Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

PULPA VE SEMENT. PULPA  Pulpa, dişin en içteki dokusudur  Dişin pulpası tüm komponentleri ile bir bağdokusudur.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "PULPA VE SEMENT. PULPA  Pulpa, dişin en içteki dokusudur  Dişin pulpası tüm komponentleri ile bir bağdokusudur."— Sunum transkripti:

1 PULPA VE SEMENT

2 PULPA  Pulpa, dişin en içteki dokusudur  Dişin pulpası tüm komponentleri ile bir bağdokusudur

3  Diş dokuları içinde kan dolaşımı yalnız pulpada bulunur

4  Pulpa kütlesi dişin pulpa odasında bulunur  Pulpa odasının şekli dişin şekli ile uyuşur ve her diş için özelleşir

5  Pulpa yapısı yaşla değişim gösterir  Çok sayıda nörovasküler yığınlar görülür

6 Pulpa anatomisi  Coronal pulpa  kök kanalı pulpası  apikal pulpa olarak 3 bölüme ayrılır

7 0  Coronal pulpa dişin kronunda lokalizedir  Posterior dişlerin tüberküllerinde coronal pulpanın küçük uzantıları pulpa boynuzlarını oluşturur  Pulpa boynuzları anterior dişlerde bulunmaz

8  Kök pulpası yada radicular pulpa dişin kök bölgesinde lokalizedir  Radicular pulpa dişin servikal kısmından apexine kadar uzanan kısmı oluşturur

9  Pulpa apexte sementi geçerek periodontal bağ dokusuna ulaşır,geçişin olduğu bu bölgeye apikal foramen adı verilir  Bazı dişlerde tek bir apikal foramen yerine apexte birkaç tane kısa kanal ile pulpa bağ dokusu ile periodontal bağ dokusu birbirine karışırlar.Yapıya apikal delta adı verilir  Apikal foramen dişin en son oluşan kısmıdır. Çünkü dişin erüpsiyonundan sonra oluşur.

10  Bazen pulpa bağ dokusu apikal foramenin dışında bir yan kanalla periodontal bağ dokusuna geçiş yapar. Bunlara accessory kanallar adı verilir. Accessory kanallar bazen kök yan yüzeylerinde lokalize olduklarından ‘lateral kanal’ olarak da adlandırılırlar  Köklerinde sayı anomalisi olan dişler ile süt azılarının bazılarında pulpo-periodontal kanal adı verilen kanallara da rastlanmaktadır. Bu kanallarda pulpa-periodonsiyum ilişkisini sağlamaktadır

11 PULPANIN YAPISI  Pulpa dokusunun mikroskobik gözleminde periferden merkeze doğru 4 bölge belirlenir  1. Odontoblastlar Tabakası : Bu zon pulpa dış duvarında uzanır. Periferde, hemen dentin ve predentin tabakasının altında odontoblastların hücre gövdelerinin bir tabakasını içerir. Odontoblastlar pulpa dış duvarı boyunca sekonder dentin veya tersiyer dentin oluşumunu gerçekleştirir Bu zon pulpa dış duvarında uzanır. Periferde, hemen dentin ve predentin tabakasının altında odontoblastların hücre gövdelerinin bir tabakasını içerir. Odontoblastlar pulpa dış duvarı boyunca sekonder dentin veya tersiyer dentin oluşumunu gerçekleştirir

12  2. Weil Tabakası (Hücresiz tabaka) :  Odontoblastlar tabakası altında, hücresiz bir bölge bulunur. “Weil tabakası” adı verilen bu bölgede odontoblastlara kadar ulaşabilen sinir lifleri vardır. Bu sinir lifleri Schwann kılıfını kaybetmiş ve miyelinsiz sinir aksonlarıdır

13  3. Raschkow Sinir Pleksusu:  Subodontoblastik alanda “Raschkow sinir pleksusu” adı verilen sinir liflerinden oluşmuş bir ağ vardır

14  4. Pulpa Bağ dokusu:  Pulpa odasında bağdokusu hücreleri, esas madde, kollagen lifler, damarlar ve sinirler bulunur  Pulpa dokusu genellikle pulpa bağ dokusunun elemanlarına göre incelenir

15  Pulpanın Hücreleri :  Pulpanın tüm hücreleri mezenkimal bağdokusu içindeki ilkel mezenkim hücrelerinden gelişirler  Pulpa içinde pulpaya özgü olan hücreler odontoblast hücreleridir. Odontoblastlar ileri derecede histodiferansiyasyon göstermişlerdir  Pulpanın diğer hücreleri, organizmanın herhangi bir yerinde de rastlanılabilen bağdokusu hücreleridir

16

17  Odontoblastlar:  Odontoblastlar unipolar hücreler (tek yönlü fonksiyon gösterebilen hücreler) olup ileri derecede histodiferansiyasyona uğramışlardır  Odontoblast hücreleri kron pulpasında uzun silindirik hücrelerdir. Ancak, kök pulpasının orta bölümünde, uzun silindirik özelliklerini kaybetmeye ve kübik şekil almaya başlarlar. Apikal pulpada odontoblastlar yassı bir görünümde olup, fibroblast hücrelerine benzerler

18  Kron pulpasındaki silindirik odontoblastlar histodifferansiyasyon un en ileri aşamasına ulaşmış hücreler olup, düzenli kanal taşıyan dentin dokusu yaparlar

19  Apikal bölgeye yakın, fibroblasta benzeyen odontoblastlar ise, iyi gelişmediklerinden (iyi histodifferansiyasyon göstermemiş olduklarından) bu hücrelerin yaptıkları dentin dokusu daha az sayıda kanal taşır. Bu apikal odontoblastların yaptıkları apikal dentin, daha çok amorf dentin özelliğindedir  Bazı araştırıcılara göre ise apikal bölgede odontoblast hücrelerinden söz etmek yanlıştır. Burada bulunan hücreler fibroblastlara benzeyen ve mineralize olabilecek doku salgılayabilen bağdokusu hücreleridir. Hatta, yeni araştırmalar bu bölgede salgılanan sert dokunun, dentinden daha çok sement-dentin karışımı bir sert dokuya benzediğini bildirmektedir

20  Odontoblast hücreleri granüler tipte endoplazmatik retikulumdan zengindirler. Bol ribozom ve RNA taşırlar. Hücre içinde bol veziküller vardır. Ayrıca hücrenin Golgi aygıtı da iyi gelişmiştir  Hücrenin ultrastrüktürel özelikleri kollagen sentezinde aktif olduğunu vurgulamaktadır. Hücrenin protoplazmik uzantısı dentin kanalı içinde uzanmıştır. Hücre bu uzantısı üzerinden dentin dokusu ile iyon ve bazı diğer maddelerin alışverişini yürütür  Son yıllara kadar pulpa çevresinde yalnızca, tek sıra halinde odontoblast hücrelerinin bir tabaka oluşturduğu ileri sürülmüştür. Zamanımızda ise odontoblastların en az iki sıra olduğu elektron mikroskobu ile kanıtlanmıştır

21  Bu iki sıra odontoblast hücrelerinin arasında ufak ayrıcalıklar vardır  Dentine komşu olan periferik sıradaki odontoblastlar dentin yapımında aktif olan odontoblast hücreleridir. Bu tabakadaki odontoblastlara “aktif odontoblastlar” adı verilir. Aktif odontoblastlar hücre organellerinden zengindirler. Özellikle, bu hücrelerin sitoplazması içinde yaygın granüler tipte endoplazmatik retikulum vardır. Bu hücreler kollagen sentezi ve dentinoid doku yapımında aktif olan hücrelerdir. Protoplazmik uzantıları dentin kanalı boyunca uzanmaktadır

22

23  Pulpaya komşu olan ilk sıradaki odontoblastlar ise, aktif odontoblastlara oranla, granüler tipte endoplazmatik retikulumdan daha fakirdirler. Bu tabaka hücrelerine, dentin yapımından aktif olmadıklarından “inaktif odontoblastlar” adı verilir  Aktif ve inaktif odontoblastlar arasında da, kendi aralarında olduğu gibi, hücreler arası bağlantılar vardır. Bu hücreler arası bağlantılar çoğunluğu zonula okludens (hücre membran dış yapraklarının birbirine kaynaşması şeklinde) türündedir  Hücreler arası makula aderens, zonula aderens türünde daha az rastlanılan başka tip değinim noktaları da vardır. Hücreler arası ilişki çoğunlukla membran kaynaşması şeklinde olduğundan hücrelerin arasında madde alışverişi kolayca gerçekleşebilmektedir

24  İnaktif odontoblastların işlevliği kesinlikle aydınlatılamamıştır. Ancak bazı araştırmacılar, aktif odontoblastlar zarara uğradıklarında, inaktiflerin onların görevini, yani dentin yapımı görevini üstlendiklerini ileri sürmektedir  Aktif odontoblastların uzantısında herhangi bir uyarının oluşturduğu animal elektrik potansiyelinin, membran kaynaşması olduğundan inaktif odontoblast hücresinin membranına da atladığı ve bu inaktif odontoblast hücrelerinin hücre membranı üzerinde saklanan schwann kılıfı taşımayan myelinsiz sinir liflerine kadar ulaştığı, bazı araştırmacılar tarafından bildirilmektedir

25  Pulpa Bağdokusunun Hücreleri :  Odontoblastların dışında pulpada bulunan hücreler; bağdokusunun temel hücresi olan fibroblastlar, fibrositler ve bağdokusunun korunma hücreleridir  Fibroblastlar :  Bağdokusunun esas elemanı olan bu hücreler kollagen lifciklerinin ve esasmaddenin yapımından sorumlu hücrelerdir. Granüler tipte endoplazmatik retikulumları çok gelişmiş olup stoplazmaları fazla sayıda vezikül taşır

26

27  Fibrositler :  Fibroblastların kollagen sentezinde aktif olma özellikleri kaybolduğundan, bu hücrelerin granüler tipte endoplazmatik retikulumları da yaygın görünümlerini kaybederler; bu tür değişim göstermiş fibroblastlara “fibrositler” denilir. Yaşın ilerlemesiyle diş pulpasında fibrositlerin fibroblastlara oranı artar  Pulpanın Korunma Hücreleri :  Pulpanın korunma hücrelerinin başında makrofaj karakterindeki histiositler gelir. “Maximow hücreleri” ya da “dinlenme halindeki gezginci hücreler” adı da verilen pulpa makrofajları, kapilerlere yakın yerlerde bulunurlar. İltihap olayı başladığında amiboit hareketlerle reaksiyon bölgesine ulaşırlar ve fagositoz yaparlar. Pulpada histiositlerden başka plazmosit (immunosit), lenfosit ve bazı araştırıcılara göre mast hücreleri bulunur

28  İndifferansiye Mezenkim Hücreleri:  Pulpa dokusu içinde embriyonal dönemden arta kalmış indifferansiye mezenkimal bağdokusu hücreleri de vardır. Bu ilkel mezenkim hücreleri yüksek değişim potansiyeline sahiptirler  Pulpa dokusunda bazı hücreler, örneğin odontoblastlar herhangi bir nedenle zarara uğramışlarsa bu ilkel mezenkim hücreleri histodifferansiyasyona uğrayıp, zarara uğrayan hücrenin yerine geçerler ve onun fonksiyonlarını üzerlerine alırlar

29  Pulpada Hücrelerarası Madde :  Pulpada hücrelerarası madde bağdokusu esasmaddesi olup, glikoprotein ve asit mukopolisakkaritler kompleksidir  Asit mukopolisakkaritler, hiyalurinik asit ile kondroitin sülfatın glikozaminoglukanıdır. Pulpa aramaddesi organizmanın herhangi bir yerindeki bağdokusu aramaddesinden pek bir ayrıcalık göstermez

30  Pulpada Lifler:  Pulpada aramade içinde serbest seyreden kollagen ve prekollagen (argirofili) lifler vardır. Bu kollagen lifler apekse yakın bölgelerde daha yoğun olup, krona doğru yoğunluklarında bir azalma gösterirler. Pulpada kollagen lif oranı yaşın ilerlemesiyle artar  Prekollagen (argirofil) ve kollagen liflerden oluşan bir grup lif demeti, odontoblast hücreleri arasından predentine kadar ulaşırlar. Düzenli seyreden bu liflere “Von Korff Lifleri” denir  Pulpa aramaddesi içinde kesinlikle elastik lif bulunmaz. Ancak geniş damarların çevresinde çok az oranda elastik lif vardır

31   A. Venül   B. Kapiller   C. Nervüs   D. Kollagen lifler   Pulpada görülen hücrelerin çoğu fibroblstlardır.Kollege n liflere ilaveten (D) çok sayıda kolegen fibriller de görülür

32  Pulpanın Damarları :  Apeksden 3-4 arteriol olarak pulpaya giren pulpa damarları, kökte çevreye yan dallar verip, pulpa odasına ulaşırlar  Pulpa odasında özellikle subodontoblastik alanda (odontoblastlar tabakasının altında) bir kapiller ağı yaparak, gene 3-4 venül olarak geri döner ve apeksten pulpayı terk ederler

33

34

35

36  Dişleri besleyen arterler kökenlerini Arteria Carotis Ekterna’nın uç dalı olan A. Maxillaris’den alırlar. Üst çenenin azı ve küçükazı dişlerine arteria alveolaris superior posteriorden gelen plexus dentalis, kanin ve keser dişlere ise arteria maxillaris’in uç dalı arteria infraorbitalis’in canalis alveolaris superior anterior içinde oluşturduğu damar ağı arteriyel kanı yollar  Alt çene dişlerine arteria maxillaris’in yan dalı olan arteria alveolaris inferior’den kökünü alan rami dentales ulaşır

37  Arterioller :  Arterioller çeperlerinde 3-4 sıra düz kas hücre tabakası taşırlar. Ayrıca arterioller çevresinde adventisia hücreleri de vardır  Arteriollerin çapları 50  kadardır. Arterioller “metaarteriol” ya da “prekapiller” adı verilen ve kas tabakası çok zayıf olan dallara uyarılırlar. Bu prekapillerler de kapillerlere dallanırlar

38

39  Kapillerler:  Pulpa hücreleri ile dolaşım arasındaki madde alışverişi kapiller düzeyinde olur. Kapillerler endotel hücrelerinin halka yapmalarıyla oluşmuşlardır. Çapları ortalama 8  dur  Endotel hücrelerinin dışında (endotel hücrelerinin üzerinde) perisit hücreleri vardır. Bu perisit hücreleri kapillerin kontraksiyonunu ve dilatasyonunu (kapillerlelerin daratılması ve genleşmesini) sağlayan hücreledir. Kapillerin çaplarına göre endotel duvarları çok incedir, bu damarların fazla fenetrasyon yaptığını gösterir

40  Venüller :  Venüller çok ince cidarlıdırlar. Bu nedenle histolojik preparatlarda daire şeklinde gözükmeyip, yassılmış olarak izlenirler  Üst ve alt çene dişlerinin venleri, dişlere gelen arterlere eşlik edip bir taraftan vena faciallis’e, diğer taraftan da plexus pterygoideus’a dökülürler

41

42  Pulpada Lenf Sistemi :  Pulpada lenf sisteminin varlığı uzun yıllardan beri tartışmalıdır. Bazı araştırıcılar; periodontal lenf damarlarına karışan bir lenf damar sisteminden söz ederlerken, bu görüşe karşıt olan araştırıcılar ise pulpa iltihaplarının rejyonal lenf bezlerinde hiçbir değişikliğine neden olmadığını ve bunun da lenf sisteminin bulunmadığının bir kanıtı olduğunu söylemektedirler  Ancak, son yıllarda pulpada kan plazmasından daha az protein taşıyan ekstravasküler ve ekstrasellüler bir doku sıvısı saptanmıştır  Bunun yanı sıra günümüzde pulpada aramadde içinde, lenf damarı olmaksızın bir lenf akım yolu olduğu ileri sürülmektedir

43  Pulpanın Sinirleri :  Pulpada otonom sinir sisteminin milyelinsiz sinir lifleri ve sensitif (duysal) sinir lifleri olmak üzere iki tip sinir vardır  Dişlerin duysal sinirleri nervus trigeminus’dan gelirler. Üst çenede nervus maxillaris’in rami alveolaris superior posterior’ü azılara, nervus infraobtitalis’in rami alveolaris süperior medius’u küçük azılarla kanine, rami alveolaris superior anterior ise keser dişlere ulaşırlar  Alt çene dişlerinin duysal sinirleri ise nervus mandibularis’in nervus alveolaris inferior’ünden gelirler

44  Otonom Sinir Sisteminin Miyelinsiz Sinir Lifleri :  Bu sinir lifleri damarların kontraksiyonunu ve dilatasyonunu (daralması ve genişlemesini) sağlayan sinir lifleridir  Sensitif Sinir Lifleri (Duysal Sinir Lifleri) :  Kan damarlarına paralel olarak apeksden girerler. Apikal pulpada kök kanalı boyunca bu sinir lifleri genellikle schwann kılıfı ve miyelin kılıfı taşırlar. Aynı bölgede bazı sinir lifleri ise yalnızca Schwann kılıfı ile sarılıdır

45  Subodontoblastik alanda (odontoblast tabakası altında) sinirler yalnızca milyelin kılıfı taşımakta olup, bir pleksus oluştururlar. Bu sinir ağına “Raschkow sinir pleksusu” adı verilir  Raschkow sinir pleksusunu oluşturan sinir liflerinin bazıları miyelin kılıflarını da kaybederler ve çıplak aksonlar olarak odontoblastların hücre membranlarında sonlanırlar. Bazıları ise odontoblastların arasından predentin ve dentin kanalları içine kadar ilerlerler. Duysal sinir liflerinin dentin kanalları içinde asetilkolini yıkan bir enzimin bulunması doğrulanmaktadır

46 PULPANIN FONKSİYONLARI  Pulpanın başlıca 4 fonksiyonu vardır  1. Nutritif Fonksiyon: (Dişi besleme fonksiyonu) Pulpa kan dolaşımından zengin olduğu için çeşitli maddelerin transportuna (taşınımına) olanak sağlar  Özellikle dolaşımı olmayan dentin dokusuna bazı maddelerin ve iyonların geçişi pulpa üzerinden olmaktadır

47  2. Formatif Fonksiyon: (Pulpa gevşek bağ dokusunun fibröz ve selüler elementlerini içeren mezoderm orijinli bir dokudur). Primer fonksiyonu dentin yapımıdır

48  3. Sensitif Fonksiyon: (Duysal Fonksiyon)  Pulpa bağdokusu içinde sinirler bulunduğundan, dişin sağlığını tehlikeye düşüren bir olay karşısında, pulpa dokusu aracılığı ile kişi ağrı duyar ve olaydan korteks haber almış olur

49  4. Defensif Fonksiyon: (Koruyucu Fonksiyon)  Pulpanın zararlı etkenlere karşı, dişi iki türlü koruması vardır  Zararlı etkenin şiddetinin az olduğu, ve odontoblast hücrelerinin güçlü olduğu durumlarda, zararlı etkenin etki yaptığı bölgede bir sekonder dentin oluşur  Zararlı etkenin çok şiddetli olduğu ve odontoblast hücrelerinin güçlerinin zayıf olduğu durumlarda ise, pulpa dokusu kendini bir sekonder dentin yapımıyla koruyamaz, bu durumlarda pulpa dokusu içinde iltihap olayı (aktif bir korunma reaksiyonu) başlar.

50  Pulpada oluşan regresif değişiklikler:  Pulpa taşları: Normal ve sağlam dişlerde bulunduğu gibi sürmemiş dişlerde de görülebilir. Diğer adı dentikel’dir. Bu oluşumlar pulpada meydana gelen lokal dejeneratif değişiklikler veya bazı embriyolojik sebeplere bağlı olabilir.  Dentikeller 3’e ayrılırlar:  Hakiki dentikel  Yalancı dentikel  Diffüz kalsifikasyon

51  a) Hakiki dentikel: Apikal foramene yakındır, dentinal tracesi görülür, oluşumunda HEK’nin herhangi bir şekilde pulpa içerisinde kalması ve hücrelerin pulpada dentin oluşumu için gerekli endikasyonu meydana getirdiği söylenir.

52  Serbest hakiki dentikel  Hakiki dentikel sıklıkla odontoplast ve predentin tabakasına sahiptir

53  Serbest hakiki dentikel

54  b) Yalancı dentikel: Normal dentin yapısı göstermez, konsantrik tabakalar halinde dizilmiş kalsifiye olmuşlardır  Bu tabakaların merkezinde genelde nekrotik hücre kalıntıları ve kalsifiye hücreler bulunur, kan damarları içerisindeki bir trombusun kalsifikasyonu bu tip dentikel oluşumunda bir odak teşkil eder  Çekirdek bir kez oluştuktan sonra etrafına tabakalar halinde kalsiyum çökelir. Bu tip dentikel etrafındaki pulpa dokusu normal görünümdedir  Pulpa hücreleri ve hücreler arası sıvıda patolojik değişimler yoktur. Bazen tüm pulpa odasını kaplayabilirler. Yaşla büyüklük ve sayıları artar  D vitamininin yüksek dozda kullanımı oluşumunda rol oynayabilir.

55  Yalancı dentikel  Yalancı dentikel amorf bir görünüme sahip olup mineralize yapıdadır

56  Yalancı dentikel

57  c) Diffüz kalsifikasyon: İrregüler kalsifik birikmeler pulpa damarları boyunca kollojen lifleri takiben oluşur  Pulpadaki hiyalin dejenerasyonunun tabii bir sonucudur  Diffüz kalsifikasyon genelde kök kanalında görülüp kronal pulpada nadirdir. Özel bir yapı göstermez. İlerleyen yaş neden olarak gösterilebilir

58  Diffüz kalsifikasyon  Pulpal kan damarlarına bitişik olarak küçük amorf mineralizasyon vardır

59  Diffüz pulpa kalsifikasyonu

60

61  Pulpa dokusu oldukça fibrözdür

62

63

64  Pulpa taşları yalnız yapılarına göre değil, dentinal duvara olan konumlarına göre de ayrılır: Serbest dentikeller tamamen pulpa dokusuyla sarılıdır. Bağlı dentikeller kısmen de olsa dentinle kaynaşmışlardır, Gömülü dentikeller; normal dentin teşekkülüyle zarf gibi sarılmışlardır  Pulpa fibrozisi: İlerleyen yaşla pulpanın hücresel elementlerinde azalma, fibrotik elemetlerinde artış olmasıdır

65

66

67

68 SEMENT DOKUSU  Sement dişlerin anatomik kökünü saran, mezoderm orijinli ve dişe göre modifiye olmuş, kompakt kemiğe benzer bir dokudur  Sement dokusunda kemik dokusundan farklı olarak kan dolaşımı yoktur

69  Sement dokusunun dağılımı ve kalınlığı kökün çeşitli yerlerinde birbirinden çok farklı olabilir. Ayrıca yaşın ilerlemesiyle de sement dokusu kalınlaşır  Sementin kalınlığı mine sement sınırından genellikle  olup, 70 yaş dolaylarında 130  a kadar ulaşır. Apekse doğru ise, sement kalınlığı gençlerde  kadardır. Yaşlılarda ise, aynı bölgedeki sementin kalınlığı 3 katına erişmiş olabilir

70  Dişlerin koleleri hizasında sement ile mine (kökü örten ve kronu örten bu iki sert doku) birbiriyle karşılaşırlar  %30 vak’ada mine ve sement değinim halindedirler

71  Sement mine birleşim bölgesi

72  %60 olguda sement bir miktar mine üzerine taşmıştır Mine üstünde sement

73  %10 olguda ise mine-sement değiniminde bulunmayıp, kolede dentin dokusu açık kalmıştır. Bu vak’alarda “kole duyarlılığı” söz konusu olabilmektedir  Sementin sertlik derecese kemikten fazla, ancak tüm diğer diş sert dokularından (mine ve dentinden) daha azdır

74

75 SEMENTİN YAPISI  Sementin dokusunun %65’ini inorganik, %23’ünü organik elemanlar, geriye kalan %12’sini ise su oluşturur  İnorganik Yapı:  Dokunun %65’ini oluşturan inorganik yapının büyük bir çoğunluğu kalsiyumhidroksiapatit yapısındaki kalsiyumfosfat tuzlarıdır  Ayrıca taze sement dokusunda bazen amorf mineraller de bulunur. Bunların dışında dokuda eser elementler de vardır. Özelikle en dış tabakalarda eser elementlerden flor fazla oranda bulunmaktadır  Organik Yapı:  Dokunun %23’ünü oluşturan organik yapıda, %90 oranında kollojen lifler bulunur. Kollojenlerin dışında gilikoprotein ve mukopolisakkarit kompleksleri de vardır

76

77 SEMENT DOKUSUNUN TÜRLERİ  Dişlerde başlıca hücresiz ve hücreli olmak üzere iki tür sement izlenir  Hücresiz sement, dişin tüm anatomik kökünü saran sementtir. Hücresiz semente, lifli sement ya da primer sement adı da verilir  Hücreli sement ise dişlerin genellikle apikal 1/2 ya da 1/3 köklerinde ve bifürkasyon bölgelerinde, hücresiz sement üzerinde çökelmiş olarak bulur  Hücreli semente osteosement ya da sekonder sement adı da verilir

78  Hücresiz Sement (Lifli Sement, Primer Sement) :  İlk olarak kök dentini üzerine 10  kalınlığında mineral oranı, organik yapı oranından çok fazla bir sement çökelir  Bu olayın ardından sement ritmik şekilde çökelmeye devam eder ve lameller oluşur  Bu lamellerin arasında gelişim çizgileri ya da dinlenme çizgileri (resting line) adı verilen, lameller arası tabakalar ortaya çıkar. Bu ara tabakalarda mineral ve aramadde oranı fazla olup kollagen lifler azdır.

79  Hücresiz sement

80  Hücresiz sementte organik yapının elemanı olan kollagen lifler sementoblast hücrelerinin yapımıdırlar  Bu lifler kök yüzeyine paralel dizilmişlerdir. Ancak, bu sement içinde, periodontal aralıktaki kollagen liflerin de kök yüzeyine dikey gelecek şekilde gömüldüğü görülür  Bu kollagen liflerin sement dokusu içinde gömülü oldukları kısma “Sharpey lifleri” denir. Bu lifler, bir uçlarıyla kemiğe diğer uçlarıyla semente gömülerek dişi alveol kemiğine mekanik olarak bağlarlar. Bu lifler periodontal aralıktaki fibroblastların ürünüdürler.

81  Dişi alveol kemiğine mekanik olarak bağlayan liflere “periodontal lifler” ya da “periodontal ligamanlar” adı verilir. Periodontal lifler sement içine gömüldüklerinde tüm sement kalınlığı boyunca devam ederler ve sement dokusu içindeki kısmı “Sharpey lifleri” adını alan bu kollagen lifler, sement dokusunun kollagenleriyle karışırlar  Hücresiz sement üzerinde 3-5  kalınlığında henüz mineralize olmamış bir taze sement; presement vardır. Bu presement ile sement dokusu arasında kesin bir sınır izlenebilir

82  A. Sementum  B. Sementoid  C. Perisementum  D. Osteoid  E. Endosteum

83  Hücresiz sement (A) ve hücreli sement (B)’in histolojik özellikleri  1. Dentin   kalınlığında ilk çökelen sement  3. Dinlenme çizgisi  4. Sharpey lifi  5. Sementoblast  6. Sementosit  7. periodontal aralık..

84  Hücreli Sement (Osteosement, Sekonder Sement) :  Hücreli sementin lamelli bir yapısı vardır. Lamelli yapı içinde lakünler görülür. Bu lakünlerin içinde sement hücreleri “sementositler” bulunmaktadır  Bazen lakün duvarı ile sementosit arasında mineralize olmamış kollagenler de vardır  Lakünlerin arasında onları bağlayan kanalikuller içinde de sementositlerin protoplazmik uzantıları vardır  Sement hücrelerinin protoplazmik uzantıları periodontal aralığa doğrudur.

85

86  Sementosit

87  Bu uzantılar kan dolaşımından zengin olan periodontal ortamdan diffüzyon yolu ile madde alırlar ve birbirleriyle anoastomoz yaptıklarından maddeleri daha derin tabakalardaki hücrelere kadar iletebilirler  Sementin beslenmesi periodonsiyumdaki kan damaları aracılığı ile olur. Derin tabaklardaki sementositlerde hücre organelleri azalır. 60  dan derin tabakalarda, hücrelerin büyük bir olasılıkla iyi beslenmemeye bağlı olarak yozlaştığı (clumping ve vezikülasyon) izlenilmektedir  Hücreli sement hücresiz semente oranla daha hızlı gelişir. Bu nedenle dinlenme çizgilerinin arası ve en dıştaki yeni sement (presement) tabakası geniştir

88  Hücreli sementte de kolagen lifler vardır. Bunlar dokunun her tür kuvvet karşısında direnebileceği bir sistem içinde seyrederler. Sharpey lifleri, hücreli sement içinde de bulunur, bu lifler hücreli sement ve onun altındaki hücresiz sement tabakasının tümüne gömülüdürler. Sharpey liflerinin ortası mineralize olmamış ve düzensiz seyreden liflerden, çevresi ise, mineralize tabakalardan oluşur  Hücreli ve hücresiz sement yüzeyinin üzerinde yaygın olarak sementoblastlar bulunurlar. Bu hücreler gereğinde sement yapımını üstlenirler

89 SEMENTİN FONKSİYONLARI  Sementin çok çeşitli fonksiyonları vardır:  1. Dişin tutucu aygıtının bir ünitesi olarak, dişi alveol kemiğine bağlayan periodontal ligmentlerin dişe tutunmalarını sağlar. Periodontal ligamentin bir ucu tümüyle sement dokusu içine gömülüdür. Bu gömülü kısım “Sharpey lifi”dir  2. Oklüzal abrazyonda (çiğneyici yüz aşınmasında) ya da antagonisti ile değinimini kaybetmiş dişlerde apikal bölgede gelişerek diş boyunu telafi eder, bu fonksiyona “kompanzasyon fonksiyonu” denir. Bu olay “dişlerin pasif sürmesi” de denilir

90  3. Sement dokusu gelişimi ile sürekli olarak “dişin oklüzo-mezial sürmesi”ni yönetir  4. Sement dokusu, kendi ya da komşu dokularından birinde herhangi bir nedenle süreklilik bozulursa, o bölgeyi yeni sement yapımıyla onarır. Bu fonksiyonuna “onarım fonksiyonu” adı verilir.

91

92 Sementin onarım fonksiyonu başlıca aşağıda belirtilen şu durumlarda ortaya çıkar  a. Süt dişlerinin fizyolojik kök rezorpsiyonu sırasında, rezorpsiyon ataklarının arasında, bir presement çökelmesiyle rezorpsiyon alanı kısmen doldurulmaya çalışılır. Ancak; süt dişlerinin kök rezorpsiyonu fizyolojik bir olay olduğundan; rezorpsiyon atakları sırasında rezorbe edilen dokunun oranı, onarım için çökelen presement dokusundan daha fazladır. Bu nedenle sonuçta süt dişinin kökü tümüyle rozorbe olur  b. Herhangi bir stres ya da iltihap nedeniyle kemikte rezorpsiyon olursa, periodontal aralığın genişliğinin değişmez tutulabilmesi için, o bölgedeki sement dokusunda bir sement appozisyonu olur

93  c. Herhangi bir stres ya da iltihap nedeniyle diş dokularında sement ve dentinde bir rezorpsiyon olursa, bu doku kaybı sement tarafından iki türlü onarılabilir. Bu onarım; anatomik onarım ya da fonksiyonel onarım şeklindedir  d. Kök kırıklarında iki kırık parça, pulpa canlı olsun ya da olmasın sement oluşumu ile birbirine kaynar

94 HİPERSEMENTOZİSLER  Sement dokusunun alışagelmiş dışında kalınlaşmasına “hipersementozis” adı verilir. Hipersementozislere bütün dişlerde, tek dişte ya da tek bir dişin belirli bir bölümünde rastlanılabilir. Hipersementozis yaygın, dairesel (çepeçevre) ya da yerel olabilir  Bir dişin aşırı kullanımına bağlı olarak gelişen hipersementozislere “sement hipertrofisi” adı verilir. Fonksiyonsuz dişlerde ya da aşırı bir kullanımı söz konusu olmayan dişlerde görülen, sementin aşırı gelişimine ise “sement hiperplazisi” adı verilir

95  Hipersementozis

96  Çeşitli vakalarda, çeşitli türde hipersementozlarda karşılaşılabilir. Mine incilerinin çevresinde gelişen hipersementozlar vardır. Bu hipersementoz kitlelerinin içinde epitel artıklarını andırır kalsifiye olmamış adacıklara rastlanılır. Bunlar lokalize (yerel) hipersementozlardır  Kronik apikal ve periodontal iltihapların ardından, dişlerde yaygın ya da lokalize hipersementoz gelişebilir. Ancak; bu tür sement içinde Sharpey lifleri bulunmazlar. Sementin aşırı gelişimi çok köklü dişlerin apeks ve bifürkasyon bölgelerinde de olabilir. Bu tür hipersementozlara gömük ya da yeni sürmüş dişlerde de rastlanabilir

97  Hipersementozis

98

99  Sementin belirli bir bölgesinde aşırı gelişim ve buradaki Sharpey liflerinin ve periodontal ligamanın kalsifikasyonu ile oluşan hipersementozlar da vardır. Bu tür hipersementozlara “örümceğe benzer (spindle- like) hipersementoz” adı verilir.  Sementoblastların periodontal aralığı dolduran bağdokusu içinde dişten ayrı bir sement kitlesi yapmaları sonucunda “sementikeller” oluşur

100


"PULPA VE SEMENT. PULPA  Pulpa, dişin en içteki dokusudur  Dişin pulpası tüm komponentleri ile bir bağdokusudur." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları