Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Bu masal, ‘Düş Hekimi – 1’ kitabındaki “Hayatının Erkeğini Arayan Kadın” ( )http://www.ergir.com/hayatinin_erkegi.htm.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Bu masal, ‘Düş Hekimi – 1’ kitabındaki “Hayatının Erkeğini Arayan Kadın” ( )http://www.ergir.com/hayatinin_erkegi.htm."— Sunum transkripti:

1

2 Bu masal, ‘Düş Hekimi – 1’ kitabındaki “Hayatının Erkeğini Arayan Kadın” ( )http://www.ergir.com/hayatinin_erkegi.htm yazısının devamıdır. ses düğmesini açabilirsiniz (ilerlemek için sadece mouse’u tıklayınız)

3

4 PUANTİYE HAYATININ ERKEĞİNİ ARAYAN LEOPAR

5

6 Puantiye, güzeller güzeli gencecik bir dişi leopardı. Serengeti düzlüklerinde koşar oynardı. Yemyeşil keskin gözleri, muhteşem bir hırıltısı, elmas gibi dişleri, eşi benzeri olmayan benekleri vardı. Bir sıçrayışta en yüksek ağaçlara tırmanırdı. Bütün hayvanlar ona hayrandı. Dallarda uyurken, gün doğumunda gölden su içerken, onu izlemenin tadına doyulmazdı. Güneşte pırıl pırıl parlayan tüyleriyle kovaladığı antiloplar mahsus ağırdan alır, tökezleyip yere düşer, bir an önce ona yakalanıp ince boyunlarını bembeyaz dişlerine uzatırlardı. Ama çok yalnızdı Puantiye; dolunay geceleri yattığı kalın dallara pençesiyle boş kalpler kazır, sessiz sedasız ağlardı. Onu sevecek, saracak, koklayacak hayatının erkeği çok uzaklarda olmalıydı ve artık yaşı da geçmeden onu mutlaka bulmalıydı. Bir seher vakti düştü yollara. ** ** ** Yürüdü, yürüdü, yürüdü; dere tepe düz gitti, çöl geçti, ova geçti ve vardı uzaklarda bir ülkeye, yedi tepeli bir şehre, medeniyete. Bir maç çıkışıydı ve zebra kılığına girmiş bir takım insanlar döner bıçakları ve satırlarla önlerine kattıkları avlarını kovalıyorlardı. Çok korkmuştu, kaçarken az kalsın bir Jaguar’ın altında kalıyordu. Bir çöp tenekesinin arkasına saklandı ve gece oluncaya kadar hiç kımıldamadı.

7 Sessizliği orangutanınkine benzer bir çığlık bozdu: - ‘Canıııııııııııııııııııım.....’ Takmış takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş ve bir bardan yeni çıkabilmiş bir HEAK (‘Hayatının Erkeğini Arayan Kadın’) yolda zavallı bir kedicik bulmuştu. Alıp kediciği evine götürmeli, biftek aromalı mama verip, arkadaşlarına telefon açmalı, incecik sigarasını üfleye üfleye şefkatini anlatmalıydı. Eve gittiler. HEAK çok ince fikirliydi. Sarhoş haliyle bile mamaları bıçakla ince ince ufalayıp yeni dostuna ikram ediyordu. Birden farketti; evde kedi kumu yoktu. Melodili sesi değişiverdi; kapıcıya ‘hemmen’ açık bir yerler bulup beş torba kedi kumu kapıp getirmesi için bağırdı. Puantiye uzaklardan gelmişti, yorgundu; salonun üzerindeki ayı postunun üzerinde uyuyakaldı. Sabah olduğunda yepyeni hayatı başlayacak, hayatının erkeğini bulacaktı. ** ** **

8 Sabah 10:00’da ‘Morning Coffee’ için her zamanki Café’de buluşuldu. Bütün kadınlar Puantiye’nin gıdısını okşadı, sanki Kezban Roma’daydı. Kendi aralarında bütün Çinlilerin nasıl birbirlerine benzediklerini konuşurlarken, Puantiye de masadaki sarı, uzun, düz, aynı kuaförün elinden çıkmış röfleli saçlı hanımların nasıl birbirlerine benzediklerini düşünüyordu. Puantiye’ye mutlaka el atılmalı, değiştirilmeli, ‘güzelleştirilmeli’ydi; onu doktorlarına götürdüler. Girdikleri yerde duvarda bir tabela asılıydı: ‘Etlerimiz veteriner hekim kontrolünde kesilmektedir’ Yanlış gelmişlerdi; telaşla kasaba girmişlerdi, doktorları bir üst kattaydı. Yukarı çıktılar, Puantiye’ye dört galoş giydirip muayene ettirdiler. Durumu vahimdi; ‘çirkindi, hem de çok çirkindi!’ Oracıkta kaşlarına botoks yapıldı, o da artık incecik kalkık kaşlarıyla bomboş, ifadesiz bakmaya başlamıştı. Kimyasal peeling ile cayır cayır kavrulduktan sonra orasına burasına sığır kollajen dokusu enjekte edildi; iki bistüri darbesi, dört incecik süturla da göz kapakları adam edildi.

9 Dudaklarına silikon enjekte edildi, arı sokmuş gibi oldu. Suratının tam ortasına sanki bir mürekkep hokkası kondu.Gergedan gibi dolaşmanın anlamı yoktu; Liposuction ve Tummy Tuck ile kelimenin tam anlamıyla ‘acayip’ bir kadın ya da yaratık olma yolundaydı. Artık kalçasında sevimli bir gamzesi de vardı. Yüzü gerildi, gerildi, gerildi; bir ara Brave Heart filminin sonundaki William Wallace’ın işkence sahnesindeki gibi ‘Freeeedooooooom’ diye hırladı. Silikonlu göğüslerinin üzerine Paris’ten getirttiği emzik ucu gibi ‘Nipple Shower’larını koyacak, göğüs uçları belirginleşecek, hele üzerine bir de beyaz tişört giydiğinde müthiş seksi olacaktı. Şu erkekler ne şanslıydı, ‘şimmmmdi’ ona bayılacaklardı. Öyle hayvan gibi tırnaklarla dolaşılmazdı; ya adam gibi protez tırnak takılacak ya da herkes gibi köşeli French tırnakların uçları rakı beyazı boyanacak, kir pas içinde bile olsa tertemiz gibi duracaktı. ‘Kendisine hiç bakmamıştı’; tüm vücuduna sir ağda ve lazer epilasyon yapıldı, tüy namına bir şey kalmadı; hatta lazerle bütün beneklerinden de ‘kurtuldu’. Artık sokakta leopar desenli iç çamaşırlarıyla bile dolaşsa olurdu. HEAK’lardan teki ‘yeter artık’ demişti – Puantiye içinden sinirlendi; tam ‘dayanılmaz’ bir dişi olurken, hayvanlık edilmişti.

10 Solaryum yerine ‘sunless tan’ kremleri ile bronzlaştırıldı. Aroma terapiyle, herbal yağlarla ruhu dinginleşti, uysallaştı. Artık körpecik bir antilopla bile arkadaşlık edebilirdi. Ardından sıkı bir masaj yapıldı; vücut yumuşamadan merdiven bile çıkılmazdı. Ve ‘maskara’ sahneye çıktı. Güzelim yapıştırılmış kirpiklerini, daimi rimelli, sürmeli gözlerini, kaleydoskop gibi yeşil lenslerini, Jacqueline Kennedy’ninki gibi kocaman gözlüklerle saklamalıydı. Resmen ‘dövme’ yapılmıştı; aslında ortada gerçekten dövmelik, hem de sille tokat dövmelik bir durum vardı. Dişleri azıcık sivri duruyordu ve rengi bir porselen tabak, bir tuvalet kağıdı kadar bembeyaz değildi. Bütün sağlam dişleri Marathon Man’deki gibi doğrandı. Pirinç kadar ufaltılıp üzerlerine iri, dişlek, metal desteksiz porselen empress kaplamalar yapıldı. Köpek dişinin üzerine konan tek pırlanta ona seksi bir kedi havası kattı. Artık ahşap yatağında yalnız, yapayalnız yatarken özen gösterecekti; hayatının erkeğini bulmak öyle kolay değildi. Sponsoru bile yoktu ve vücuduna yedireceği sellülit kremlerine, beneksiz derisine süreceği kollajenli kremlere dünyanın parasını vermeliydi. Ortada intihar teşebbüsü gibi bir durum vardı; LPG ile küçülttürdüğü bedenine ipek gecelik giymeden önce pençesine zayıflama ilaçlarını, selülit haplarını, kırışık giderici haplarını, rengarenk vitaminlerini, Omega-3, Co-Enzyme Q10’larını boşaltıp yutmalı, cillop gibi olmalıydı. Sabah kalktığında yumrukları sıkılmış, sanki çok önemli bir yere yetişiyormuş gibi sinirli bir yüz ifadesiyle Treadmill yürüyüşünü (yürüyüş bandı) yapmalı sonra herbal tea, kafeinsiz espresso ya da Maciato kahve içmeli, şöyle bir ‘Oohhh...’ demeliydi.

11 Aradığı hayatının erkeği neden bir fitness ya da squash hocası olmasındı; hem mutlaka bir kendi ‘trainer’ı olmalıydı. Bu böyle olmaz, böyle sağlıklı kalınamazdı; diyetisyen kontrolünde olmak şarttı. En son diyetleri takip etmeli, şaraptan anlamalı, davetlerde bomboş bakışlarla ‘no carbohydrates - no carbohydrates’ diye işaret parmağını sağa sola sallamalıydı. Somon balığı, levrek ve sea food salatalardan şaşmamalı, şu leopar haliyle ‘neredeyse’ vejetaryen olmalı, iki kapılı buzdolabı organik gıdalarla dolmalıydı. Yarım saat önce piyasaya çıkmış bin bir fonksiyonlu cep telefonuyla konuşurken, son okuduğu kitaptan, feci etkisinde kaldığı son seyrettiği filmden bahsetmeliydi. Bütün dedikodu haberlerini ‘asla almadığı’ ama haftada üç defa gittiği ‘sosyetik kuaförde okuduğu’ dergilerden takip etmeliydi. Defilelere katılmalı, aslında amacının ne olduğunu pek bilmediği yardım dernekleri için para toplamalıydı. ** ** ** Puantiye ve HEAK yorgun argın Feng Shui’ye göre tasarlanmış evlerine döndüler. Ev daha yeni ‘reneve’ edilmiş, Phillipe Stark mobilya ve aksesuarlarıyla döşenmişti. HEAK bir duş alacaktı; soyunmalı ya da demonte olmalıydı. Maraton başladı; önce Michael Kors çizmelerini çıkartıp yüksek topuklu Manolo Blahnik ve dümdüz Tods ayakkabılarının arasına koydu. Abercrombie & Fitch sweat-shirt’ünü, bir türlü göbeğini örtemeyen Dolce Gabana beyaz tişörtünü ve Fcuk düşük belli denim jeanini çıkartıp yatağının üzerindeki Jane Birkin tarzı Hermes çantasının yanına koydu.

12 Derken sırayla Tiffany broşunu ve üzerindeki Zen Felsefesi’ne uygun diğer aksesuarları çıkartmaya başladı. Çıkarttı, çıkarttı, çıkarttı. Bvlgari saatini de çıkartınca, hafif ‘T’ şeklindeki göbeğindeki ‘piercing’i ve kedi patisi dövmesini örten seksi Victoria’s Secret çamaşırlarıyla kaldı. O sırada Puantiye de beyaz kutup ayısı postunun üzerinde Pembe Panter’i izliyordu. Duştan ve masajdan sonra son designer elbiselerinden Miu Miu’yu giydi; bin bir anlam taşıyan yüzüğünden geçecek kadar ince üç bin dolarlık ‘Pasmina’sını aldı. Puantiye’ye de imitasyon Leopar Kürkü’nü verdi. Nasıl da yakışmıştı; bütün erkekler ona bayılacaktı. Yemeğe çıktılar. Renkli fotokopi, aynı tornadan çıkma bir takım hanımlar toplanmış, Chardonnay Sunrise şaraplarını dudaklarını hiç ıslatmadan yudumlarlarken, kendi gurularından, son ‘trend’lerden, Hindistan’daki meditatif çalışmalarından, Reiki’nin gizeminden, görünmez enerji nakil hatlarından, artık görmedikleri kara sineklerden, sürekli maç seyredip uyuyan kocalardan konuşmaya başladılar...

13 Puantiye oynatacaktı; ya birileri o hanımları kurtarmalı, ya birilerini o hanımlardan kurtarmalı, ya da orada bir dakika daha durmadan canını kurtarmalıydı. Ve kaçtı. Ardında tüm vahşetiyle şehri, siren seslerini bıraktı; hiiiç durmadan, ‘yandım anaaam’ diye bağırarak ardına bile bakmadan ormanına doğru koşmaya başladı; takma tırnakları, kirpikleri yollarda kaldı.

14

15 Tanınmaz haldeydi ormanına geldiğinde; kocaman boklar bırakarak kaçtı filler onu görünce. Zürafaların çığlıkları çınladı Serengeti düzlüklerinde. Ve artık çıkamadığı bir ağacın dibine yatıp baktı; ne güzeldi su aygırları o kocaman bedenleriyle, ne saygındı gergedanlar, yılların armağanı izleriyle, nasıl güzel kokuyordu dişi aslanlar kızgınlık dönemlerinde, nasıl muhteşemdi ağacın tepesindeki erkek leopar, benzersiz benekleriyle. Başına izahı olmayan bir felaket gelmişti ama kabus bitmişti; vahşi doğada artık emniyetteydi. Ova geçmiş, çöl geçmiş, dere tepe düz gitmiş; ‘gerçek’ medeniyete geri gelmişti... düş hekimi yalçın ergir

16 leopar fotoğrafı: düş hekimi yalçın ergir MÜZİKLER: bungle in the jungle (efekt) – JETHRO TULL soir de féte – YANN TIERSEN (AMELIE) sweet dreams – EURYTHMICS pink panther – HENRY MANCINI HAYATININ ERKEĞİNİ ARAYAN KADIN YAZISI: ANNIE (Eurythmics) YAZISI: Makyajın ilk ‘a’sına kadar bilmen yetecek. Temizlik kokacak en pahalı parfümün... ‘BASİT YAŞAMAK’ şiirinden düş hekimi yalçın ergir (‘Düş Hekimi – 2’ / Çınar Yayınları) SON yazan & sunan: düş hekimi yalçın ergir


"Bu masal, ‘Düş Hekimi – 1’ kitabındaki “Hayatının Erkeğini Arayan Kadın” ( )http://www.ergir.com/hayatinin_erkegi.htm." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları