Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Çocukla iletişim Sultanhanı Atatürk İlkokulu Rehberlik Servisi Esra KARABULUT Rehber Öğretmen ve Psikolojik Danışman.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Çocukla iletişim Sultanhanı Atatürk İlkokulu Rehberlik Servisi Esra KARABULUT Rehber Öğretmen ve Psikolojik Danışman."— Sunum transkripti:

1 Çocukla iletişim Sultanhanı Atatürk İlkokulu Rehberlik Servisi Esra KARABULUT Rehber Öğretmen ve Psikolojik Danışman

2 A NNE – BABALIK MESLEĞI ; günün 24 saati aralıksız icra edilen bir meslektir... Diğer meslekler deneme-yanılmayı kaldırabilirler. Ancak anne-babalık mesleğinde deneme-yanılmaların sonucu çok ciddi olabilir …

3  Birçok ebeveyn çocuk terbiyesinin davranış öğretmek olduğunu sanıyor. Bu nedenle birçok evde “düzgün dur, düzgün otur, dişlerini fırçala, erken yat, erken kalk” sesleri eksik olmuyor.  Halbuki çocuk terbiyesi çocuğa davranış öğretmek değil, “İRADE” kazandırmaktır.

4 “ Bu çocuk neden vaktinde oturup ödevlerini yapmıyor?” “Bizim çocuk neden odasını toplamıyor?” “Neden sabahları vaktinde kalkmıyor?” “Neden misafirlikte akıllı uslu durmuyor, gittiğimiz yerde beni rezil ediyor?” Çünkü kendisine gücü yetmiyor, iradesi yok da ondan.. Buradaki sorun davranış sorunu değil, kendini yönetememe sorunudur.

5  Anne baba baskısı ile ders çalışan, konu komşu ayıplayacak diye misafirlikte akıllı uslu oturan fakat bir davranışın neden yapılması gerektiğini bilmeyen bir çocuğun umulmadık zamanlarda ebeveynini hayal kırıklığına uğratması kaçınılmazdır.  İçselleşmemiş bir davranışın kalıcı olması mümkün değildir.

6 Çocuk terbiyesi çocuğa davranış öğretmeye çalışmak olsaydı, onları kırbaçlayarak döverek davranış kazandırılırdı. Ama amaç çocuğa zoraki davranış kazandırmak değil, duygu dünyasını hırpalamadan onu geleceğe hazırlamaktır. Kırbaçlanan ve cezalandırılan çocuklar adam olsaydı bugün Hitler adam olurdu.

7 Peki irade nedir?  İrade, bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü, tercih edebilme yeteneğidir.  Yanlış bir davranış içinde bulunan kişinin baskı ve zorlama olmadan; “Ben artık bu davranışı sergilemeyeceğim.” diyerek önceki davranışından vazgeçebilmesi iradedir.

8  Aslında ebeveyn çocuk çatışmalarının temelinde çocuğun bir davranışı yap(a)maması değil, çoğu defa bir önceki keyif aldığı durumdan vazgeçememesi yatar.

9 Örneğin; Ders yapmama sorunu olan çocuğun problemi ders yapamamak değil, - örneğin- bilgisayardan kopamamaktır. Eşyalarını derli toplu yerine koymayan çocuğun sorunu düzensizlik değil, biraz sonra oynayacağı oyundan zihnen vazgeçememesidir.

10  Bütün bunlara dayanarak bir değerlendirme yaptığımızda; çocukların erken dönemden itibaren tercih edebilme yeteneğinin yanı sıra keyif aldığı bir durumdan vazgeçebilme yeteneğini de kazanması önemlidir.

11  Dört yaşına geldiği halde annesi tarafından önüne diz çökülüp ayakkabısının bağcığı bağlanan,  Yemek yeme becerisini kazanabileceği üç yaş döneminde hala annesi tarafından yemek yedirilen,  Yahut ilkokul döneminde ne zaman neyi yapması gerektiği anne babasınca organize edilen çocuğun irade gelişiminden bahsetmek oldukça zordur.

12 1. Ebeveyn mütevazı bir sabırla çocuğuna bu kazanımları elde etmesi için rehberlik etmeli. 2. Aceleye getirmeden çocuğun ayakkabı giyişini seyretmeli, ona müdahale etmemeli ancak yardım istediğinde ihtiyacı olduğu kadar yardımı ona sunmalıdır.

13 3. Bir kişiyi çok arzu ettiği bir durumdan zorla alıkoymak iradeyi zayıflattığı gibi psikolojik sorunlara da neden olur.

14 Çok İstediği Halde Limonata İçememek

15 Çocuk ne kadar yapabiliyorsa yetişkin o kadarına razı olmalıdır.

16 5. İrade kazanımı duyarlı bir yetişkinin, çocuğun küçük adımlarıyla yavaş yavaş oluşturmasına izin verdiği bir varoluş sürecidir. Bu küçük adımlar büyük büyük attırılmaya çalışılırsa çocuk yapamayacağını düşündüğü davranışı terk eder.

17 Aslında çocukluğun ilk yılları çocuğun iradesinin en güçlü olduğu yıllardır. Ebeveyn “Bu çocuk daha bu yaşta bizi dinlemiyor, büyüyünce hiç dinlemez, ezelim başını” derken aslında çocuğun başını değil çelik gibi güçlü iradesini eziyor. Çocuklarının yarın kendilerini dinlemeyeceğini, kendilerine karşı saygısızlık yapacağını düşünen birçok ebeveyn onları şimdiden ezmeye çalışırken aslında gelecekte kendilerinin nasıl da ezileceğinin veya çocukları tarafından terk edileceğinin hikayesini yazmakta olduklarını bilmiyorlar.

18 Birçok çocuk anne babasıyla girdiği bu savaştan heyecanı sönmüş olarak çıkıyor. Böyle çocuklar toplum içinde “özgüveni yok” diye tanımlanır. Halbuki çocukta olmayan şey özgüven değil iradedir. Yani bir şeyi yapabilme becerisidir. İradesini teslim etmemek için direnen çocuklarsa daha çok “arsız” veya “yaramaz” olarak isimlendirilir.

19

20 6. Çocuğun güçlü bir iradesi olabilmesi için o çocuğun doğal, fıtri olması gerekir. Çocuk ne kadar suni ve başkalarına benzeyen bir yaşam sürerse çocuğun iradesi de o kadar zayıf olur.  Çocuğun kendi fıtratını ortaya koyabilmesi için 3 temel şart lazım: 1- duygusal destek 2- yeterince özgür ortam 3- koşulsuz saygı

21  Çocuğun duygusal ihtiyaçlarını koşulsuz olarak, vaktinde ve yeterince giderebilen kişi çocuğun duygusal yakınıdır.  Annesine doyamamış bir çocuk anneye bağımlı olur.  Anne ile güvenli bağ kurmuş bir çocuk annesinin kendisinden ayrılmayacağını, onu asla terk etmeyeceğini bilir.

22

23  Bir çocuğun iç dünyasını ortaya koyabilmesi için bulunduğu ortamın eleştirel ve baskıcı olmaması gerekir.  Eleştirel ortamda büyümüş çocukların sosyal yaşamda çekinik kişilikli ve kendini gizleyen bir tavır içinde oldukları gözlemlediğimiz bir gerçektir.

24  Örneğin çocuklar koltukların, yatakların üzerinde zıplamaktan büyük keyif alırlar. Çocuk dünyasına uzak olan anne babalar çocuğun bu davranışlarını şımarıklık ve yaramazlık olarak yorumlar.  Aslında çocuklar bu davranışı bilinçli olarak yapmazlar. Koltuğun üzerinde zıplayan bir çocuk aslında dengede durmak ve el kol, bacak kaslarını ortaklaşa hareket ettirmek, vücut organlarını bir uyum içinde çalıştırmak için çaba sarf etmektedir.

25  Çocuğun duygu dünyasını ortaya koyması sırasında engellenmesi, hafife alınıp küçük düşürülmesi de gelecek yaşamına tesir eder.

26 Yetişkinin ürküten bakışları

27  Çocuğun insan olmaktan kaynaklanan bir kıymeti vardır. Ona Yaratan’dan ötürü saygı duyulması gerekir.  Çocuk yetişkinlik yıllarında insan olmuyor ki çocuk çocukken de insan. Bir ebeveyn ona küçük yaşta bile saygıdeğer davranabiliyorsa ileride çocuğunun saygın bir insan olduğunu görecektir.

28 Çocuk yanlış yapabilir, hatalı davranabilir. Zayıf da alabilir, yüksek not da alabilir. Düşük not aldığı için aşağılanan yakasına yapışılan çocuk, “annem babam beni derslerim iyi oldukça seviyor” diye düşünmeye başlıyor. Bu durum çocuğa haksızlıktır. Siz çocuğun insan olması gibi çok özel bir durumu göz ardı edip, ayaklar altına alıp, yüksek not almayı daha değerli hale getirirseniz, bir süre sonra o çocuğun kendine olan saygınlığını da yitirdiğinin şahidi olursunuz.

29 Çocuk kendine saygısını yitirirse utanma duygusu da kaybolur. Utanma duygusunu kaybeden çocuk yalan söylerken utanmaz, yüzü kızarmaz. Çünkü böyle çocuklar için yalan söylemekten daha değerli olan bir şey vardır o da derslerin yüksek olması, yazılılardan yüksek not almak. Anne babalar arzu ediyorlar ki, çocukları eğitimde, yaşamda başarılı olsunlar, ayakları üzerinde dursunlar. Ama insanı kendi ayakları üzerinde tutan şey, o insanın kişilik sahibi olmasıdır, onurudur.

30 7. Birçok ebeveyn çocuklarının sorumluluklarını kendisi üstlenir.  Onların yemesini, içmesini, uyumasını kendilerinin düzene koyacağına inanır. Oysa ki çocukların edindiği birçok yeteneğin ebeveyn ile ilgisi yoktur.  Örneğin, hangi ebeveyn çocuğuna yürümeyi kendisinin öğrettiğini iddia edebilir? Peki konuşmayı, gülmeyi ağlamayı…

31 Çocuk bunları ne ödül heyecanı ne de ceza korkusu ile yapıyor. Belki gülme “şeklini” anne babadan görüyor ama bu duyguların içsel zemini anne baba ile ilgili değil. Bu insan olmaktan kaynaklanan bir hazırbulunuşluktur ve tüm bunlar doğumdan ölüme kadar her dönemde vakti geldiğinde uyanmak üzere uyutulmuş insan halleridir. Bir ebeveynin yapacağı şey, çocuğu kendine uyum sağlaması için zorlamak değil, bu kusursuz yapının işleyişini bozmamaktır.

32 Sosyal Benlik Algısı  Kişinin “Ben insanların gözünde nasıl biriyim?” sorusuna verdiği cevap sosyal benlik algısıdır.  Bir ebeveynin çocuğuna nasıl davrandığı, o çocuğun kendisinin ‘kim olduğu’ algısını oluşturur. Çocuğun kendine nasıl baktığıyla ilgili kendisinde oluşan bu algı çocuğa değersizlik hissi hissettiren bir nitelikteyse bu, ‘sosyal benlik kaygısı’na dönüşür.  Çocukken edinilen sosyal benlik kaygısı bir ömür boyu kişinin peşini bırakmaz.

33

34 Ebeveyni tarafından aşağılanan çocuk, aşağılandığına değil, kendisinin aşağılık biri olduğuna üzülür. Çünkü ÇOCUK İNANIR. Ebeveynin kendisini aşağılamasını haklı görür. Çocuk böylece başkaları gözündeki değersizliğini pekiştirdikçe değersiz olduğuna inanır ve o değersizlik hissi ile davranışlar geliştirir. Yılışır, şımarır, yaşının gereğini yerine getirmez.

35  Sosyal benlik algısı bir günde oluşmaz. Çocuğun içinde bulunduğu çevre çocuğun duygu dünyasında hep aynı noktayı incittikçe bu incinmişlikler çocuğun kişiliğinin bir parçası olur.

36

37 1. Suçluluk Hissi Bir ebeveynin “Sen yine mi zayıf aldın?” diyerek çocukla kurduğu iletişim dilindeki ‘yine mi’ kelimesi çocuğun kendisini ‘Ben aslında hep zayıf alan biriyim’ diye algılamasına neden olur.

38 2. Değersizlik Hissi Çocukluk yıllarından itibaren süregelen eleştiri yumağı, çocuğun yaptığı işlerin ebeveyni tarafından görmezden gelinmesi, ebeveyni ile iletişim kurmak için çırpınışlarına ebeveynin duyarsız kalması çocuğun kendini değersiz olarak kabul etmesine neden olur.

39 3. Yetersizlik Hissi Çocukluk yıllarında edinilen en yıkıcı his, yetersizlik hissidir. Becerememe, yapamama, başaramama gibi yılgınlık ve tükenmişlik hislerinin temelinde yetersizlik hissi vardır. Çocukluğunun ilk yıllarında yaramaz, dur durak bilmez çocuk, ister sözle olsun, ister vücut diliyle engellendikçe, aşağılandıkça, çocuğun yapacağı işleri elinden alıp ebeveynin kendisi yapmaya çalıştıkça, ortaya çıkan sonuç o çocuğun bir işi yapma ve becerme karşısındaki ‘yetersizliği’ ve ‘cesaretsizliği’dir. Hep birilerinden komut alarak, tarif alarak iş yapmaya alıştırılmış çocuklar, kendi başlarına kaldıklarında kendilerini yetersiz hissederler.

40 Duyguda Özgürlük Davranı ş ta Disiplin


"Çocukla iletişim Sultanhanı Atatürk İlkokulu Rehberlik Servisi Esra KARABULUT Rehber Öğretmen ve Psikolojik Danışman." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları