Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Mekke sokakları kanlı ve kirli… İnsanlar mutsuz, kız çocukları telaşlı ve tedirgin. Vahşet, diz boyu. Çağları aşan, bir bekleyiş… Çölde, suya hasret bir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Mekke sokakları kanlı ve kirli… İnsanlar mutsuz, kız çocukları telaşlı ve tedirgin. Vahşet, diz boyu. Çağları aşan, bir bekleyiş… Çölde, suya hasret bir."— Sunum transkripti:

1 Mekke sokakları kanlı ve kirli… İnsanlar mutsuz, kız çocukları telaşlı ve tedirgin. Vahşet, diz boyu. Çağları aşan, bir bekleyiş… Çölde, suya hasret bir yakarış.

2 Kâinatın Efendisinin, muhteşem dönüşü yaklaşıyor. Yürekler parçalanacak, gözler sanki yerinden fırlayacak. Ve vahşet bitiyor. Nuru’l Huda, dünyayı şereflendiriyor. Zaman, selama durmuş, mekân itaat içinde. Tasdik etmeyenler ve hasreti yüreklerinde taşımayanlar, sütün sütün devriliyor.

3 Analar; yüreklerini serinletecek bahar serinliğine, kavuşuyorlar. Babalar; akşam eve döndüğünde, huzuru besteliyor. Ve çocuklar; ötelere hasret gülücükler dağıtıyorlar, argovanlar gibi umut bahçelerinde… Sokaklar; selvi endam, levlak-ı levlak insanı bekliyor Toprak; kum tanesi kadar, öpeceği ayağa hasret…

4 Gözler ufukta, Rabiü’l Evvel’in 12.i gecesi, gece bir başka, şafak bir başka.. Güneş bir başka doğuyor bugün, güller bir başka kokuyor. Yüreklerde hasret ateşi sönmeye yüz tutuyor, çünkü beklenen sevgililer sevgilisi geliyor. Övülmüş ve seçilmiş… kimdir bu diyorlar O’na. Gökte melekler, yerde nas, gıptayla bakarlar hiç hilafsız.. Bindiği deve, pür neşe, doludizgin. En gerideyken en başa geçer, asalet ve gururla.

5 Şimdi O, süt annesi Halime’ nin kucağında..Oturduğu sofra bereketlenir, içtiği süt artar. Oyunlarında bir başkalık, gülüşünde mavera sevinci vardır. Gün gün, ay ay büyür hasrete… Şam diyarında bir Risalet yolcusu… Bahira müjde verir. Bulut, semada şemsiye olmuştur Kâinatın Efendisine. Ticarette mahir, ahlaken mütekâmil… Bir başkalık sezilir, her halinden.

6 Yücelerden bir muştu, ötelerden hep umut ve sevinç vardır halinde. Düşündükçe insanlığın halini, sahralara atar kendini. Ve bir gün, Cibril ona oku, der. Kutsal görev ehline verilecek ve büyük bekleyiş sona erecektir. “Ben okuma bilmem” der, insanlığın her halini okuyan, bu güzeller güzeli insan… Sonra, “Yaratan Rabbinin” adıyla okumaya başlar. Şimdi, gök ayaklarının altında, sular halıdır ona…

7 Mukaddes görev ve çile yolculuğu, sonsuza kanat çırpar bir kuş misali… Hatice annemiz “Sen ümmetin seçkinisin; fakiri gözetir, yetimi doyurursun, vallahi sen hak peygambersin.”teslimiyeti ve müjdesi içinde O an, sadakat bulutu, Hatice validemizin göz pınarlarından damla damla akar… Ana-baba, hasretiyle çatlayan yüreği, vahiy bestesiyle huzur bulur. Tebliğ başlar, dağ,taş; öksüz, yetim demeden. Kuzeyden güneye, doğudan batıya, batıldan hakka bir yürüyüştür bu…

8 Mazlumlar umutlu, zalimler tedirgin. Gurur; ayaklar altında, tevazu; şaha kalkmış. Artık diller ve gönüller, hak hak diyor. Biraz isyan, sonra biraz itaat, sonrasında ise tam teslimiyet.. Hicret Habeşistan’dan önce, gönüllerde başlar; kirden hasetten ve zulümden arınma adına. Zaman daralınca, mekan sizi korumaz olunca, hicret umut olur, içinize. Kızıldeniz sahilinden bir başka diyara göç başlar, sevda yüklü develerle.

9 Bir kral konuşur, Hak’ dan ve hakikatten.. “Size ne söyledi ve ne getirdi bu yetim ve öksüz.” diye sorar usulca.. Cevap dağları taşları yerinden oynatacak vakarda. Konuşur Cafer Bin Ebu Talip“- Kan döker, yetim malı yerdik. Yalan, sofralarımızda sular seller gibiydi. Sokaklarımız vahşet yuvası. Zulüm çizmesi, yalnız kimsesizleri ezerdi, O gelmeden önce…” Ve şimdi çöl, vaha sanki. Yürekler ise, vuslat koyunda bir şarkı besler, insanlık adına.. Sözler ise sihirli birer kılıç. Sadece, zulmü ve gururu kesiyor.

10 İnanlar teslimiyette sınırsız. “- Anam, babam sana feda olsun, Ya Rasulullah. Bize insanlığı öğrettin, yaşama sevinci verdin. Evimizde huzurla, sokakta emin adımlarla yürümeyi öğrettin. Daha ne isteriz senden. Kılıcımız, zulüm damarlarını kesinceye kadar, sözlerimiz hakkı söyleyinceye kadar seninleyiz, seninle olacağız.”haykırışındalar.. Ve bir soluklanış..Taif, bağlık ve bahçelik.. Küçük bir yolculuk başlar oraya.. Yanında azatlı kölesi Zeyd. Büyük umutlar bir an, küçük inkisarlarla kaybolma endişesinde. Yollarda ayak takımı, taş atarlar, taşları çatlatacak, haya timsali insana. Zeyd,etten ve kemikten siper. Zeyd canhıraş, çaresiz göğe bakar, ellerini taşlara tutar.

11 “-Ey Yüce Rabbim! Taşını ayağıma,dikenini tenime zinet et de, sevgililer sevgilisini, yetimler yetimini, bu ulvi yolculukta tereddüde salma.” Zira O’nda, sabır miğferleri, irade kalkanı ile buluşmuştur, bu yolculukta.. Ve bir bağ evinde, mola. Addas isminde bir köle, bir salkım üzüm ikram eder. İnsanlık ehramının, en tepe noktasına. Bismillah der, Kainatın Efendisi öyle başlar, ikramı almaya. Addas şaşkın ve hayrette… Bir Melek, yanı başlarında hazır,” Ferman var sana Ya Rasulullah. Emret ! şu iki dağı, Taif’ in üzerine geçirelim” diye.. ” Gök mahzun, yer mahzun.. Yetim yürek, mahzun ve mükedder. Ve cevap yetişir, Nebi letafetinde… “Hayır. Ben Alemlere Rahmet Peygamberi olarak gönderildim.” cevabı, çağın zulmetten alnına, bir şamar gibi iner.. “O” biliyordu ki, hak batılı, rahmet zulmeti, hep örter ve örtecekti.

12 Zulümden bunalınca, Mekke sahralarında inzivaya çekilir sessiz sessiz. Ve sonra Cibril Emin, O’nun kolunda, yedi kat semayı dolaşmak üzere, kutsal yolculuk, Miraç başlar… Peygamberlerle karşılaşır semada, selamlaşır, Yaratanın, rahmet nidasıyla.. Cennet, Cehennem sanki önüne resmedilmiş bir ibret levhası… “Yetim malı yiyenler, öksüz doyurmayanlar, ana babasına isyan edenler.. Sihir yapıp, büyü peşinde koşanlar, namazı riya, hakkı inkar gafletindeki insanların akibeti...” birer birer gösterilir Kainatın Efendisine.

13 Müşrikler, tedirgin; müminler, müjdeli. Kühafe oğlu Ebu Bekir beklenir, şehrin girişinde. İnkarcılar bu anlaşılmaz miraç yolculuğunu, ona inkar ettireceklerdir akıllarınca... Çünkü O, gücün ve merhametin öncüsü bir dosttur. Olanları satır satır anlatırlar.. Bir an umutlanır müşrikler. Bütün bunları anlatan o mu deyince Hz. Ebu Bekir… Bunun üzerine, müşrikleri hayal kırıklığına uğratan o söz duyuluyor kulaklarda.

14 “Eğer o söylüyorsa, doğrudur. Bundan böyle tasdik edicidir… Sıddik sıfatı giydirilir, bir taç gibi Ebu Bekir’e, tüm zamanlarda. Şiddet artar, vahşet doludizgin bu demde… Müminler sayıca az, azim ve irade bakımından üstündürler. Erkam’ın evi, mümin yürekleri zinetlendirir öteler müjdesiyle…

15 Sayıları her geçen gün artar inananların. Birken beş olurlar, beşken elli… Hz. Ömer katılır bu kervana, Hz. Hamza arkasından hemen yetişir. Kureyş uluları korku ve panik içindedirler. Kabe duvarına, güvelere emanet edecekleri bir ahitname asarlar. Çok sürmez, lime lime olur sözleşme. Güveler, yiyip bitirmiştir onları. Sadece ibare olarak “Allah” adı kalır semada…

16 Bu oyun da tutmamıştır, müşrik pazarında.. Başka hesap, başka planlar yapılır gün boyu.. Sonra her kabileden, bir delikanlının katılacağı, fitnenin katran karası ayak izleri salınıverir Mekke sokaklarında. Yatakta, kutsal emanetlerle beraber Hz. Ali, kapıda boş yere bekleşir Kureyş delikanlıları. Gözlerine bir avuç kum, bir ömür basiretsizlik perdesi çekerek, aralarından bir kuş gibi süzülür…

17 Medine semalarına hicret yolculuğu başlar, kızgın çöllerde. Sevir’de bir Mağara, kapısında örümcek ağı ve üç yumurta… Sıddik lakaplı dost tedirgin. Efendisine namert elleri dokunacak, diye. Adım adım, nefes nefes bir muin dolaşır mağra etrafında. Ebu Bekir kızı Esmadır bu.. Süt sağar, azık taşır bu kutsal yolculara ve sonrası Ranuna vadisi… ilk Cuma ve ilk hutbe… “Ey nâs, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken, iyi işlere koşunuz “der Kainatın Efendisi.

18 Hz. Ali yetişir bu yolculuğa Gülsüm Bin Hidm adındaki şerefli hanede... Medine semasında, hasret öyle dayanılmaz olur ki bir an, bekleyiş bekleyiş üstüne… Kadınlar ağaç altlarında, çocuklar dallarda, kıpır kıpır atan yüreklerle bekleşirler ve bakışırlar, umut çölünün sıcaklığında… Ve görünür ufukta, Kainatın Efendisi… “Ay doğdu üzerimize, veda tepelerinden” nidası dalga dalga yayılır, Medine sokaklarında. Deve üstünde bir kutsal misafir, gönüller sunulur, billur kâsede, haya maverasından....

19 Eller, devenin ipine uzanır. “Bize gel Ya Rasulullah, bize şeref ver” diye, yetimlerin arsasına çöker, deve. Yanı başında Eyüp El- Ensar’ inin iki katlı evleri. Aylarca kalacağı bu mekan, şereflerin en büyüğüyle taçlanacaktır, asrı saadette. Hummalı bir çalışma başlar, Kainatın efendisine istirahat buyuracakları Hane-i Saadet’lerini yapmak için. Herkes pür neşe, küçük büyük, zayıf güçlü demeden. Ehl-i Suffe, ilk yatılı mektep… Ayet ayet inen kutsal mesajlar, satır satır,hece hece kaydedilir burada hakkı öğrenmek ve sabrı tavsiye etmek, yetimi doyurmak, öksüzü umutlandırmak adına...

20 Bedir’e yaklaşır zaman adım adım. Kervan Şam’dan dönerken, önü kesilir müşriklerce. Havada kasvet, gönüllerde bir burukluk vardır. Müşrikler kılıçlarını kınından, sözlerini dağarcıklarından çıkartırlar…Kinlerini kusacaklar, kimsesizi ezip, zulmü payidar yapacaklar akıllarınca… Bedir kuyularında, ordu konaklar. Tedirgin bir bekleyiş. Müşrikler azamet ve kibir sırtında atılırlar orta yere, soylu sesi susturma adına… Önce yiğitler çıkar ortaya, Hz Ali, Hz. Hamza ve salınarak gelir Umeyre…Zafer Müslümanlarındır. Hezimet ise müşriklere yakışır Bedir’de…

21 Müşriklerin elebaşlarından bir çoğu kılıç darbeleriyle, cansız yığılırlar toprak üstüne. Mekke uluları şaşkın ve çaresiz, bir avuç insana mağlup mu olacaklardı. İntikam ateşi yüreklerinde, bir kor gibi yanar. Kadınları yasta, erkekleri çaresiz, sanki Uhud’u beklerler gibi. Uhud bize, bir ibretler levhası sunar.. Dağda okçular yerlerinde. Kainatın efendisi, döne döne tembihliyor. “-Sakın yerlerinizden ayrılmayın “diye… Sonra zafer rehaveti ve ganimet sevdasına düşüyor Müslümanlar, bir an müşriklerin kaçıştıklarını görünce… Dağın arkasını dolaşarak, Müslümanları ateş hattına çeken Halit Bin Velit…

22 Yıllar sonra, buradan geçen Rasulullah “-Bundan böyle, Mecusi,Putperest olmazsınız.. Lakin olsa olsa, dünyaperest olursunuz, hatırlatmasıyla, bize ebediyen ders olacak,yürek sızlatan bir vahameti öğütlüyordu.. Bir bir elçiler gönderilir, yakın uzak diyarlara. Allah’ın adını ve Rasul’unun şanını duyurmak üzere. Hicri onuncu yılda, hüzün rüzgarları eser Hane-i Saadette. İlk hamisi, malıyla ve canıyla yardım ve desteklerini gördüğü Hatice annemizi kaybeder. Ardından Ebu Talip, ruhunu teslim eder fani dünyaya. Hüzün yılını besteler zaman.

23 Kainatın Efendisi, Mescid-i Nebevi’de gönülleri yıkıyor, hasret pınarında gece gündüz demeden… “-Bana dünyanızdan, üç şey sevdirildi. Gözümün nuru namaz, güzel koku ve kadın…” diyor.. Ve ekliyor,” -Beş şey gelmeden önce, beş şeyin kıymetini biliniz. Hastalanmadan önce Sağlığın; Meşgul olmadan önce, Boş zamanın; İhtiyarlamadan önce Gençliğin; Ölmeden önce Hayatın ve Fakirlikten önce Zenginliğin.” buyuruyor. Ve Çağları kucaklayan, İlahi mesaj geliyor arkasından; BENDEN SONRA SİZE İKİ ŞEY BIRAKIYORUM, SAHİB ÇIKARSANIZ MUTLU VE HUZURLU OLURSUNUZ. BUNLARDAN BİRİ, ALLAH’IN YÜCE KİTABI; KU’RAN-I KERİM, DİĞERİDE BENİM SÜNNETLERİMDİR…

24 ŞİİR TADINDA YAZILMIŞ SİYER-İ NEBİ PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER. Ramazan YILDIZ Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni (Ahmet Çokyaşar Ortaokulu/Darende-Malatya)


"Mekke sokakları kanlı ve kirli… İnsanlar mutsuz, kız çocukları telaşlı ve tedirgin. Vahşet, diz boyu. Çağları aşan, bir bekleyiş… Çölde, suya hasret bir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları