Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN."— Sunum transkripti:

1

2 Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN

3

4 SABAHATTİN ALİ Gümülcine'nin İğdere köyünde doğmuştur. Babası piyade yüzbaşısı Ali Sabahattin Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısıyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır (1921) Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Milli Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 – 1930). Yurda döndükten sonra Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır. Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır.

5 “ İçimizdeki Şeytan” romanı milliyetçi kesimden büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız’ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir yılında mahkemeyi kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, iktidarın kışkırtmasıyla meydana gelen Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la “ Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa “ gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 – 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, kapatılmış, yazılar hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".

6 Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Orta okulda öğretmenlik yapmıştır. 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 – 1945). Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş, bu girişim sırasında sonradan Millî Emniyet'le bağlantısı olduğu anlaşılan Ali Ertekin adlı kaçakçılık da yapan birisi tarafından Bulgaristan sınırında öldürülmüştür (02 Nisan 1948). Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; aynı yıl çıkan aftan yararlanarak serbest bırakılmıştır.

7 HAPİSHANE ŞARKISI –5- Başın öne eğilmesin, Aldırma gönül, aldırma; Ağladığın duyulmasın, Aldırma gönül, aldırma... Dışarda deli dalgalar Gelip duvarları yalar; Seni bu sesler oyalar, Aldırma gönül, aldırma... Görmesen bile denizi, Yukarıya çevir gözü; Deniz gibidir gökyüzü; Aldırma gönül aldırma... Dertlerim kalkınca şaha Bir küfür yolla Allah’a... Görecek günler var daha; Aldırma gönül, aldırma... Kurşun ata ata biter; Yollar gide gide biter; Ceza yata yata biter; Aldırma gönül aldırma... Sabahattin ALİ – 1933

8 HAPİSHANE ŞARKISI III Burda çiçekler açmıyor, Kuşlar süzülüp uçmuyor, Yıldızlar ışık saçmıyor, Geçmiyor günler, geçmiyor. Avluda volta vururum Kah düşünür, otururum, Türlü hayaller görürüm; Geçmiyor günler, geçmiyor.

9 Gönülde eski sevdalar, Gözümde dereler, bağlar, Aynada hayalim ağlar, Geçmiyor günler, geçmiyor. Dışarda mevsim baharmış, Gezip dolaşanlar varmış, Günler su gibi akarmış... Geçmiyor günler geçmiyor. Yanımda yatan yabancı, Her söz zehir gibi acı, Bütün dertlerin en gücü; Geçmiyor günler geçmiyor. Sabahattin ALİ

10 DAĞLAR Başım dağ, saçlarım kardır, Deli rüzgarlarım vardır, Ovalar bana çok dardır, Benim meskenim dağlardır. Şehirler bana bir tuzak; İnsan sohbetleri yasak; Uzak olun benden, uzak, Benim meskenim dağlardır. Kalbime benzer taşları, Heybetli öter kuşları, Göğe yakındır başları; Benim meskenim dağlardır. Yarimi ellere verin; Sevdamı yellere verin; Yelleri bana gönderin; Benim meskenim dağlardır. Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa; Benim meskenim dağlardır. Sabahattin ALİ – 1931 ( Atsız Mecmuası, s. 7 )

11 LEYLİM LEY Döndüm daldan kopan kuru yaprağa Seher yeli dağıt beni kır beni Götür tozlarımı burdan uzağa Yarin çıplak ayağına sür beni Ayın şavkı vurur sazım üstüne Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne Ay bir yandan sen bir yandan sar beni Yedi yıldır uğramadım yurduma Dert ortağı aramadım derdime Geleceksen bir gün düşüp ardıma Kula değil yüreğine sor beni Sabahattin ALİ

12 MELANKOLİ Beni en güzel günümde Sebepsiz bir keder alır. Bütün ömrümün beynimde Acı bir tortusu kalır. Anlayamam kederimi, Bir ateş yakar derimi, İçim dar bulur yerimi, Gönlüm dağlarda bunalır. Ne kış, ne yazı isterim, Ne bir dost yüzü isterim, Hafif bir sızı isterim, Ağrılar, sancılar gelir. Yanıma düşer kollarım, Görünmez olur yollarım, En sevgili emellerim Önüme ölü serilir... Ne bir dost, ne bir sevgili, Dünyadan uzak bir deli... Beni sarar melankoli; Kafamın içerisi ölür... Sabahattin ALİ

13 ÇAKIR Altın saçlarını sıkıca tarar, Sonra iki örgü yana bırakır; Ayağında pembe dallı mor şalvar, Taze gelin gibi süzülür Çakır... Beyaz ellerine kına yakışır, Mavi gözleriyle bir içim sudur. Efeler onu el üstünde taşır; Köyün bir tanecik orospusudur. Çakırsız olamaz hiçbir eğlence Herkesin gönlünü kaplar çünkü sis. Bazan mal olsa da iki üç gence, Yine Çakır’ını ister her meclis... Geniş meydanlarda yakılır çıra, Çakır nazlı nazlı dokunur def’e Süt gibi rakıyı sunar Çakır’a Gür bıyıklı, ateş gözlü bir efe...

14 Gitgide açılır sırma cepkenler; Kıllı göğüslerinden süzülür rakı. Bazen birisinin bağrına girer, Elma soymak için alınan çakı... Çakır yılan gibi döner, kıvrılır. Sırma saçlarında fildişi tarak. Tabanca çekilir, bıçak sıyrılır, O döner elini şakırdatarak... Yalnız bazı kere taze gelinler, “Bize kocamızı ver !..” diye inler... O zaman çakırın gözü doludur... O zaman gözünün önüne gelen, Cepheden şehitlik alıp yükselen İncecik bıyıklı bir yavukludur... Sabahattin ALİ ( Güneş, )

15 ESKİSİ GİBİ Seneler sürer her günüm Yalnız gitmekten yorgunum; Zannetme sana dargınım, Ben gene sana vurgunum. Başkalarına gülsem de, Senden uzak kalsam da, Sevmediğini bilsem de Ben gene sana vurgunum. Dağları aşınca başım, Geri kaldı her yoldaşım, Gel sevgilim, gel kardaşım, Ben gene sana vurgunum Gönlüm seninkine yardı, Aynı şeyleri duyardı; Ayaklarımız uyardı... Ben gene sana vurgunum. İtilmiş tekmelenmişim, Doğduğum günde yanmışım, Yalnız sana güvenmişim; Ben gene sana vurgunum !.. Sabahattin ALİ

16 ACABA Ela gözünden akan Ateşli nazarların Acaba acımadan Kimi yakacak yarın ? Dudakların acaba Kimlerle öpüşecek ? Kimler yarın acaba, Tuzağına düşecek ? Anlıyorum, bizlerden İntikam alıyorsun. Lakin ey kadın bilsen, Nasıl alçalıyorsun !.. Sabahattin ALİ ( Servetifünun, )

17 ÇOCUKLAR GİBİ Bende hiç tükenmez bir hayat vardı, Kırlara yayılan ilkbahar gibi. Kalbim her dakika hızla çarpardı, Göğsümün içinde ateş var gibi. Bazı nur içinde, bazı sisteydim, Bazı beni seven bir göğüsteydim, Kah el üstündeydim, kah hapisteydim, Her yere sokulan bir rüzgar gibi. Aşkım iki günlük iptilalardı, Hayatım tükenmez maceralardı, İçimde binlerce istekler vardı, Bir şair, yahut bir hükümdar gibi. Hissedince sana vurulduğumu, Anladım ne kadar yorulduğumu, Sakinleştiğimi, durulduğumu Denize dökülen bir pınar gibi.

18 Şimdi şiir bence senin yüzündür, Şimdi benim tahtım senin dizindir, Sevgilim, saadet ikimizindir Göklerden gelen bir yadigar gibi... Sözün şiirlerin mükemmelidir, Senden başkasını seven delidir, Yüzün çiçeklerin en güzelidir, Gözlerin bilinmez bir diyar gibi. Başını göğsüme sakla sevgilim, Güzel saçlarında dolaşsın elim. Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim, Sevişen yaramaz çocuklar gibi... Sabahattin ALİ

19 KIYAMADIĞIM Hey bir zaman bakıp bakıp Seyrine doyamadığım !.. Şimdi gurbette bırakıp Sesini duyamadığım !.. Evde kapanıp kaldın mı ? Seyrana çıkıp güldün mü ? Başkalarının oldun mu ? “Benimsin !” diyemediğim !.. Akıtıp gözüm yaşını Hatırlarım gülüşünü; Kıvırcık saçlı başını Göğsüme koyamadığım !..

20 Dik yamaçların selisin, Sen benden daha delisin, Şimdi kimlerin kulusun ? Başını eğemediğim !.. Nasıl vurgunum bilirdin, Niçin benden yüz çevirdin ? Kimlerin koynuna girdin ? Öpmeye kıyamadığım !.. Sabahattin ALİ

21


"Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN Mustafa Süreyya SEZGİN." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları