Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

TASARIM İLKELERİ ve SERAMİK SANATINDAKİ YERİ. Tasarım: Bir projenin veya eserin düşünülen ilk hali olarak tanımlanabilir. Tasarım kavramı, “bir yapı ya.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "TASARIM İLKELERİ ve SERAMİK SANATINDAKİ YERİ. Tasarım: Bir projenin veya eserin düşünülen ilk hali olarak tanımlanabilir. Tasarım kavramı, “bir yapı ya."— Sunum transkripti:

1 TASARIM İLKELERİ ve SERAMİK SANATINDAKİ YERİ

2 Tasarım: Bir projenin veya eserin düşünülen ilk hali olarak tanımlanabilir. Tasarım kavramı, “bir yapı ya da aygıtın kısımlarının kâğıt üzerine çizilmiş biçimi” anlamında kullanılan ve “tasar” kökünden türemiş olan tasarıya dayanmaktadır. Tasarım kavramı Arapça “suret” kökünden gelen “tasavvur” sözcüğüyle eşanlamlı olup, “göz önünde canlandırmak, zihinde canlandırmak (tasavvur etmek), düşünmek” anlamındadır. Tasarı: Kaleme alınan ilk şekil anlamına gelmektedir. Yani bir şeyin zihinde tasarımlanan şekli demek olan tasarımın kalemle ifade edilirken aldığı ilk şekle TASARI denir. Zihinde düşünce halinde olan kesinleşmemiş olan tasarım, kağıt üzerinde ifade edilirken, ilk anda kesin ve mükemmel şeklini alamaz. Bir tasarımın ikinci bir kişi tarafından anlaşılabilmesi için çizgi ya da bir maketle ifade denilmesi gerekir ki ortaya çıkan bu şekle tasarı denir. Daha sonra tasarı zihinde tasarımlanan şekille kıyaslanarak göz ile zihin arasında bir köprü kurulur.

3 Tasar: Kelime karşılığı “Bir yapının, aygıtın veya makinanın ayrı ayrı kısımlarını kağıt üzerinde gösteren çizgilerin topu, plan.” Fransızca kelime karşılığı proje olan tasarın, tanımlamanın sonunda yer alan plan kelimenin bu anlamda kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bir tasarım tasarı haline gelip daha sonra geliştirilerek kesinleştirilse bile ortaya çıkan son şekle her zaman tasar demek doğru değildir. Çünkü bir çalışmaya tasar diyebilmek için bir amaca hizmet etmesi, bir fikir mahsulü olması ve içinde bir yaratıcılık barındırması gereklidir. Dolayısıyla zihnimizde oluşturmaya başladığımız daha önce yapılmamış kendine has olan düşünceye ilk hale tasarım, ilk çizimlerimize tasarı, tasarımımızın son halini almasına da tasar denir. Bir tasar, mimari, resim, seramik, heykel, müzik, edebiyat, tiyatro, sinema, tekstil şeklinde karşımıza çıkabilir.

4 TASARIM ÖĞELERİ Tasarım dilinde temel görsel semboller, tasarım öğeleri olarak anılmaktadır. Tasarım öğeleri; nokta, çizgi, ışık, şekil, biçim, leke, doku, renk, ton değeri, strüktür ve mekandan oluşmaktadır.

5 Nokta: Bir izdir. Görsel anlatımın temel öğelerinden biridir. Görsel olarak nokta; bulunduğu yere göre küçük, merkezsel benektir. Nokta düzensizliğin içinde ilk düzen elemanıdır. Nokta, geometrik olarak görselliğin anlatımında çeşitli büyüklüklerde olabilir. Georges Seurat 'nın La Parade (1889) isimli eserinden bir detay nokta çalışması Noktalar ile oluşturulmuş bir seramik karodan bir kesit

6 Çizgi: Çizgi, birbirine yakın olan iki ya da daha fazla noktanın birleşimidir; aynı zamanda uzunluğu ve genişliği olan bir formdur. Geometride çizgi, sonsuz noktalar serisi olarak tanımlanır. Sanatsal tanımı ise, hareket eden nokta, hareketin sürekli izidir. Çizgi bir düşüncenin görünür kılınmasıdır, görsel anlatımın tek taşıyıcı özelliği olabilir. Çizgi çalışması Çizgiler ile oluşturulmuş bir desen Çizgiler ile oluşturulmuş bitkisel motif

7 Işık: Görme olayının ve görsel algının temelini ışık, göz ve beyin teşkil etmektedir. Bunlardan birinin eksikliği bu algının meydana gelmesini mümkün kılmaz. Göz ve beyin sabit olduğu halde, ışık değişken bir öğedir. Çünkü ışığın şiddeti, eğimi ve rengi daima değişebilir. Bu değişme yüzünden cisimlerin ve yapıların görünüşlerinde farklılıklar doğar. Farklı ışık şiddetinde ve farklı renkte ışıklar altında yapıların görünüşleri insanda ayrı ayrı etkiler yapar. Güneş ışığıStadyum lambası ışığı

8 Leke: Biçimlendirmenin, hacimlendirmenin, derinliğin anlatım öğesidir. Yüzeyleri, herhangi bir malzeme ile örterek; renk doku, ışık-gölge, ölçü, geometri, derinlik olarak ifadelendirmenin tekniğidir. Pürüzsüz lekeler, dokusal lekeler, çizgisel lekeler ve noktasal lekeler olarak ayrılırlar. Mehmet Güleryüz, Desende insana dair modern yaklaşımlar

9 Doku: Doku yüzeyle ilgilidir ve dokunma duyusu aracılığı ile hissederiz. Bununla beraber dokunma ile aşina olduktan sonra, gözlerimiz aracılığı ile algılarız. Bir doku saten gibi pürüzsüz çuval gibi pürüzlü kaya gibi sert ya da yağ gibi yumuşak olabilir. Pürüzlü, pürüzsüz yumuşak ve sert gibi sözcükler, dokunma duyusunun objelerin doğası hakkında insanları nasıl bilgilendirildiğini gösterir. Pürüzlü yüzeyler, açık ve koyulukları üreten ışık ışınlarını keserken; parlak yüzeyler ise daha az kırılmış görüntüsü verirken, daha eşit ışığı yansıtır. Sert maksimum kontrastlık yaratırken; duyusal olarak aktif, estetik olarak dinamik ve uzamsal olarak derinlik izlenimi yaratır. Yumuşak dokular ise minimum kontrastlık yaratırken; duyumsal olarak pasif, estetik olarak dekoratif ve uzamsal olarak da durağan etki yaratır. Satençuval taş

10 Ton değeri: Tasarımcı ya da sanatçıların; çalışmalarında vurguyu arttırmak, ilgi merkezini, görsel hiyerarşiyi ve derinlik yanılsamasını yaratmak ve objelere üç boyutlu izlenim kazandırmak amacıyla ton değerini kullandıkları sanat ve tasarım tarihinde görülmüştür. Genel anlamıyla zıtlıkların bir çalışmasıdır. Bir yüzeyden yansıyan ışık miktarı, onun ton değerinin belirler. Ton değeri, genellikle açıktan koyuya doğru sıralanan dizinle düşünülür ve renk özelliği ya da renkten bağımsız olarak görülür. Aynı ton değeri dizini, renklere de uygulanabilir. Açık ve koyu alanlar ile ince ilişkiler, şeylerin nasıl görüldüğünü belirler. Daha açıktan daha koyuya kademeli geçişler, kavisli bir yüzey yanılsamasını yaratabilir. Diogene, Ugo da Carpi

11 Renk: Cisimlerden yansıyarak gelen ışınların görsel algıda ortaya çıktığı bir duygudur. Bir renk duygusunun meydana gelebilmesi için bir cismin göze ışık gönderebilmesinin yanı sıra, gelen ışık karşısında normal çalışan bir göz ve beyinde kusursuz bir görme merkezi lazımdır. Keza, bu arada göze gelen ışınların gözün değerlendirilebileceği cinsten olması gereklidir. Zira, röntgen ve ultraviyole ışınları gibi birçok ışınlar çıplak gözle idrak edilebilecek görüntüler değildirler. Renk düşüncelerimizde duygularımızda, eylemlerimizde ve hatta sağlığımızda değişkenlikler yapar. Örneğin insanlar kendilerini çevreleyen kırmızı rengin sinirlilik hali, nabız atışı ve kan basıncını arttırdığını buna zıt olarak mavinin sakinleştirici ve kan basıncını normal düzeye indiren bir etkisi olduğunu tespit etmişlerdir. Kırmızı perde mavi perde

12 Mekân: Her şeyi içine alan tanımlanamaz bir boşluk olarak tanımlanabilir. İki boyutlu çizimde, resimde, tasarımda, resim düzlemindeki görsellerin düzenlenişiyle ilgilidir. Süreklidir ve sonsuzdur; her zaman vardır. Görsel sanatlar, bazen mekânsal sanatlar olarak adlandırılır. Bu sanatların çoğunda biçimler, mekân içinde organize edilir. Bir sanat eserinde mekân bir boşluk olmayıp; büyük ölçüde bir varlıktır. Mimaride mekânı, yapıların arasından geçerek, heykelde ise, genelde çalışmanın çevresinde dönerek algılarız. Grafik sanatlarda ise mekân, bir yanılsama yaratmak amacıyla kullanılır. Mekân, bir araçtan çok, bir ürün olarak düşünülür. henri matisse, mavi nü Karakalem dış mekan

13 Biçim: Her tasarım tasarı haline geçerken yani maddeleşirken belirli çevre çizgileriyle sınırlanır ve bir kalıba bürünür. Hem iki boyutlu, hem de üç boyutlu cisimler için durum aynıdır. Fakat biçimler arasında büyük farklar vardır. Bir kısmı geometrik bir düzen içinde oldukları halde diğer pek çokları tamamen serbest görünüştedirler. Bu bakımdan biçimlerin birbirleriyle bağıntısını kurmak güç ise de, yine de bir dönüşüm çemberi etrafında toplamak ve birbirleriyle kıyaslamak mümkündür. Geniş açılı bir üçgen ile bir daireyi ele alırsak, biri sivri köşeleri, farklı uzunlukta kenarları ile ne derece ele batıcı ise diğeri pürüzsüz ve yumuşak çevresi ile o kadar ele yatkın gelir. Aynı hissi üç boyutlu küre ve üçgen piramit için de duyabiliriz. Çeşitli vazolar Üçgen ve daire

14 Form (şekil): Şekiller, satın aldığımız ürünlerde, doğada evimizin içinde ve yapısında, gittiğimiz her yerde, baktığımız her şeydedir. Şekiller, diğer tasarım öğeleri gibi bir sanat eserinin ve tasarımın önemli yapı taşlarındandır. Şekil ile biçim arasında bir ilgi vardır. Her varoluş, kendi iç ve dış şartlarına göre sınırları olan bir bütündür. Bu yüzden her varoluşu-sentezin dış görünüşü, onun şeklini oluşturur. Yani, bir bütünün karakteristik tüm özelliklerini taşıyan genel görünüş şekildir. Fakat zaman gibi, dış ve iç koşullardaki değişiklikler ve hareket gibi faktörler, her bütünün genel görünüşünü daha değişik bir hale, görünüşe, pozisyona getirebilir. İşte herhangi bir cismin, varlığın bir anlık “pozisyonu”, o formun o anlık “biçimi” olur. Çeşitli geometrik formlar

15 Strüktür (içyapı): Eş formların ya da birbirleriyle sık bağlantılı, benzer formların iki ya da üç boyut üzerinde tekrarlanmasından “strüktür” doğar. Başka bir deyişle strüktür, birimlerin bir araya gelmesiyle oluşan sistemler bütünüdür. Herhangi bir objenin iç yapısal dokusu anlamındadır. Doğaya bakıldığında da görüleceği gibi strüktürü meydana getiren birimlerin biçimleri ve bir araya geliş sistemleri işlevsel bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Buna örnek olarak insan iskelet yapısı ve arı peteğini verebiliriz. Strüktür, nesne ya da varlığı ayakta (yerçekimine karşı) dengede tutan, içyapının ölçüsel sistemi ve düzenidir. Farklı kuvvet, ağırlık ve gerilimlere direnç ve denge kazandıran ölçü tekrarlarına sahip içyapı düzenidir. İnsan iskeleti Caminin iç görüntüsü

16 TASARIM İLKELERİ Tasar meydana getirmekte kullanılan tasarım öğeleri yan yana gelip birbirleriyle bağıntı kurabilmek için bazı ilkelere bağlı olarak tertiplenirler. Tasarım ilkeleri düzenleme yapmakta kolaylaştırıcı ve yol gösterici rol oynarlar. Bu ilkeler iki boyutlu veya üç boyutlu çalışmalar için geçerlidir. Sanat eserini oluşturdukları kadar onun eleştirilmesinde de kıyaslama konusu olurlar. Bunlar; Tekrar (Yineleme), Uygunluk (Armoni), Zıtlık (Kontrast), Koram (Hiyerarşi), Egemenlik, Denge, Birlik ve Yöndür.

17 Tekrar (yineleme): Bütün içinde belirli bir tutarlılık ve algı sürekliliği sağlamak, ritim yaratmak için başvurulan öncelikli düzen türlerinden biridir. Bir öğenin aynen ya da yakın değerde, birden fazla sayıda kullanılması tekrarı meydana getirir. Birbirinin çok yakını olan öğeler, cisimler, biçimler yan yana görüldüklerinde yadırganmadıklarından dolayı aralarındaki benzerlik birleştirici bir bağ görevi görür. Bu bakımdan tasar meydana getirmede Tekrar çabuklaştırıcı bir rol oynamakla beraber çabuk algılanır ve bütünlük etkisi verir. Tekrar, yalnız tek tek biçimler kullanarak değil, bir araya gelen biçim kümeleriyle de meydana gelebilir. Böylece daha girift motifler, süslemeler ile de tekrar meydana gelir. Tam tekrar, Alternatif tekrar ve Değişken tekrar olmak üzere üç türü vardır. andy warhol marilyn monroe Stilize çiçek desenleri

18 Uygunluk (armoni): İki ya da üç boyutlu cisimler arasında ortak veya yaklaşık tarafların bulunmasına uygunluk denir. Cisimlerin arasında kolayca bağıntı kurabilmesine zemin hazırladığından; uygunluk, tasarın oluşumunu kolaylaştırır. Cisimler arasında uygunluk, onların biçimleri, ölçüleri, renkleri, değerleri ve dokularının herhangi biri ya da bunlardan birçoğu bakımından olabilir. Ayrıca cisimlerin yönleri ve bunların aralıklarıyla da uygunluk meydana getirme olanağı vardır. Uygunluk cisimlerin fiziksel yapılarında olabileceği gibi onların karakterinde, esinlendikleri anlamlarda ve hizmet beraberliklerinde de olabilir. Bu nedenle uygunluk dört grupta toplana bilinir. Fiziksel, hizmet, biçim, üslup uygunluğu. Fiziksel uygunluğa örnek, Peri bacaları Hizmet uygunluğa örnek, kalem, fırça, cetvel Biçim uygunluğa örnek, köpek ve sahibi Uslüp uygunluğa örnek, bir caminin iç görüntüsü

19 Zıtlık (Kontrast): Cisimler arasında herhangi bir bakımdan ortak yada yakın nitelikler olmadığı takdirde, bunlar arasında ilgi kurmak güçleşir. Her biri diğerine yabancı ve ilgisiz kalır. Böylece cisimler arasında bir birlik kurulamayınca uyuşmazlık ve kargaşa hüküm sürmeye başlar. Düzensizlik doğuran bu hal zıtlığın ta kendisidir. Biçim, renk, doku, değer aralık ve benzeri bakımlardan birinin ya da birkaçının söz konusu olabileceği bu zıtlıklar insanı aynı zamanda beklemediği etkilerle karşılaştırır. Böylece canlılık başlar, ilgi toplanır. Böylece bir taraftan uyuşmazlık doğururken, diğer taraftan tasara canlılık verici bir görev yapar. Gece ve gündüz Sonsuzluk işareti

20 Koram (hiyerarşi): İki zıt ucu kademelerle birbirine bağlayan köprüye koram denir. İki uç arasında bir düzen dahilinde geçiş sağlayan bu düzenleme yardımıyla anlamlı ve beğenilmesi kolay bir dizi ortaya çıkar. Eğer iki uç arasında ölçü farkı varsa, bir uçtan diğer uca doğru biçimler büyükten küçüğe doğru dizilmelidir. İki uç arasında doku farkı varsa, arasındaki her kademenin dokusu sırayı bozmayacak şekilde ara kademeler teşkil edecek şekilde olmalıdır. Eğer uçlar arasında değer farkı varsa, her bir kademedeki değerler azar azar açılarak yada koyulaşarak geçiş sağlanmalıdır. İki uç arasındaki fark renk farkı veya biçim farkı ise, yine aynı şekilde hareket edilir. O halde koramda hiç değişmeyen koşullar; iki uç arasındaki zıtlık ve uçlar arasındaki muntazam bir kademelenmedir. Tavalar Merkezsel korama örnek çiçek

21 Egemenlik: Bir tasarda kararlı bir dengenin bulunması için, bir tasarın değişik kısımlarının görsel algılamada oluşturduğu kuvvetli ve zayıf enerji bölgeleri arasında geçen mücadelenin, bu bölgelerden birinin üstünlüğü ile sonuçlanması gerekir. Bu sırada diğer bölgelere, diğer biçimlere veya diğer guruplara karşı üstünlük kurabilen biçim ya da küme egemen sayılır. Bu egemenlik tasarın ir bölgesi tarafından da ortaya konabilir. Egemenlik, ölçü, değer, doku, biçim renk vb. bakımlarından olabilir. Egemen olan öğe görsel alanda daha çok yer kaplar. Egemenliğin genel olarak zıtlıkla sağlandığı görülmektedir. İster ölçü, ister doku, isterse değer ya da renk bakımından olsun, her türlü egemenlikte bir zıtlık bulunur. Böylece bir biçim ya da biçimler grubu diğerine hâkim olabilir ve onu baskı altında tutabilir. Sidney tiyatrosu Dairelerin kareye egemenlikleri

22 Denge: Bir düzenlemedeki öğelerin biçim, renk, değer, doku, yön, aralık ve ölçüleri kendi aralarında bir karşılaştırma gerekliliği yaratırlar. Bu öğeler ortaya çıkan değerleri açısından tartıldıklarında genel bir denge duygusu vermeli, herhangi bir grup ağır basarak düzenlemenin ağırlık merkezini kendine çekmemelidir. Ağırlık merkezleri birden fazla olduğunda, her merkez güçlü olmalı ancak bu mücadelenin sonunda yine ağırlık merkezi düzenlemenin ortasında yakın bir yerinde kalabilmelidir. Eğer bir dengesizlik göze batıyorsa denge sağlanmamış demektir. Dengenin bozulduğu durumlarda dengeyi sağlayacak öğeler düzenlemeye eklenir ya da çıkartılır. Simetrik denge ve asimetrik denge olmak üzere iki türlü denge vardır. Simetrik denge; düşey veya eğik bir eksen üzerinde öğelerin aynen tekrar etmesinden oluşur. Tasarımda fazla ilgi uyandırmaz. Asimetrik denge; tasarımda farklı görsel ağırlıktaki öğelerin serbest tarzda yerleştirilmesiyle oluşturulur. Tasarımda ilgi çekiciliği, hareketliliği ve dinamizmi artırır. Denge Asimetrik ve simetrik denge ile kompozisyonlar

23 Birlik: Bir çalışama içinde birliği ya da bütünlüğü sağlamanın en temel yolu, kullanılan her öğenin bir diğeri ile ilgili olmasını sağlamaktır. Bu bir ölçüde diyalektik etkileşimdir. Tasarım içinde bütünlüğü sağladığımızda çalışma tamamlanmış izlenimi verir. Birliğin amacı, tasarımın okunurluğunu ve tutarlılığını sağlamaktır. Tasarımcı farklı öğeleri bir araya getirerek çalışmasını düzenlerken, birbiri ile ilgisiz karmaşalardan kaçınmalıdır. Burada önemli olan tasarımcının izleyiciyi nasıl yönlendireceğidir. Birlik ilkesi, öğelerin, ilkelerin ve malzemelerin bileşimini görmemize olanak tanır. Birlik görünmeyen bir yapıştırıcı gibidir; birlikteymiş gibi görünen ayrı parçaları bütünleştirir. Örneğin: modacı her elbisenin amacını, işlevini tamamlayan kumaşlar seçer. Ressamlar bir tabloda öğeleri düzenlerler; şekillerin ve dokuların çeşitliliğiyle karmaşık bir çalışma, sınırlı bir renk düzeniyle bütün haline getirilebilir. Bursa Yeşil Cami Kapı İşlemesi Henriy Matisse, The Dance

24 Yön: G erek çizgiler, gerekse iki ya da üç boyutlu cisimler konuları ile bir takım yönleri gösterirler. Bu yönlerden birbirine paralel olanlarla zıt olanların meydana getirdikleri etkiler başka başkadır. Yönlerin yatay ve düşey konumları arasında bir çok ara konumlar vardır. Yandaki şekilde bir yarım daire parçası 12 yöne ayrılmıştır. Bunlardan 1 ve 7 olan ile 8,3 ve 9,4 ve 10,5 ve 11,6 numaralı olanlar birbirlerine dik konumdadır. Bu gibi yönler birbirlerine tam zıt yani aykırı sayılırlar. Arlarındaki açı 90 derece olmayıp da yine de birbirlerine dik denecek durumda olan 4 ve 935 ve 12 gibi yönler de birbirine zıt yönde sayılırlar. Buna karşılık 1 ve 2,4 ve 5,9 ve 10 gibi birbirine yakın durumdaki olan yönler birbiriyle uygunluk halinde bulunurlar. Biri sağa diğeri sola yatık olan 2 ve 12 numaralı yönlerse birbirlerine uygun sayılır. Çünkü bu yönler arasında diklikten çok paralellik vardır. Yön çigileri Çöldeki aynı yöndeki kum izleri

25 BİRLİK VE SERAMİK SANATINDAKİ YERİ

26 Seramiğin tanımı: “ Seramik, geleneksel anlatım dili ile şu şekilde tanımlanır: Organik olmayan malzemelerin oluşturduğu bileşimlerin, çeşitli yöntemler ile şekil verildikten sonra, sırlanarak veya sırlanmayarak sertleşip dayanıklılık kazanmasına varacak kadar pişirilmesi bilim ve teknolojisidir” “Seramik türü ürünlere ismini veren tanımlama Yunanca’ dan gelmektedir. Şarap içilmesi gelenekleşmiş törenlerde ve şölenlerde, şarap ve büyük olasılıkla diğer başka içkiler, bardak yerine geçmekte olan şekillendirilmiş boynuz kaplardan içilmekteydi. Yunanca’ da boynuz sözcüğünün karşılığı olan kelime “keramos” olduğundan, keramoslar yerlerini seramik kaplara bıraktıktan sonra da, seramik kaplar bu adla anılmaya başlandı. Böylece seramik üreten çömlekçilere “kerameus”, bu çömlekçilerin eski Atina’da toplu olarak oturdukları bölgeye de “Keramikos” adı verildi. Çeşitli batı dillerinde az çok değiştirilerek aktarılan bu sözcük, Faransızca’da “Céramique”, İngilizce’de “Ceramic”, Rusça’da “Keramika” olarak yer almaktadır”

27 SERAMİK SANATININ SINIFLANDIRILMASI “Seramik; ihtiyaçtan doğan gereksinmeleri yerine getirecek ürünlerin yapımına yönelik endüstriyel anlamda ve salt estetik değerleri ifade eden sanatsal anlamda bir yaratma süreci alarak karşımıza çıkmaktadır” (Yardımcı, YL Tezi, 1993:3-4) Seramik sanatı gelişim sürecinde tarih boyunca farklı uygarlıklara ve değişen yaşam biçimlerine, farklı teknik ve estetik değerlere göre, değişik yönelimlere girerek günümüze kadar yaygınlaşarak ve gelişerek gelmiştir. Bugün çağın koşullarıyla ve düşünce yapısıyla yeniden biçimlenmekte ve kendi kimliğini oluşturmakta ve kazanmaktadır. Seramiklerin sınıflandırılmasında pek çok yaklaşım mümkündür. Günümüzde Seramik teknolojik olarak kimyasal bileşim, mineral içeriği, özellikleri, kullanım alanları gibi bir sınıflandırma yapılmaktayken, Seramik sanatı olarak ele aldığımızda Geleneksel ve Çağdaş olarak incelenir.

28 Geleneksel Seramik Sanatı: El sanatı da diyebileceğimiz geleneksel seramik sanatı, bulunduğu bölgenin kültürüne göre yapılan, başlangıcından bu yana temel olarak, genelde kullanıma yönelik yapılmış her tür eşyanın kilden sanatkârane şekillendirilip pişirilmesidir. Çağdaş Seramik Sanatı: Çağdaş seramik sanatı, el sanatı ve kullanıma açık kap olgusundan soyutlanabilen, bulunduğu çağa ait görsel sanat yapısını geleceğe de ışık tutabilecek şekilde evrimsel koşullarla ortaya koyabilen sanattır.

29 Ancak bu tez çalışması, Geleneksel ve Çağdaş seramik sanatını da içine alan Endüstriyel ve Sanat seramiği olarak ele aldığımız üretim yöntemlerine göre sınıflandırılmış örnekler altında incelenecektir. Endüstriyel Seramik: Endüstriyel yöntemlerle seri üretebilen, kullanıcı ve kullanıcı gruplarının fiziksel ve psikolojik gereksinmelerine uyum sağlayacak biçimde işlevsel olan ve aynı zamanda estetik değerlerin dengede bulunduğu ürünler ve bu ürünleri tasarlayan bir sanattır (Yardımcı, YL Tezi, 1993: 4). Endüstriyel Seramik Sanatı, ihtiyaca dönük işlevlere hizmet eden, tamamen seri üretime yönelik, piyasa koşulları içinde gerçekleşen bir alandır. Sanat Seramiği: Endüstriyel yöntemlerle de şekillendirilebilen ancak seri üretilmeyen, işlevsel de olabilen, toplumların duyarlılığını, kültürel düzeyleri, dinsel inanç ve davranışlarını, toplum için ilişkileri, özetle güncel yaşamları yansıtmanın ötesinde, seramik malzemenin tüm verileriyle değerlendirilerek; bugünkü anlamıyla salt estetik ve özgün yaratıcılığı ifade etme biçimidir (Yardımcı, YL Tezi, 1993: 4).

30 Birliğin Tanımı ve Çeşitleri Cisimlerin ve ya yapıların bir araya gelerek dengeli bir bütün meydana getirmeleriyle birlik doğar. Birbirine zıt olan parçalar dahil birlik meydana getirilirken bir uyuşma ve düzen içinde olmalıdırlar. Bütün canlılar, birlik için bir örnek olabilir. Örneğin: Şekli amacı, görevi, çalışma tarzı, özellikleri farklı olan pek çok organ bir arada ve aynı amaç için çalışarak insan vücudunu meydana getirirler. Makinaları da birliğe örnek gösterebiliriz. İnsan vücudu iç organları

31 Birliğin meydana gelebilmesi için önce denge lazımdır. Dengesiz birlik olamaz. Birliğe genel olarak üç yoldan gidilir. -uygunluk yolu -egemenlik ve değişkenlik yolu -zıtlık yolu Uygunluk yolunda tekrar, aralıklı tekrar, uygunluk ve koram ilkeleri uygulanır. Zıtlık yolunda zıtlık ilkesi uygulanır. Egemenlik ve değişkenlik yolu ise, diğer yolların devamında ayrı bir uğrak olduğu için ister uygunluk yolundan gidilsin, ister zıtlık yolundan gidilsin; bu yolda, diğer yollarda uygulanan ilkelerin yanı sıra egemenlik ve koram ilkeleri uygulanır. Koramda bir uç diğer uca göre egemen olduğu için aslında koram içinde egemenlikte mevcuttur. Egemenlik ve değişkenlik yoluna eğer uygunluk yolundan gelinmişse, bu yolda zıtlık sağlayan ilkeler ek olarak kullanılır. Eğer bu yola, zıtlık yolundan gelinmişse ek olarak kullanılacak ilkeler uygunluk sağlayan ilkeler olmalıdır. Konunun özelliği hangi yoldan gidilmesi gerektiğini ortaya koyar. Kullanılacak hacimlerin sayısı, ölçüleri ve mekanlardan beklenen uygunluk, zıtlık y da egemenlik tesirleri bu konuda bize bu yollardan hangisini seçmemiz gerektiğini işaret eder.

32 Hamiye Çolakoğlu, Hayat Ağacı, zıtlık ve yön ile oluşturulmuş birlik.

33 Zehra Çobanlı, Laleler, merkezsel tekrar ile oluşturulmuş birlik.

34 İsmail Yardımcı, Sagar, denge, yön ve doku ile oluşturulmuş birlik

35 Buket Acartürk, Kepler, tekrar ile oluşturulmuş birlik

36 Seramik vazolar, yüzeydeki dekor ile oluşturulmuş birlik

37 Nest, Karen Swyler, merkezsel koram ile oluşturulmuş birlik

38 Porselen takım, uygunluk ve dekor ile oluşturulmuş birlik

39 Seramik banyo, yineleme ve renklerin zıtlığı ile oluşturulmuş birlik

40 Kaynakça GÜNGÖR, İ.H. (1972), “Temel Tasar (Basic Design)”, (1), İstanbul. ARCASOY, A. (1983), “Seramik Teknolojisi”, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Anasanat Dalı Yayınları, No: 2, İstanbul. ÖZTUNA, H.Y. (2008), “Görsel İletişimde Temel Tasarım”, (2), Tibyan Yayıncılık,İstanbul. YARDIMCI, İ. (1993), “Anadolu’da Başlangıcından Günümüze Seramik-MetalTeknik ve Biçim Etkileşimleri”, (YL), Eskişehir. (http://www.kemaluludag.com/kimliksorunu.asp).


"TASARIM İLKELERİ ve SERAMİK SANATINDAKİ YERİ. Tasarım: Bir projenin veya eserin düşünülen ilk hali olarak tanımlanabilir. Tasarım kavramı, “bir yapı ya." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları