Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

10 KASIM 1952 Sabahlar, her zaman güzel değildir, Her zaman ayrılık akşamla gelmez. Al atlar sırtında hoyrattır fecir, Hoyrattır, ne kalbler kırmıştır,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "10 KASIM 1952 Sabahlar, her zaman güzel değildir, Her zaman ayrılık akşamla gelmez. Al atlar sırtında hoyrattır fecir, Hoyrattır, ne kalbler kırmıştır,"— Sunum transkripti:

1 10 KASIM 1952 Sabahlar, her zaman güzel değildir, Her zaman ayrılık akşamla gelmez. Al atlar sırtında hoyrattır fecir, Hoyrattır, ne kalbler kırmıştır, bilmez. Sabahlar her zaman güzel değildir. Vakti, bir yerinden bölünce şafak İri ve rüyalı gözlerle müphem; Nur olmuş içimde sanırım ak pak Ayrı bir mânada korktuğum adem, Eski düşüncemde, rahat ve uzak. Fethe çıkmış gibi duyarım birden Eşsiz gururunu bir cihangirin. Ufuklar üstünde yüzen tekbirden Vatanca büyümüş asil ve derin Bir matem tütmekte şimdi fecirden Nefti yalnızlığı başlar zamanın Mağfiret ürperir, dağılır, uçar. Ölüm korkusuyle dolu bir anın Müphem uzletinde ebedî ruhlar; Nefti yalnızlığı başlar zamanın. Rüzgar esmez olmuş, sular durgundur, Bir garip hali var Dolmabahçe'nin; Hala içimizde yüzen gecenin Aydınlık bilmeyen devamı durur, Rüzgar esmez olmuş, sular durgundur. Ruh için, ölümsüz, derler cihanda, Her mevsim onunla güzel her seher Bütün esatiri parçalasan da Atatürk önünde mağlupsun kader! Ruh için, ölümsüz derler cihanda. Vehbi KIZILGÜL

2 " "TEN BİR PARÇA O günlerde bir ünlü ayak bastı Samsun'a, Yürüdü etrafında ümitler suna suna. Bu, ateşler içinde geçip gelmiş bir erdi, Göğsünde toplanmıştı milyonla Türk'ün derdi, Bu milyonla dert ona veriyordu başka hız, Yürüdü arkasında genç, ihtiyar, kadın, kız. O kimdir? Bakışları deniz kadar yumuşak, Saçı güneşi emmiş bir demet altın başak. O kimdir? Bir milletin sesi vardı ağzında, Ondört milyonun nabzı çarpıyordu nabzında. O kimdir? Geçtiği yer dönüyor gün vurmuşa, Can veriyor sararmış ota, yaralı kuşa. O kimdir? Gözlerinde bir tılsım gizleniyor, Bastığı topraklarda bahar filizleniyor. Alev saçlı bir volkan bazı bir dağ başında, Bazı beliriyordu bir damla göz yaşında. Güneşten birer oktu ondan gelen her emir, Bu okların altında eriyor dağ, taş, demir O kimdir? Milyonla Türk birleşip bir tek olmuş, Yıkılan memlekete kolları destek olmuş. Öz yurdun içlerinde düşman kurarken pusu, Bir yandan da yürüdü Halife'nin ordusu. Birisi gökyüzünden bombalar atıyordu, Biri elinde salip, biri elinde Mushaf, İçli dışlı düşmanlar geliyorlardı saf saf. Bunların karşısında göğsü açık bir azim, Süngüye, topa karşı diyordu: Zafer bizim! Bunların karşısında ikişimşekli nazar Diyordu: Bu topraklar size olacak mezar! Vatan sürüklenirken bir uçurum ucuna, Dağılan kuvvetleri topladı avucuna. Topladı avucuna yıldırımı, şimşeği, Yoktan var ediyordu Tanrı gibi her şeyi. Kurşunlar gülle oldu, sopalar süngü oldu, Sınırlar baştan başa bir çelik örgü oldu. Şimşek yüklü bulutlar ufku kaplarsa nasıl Bir süngü ormanıyle dağlar doldu muttasıl. Bir kale heybeti var vatanın her taşında, Her işin başında O, her iş O'nun başında Faruk Nazif ÇAMLIBEL

3 AĞIT "Tanrı'yı düşündü de kendisi gibi yüce Türk, göğe Tanrı dedi seni görmeden önce Yeryüzünde bu adı yalnız dağlara verdi." Göçen bir ordu değil, bir milletin başbuğu, Bu millet Türk milleti, gökten alındı tuğu! Suçunu gizlemesin kızıl günahkâr doğu. Işıklar yanmaz ola; gün, ay yasa bata Türk, Ey tanrı milletinin en büyüğü Atatürk!. Ne tat kaldı acunun baharında, güzünde; Ne heybet var gökünde, ne ışık gündüzünde, En büyük gücü sendin Tanrı'nın yer yüzünde, Dağlar, taşlar ağlaya; gün, ay yasa mata Türk Ey tanrı milletinin en büyüğü Atatürk!. Destanını haykırdım bu yurda âşık diye, Dünya Türk'e, Türk ona acısın yazık diye, Tanrı kıskandı seni, kendinden ışık diye. Gözler yoluna dala; gün ay yasa bata Türk, Ey tanrı milletinin en büyüğü Atatürk!. Ne doğudan sel gibi kopan Atillâ, Cengiz, Sana eş olamadı ne yel, ne dağ, ne deniz, Bunak din büyükleri!. Nerede mahşeriniz? Yedi kat gök yıkıla, gün, ay yasa bata Türk, Ölüm olam kavuşam sana nola Atatürk!. Şükrü KURGAN

4 AĞIT Ağlayalım Atatürk'e Bütün dünya kan ağladı. Süleyman olmuştu mülke Geldi ecel, can ağladı. Doğu, batı, cenup, şimal! Aman Tanrı bu nasıl hal? Atatürk'e erdi zeval, Memur, meb'usan ağladı. Atatürk'ün eserleri, Söylenecek bundan geri, Bütün dünyanın her yeri, Ah çekti, vatan ağladı. Fabrikalar icat etti, Atalığın isbat etti. Varlığın Türke terk etti Döndü çarh, devran ağladı. Bu ne kuvvet, bu ne kudret, Varıdı bunda bir hikmet Bütün Türkler, inön'İsmet, Gözlerinden kan ağladı. Tiren hattı, tayyareler... Türkler giydi hep karalar, Semerkant'la Buhara'lar İşitti her an ağladı. Siz sağ olun Türk gençleri, Çalışanlar kalmaz geri, Meraşalin askerleri, Ordular, teğmen ağladı. Zannetme ağlayan gülmez, Aslan yatağı boş kalmaz. Yalnız gidenler gelmez Her gelen insan ağladı. Uzatma Veysel bu sözü Dayanmaz herkesin gözü Koruyalım yurdumuzu, Dost değil düşman ağladı. Aşık VEYSEL

5 ASIRLARCA -Dünyanın en büyük ölmezine- Ufkunda doğacağım, ufkunda batacağım; Asırlarca yazsam hep seni anlatacağım. Ben de giyersem eğer bir gün deha tacını "İstersen çiğne" diye önüne atacağım... Söndüğünü görsem de bin "meşale emel"in Ebediyet yolumuz, öyle elimde elin... Ak düşen saçlarınla nur kattığın heykelin Hamuruna harç diye kanımı katacağım. Yansam da masalların "Aşık Kerem"i gibi, Bu aşk ölmez öyle her gönül veremi gibi! Şöhretin okyanuslar aşarken gemi gibi; Ben dalga gibi ayak ucunda yatacağım Asırlarca yazsam hep seni anlatacağım! Behçet Kemal ÇAĞLAR

6 ATAM Bir yüz tanıdım ruhuma nakşoldu zamanla, Bir yüz ki bütün hatları şimşekle doluydu, Ben yalnız onun resmine daldım heyecanlı, Benden çocuğum yalnız onun şi'rini duydu. Bir hüzne bürünmüştü cenazeyle düğünler, Bir damla yaş olmuştu denizler gözümüzde. Hasretle bakarken gecenin rengine günler, Seyretti yanan gözleriniz fecri o yüzde. Tarih onun emriyle kımıldandı yerinden, Birkaç yıla toplandı hemen birçok asırlar. İsa eli geçmiş sanılır yurt üzerinden, Gül bahçesi olmuş dün ayak bastığı yerler. Ondan geliyor, her günümüz başka baharsa, Ondandır, ufuklarda ne ürperme, ne gam var... Kalbim nefesim dursa, düşüncem sona varsa, Dünyayı unutsam da unutmam bir Atam var. Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

7 ATATÜRK Üstümüze gece gündüz kol geren, Bize güzel iyi günler gösteren, Türk iline yeni baştan can veren Kimdir diye sorarlarsa: Atatürk. Yurdumuzu aydınlatan sabahlar, Düşmanlara korku veren silâhlar, Tersaneler, fabrikalar, tezgâhlar Göze çarpan her ne varsa: Atatürk. Tanrı gibi görünüyor her yerde Topraklarda, denizlerde, göklerde: Gönül tapar kendisinden geçer de Hangi yana göz dalarsa: Atatürk. Babasından önce onun adını Öğretiyor oğluna Türk kadını, Ondan aldık yaşamanın tadını, Bahtiyarız, bahtiyarsa Atatürk. Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

8 ATATÜRK Türk'ü ölümden Odur kurtaran Odur yeniden Türklüğü kuran. Yaptığı ordu Düşmanı kovdu. Ulusu, yurdu Odur yaratan. Türk'ün dileği Onun ereği. Yüce yüreği Türklüğe vatan. Bu memleketi, Cumhuriyeti Canıyle etti Bize armağan. Atamızsın sen, Adımız senden. Yürür izinden Sana inanan. Ülküm yürüsün, Türklük büyüsün Sen Atatürk'sün Ey yüce Başkan! Hasan Ali YÜCEL

9 ATATÜRK Ey sanki alev saçlı zafer küheylaniyle Kurtardığın vatanda en yüce şehsüvarsın, Bir şimşek çağlayanı haliyle Türk kanıyle Aldığı şâna lâyık bir tarihde bir Sen varsın. Erişmez vasfına hiçbir rebabın sesi Sen yükseksin ilhamın yıldızlı göklerinden, Dehâdan kanatlanan kılıcının şulesi Ebediyette olmuş bir murassa kasiden, Kızıl gökte parlayan Ay-yıldız'ın nurusun. Sen en büyük milletin, Türklüğün gururusun Bu yurdun timsalisin bugün bütün cihanda Gözler, gönüller senin, senin şeref de şan da! Enis Behiç KORYÜREK

10 ATATÜRK Atatürküm eğilmiş vatan haritasına Görmedim tunç yüzünde böylesine geceler Atatürk neylesin memleketin yarasına Uçup gitmiş elinden eski makbul çareler Nerde istiklâl harbinin o mutlu günleri Türlü düşmana karşı kazanılan zaferi Hiç sanmam öyle ağarsın bir daha tan yeri Atatürküm ben ölecek adam değildim der. Git hemşehrim git kardeşim toprağına yüz sür Odur karşı kıyadan cümlemizi düşünür Resimlerinde bile melül mahzun düşünür Atatürküm kabrinde rahat uyumak ister. Cahit Sıtkı TARANCI

11 ATATÜRK Atatürk dedim iptida Önümü ilikledim. Nasıl söylerim öldüğünü Atatürk'üm karşımda, Yatmış uyumuş karlar üstüne Kalpağı başında. Nasıl söylerim öldüğünü Çenesine uzanmış eli Atatürk'üm çıkar Kocatepe'ye Dalgın, düşünceli. Nasıl söylerim öldüğünü Elinde beyaz tebeşir Geçmiş tahta başına Atatürk'üm ders verir. Nasıl söylerim öldüğünü Başında yeni şapkası Yola çıkmış yürümüş Kalabalık arkasında Nasıl söylerim öldüğünü nasıl Bir ışık vurmuş yüzüne Atatürk'üm bakıyor besbelli Çekidüzen verelim üstümüze. İlhan DEMİRASLAN

12 ATATÜRK İÇİN Tuttun elimizden çıktık sefere, Kurtardık vatanı, milleti Atam. Serdik kör denilen talihi yere, Zaferdir savaşın nimeti Atam. Dağlar altımızda at oldu bizim. Sen dedin:-Uyan Türk! Açıldı gözüm. Sakarya suyundan yununca yüzüm, Bilindi Türklüğün kıymeti Atam. Duyarım, dalgalar sahili döğer, Sen sade bir "Paşa" olaydın eğer Yine kalbimizde alacaktın yer, Sensin bu vatanın ziyneti Atam. Bir eşin varmıydı civanmertlikte? İyi ettik sana "Ata" dedik te; Sevgin göğsümüzde, eller tetikte, Sendin bize Tanrı himmeti Atam Her Türk olan "Atam" der de tutuşur, İşitir emrini derdi yatışır; Kâfi bu teselli ona yetişir; Sana lâyık olmak niyeti Atam. Osman ATİLLA

13 ATATÜRK'E AĞIT Edirneden Ardahana kadar Bir toprak uzanır, Boz kanatlı üveyikler üstünden uçar Ardahandan Edirneye Edirneden Ardahana kadar. Kopdağında akar bir çeşme var Serçe parmak kalınlığında suyu Haram etmiş gece gündüz uykuyu Akar da akar. Samsunun evleri denize bakar Sokakları yosun içinde; Çaparlar, takalara, mavnalar, Bilyalar gibi suyun yüzünde Bir iner bir kalkar. Kazovadan bir yar sevdim Adamı günaha sokar. Savaştepe köprüsünden geçen tirenler Sel olur İzmire akar. İzmirin denizi kız, kızı deniz Sokakları hem kız hem deniz kokar. Bu toprak bizim yurdumuzdur Deli gönül yücesine çıkar, Bir üveyik olur uçar gider Ardahandan Edirneye Edirneden Ardahana kadar. Amasya'ya benzin yüklü bir yaylı geldi Yağmurlu bir günde. Devrisi gün silâh çattılar Candarmalar hükümetin önünde, Kemal Paşa çıkageldi Bir alevdir aldı gitti yurdumuzun gönlünde, Çorap gibi söküp attı Düşmanları ordumuzun önünde. Bu ne inançtır ki Gazi Paşa! Atının teri kurumadan Sürüp gittin yeni yeni savaşların peşinde! Davullar zurnalar döğende Ben seni hatırlarım! Binip tirene gezende Ben seni hatırlarım! Tam iki yaşındaydım Düşman İzmire girende! Ben de gelecektim ama anam koymadı. Küçüksün oğul dedi. Ben giderim ana bırak dedim. Gideceğin bu yol dedi. Şimdi büyüdüm sürüp geldim Felek koydun ise bul dedi Cahit KÜLEBİ

14 ATATÜRK'TEN SON MEKTUP Siz beni hâlâ anlayamadınız, Ve anlayamayacaksınız çağlarca da, Hep tutturmuş "yıl 1919, Mayısın 19'u" diyorsunuz, Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övünüyorsunuz. Mustafa Kemal'i anlamak bu değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Bırakın o altın yaprağı artık, Bırakın rahat etsin anılarda şehitler, Siz bana neler yaptınız ondan haber verin, Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin, Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Bana muştular getirin bir daha, Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan; Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı, Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı, Mustafa Kemal'i anlamak avunmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil Hâlâ o acıklı ağıtlar dudaklarınızda, Hâlâ oturmuş 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz, Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın, Uluslar, fethine çıkıyor uzak dünyaların. Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız, Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil, Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar, Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar. Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü Görüyorum ki hâlâ aynı yerdesiniz hiç ilerlememiş; Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek dururken, Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen, Mustafa Kemal'i anlamak işitmek değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla, Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla, Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister, Paydos öğünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter, Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil. Halim Yağcıoğlu

15 ATATÜRK'Ü DİNLERKEN Yay yine gerilmede, fırlayacak yine ok; Yine vatanımızın yeryüzünde eşi yok; Bozkurt, Ergenekon'u yeni delmiş gibidir: Her biri ihtiraını seyre gelmiş gibidir. Kalpler ellerde çarpar gibi alkış kopuyor; Her ruh bir tutam ışık ve her göz bir damla kor: En büyük, en sevgili, en genç, en mert geliyor; Dünya imtihanını veren tek fert geliyor; Kürsüye her çıkışta, Türk daha yükselecek... Dinle: Her cümlesinde doğuyor bir "gelecek"; Aslan, insan ve Tanrı bir arada bu başta... Kıvılcımlar doğuyor bastığımız her taşta, Önümüzde mesafe ve zaman çökmekte diz; Bir İnönü azmiyle ardındayız hepimiz... Yerine getirmeye yeni dileklerini, Koymuş on yedi milyon, yola yüreklerini, "Marş! Marş!" Öz yurdu fethe!" Şimdi manen, yeniden: Deliyor dağı taşı öncümüz gibi tren, Fabrikalar kalemiz, kanallar siperimiz Ve bu fetih olacak bizim şaheserimiz... Behçet Kemal ÇAĞLAR

16 ATATÜRK'ÜN CENAZESİNİ ANKARA'DA KARŞILARKEN Gene on beş sene evvel gibi Gazi geliyor, Gene on beş sene evvelki kadar yükseliyor. Gene başlarda oturmuş, gene göklerde başı; Yıldırımlar gene bir eski silâh arkadaşı. Ölümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ; Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ. Gene bir memleketin satveti bir tek emeli. Koca bir yurdu tutarken gene sapsağlam eli. Çürüyen göğsü için takızaferler gene dar; Gene sağdır, gene sağlamdır O, hem dünkü kadar. Ona hicranla... hayır, sade taabbütle eğil; Ölüdür; doğru, fakat öldüğü hiç belli değil. Mithat Cemal KUNTAY

17 BİZSİZ GİDİYOR Fecre benzettiği bayrakla kefenlenmiş Ata, Çıktı bir kor gibi mermer kapısından sarayın. Gönlümüz, bayrağı öğrendiği günden beri ta Duymamıştır bu kadar hüznünü yıldızla ayın! Gidiyor, gizleyerek sır gibi bizden sesini, Çıkıyor, ilk olarak bir yola Başbuğ bizsiz. Biz, ki dünyada, bırakmazdık onun gölgesini, Bu ne hicranlı seferdir ki beraber değiliz. Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil, Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun. Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil, Göreceksin, duruyor kalbimiz üstünde putun! Sen ki Gayya'ya düşen on yedi milyon Türk'ün Dehşetinden sararırken yüzü yaprak yaprak, Onu bir hızla çevirmiştin ölümden daha dün: Tunç elin, yalçın iradenle kolundan tutarak. Ve bugün on yedi milyon geliyor bir yere de, Ebedî yolculuğundan seni döndürmek için -Onu yoktan var eden sendeki derman nerede? Gücü ancak yetiyor kabrine yüz sürmek için Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

18 BU KADAR YAZABİLDİM Bir cihan yıkıldı, bir güneş söndü; Tanrılar ağlasın, kullar ağlasın. Dünya yıldızsız bir geceye döndü; Yakınlar ağlasın, eller ağlasın. Cihana öyle bir fert gelmemişti; O geldi cihanın seyri değişti, O gitti, Allah'ım, o ne gidişti, Adıyla can bulan diller ağlasın. Onsuz bu cihanı, göremez gözler; Boşuna gelmesin baharlar, güzler; Onun benzerini getiremezler: Asırlar devirler, yıllar ağlasın. Mateme çevrilsin bütün duygular; Ağlamak haline dönsün arzular; Gözyaşı halinde çağlasın sular; Onsuz yeşermeyen dallar ağlasın. Sanki her taraf boş, her taraf ıssız; Sanki bütün varlık kaldı yapyalnız; Tabiat yaşar mı böyle ışıksız; Onsuz kızarmayan güller ağlasın. Varlık dolmuş onun gür sevgisiyle, Sanki can vermişti eşyaya bile. En büyük acıyla gelerek dile Ona hasret kalan yollar ağlasın. Neşeden kalmamış bir yerde eser, Tabiat sanki bu matemle inler; Birer mavi göze çevrilip yer yer Denizler ağlasın, göller ağlasın. Ay ışıksız kalsın yıldızlar sönsün; Rüzgâr hıçkırarak dursun, dövünsün Çağlayanlar sussun, yasla düşünsün, Irmaklar ağlasın, seller ağlasın. Başını taşlara vursun Sakarya; Gediz, Kızılırmak yansın Ata'ya; Bu acıyla yalnız bu sular mı ya Volga'lar, Tuna'lar Nil'ler ağlasın Gökler güneşiyle, dağlar karıyle; Denizler köpürdü dalgarıyle Yurdumun yemyeşil ovalarıyle Birlikte, stepler, çöller ağlasın. Şimdi yaşlı gözler bir pınar gibi, Yaslı gönüllere dünya dar gibi Güneşi kapayan bulutlar gibi Resmini örten o tüller ağlasın. Sade sema değil, dağ, deniz değil Karalar bağlayan ülkemiz değil Bu en büyük kayba sade biz değil. Bütün âlem, bütün iller ağlasın.

19 BÜYÜK ARZU Ağustos gecesinde mavi ışıklar iniyor tepelerden, Lâcivert bir yelpaze gibi açılmış gökyüzü. Gazi, çadırdan çıktı, arkasında paşalar, Meşin kırbacı dizlerine vuruyor. Şöyle bir yukarı kaldırdı başını: Bayrağa gönül vermiş gibi yıldızlar... Sonra heyecanla İsmet Paşa'ya soruyor: - Erat hazır mı İsmet ? - Her şey tekmil, Paşam! O bir ayna gibi bilirdi içimizi, Gözlerinde yarınki şafaklardan izler. Karanlıkta baktı, parıldıyor süngüler... - Merhaba asker! dedi, Saflar önünden geçti; Mehmetler "Yaşa, yaşa!" diyordu. O altın saçlarını vermiş geceye Şimdi her şeyi unutmuş, Yalnız büyük bir aşkla Afyon sırtlarına doğru Haşmetle kartallar gibi süzülmek istiyordu. Bir alev çağlayanı halinde Akdeniz'e dökülmek istiyordu. Arif Hikmet PAR Kartal Bakışlı Deha'dan

20 BÜYÜK MİSAFİR Bir sevinç incilemiş gözleri yaşlar yerine, İzi üstünde gül açmış kapanan her yaranın. Bir bahar yağmuru halinde derinden derine Çağlıyor her yanı alkışla yeşil Marmara'nın. Bu misafirdir, inan memleketin neyse varı, Böyle bir yüz mü görür bir daha fâni ömrün? Gelin ay Bahr-i Muhit'in köpüren dalgaları, Kırk asırlık yolu bir hızda alan Türk'ü görün Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

21 ÇANKAYA Ey neftî gölgesinden uzanıp birkaç dalın Şeref rüyalarına dalan yeşil Çankaya! Nasıl kanatlarını sakladın o kartalın, Nasıl yettin yıllarca onu barındırmaya? O ki sarsıntısından taçlar düşerdi taçlar, Nasıl saydın korkmadan göğsünün çarpışını? Nasıl ateş almadı onu görmüş ağaçlar, İçinde yanan güneş yakmadı mı dışını? Arzı oynatmak için yeterken her adımı Yanardağlar bulurken kül olmuş her yığın dağ, O seni yıkmadı mı, o seni yıkmadı mı? O eşsiz kahraman ki dünya ağırlığında: On milyon bel iki kat olmuşken eğilmeden Onda on beş milyonun boynu birden uzaldı, Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden Taptığımız ne varsa hepsi ondan şeklaldı. Şeref rüyalarına dalan yeşil Çankaya, Gölgesi baş döndüren bu sırrı anlat bize: Nasıl yettin yıllarca onu barındırmaya, Seni böyle ebedî kılan hangi mucize? Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

22 DOLMABAHÇE Sönmüş her ışık kubbenin altında kederden, Gülmez o hayal ufka bakıp pencerelerden. Hiçbir cama vurmaz, o kızıl dalgalı saçlar, Yaprakları düşmüş düşünür yorgun ağaçlar. Yollarda çakıllar bile sızlar adım atsan Kuşlar konacak avcuna halsiz... el uzatsan! Küsmüş gibi her şey elimizden güne, fecre, Bir zindana benzer güneşin battığı hücre. Sahil boyunun dar kapısından girecek çok, Mermer sarayın ön kapısından çıkan er yok. Bilmiş gibi içlerdeki ye'sin nedir aslı, Rıhtımdaki ıslak kara taşlar bile yaslı. Öksüz mü saray, hasta mı yol, içli mi bahçe? Matem mi sunar gökte bulut, daldaki serçe? Ay yıldızı aldık da senin üstüne sardık, Ey dertli saray! Kâbe mi oldun bize artık? Dehlizlere girsek ve bağırsak: Ata! Gazi! Bir ses gelecektir bize eyvah: O da mazi! Edip AYEL

23 GAZİ DESTANI Gücüm yetse keşke yazsam bir destan Okunsa istekle nihayete dek Başımızda her gün o Başkumandan Methini söylerim kıyamete dek Onunçün açılır sümbül menekşe Cihanda adını söyler her köşe Nüfuzu yürüdü dağ ile taşa Methini söylerim kıyamete dek On yılda yüzlerce yılı aştırdı Şanlı geçmişleri deşti deştirdi Okuyup yazmayı kolaylaştırdı Methini söylerim kıyamete dek Varsın geçsin benim yaşım yetmişi Son on yılda gördüm en büyük işi İster er meydanı böyle er kişi Methini söylerim kıyamete dek Geçit tünel oldu her çetin kaya Şimdi tirendeyiz yürürdük yaya Dünya imreniyor Gazi Paşa'ya Methini söylerim kıyamete dek Sohbetinin doyum olmaz tadına Odur haklarını veren kadına Aşık Hasan derler benim adıma Methini söylerim kıyamete dek Arık toprağa yaslanı yaslanı Sığır güderken yazdım ben bu destanı Nasıl methedeyim böyle aslanı Methini söylerim kıyamete dek Aşık HASAN

24 GAZİMİZE Büyük küçük her ferdi asırlarca bu yurdun Emekleyip dururken köhne izler üstünde; Sen o kartal pençenle tutup bizi uçurdun Aşılamaz ne dağlar, ne denizler üstünde. Kurur senin nurunla izleri gözyaşının, Düşmanları titretir çatılışı kaşının. Bir güneş tesiri var o ilâhi başının Karanlıklara düşmüş ümitsizler üstünde. Sen çürümüş, dağılmış bir cesede can kattın: Mezarından çıkarttın, semalara fırlattın; Yeni baştan şerefli bir âlemi yarattın: Bu derece hakkın var senin bizler üstünde. Titriyor İstanbul'un sevinçle her bucağı, "Gel!" diyor bir el gibi sana vatan sancağı; Kapanıp öpmek için basacağın toprağı, Bütün şehir bekliyor seni dizler üstünde. Orhan Seyfi ORHON

25 GAZİ'YE İsmini eserinle nakşettin hatırlara, Bir zaferi yâd için kurulan taklar gibi. Senden bahsedecektir asırlar asırlara, Mukaddes bir duayı anan dudaklar gibi. Yurdumu çalmak için gelen cihangirleri Önünde secdelere getirmiştin o zaman, On dört milyon insana vurulan zincirleri Sendin tunç elleriyle parçalayan kahraman. Her gün bir parça daha yükselen vatanında Kanadlar toprağına alnından düşen terdi, İsmini anmak için peygamberler yanında Binlerce mucizenden bir tanesi yeterdi. Yolunda yürüyenler gözlerinde gözleri, Azminden hız alıyor, çelik bakışından fer; İsminle dolduracak asırlarca her yeri Bu zafer, bu mislini dünya görmemiş zafer. İki yıldız halinde taşıyacak gözlerin Dehanın ziyasını cihan ufuklarına; Yurdumun her taşına nakşettiğin sözlerin Derin uğultularla aksedecek yarına Yaşar Nabi NAYIR

26 GÖRMEYE GELDİM İstiyorum ki: Sana giden yolda ne şosa, Ne ufacık bir geçit, ne açılmış iz olsa: Sade sarp yalçın olsa ve sade dimdik kaya, Avuçlarım dizlerim koyulup kanamaya; Kanımla kaylara destanın yazarak -Bahtım siyah olmadan, göğsüm kızıl, alnım ak; Parıltılı gözlerim, yıldız olacak gibi Çıksam sana kaleye çekilen bayrak gibi... Ne anam var gözümde, ne babam, ne sevgilim: Şimdi ben senden başka hiç kimsenin değilim; Dere olsam ardından çağlasam, aksam gitsem; Kartal olsam köşkünü her akşam tavaf etsem; Rüzgâr olsam, okşasam saçını bir yâr gibi; Arz olsam, kucaklasam seni bu diyar gibi; Şimşek olsam adını göğe yazsam muttasıl... Patlayan fırtınaya göğüs gererse nasıl Gemiler imdat diye koy araya araya Ben de öyle kendimi dar attım Ankara'ya Koparak bir çığ gibi yurdumun bir dağından, Ülküyü içmek için Ankara kaynağından, Yüzünü görmek için yakından bir saniye... Yollarda yıldızlara daldım gözlerim diye, Kılıcın kesti sandım ufka düşen güneşi Bir kesik baş halinde kan olurken ateşi, Başın göründe sandım gün doğarken yollarda Seni mecliste sandım sel çağlarken bir yarda Yapayalnız yollarda sandım çakınca şimşek; Parmağım yeni bir yol gösterdi gürleyerek Dinlemeyi bilmeden yürüdüm günlerce ben, Hasretinden hız aldım koştum gündüz gece ben, Bu şehrin havasının içime sindirmeye: Senin nefes kattığın bu aziz hava diye. Geldim, sordum: "Nerde O?" gösterdiler yerini, Kıskançlık gösteriyor, sade, sevgilerini, Geleli günler oldu, hep hasret ateşinde, Günlerdir göremedim, koşuyorum peşinde, Bir gün olsun yakından görünmezsen sen bana, "Hedef Akdeniz!" gibi düşeceğim arkana, Öyle ki hain sanıp vuracaklar bir gün de, Çırpınırken kuş gibi kalbim senin önünde.. Vuslat malolmaz sade kana ve gözyaşına Bak yemin ediyorum gençliğimin başına - Bir çetin ısrar varsa darılma bu sözüme- Göreyim, ondan sonra mil çeksinler gözüme: Gür sesimde adın var, kör gözlerime de dol, Gönlümün, gözlerimin ilk ve son ışığı ol... Neye benden uzaksın bir başka ırkın gibi? Gönlüm bir hançer gibi, hasretin bir kın gibi Sıyrılmalı bu hançer paslandıran bu kından, Birkere görün bana yakından, çok yakından Bilmiyorum; Riya ne, hulus ne, ihtiram ne? Doğrudan doğruya ben dönüp senin Kâbe'ne Huşudan çok mukaddes bir cür'etin sahibi Tûr'da "nerdesin" diye bağıran Musa gibi -Kulaklarımda bir gün çınlasın sesin diye- Sana haykırıyorum: "Gazi! Nerdesin?" diye Behçet Kemal ÇAĞLAR

27 HAVZA YOLLARINDA MUSTAFA KEMAL Muhmur dağın başında bir duman, bir duman, Mustafa Kemal'in başında daha bir duman Dağ düşünür gündüz gece başından duman gitmez, Mustafa Kemal düşünür gündüz gece başından duman gitmez, Dağların başında duman eksik olmaz, Soy yiğidin başından duman eksik olmaz. Mahmur dağının dumanlarına baktı da dedi. Mustafa Kemal, Köroğlu olmak ne güzel şu dağlarda, Tutmak gece gündüz denizlerin yolunu, yol vermemek, Üşümek, ateş yakmak, yola düşmek ne güzel, Bölmek orta yerinden gemilerin getirdiği güneşi, Bir sana bir bana vermek ne güzel! Çakal dağının eteğine vardı ki Mustafa Kemal, Vakit alaca karanlık, dağın eteğinde bir kahve, Kahvede düze inmiş eşkıyalar, Karadeniz uşakları, Kaynıyor Erzurum işi semaver, çay demleniyor. Uyanmış su, gözleri adamların, susuz gözleri sıcak, Mustafa Kemal baktı, tanıdı, hepsi halk. Oturdular, hep beraber çay içtiler, Ordan burdan, dereden tepeden konuştular, Sabah güneşi gelip bağdaş kurdu bir yana, Yarı karanlıktı yüzleri birden aydınlandılar, Acı çekmiş, susamış, dağ çizgileri sert Mustafa Kemal'in gözlerinde tek tek ışıdılar. Çıktı kavak yaylasına "oh!" dedi, Mustafa Kemal, Ölmez be, insan bu vatanı sevince, Halk kokusudur, güller çimenlerden gelir, Ovaları sürenler aşağıda, ormanlarda bıçkı sesleri, Dağılmış Mahmur dağının dumanları Çekip cümle türküleri bir dere ışıltısıyla akar. Havza'ya vardım ki, kulağımızı koyalım bir, Bağımsız yaşamak diyelim bir, dinle ne ses verir? Havza pazarına inmiş allı morlu köylüler, Çıkarlar ormanlardan gizli gizli çağıralım, bir, Gelirler toplanırlar ateşimize, onlar için yaktık, Özgür yüreklerin soluğunu üflesinler bir. Sevelim dedi, Mustafa Kemal, sevelim bir, Selâm verelim bir, selâm alalım bir, Halk olmak ne güzel şeydir arkadaşlar, Şu sabah çayını içelim bir, kardeşçe sıcak. Yüzümüzü yunalım şu dereden bir, Sonra kursunlar darağacını kavgamıza, Asarlarsa assınlar bizi düşlerimizden! Ceyhun Atıf KANSU

28 İSTİKLAL SAVAŞINDA MUSTAFA KEMAL Şöyle bir doğruldu Mustafa Kemâl Kıratının üstünde göklere doğru Dağlar arasından yükselen Tunçtan bir heykele benziyordu. Bakışları vardıkça mesafeler ötesine Belliydi kaynaştığı gözlerinde Masmavi okyanus dalgalarına benzer Düşünce dalgalarının, Zafer, diyordu da başka bir şey demiyordu, Yüzünün bütün çizgileriyle bu kahraman Hissetmişti zaferin kokusunu kırat bile Yerinde duramıyordu. Mağrurdu diğer atlara karşı Bir Mustafa Kemâl taşıdığında üstünde Dünyalara bedel. Bir bakışı vardı tepelerden ovalara İnan bir bakışı Mustafa Kemâl'in Peşinden yürüyordu binlerce kahraman O'nun zafere inandığı kadar zafere inanan binlerce insan. Şöyle bir doğruldu kahramanlar kahramanı Kıratının üstünde göklere doğru Sabah oluyorken güneşin ilk ışıkları altında Tunçtan bir heykele benziyordu. Sabih ŞENDİL

29 KAHRAMAN Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün; Seni gördük sesimiz Hak'ka yalvardığı gün, Seni gördük bir mazi dağları sardı ses ses, Bir Akdeniz dalgası buldu içinde herkes... Sana çıkar bu yurdun ararsak son yolu da, Kutlu bir Tanrı oldun güzel Anadolu'da. O kadar eskisin ki şimdi ruhumuzda sen, Bulursun bu sevgide asırları istersen. Ararsan bakışında uzun ovalar erir, Dinlersen gönül denen yüce dağlar ses verir. Bir dünya, bir millete düşman olduğu zaman Sana büyük hızını verdi nabzındaki kan.. Dört sınırın ucunu getirdin bir araya, Dört bucak sevgisini topladın Ankara'ya. Sesin, bir tılsım gibi, yurdu dolaştı yer yer Ve senden öyle keskin hız aldı ki gönüller, Yüzyılda giden vatan bir anda geri geldi... Sonra sanki ruhunda kartal sesleri geldi; Sanki yeni bir ışık süzüldü gözlerinden Ve bir fert, tek başına, bir millet yarattın sen. Bastığın yer tarihten yer alırmış, yok, değil: Bir gününe bir tarih bağışlasak çok değil! Çok değil, kanımızın rengini süze süze, İsmini döğmelerle işlesek göğsümüze.. Çok değil göğsümüzün içine çizsek seni. İsterse bundan sonra ufuk yansın, gök yansın; Çünkü sen bu milletin umduğu kahramansın... Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün; Seni gördük sesimiz Hak'ka yalvardığı gün. Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

30 MUSTAFA KEMAL HAVASI Köylülerin oturduğu bir kahvede Söz edilirken güz ekiminden birdenbire Şavk vurması gözlere ulusal imeceden Doğrulup kalması bir ulusun, öyle bir hava. Aşka benzer, şevke benzer, Ferhad'ın dağ delmesi Künk döşemesi, su çekmesi Amasya'ya Mustafa Kemal'in kağnıları taş taşırken Ulu yapıların yükselmesi, öyle bir hava. Bir savaş alanı ovalarda, tepelerde Sakarya'dan uzun, Sakarya'dan zor Ve Mustafa Kemal atlısının getirdiği haber: Düşman bozulmuş gidiyor, öyle bir hava. Herkes kurtuluş ordusunun eri gibi Yeniden bir alan savaşı verir gibi, Gerilik, karanlık, yoksulluk karşısında, Dumlupınar zaferi gibi, öyle bir hava. Düş gibi, yarın gibi, hemen yarın gibi İki bin rakımlı tepe alınmış gibi, Davul zurna şenlik dernek köylerde İzmir'e varılmış gibi, öyle bir hava. Öyle sade, öyle umutlu, öyle halkça, Güzel işlere doğru kavak gölgesi yollardan, Çankaya'daki bağ evinden bir sabah sanki, Ankara'ya iniyor Mustafa Kemal, öyle bir hava. Sivas köylüklerinde buğday yetiyor, Halkım yamasız urbalar içinde, Mustafa Kemal'in kara tahtası başında Herkes dilediğini yazıyor, öyle bir hava. Ölünün toprak bölünmüş, yaşayana verilmiş, Emek kul olmaktan kurtarılmış Gül açıyor bahçelerde tütün, mısır, incir Şıkır şıkır oynuyor kızların ellerinde, öyle bir hava. Köy okulunun bahçesine bayrak çekilende Selâm durmamız kardeşliğe ve insanlığa Kardeşliğe bayrağımızdan bir şey katmamız, Güller katmamız insanlığa bayrağımızdan, öyle bir hava. Ve en güzeli demiryollarımızdan sanki Mustafa Kemal geçecekmiş gibi, Soracakmış gibi bize ıssız istasyonlarda, Ne yaptınız? Yaptıklarımızın sevinciyle, öyle bir hava. Sularda çamur yok, dupduru bir ırmak Gönüllerimizin ta içinden akıyor Kardeşlik denizine aşk dalgalarıyle, Kıyısına yaşantıların güller bırakarak, öyle bir hava. Şiir diyeceksiniz, insanlığın kız kardeşi şiir O mu? Bağımsızlık gülü emek menekşesi Bir seher tazeliğiyle sarmış ulusumuzu Mustafa Kemal havasında gelecektir... öyle bir hava Edip AYEL

31 MUSTAFA KEMAL'DEN KONUŞTUK -Bir Nine Söyledi- Anlatması güçtür oğul, O ilk gençlik dünyamızın Masal kahramanıydı. O her genç kızın Düşlerindeki altın saçlı yiğit, Biliyorduk O'nun bastığı kara toprakta Otlar yeşerecekti. Anlatması güçtür oğul, Bir kara duman sarmıştı yurdumuzu; Dört koldan hain düşman sürüleri, Dört koldan vahşet, keder. Ama yitirmedik umudumuzu, Biliyorduk mavi gözlü kahraman Bir gün gelecekti... Özker YAŞIN

32


"10 KASIM 1952 Sabahlar, her zaman güzel değildir, Her zaman ayrılık akşamla gelmez. Al atlar sırtında hoyrattır fecir, Hoyrattır, ne kalbler kırmıştır," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları