Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

8-9-10-11-12.haftalar. Devletler, borçlanma yetkisini yasalardan alır. 2002 yılında kabul edilen 4749 sayılı “Kamu Finansmanının ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "8-9-10-11-12.haftalar. Devletler, borçlanma yetkisini yasalardan alır. 2002 yılında kabul edilen 4749 sayılı “Kamu Finansmanının ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi."— Sunum transkripti:

1 haftalar

2 Devletler, borçlanma yetkisini yasalardan alır yılında kabul edilen 4749 sayılı “Kamu Finansmanının ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun” devletin borçlanmasına ilişkin temel kanun niteliğindedir. Kanuna göre Türkiye’de iç ve de dış borçlanma yetkisi Hazine Müsteşarlığına verilmiştir.

3 SÜRELERİ BAKIMINDAN DEVLET BORÇLARININ SINIFLANDIRILMASI Üçlü sınıflandırma ; vadeleri 0-1 yıl kısa 1-5 orta vadeli, 5 –üstü uzun vadeli borç (ikili) vadeleri 0-5 yıla kadar kısa, 5-üstü uzun vadeli borç Kısa ve uzun vadeli borçların ekonomide yarattığı etkiler farklıdır.

4 Kısa Vadeli Borçlar (Dalgalı Borçlar) miktar olarak sürekli dalgalanmalar gösterir. faiz oranları, diğer borçlara oranla daha düşüktür. Devlet, kısa süreli finansman ihtiyacını para piyasalarından, uzun süreli finansman ihtiyacını ise sermaye piyasalarından sağlamaktadır. (bankalar, sgk, özel sigorta şirketleri, büyük ticaret ve sanayi kuruluşları) (Aracı Kurumlar, Yatırım Ortaklıkları, Yatırım Fonları )

5 Özellikle kredi talebinin az olduğu durgunluk dönemlerinde bankaların bu tahvillere ilgisi oldukça artar. Kısa vadeli borçlanma genel olarak iç kaynaklardan yapılır. kısa vadeli borç veren uluslararası kuruluşlar da vardır.

6 Kısa Vadeli Borçlara Başvurma Nedenleri 1-gelir ve giderlerin denkleştirilmesidir. Yıllık bütçe döneminde gelirler belirli dönemlerde tahsil edilirken kamu hizmetlerinin aksamaması için harcamalar sürekli olarak yapılmak zorundadır. Ancak bu şekilde yapılan borçların süresi, bütçe yılının son gününü aşarsa borç ileriki yıllara devreder ve yığılır.

7 2-Uzun vadeli borçlanmaya zemin hazırlamak Kısa vadeli bir borcun, geri ödenme zamanı geldiğinde vadesi uzatılarak ödenmesi daha ileri bir tarihe ertelenebilir. Buna konsolidasyon veya tahkim adı verilir. Böylece daha ucuz bir borçlanma gerçekleştirmiş olur. Ancak güven sarsılabilir.

8 3-Ekonomik durgunluk dönemlerinde atıl fonlar kısa vadeli borçlanmayla piyasaya aktarılarak iktisadi canlanma sağlanabilir. (ya da MB’ndan alıp, emek yoğun yatırımlara harcanırsa, işsizlik önleme, satın alma gücü yaratma)

9 4-Savaş, deprem, yangın, sel gibi olağanüstü durumlar ve doğal felaketlerde; Harcamalar büyük miktarlı ve acil finanse edilmeli =paranın sermaye piyasasından sağlanması güç, Ya para piyasasından veya Merkez Bankasından daha kolay elde etme olanağı vardır.

10 İç Kaynaklardan Alınan Kısa Vadeli Borçlar A)Hazine Bonoları Bono ihraç etme yetkisi 4749 sayılı kanun ile Hazine Müsteşarlığına verilmiştir a göre Hazine bonosu, İhraç edildikleri tarih itibarıyla vadeleri bir yıldan kısa olan (364 güne kadar) Devlet iç borçlanma senetlerini ifade eder.

11 Her yıl bütçe kanununa hazine bonoları ile düzenleyici hükümler konulmaktadır. Böylece ortaya çıkabilecek gelir gider uyumsuzluğunun ortadan kaldırılmasında kullanılabilmektedir. Ayrıca alınan borçların en geç mali yılın sonunda geri ödenmesi de hedeflenmektedir.

12 T.C. Hazine Müsteşarlığı tarafından ihraç edilen, TL cinsinden Devlet İç Borçlanma Senetleridir (DİBS). Hazine Bonosu bir yıldan kısa vadeli, Devlet Tahvili ise bir yıl ve daha uzun vadelidir.

13 İskontolu ya da sabit veya değişken faizli kupon ödemeli olarak ihraç edilebilirler. Vade sonuna kadar elde tutulduklarında, belirli bir getiriyi garanti ederler.

14 Hazine bonolarının dönemsel faiz getirileri olmadığı için kupürlü ol.ihraç edilmezler. Bunların faiz ödemeleri, nominal değer üzerinden iskonto edilerek fiyata yansıtılır. Vadeye kadar değeri nominal değere ulaşacağı için aradaki fark, faiz geliri olacaktır.

15 HB, vadeleri dolmadan paraya çevrilemez. Ancak iskonto faiz oranına göre ikincil piyasada (bankaların kendi aralarındaki işlemlerde, MB ile bankalar arası işlemlerde ve banka ile müşteri arasında) alım-satıma konu olabilmektedir. İMKB’de işlem görmezler.

16 Likitidesi yüksektir. İkinci el alım-satım yapmak mümkündür. Vade sonu beklenmeden yatırım nakde çevrilmek istendiğinde o günün piyasa koşulları baz alınır.

17 Geri ödenmeme riskinin olmaması, Faiz oranlarının göreli yüksek olması, İkincil piyasalarının işlek olması, İhalelerde teminat ol.kullanılmaları, Açık piyasa işlemlerine konu olmaları nedeniyle bankalar trf çok tercih edilmektedir.

18 'dan sonra ihraç edilen Devlet İç Borçlanma Senetleri(DİBS) üzerinden elde edilen alım satım kazançları ve faiz gelirleri %10 oranında stopaja tabidir.

19 Devlet güvencesi: Hazine bonosu alındığında devlet, her şartta ödeme yapacağına dair söz veriyor. risk sıfıra yakın. Tek risk ülkenin monatoryum ilan etmesi. Tarihte bazı devletlerin bu sözü tutamadığı olmuştur. Örneğin; 1998’de Rusya, 2001’de ise Arjantin. Ama Türkiye ‘de ilk bonoların çıktığı 1854’ten itibaren, borcunu ödeyemediği hiç olmamış.

20 Kimler için? Risk almadan, devlete borç verip düşük vergi avantajından yararlanmak isteyenler için. Nereden alınır? Banka ve aracı kurumlardan Vergi masrafı? Bonoda kazanç üzerinden vergi masrafı %10. (Mevduatta ise %15.)

21 Bono fiyatı nasıl belirlenir? Bonolar alınıp satılır. Yani belirli vadedeki bir bonoyu bir gün içinde satmak ve almak isteyenler vardır. Fiyat da bu aradaki dengeye göre artar ya da azalır. Genelde ileriye yönelik beklentiler, ülkenin finansal derecelendirme notu, enflasyon, faiz temel etkendir.

22 Faiz-bono fiyatı ilişkisi nedir? Ters orantılıdır. Yani, ülkede faizler arttıkça bononun getirisi azalır. Diyelim size %5 faiz veren bir bono satın aldınız, ama faizler yükseldi ve %7 oldu. elinizdeki %5 kazandıran bono mu daha değerli, yoksa yeni çıkacak %7 kazandıran mı? O zaman güncel piyasa faizlerinden daha az ödeyen bir bonoyu kimse istemez oluyor. Onun da alım/satım fiyatı düşüyor.

23 Getiri nasıl hesaplanır? Anapara: TL Basit faiz: % 9 Vadeye kalan gün: 243 Bono brüt getirisi = Anapara x (Basit faiz/100) x (Vadeye kalan gün sayısı/365) = 59,92 (Net getiri için bunun %10’u kadar vergi ödenecek => 59,92 x 0,90 = 53,93 net).

24 Mevduat mı, bono mu? Vadesine ve getirisine bakılmalı. Vadeye kadar beklendiğinde, ikisi de aynı gibi Mevduatta bankaya, hazine bonosunda devlete borç verilmiş olur. Vade dolunca ikisinden de söz verilen sabit getiri alınır. Vadesinden önce satmak istenirse, bononun satıldığı gün fiyatı artmış ya da azalmış olabilir.

25 Örneğin 1.000’lik bono aldınız, vade sonunda alacaksınız. Vade öncesi satmak zorunda kaldınız ve bono fiyatları düştü, 950’ya satmak zorunda kalabilirsiniz. Mevduatta ise vadesinden önce bozdurduğunuzda anaparanızı aynen geri alırsınız (zarar etmezsiniz) ama faiz getirisinden mahrum olursunuz.

26 B)Hazine kefaletini haiz bonolar İktisadi devlet teşekkülleri ve iktisadi alanda faaliyet gösteren katma bütçeli kuruluşlar, mevsimlik ihtiyaçları için gereken fonları sağlayabilmek, hammadde ve ürün alımında kullanabilmek amacıyla bu bonoları ihraç etmekteydiler.

27 Ancak borçlanmanın gerçekleşmesi, hazinenin kefaletine bağlıydı. Bunlar MB tarafından iskonto edilebilmekte ve karşılığında avans verilebilmekteydi. (1970 tarihli MB Kanunu-2001’de kaldırılmıştır) Daha çok Toprak Mahsulleri Ofisi ve Türkiye Şeker Fabrikaları kullanmıştır. Günümüzde uygulanmamaktadır.

28 C)Müteahhit( yüklenici) bonoları Çeşitli bayındırlık işlerini yapan müteahhitlere para yerine bono verilmiştir. Vadeleri diğerlerine göre daha uzundur. MB, bu bonoları vadeleri sona ermeden iskonto etmiş veya karşılığında avans vermiştir. (emisyon arttırıcı) Günümüzde uygulanmamaktadır.

29 D) Merkez Bankası Avansları 1970 tarihli 1211 kanuna göre MB tarafından hazineye kısa vadeli avans hesabı açılmıştır. Geri ödenmemesi ya da para basılarak geri ödenmesi nedeniyle enflasyon yaratmıştır.

30 2001 yılında Merkez Bankası kanununda yapı lan bir değişiklikle Hazinenin Merkez Bankasından avans kullanma olanağı ortadan kaldırılmıştır yılı öncesinde cari yıl genel bütçe ödenekleri toplamanın %15'ini geçmemek üzere Merkez Bankası Hazineye kısa vadeli avans hesabı açabilmekteydi. Avans miktarıyla uygulanacak faiz oranı Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası arasında kararlaştırılmaktaydı.

31 Altın Avansları Hazine’nin MB’ndan altın karşılığı avans aldığı da görülmüştür. Hazine, elindeki altını MB’na rehin olarak vermekte ve karşılığında avans adı altında borç almaktadır. Günümüzde bu yol açık olmasına rağmen kullanılmamaktadır.

32 E) bütçe emanetleri ve adi emanetler Bütçe emanetleri : Yılı içinde ödeme emrine bağlandığı halde 31 Aralık tarihine kadar hak sahiplerine ödenmeyen paralar ve tutarlardır. hak sahibi parasını tahsil edinceye kadar Hazine tarafından faizsiz olarak kullanılmaktadır.

33 Adi emanetler: Kamu ihalelerine katılan kişilerden alınan teminatlar, temyiz depozitoları, bilirkişi ücretleri vb. gibi hazineye geçici olarak yatırılan paralardır.

34 Gerçek ve tüzel kişilerce geçici olarak hazineye yatırılan ya da hazineye bırakılmış olan paralardır. Bu paraların zilyedi devlet olduğu halde sahipleri gerçek veya tüzel kişilerdir. Devlet emanet paraları hak sahipleri geri alıncaya kadar her hangi bir faiz ödemeden kullanır.

35 Uzun Vadeli Borçlar (Konsolide Borçlar) genel olarak sermaye piyasalarından sağlanmakta ve faiz oranları biraz daha yüksek olmaktadır. borçların temel kaynağı piyasada uzun süreli yatırım fırsatları bekleyen tasarruflardır. uzun vadeli borçlar, ödeme zamanları yaklaştıkça kısa vadeli borç niteliğini kazanır ve para piyasalarında kolaylıkla alıcı bulabilirler.

36 Süresiz Borçlar (Devamlı borçlar) belirli bir vadeye bağlı olmayan ve devletin geri ödeme taahhüdünde bulunmadığı borçlardır. sadece belirlenen faiz oranı üzerinden faiz geliri elde edilir. anaparanın geri ödenme şeklini ve zamanını devlet tek taraflı olarak kararlaştırır. (faizi ödemek durumunda -anapara ödeme zamanında serbesttir.

37 faiz oranları diğer borçlara oranla daha yüksektir özellikle düzenli bir gelir peşinde olan kişiler için kaçırılmaz bir fırsat olmaktadır. devlet açısından da oldukça faydalı koşulların kendisi için uygun olduğu /faizlerin düştüğü dönemde anapara ödemesini yaparak ekonomi üzerinde yaratacağı olumsuz etkiden kurtulmuş/ düşük faiz üzerinden borcunu ödemiş olmaktadır.

38 Genelde iç borçlanmalarda uygulanabilmektedir. Çünkü avantajlar ne olursa olsun hiçbir ülke, yabancı bir ülkeye vadesiz bir borç vermeye yanaşmamaktadır.

39 Süresiz borçlarda başlıca iki uygulama şekli vardır. 1., alacaklı, anaparanın geri ödenmesini istememekte; devlet, istediğinde ödeme yapabilmektedir. Burada piyasa faiz oranları borcun faiz oranının altına düştüğünde devlet arzu ederse borcun itfasını vade gelmeden gerçekleştirerek borç yükünden kurtulabilir.

40 2., devletin itfa yapmamayı veya belirli bir süre geçtikten sonra itfa yapmayı taahhüt etmesidir. Bu uygulamada faiz oranlarının düşmesi hâlinde devletin borçlarını itfa etmesi söz konusu değildir. İtfa, ancak taahhüt edilen süre bitiminde yapılabilir.

41 Türkiye’de hiç ABD’de 1900 yılında 1 kere Avrupa ülkelerinde az da olsa uygulanmıştır.

42 Süreli Borçlar (İtfa süresi belli borçlar) en yaygın ödeme süresi bellidir ve belli bir plan gereğince yapılır. Borcun geri ödenmesi şartlarını gösteren plana “itfa planı” denir. Ödeme planında ya bir defada borcun tamamının itfa edileceği belirlenir ya da kademeli itfa öngörülür.

43 ZORUNLULUK DURUMUNA GÖRE DEVLET BORÇLARININ SINIFLANDIRILMASI 1)Gönüllü- ihtiyari Devlet Borçları 2)Zorunlu Devlet Borçları Borçlanmanın özünde gönüllülük olmakla birlikte devletler, bazen mali ihtiyaçlarını karşılamak bazen de bireyleri tasarrufa yönlendirmek amacıyla zorunlu borçlara başvurabilmektedir.

44 Zorunlu borçlanmada kimden ne kadar borç alınacağı, kimin ne kadar faiz ödeyeceği, faiz ve anaparanın ne zaman geri ödeneceği gibi konular tek taraflı belirlenir.

45 Zorunlu borçlanma, bu yönüyle vergiye benzerken; karşılıksız ve kesin bir ödeme olmayışı nedeniyle vergiden ayrılmaktadır. Çünkü devlet, hem borcun devamı süresince alacaklıya faiz ödemesi yapacak hem de bu borçları süresi geldiğinde ödeyecektir.

46 Burada önemli olan borçlanmanın kaynağının tasarruflar olmasıdır. Aksine borçlanma tüketimin kısılmasına yol açarsa borçlanma ile vergileme birbirine karışır.

47 Zorunlu borçlanmaya daha çok iktisadi kriz, doğal afet ve savaş gibi olağanüstü durumlarda başvurulmaktadır. Örneğin yılları arasında İngiltere’de, 1942 yılında Kanada’da, 1948 yılında Fransa’da ve II. Dünya Savaşı yıllarında da ABD’de zorunlu borçlanmaya gidilmiştir.

48 Devletin zorlama unsurunu kullanarak borçlanması, çeşitli şekillerde gerçekleşebilmektedir. -Tam zorlama ile alınan borçlarda, borç verecek kesimin iradesi dikkate alınmaz. Devlet, borçlanmanın tüm şartlarını kendisi belirler; borç verecek birimlerde bu şartlara uymak zorundadır.

49 -Zorunlu borçların bir başka şekli de zorlama tehdidi ile alınan borçlardır. piyasaya sürülen borçlanma kâğıtlarının satılmayan kısmının zorla satılacağı duyurulur. Bu şekilde kişi veya kurumlar, daha fazla borçlanma senedi satın almak zorunda kalabileceklerini düşünürek kendi iradeleriyle senetleri satın alırlar.

50 -Manevi zorlama ile alınan borçlarda, piyasaya sürülen tahvilleri almak karşı tarafın iradesine bırakılır. Ancak kişi ve kurumlar üzerinde manevi bir baskı oluşturularak bu borçlanma senetlerinin alınması sağlanır.

51 Örneğin piyasaya sürülen borçlanma senetlerinin alınmasının bir vatandaşlık görevi olduğu ve içinde bulunulan durumdan kurtulmanın tek yolunun bu kâğıtların satın alınması olduğu vatandaşlara duyurulur. Sonuçta kişiler kendilerini sorumlu hissederek borçlanma kâğıtlarını satın alma yoluna giderler.

52 -Zorunlu borçların son şekli, tasarrufa dayalı borçlanmadır. Bu çeşit zorunlu borçlanmada, devlete gelir sağlanması ikinci planda kalmaktadır. Hedeflenen amaç; bazı kesimleri tasarrufa yöneltmek, sermaye birikimini arttırmaktır.

53 Ülkemizde zorunlu borçlanmanın ilk örneğini yılında çıkarılan 223 sayılı Kanun’la tasarruf bonoları oluşturmaktadır. Bu bonolar, ekonomik istikrar için yapılacak yatırımların finansmanına kaynak sağlamak amacıyla çıkarılmıştır.

54 Gelir ve kurumlar vergisi yükümlülerinin vergiye tabi gelirlerinden, gayrimenkul satış değeri üzerinden, veraset ve intikal vergisi matrahından ve çeşitli ikramiyelerden %3 oranında kesilerek karşılığında 10 yıl vadeli, faizi %4-7 arasında Maliye Bakanlığı tarafından kararlaştırılacak olan bonolar verilmiştir.

55 İsme yazılı olarak verilmesi kararlaştırılmış ancak hamiline yazılı olarak verilmiş bonolar spekülatörler tarafından nominal değerinin altında toplanarak kendilerinden kesinti yapılan kişilerin zarara uğramasına ve adaletsiz bir durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. 1972’de uygulama terk edilmiştir.

56 Bundan sonraki dönemlerde genellikle kaynaktan kesinti şeklinde vadesi ve faiz oranları belirsiz, karşılığında herhangi bir bono, tahvil ve senedin verilmediği birtakım borçlanma uygulamalarına gidilmiştir.

57 1970 tarihinde Memur Yardımlaşma Kurumu (MAYEK) aracılığıyla devlet memurları maaşlarından zorunlu tasarruf niteliği taşıyan bir kesinti yapılması kararlaştırılmıştır. %5 Amaç, memurların ek sosyal sigorta, konut, dinlenme tesisi gibi gereksinimlerini karşılamak ve tasarruflarını ülke kalkınmasında verimli alanlarda değerlendirmekti. 1982’de yürürlükten kalkmıştır.

58 1961’de TSK mensuplarında Odu Yardımlaşma Kanununda yazılı yardımları sağlamak üzere OYAK kurulmuştur. Ordu mensupları ve çalışanların maaşlarından %10, Yedek subaylardan %5 kesinti yapılmaktadır. Bir SGK niteliğine dönüşen bu kurumun başlangıçtaki amacı kalkınmaya katkıda bulunmak üzere zorunlu tasarruf yaptırmak idi.

59 1986 tarihli Memurlar İşçiler ve Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkındaki Kanunun temel amacı da konut sahibi yapmak olmasına rağmen toplanan paralar devlet tarafından kullanılmıştır. 10 veya daha fazla işçi çalıştıran işverenden devlet zorunlu bir kaynak transferi sağlamış, 1995’te son verilmiştir.

60 Ayrıca 1988 tarihinde çıkarılan “Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun”la çalışanları tasarrufa teşvik amacıyla çalışandan %2, işverenden %3 oranında kesintiye gidilerek Tasarruf Teşvik Fonu oluşturulmuştur. Belirli dönemlerde bu fonun değerlendirilmesi sonucu elde edilen gelirler, çalışanlara nema olarak sunulmuştur. Söz konusu kaynağın bütçe açıklarının finansmanında kullanılması, uygulamanın amacından saptığını göstermektedir.

61 Mayıs 2000 tarihinde bu uygulamaya son verilmiştir. Fonun anapara ve nema ödemeleri taksitlerle 2006’da tamamlanmıştır. Görüldüğü gibi Konut edindirme yardımında da tasarruf kesintisinde de vade ve faiz oranı belirlenmemiştir.

62 Zorunlu borçlar, hem cebre dayanması hem de karşılığının olması nedeniyle borçlanma ve vergilerin kötü yönlerini muhafaza etmektedir. Bu nedenle günümüzde bu tür borçlara başvurulması pek tercih edilmemektedir.

63 KAYNAKLARI BAKIMINDAN DEVLET BORÇLARININ SINIFLANDIRILMASI Borçlar, sağlandıkları kaynaklar açısından iç borç ve dış borçlar olarak ikili bir ayırıma tabi tutulmaktadır. Kamu borçlarının iç ve dış kaynaklardan alınmalarına göre ekonomik etkileri farklı olmaktadır.

64 Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Devlet dış borcu: Hazine Müsteşarlığı tarafından; bir dış finansman kaynağından belirli bir itfa planına göre geri ödenmek üzere sağlanan finansman imkânları ile borç üstlenimi ve Hazine garantileri kapsamında üstlenilen her türlü mali yükümlülüğü,

65 Devlet iç borcu: Müsteşarlık tarafından yurt içinde ihraç olunan Devlet iç borçlanma senetleri, Hazinenin geçici nakit ihtiyacını karşılamak için yurt içi piyasalardan yaptığı borçlanmalar ve senede bağlı olup olmadığına bakılmaksızın Müsteşarlık tarafından üstlenilen her türlü malî yükümlülükleri ifade eder.

66 İç ve dış borçlanmanın nedenleri ve miktarı, ülkelerin gelişmişlik düzeyleriyle yakından ilgilidir. Gelişmekte olan ülkeler, yeterli iç finansmana sahip değillerdir ve dış borçlanma ağırlıklı bir borç yapısına sahiptirler. Gelişmiş ülkelerde ise iç borçların payı yüksektir.

67 İç ve dış borçların özellikleri; kaynakları, milli gelire etkileri ve ulusal amaçları yönünden ayrı ayrı ele alınıp değerlendirilebilir.

68 Buna göre iç borçlar iç kaynaklardan, dış borçlar dış kaynaklardan sağlanır. kaynakların farklılığına karşılık her ikisinin geri ödemelerinin de vergi gelirleriyle yapılması bu borçların benzer yönünü oluşturmaktadır.

69 Dış borçlar, alındıkları zaman milli gelirde artışı sağlamakta, iç borçlar ise yurt içi tasarruflardan sağlandığı için böyle bir etki söz konusu olmamaktadır.

70 Dış borçlar, ulusal tasarruflarla gerçekleştirilmeyecek yatırımların finansmanına katkı sağladıklarından milli geliri artırırlar.

71 Buna karşılık geri ödendiğinde milli gelirde bir azalışa yol açarlar. İç borçlar ise alındığı ve ödendiği zamanlarda sadece milli gelirin dağıtımına etki etmekte, miktarında bir değişiklik olmamaktadır.

72 Ulusal amaçlar yönünden iç borçlanma konusunda herhangi bir sorun ve çıkar çatışması söz konusu değildir. İç borçlar, borçlanan devletin bir iç sorunudur. Başka bir ülkenin çıkarları ile herhangi bir çatışma söz konusu olamaz.

73 Buna karşın dış borçlar, uluslararası ilişkiler sonucu doğar. Çoğu kez iki ya da daha fazla devletin çıkarları arasında çatışmalar olabilir.

74 Özellikle borç veren devletler, ekonomik ve siyasi birtakım hedefler gözeterek gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelere borç vermekte ve borçlu ülkeyi her yönden kendilerine bağlamayı amaçlamaktadırlar.

75 İç Borç-Dış Borç Ayırımında Kullanılan Kriterler -Alacaklının milliyeti kriterine göre devlet, borcu kendi vatandaşlarından sağlarsa iç borç, yabancı ülkelerden ya da bu ülkelerin kaynaklarından sağlarsa dış borç doğmaktadır.

76 Buna göre satışa çıkarılan tahvilleri Türkiye’de oturan yabancı ülke vatandaşlarının satın alması hâlinde dış borçlanmadan bahsedilirken; buna karşılık Türkiye’nin dış ülke piyasalarında satışa çıkardığı tahvilleri yabancı ülkelerde oturan Türk vatandaşları satın aldığında ise iç borçlanmadan bahsedilmektedir.

77 Birinci durumda ulusal ekonomiler arasında herhangi bir ilişki doğmamakta, ikinci durumda ise alacaklılar Türk uyruklı oldukları hâlde Türkiye ile bu ülkeler arasında bazı para transferi ve dış ödeme sorunları doğmaktadır.

78 Bu nedenle borçlanma dış ödeme bilançosunu da etkileyeceğinden alacaklının uyruğu borç ayırımında yeterli bir kriter değildir.

79 İkinci kriter, borcun sağlandığı piyasanın milliyeti kriteridir. İç piyasadan sağlanan borçlar iç borç, dış piyasadan sağlananlar ise dış borç olarak kabul edilmektedir. İç borçlar milli para ile karşılandığı hâlde dış borçlar yabancı para birimi ile elde edilir.

80 İç Borçlar Devletin vatandaşlarına veya ülkede faaliyette bulunan mali kuruluşlara, ülke parası ile borçlanmasına iç borçlanma denmektedir. İç borçlanmanın kamu için bazı avantajları vardır.

81 İç borçlar, yurt içi piyasalardan sağlandığından devlet bu borçların vadesi, ödeme koşulları ve zamanı ile ilgili düzenlemelerde bulunarak kendi lehine sonuçlar doğurabilmektedir. Ayrıca yurt içi piyasada satılan tahvillerin bedeli hemen elde edildiğinden iç piyasalardan borçlanma, ihtiyaç duyulan fonların zaman kaybı olmaksızın elde edilmesine olanak verir.

82 İç Borçlanmanın Kaynakları İç borçlar kaynağına göre toplam talep, milli gelir, tam istihdam gibi alanlarda ekonomide farklı etkiler meydana getirmektedir. Bu yüzden iç borç kaynaklarının seçimi önem taşır.

83 -Özel Kişi ve Kurumlardan Borçlanma: Devlet borç kâğıtlarına, 1950’li yıllara kadar bireyler tarafından küçümsenmeyecek bir ilgi gösterilmiştir. 1950’li yıllardan sonra görülen, paranın değerindeki şiddetli düşüş ve özellikle uzun süreli tahvillerin zaman içerisindeki değerlerinin düşmesi bu ilgiyi azaltmıştır.

84 Genellikle bireylerden gönüllü borçlanma, uzun süreli tahviller satılarak mevcut tasarrufların alınması şeklinde olmaktadır.

85 Geri ödeme zamanı çok uzun veya belirsiz, sağlanan getiri düşük veya tasarruflarını geri aldığında eski satın alma gücünü elde edemeyecek ise kimse kolay kolay borç vermek istemez.

86 Enflasyon nedeniyle özellikle uzun vadeli tahvillerin değeri zaman içinde azalır. Bu satın alma gücünün azalması demektir ki tahvilleri cazip olmaktan çıkarır.

87 Gelişmekte olan ülkelerde kişi başına gelir düzeyi düşük, marjinal tüketim eğiliminin yüksek ve enflasyonist baskıların şiddetli olması nedeniyle tasarruflar oldukça azdır. Bu nedenle özel kişi ve kuruluşlardan alınan borçların toplam devlet borçları içindeki payı düşüktür.

88 Sosyal Güvenlik Kurumları ve Ekonomik Kurumlardan Borçlanma: Sosyal güvenlik kurumları, fon toplayan ve bu nedenle de ellerinde büyük fonlar bulunan kurumlardır. bu fonlar özellikle sermaye piyasası yeterince gelişmemiş gelişmekte olan ülkelerde kamu finansman açıklarını kapamada kullanılan en önemli kaynak olma özelliğini taşımaktadır.

89 Sosyal güvenlik kurumları ve ekonomik kurumlardan borçlanma, ticari banka ve Merkez Bankasından borçlanmaya göre daha az bir enflasyonist etkiye sahiptir. Bu nedenle devlet açısından daha güvenilir bir borçlanma kaynağıdır. Bu kurumlardan borçlanma, gönüllülük esasına göre yapılabileceği gibi zora da dayanabilir ve sosyal güvenlik kurumları devlet iç borçlanma senetlerini satın almaya zorlanabilir.

90 Devlet, yaptığı yasal düzenlemeler yoluyla bu kurumları borç vermek zorunda bırakabilir. Ülkemizde 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 22. maddesi ile 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 20. maddesinin devletin bu kurumlardan borçlanmasına olanak sağlayan hükümler taşıması, bu zorlamaya örnek olarak verilebilir.

91 Ayrıca 233 sayılı KİT’ler Hakkındaki KHK gereğince bu kurumların kârlarından belirli oranda yedek akçe ayırmaları ve bunları tahvil bono ve gelir ortaklığı senedi gibi menkul değerlere yatırmaları bu konudaki bir başka örnektir.

92 Ticari Bankalar ve Sigorta Şirketlerinden Borçlanma: Bankalar, özel finans kurumları, sigorta şirketleri ve bankaların kurmuş oldukları emekli vakıfları da sosyal güvenlik kurumları ve ekonomik kuruluşlar gibi devletin borçlanması açısından verimli ve güvenilir bir pazar oluştururlar. Ticari bankalar ve sigorta şirketleri, devlet iç borçlanma senetlerinin en önemli alıcısı konumundadırlar.

93 Borçlanma ile bankalar ve sigorta şirketleri sahip oldukları büyük rezervleri değerlendirme imkânına kavuşurken devlet de finansman ihtiyacını karşılamaktadır.

94 Bazı durumlarda devletin, bankaları yasal düzenlemelerle zorunlu kıldığı da görülmektedir. Örneğin ülkemizde 3182 sayılı Bankalar Kanunu gereğince bankalar, Türkiye’de topladıkları mevduatın belirli bir kısmını veya TTK uyarınca ayırmakla yükümlü oldukları yedek akçeleri Merkez Bankası nezdinde devlet tahvilleri hesabına yatırmak zorunda kalmışlardır.

95 Özellikle ekonominin durgun olduğu ve bankalarda kredi işlemlerinin az olduğu zamanlarda kamu borçlanmasının büyük yararları vardır. Çünkü bankalarda atıl duran ve işletilmeyen fonları, devlet borç olarak ekonomiye aktarmaktadır.

96 Ancak bazen piyasayı kontrol etmek ve ticari kredileri kısmak amacıyla da devlet, bankalara tahvil satmak yollarını arar. Özellikle enflasyonist eğilimlerin ortaya çıktığı durumlarda devlet böyle bir yolu tercih edebilir.

97 Ancak böyle zamanlarda devletçe toplanan fonların ya bir süre kullanılmadan tutulması ya da enflasyonu teşvik etmeyen alanlarda kullanılması gereklidir. Normal zamanlarda ise devlet tahvil ve bono satışı ile bankaların kredi hacimlerini zararlı bir biçimde azaltmamaya ve ekonomik dengeyi bozucu etkiler yaratmamaya dikkat etmek zorundadır.

98 Eğer bankalar fazla rezervlere sahip bulunuyorlarsa kredi işlemlerini sınırlandırmaksızın bu fazla rezervlerini, devlet borçlanma belgelerine kendi istekleriyle yatıracaklardır. Bu şekilde ekonomi üzerinde herhangi bir daraltıcı etki de söz konusu olmayacaktır.

99 Merkez Bankasından Borçlanma: Merkez Bankasından borçlanma, doğrudan borçlanma ve dolaylı borçlanma olmak üzere iki şekilde olmaktadır. Doğrudan borçlanma; hazine bonosu satışı, altın ve döviz karşılığı avans ve kısa vadeli avans şeklinde nakit borçlanmayı ifade etmektedir. Dolaylı borçlanma ise hazine kefaletine haiz bonoların Merkez Bankasına iskonto ettirilmesi, satılması veya bunlar karşılığında avans alınmasıyla olmaktadır.

100 Merkez Bankası mevduat kabul eden bir banka olmadığından devletin istemiş olduğu borcu para basarak verir. Devletin Merkez Bankasından almış olduğu borç parayı harcaması, topluma ek bir satın alma gücü kazandırmış olur.

101 Özellikle ekonomide durgunluğun hissedildiği dönemlerde devlet, Merkez Bankası kaynaklarına sık sık müracaat eder. Bunun tersine ekonomide enflasyonist eğilimlerin hissedildiği dönemlerde devletin bu kaynağı kullanması, mevcut enflasyonist baskıları daha da şiddetlendirir.

102 İç Borçların Sınıflandırılması Hazine tarafından yurt içi piyasada ihraç edilen her türlü borçlanma senedine Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) adı verilmektedir.

103 Vadeye Göre Sınıflandırma Hazine, iç borçlanma senetlerini vadelerine göre Devlet Tahvili ve Hazine Bonosu olarak ihraç etmektedir.

104 İhraç edildiği tarih itibarıyla bir yıl (364 gün) ve daha uzun vadeli devlet iç borçlanma senetlerine, Devlet Tahvilleri denirken vadeleri bir yıldan kısa olan (364 güne kadar) devlet iç borçlanma senetlerine Hazine Bonosu denmektedir.

105 Para Cinsine Göre Sınıflandırma para birimi cinsine göre döviz ve TL üzerinden senet ihraçları yapılabilmektedir. döviz üzerinden ihracı gerçekleştirilen senetler ya döviz cinsinden ya da dövize endeksli olarak ihraç edilmektedir.

106 döviz cinsinden senetlerin borçlanma ve ödemelerine ilişkin işlemlerin döviz üzerinden yapılmasına karşın dövize endeksli senetlerin borçlanma ve ödemelerinin belirlenen kur üzerinden hesaplanan TL üzerinden yapılır.

107 Kupon Durumuna Göre Sınıflandırma Kuponsuz senetler, iskontolu senetler olarak adlandırılmaktadır. Kuponsuz senetler, yatırımcısına vade sonunda anapara ve faiz ödemesinde bulunulan senetlerdir.

108 Senetlerin satış fiyatları ile her bir senedin vade sonunda ulaşacağı nominal tutarlar arasındaki fark, senedin üzerinde taşıdığı ve yatırımcının elde edeceği faiz kazancıdır.

109 Bu noktada iskontolu senetler “ihraç tarihinde iskonto edilmiş fiyat ile satılan, vadesi boyunca herhangi bir kupon ödemesi olmayan, yatırımcı için getirisi nominal değer ile iskontolu (satış) fiyatı arasındaki fark üzerinden hesaplanan sabit getirili senetler” olarak tanımlanabilir.

110 Kuponlu senetler ise itfa olana kadar senedi elinde bulunduran yatırımcısına belirli dönemlerde nakit akımı sağlayan senetler olarak ifade edilebilir.

111 Kuponsuz senetler, iskonto esasına göre satışa sunulurken kuponlu senetler üzerinde yazılı nominal değer (100TL) üzerinden iskonto veya primli olarak satılabilmektedir.

112 Bononun vadesinde ödeyeceği tutara nominal değer denir. Genel olarak 100 birim olarak kullanılan nominal değeri bizim para birimimizde 100 TL olarak da düşünebiliriz.

113 Tüm faizini vade sonunda ödeyen bonolara iskontolu bono adı verilir. Buna göre, vade sonunda faiziyle birlikte 100 TL olacak bir bonoyo, bugün faizine ve vadeye kalan süresine göre 100 TL’nin altında bir tutar ödenir. İskontolu denmesinin sebebi de vadesinden önce fiyatının mutlaka 100 TL’nin altında, yani iskontolu olmasıdır.

114 İskontolu bonoların faizine göre fiyat hesaplanması; Bono Fiyatı = 100,000 / ( 1+ Basit Faiz x gün sayısı/36,500 ) Örnek: Vadeye Kalan Gün sayısı: 584 gün Basit Faiz: 17.52% Fiyat = 100,000 / ( * 584 / 36,500 ) = 78,105

115 Faizini ara dönemlerde ödeyen bonolara kuponlu bono denir. Kuponlu bonolar kendi içlerinde sabit kuponlu ve değişken kuponlu olmak üzere iki ana başlığa ayrılırlar.

116 Sabit kuponlu bonolarda kupon oranı, yani ara dönemlerde alacağınız faiz ödemesi, ilk ihraç anında sabitlenir. Örneğin 6 ayda bir %5 kupon ödemesi, ya da 3 ayda bir %2 kupon ödemesi gibi oranlar karşımıza çıkabilir. İhraçtan sonraki dönemde piyasa faizleri düşse de, sabit kuponlu bonoyu elinde tutan yatırımcı ilk belirlenmiş olan yüksek orandan faiz kazanmaya devam eder. Bu, sabit kuponlu bonoların yatırımcı açısından avantajdır. Ancak tersi durumda, piyasa faizleri yükseldiğinde, yatırımcı aldığı kupon oranı göreceli olarak düşük kalacaktır.

117 Değişken kuponlu bonoların kupon oranı her sefer piyasadaki güncel faiz oranlarına göre belirlenir. Örnek olarak 2 yıl vadeli her 3 ayda bir, piyasada işlem gören 2 yıl vadeli gösterge tahvilin yıllık bileşik faizinin dörtte biri kadar kupon ödeyecek olan bir bono tasarlayalım. Piyasadaki gösterge tahvilin faizi %8 ise, bunun 3 aya denk düşen kısmı olan dörtte biri %2’dir. Bizim tasarladığımız değişken kuponlu bono ilk kupon döneminde %2 kupon ödeyecektir. 3 ay sonra piyasa faizi %10 seviyesine yükselirse, bunun dörtte biri %2.5’tur. Bir sonraki alacağımız kupon %2.5’a çıkmış olur. Dolayısıyla piyasalardaki faiz hareketlerinin bononuzun kupon oranına, yani yatırımınızın getirisine bire bir yansımasını istiyorsanız değişken kuponlu bonoları tercih edebilirsiniz.

118 Faiz Tipine Göre Sınıflandırma İskontolu senetler, sabit getirili senetlerdir. Kuponlu senetler ise sabit veya değişken faiz ödemeli olarak ihraç edilebilir. Sabit faiz ödemeli senetler için kupon ödeme dönemlerinde veya vade sonlarında ödenecek faiz miktarları, senetlerin ihraç gününde belliyken değişken faiz ödemeli senetlerde ilgili büyüklükleri “bir değere endekslemek” söz konusudur.

119 Söz konusu senetlerde ayrıca ek bir getiri uygulamasına da yer verilebilmektedir. Değişken faiz ödemeli senetler, menkul kıymetin vadesi boyunca faiz oranında oluşabilecek aşırı volatileteye (oynaklığa) ilişkin yatırımcının üstlenmesi olası faiz riskinin azaltılması temeline dayanır.

120 Dış Borçlar Dış borçlar, bir ülkenin belli bir süre sonunda anapara ve faizini geri ödemek koşuluyla yabancı ülkelerden sağladığı kaynaklardır. Devlet, tahvilini yabancı sermaye piyasasına ihraç edip karşılığında yabancı para alıyorsa bu borçlanma, dış borçlanmadır. Dış borçların borç faiz ödemeleri de döviz ile olur.

121 Uluslararası Para Fonu (IMF), Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), Dünya Bankası (WB) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından 1984 yılında kurulan Uluslararası Çalışma Grubu dış borcu “Ülke yerleşiklerinin, yerleşik olmayan kişilerden sözleşmeye bağlı olarak sağladıkları ve söz konusu kişilere, geri ödenmemiş tutarlar üzerinden yapmak zorunda oldukları anapara ve/veya faiz ödemeleri toplamı” olarak tanımlamıştır.

122 Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki sermaye, teknoloji ve nitelikli insan gücü yetersizlikleri, bu ülkeleri dış kaynak aramaya zorlamaktadır. Ayrıca ülkeler, ekonomi içerisindeki kaynaklara ek kaynak sağlamak ve döviz cinsinden yeni ödeme imkânları elde etmek için de dış kaynak arayışlarına girmektedirler.

123 Dış borçlanma, ülkeye dışarıdan kaynak girişi sağladığından başlangıçta ülke ekonomisinde olumlu bir etki oluşturur. Ancak bu borcun, anapara ve faizlerinin ülkeden dışarıya transferi ise ekonomide bozucu bir etkide bulunabilir. Bu bozucu etkileri azaltmak için dış borçlanma yoluyla sağlanan kaynakların verimli yatırımlar için kullanılması gerekir.

124 Geniş anlamda dış yardım, gelişmiş ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmalarını desteklemek amacıyla az gelişmiş ülkelere sağladıkları uzun vadeli sermaye akımlarına verilen isimdir. Dar anlamda ise piyasadaki cari faiz hadlerinden düşük seviyede verilen kredilerdir. Yardımın ekonomik fayda unsuru, daima yardım alan ülke lehine gelişmektedir. Oysa borçlar söz konusu olduğunda ekonomik fayda, daima borç alan ülke lehine değil borç veren ülke, kurum veya özel kuruluş lehine de olabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında gelişmekte olan ülkeler için “dış yardım” daha faydalı bir finansman şekli olarak gözükmektedir. Gerek dış borçların gerekse dış yardımların temelinde siyasî, askeri ve ekonomik nedenlerin yattığı unutulmamalıdır.

125 1960’lı yıllara kadar devletten devlete verilen yardımlar geçerli iken sonraları toplam sermaye transferleri içinde ekonomik ve sosyal amaçlı uluslararası yardım kuruluşları, bankalar ve uluslararası piyasalar aracılığı ile sağlanan krediler artmıştır. Bu gelişmelerle birlikte “dış yardım” yerine “dış borçlanma” kavramı daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Çünkü az gelişmiş ülkelere yapılan sermaye transferleri, giderek ticari bir manzara göstermiş; verilen borcun, ileri sürülen şartlar sebebiyle yardım özelliği kalmamıştır.

126 Her iki tanımda da ülkeye bir dış kaynak transferinin söz konusu olduğu görülmektedir. Ancak günümüzde özellikle devletten devlete karşılıksız (hibe şeklinde) yardımlar çok azalmıştır.

127 Dış Borçlanmanın Nedenleri Devletin kendi sermaye piyasasından borçlanma olanağının olmayışı, Sanayileşme ve kalkınma çabalarının büyük miktarda finansmanı zorunlu kılması, Üretimi gerçekleştirmek için ham madde, ara ve yatırım mallarının zorunlu kıldığı ithalatın finansmanında karşılaşılan güçlükleri aşma ihtiyacı, Ulusal paranın değerini koruma isteği (dışardan yabancı fon girdiğinde fon arzı artacak, döviz kurları ya eski düzeyini koruyacak ya da daha düşecektir. Bu sayede ulusal paranın değeri korunmuş olacaktır.), Gelişmiş olan ülkelerde sermaye birikiminin had safhaya ulaşması sonucunda, borçlanmak için eskisine oranla daha elverişli olanaklarının ortaya çıkması,

128 Ekonominin kısa vadeli sermaye akımlarına açık olması, Olağanüstü harcamaların (savaş, doğal afet vb.) finansmanı, Büyük ölçekli yatırımlar ve ekonomik reformların finansmanı, Savunma harcamalarının finansmanı, Genellikle silahlar ithal edilmekte ve önemli bir finansman ihtiyacı doğurmaktadır.

129 Dış ticaret ve ödemeler dengesindeki açıkların finansmanı, Kronikleşen bütçe açıklarının (kamu tüketiminin) finanse edilmesi, Vadesi gelmiş borçların yeni dış borçlanmayla çevrilmesi, Gelişmiş ve siyasal açıdan güçlü olan ülkelerin, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri kendi çıkarları doğrultusunda borçlandırmaları.

130 Dış Borçların Sınıflandırılması Dış borçlar; vadelerine, alındığı kaynaklara, borçlularına, geri ödeme şekillerine ve finansman türlerine göre sınıflandırılabilir.

131 Vadelerine Göre Dış Borçlar Uzun vadeli borçlanmalar, sermaye hareketleri içerisinde değerlendirilmektedir. Başlıca uzun vade borçlanma araçları; banka kredileri, tahvil borçları, ipotekli borçlar, takside bağlanmış gümrük vergileridir.

132 Alındığı Kaynaklara (Alacaklılara) Göre Dış Borçlar Dış borçlar, alındığı kaynaklar yönünden temel olarak resmî kaynaklı ve özel kaynaklı dış borçlar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.

133 Resmî kaynaklı dış borçlar da kendi içerisinde iki yanlı (devletten devlete) ve çok yanlı (uluslararası ekonomik ve mali kuruluşlardan) krediler olmak üzere ikili bir sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır.

134 İki yanlı kredilerde yardım yapan ve yardım alan olmak üzere iki ülke söz konusudur. Bu iki ülke, aralarında bir yardım anlaşması yapar. Anlaşma; yardımın miktar, vade, faiz ve diğer koşullarını kapsar. Bu kredilere hükümet kredileri de denmektedir. Devletten devlete yardımların uzun vadeli, düşük faizli ve ön ödemesiz oluşları nedeniyle genellikle hibe ve kalkınma yardımı şeklinde olduğu bilinmektedir. Özellikle ‹kinci Dünya Savaşı sonrası yoğun olarak rastlanan bu yardımlar, özel sermaye hareketlerinin artması ve sanayileşmiş ülkelerde görülen büyük bütçe açıkları nedeniyle 1960’lı yıllardan sonra oldukça azalmıştır. Yardımlar bağış niteliğini kaybederek krediye dönüşmüş ve çok uluslu kurumlar aracılığıyla verilmeye başlanmıştır.

135 Çeşitli uluslararası ekonomik ve mali kuruluşlardan sağlanan kredilere çok yanlı krediler denmektedir. Zaman içerisinde dünya ülkeleri arasında ekonomik, mali ve sosyal ilişkilerde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Yaşanan ekonomik ve sosyal krizler neticesiyle bu değişimin boyutu daha da artmıştır. Dünyada bloklaşmalar ortaya çıkmış, uluslararası ilişkiler hızlanmış ve uluslararası mali kuruluşlar kurulmaya başlanmıştır. Böylece özellikle gelişmekte olan ülkeler, kalkınmanın finansmanı sağlayabilmek için dış borç bulma imkânlarına sahip olmuşlardır.

136 Kalkınma amacıyla çok yanlı kredi veren kuruluşların başlıcaları Uluslar arası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (IBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Uluslar arası Kalkınma Birliği (IDA), Avrupa Yatırım Bankası (EIB), İktisadi işbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), İslam Kalkınma Bankası (IDB), Avrupa Konseyi Sosyal Kalkınma Fonu gibi kurumlardır.

137 Özel kaynaklı dış borçlanmalarda, borçlanmaya taraf olarak devlet veya uluslar arası bir mali kuruluş değil özel yabancı kurum, kuruluş veya kişiler bulunmaktadır. Bu borçlar; ticari banka borçları, uluslararası tahviller ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları olarak sınıflandırılabilmektedir.

138 Ticari banka borçları; uluslararası para piyasalarında faaliyet gösteren ticari bankalar tarafından sağlanan kısa vadeli, yüksek faizli, bağlı olmayan ve proje finansmanında kullanılan kredilerdir. Bir ülkedeki özel bir bankadan başka bir ülkeye ya da o ülkedeki özel kişi veya kuruluşa verilen krediler olarak da tanımlanan ticari banka kredileri, özellikle 1970’li yıllarda ön plana çıkmıştır.

139 Ticari kredilerin genelde tek bir banka tarafından sağlanmasına uygulamada pek rastlanmamaktadır. Tek bir banka borç verilen ülkenin riskini tek başına taşımak istemediğinde toplam krediyi birden fazla banka bölüşür. Böylece risk de dağıtılmış olur. Bu tür kredilere “Sendikasyon Kredisi” denmektedir.

140 Bankalara borçlanmak isteyen bir ülke, bir bankaya yetki verir (Ajan tayin eder.). Ajan banka, çeşitli bankalarla görüşerek finansman paketine katılımlarını sağlar ve sendikasyon denen krediyi oluşturur. Sendiaksyona katılan bankaların adları ve payları kredi anlaşmasında açık olarak yer alır. Sendikasyon kredisi LIBOR + belirli bir marj konularak hesaplanır. LIBOR, borç veren açısından paranın maliyetidir. Onun üzerindeki marj ise kârdır.

141 Banka kredilerinin maliyet artışları, bağlı kredilerin ekonomik ve siyasi maliyetinin yüksek oluşu, ülkeleri yeni borçlanma araçları bulma arayışına itmiştir. Uluslararası piyasalarda banka kredilerinin yanı sıra tahvil ve hisse senedi alışverişlerinin zamanla gelişmesi sonucu yabancı tahvil ve euro- tahvillerin likiditesi artmış, bunların alınıp satıldığı uluslararası ikincil piyasalar oluşmuş, ticaret ve yatırım bankaları ile menkul değer alışverişi yapan aracı firmalar ve brokerlar faaliyete başlamıştır.

142 Sekuritizasyon Kredisi Teminat verilerek alınan dış kredilerdir. Seküritizasyon kredisi, banka portföyünde yer alan araçların gelecekte sağlayacağı nakit akımlarının teminat gösterilerek yurt dışından sağlanan fonları ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, seküritizasyon, krediyi menkul kıymetleştirerek fonlama anlamına gelmektedir. Bu sistemde, bankalar verdikleri krediyi teminat olarak gösterip menkul kıymet ihraç emektedir. Kredinin finansmanı, menkul kıymet ihraç ederek sağlanan gelirle sağlanmaktadır.

143 Ariyere Borçlar Özel sektörün yaptığı ithalatın döviz karşılığını Merkez Bankasına yatırdığı halde, Banka'nın döviz kıtlığı nedeniyle biriktirdiği, transfer edemediği, dolayısıyla da devletin dış borcuna dönüştüğü ithalatçıların döviz borçlarıdır. Ticari ilişkiden doğmasına rağmen borçların borç anlaşmalarıyla faizli devlet borcu haline getirilmesidir öncesi dönemde döviz kullanımının ve transferinin yasak olduğu dönemde sık rastlanan bir problemdir sonrası dönemde ortadan kalkmıştır.

144 Doğrudan yabancı sermaye yatırımları, dış borç yükü fazla ve döviz tıkanıklığı yaşayan ülkelere, maliyetsiz ya da düşük maliyetli döviz kaynağı olmaktadır. Doğrudan sermaye yatırımları, özellikle gelişmekte olan ülkelerin yaşadıkları ödemeler dengesi açıklarını ve likidite sıkıntısını azaltan bir kaynak transferi niteliği taşımaktadır. Ancak bu koşulun sağlanması, söz konusu yatırımların döviz kazandırıcı ve ithal ikamesi yaratıcı özellikte olmasına bağlıdır. Milli ekonomide üretim için gerekli olan sermaye ve ara malları ithalinde kullanılabilecek dövizin lisans ücreti şeklinde dışarıya çıkmasına neden olması durumunda beklenen fayda elde edilemeyecektir.

145 Borçlulara Göre Dış Borçlar Borcu alanlara göre yapılan ayırımda ekonomik birimler, kamu ve kamu garantisi altında borçlanan (merkezî yönetim, mahalli idareler, fonlar, KİT’ler vb.) kurumlar ile kamu garantisi olmaksızın borçlanan özel sektör (büyük ölçekli firmalar, bankalar vb.) şeklinde ikiye ayrılmaktadır.

146 Kamu sektörü borçları; kamu kesiminin başka bir devletten, uluslararası mali kuruluşlardan veya özel kesimden sağladığı kredileri kapsar. Özel sektör borçları ise özel sektörün yapmış olduğu anlaşmalara dayanarak uluslararası mali kuruluşlardan, uluslararası sermaye piyasalarından ve yabancı sektörlerden satıcı kredileri şeklinde sağladıkları kredileri kapsamaktadır. Ülkemizde kamu sektörü ve özel sektöre ait borçlular ayırımının dışında Merkez Bankası kredileri de ayrı bir kalemde izlenmektedir.

147 Geri Ödeme Şekillerine Göre Dış Borçlar Dış borçlar geri ödeme şekline göre, dövizle ödenecek borçlar ve ulusal parayla ödenecek borçlar olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Dış borçlar genellikle dövizle ödenmesi gereken borçlardan oluşur. Dövizle ödenecek borçlar, borcun sağlandığı kaynağa bakılmaksızın anapara ve faiz ödemeleri dövizle veya konvertibiliteye sahip bir para birimi ile yapılan dış borçlardır. Dış borç dövizle ödenirse ülke içinde mal arzının azalmasına yani Gayri Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) ödenen borç kadar bir payının ülke dışına aktarımına yol açar.

148 Ulusal para ile ödenecek borçlar, dış borçlanmada pek sık rastlanmayan bir uygulamadır. Bu borçlanma şekli, borç veren tarafın kabul etmesi ile dış borç anapara ve faiz ödemeleri borçlanan ülke parası ile yapılmasıdır. Bu tür borçlanmanın söz konusu olabilmesi için borç veren ülkenin, borç alan ülkenin para birimine güven duyması gerekir.

149 Finansman Türlerine Göre Dış Borçlar Finansman türlerine göre dış borçlar; Kalkınma kredileri, Teknik yardımlar, Bağışlar, Savunma kredileri şeklinde dörde ayrılabilmektedir.

150 Kalkınma Kredileri: Kalkınma için verilen finansman kredileridir. Daha çok kalkınma planlarında yer alan bu krediler, program ve projelerin finansmanında kullanılır. Genelde sermaye malı niteliğinde olan bu krediler; proje-program kredileri, serbest krediler- bağlı krediler, satıcı kredileri, borç ertelemeleri ve röfinansman kredileri şeklinde incelenebilir.

151 Proje ve Program Kredileri: Kalkınma planları kapsamında verilen proje kredileri, kamu ve özel sektöre ait kalkınma ve yıllık yatırım programlarında öngörülen alanlardaki projelerin ve programların finansmanı için kullanılır. Proje kredileri, başlıcaları kamu kesiminde olmak üzere belirli girişimlerin (alt yapı, enerji, turizm, sanayi gibi) yapımı için gerekli dış kaynakları (makine, araç-gereç mühendislik ve müşavirlik hizmetleri gibi) karşılamaya yöneliktir ve yalnız bu amaç için kullanılabilirler.

152 Bu kredilerin sakıncası; hazırlanmasının, sunulmasının ve kredi verecek kuruluşların olurunun alınmasının uzun zaman almasıdır. Türkiye’ye dış proje kredisi sağlayan kuruluşların başlıcaları; Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası ve İslam Kalkınma Bankasıdır.

153 Belirli bir projeye bağlı olmadan ham madde ve yan mamul mal ithalatını finanse etmek amacıyla verilen kredilere “program kredileri” denmektedir. Bu krediler, genel olarak, ödemeler bilançosu açıklarını gidermek ve ekonomik faaliyetlerin gerektirdiği ithalatın yapılmasına imkân tanımak amacıyla verilmektedir. Bu krediler, belirli ekonomik ve yapısal uyum programlarının uygulanması koşuluyla verilir. Vaat edilen politikaların uygulamadaki başarısına göre krediler serbest bırakılır. Program kredileri, uluslararası sermaye piyasalarından (banka kredileri, tahvil ya da hisse satışı şeklinde) ve IMF ve Dünya Bankası gibi çok uluslu resmî kurumlar tarafından da sağlanabilmektedir.

154 Serbest ve Bağlı Krediler: Harcama yetkisine göre ya da kullanım koşullarına göre serbest ve bağlı krediler olmak üzere ikiye ayrılır. Borçlanan ülkenin aldığı krediyi ne şekilde kullanması gerektiği hususunda bir kısıtlama yoksa “serbest kredi”, kredinin ne şekilde ve hangi mallar için kullanılacağı yönünde bir kısıt söz konusu ise “bağlı kredi” denir.

155 Serbest krediler, gelişmekte olan ülkelerin kullanımına koşulsuz sunulan kredilerdir. Bu kredileri kullanan ülkeler, kalkınmanın finansmanı için ihtiyaç duydukları mal ve hizmetleri uluslararası piyasalardan kendilerine en uygun koşullarda ve en ucuz şekilde temin edebilme imkânına sahip olmaktadırlar.

156 Bağlı krediler, ülkeye ve mala bağlı krediler şeklinde olabilmektedir. Ülkeye (orjinde) bağlı kredilerde borçlanan ülke, elde ettiği fonlarla ilgili ülkeden istediği malları satın alabilmektedir. Alacaklı ülke tarafından kredinin harcanacağı ülkenin belirtildiği kredidir. Kredi belirtilen ülke dışında kullanılamaz.

157 Mala bağlı kredilerde ise hangi malların satın alınacağı önceden belirlenmektedir. Uygulamada, borçlanan ülkeler krediyi ithalat politikaları açısından uygun olan malların alımında kullanmak isterken alacaklı ülkeler ise ihraç potansiyelinin olduğu mallara pazar bulmak amacıyla bu tür kredileri kullandırmaktadırlar. Kullanımı belli mal türüyle kısıtlanmış kredi türüdür. Kredi talep eden ülkeye kredi veren ülkenin bu kredi kanalıyla elde edilen finansman kaynağının kendi ülkesinden belli bir mal veya hizmet alımına kayıtladığı kredi türüdür.

158 Mala ve ülkeye bağlı kredi : Kredinin kullanılacağı ülkenin ve malları n birlikte belirlendiği kredi türüdür.

159 Bağlı krediler beraberlerinde bazı riskleri de getirmektedir. Bunlar; malların serbest dolaşımının engellemesi, modası geçmiş teknolojilerin transferi ve mal ve hizmetlerin olduğundan yüksek fiyattan satılması şeklinde olabilmektedir

160 Satıcı (İhracat) Kredileri: Bu krediler hükümetlerce değil özel firmalarca yurtdışındaki firmanın (satıcının/ihracatçının) kendi ürettiği mal ve hizmetin satın alınması amacıyla tamamen ticari koşullarda sağladığı kredilerdir. Krediyi veren satıcı firmalar krediyi, kendilerine teminat veren bazı özel kurum ya da yarı kamu kuruluşu niteliğinde büyük mali kuruluşların denetiminde vermektedirler. Bu kuruluşlar kredi işlemlerinde %80-%90 riski üstlenmekte, kalan %10-20’si satıcı üzerinde bırakmaktadırlar. Böylece krediyi küçük pay dışında veren satıcı firma değil bu mali kurumlar üstlenmektedir.

161 Bu mali kurumlar arasında ABD’de American Export - Import Bank, İngiltere’de Export- Credit Guaranties Department, Fransa’da COFACE, Almanya’da Credit Anshtalt, İtalya’da Instituto Nazionale Della Assurazioni gösterilebilir. Daha çok ticari amaçlı olan ve özellikle bazı sanayi yatırımlarının gerçekleştirilmesinde kullanılan satıcı kredileri, diğerlerine göre daha kısa vadelidir (3-5 yıl). İhracat kredilerinin faiz oranları da diğer kredilerle kıyaslandıgında daha yüksek olmaktadır. Ayrıca sigorta giderleri de eklenince bu kredilerin maliyeti, küçümsenmeyecek ölçüde yükselmektedir.

162 Borç Ertelemeleri ve Röfinansman Kredileri: Vadesi gelen bir borcun ödenmesinin ilk kredi faizine göre daha düşük bir faizle ileri bir tarihe ertelenmesine borç ertelemesi, buna karşılık süresi dolan borcun ödenmesi ve aynı miktarda kredinin yeniden açılması şeklindeki uygulamaya da röfinansman kredisi adı verilmektedir.

163 Borç Erteleme Kredisi Vadesi gelen borcun vadesinin uzatılması (temdit) amacıyla kullanılan dış kredidir. Borç Erteleme Kredisi, vadesi dolan bir borcun ödenmesinin, ilk kredi faizine kıyasla düşük bir faiz oranı karşılığı,daha sonraki yıllara ertelenmesine borç ertelemesi denir. Borç ertelenmesinde, süresi gelen taksitlerin ödenmeyerek tecili yapılmaktadır.

164 Röfinansman Kredisi Vadesi gelen borcun kapatılması amacıyla kullanılan yeni bir dış borçtur Kredi eski borcu sona erdirir, yeni borç başlar. Süresi dolan bir borcun ödenmesi gayesiyle aynı miktarda yeni bir kredi açılır. Borçlar hukukundaki tecdit (yenileme) işlemi gibi süresi gelen ve ödenmesi gereken borç, alacaklı ülkece yapılan yeni bir finansman ile ödenmekte ve bu yeni finansman yeni bir borç sayılmaktadır.

165 Bu iki işlem arasındaki fark, borç ertelemesinde vadesi biten taksitlerin ödenmeyip ertelenmesine karşılık röfinansman kredilerinde vadesi biten ve ödenmesi gereken bir borcun alacaklı ülkeden yapılan yeni bir finansmanla ödenmesi işlemidir.

166 Borç ertelemeleri ve röfinansman kredileri, gelişmekte olan ülkeler tarafından bazı büyük projelerin yarım bırakılmaması ya da bu ülkelerin ödemeler dengesi zorlukları nedeniyle başvurulan kredilerdir. Alacaklı ülkeler de borçlu ülkenin ekonomik ve siyasal bunalıma düşmesi veya moratoryum ilan etmesi gibi riskler nedeniyle bu tür borçlanmalara göz yummaktadırlar.

167 Teknik Yardımlar: Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yapılan teknololik bilgi aktarımının sağlanması amacıyla verilen kredilerdir. Gelişmiş ülkeler, kalkınma aşamasında olan az gelişmiş ülkelere yabancı uzman ve teknik malzeme sağlamaktadır. Bu olanaklar daha çok gelişmiş ülkelerde uygulanan çeşitli yöntem, teknik ve bilgilerin gelişmekte olan ülkelere aktarılması için bilgili personel temini veya yetiştirilmesi ya da teknik malzeme verme biçiminde görüldüğünden diğer kredilere göre kullanılma ve ödenme koşulları yönünden kolaylık gösterir.

168 Teknik yardımlar, yardım yapan ülkeye belirli bir mali yük getirirken yardım alan ülkelere ek bir kaynağa kavuşma imkânı sağlamaktadır. Yardımlar, siyasi nitelik taşıyabileceği gibi yardım yapan ülkelerin tekniğinin yardım alan ülkelere yerleşmesini de sağlayabilir. Teknik yardımlarda ilk bakışta karşılıksız bir transfer söz konusuymuş gibi görünse de ilerleyen evrelerde yardım veren ülke teknolojisinin yardım alan ülkelere yerleşmesiyle birlikte yedek parça ve bakım onarım hizmetleri gibi faaliyetler sonrası elde edilecek gelirlerle yardımların karşılığı fazlasıyla alınabilmektedir.

169 Bağışlar: Bağışlar; karşılıksız olarak yani geri ödemesi ve faiz söz konusu olmayan, gelişmiş ülkeler tarafından gelişmekte olan ülkelere çoğunlukla mal şeklinde yapılan yardımlardır. Geçmişte Marshall yardımları olarak bilinen yardımlar ile ABD’deki PL480 sayılı Kanun’la üretim fazlalığı bulunan ürünlerin az gelişmiş ülkelere gönderilmesi, bu tür yardımlara örnektir. Yardım yapan ülke, herhangi bir külfet altına girmemektedir. Üretim fazlalıklarının tamamı bağış şeklinde değildir. Yardım yapan ülke, yardım alan ülkeyi kendi parası ile borçlandırmakta ve sağlanan bu fonlar, yardım yapan ülkenin o ülkede yapacağı harcamalarda kullanılmaktadır.

170 Savunma Kredileri: Ülkelerin savunma amacıyla yaptıkları gizli anlaşmalar, çoğu kez miktar ve koşulları açıklanmayan yardımlardır. Bazen bağış şeklinde olmalarının yanı sıra çoğunlukla uzun vadeli dış borç şeklinde olurlar. Böylece gelişmekte olan ülkeler, çeşitli savaş araç ve gereçlerini sağlamış olur. Savunma için gerekli araç ve gereçleri sağlamak amacıyla kullanılan fonlara savunma kredileri denir. Bu tür kredilere daha çok politik ve askerî nedenlerle başvurulduğundan kredilerin koşulları diğer kredilerden farklıdır. Krediler, nakdi fonlar yerine ayni olarak araç ve gereçler alınarak kullanılır.

171 Dünya genelinde yaşanan olaylarda dünya güç merkezlerinin etkisi vardır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın iki bloğa ayrılması, savunma amaçlı yardımların öneminin artmasına ve özellikle de stratejik öneme sahip ülkelere karşılıksız savunma yardımı yapılmasına yol açmıştır. 1990’lı yıllarla birlikte başta Berlin Duvarının yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu soğuk savaş dönemi sona ermiş ve ABD, AB ve Japonya; yeni güç merkezleri olarak ortaya çıkmıştır. Bugün soğuk savaş döneminde kutuplaşma çabaları sonucu verilen kredilerin yerini Körfez Savaşı sonrası müttefik ülkelere yönelik verilen krediler almıştır. Batılı ülkeler ve ABD, petrolün dünya ekonomisindeki önemini göz önünde bulundurarak bu kaynağın yoğun olduğu Ortadoğu ülkelerini kendi tarafına çekebilmek ve dünya pazarında bu kaynakla ilgili pazarlıklarda söz sahibi olabilmek amacıyla yardımda bulunmaktadırlar.

172 Borçlanma Tekniği I-Borçların ihracı ve satış yöntemleri A-İhraç Şekilleri 1-Tahvil ihraç etmeksizin borçlanma: Genel ol. Belirli bir kaynaktan elde edilecek fonlar için söz konusudur. Aynı zamanda bir kanun hükmü gereği alınan borçlarda herhangi bir menkul değerin ihracı gerekmez. MB’nın kanun uyarınca hazineye açtığı kısa vadeli avansla, Bankalar Kanunu uyarınca bankaların ayırdığı kanuni karşılıklar gibi borçlar.

173 2-Tahvil ihraç ederek borçlanma: devlet bir menkul değer ihraç eder. Üzerinde borcun ismi, nominal değeri, vadesi ve borcun diğer koşulları belirtilir. a-nama(isme) yazılı tahvil ihracı ile borçlanma: üzerinde borç verenin adı yazılıdır. Tahvilin faizi ve anaparası o kişiye ödenir. Çalınma/kaybolmaya karşı tahvil sahibi korunmuş olur. Bu tahvillerin devri ise ancak yasal formalitelerin yerine getirilmesiyle mümkün olur.

174 b- hamiline (taşıyıcıya) yazılı tahvil ihracı ile borçlanma: üzerinde tahvil sahibinin ismi belirtilmez. Tahvilin faizi ve anaparası ibraz edene ödenir. c-hem nama hem hamiline yazılı tahvil ihracı ile borçlanma: tahvilin ana parası nama, faiz kuponları ise hamiline yazılıdır. Faiz ödemeleri, kuponları ibraz edene, ana parası sahibine ödenir.

175 B-Satış yöntemleri 1-Doğrudan halka satış yöntemi: Öz.enflasyonist baskıların yaşandığı dönemde satın alma gücü fazlalığını piyasadan çekebilmek amacıyla bu yöntem kullanılır. Bu yöntemde, tahviller, bir devlet bankası veya postahane gibi kamu kuruluşları gişelerinde satışa sunulur. Satış işlemi basit ve masrafsız olur. Devletin acil olarak büyük miktarlarda paraya ihtiyacı olmadığı durumlarda kullanılır. Aslında uzun vadeli borçlanmada uygulanan bir yöntem olmasına karşın TC’de kısa vadeli borçlarda da bu yöntem kullanılmaktadır.

176 2-Bankalara satış yöntemi: devletin kısa sürede büyük miktarda paraya ihtiyacı olduğu dönemlerde. Bankalar, almış oldukları tahvilleri daha sonra halkın tasarrufuna sunabilmektedir. Öz.enflasyon dönemlerinde bankaların kredi hacimlerini kontrol edebilmek amacıyla bankalara tahvil satmak ister. Ayrıca ek.durgunluk dönemlerinde de bankalar, ellerindeki atıl fonlarını devlet tahvil ve bonolarına yatırarak değerlendirmek ister.

177 Bankaların, tahvil satın alarak bunları halka satması risk oluşturduğundan, bu satıştan yüksek komisyon alır. Bu nedenle ilkine göre daha maliyetli bir yöntemdir.

178 3-borsada satış yöntemi: devlet tahvilleri, borsada bir takım aracı kurumlar vasıtasıyla da satışa sunulabilir. Öz.sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ülkelerde. Yüksek komisyon aldıklarından maliyetli bir yöntem.

179 Devlet, ihraç edeceği tahvillerin miktarını önceden belirler ve bu miktardaki tahvilin satışını gerçekleştirirse buna sınırlı tahvil satışı adı verilir. Borçlanılacak miktardaki tahvillerin tamamı bir defada piyasaya sürülebilir. Ancak borcun geri ödeme zamanı geldiğinde aynı miktardaki para birden piyasaya girmiş olacağından ekonomide olumsuz etkiler oluşabilir. Bu nedenle tahviller, bir defada değil, parçalar halinde piyasaya sürülür. (tertip)

180 İhraç edilecek tahvillerin miktarı önceden belirlenmez ve tahvil satışı sürekli bir biçimde yapılır ise buna sınırsız tahvil satışı denir. Tasarruf sahipleri diledikleri zaman tahvil satın alabilirler. Ancak devletin ihtiyacı olmadığı zamanlarda bile borçlanması sakıncası ortaya çıkar.

181 II-Türkiye’de iç borçlanma senetlerinin satış yöntemleri: MB. Nezdinde kurulan Bankalararası Para Piyasası (ınterbank) 2 nisan 1986 tarihinde faaliyete geçmiştir. Rezerv fazlası ve rezerv ihtiyaç bulunan bankaları bir araya getirmiştir. Bankaların rezerv yönetimleri rahatlamış ve atıl durumdaki fonlar, bu piyasa içinde değerlendirilmiştir.

182 MB, 4 Şubat 1987’den itibaren açık piyasa işlemleri uygulamaya başlamış ve böylece Devlet İç Borçlanma Senetleri Portföyü oluşturulmuştur. DİBS’lerin doğrudan alımı veya geri satım vaadiyle alımı (repo) yapılarak likidite düzeyinin arttırılması sağlanmıştır. Gerektiğinde bu borçlanma senetlerinin doğrudan satışı veya geri alım vaadiyle satışı (ters repo) işlemleri yapılarak likidite düzeylerinin azaltılması yoluna gidilmektedir.

183 MB’nın gerçekleştirdiği açık piyasa işlemleri, ek.dengenin sağlanması bak.uygulanan bir para pol. aracı olmaktadır.aynı zamanda bu işlemler, DİBS’lerin alım-satımı açısından ikincil bir Pazar oluştrulmasına ve borçlanma politikasının ek.koşullara uygun şek.yürütülmesine önemli katkı sağlamıştır.

184 DİBS’lerin ihale ile satışı sayesinde açıkların önemli bir kısmının para ve sermaye piyasalarından karşılanma olanağının elde edilmesi ile MB kaynaklarına olan ihtiyaç azalmıştır.

185 Mevduat Munzam Karşılıkları ve Umumi Responsibilite uygulamalarında yapılan düzenlemeler, bankaların yasal zorunlulukla DİBS tutma gereğinde bir artış sağlanmıştır.

186 Hazinenin borçlanması bakımından bütçe kanunları çerçevesinde MB aracılığıyla DİBS’nin satışının gerçekleştirildiği piyasaya bono ve tahvillerin birincil piyasası denir. Borsa İstanbul bünyesinde tahvil bono piyasası oluşturulmuştur. Bu şekilde oluşan piyasa ise ikincil piyasa olarak adlandırılır. (likidite artmış)

187 Haizne Müsteşarlığı trf MB aracılığıyla yürütülen DİBS’lerin satışında genel ol. şu yöntemler kullanılmaktadır: 1-İhale Yöntemi: ihale yöntemi ile ihraç edilen DİBS’ler: -İskontolu senetler (kuponsuz. İhale tüm gerçek ve tüzel katılımcılara açık yapılır. İhaleye katılanlar hangi fiyattan ne kadar tahvil alacaklarını belirleyerek tekliflerini MB’na iletir. Teklif ettikleri miktarın %1’ini teminat ol.yatırır. Hazine tekliflere göre ihaleyi sonuçlandırır.) -Enflasyona endeksli senetler (ihalede kabul edilen en yüksek kupon faizi kazanan bütün tekliflere uygulanır. Her faiz ödeme döneminde anaparadaki artış enflasyon oranında değerlendirilerek borç verene ödenir.) -Sabit faizli kuponlu devlet tahvilleri: (2 yıl vadeli sabit faizli 3 ayda bir kupon ödemeli-kupon faiz oranın ne olacağı tahvilin ilk ihracı sırasında Haz.Müs.trf saptanır) -Değişken faizli devlet tahvilleri:(3 yıl vadeli ve 3 ayda bir kupon ödemeli, kupon ödemeleri 3 vadeli hazine bonosu ihalelerine göre belirlenmektedir)

188 2-Satışa Arz (TAP) yöntemi: bu yöntemde hazinenin elinde sürekli satışa arz edilebilecek tahviller bulunur. (tapping-musluk sistemi) İhale yöntemine göre avantajı, çeşitli vadelerle sürekli borçlanmayı mümkün kılmasıdır. Borca uygulanacak faizi, hazine belirler. İhraç edilen tahviller, sabit veya değişken faizli olabilir. Diğer avantaj, daha uzun vadeli borçlanmaya imkan vermesidir.

189 3-Halka arz yöntemi:satış koşulları hazine trf.önceden belirlenmektedir. 4-Özel amaçlı ihraçlar:bunlar hazineye nakit girişi sağlamamakta, bütçe finansmanı dışında kalmaktadır. Hazine ile kamu kuruluşları arasındaki borç ve alacak ilişkileri çerçevesinde ihraç edilmektedir. (Bütçe Finansmanı Amacı Dışında İkrazen İhraç Edilen Özel Tertip Devlet İç Borçlanma Senetleri )

190 Örnek, -Kur farkları karşılığı ihraç edilen tahviller, -yeniden değerleme farklarından doğan borçlar karşılığında ihraç edilen tahviller, -kısa vadeli avans borcu karşılığında ihraç edilen tahviller -görev zararları karşılığında ihraç edilen tahviller -TMSF için ihraç edilen tahviller -iç borç takası karşılığında ihraç edilen tahviller -faiz ödemeleri karşılığında ihraç edilen tahviller.

191 III-Borçlanmayla tasarruf sahiplerine sağlanan çıkarlar A-Faiz: Borçlanma faizi günümüzde ihale usulüyle piyasalar trf belirlenmektedir. Ancak, devlet tahvillerini daha cazip hale getirmek için devlet bu faiz oranını piyasaya göre daha da yukarılara çekebilir. Bu durumda, kişiler salt devlet tahvili satın almalarından dolayı ek bir faiz geliri elde etmektedirler.

192 Borcun vadesi ile faizi arasında doğru orantı vardır, vade uzadıkça faiz de artar. Uzun vadeli borçlanmada faiz oranı kısa vadeli borçlanmaya göre daha yüksektir-> uzun vadeli senetlerin likiditelerinin kısa vadeli senetlere göre daha az olması, alacaklının uzun bir süre likiditeden vazgeçmesi karşılığı daha yüksek bir bedel talep etmesi, vade uzadıkça risk priminin artmasıdır.

193 Borcun veya Tahvilin Faizini Etkileyen Temel faktörler: A. Borcun vadesi B. Hazinenin kredibilitesi C. Ülke riski D. Uluslar arası konjonktür E. Devletin mali durumu F. yatırımcıların bekleyişleri

194 Aşağıdaki durumlarda borcun anaparası ve faizi eriyerek borçlanmada karşılık kaybolabilir: i- Piyasa faizlerinden daha düşük oranlarda borç senedi ihracı ii- Çok yüksek enflasyon ortamında para sisteminin çökmesi sonucunda reel değeri sıfırlanmış yerli para ile borçların ödenmesi iii- Devlet borçlanma senetlerinin daha düşük faizli ve daha uzun vadeli senetlerle değiştirilerek tasarruf sahiplerinin kısmen kayba uğratılması iv- Nominal faizlerin enflasyon oranından daha düşük olması halinde, borç anaparasının bir miktar değer kaybetmesi sonucunda ortaya çıkan karşılığın kısmi azalması

195 Tahvil alanlar için önemli olan nominal faiz değil, enflasyondan arındırılmış olan reel faizdir. Reel (gerçek) faiz, nominal faizden enflasyon oranı çıkarılarak bulunur. Örneğin 2009 Ekiminde Hazine'nin ödediği yıllık nominal faiz yaklaşık %8, enflasyon oranı yaklaşık %6 olduğuna göre, tahvil sahibinin aldığı reel faiz %2'dir. Reel (gerçek) faiz = Nominal faiz - enflasyon oranı

196 B-İkinci derecede yan avantajlar a) Başa başın Altında İhraç ve İhraç Primi Tahvilin nominal değerinden yani üzerinde yazılı değerden satış yapılmasına başabaştan ihraç denir. Ancak tahvilin reel faizinin nominal faizinden yüksek olmasını isteyen devlet, tahvilin satış bedelini nominal değerden daha düşük bir düzeyde belirler. Devlet tahvillerinin nominal değerinin altında bir değerle satılmasına başa başın altında ihraç denir.

197 Başa başın altında ihraç sonucunda faiz artacağı için tahvile olan talep artar. İskontolu fiyatla satılan bonoların veya tahvillerin anaparalarının geri ödenmesinde devlet kağıdın kupür büyüklüğünü, nominal değerini esas alır. Nominal değerle iskontolu fiyat arasındaki fark ihraç primidir.

198 Yıllık enflasyon oranı %25'ken nominal değeri 100 TL olan bir tahvilin başabaşın altında bir fiyatla 80 TL'ye %4 yıllık faiz ile ihraç edilmesi halinde gerçek faiz oranı yüzde kaçtır? Tasarruf sahibinin tahvil için koyduğu sermaye miktarı 80 TL'dir. 20 TL ihraç primi ve 4 TL faiz olmak üzere toplam 24TL getiri elde etmektedir. 80 TL'de 24 TL getiri %30 nominal faize tekabül etmektedir. Enflasyon oranı %25 olduğuna göre gerçek faiz %5'e eşittir.

199 b) İtfa Primi (primli ihraç) Tahvillerin anaparalarının geri ödenmesinde devletin, başabaştan ihraç edilen tahvile daha yüksek ödemede bulunmasıdır. İtfaya esas alınan fiyatla tahvilin nominal değeri arasındaki fark itfa primidir. Tahvil sahipleri faiz kuponunda yazılı olan faize ek olarak itfa primi de elde ederler.

200 c) İkramiyeli (Piyangolu) İhraç Devlet, tahvil sahipleri arasında düzenlediği kura sonucu, kazanan tahvil sahiplerine ihalede oluşan faizden daha yüksek faiz öder. Kendilerine kura isabet etmeyenler, sadece ihalede oluşan faizi elde ederler.

201 d) Vergi İmtiyazları Tahvilden elde edilen gelirler, menkul sermaye iradı olarak kabul edilir. Devlet tahvilin cazibesini artırmak amacıyla tahvil getirilerini diğer menkul kıymet getirilerine göre daha düşük oranda vergilendirebilir veya tahvil getirilerini vergiden müstesna tutarak tahvil satın alanlara ek bir avantaj sağlayabilir.

202 e) Teminat Olarak Kabul Edilmesi Devlet tarafından ihraç edilen devlet tahvilleri veya bonoları kamu ihalelerinde teminat olarak kabul edilmekte, tahvil sahiplerine ekstra bir avantaj sağlanmaktadır.

203 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa göre, kamu ihalelerinde teminat olarak kabul edilen değerler şunlardır: i- Tedavüldeki Türk Parası ii- Bankalar tarafı ndan verilen teminat mektupları iii- Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet İç Borçlanma Senetleri ve bu senetler yerine düzenlenen belgeler. Devlet borçlanma senetleri ve bu senetler yerine düzenlenen belgelerden nominal değere faiz dahil edilerek ihraç edilenler, anaparaya tekabül eden satış değeri üzerinden teminat olarak kabul edilir.

204 f) Hukuki İmtiyazlar Devlet tahvillere veya tahvil sahiplerine bazı hukuki imtiyazlar sağlamaktadır sayılı Kamu İhaleleri Kanununun 34. maddesinin son fıkrasında "Her ne suretle olursa olsun, idarece alınan teminatlar haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz." denilerek tahvillere hukuki imtiyazlar tanınmıştır.

205 C-Tahvil Alıcılarına Sağlanan Garantiler Devlet tahvil sahiplerine iki tür garanti sağlamaktadır: i- Sağladığı Çıkarlarla İlgili Garantiler a) Erken ödeme- Konversiyon yapılmaması garantisi Devlet, tahvillerin yatırım aracı olarak cazibesini arttırmak için çeşitli yöntemlere başvurabilir. Ancak koşullar, devletin lehine döndüğü zaman devlet bu yükten kurtulmak isteyebilir.

206 Devletin mali durumu iyileşmiş olabilir. Piyasa cari faiz haddi düşmüş olabilir. Devlet bu durumda vadesi gelmemiş borçlarını erkenden ödemek isteyebilir. Ya da piyasa cari faiz haddine uygun yeni tahviller çıkararak eski tahvillerin düşük faizli olanlarla değiştirilmesini isteyebilir. (konversiyon) Bu durum devlete borç verenleri zarara uğratacağından, devlet, baştan erken ödeme yapılmayacağı ve konversiyona gidilmeyeceğine dair güven verebilir.

207 b) Tahvil değerinin düşmesinin önlenmesi garantisi Devlet tahvillerinin değerini belirleyen faktörler, uygulanan faiz haddi ve tahvillerin sağladığı diğer çıkarlardır. Bunlara göre tahvilin piyasada bir değeri oluşur ve bu değer üzerinden tadavül edilir.

208 Eğer piyasada cari faiz haddi düşerse tahvilin getirisi, piyasa getirisinden fazla olur= tahvilin reel değeri> nominal değeri = piyasada nominal değerden daha fazla bir değerle alıcı bulabilir. Ama cari faiz haddi yükselirse, elinde tahvil bulunanlar zararla karşı karşıya kalabilirler. İlerde faizlerin yükseleceğine dair bir beklenti varsa, kişiler borç vermekten çekinebilir. Bunun için devlet, ilerde faizler yükselirse tahvillerin faizlerinin de yükseltileceğini garanti edebilir.

209 c) En ziyade müsadeye mazhar alacaklı garantisi Piyasa faizleri yükselince tedavüldeki tahvillerin faizlerinin de buna paralel yükseltilmesi zordur. Ayrıca ilerde faizler düşerse yeniden düşürmek gerekecektir. Buna göre tahvil faizlerinde yapılacak ayarlama ancak devletin yeni tahvil ihraç ettiği dönemlerde sözkonusu olacaktır.

210 Her üç durumda da devletin faiz –borç yükü artar.

211 ii- Tahvilin Reel Getirisinin Korunmasıyla İlgili Garantiler Devlet paranın değerindeki değişmelere karşı tahvillerin anaparaların ve faizlerinin reel getirisini koruyacağını üç şekilde garanti etmektedir: a) Döviz (kambiyo) Garantili Tahvil İhracı Kur riskinin yüksek olması nedeniyle tasarruf sahiplerinin yerli para cinsinden tahvil almaktan kaçındığı durumlarda devlet dövize endeksli tahvil ihraç ederek tahvil sahiplerini kur riskinden korumaktadır. Dövize endeksli tahvillerin anaparaları ve faizleri endekslendiği dövizin değeri dikkate alınarak TL cinsinden hesaplanır ve TL cinsinden ödenir.

212 b) Altın Garantili Tahvil İhracı İhraç edilen tahvillerin altın garantili olmasıdır. Bu tahvillerin ana paraları ve faizleri altının ödeme gününde sahip olduğu değer üzerinden ulusal para cinsinden ödenir. Bugün TL ile 10 gr altın alınabiliyorsa borç geri ödemesinde altının gr.120 TL olmuşsa; devlet, TL anapara ödemesi yapacaktır.

213 c) Fiyat (TÜFE veya ÜFE)Endeksli Tahvil İhracı Enflasyon oranının ve enflasyon bekleyişinin yüksek olduğu durumlarda devlet tahvilin reel getirisini korumak amacıyla, TÜFE veya ÜFE endeksli tahvil ihraç edebilir. Devlet tahvilin nominal değeriyle reel değerini eşitlemek üzere tahvilin nominal değerini ve faizini o ülkede kullanılan endekslerden birine endeksleyerek ihraç etmesidir. Vade sonunda tahvil sahibine endeksteki artış kadar ayrıca fark ödenir. Enflasyona endeksli tahviller, enflasyon bekleyişlerini körükleyerek enflasyonun kontrol altına alınmasını zorlaştırır.

214 Borç yönetimi Borç yönetimi, borcun sağlanması sırasında ve sağlanmasından sonraki anapara ve faizlerinin ödenerek borcun kapatılmasına kadar yürütülen işlemlerin kavramsal karşılığıdır. Borç yönetimi, makro ekonomik istikrarın sağlanması, ekonomideki likidite hacminin ve toplam talebin kontrolü amacıyla kamu borçlarının miktarlarında ve bileşiminde değişiklikler yapmaktır. Borç yönetiminin nihai amacı, tam istihdamı n ve fiyat istikrarının sağlanmasında; enflasyon, deflasyon ve stagflasyon gibi istikrarsızlıklarla mücadelede ülkenin ekonomi politikasına yardımcı olmaktır.

215 Kamu borçlarının sürdürülebilirliğini etkileyen temel faktörler, reel faiz oranı, büyüme oranı, kamu harcamaları ve faiz dışı bütçe dengesi gibi faktörlerdir. Türkiye'de borç ve nakit yönetimini Hazine Müsteşarlığı, Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü yapmaktadır.

216 Borç ·yönetiminde aşağıdaki faktörler esas alınmaktadır. (Borç Yönetimi Faktörleri) i- Borcun reel faizinin düşürülmesi ii- Borcun ortalama vadesinin uzatılması iii- Borç yükünün (Borç stokunun GSYH 'ya oranının) Maastricht Kriteri olan ( Borç stoku/ GSYH < %60) oranına düşürülmesi iv- Borç sepetinde TL'n in ağırlığının artırılması v- Borcun anapara ve faiz itfalarının düzenli yapılması vi- Ekonomide optimal likiditenin sağlanması

217 Borç Yönetiminde Hazine'nin Stratejik Ölçütleri i- Ağırlıklı olarak TL cinsinden borçlanma i i- TL cinsi borçlanmanın ağırlıklı olarak sabit faizli enstrümanlarla yapılması iii- Ortalama vadenin piyasa koşullarının elverdiği ölçüde uzatılması iv- Döviz cinsinden iç borçlara ilişkin borç çevirme oranının yüzde 80 seviyesini aşmaması ( Örneğin 100 dolarlık döviz borcu ödemesine karşılık sadece 80 dolarlık yeni borç alarak döviz cinsinden borç stokunun düşürülmesi) v- Nakit ve borç yönetiminde oluşabilecek likidite riskinin azaltılması amacıyla güçlü rezerv tutulması. Borç yönetim i kavramı dört değişik biçimde ele alınabilir: Dar anlamda, geniş anlamda, normal ve olağan üstü borç yönetimi.

218 A) DAR ANLAMDA BORÇ YÖNETİMİ Devletin sadece fiskal, mali, gelir sağlama amacıyla borçları yönetmesidir. Dar anlamda devlet borçlarının yönetilmesinde devlet tahvillerinin faizleri ile ana paralarının vadeleri sonunda herhangi bir gecikmeye uğramaksızın düzenli olarak ödenmeleri sağlanır. B) GENİŞ ANLAMDA BORÇ YÖNETİMİ Devletin ekonomik istikrarın oluşturulmasında, ekonomik büyümenin ve ekonomik kalkınmanın sağlanmasında, gelir dağılımındaki adaletsizliğinin giderilmesinde borçlanmayı bir maliye politikası aracı olarak kullanmasıdır.

219 C) NORMAL (OLAGAN) BORÇ YÖNETİMİ Devletin borç sözleşmesi hükümlerine bağlı kalarak borçlarını yönetmesine devlet borçlarının normal yönetimi denir. Devlet borçlarının normal yönetiminde, borç faizlerinin ödenmesi, tahvillerin hukuki transferi, tahvil ve bonoların ana paralarının itfa edilmesi, tahvillerin veya bonoların borsaya kotasyonu ve işleme konması gibi işlemleri yer almaktadır. Devlet borçlanması dolayısıyla ihraç edilen devlet borç senetlerinin menkul kıymet olması nedeniyle bunların menkul kıymetler borsasına kotasyonu ve borsada işlem görmesinin sağlaması normal borç yönetimi kapsamındadır.

220 Borç sözleşmesine uygun olarak borçlanmanın faizlerinin ve anaparalarının vadesi geldiğinde ödenmesi işlemlerini Hazine gerçekleştirir. Devlet borçlarının ana paraları Hazine hesaplarından, faizleri bütçeden ödenir. Her tahvilin vade yılı kadar, ödeme tarihini de gösteren faiz kuponu vardır. Vade tarihinde bu kupon kesilerek faizi ödemekle görevli gişeye götürülüp ibraz edilir ve bu suretle tahvil faizi tahsil edilir. Hazine bonolarında böyle bir kupon yoktur. Hazine bonoları iskontolu fiyatlarla başa başın altında satılırlar ve vadeleri geldiğinde nominal fiyatlarıyla ödenirler. Hazine bonolarının başa başın altındaki fiyatlarıyla, nominal değerleri arasındaki farka ihraç primi denir. İhraç primi bonoyu satın alma fiyatının faizidir.

221 O) OLAGANÜSTÜ (İSTİSNAİ) BORÇ YÖNETİMİ Devletin borç sözleşmesi hükümlerini ihlal ederek borçlarını yönetmesine devlet borçlarının olağan üstü yönetimi denir. Devlet bu borç yönetimi ile borçlanma sözleşmesine aykırı hukuki işlemler tesis etmektedir. Olağanüstü borç yönetimi, devletin olağanüstü koşullarda başvurduğu borç yönetimi şeklidir, normal koşullarda normal borç yönetimi usulü uygulanır. Olağan üstü borç yönetiminin iki şekli bulunmaktadır: i- Konversiyon (borçların değiştirilmesi) ii- Konsolidasyon (borçları n tahkimi}

222 i- KONVERSİYON (BORÇLARIN DEGİŞTİRİLMESİ) Borçların borç sözleşmesindeki faiz hükümlerine aykırı olarak yönetilmesine konversiyon denir. Borç sözleşmesine aykırı olarak yüksek faizli borcun düşük faizli borca çevrilmesi demektir. Konversiyon, borcun faiz yükünü hafifletmek ve borç stokunu azaltmak amacıyla yüksek faizli tahvillerin düşük faizli tahvillerle değiştirilmesi işlemidir. Konversiyon olağan üstü dönemlerde başvurulan bir yöntemdir, devlete olan güveni sarsar, gelecek dönem borçlanmayı zorlaştırır.

223 Konversiyon için en uygun ortam, piyasa faizlerinin düştüğü ortamdır. Piyasa faizlerinin düştüğü bir dönemde tahvil sahipleri konversiyona razı olabilir. Piyasa faizlerinin yükseldiği dönemde tahvil sahipleri konversiyona razı olmaz, dolayısıyla konversiyon zorlaşır. Konversiyonda ana para değerleri aynı olan eski borç senetlerinin düşük faizli yenileri ile değiştirilmesi söz konusudur. Bu işlem sayesinde devlet borçlarının yıllık faiz ödemelerinde bir tasarruf sağlanır. Konversiyonla birlikte eski borç yerine yeni bir borç getirilmiş olmaktadır. Konversiyonda bazen borcun başka koşullarında da değişiklik yapılması mümkündür. Çünkü konversiyonda yeni bir borçlanma söz konusu olmaktadır ve bu yeni borçlanma için yeni bir kanun çıkarılmaktadır.

224 Konversiyonun Başarılı Olması İçin Gerekli Koşullar i- Piyasa faizlerinin düşme eğiliminde olması ii- Yeni çıkarılan tahvillere piyasa faiz oranından daha yüksek bir faiz uygulanması iii- Konversiyonun basit, anlaşılabilir bir teknikle yapılması iv- Mali göstergelerde düzelme olması v- Hazinenin nakit sıkışıklığı içinde olmaması

225 a) Hukuki ·Bakımdan Konversiyon Türleri Hukuki açıdan üç tür konversiyon vardır: Cebri, yarı cebri ve ihtiyari konversiyon. i- Cebri (Zorunlu) Konversiyon devlet tahvil sahibine herhangi bir alternatif tanımaz. Tahvil sahibi yüksek faizli tahvil karşılığında düşük faizli tahvili kabul etmek zorundadır.

226 ii- yarı Cebri (Yarı Zorunlu) Konversiyon devlet tahvil sahiplerine zorlamada bulunmaz. Bunlar için sukutu hak müddeti tayin eder. Bu süre içinde tahvillerini yenileri ile değiştirmeyenler, eski tahvillerinin erken ödenmesini kabul etmiş sayılırlar. iii- İhtiyari (İsteğe Bağlı) Konversiyon devlet tahvil sahibine üç alternatif sunar, tahvil sahibi bu üç seçenekten birini tercih eder: - Tahvil sahibi isterse eski tahvillerini muhafaza eder - Tahvil sahibi isterse elindeki tahvili aynı para değerindeki yeni fakat düşük faizli devlet tahvilleri ile değiştirir - Tahvil sahibi isterse kendisine erken ödeme yapılır.

227 b) Teknik Bakımdan Konversiyon Türleri Teknik açıdan devlet dört tür konversiyon yapabilir: Başa baştan, başa başın altında, fark ödemeyi gerektiren ve kademeli konversiyon. i- Başa Baştan Yapılan Konversiyon Tahvilin üzerinde yazılı olan itibari (nominal) değeri üzerinden yapılan konversiyondur. Devletin piyasa faiz oranlarındaki düşüşü fırsat bilerek yüksek faiz oranlı eski tahvili, itibari değeri aynı olan yeni fakat düşük faiz oranlı bir tahville değiştirmesidir. Kupür büyüklüğü 100 TL olan yüzde 20 faiz kuponlu bir tahvilin, piyasa faiz oranının yüz,de 20'den yüzde 1 5'e düştüğü bir ortamda, kupür büyüklüğü 100 TL olan yüzde 17 faiz kuponlu bir tahville değiştirilmesi gibi. Başa baştan yapılan konversiyon sonucunda, borcun nominal miktarı değişmez, sadece borcun faiz yükü azalır.

228 ii- Başa Başın Altında Yapılan Konversiyon Tahvilin üzerinde yazılı olan itibari (nominal) değerinin altında bir değerden yapılan konversiyondur. Devletin piyasa faiz oranlarındaki düşüşü fırsat bilerek yüksek faiz oranlı eski tahvili, itibari değeri orijinal fiyatından yüksek, piyasa fiyatından düşük olan (piyasa faizleri düştüğü için tahvilin piyasa fiyatı yükselmektedir) yeni fakat düşük faiz oranlı bir tahville değiştirmesidir. Kupür ·büyüklüğü 100 TL olan yüzde 20 faiz kuponlu bir tahvilin, piyasa faiz oranının yüzde 20'den yüzde 15'e, tahvil fiyatının 100 TL'den 80 TL'ye düştüğü bir ortamda, kupür büyüklüğü 90 TL olan yüzde 17 faiz kuponlu bir tahville değiştirilmesi gibi. Başa başın altında yapılan konversiyon sonucunda, borcun nominal miktarı artar, borcun faiz yükü azalır.

229 iii- Fark Ödemeyi Gerektiren Konversiyon Devletin, piyasa faiz oranlarındaki düşüşün yol açtığı faiz gelirlerindeki düşüşten korumak amacıyla, tahvil sahiplerine piyasa faiz oranı ile borcun faiz oranı arasındaki fark kadar bir fark ödediği konversiyondur. Fark ödemeyi gerektiren konversiyonda tahvilin faiz oranı artmadığı halde, piyasa faiz oranlarındaki düşüş kadar devlet ana para fazlası ödediği için devletin borç yükü artmaktadır.

230 iv- Kademeli Konversiyon Piyasa faiz haddinin düşüşüne paralel olarak devlet borç stokunun kademeli olarak düşük faizli tahvillerle değiştirilmesi işlemidir. Kademeli konversiyonda eski tahvillerin yüksek faizleri bir kerede piyasa faizleri düzeyine indirilmemekte; adım adım, tedricen eski tahvillerin faizleri piyasa faiz oranına indirilmektedir. Devlet kademeli konversiyon takvimini tahvil sahiplerine belli bir süre önce i lan edebilir.

231 c) Konversiyonun Etkileri i- Borcun faiz yükünü azaltır. ii- Borç stoku üzerindeki etkisi uygulanan konversiyon tekniğine bağlıdır. Başa baştan konversiyon borç yükünü etkilemezken, başa başın altında ve fark ödemeyi gerektiren konversiyon borç yükünü artırır. iii- Devlete olan güveni sarsar, Hazinenin kredibilitesini düşürür. iv- Devletin gelecek dönemde borçlanmasını zorlaştırır.

232 i- KONSOLİDASYON (TAHKİM) Borçların borç sözleşmesindeki vade hükümlerine aykırı olarak yönetilmesine konsolidasyon denir. Borç sözleşmesine aykırı olarak kısa vadeli borcun uzun vadeli borca çevrilmesi demektir. Konsolidasyon veya tahkim, devletin borcun vade yapısını uzatması sonucu, kısa vadeli borçların uzun vadeli veya süresiz (ebedi) bir borç haline getirilmesi işlemidir. Konversiyon gibi tahkim de normal dönemlerde değil, olağan üstü dönemlerde yapılabilir. Tahkim devlete olan güveni sarsar, gelecek dönemde borçlanmayı zorlaştırır. Devlet konsolidasyon ile kısa vadeli borçlarını yapı değişikliğine uğratarak uzun vadeli borç haline getirebilir.

233 Konsolidasyonda yeni bir borç söz konusu olmamakta, eski borç miktarı değişmeksizin süresi uzamaktadır. Böylece devlet borç sözleşmesinde vadelerle oynayarak sözleşmenin devamını sağlamaktadır. Konversiyonda yeni bir sözleşme yapılarak eski sözleşme fesh edilirken, konsolidasyonda aynı sözleşme üzerinde vadeler değiştirilmektedir. Konversiyonda eski borç kapanıp yeni borç başlarken, konsolidasyonda eski borç sözleşmesi devam eder, sadece borcun vadesi uzatılır. Konversiyonda faiz yükü azaltıldığı halde konsolidasyonda süre uzatımı yapıldığından ödenecek faiz tutarı artmaktadır.

234 a) Hukuki Bakımdan Konsolidasyon Türleri Hukuki açıdan iki tür konsolidasyon vardır: Cebri ve ihtiyari konsolidasyon i- Cebri (Zorunlu) Konsolidasyon devlet tahvil sahibine herhangi bir alternatif tanımaz. Tahvil sahibi elindeki tahvilin faizinde belli bir artış karşılığında tahvilin vadesinin uzatılmasını kabul etmek zorundadır. ii· İhtiyari (İsteğe Bağla) Konsolidasyon devlet tahvil sahiplerine üç alternatif sunar: i- Tahvil sahibi konsolidasyonu kabul etmeyerek elindeki tahvili tutabilir. ii- Tahvil sahibi erken ödemeyi talep edebilir iii- Tahvil sahibinin elindeki tahvillerin vadesi uzatılır, faizi artırılır

235 b) Konsolidasyonun Sonuçları Devletin konsolidasyon uygulaması aşağıdaki mali ve ekonomik etkileri doğurur: i- Borcun vadesini uzatır ii- Borcun faizini artırır iii-Borç stokunu artırır iv- İç borcun konsolidasyonu ekonomide deflasyonist (daraltıcı) etki yaparken dış borcun konsolidasyonu enflasyonist (genişletici) etki yapar. v- Devlete borçlarını uzun süreli bir ödeme planına bağlama imkanı verir.

236 BORCU SONA ERDİREN FAKTÖRLER Borcu sona erdiren faktörleri üç başlıkta inceleyebiliriz: i- Borcun itfası (ödenmesi, amortismanı) ii- Otomatik itfa (Borcun Parasallaştırılması) iii- Borcun Reddi (Moratoryum)

237 -BORCUN ÖDENMESİ (İTFASI, AMORTİSMANI) Vadesi dolan borcu n ödenmesi, borcu sona erdiren en doğal yoldur. Borcun ödenmesine borcun itfası ya da amortismanı da denilmektedir. Borcun ödenmesiyle söz konusu borçlarla ilgili işlemler kapanmış olmaktadır. Borcun amortismanı ile birlikte borcun anaparası, yani borç stoku azalır, oysa röfinansman ile birlikte borç stoku artar.

238 Borcun ödenmesi iki şekilde meydana gelmektedir. a) Cebri Ödeme Cebri ödeme, devlet borçlanmasında bağıtlanan akitlerde borcun anaparasının hangi tarihlerde geri ödeneceğine ilişkin hükümlerin bulunması halinde yapılan ödeme şeklidir. Devlet sözleşmede belirtilmiş olan tarihlerde borçların anaparalarını öder. İtfaya tabi, süreli borçlarda söz konusu olan cebri ödemeye zorunlu itfa veya zorunlu amortisman da denir.

239 b) İhtiyari Ödeme Devletin ebedi borçlarını belli bir tarihte ödeme mecburiyeti olmayışı nedeniyle bu tür borçları kendisine en uygun zamanda ödemesi işlemidir. Süresiz, ebedi, devamlı borçlarda söz konusu olan ihtiyari ödemeye ihtiyari itfa veya ihtiyari amortisman da denir.

240 c) Borç Ödeme (İtfa, Amortisman) Usulleri Borcun üç farklı ödeme usulü vardır: Toplu, kademeli ve Dr. Price usulü ödeme. i- Toplu Ödeme Vadesi gelen borcun tümünün devlet tarafından ödenmesidir. Genellikle miktarı küçük olan borçların ödenmesi bu şekilde yapılır. Bu şekilde ödeme devletin aleyhine alacaklıların lehinedir.

241 ii- Kademeli Ödeme Borçlanmanın gerçekleştiği tarihten bir süre sonra borcun ana parasının devlet tarafından belirlenen oranlarda kısım kısım alacaklıya geri ödenmesidir. Toplu şekilde alınan kaynağın kısım kısım piyasaya sürülmesi likiditeyi ve tüketimi de yönlendirecektir. Kademeli ödemede bir diğer yöntem kura yöntemidir. O sene kurada çıkanlara ödeme yapılır.

242 ii- Dr. Price (Bileşik Faiz) Usulü Ödeme Devletin bir menkul kıymet fonu oluşturarak, kendi ihraç ettiği tahvillerden tahvil satın alarak bu tahvilin faizleriyle her yıl yine kendi tahvillerini satın almak suretiyle borcun itfasını finanse etmesidir. Bu teori bileşik faiz metoduyla bütün tahvillerin finansmanını sağlayacağı iddiasındadır. Bu teori tarihte İngiltere'de tatbik edilmiş, ancak başarısız kalmıştır.

243 d) İtfanın (Borç Ödemesinin) Finansmanı: Devlet borçlarının ödenmesini sağlamaya yönelik iki çeşit finansman usulü vardır: Bütçeden ödenek tahsisi usulü ve kamu geliri tahsisi usulü. i- Bütçeden Ödenek Tahsisi Usulü Devlet bütçesinden borç ödemelerinde kullanılması amacıyla ödenek ayrılarak devlet borçlarının itfa edilmesi usulüdür.

244 ii- Borç İdarelerine Kamu Geliri Tahsis Etme Usulü Devletin, kamu gelirlerinin bazılarını devlet borçlarının ödenmesi için kurulan borç idarelerine tahsis etmesi usulüdür. Ancak bu usul bütçe ilkelerinden genellik ve ademi tahsis ilkelerine aykırıdır. Tarihimizde 1881 yılında Osmanlı Devletinin dış borçlarının bir kısmını ödeyememesi sonucunda Duyun-i Umumiye İdaresinin bazı kamu gelirlerinin idaresini eline alması şeklinde uygulanmıştır. Yine amortisman sandıkları, kendilerine tahsis edilen kamu gelirleri ile kamu borçlarının finansmanını sağlayabilmektedirler.

245 e) Türkiye'de Devlet Borçların İtfa Usulü Günümüz Türkiye'sinde devlet borçlarının; a) Faizleri, Genel Bütçeden; b) Anaparaları, Hazine Müsteşarlığı kaynaklarından ödenmektedir.

246 -0TOMATİK İTFA (BORCUN PARASALLAŞTIRILMASI) Devletin borcunu para basarak (monetizasyon) ödemesi sonucunda enflasyon artar, paranın satınalma gücü azalır, yerli paranın değeri düşer, reel faiz negatif olur, böylece devlet reel faiz ödemeden, hatta reel borç stokunu azaltarak borçlarını otomatik olarak itfa etmiş olur. Ancak enflasyonun yükseldiği dönemlerde reel faiz düştüğü için devlet borçlarının yükü hafiflerken, enflasyonun düştüğü dönemlerde reel faiz arttığı için devlet borçlarının yükü artar.

247 Otomatik itfada aslında borç mutlak olarak yani nominal olarak sabit kaldığı halde, paranın satın alma gücünün düşmesi nedeniyle devletin borcu reel olarak azalmaktadır. Otomatik itfanın ekonomik maliyeti, enflasyonu daha da azdırması, yerli paranın aşırı değer kaybetmesidir. Borcun monetizasyonu, 1980 öncesi dönemde ve 1994:-2002 döneminde devletin sıkça başvurduğu bir yöntem olmuştur.

248 -BORCUN REDDİ VE MORATORYUM Borcun reddi, devletin tek taraflı bir kararla mevcut borcunun tamamını veya bir kısmını, ya da borç sözleşmesindeki ağır hükümleri ortadan kaldırdığını ilan etmesidir. Burada borç tek taraflı olarak ortadan kaldırılmakta yani silinmektedir. Genellikle borcun reddi, rejim değişikliklerinde veya olağanüstü siyasi olaylar sonucu ortaya çıkmaktadır. Borcun reddi hem iç borç hem de dış borçlarda tatbik edilebilmektedir. Moratoryum, bir ülkenin vadesi gelmiş olan borçlarına ilişkin olarak, har hangi bir anlaşma, mahkeme kararı veya kanuna dayanmadan aldığı tek taraflı bir kararla borç ödemesini durdurduğunu veya ertelediğini ilan etmesidir. Türkiye, 4 Ağustos tarihinde moratoryum ilan etmiş ve sonra alacaklı ülkelerle Paris'te konsolidasyon anlaşması imzalamıştır.


"8-9-10-11-12.haftalar. Devletler, borçlanma yetkisini yasalardan alır. 2002 yılında kabul edilen 4749 sayılı “Kamu Finansmanının ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları