Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç."— Sunum transkripti:

1

2 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)

3 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)

4 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)

5 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)

6 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)

7 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)

8 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)

9 45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç tanışma, kaç sevda? Hangi şarkıyı, ezbere bildiğin; gizli iş, kimseye söylemediğin? Kırk dört saniye daha varken önünde, yani yaşamının geri kalanı, kime sarılmak istersin sımsıkı, kimin kırmak istersin kaburgasını; kırık kirişler kırmadan seninkini? Öpmek kimi, koklamak kimin nefesini? Neyi öğrenmek istersin, kırk üç saniyede o hep ertelediğin? Kiminle barışmayı, sevgini paylaşmayı, o hep esirgediğin? Hangi ayrılık bir başka kor sana; kaç saniye sürer bir içimlik sigara? Hangi kitap okunur, aylardır duran başucunda; hangi filmden çıkılır iki gözün iki çeşme, ağlaya ağlaya? Kime telefon edilir, kimden telefon gelir? Hangi dostun omuzunda ağlanır? Kim yanlış anlar seni, kim ayıplar? Hangi öğretmenin sıfırı, hangi müdürün öfkesi yutabilir çay bahçelerini, kabarmış bir deniz kadar? Cüzdanında listen, listende deterjan, ekranda dansöz, salınmış çeteler, yaşlanmış liderler, yaşlanmış sözler, yaşlı gözler. Ertelenmiş planlar, bastırılmış duygular, söylenmemiş sözler, salınmamış arzular, kurulmamış hayaller, çıkılmamış yollar. Dayatma hayatlar, tornadan çıkmış insanlar, değirmende ağarmış saçlar. Yitirmişin yarini, Gesi Bağları’nda dolanıyorsun. Bir tek selama güveniyor; aranıyor, kendini arıyorsun. ** ** ** Şu an ve önümüzdeki koca bir otuz saniye, sen – sensin. Olman gerektiği gibi değil, olduğun gibi sen, sapına kadar sen. Sevmen gerektiği gibi değil, sevdiğin gibi, mevcut olmak, ağlamak, gülmek zorunda olmayan, ta kendin sen. Kaç şey sığdırır insan, kırk beş saniyelik metrajına hayatının; fonda korkunç bir uğultu, bir salı sabahı, saat üçü iki geçerken?... düş hekimi yalçın ergir “Düş Hekimi – 1” Kitabından - (Çınar Yayınları)


"45 SANİYE Kaç şey hatırlar insan kırk beş saniyede? Kaç yolculuk sabah varılan, bir ezan sesiyle; kaç demli çay bir sahil kahvesinde. Kaç taşınma, kaç." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları