Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Onun genç çalışma arkadaşlarından Carl Gustav Jung ise içimizdeki bu uzayı araştırmayı hayatının ve çalışmalarının amacı yapacaktı. Jung Freudyen teoriyle.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Onun genç çalışma arkadaşlarından Carl Gustav Jung ise içimizdeki bu uzayı araştırmayı hayatının ve çalışmalarının amacı yapacaktı. Jung Freudyen teoriyle."— Sunum transkripti:

1

2 Onun genç çalışma arkadaşlarından Carl Gustav Jung ise içimizdeki bu uzayı araştırmayı hayatının ve çalışmalarının amacı yapacaktı. Jung Freudyen teoriyle güçlenmiş temelinin yanında mitoloji, din ve felsefe alanlarında derin bir bilgiye sahipti. Özellikle Siyonizm, Kimya, Kabala ve Hinduizm ve Budizm’deki benzerleri gibi karmaşık mistik geleneklerin sembollemeleri konusunda oldukça bilgiliydi.

3

4 Jung ayrıca rüyalar ve zaman zaman görüntülerle ileriyi algılama kapasitesine sahipti sonbaharında dev bir selin Avrupanın büyük bir bölümünü içine alarak doğduğu yer olan İsviçre’nin dağlarında durduğu hayalini gördü. Yüzlerce insan sularda boğuluyor ve medeniyet yıkılıyordu. Ardından sular kana dönüşüyordu. Bu görüntüyü daha sonraki haftalarda sonsuz kışın, kandan nehirlerin rüyaları takip etti. Jung bunun bir psikoza dönüştüğünden endişe etmeye başlamıştı.

5 Aynı yılın Ağustos’unda 1. Dünya Savaşı başladı. Jung bir bağlantı olduğunu hissetti; bir birey olarak kendisi ve genel anlamda insanlık arasında açıklanamayan bir tür bağlantı vardı. Jung o tarihten 1928’e kadar, daha sonraki tüm teorilerinin temelini oluşturacak ve bir bakıma acı veren bir benliğini arama sürecine girecekti.

6 Jung tüm rüyalarını, fantazilerini, hayallerini dikkatlice kaydetmiş; ayrıca onları çizerek, resmederek ve heykellerini yaparak göz önüne sermiştir. Deneyimlerinin kendilerini kişileştirme eğiliminde olduklarını gören Jung, bu keşfinin sonunda yaşlı bir bilgin ve onun yanındaki küçük bir kızla karşılaşmıştır. Yaşlı bilgin bir dizi rüyadan sonra bir tür ruhsal rehber haline dönüşmüş; küçük kız ise dişi ruh “anima”yı temsil ederek onun biliçaltının derinlikleriyle iletişime geçmesinde temel araç olmuştur.

7 Jung’un anlatımıyla bilinçaltının kapısında derimsi kahverengi bir cüce bekliyordu. Bu, Jung’un egosunun ilkel yoldaşı “gölge” idi. Jung rüyasında kendisinin ve cücenin “Siegfried” adını verdiği sarışın güzel bir genç kızı öldürdüğünü gördü. Jung’a göre bu, bir süre sonra tüm Avrupada derin bir üzüntü yaratacak zafer ve kahramanlık düşkünlüğünün tehlikelerine işaret eden bir uyarıydı –aynı zamanda da kendisinin Sigmund Freud’u kahramanlaştırma eğiliminin tehlikeleri hakkında bir uyarı!

8 Jung ölüler ile ilgili de pek çok rüya gördü; ölüler, ölülerin toprakları ve ölülerin yükselişi hakkında. Bunlar tamamıyla bilinçaltını temsil ediyordu – Bu Freud’un üstünde fazlaca durduğu nispeten “küçük” kişisel bilinçaltı değil, tüm insanlığın kollektif bilinçaltıydı ve tüm ölüleri, kişisel hayaletlerimiz de dahil, kapsayabilirdi. Eğer mitolojiyi, geçmişi yeniden anımsayabilirsek, bu hayaletleri de anlayabilecek, ölülerden huzursuz olmayacak ve zihinsel hastalıklarımızı iyileştirebilecektik.

9 Jung’u eleştirenler basitçe Jung’un kendisinin de tüm bunlar olurken hasta olduğunu iddia etmişlerdir. Fakat Jung’a göre ormanı anlamak istiyorsanız, yalnızca kıyıda bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz. Ona yaklaşmalı ve içine girmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün…

10 Cauda pavonis, combining all colors, symbolizing wholeness From C.G. Jung, Dreams

11 Jung’un bir yaklaşımı ise rüyaları mitolojiye dayandırarak açıklamaktır.Rüyad a uçmanın Icarus’un mitolojik hikayesiyle ilişkisi vardır:

12 Daidalos ilk tanrı heykellerini yapan heykeltıraş imiş. Sadece heykeltıraşlıkta değil, diğer becerilerde de ön sıralardaymış. Çeşitli marangoz aletlerini icat etmesi yanında, denizde sadece kürek kullanılırken, onun yelkenle denizlerde daha hızlı ilerlemesi şöhretine şöhret katmış. O sıralarda yeğeni Talos meslek öğrensin diye çırak olarak yanına verilmiş. Gel zaman git zaman Talos da en az dayısı Daidalos kadar mesleğinde ilerlemiş.

13 Bir gün kırda dolaşırken bulduğu yılan çenesini marangozluk aleti olarak kullanmayı tasarlamış. Bu doğal aleti daha da geliştirerek, testereyi icat etmiş. Bu aletin keşfi, “boynuzun kulağı geçmesi” gibi onun dayısını bu sanatta geri bırakmasına yol açmış. Bu duruma tahammül edemeyen Daidalos, yeğenini Akropolden aşağıya atarak öldürmüş. Daidalos sürgün ile cezalandırılmış. Bunun üzerine Girit’e gönderilmiş.

14 Girit kralı Minos, Daidalos’un yaptığı enfes sanat eserlerinden etkilenmiş, onu himayesine almış. O dönemlerde üst yarısı öküz, alt yarısı insan şeklinde olan Minotauros adlı bir yaratık bu diyara gelmiş. Bu yaratık pek çok can ve mal zararına yol açmış. Ancak kimse bu yaratığı hapsedecek bir zindan yapamamış. Daidalos öyle bir labirent inşa etmiş ki, Minotauros bu labirentten çıkamamış.

15 Bu yaratığa yem olarak, savaşçı Theseus adlı bir delikanlı gönderilmiş. Bu gence kralın güzel kızı gönül vermiş. Bu yiğit delikanlı Daidalos’un da yardımı ile yaratığı öldürür ve krallın kızı ile birlikte Girit adasından kaçarlar. Bunu öğrenen kral Minos çok öfkelenerek, Daidalos’u hapsettirmiş.

16 Daidalos’un Girit’te bulunduğu sıralarda bir çocuğu olmuş. Bu çocuğun adı “İKARUS” imiş. Daidalos oğlu İKARUS ile birlikte buradan tek çıkış çarelerinin havayolu olduğunu düşünmüş ve kuşların pencere önüne bıraktığı tüylerden her ikisi için de geniş kanatlar yapmış. Bu sırada oğlu İKARUS’a “çok yükseklere çıkma, yoksa kanatlarındaki balmumu erir; çok alçaktan da uçma, denizin nemi kanatlarını ıslatarak bozar, sen beni izle” diye öğüt vermiş. Her ikisi de bir kuş gibi havalanmış. Giritliler şaşkınlık içinde arkalarından bakakalmışlar.

17 İKARUS uçmaktan öyle zevk almış ki, babasının öğütlerini unutmuş. Yükseldikçe yükselmiş, güneşi daha yakından görmek istemiş. Bu arada yavaş yavaş kanatlarındaki balmumu erimiş ve kanatları dağılmış. Bir kurşun gibi aşağıya düşerek, boğulmuş. Daidalos oğlunu kaybetmenin derin acısına karşın karaya çıkabilmiş. Ve bu acı olayın hatırası olan kanatları bir daha asla kullanmamış.

18 İkarus miti öğrenme ve özgürlük tutkusunun bedelini de anlatır. Yani yaşam bir seçim ve bedel ödeme demektir.Bu yüzden içselleştirmeden hızlı bir şekilde yapılacak olan öğrenme ve özgürlük duygusu yıkıma sebeb olabilir. Denildiği gibi ‘ Işık uykulu gözlere yavaş yavaş verilir.’

19 JUNG,TÜRK MİTOLOJİSİ VE RÜYALAR

20

21 Türk mitolojisinde rüya çok önemli bir yere sahiptir. İslamiyet ten önce ve sonra rüyaya hep çok yer verilmiştir. Göktürk yazısı ile yazılmış ve Turfan?da bulunmuş bir el yazması, Türklerin ilk düş yorumu kitabıdır. Bu kitapta Çin tesirleri de hissedilmektedir. Ancak dil ve söyleyiş bakımından, en eski bir Türkçe’nin, bozulmamış bir özünü içinde saklar. Rüyaları, sayılarla eleştirirsek, karşımıza tam bir Türk kültürü çıkmaktadır. Göktürk rüya ve rüya yorumları, Türk mitolojisi bakımından da çok değerli motifleri içinde toplamaktadır. Yabancı rüya motiflerinin sayıları çok azdır."

22 Orta ve Kuzey Asya Türk destanlarında ve masallardaki rüyaları oldukça çok, destanlarından derlenen rüyalar, Anadolu’da ki düşünce ve inanışa yakındır. Moğolların tarihinde anlatılan bir rüyaya göre, "Gökte uçan bir doğan, ayla güneşi tutup, getirmişti." Bu rüya Moğolların hakanlığı elde edeceklerine bir delil olarak yorulmuş.

23 Bir Altay Türk destanında ise, "Bir yiğit rüyasında, sağda güneşi, solda ayı ve alnında zühre yıldızını görüyor."

24 "Rüyada, Eğe, hem bir ölüm, hem de hayat sembolüdür. Manas destanının bir bölümü olan Er- Töştük destanında, yiğidin hayat ve ervahı eğe idi. Bunun için dev, Er-Töşük’ü öldürmek için eğeyi aramıştı. Manas Han’ın hatunu, gece rüyada bir eğe görmüş ve eğeyi koynuna koyarak saklamıştı. İlin büyükleri rüyayı, gök yeleli kurt gibi çocuğun doğacağını, yorumlamış, müjdelemişlerdi. Başka bir destana göre, Manas Han’ın hatunu rüyada bir eğe görür ve eğeyi koynunda saklar. Bunun üzerine Manas Han dirilir ve Manas Handan hamile kalır."

25 Başka bir destana göre, Manas Han’ın hatunu rüyada bir eğe görür ve eğeyi koynunda saklar. Bunun üzerine Manas Han dirilir ve Manas Handan hamile kalır."

26 "Türk destanlarında büyük yiğitler ile liderler, savaştan önce, iyi veya kötü rüyalar görürler. Hun, Göktürk hakanları ile Cengiz Han savaştan önce fal açtırırlardı. Çin?de bu, bir gelenek halindedir. Kargat Gölü Türklerinin destanlarında, Yiğit Kozu Körpöz’ün annesi "savaştan önce uyuyarak rüya görmek gereklidir." Demişti. Kuzeyde Hoca Aul Türklerinde "Düş yorumlayan çocuk" adlı bir masal bile vardır. Anadolu masallarında buna benzeyen motifler görülür."

27 AK ANA Sonsuz sulardan çıkıp, Ülgen’e yaratma emrini veren ve tekrar sulara dönen tanrıça ak anadır. Altay Türklerinin inancına göre, ışıktan bir kadın hayali şeklindedir. Ülgen ilk yaratılış ilhamını Ak anadan alır ve dünyaya destek olması için üç tane de balık yaratır. Türk mitolojik görüşlerine göre Ak ana boynuzlu olarak betimlenir. Eski çağlarda Ana tanrıça heykelcikleri de boynuzlu olarak simgelenmiştir.

28 Ak ‘lık tanrıçalara özgü bir renk sembolüdür ve cennette oturan tanrıçalara “aktu” yani “aklılar” denir. Bunlar göğün üçüncü katında oturur. Türk mantık sistemine göre “ak” batının, Ay ve Venüs’ün yerleştirildiği konumdadır. Ay, ana tanrıça arketipinin göksel karşılığıdır. Ak ananın Ülgen’e yaratma emrini verip tekrar sulara gömülmesi, Ay ve Ayın döngüleri ile ilişkilendirilebilir.

29 Türklerin, bir ışın demeti veya Ay ışığı aracılığıyla doğduğunu söyleyen şaman gelenekleri mevcuttur. Dolunay Şaman mitolojisinde, güçlü Şamanların atası sayılmıştır. Ay sözcüğü yada ay- fiili, yaratmak ve türetmek anlamına gelir. Ay ile ilintili Asya mitolojilerinde, Ay doğurgan dişi olarak gösterilir. Jung’a göre de mitolojilerde ki “Ana Tanrıça” arketipinin göksel karşılığı Ay ve Venüs’tür. Bunlar bilinç dışında oluşan “Anne Arketipi”nin türevleridir.


"Onun genç çalışma arkadaşlarından Carl Gustav Jung ise içimizdeki bu uzayı araştırmayı hayatının ve çalışmalarının amacı yapacaktı. Jung Freudyen teoriyle." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları