöz“; okumamış, ama zeki ve anlayışlı bir halk adamıdır. İkinci kahraman "Hacivat" ise, Karagöz'e zıt kişilikte bir insandır. Arapça ve Farsça kelimelerle konuşur, zaman zaman bilgiçlik taslar.

61

62 Çağdaş Türk tiyatrosuna en yakın örnektir. Konular ve tipler olarak Karagöz'e çok benzerler. En ünlü tipleri Kavuklu ve Pişekar'dır. Ayrıca; "Balama (Rum)", "Frenk" ve "zenne" tipleri de bulunmaktadır. Günümüzde, bazı köy ve kasabalarda, orta oyunları bütün canlılığı ile hâlâ devam eder.

63 MAKALE Makale, herhangi bir konuda bilgi vermek, bir görüş ve düşünceyi açıklamak için çeşitli verilerden yararlanarak yazılan gazete ve dergi yazılarına verilen türün adıdır.

64 Temel öğesi fikir olan makalelerde toplumu ve insanlığı ilgilendiren her türlü konu, görüş ve belgelerle ele alınır; varılan sonuçta çözüm ve düzeltme yolları gösterilir. Makaleler belirli alanlardaki uzmanlık ürünleridir. Üzerinde araştırma yapmadan rastgele yazılmaz.

65 Makale yazarı iyi bir gözlemci, iyi bir araştırmacı olmalı, sağlam kaynaklara ve delillere dayanarak yazmalıdır. Ayrıca makale yazacak kişi geniş bir kültüre, zengin bir kelime hazinesine sahip olmalı; düşüncelerini delillerle destekleyerek ispatlamalıdır. Makalesi toplumun her kesimini ilgilendirmeli, taraf tutmamalı; anlatımı açık, sade ve anlaşılır olmalıdır.

66 Bilimsel standartlarda makale yazmak çok önemlidir. Örneğin çok önemli bir hipotezi ispatlasanız dahi eğer bu bilimsel makale formatına uygun değilse hiçbir bilimsel yayında itibar görmez, hatta yayımlanmaz. Bu sebeple akademik kariyer sahibi insanlar, makalelerini belirli bir formata uygun kalarak yazmak zorundadır. Bu, okuyanların işini kolaylaştırır.

67 Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür, bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasi’nin Agâh Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete “Tercüman-ı Ahval’in ilk sayısında yayımlanan “Mukaddime” (ön söz) başlıklı yazı, bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.

68 Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati dönemlerinde yazılan makaleler, eleştiri-polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktır. Bu tür, bizde ancak Cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır. Bugün birçok yazar ve bilim adamı, çeşitli konularda, çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır.

69 İNCELEME İnceleme, bir eserin, bir metnin, bir işin veya bir olayın bütün özellikleriyle ele alınıp tanıtıldığı, ayrıntılarının okuyucuya sunulduğu yazı türüdür. İncelemenin temel ilkesi, incelenecek metnin görülmesi ve tanınmasıdır.

70 İnceleme yapacak kişide o konuyla ilgili bilgi, deneyim, teknik ve metot olması gerekir. İncelemeye esas teşkil edecek konuya göre, incelemede dikkat edilecek konularda değişiklikler olabilir. Yapılacak ciddi bir inceleme o esere, tanınması, geniş kitlelere ulaşması ve amacına ermesi bakımından büyük katkılar sağlar.

71 FIKRA Fıkra, bir yazarın bir konu üzerindeki şahsî görüş ve düşüncelerini, ispatlama zorunluluğu duymadan, derinliğe girmeden, akıcı bir üslupla anlattığı küçük ama etkili fikir yazılarıdır. Gazete ve dergilerde yayımlanan fıkra yazılarında güncel ve siyasal konular derinliğine inmeden işlenir, akılda kalıcı değildir. Günlük olan bu yazılar sade ve anlaşılır bir dille yazılır.

72 1 - Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler. 2 - Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir. Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:

73 3 - Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kullanabilir. 4 - Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmî ve ciddi bir anlatım kullanılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi 73

74 ELEŞTİRİ (TENKİT) Fikir yazılarından olan eleştiri; bir sanat, edebiyat ve fikir eserinin iyi ve kötü yanlarını inceleyip tanıtan, zayıf ve güçlü yönlerini belirterek gerçek değerini ortaya koyan, sanat ve edebiyat alanında yol gösterici olan yazılardır.

75 Görüşlerini “beğendim” veya “beğenmedim” gibi kesin yargılarla belirtmekten kaçınan iyi bir eleştirmen, eleştirisini belli ölçüler içerisinde yapmalı, bunu örneklerle göstermeli, sadece kendi görüşleri doğrultusundaki yazıları değil, toplumu ilgilendiren bütün yazıları okumalıdır. Unutmamalıdır ki eleştiri yapanın görevi yeni bir eser yazmak değil, yazılmış eseri yargılamaktır.

76 Eleştiri çeşitleri toplumsal gerçeklere dayanan eleştiri, tarihe dayanan eleştiri, ruhbilime dayanan eleştiri, izlenimci eleştiri, dil bilgisi eleştiriciliği gibi başlıklarla incelenir. Eleştiri, sadece övgü ya da yergi değildir. Eleştiriler, ele alınan eserin ya da yazarın iyi anlaşılmasını sağlayan eserlerdir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

77 Okt. Hasan AKGÜL KOMPOZİSYON TÜRLERİ-3

78 SÖYLEŞİ (SOHBET) Sohbet, yazarın bir konuyu derinleştirmeden duygu ve düşüncelerini, konuşuyormuş gibi anlattığı fikir yazılarıdır. Sıcak ve samimi bir anlatımı olan sohbetin makaleden ve fıkradan ayrılan yönü üslup ve anlatımıdır. Makalenin ciddi havası sohbette yoktur. Sohbet yazılarında samimi, açık ve yalın bir dil kullanılır. Sohbet yazısında, okuyucunun ilgisini çekmek için soru cümlelerinden de yararlanılır.

79 Gazete ve dergi yazılarından olan sohbet türünde, samimiyet esastır. Yazar, düşüncelerini kabul ettirmek için okuyucularını zorlamaz; daha çok kendi düşüncelerini ileri sürer. Söyleşilerde, küçük fıkralar ve anılar da malzeme olarak kullanılabilir.

80 RÖPORTAJ (MÜLAKAT) Herhangi bir kişiyi, olayı, durumu, eşyayı araştırıp inceleyerek tanıtmak amacıyla hazırlanan röportaj, gezip görme ve soruşturma yoluyla hazırlanan bir yazı türü olup daha çok gazete ve dergilerde yayımlanır. Öğretici niteliği bulunan, gözlem ve incelemeye dayanan röportajların herkesi ilgilendiren yönlerinin olması gerekir. Bilgiler; sohbet, konuşma veya açıklama şeklinde verilebilir.

81 Gezip görmeye, inceleyip araştırmaya dayalı sanatsal bir yazı oluşu, anlatılanların inandırıcı olabilmesi için konuyla ilgili resimlerden, fotoğraflardan faydalanılması, bütün anlatım biçimlerinden yaralanılması röportajın genel niteliklerindendir. Röportajla yine bir gazete yazısı olan haber arasında önemli farklar vardır. Röportajda olaylar yazarın yorumlarıyla yansıtılırken haberde olaylar yorum yapmadan, olduğu gibi verilir.

82 DENEME Yazarın bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan kişisel görüş ve düşüncelerini, iddiasız ve içtenlikle yazdığı fikir yazılarıdır. Düşünceye dayanan bu denemelerde duyguya fazla yer verilmez.

83 Belli kuralları olmayan denemeye her şey konu olabilir. Korku, sevgi, gurbet, aşk, arkadaşlık, ölüm, hayat, din, ahlak, felsefe gibi toplumu ilgilendiren her konuda deneme yazılabilir. Deneme yazarı bu konuları kişisel bir anlayışla işler ve düşüncelerini içinden geldiği gibi yazar. Yer yer devrik cümle kullanabilen deneme yazarı, düşüncelerini ispatlama yoluna gitmez, kesin yargılara varmaz.

84 Deneme, yazarın belli bir konuda görüşlerini kısa biçimde anlattığı edebiyat türüdür. Denemelerde edebiyat, sanat, insanlar, gelenekler, hatta gülünç olaylar gibi değişik konular ele alınabilir. Örneğin, İngiliz yazar Charles Lamb 19. yüzyılın başlarında, "Domuz Rostosu Üzerine" adlı bir deneme yazmıştı. Bu denemede ateşle oynamayı seven Çinli bir çocuğun rastlantı sonucu kızarmış domuz etini tadan ilk insan olduğu mizah yollu anlatılıyordu.

85 YAZIMI İyi bir deneme yazmanın yollarından biri, belli bir konudaki düşünceleri önce bir kâğıda gelişigüzel not etmektir. Bundan sonra not edilen düşünceleri, anlaşılmalarını kolaylaştıracak bir düzene sokmak gerekir. Bir deneme için her zaman, okurun ilgisini çekecek ve denemeyi sonuna kadar okunmasını sağlayacak bir giriş cümlesi çok önemlidir. Deneme, aynı ölçüde dikkat çekici bir biçimde de bitirilmelidir. Denemeyi okurken yazarla birlikte düşünsel yolculuğa çıkan okurun sonunda düş kırıklığına uğramaması, deneme yazarı açısından dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Öte yandan, düşüncelerin paragraflara göre düzenlemesi gerekir. Öne sürülen her yeni düşünce için ayrı bir paragraf kullanılmalı ve her paragrafta bir ana düşünce işlenmelidir. Birçok deneme üç ya da daha fazla paragraftan oluşur. Denemenin paragraflara bölünmesi, söylenmek istenilenin kolay ve açık bir biçimde ortaya koyulmasını sağlar.

86 Deneme, Avrupa edebiyatında Fransız Montaigne ile başladı. Türk edebiyatında ise Tanzimat sonrasında özellikle de Servet-i Fünûn döneminde karşımıza çıkar. Ancak asıl gelişmesini Cumhuriyet döneminde gerçekleştirir.

87 Eskiden denemeye verilen "muhasebe" ismi, onun konusu hakkında bir ipucu vermektedir. Çünkü denemeler toplumsal konulardan daha çok kişisel konulara, soyut dünyalara ve iç hesaplaşmalara daha yakındır. Bu yönüyle fıkra türünden ayrılır. Fıkralar toplumsal konulara kişisel yaklaşımlar getirirken deneme, iç dünyanın samimi itirafı gibidir.

88 Modern anlamda deneme türü, Türk edebiyatında asıl olarak gazete ile birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. İlk özel gazete Tercüman-ı Ahval (1860)'in yayın hayatına başlamasından itibaren gazetelerde çıkan değişik yazılar, zamanla ayrı bir tür olan deneme için dil, anlatım ve yaklaşım bakımından zemin oluşturmuşlardır. Tanzimat'tan itibaren bir süre gazete ve dergilerde "musâhabe" üst başlığı altında deneme benzeri yazılar kaleme alınmıştır.

89 DENEME YAZARLARI Deneme Fransız yazar Montaigne ile başlamış olmasına karşın, daha sonraki yıllarda İngiliz yazarlar tarafından geliştirilmiştir. Ünlü İngiliz denemecileri arasında Sir Francis Bacon,Joseph Addison ile İrlandalı en ünlü deneme yazarları Ralph Waldo Emerson ile Henry David Thoreau’dur. Edgar Allan Poe ve Ozkhanov Chaowh şiir üstüne; James Thurber de mizah türünde yazdığı denemelerle okurlarını etkilemişlerdir. Montaigne’den sonraki ünlü Fransız deneme yazarları arasında Theophile Gautier, Anatole France ve Hippolyte Taine sayılabilir. Türk edebiyatına deneme türü, batı edebiyatlarının etkisiyle Tanzimat'tan sonra girmiş ve Cumhuriyet'ten sonra gelişmiştir.

90 Bu türde eserler veren başlıca yazarlarımız şunlardır: Nurullah Ataç ( ), Sabahattin Eyüboğlu ( ), Suut Kemal Yetkin ( ), Mehmet Kaplan ( ), Nurettin Topçu ( ), Salah Birsel (1919 ), Vedat Günyol (1912 ), Enis Batur (1952), Cemil Meriç ( ). Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

91 BİYOGRAFİ Kendi alanlarında ünlü olmuş siyasetçi, bürokrat, asker, edebiyatçı, sporcu, bilim adamı, sanatçı, edebiyatçı, gazeteci, iş adamı vb.nin yaşam serüvenlerinin anlatıldığı, eserlerinin tanıtıldığı, ülkelerine ve insanlığına neler kazandırdıklarının ya da kaybettirdiklerinin dile getirildiği metinlere biyografi (hayat hikâyesi, yaşam öyküsü)

92 Eskiden tercüme-i hal denilen biyografi bir kimsenin hayatından, eserlerinden, çalışmalarından bahseden eserlere verilen türün adıdır. Bu yazılarda kişisel duygu ve düşüncelere pek yer verilmez, tarafsız davranılır, sağlam kanıtlara dayanılır ve objektif olunur. Biyografi yazmada ayrıca araştırma yapmak, gerekli gözlemlerde bulunmak temel ilkelerdendir. Bunun için biyografi yazmak sorumluluk isteyen zor bir iştir.

93 Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

94 Biyografinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: 1-Yaşamı yazılan kişinin kendisi tarafından değil, onunla ilgili araştırma yapan, bilgi ve belgelere ulaşan veya onun yaşamına yakından tanıklık etmiş kişiler tarafından kaleme alınır. 2- Tarafsız ve gerçekçi olunmalıdır. 3-Bilgi; belge, tanık ve kanıtlara dayandırılmalıdır.

95 4- Kronolojik sıra izlenebilir. 5- Kişiyi tüm yönleriyle tanıtır. Kişinin önemi, değeri, benzerlerinden farkı belirlenmelidir. 6- Öznel bir tutum izlenmemeli, kişinin yaşamı aşırı yerme ve övmelerden uzak tutulmalıdır 7- Açık, sade bir dil kullanılır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

96 Edebiyatımızda biyografi türünün en eski örnekleri olarak “Siyer-i Nebi” adı verilen, Hz. Muhammed’in hayatını anlatan manzum eserleri verebiliriz. Tarikat büyüklerinin, evliyaların, pîr ve şeyhlerin olağanüstü hallerini, kerametlerini anlatan eserlere “menakıpname” ve “velayetname” adları verilir.

97 Türk edebiyatında ilk biyografik eser, Malik Bahşi’nin Feridüddin-i Attar’dan çevirmiş olduğu “Tezkiretü’l- Evliya”dır. Divan edebiyatında şairlerin hayatları hakkında bilgi veren eserlere “tezkire” denir. “Şuara Tezkireleri”nde (Şair Tezkireleri) şairlerin kısa hayat hikayeleri, şiirlerinden seçilmiş örnekler, şairlik yeteneği hakkında değerlendirmelere yer verilir. Edebiyatımızda ilk tezkire örneği Ali Şir Nevaî’nin “Mecalisü’n-Nefais” adlı eseridir.

98 Biyografik Roman Tanınmış bir kişinin hayatını roman türünün imkanlarından faydalanılarak anlatıldığı eserlere “biyografik roman” denir. Biyografik romanlar hem roman türünün kurmaca dünyasına ait nitelikleri taşır hem de belgesel bir nitelik taşır. Biyografik romanlar genelde ölmüş kişiler üzerine yazılır. Yaşadığı dönemi derinden etkilemiş bir kişinin ölümünden sonra onu yakından tanıyan bir yazar tarafından hatırlatılmasıdır.

99 Biyografik roman tarzında yazılmış önemli eserler şunlardır: Mehmet Emin Erişirgil, “Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp” Mehmet Emin Erişirgil, “İslâmcı Bir Şairin Romanı: Mehmet Âkif” Tahir Alangu, “Ülkücü Bir Yazarın Romanı: Ömer Seyfeddin” Oğuz Atay, “Bir Bilim Adamının Romanı” (Mustafa İnan) Yusuf Ziya Ortaç, “İsmet İnönü”

100 Otobiyografi Bir nevi biyografi olan otobiyografi, bir kişinin kendi hayat hikayesini anlattığı türün adıdır. Açık, akıcı ve canlı bir anlatımla yazılan otobiyografilerde aile, çevre ve hayatla bağlantılı olarak yer ve zaman içinde yaşanılanlar yer alır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

101 Monografi: Ünlü bir kimsenin hayatını, kişiliğini, eserlerini, başarılarını ayrıntılarıyla ele alan veya bilimsel bir alanda özel bir konu ya da sorun üzerine yazılan inceleme yazısına monografi (tek yazı) denir. Monografide herhangi bir yer, bir eser, bir yazar, tarihî bir olay, bilimsel bir alana ait bir sorun özel bir görüşle veya bakış açısıyla değerlendirilebileceği gibi bir konu üzerinde derinlemesine bir inceleme de yapılabilir. Monografi türüne örnek olarak şunları verebiliriz: Mehmet Kaplan, “Tevfik Fikret” ; İsmail Parlatır, “Şinasi”; Asım Bezirci,“Orhan Veli”.

102 ARAŞTIRMA RAPORLARI Bir konunun bütün yönlerini, meselelerini ele alıp onlara çözüm yolları getiren raporlar, araştırma raporlarıdır. Bitirme tezleri, yüksek lisans ve doktora tezleri araştırma raporlarından sayılır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

103 Araştırma raporu yazabilmek için şu hususları bilmek ve bunlara dikkat etmek gerekir: Konu Seçimi: İlk yapılacak iş konu seçimidir. Çalışmak istenilen, ilgi duyulan, merak edilen her şey konu olabilir. Bunun için de bazı hususlara dikkat etmek gerekir. Seçilen konu özel bir konu olursa araştırılması, yazılması kolay olur ve amaca daha çabuk ulaşılır. Kaynakları çok ve ulaşılması kolay konular seçilirse, konular daha rahat, daha iyi araştırılabilir.

104 Plan Hazırlama: Konu seçiminden sonra bir plân hazırlanır. Ancak bu plân çalışma devam ederken elde edilen belgelere ve her bölümde çıkan eksikliklere göre küçük değişiklikler gösterebilir. Araştırma son bölüme gelinceye kadar plânda değişiklik yapılabilir. Bu plâna geçici plân denir. Planın Uygulanması: Plan kesinlik kazandıktan sonra bu plân çerçevesinde bilgiler toplanır. Kaynaklar değerlendirilir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

105 Raporun Yazılması: Ciddiyet ve titizlik isteyen raporun en zor bölümüdür. Eldeki kaynakların ışığı altında rapor yazımına başlanır. Rapor, öğretici dille yazılır; rapor üslup güzelliği aranmaz. Anlatım sade ve açık olmalı, yazım kurallarına uyulmalıdır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

106 RAPOR FORMATI Kapak Sayfası: Her raporun bir adet kapağı olmalıdır. Yazım Dili : Türkçe olarak yazılacaktır. İmla kurallarına ve öz Türkçe kullanımına özellikle dikkat edilecektir. Kağıt Ölçüsü: A4 Yerleştirme Biçimi: Dikey Yazı Karakteri: Turkish Times New Roman Yazı Karakter Biçim ve Büyüklüğü: Normal, 12 punto. Ancak, özel ve okuyucuya yabancı olabilecek sözcükler, makale başlığı ile bölüm ve alt bölüm başlıkları yatık bir biçimde yazılabilirler. Yazım aralığı: 1.0 satır Kenar Boşlukları: Üst ve alt kenar boşlukları 4.25 cm, sağ ve sol kenar boşlukları 4.35 cm genişliğinde olmalıdır. Tüm başlıklar, tablolar, şekiller, metin ve EKLER kenar boşlukları ile sınırlanmış yazım aralığı içinde olmalı, yazım alanı dışında hiçbir şey yer almamalıdır.

107 Metin Biçimi: Raporlar, tek sütun düzeni kullanılan bir biçimde hazırlanmalı ve her satırdaki yazı yazım aralığında sayfanın her iki yanına (justified) dayandırılmalıdır. Paragrafların başına 1cm kadar boşluk bırakılmalıdır. Paragraflar arası boşluk bırakılmamalıdır. Başlıklar: Tüm başlıklar koyu olarak yazılmalıdır. Başlıkların ilk hafleri büyük diğer harfleri küçük olmalıdır. Tüm başlıklarda bölüm numaraları olmalıdır. Ara başlıklar yatık olarak yazılmalı, ana başlık numarasını takip edecek şekilde yazılmalıdır. Sayfa Numaralandırma: Sayfalar birbirini takip edecek şekilde numaralandırılmalıdır. Kelime Bölme: Satır sonlarında kelimeler çizgi ile bölünmemelidir. Tablo ve Şekiller: Tüm tablo ve şekiller isimlendirmeleri yapılmalı ve metnin içinde ilgili yerde bu tablo veya şekil ile ilgili referans verilmelidir. Şekil ve tablolar metnin içindeki yerleşim sıralarına göre numaralandırmalıdırlar. Metnin içinde verilmek istenen mesaj ile ilgili tablo veya şekiller metin içinde verilebilir. Diğer tablo veya şekiller ise Ekler kısmına konulmalıdır.

108 Raporda Bulunması Gereken Bölümler Bir araştırma raporunda şu bölümler bulunur: Kapak: Başlık ve ödevi hazırlayanla ilgili bilgiler içerir. İçindekiler: Ödevin içindeki ana ve alt başlıkların listesidir. Giriş: Bir iki paragrafla konunun tanıtıldığı bölümdür Gelişme: Konunun, açıklandığı, örneklendiği, kanıtlandığı, konuların tartışılıp çözümlendiği bölümdür. Ödevin/raporun en uzun kısmıdır. Konuyla ilgili her türlü resim, çizim, grafik. burada sunulur. Sonuç: Gelişme bölümünde işlenen konu, bu bölümde sonuca bağlanır. Bibliyografya: Ödev/rapor hazırlanırken kullanılan kaynaklar burada listelenir. Ekler: Yapılan çalışmayı destekleyen, fakat daha önceki bölümlerde verilemeyen bilgiler bu bölümde yer alır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

109 Ders Bitti. Dinlediğiniz için teşekkürler… Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

110 Okt. Hasan AKGÜL KOMPOZİSYON TÜRLERİ-4

111 GEZİ YAZISI Bir yazarın gezdiği, gördüğü ve incelediği yerlerden edindiği bilgi, görgü ve izlenimleri yansıtan yazıya ‘gezi yazısı’ denir.

112 Gezi yazılarında yalnız gezilip görülen yerlerin doğal özelliklerinin belirtilmesiyle yetinilmez. O yerlerdeki insanların gelenek, görenek ve zevkleri de tanıtılmaya çalışılır. Doğru bilgi ve gözlemlere dayalı gezi yazıları tarih, coğrafya, toplumbilim gibi bilim dalları için de yararlı bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Bu tür yazılar, ayrıca okurların genel kültürlerini geliştirmede önemli bir rol oynar.

113 Gezi Yazısının Özellikleri Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır. Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Anlattıkları, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir. Betimleyici anlatımdan yararlanılır. 113

114 Gezi yazılarında gezginin dikkatini çeken ve farklı konular güncel olaylarla da bütünleştirilerek edebî bir üslûpla anlatılır. Gezi yazısı görülen yerlerin güzellikleri hakkında duygu ve düşünce içerebilir. Anlatılanlar hayal ürünü değil gerçektir. Gezi yazıları kuvvetli bir gözlem gücüne dayanır. Gezi yazıları özneldir. 114

115 Bugünkü bilgilerimize göre Türkçe yazılan ilk gezi kitabı, tanınmış denizcilerimizden Seydi Ali Reis’in Miratül-Memalik adlı eseridir.

116 Ünlü bilginlerimizden Kâtip Çelebi’nin Cihan-nüma adlı eseri de gezi yazılarında rastlanan birtakım özellikleri içermektedir. Kâtip Çelebi, Osmanlı ülkesinin birçok yerini dolaşmış ve eserinde, gördüğü bu yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler vermiştir.

117 Edebiyatımızda gezi türünde ilk büyük ve önemli eserin yazarı Evliya Çelebi’dir. Tarih-i Seyyah (Seyahatname) adını taşıyan on ciltlik eserinde Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde ve dışında gezip gördüğü yerleri anlatır.

118 Evliya Çelebi’nin gezi kitabından XVII. yy. toplumumuzun zengin kültür özelliklerini öğrenmek mümkündür. Anlatımdaki sadelik, içtenlik ve söyleşi havası da eser için ayrı bir üstünlük sayılır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

119 Bu türün diğer başlıca eserleri arasında Ahmet Mithat Efendi’nin Avrupa’da Bir Cevelan, Cenap Şehabettin’in Hicaz yolculuğunu anlatan Hac Yolunda, Falih Rıfkı Atay’ın Denizaşırı, Taymis Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hind, Yolcu Defteri, Reşat Nuri Güntekin’in Anadolu Notları sayılabilir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

120 MEKTUP Mektup, insanların dilek, istek ve düşüncelerini içeren bir haberleşme aracı olup tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Günümüzde teknolojinin gelişmesi, telefon, bilgisayar, internet, faks, elektronik posta (e-posta) gibi kolaylıkların yaygınlaşması mektubun geçerliliğini azaltmıştır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

121 Mektupların gönderilen yere veya kişiye göre üslupları değişirse de açık, sade ve anlaşılır olmasına özen gösterilir. Bugün pek rağbet görmese de mektuplar eskiden özel mektuplar, resmî mektuplar, iş mektupları diye ayrılırlardı. Özel mektuplar, birbirine yakın kişilerin içten ve samimi sözlerle yazdıkları mektuplardır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

122 Resmî mektuplar, devlet dairelerine yazılan ciddi ve ağırbaşlı mektuplardır. Bu tür mektuplar alt makama yazılıyorsa “rica ederim”, üst makama yazılıyorsa “arz ederim” diye bitirilir. İş mektupları, kişilerle iş yerleri veya resmî kurumlarla özel kurumlar arasında yazılan mektuplardır. Resmî devlet kuruluşlarının birbirlerine yazdıkları yazılar, bu tür kuruluşların vatandaşlara verdikleri cevaplar da resmî mektup türüne girer. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

123 Metin bölümünde anlatım ciddi olmalı, ayrıntılara girilmemelidir. Üst makamda bulunan yetkili, alt makamdakine yazdığı yazıyı "rica ederim" diyerek bitirir. Resmî mektuplarda rica emir niteliğindedir. Alt makam üst makama yazdığı yazıyı “arz ederim” veya “bilgilerinize saygıyla sunarım” biçiminde bitirir. İmza, isim ve soyadı, unvan, metnin iki cm. aşağısına yazılır. İmza ismin üstüne atılır. Sol alt köşeye yazıyı daktilo edenle, konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadların baş harfleri yazılır.

124 Türk edebiyatında mektup türü, Tanzimat'tan sonra önem kazanmaya başlamıştır. Daha öncesinde münşeatlarda özel ve resmî mektuplara yer verilirdi. Yalnız bu eserlerin dili süslü ve sanatlıydı. Bu dönemde mektup tarzında yazılan edebi metinlere rastlanır. Fuzulî'nin Şikâyetname'si bu türün ilk örneğidir. Leyla ve Mecnun, Şah u Geda, Hüsn ü Aşk gibi ünlü mesnevilerde mektup türünden yararlanılmıştır.

125 Ayrıca tarihî şahsiyetler arasında da manzum mektup yazma geleneği vardır. Kanuni ile oğlu Beyazıt, II. Beyazıt ile Cem Sultan arasındaki mektuplaşmalar buna örnektir. Tanzimat'tan sonra ilk ilgi çekici mektuplar Akif Paşa'ya aittir. Bunlar 1885‘te basılmıştır. Sonraki dönemlerde Na­mık Kemal'in Hususi Mektupları, Abdülhak Hâmid Tarhan'ın, Mektuplar; Muallim Naci'nin Muhaberat ve Muhaverat adlı eserleri basılmıştır.

126 Bazı sanatçılar ise mektuplardan oluşan romanlar, hikâyeler, anılar, gezi yazıları kaleme almıştır. Halide Edip'in Handan; Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Mutallaka, Sevda Peşinde; Reşat Nuri Güntekin'in Bir Kadın Düşmanı adlı romanları bunlar arasında sayılabilir. Ömer Seyfettin'in bazı hikâyeleri, mektup biçiminde kaleme alınmıştır. Mektup türünde yazılan gezi yazıları da vardır. Cenap Şehabettin'in Hac Yolunda, Avrupa Mektupları; Ahmet Rasim'in Romanya Mektupları buna örnektir.

127 Nurullah Ataç'ın “Okura Mektuplar” isimli eseri mektuplardan oluşan bir deneme kitabıdır. Cumhuriyet döneminde bazı sanatçıların mektupları kitap hâline getirilmiştir. Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Ziya'ya Mektuplar”, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Mektuplar”, Nazım Hikmet'in “Kemal Tahir'e Hapishaneden Mektuplar” adlı eserleri buna örnektir.

128 DİLEKÇE Bir tür mektup olan dilekçe, herhangi bir kişinin dilekte veya istekte bulunmak, şikayet etmek, bilgi almak veya bilgi vermek için resmî veya özel kurumlara yazdığı yazıdır.

129 Kendine özgü özellikleri ve plânı bulunan dilekçeler kısa veya uzun olabilir. Dilekçe anlatımında ayrıntılara girilmez, gereksiz ve yapmacılık ifadelere yer verilmez. Okunaklı bir el yazısıyla, daktilo ile veya bilgisayarla çizgisiz dosya kâğıdına yazılan dilekçelerde kullanılan kalemin rengi sadece siyah veya mavidir. Bir makama yazılan dilekçelerde makam adı dilekçenin başına sayfa ortalanarak yazılır. Makam adının altında yer belirtilir.

130 Asıl metinde istek veya verilen bilgi kısa, anlaşılır, sade bir dille anlatılır. Dilekçeler, konusuna göre “bilgilerinize saygılarımla arz ederim”, gereğini saygılarımla arz ederim” ifadesiyle bitirilir. “Yüce katına”, “Yüksek makamına” gibi ifadeler kullanılmaz. Metin yazıldıktan sonra sağ üst köşeye tarih, sağ alt köşeye ad soyad yazılır ve imzalanır. Sol alt köşeye açık adres yazılır. Varsa “ek”ler de adresin altına maddeler halinde yazılır.

131 Genel bir dilekçede 6 temel öğe vardır: Tarih Makam adı (ve gerekirse ili veya açık adresi.) Konu metni İmza Dilekçeyi yazan kişinin adı Dilekçeyi yazan kişinin adresi 131

132 T.C. BARTIN ÜNİVERSİTESİ BARTIN MESLEK YÜKSEKOKULU MÜDÜRLÜĞÜNE BARTIN Yüksekokulunuz Bilgisayar Programcılığı Bölümü 1. sınıf numaralı öğrencisiyim tarihinde vize sınavı yapılan TUR-182 kodlu Türk Dili-II dersine ait sınav kâğıdımın gözden geçirilerek sınav notunda maddi hata bulunup bulunmadığının tespiti için gereğini saygılarımla arz ederim. İmza Adres Ad Soyad Ek:

133 Ders Bitti. Dinlediğiniz için teşekkürler…

134 Okt. Hasan AKGÜL KOMPOZİSYON TÜRLERİ-5

135 SÖZLÜ KOMPOZİSYON Sözlü kompozisyon, herhangi bir konu hakkında görüş ve düşüncelerin beğenilir ve etkileyici biçimde sözle anlatımıdır. Yazılı kompozisyon için gerekli olan bütün hazırlıklar sözlü kompozisyon için de geçerlidir. Burada sadece düşünceler ve istekler, yazı ile değil söz ile verilir.

136 Kişinin isteklerini söz ile bildirmesine konuşma denir. Konuşmanın gerçekleşebilmesi için düşünce ve amaç, düşünceyi ve amacı anlatmamıza yarayan dil, dilin oluşmasını sağlayan, konuşmayı meydana getiren ses ve konuşma organları olmak üzere üç unsur gereklidir. Yazmada olduğu gibi konuşmada da bazı kuralları bilmek ve bunlara dikkat etmek gerekir.

137 Güzel konuşmak için dikkat edilmesi gereken başlıca kurallar: herkesi ilgilendiren konuları konuşmak, gereksiz ayrıntılara girmemek, aynı kelimeleri kullanmaktan kaçınmak, dinleyicileri sıkmamak için düşüncelerimizi farklı kelimelerle anlatmak, kesin ve kendimizden emin bir şekilde konuşmak, konuyla ilgili olarak yerinde sorular sormak, Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

138 katılmadığımız düşüncelere, saygılı bir biçimde itiraz etmek, karşımızdakinin sözünü kesmemek, düşüncelerimizi zorla kabul ettirmeye çalışmamak, karşımızdaki kişilerin canını sıkacak ve maneviyatını bozacak ifadelerden kaçınmak, dinleyicinin ilgisine ve seviyesine göre konu seçmek ve dil kullanmak. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

139 Sözlü kompozisyon türlerinin bir kısmı günlük ve hazırlıksız konuşmalardır. Sohbet, telefon konuşması, tartışma, tanışma, kutlama, teşekkür etme, özür dileme bu tür konuşmalardandır. Sözlü kompozisyon türlerinin bir kısmı da hazırlıklı konuşmalardır. Bunların çeşitleri ve belli başlı özellikleri şunlardır: Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

140 KONFERANS Bilim adamlarının, sanatkârların, düşünürlerin herhangi bir konu hakkında bilgi verme, aydınlatma, öğretici olma amacıyla hazırlayıp yaptıkları konuşmalara “konferans” denir. Her konuda verilebilen konferansın konusu, ilgi çekici ve bir bütünlük içinde olmalıdır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

141 Duygusallıktan çok öğreticilik yönü olan konferansı veren kimsenin o konuda geniş bilgisi olması gerekir. Bunun için iyi bir inceleme, araştırma ve gözlem yapılarak hazırlanan konferanslar, sonuç itibarıyla başarılı olur. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

142 Konferansçı, konusunu örneklerle desteklemeli; örneklerin dikkat çekebilecek nitelikte olmasına özen göstermelidir. Konuşurken açık, duru bir dil kullanmalı; anlatımı zorlaştırarak dinleyicilerin sıkılmasına sebep olacağı için uzun ve karmaşık cümlelerden kaçınmalıdır. Kullanılan cümleler, dinleyicilerin seviyesine uygun olmalıdır. Gereksiz ayrıntılara girmek, konunun bütünlüğünü, anlaşılırlığını bozabilir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

143 Bir konferans şu plan üzerine gerçekleşir: Hitap cümlesi, Konunun sunuluşu, Konferansın amacı, Konunun açılması ve anlatılması, Sonuç, Sorular ve cevaplar. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

144 PANEL Güncel veya bilimsel bir konuyu bir oturum halinde topluluk karşısında farklı yönleriyle ele alıp tartışmadır. Paneli bir başkan yönetir ve panele 3-6 arasında değişen sayıda konuşmacı katılır. Başkan, konuşmacıları tanıtır; konuşmacılara sıra ile söz hakkı verir. Panelist denilen konuşmacılar, başkan tarafından verilen dakikalık süre içinde sıra ile konuşurlar.

145 Bir sohbet havasında geçen oturum sonunda konuşmacılara, dinleyenler isterlerse soru yöneltebilirler. Ele alınan konu veya üzerinde durulan sorun, bir sonuca bağlanmak zorunda değildir.

146 SEMİNER Bilgi, beceri ve görgü geliştirmek amacıyla herhangi bir konuda yapılan toplantılara seminer denir. Üniversitelerde bir öğretim üyesinin gözetiminde öğrencilerin çalışmalarını sundukları toplantılar, bilgi alışverişi için uzman kişilerin bir grup önünde yaptığı konuşma toplantıları da seminerdir.

147 Seminere katılanların, önceden bildikleri konu üzerine hazırlıklı olmaları, konuya katkı sağlamak için uygun bir zamanda konuşarak bilgi ve görüşlerini söylemeleri gerekir.

148 SÖYLEV (NUTUK) Nutuk, kelime anlamı olarak "söz, lakırdı, söyleyiş, söyleme kuvveti" demektir. Açık veya kapalı alanlarda dinleyicilere bir düşünceyi, bir duyguyu aktarmak için ikna edici, etkili ve coşkulu bir dille yapılan konuşmalardır.

149 Bir topluluk önünde yapılan, dinleyenlerin hislerine hitap eden söylevin konuları toplumla ilgili sorunlar, millî davalardır. Söylevlerde konuşmacının inandırıcı, jest ve mimikleri ustaca kullanması, ses tonuna ve vurguya dikkat etmesi gerekir. İyi bir söylev hazırlayabilmek için çok okumak, iyi düşünmek, gözlemlerle düşünceleri desteklemek gerekir.

150 İyi hazırlanmış bir söylevde etkili ve canlı bir giriş, ileri sürülen ve çözülmek istenilen sorunun açıklanması, ileri sürülen olayın ilgi çekici hikâyesinin anlatılması, kanıtlama, doğrulama, tanıtma yapılması, aykırı düşüncelerin çürütülmesi gerekir. Söylev bitirilirken üzerinde durulan konu özetlenir, dinleyicinin zihninde kalacak şekilde önemli noktalar tekrarlanır. Konuyla bağlantılı olarak şiir okunabilir veya fıkra anlatılabilir.

151 Söylev (Nutuk), aslında bir sözlü kompozisyon ürünüdür. Yalnız nutuk, yazıya geçmişse ve kitabî özelliği varsa aynı zamanda yazılı kompozisyon ürünü olarak da kabul görür. Türk edebiyatının en güçlü söylev (nutuk = hitabet) örneği Atatürk'ün “Büyük Nutuk” adlı eseridir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

152 Bilim, sanat, fikir ağırlıklı konularda ihtisas sahibi kişilerin bir konuyu değişik yönlerden ele alarak yaptıkları ciddi ve ilmî konuşmalardır. Konusunu daha önceden kendisi belirleyen ve ciddi bir hazırlık yapan konuşmacı, sunumuyla konuya bilimsel bir yenilik getirmelidir. SEMPOZYUM (BİLGİ ŞÖLENİ)

153 Bir başkanın idaresinde gerçekleşen oturumlarda, konuşmacılara dakikalık bir zaman verilir. Her oturumda 3-6 konuşmacı bulunur. Oturumlar farklı salonlarda yapıldığı gibi aynı salonda da yapılabilir ve birkaç gün sürebilir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

154 Bir konunun çeşitli bölümlere ayrılarak birden fazla oturumda ele alındığı sempozyumlar tartışmaya açıktır. Dinleyiciler önünde yapılan bir tartışma biçimi olan sempozyumun sonunda, dinleyiciler konuşmacılara soru sorabilir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

155 AÇIK OTURUM Toplumu ilgilendiren güncel meselelerin veya kamuoyunun ilgisini çeken güncel bir konunun, uzman kişilerce ele alınıp tartışılmasına açık oturum denir. İnsanlara ulaşmada etkili olan radyo ve televizyon programlarında, siyasi konuların dinleyiciler önünde, alanlarında uzman, isim yapmış, seçkin kişilerce tartışılması da açık oturumdur. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

156 Panel, sempozyum ve forum karışımı bir niteliğe sahip olan açık oturum diğer tartışma türlerinde olduğu gibi bir başkan tarafından yönetilir. Başkan, konuşmacıları tanıtır ve her birine sırayla söz verir. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

157 Konuşmacılar diğer konuşmacıların sözlerini dikkatle dinler, notlar alır, söz sırası kendisine gelince görüş ve düşüncelerini söyler. Diğer konuşmacıların katılmadığı görüşlerini, nezaketle ve sebepleriyle belirtir. Oturum sonunda başkan, konuyu toparlayıp özet olarak bir sonuca bağlar. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

158 MÜNAZARA Önceden belirlenen bir konunun karşıt gruplarca farklı yönlerinin ele alınıp tartışıldığı oturumlardır. Jüri ve dinleyiciler önünde yapılan münazara, özellikle okullarda öğrencinin araştırma, düşünme, konuşma, tartışma ve fikirlerini savunabilme becerilerini artırmak için yapılır. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

159 İki grubun yarıştığı münazaralarda amaç, yenmek veya yenilmek değil, doğruyu bulmaya çalışmaktır. Konuşmacılar, karşısındakileri rencide etmeden onların düşüncelerini çürüterek kendi düşüncelerinin doğruluğunu ispatlamaya çalışırlar. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

160 Münazarada güzel ve etkili konuşan, düşüncelerini iyi savunan kazanır. Münazara, bir topluluk karşısında yapılan bir tartışma biçimidir. Münazarada, konusunu iyi savunan grubu jüri üyeleri belirler. Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

161 Ders Bitti. Dinlediğiniz için teşekkürler… Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi


"Okt. Hasan AKGÜL www.notlarburada.NET Tarafınca isim hakkı degiştirilemez. KOMPOZİSYON TÜRLERİ-1." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları