Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İSLAM HUKUKUNDA TALAK(BOŞAMA), ÇEŞİTLERİ, SONUÇLARI Selami AYKUL 1.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İSLAM HUKUKUNDA TALAK(BOŞAMA), ÇEŞİTLERİ, SONUÇLARI Selami AYKUL 1."— Sunum transkripti:

1 İSLAM HUKUKUNDA TALAK(BOŞAMA), ÇEŞİTLERİ, SONUÇLARI Selami AYKUL 1

2 TALAK 2 Fıkıhta talâk kelimesi hem tek taraflı irade bayanıyla yapılan bo ş ama, hem tarafların anla ş arak evlilik birli ğ ine son vermeleri, hem de mahkeme kararıyla meydana gelen bo ş anma anlamlarına gelmekle birlikte, genellikle tek taraflı irade beyanı ile yapılan bo ş amayı ifadede kullanılır. E ş ler arası geçimsizlik bazen ileri dereceye ula ş ır ve bo ş anma tek çare olarak görülebilir. Ancak, bo ş anma en son ba ş vurulması gereken bir çaredir. Zira Hz. Peygamber, أبغض الحلال إلى اللّه عزوجل الطلاق "Allâh katında en sevimsiz helâl, bo ş anmadır" buyurmu ş lardır (Ebû Dâvûd, Talâk, 3). Bununla birlikte bütün anla ş ma yolları kapanmı ş ve evlilik hayatının sürdürülmesi imkânsız hale gelmi ş se, bo ş anma en makul bir yol olarak me ş ru görülmü ş tür. Kur'ân'a göre, e ş ler en fazla iki defa bo ş anıp tekrar evlenebilirler Üçüncü defa bo ş anırlarsa, tekrar evlenmeleri helal olmaz. Ancak kadın, ba ş ka bir erkekle evlenip, e ş inin ölümü veya geçimsizlik sebebiyle ayrılmaları halinde, önceki kocası ile evlenebilir: Bo ş anan kadınların, ba ş ka bir erkekle evlenebilmeleri için belli bir süre (iddet) beklemeleri gerekir. Bo ş amadan sonra erkek, bo ş adı ğ ı karısına vadeli olan mehrini (mehri müeccel) ödemekle, bazı durumlarda da mut'a vermekle yükümlüdür. Ayrıca erke ğ in belli bir süre nafaka borcu gibi bir takım hak ve sorumlulukları da vardır.

3 3 İ slam’a Göre talâk: a) Kocaya ve yetki verdi ğ i üçüncü bir ki ş iye bo ş ama hakkı verir(ric’î ve bain olarak) b) Koca kadına bo ş ama hakkı verebilir. (Tefviz-i talâk) c) Muhalaa (kar ş ılıklı anla ş ma ile) d) Hakim kararıyla e) İ lâ: Dört ay yada daha fazla kadına yakla ş mamaya yapılan yemin. f) Lian g) İ rtidat ya da ölüm ve zıhar kefaretinin ödenmemesi durumunda TALAK Ş EMASI 1. Kur’an ve Sünnete Uygunlu ğ una Göre Talâk a) Sünnî Talâk: aa) Hasen Talâk ab) Ahsen Talâk b) Bid’î Talâk 2. Derhal Hüküm İ fade Edip Etmemesi Yönünden Talâk a) Müneccez Talâk b) Gayr-i Müneccez Talâk ba) Muzâf Talâk "Sen yarın gün batımında bo ş sun bb) Muallak Talâk Bo ş amanın ş arta ba ğ landı ğ ı talak

4 4 3. İ rade Beyanlarına Göre Talâk a) Sözlü Talâk aa) Sarih lafızla Talâk ab) Kinevi lafızla Talâk 4. Tekrar evlili ğ e dönü ş ün mümkün olup olmaması ( İ ddet Süresi İ çinde Dönmesine Göre) a) Ric’î Talâk b) Bâin Talâk aa) Beynunet-ü su ğ ra ab) Beynunet-ü Kübra Bo ş ama çe ş itleri nelerdir? Bo ş ama iki yönden taksime tabi tutulur. 1) Kitap ve sünnete uygun olup olmaması 2) Tekrar evlili ğ e dönü ş ün mümkün olup olmaması Bunlardan birincisi Sünni ve bid’i, ikincisi ise ric’i ve bain olarak isimlendirilir.

5 5 1) Kur’an ve Sünnete Uygunlu ğ una Göre Talâk: a) SÜNN İ TALAK: Sünnete en uygun talaktır. aa) Hasen Talâk: Kadını, cinsi ili ş kiye girmedi ğ i her temizlik müddetinde birer defa sarih lafızla bo ş amak suretiyle 3 hakkın hepsinin kullanıldı ğ ı talak. ab) Ahsen Talâk: Kadını, cinsi ili ş kiye girmedi ğ i temizlik günleri içerisinde bir defa bo ş ayıp iddet müddetinin tamamını beklemek suretiyle gerçekle ş en talak. Ş afiilere göre, sünni bo ş ama, cinsi ili ş kinin gerçekle ş medi ğ i temizlik döneminde yapılan bo ş amaya denir. b) B İ D’ İ TALAK: Sünnete uygun olmayan bo ş ama ba) Kadını cinsi ili ş kiye girmedi ğ i temizlik döneminde 1’den fazla talakla bo ş amak bb) Kadını cinsi ili ş kinin oldu ğ u temizlik döneminde bo ş amak bc) Kadını hayızlıyken bo ş amak. Not: Ş afiilere göre kadını bir temizlik döneminde 1’den fazla talakla bo ş amak bid’î talak de ğ ildir. Not: 4 mezhebe göre bid’î bo ş ama caiz de ğ ilse de geçerlidir.

6 6 2) Tekrar evlili ğ e dönü ş ün mümkün olup olmaması a) Ric’i Bo ş ama: yeni bir nikaha ve yeni bir mehre gerek olmadan evlilik hayatına dönme imkanı veren ba ş ama ş eklidir. Ric’i bo ş amada dönü ş ancak birinci ve ikinci bo ş amadan sonra henüz iddet bitmeden önce mümkündür. Erke ğ in hanımına dönmesi iki ş ekilde olur. Ya sözlü ya fiili. Rici sayılan bo ş amalar nelerdir? A) Cinsi ili ş kiden sonra yapılan bo ş amalar, B) Sarih lafızlarla Bo ş amak, (Hanefilere göre, “Sen bo ş sun, seni bo ş adım, bo ş ol, seni bo ş amam üzerime borç oldu, sen bana haramsın, seni kendime haram kıldım, ş art olsun, iddet bekle, rahmini temiz tut, Allah bo ş anmanı diledi, sen artık benim e ş im de ğ ilsin” gibi açık bir ş ekilde bo ş ama ifade edip ba ş ka manaya gelmeyen lafızlar sarih lafızlardır. Bu lafızlarda niyete bakılmaz. Örfle ş mi ş olup bo ş ama ifade eden lafızlar da sarih lafız olarak kabul edilir.) C) Ş iddet ifade etmeyen sözlerle bo ş amak, D) Üç talakla bo ş amamak.

7 TALAK 7 Rici bo ş amanın hükümleri nelerdir? 1- Bo ş ama hakkı sayısında eksilme olur. 2 – Bo ş ama gerçekle ş tikten sonra kadın bo ş ama iddeti beklemeye ba ş lar. 3 – İ ddet müddeti içerisinde e ş lerden biri vefat ederse hayatta kalan vefat edene mirasçı olur. 4 – Kadın iddet müddeti içerisinde hükmi e ş konumundadır. 5 – İ ddet müddeti içerisinde koca hanımına yeni bir nikâh olmaksızın geri dönebilir. Buna ric’at denir. Hanefilere göre, ric’at sözlü ya da fiili olarak gerçekle ş ir. Ş âfiîlere göre ric’at yalnız sözle gerçekle ş ir. Cinsel temasla dönü ş meydana gelmez. Çünkü bu fiil, bâin bo ş amada oldu ğ u gibi ric'î bo ş amada da iddet süresince haram olup, haramla e ş e dönü ş gerçekle ş mez. Ayrıca koca, e ş ine döndü ğ ünü sözlü olarak açıklamalıdır. Bu, aynı zamanda ço ğ unlu ğ un görü ş üdür. Ancak erkek Ric'î Talak verdikten sonra hanımıyla cimâ ederse, ona had tatbik edilmez. Çünkü ulema arasında bunun haramlı ğ ında ittifak yoktur. Ancak bunun haram oldu ğ una inanan kimseye tazir cezası gerekir. Ayrıca Ş afii mezhebine göre, Ric'î Talak verdikten sonra, hanımıyla müba ş eret eden erkek, daha sonra sözle rücu etse de, etmese de misl-i mehir ödemelidir. Kadın iddet müddeti içerisinde hükmi e ş konumunda oldu ğ u için bo ş anmaya mahaldir. Yani iddet müddeti içerisinde kocanın tekraren yaptı ğ ı bo ş amalar geçerlidir. Bo ş ama hakkı sayısında tekrar eksilme olur.

8 8 7 – İ ddet müddeti içerisinde gerçekle ş en zıhar, îlâ, liân ve hul’ geçerlidir. Ş afiilere göre hul’ geçerli de ğ ildir. Bu durumlar bâin talak iddeti içerisinde gerçekle ş se geçerlilik kazanmazlar. 8 – İ ddet içerisinde kadının nafakası kocanın yükümlülü ğ ündedir. 9 – İ ddet müddeti içerisinde hanımına dönmeyen koca, iddet bittikten sonra bo ş ama hakları tamamen bitmemi ş se ve e ş ine dönmek isterse, ancak yeni bir nikâh ve yeni bir mehirle dönebilir. 10 – Koca, evlilik süresi içerisinde e ş inin mehrini vermediyse ve iddet müddeti içerisinde de e ş ine dönmediyse, iddet müddetinin sonunda mehri vermek zorundadır. Yani mehr-i müeccel ric’î talakta iddet müddetinin sonunda muaccel hale gelir. b) BA İ N TALAK( BO Ş AMA): Erke ğ e, iddet müddeti içerisinde yeni bir nikâh ve yeni bir mehir olmadıkça evlili ğ in devam etmesine imkân vermeyen bo ş ama ş eklidir.

9 9 Bain Talak Sayılan Bo ş amalar: 1 – Nikâh akdi yapıldıktan sonra zifaf gerçekle ş meden önce yapılan bo ş amalar. Zifaftan öce sahih halvet gerçekle ş se, bo ş ama da sahih halvet ile zifaf arasında yapılsa yine bâin talak olur. Çünkü bu hususta sahih halvet zifaf gibi de ğ ildir. 2 – Kinevi lafızla yapılan bo ş amalar. (Talâka da ba ş ka ş eye de yorumlanması mümkün olan ve halkın talâk verirken kullanmaya alı ş madı ğ ı lafızlar ile gerçek maksadın ancak bo ş ama niyetinin bulunması ya da içinde bulunulan durumun bo ş amaya delâlet etmesiyle anla ş ılabildi ğ i sözlerdir. “Sen bâinsin, senden ayrıldım, seni terk ettim, seni serbest bıraktım, benden kurtuldun, çık git, ba ş ını ört, git ba ş kasıyla evlen, sen bana domuz eti gibisin” gibi. Hanefi ve Hanbelilere göre kinevi lafızlarda niyete ve hâlin delâletine bakılır. Lafzın sahibi asıl niyetini saklarsa ve halin delâleti bo ş amayı ifade ederse, bu durumda niyet beyanı geçersiz olur ve bo ş ama gerçekle ş ir. Ş afii ve Malikilere göre ise, sadece niyete bakılır. Halin delaletine bakılmaz. Hanefi ve Hanbelilere göre kinevi lafızlarla bo ş ama “Bâin Talak” tır. Ş afii ve Malikilere göre kinevi lafızlarla bo ş ama “Ric’î Talak”tır. ) 3- Kadının iste ğ i üzerine muhalea ile bo ş amak 4)Mahkeme bo ş amaları 5) İ la ile bo ş ama ( kocanın karısına yakla ş mamak için 4 ay veya daha fazla yemin etmesi veya nezirde bulunmasıdır. Süre içerisinde yakla ş mazsa hakimin hükmüne gerek kalmadan bir bain gerçekle ş ir.) yakla ş ırsa yemin kefareti veya adadı ğ ı ş ey.

10 10 6) Lian ile bo ş ama ( kocanın karısını zina ile suçlayıp 4 ş ahit getirememesir. Liandan sonra hakim aralarını ayırır. İ mamı azam ve imamı muhammede göre bir bain olur. Ebu Yusufa göre ebedi haram olur. 7) Zıhar durumunda bo ş amaya niyet etmi ş se bir bain. Zıhara niyet etmi ş de kefaret ödemiyorsa hakim kararı ile bain. Bain bo ş ama iki türlüdür: a) Bain bo ş ama beynûnet-i su ğ râ (küçük ayrılık) b) Beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılık) aa) Beynunet-ü su ğ ra : Kocaya, bo ş adı ğ ı e ş ine iddet müddeti içerisinde ya da iddet bittikten sonraki bir zamanda yeni bir nikâh ve yeni bir mehirle dönme imkânı veren bo ş amadır. Buna küçük ayrılık denir. Çünkü, bo ş ama haklarının tamamı kullanılmı ş durumda de ğ ildir. Ric’î talak iddet müddetinin sonunda (koca dönmezse) beynunet-i su ğ râ haline gelir. Bâin talak ise gerçekle ş ti ğ i anda beynûnet-i su ğ râ haline gelir. ab) Beynunet-ü Kübra : Kocaya, bo ş adı ğ ı e ş ine iddet müddeti içerisinde ya da iddet bittikten sonraki bir zamanda yeni bir nikâh ve yeni bir mehirle dönme imkânı vermeyen bo ş amadır. Buna büyük ayrılık denir. Çünkü, bo ş ama haklarının tamamı kullanılmı ş durumdadır. Bu durumdaki bir koca “hulle” adı verilen hukuki prosedür gerçekle ş meden e ş ine yeni bir nikâh ile de olsa dönü ş yapamaz.

11 11 “Hulle” ş u ş ekilde gerçekle ş ir: 1 – Kocası tarafından bir anda ya da farklı zamanlarda toplamda üç defa bo ş anan bir kadın bo ş anma iddeti bekler. 2 - İ ddet müddeti bittikten sonra ikinci bir koca ile nikâhlanır ve içinde zifafın gerçekle ş ti ğ i bir evlilik süreci ya ş anır. Sahih halvet burada zifaf yerine geçmez. 3 – Kadının bu ikinci evlili ğ i normal bir bo ş anma (daha önceden anla ş ma yapılmaksızın) ya da kocanın ölmesi sebebiyle sona erer. 4 – Kadın duruma göre ya bo ş anma iddeti ya da ölüm iddeti ya da do ğ um iddeti bekler. 5 – İ ddet müddetinin sonunda ilk kocasıyla tekrar evlenmek isterse yeni bir nikâh ve yeni bir mehirle evlenebilir. Bu durumda kocanın 3 bo ş ama hakkı geri gelir.

12 12 Bâin Talakın Sonuçları ve Hükümleri: a) Beynûnet-i Su ğ râ (küçük ayrılık) Durumunda: 1 – Bo ş ama hakkı sayısında eksilme olur. 2 – Bo ş ama gerçekle ş tikten sonra kadın bo ş ama iddeti beklemeye ba ş lar. 3 – İ ddet müddeti içerisinde e ş lerden biri vefat ederse hayatta kalan vefat edene mirasçı olamaz. 4 – Kadın iddet müddeti içerisinde hükmi e ş konumundadır. 5 – İ ddet müddeti içerisinde ya da iddet müddeti bittikten sonra her hangi bir zamanda, koca, hanımına yeni bir nikâh olmaksızın geri dönemez. 6 – Kadın iddet müddeti içerisinde hükmi e ş konumunda oldu ğ u için bo ş anmaya mahaldir. Yani iddet müddeti içerisinde kocanın tekraren yaptı ğ ı bo ş amalar geçerlidir. Bo ş ama hakkı sayısında tekrar eksilme olur. NOT: Bu maddenin bir istisnası vardır: Nikahtan sonra zifaf gerçekle ş meden evvel gerçekle ş en bo ş amalarda kadın ne hakiki ne de hükmi e ş konumunda olmadı ğ ı için, tekrar bo ş anmaya mahal de ğ ildir. 7 – İ ddet içerisinde kadının nafakası kocanın yükümlülü ğ ündedir. Ş afiilere göre, kadının hamile olması durumunda nafakası kocanın yükümlülü ğ ündedir. Aksi takdirde de ğ ildir. 8 – Koca, evlilik süresi içerisinde e ş inin mehrini vermediyse, iddet müddetinin ba ş ında mehri vermek zorundadır. Yani mehr-i müeccel bâin talakta iddet müddetinin ba ş ında muaccel hale gelir.

13 13 Beynûnet-i Kübrâ (Büyük ayrılık) Durumunda : 1 – Kocanın bo ş ama hakları bitmi ş tir. 2 – Bo ş ama gerçekle ş tikten sonra kadın bo ş ama iddeti beklemeye ba ş lar. 3 – İ ddet müddeti içerisinde e ş lerden biri vefat ederse hayatta kalan vefat edene mirasçı olamaz. 4 – Kadın iddet müddeti içerisinde hükmi e ş konumunda de ğ il, yabancı kadın konumundadır. İ ddet müddeti içerisinde ya da iddet müddeti bittikten sonra her hangi bir zamanda, koca, hanımına yeni bir nikâhla bile olsa geri dönemez. Geri dönebilmesi için “hulle” adı verilen prosedürün gerçekle ş mesi gerekir. 6 – Hanefilere göre iddet müddeti içerisinde kadının nafakası kocanın yükümlülü ğ ündedir. Di ğ er mezheplere göre, kadının hamile olması durumunda nafakası kocanın yükümlülü ğ ündedir. Aksi takdirde de ğ ildir. 7 – Koca, evlilik süresi içerisinde e ş inin mehrini vermediyse, iddet müddetinin ba ş ında mehri vermek zorundadır. Yani mehr-i müeccel bâin talakta iddet müddetinin ba ş ında muaccel hale gelir.

14 14 İ DDET İ ddet Terimi ve Kapsamı Evlili ğ in ölüm, bo ş anma veya fesih sebeplerinden birisiyle sona ermesi durumunda kadının yeniden evlenebilmek için beklemek zorunda oldu ğ u süredir. Evllik akdinden sonra cinsel birle ş me olmu ş kadına, evlilik herhangi bir sebeple sona erince, iddet gerekti ğ i konusunda görü ş birli ğ i vardır. Bu durumda evlili ğ in ölüm, bo ş ama veya fesihle sona ermesi sonucu de ğ i ş tirmez. Cinsel birle ş menin fasit bir akitten sonra veya ş üpheye dayalı olarak yapılması da sonucu de ğ i ş tirmez. Hatta Ş âfiîler dı ş ında, ço ğ unlu ğ a göre, e ş lerin sahih halvet (ba ş -ba ş a yalnız olarak kalması) durumunda da iddet gerekir. İ ddet Müddetleri: 1 - Hamile Kadının İ ddeti Kocanın ölümü veya bo ş anma sırasında gebe olan kadının iddetinin do ğ umla sona erece ğ i konusunda görü ş birli ğ i vardır. Bu duruma göre kocası ölen veya bo ş anan kadın gebe olunca ölüm veya bo ş ama iddetlerine de ğ il; hamilelik iddetine tabi olur. İ ddetli kadının dü ş ük yapması durumunda, dü ş ü ğ ün yaratılı ş ı belirgin ise iddet sona erer. Aksi halde dü ş ükle iddet kesilmez. Çünkü ş üphe ile iddet dü ş mez ve kadın bo ş ama veya ölüm iddetini ya da üç aylık iddeti tamamlar. Anne rahmindeki çocuk ölse dı ş arı çıkarılmadıkça iddeti sona ermez.

15 Kocanın Ölümü Durumunda İ ddet: Kocası vefat eden kadın gebe de ğ ilse onun iddeti dört ay on gündür. Ölüm iddeti için e ş ler arasında cinsel temas ş artı aranmadı ğ ı gibi, kadının hayız görecek ya ş ta olup olmaması da sonucu etkilemez. Burada nikâhın sahih olması yeterlidir. 3 - Bo ş anmı ş Kadının İ ddeti: Bo ş anmı ş bir kadın hamile olmaz ve ay hali görecek bir ya ş ta bulunursa üç hayız ve temizlenme süresince iddet bekler. Hanefîlerle Hanbelîlere göre kurû, üç tam ay halini ifade eder. Buna göre bo ş anma iddetinin belirlenmesi ş öyle olur: Kadın temiz günlerinde bo ş anmı ş sa, üçüncü ay halinden temizlenince iddetini tamamlamı ş olur. Hayızlı oldu ğ u günlerde bo ş anmı ş sa, içinde bo ş andı ğ ı ilk hayız dı ş ındaki üçüncü hayzın sonunda iddeti bitmi ş bulunur. Ş afiî ve Mâlikîlere göre ise kurû', bo ş anan kadının temiz günlerini ifade eder. Buna göre, kadın temiz günlerinde bo ş anmı ş sa, içinde bo ş andı ğ ı temizlik kısa bir süre bile sürse bir tam temizlik dönemi sayılır, bunun dı ş ında iki temizlik süresi daha bekledikten sonra üçüncü temizlik döneminin sonunda iddet biter. Hayız günlerinde bo ş anmı ş sa üç temizlik süresi bütün olarak gerçekle ş ir.

16 Küçüklerin ve Ya ş lıların İ ddeti: Ergin olmayan veya belirli bir ya ş ı geçti ğ i için hayızdan kesilmi ş veya yaratılı ş tan hayız görmeyen kadının iddeti üç aydan ibarettir. 5 - Kocası Kaybolan Kadının İ ddeti: Kaybolan ve ya ş ayıp ya ş amadı ğ ı bilinmeyen kimseye "mefkûd" denir. Evden çıkıp giden bir daha dönmeyen, dı ş ülkeye giden ve kendisinden hiçbir haber alınamayan, sava ş a katılan fakat bütün gaziler döndü ğ ü halde dönmeyen kimse bu niteliktedir. Hanefîlere göre normal ş artlarda kaybolan kimse kesin olarak öldü ğ ü bilinmedikçe sa ğ kabul edilir ve e ş i iddet beklemez. Bu durum, beldesindeki aynı ya ş ta olan akranı olan erkekler vefat edinceye kadar sürer. Ancak böyle bir kadın, kocasının ölüm haberini veya kendisini bo ş adı ğ ını güvenilir bir kimseden ya da yazılı bir belgeden ö ğ renmi ş bulunursa dört ay on gün iddet bekler ve yeniden evlenebilir. Ş âfiîler de bu görü ş tedir. Mâlikî ve Hanbelîlere göre, kaybolan ki ş inin hayatından haber alınmasından ümit kesildi ğ i tarihten itibaren dört yıl beklenir. Bundan sonra e ş i mahkemeye ba ş vurup kayıplı ğ ın tesbitini ve ayrılık kararı verilmesini isteyebilir. Hâkim, e ş leri ayırırsa kadın dört ay on gün ölüm iddeti bekler. Ancak kaybolan ki ş i yetmi ş ya ş ına ula ş madıkça malları üzerinde miras cereyan etmez. Osmanlı Devleti uygulamasında kaybolan erke ğ in e ş inin uzun yıllar onun nikâhı altında kalması ve ba ş kası ile evlenememesi, aleyhine güçlük sayılmı ş ve Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin 127 nci maddesinde Mâlikî mezhebine uyulmu ş tur.

17 17 Di ğ er yandan kaybolma sava ş ta olur, sava ş a katılan asker ve esirlerin dönü ş ünden itibaren bir yıl süreyle dönmezse e ş inin ba ş vurusu üzerine İ slâm hakimi evlili ğ e son verir. Kadın ölüm iddetini bekleyip ba ş kası ile evlenebilir. Bu evlilikten sonra, kaybolan ki ş i çıkar gelirse ikinci evlilik feshedilemez. Fakat kadın İ slâm hâkiminden ayrılık kararı almadan evlenir ve bundan sonra eski kocası ortaya çıkarsa ikinci evlilik münfesih olur. 6 - Gayri Müslim Kadınların İ ddeti: Müslüman bir erkekle evli bulunan hıristiyan veya yahudi kadını iddet konusunda müslüman kadın gibidir. Buna göre, müslüman bir kadın evlilik sona erince hangi süre ve ölçülerde iddet beklerse müslümanla evli bulunan ehl-i kitap kadın da aynı ölçüde iddete tabi bulunur. (Erke ğ in İ ddeti: İ ddet esas itibariyle kadının beklemek zorunda oldu ğ u süre olmakla birlikte, bazı durumlarda erke ğ in de iddet beklemesi gerekir. Erkek, bo ş andı ğ ı e ş inin kız karde ş i, halası, teyzesi veya ye ğ enleriyle evlenmek istemesi halinde, bo ş adı ğ ı e ş inin iddetini tamamlamasını bekler.

18 18 İ DDETTE ÖZEL DURUMLAR 1) Bo ş ama İ ddetinin Ölüm İ ddetine Dönü ş mesi: Ric'î talakla bo ş anan kadın, iddet beklerken kocası ölse, iddeti "ölüm iddeti"ne dönü ş ür. Çünkü ric'î talakla bo ş anan kadın iddet süresince evlilik ba ğ ı altında sayılır ve kocasının ölümü ile önceki iddet ve iddet nafakası dü ş er. Koca, e ş ini bâin (kesin) talakla bo ş ar ve e ş i iddet beklerken de kendisi vefat etmi ş bulunursa, bu durumda onun iddeti ölüm iddetine dönü ş mez ve bo ş ama iddetini tamamlamakla yetinir. Çünkü bâin bo ş ama sonunda kocası ile evlilik ba ğ ı kesilmi ş tir. 2) İ ki İ ddetten Uzun Süreli Olanı Esas Almak: Ölüm hastası olan koca, karısını mirastan mahrum etmek için bo ş ar ve e ş i iddet beklerken de kendisi vefat etmi ş bulunursa, kadın bo ş ama veya ölüm iddetinden hangisinin süresi daha uzun ise bu iddete tabi olur. Ş öyle ki; kocasının ölüm tarihinden itibaren dört ay on gün bekler, e ğ er bu süre içinde ay hali olmamı ş sa, bundan sonra üç ay hali oluncaya kadar iddete devam eder. Çünkü kadın, bo ş amayı kötüye kullanan kocasından miras alınca, evliliklerinin hükmen devam etti ğ i kabul edilir. Bu görü ş Ebû Hanîfe, Muhammed e ş - Ş eybânî ve Ahmed İ bn Hanbel'e aittir. Ebû Yûsuf, Ş afiî ve İ mam Mâlik'e göre ölüm hastasının bo ş adı ğ ı böyle bir kadın iki iddetten uzun olanını de ğ il, bo ş ama iddetini beklemekle yetinir. Çünkü kocası ölmü ş olup, artık kadın onun karısı sayılmaz, sadece kötüye kullanılan bir haktan dolayı miras hakkı söz konusu olur.

19 19 Bo ş ama lafızlarına ve kar ş ıla ş ılacak sorulara cevaplar Bo ş ama, ki ş in e ş ine söyledi ğ i “Bo ş sun”, “Bo ş ol”, “Bo ş adım” veya “Karım bo ş tur” gibi bo ş ama iradesini ortaya koyan “ ş imdiki veya geçmi ş zamanlı” ifadelerle ya da mahkemenin kararıyla gerçekle ş ir. Türkçede geni ş zaman için kullanılan “Bo ş arım” sözü bu nitelikte olmayıp bo ş ama vadidir. Dolayısıyla bu sözle bo ş ama meydana gelmez. ERKEK BO Ş ADI Ğ I E Şİ İ LE TEKRAR EVLENEB İ L İ R M İ ? Dinen bo ş ama üç kere ile sınırlandırılmı ş tır. Bir ve ikincilerde e ş lerin yeniden birle ş me imkânı vardır (Bakara, 2/229). Ki ş i ric’î (dönü ş ü olan) talak ile bo ş adı ğ ı e ş ine, iddet süresi içinde nikaha gerek kalmadan, iddet süresi bitmi ş ise yeni bir nikah akdi ile dönebilir. Bâin talakta ise iddet içinde bile olsa ancak yeni bir akitle dönebilir. Üçüncü kez bo ş amadan sonra ise kesin ayrılık gerçekle ş ir.Bu durumda, kadın ba ş ka bir ş ahıs ile hileli olmayan bir evlilik yapmadıkça ve bu evlilik bo ş ama ya da ölüm ile sona ermedikçe ilk e ş i ile tekrar bir araya gelmeleri mümkün de ğ ildir (Bakara, 2/230).

20 20 MAHKEME KARARIYLA BO Ş ANAN E Ş LER, D İ NEN DE BO Ş ANMI Ş OLURLAR MI? Mahkeme yoluyla bo ş anan e ş ler, dinî hükümlere göre bir bâin talakla bo ş anmı ş olurlar. Zira hâkimin bo ş aması bâin talak kabul edilmektedir. Buna göre, mahkeme yoluyla bo ş anan bir kadının -e ğ er ba ş ka bir erkekle evlenmek niyeti varsa- önce iddetini tamamlaması gerekir. İ ddetini tamamlayan bu kadın dilerse bir ba ş kası ile evlenebilece ğ i gibi, eski e ş inin de istemesi durumunda, yeniden nikah kıymak suretiyle evlili ğ ini devam ettirebilir. Bu takdirde daha önce ba ş ka bir bo ş ama olmamı ş ise, evlili ğ i iki nikah ba ğ ı ile devam eder. MAHKEME SONUÇLANMADAN, BO Ş ANMADAN VAZGEÇ İ L İ RSE EVL İ L İĞİ SÜRDÜRMEN İ N B İ R SAKINCASI OLUR MU? Bo ş anmanın meydana gelmesi için, erke ğ in ş artlarına uygun olarak bo ş anmayı ifade edecek bir sözü telaffuz etmi ş olması gerekir. Bir kimse karısını bo ş adı ğ ına dair bir söz sarf etmeden, bo ş ama niyeti ile mahkemeye ba ş vursa ve mahkeme sürerken yine bo ş anmayı ifade edecek bir söz kullanmadan bo ş anmaktan vazgeçerse, dinî açıdan bo ş anma meydana gelmez. Buna göre, bu durumda olan e ş lerin evlilik hayatlarına devam etmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır.

21 21 “ÜÇTEN DOKUZA BO Ş OL” D İ YEN K İŞİ N İ N E Şİ KAÇ TALAKLA BO Ş ANMI Ş OLUR? İ slama göre evli çiftler arasında üç ba ğ vardır. Buna göre koca, e ş ini en fazla iki defa bo ş amı ş sa onunla evlili ğ ini sürdürebilir. Üçüncü kez bo ş amakla aralarındaki evlilik ba ğ ı tamamıyla ortadan kalkmı ş olur. İ çlerinde Hanefî ve Ş âfiîlerin de bulundu ğ u fukaha ço ğ unlu ğ una göre aynı anda veya bir temizlik dönemi içinde verilen “üç bo ş ama”, “üç talâk” olarak geçerli olup, bu takdirde koca, e ş ini tamamen bo ş amı ş olur. Ashap ve tâbiûndan bu bo ş amayı üç sayanlar oldu ğ u gibi tek sayanlar da vardır. Bu ikinci görü ş e göre aynı anda veya aynı temizlik süresi içinde verilen “üç talâk”, “bir talâk” olarak gerçekle ş ir. Din İş leri Yüksek Kurulu da bu görü ş ü benimsemektedir. Bu durumda bo ş ama ric’î ise taraflar, iddet içinde yeni bir nikaha gerek olmaksızın, bo ş ama bâin ise veya iddet bitmi ş ise tarafların rızaları ile yeni bir nikah kıyarak evliliklerini sürdürebilirler.

22 22 BO Ş AMA ANLAMINA GELEB İ LECEK K İ NAYEL İ SÖZLERLE BO Ş ANMA MEYDANA GEL İ R M İ ? İ slâm hukukuna göre bo ş ama için kullanılan sözler iki türlüdür. Bunlardan birisi bo ş amadan ba ş ka bir anlama gelmesi mümkün olmayan, sadece bo ş ama için kullanılan “Seni bo ş adım, bo ş sun, bo ş ol.” gibi sözlerdir. Bunlara SAR İ H/AÇIK SÖZLER denir. Di ğ eri de bo ş ama anlamına gelebilece ğ i gibi, ba ş ka anlamlara da gelebilen sözlerdir. Bu tür ifadelere de K İ NAYEL İ SÖZLER denir. “Git babanın evine.”, “Defol git.”, “Sen benim karım de ğ ilsin.”, “Ben senin kocan de ğ ilim.” gibi ifadeler, bo ş amada kullanılan kinayeli sözlerdendir. Bu tür sözlerin bo ş anmada etkili olabilmesi için, erke ğ in bu sözleri bo ş ama kastıyla söylemi ş olması gerekir. Bu vb. kinayeli sözlerle bo ş amaya niyet edildi ğ i takdirde bir bâin talak meydana gelir. BÂ İ N TALAKLA BO Ş ANIP İ DDET BEKLEMEKTE OLAN B İ R KADINI YEN İ DEN BO Ş AMAK GEÇERL İ M İ D İ R? Hanefîler’e göre bâin talakla bo ş anmı ş bir kadına iddeti içerisinde ba ş ka bo ş ama lafızları kullanılırsa ikinci ve üçüncü bo ş amalar da meydana gelir. Çünkü iddet içinde bulundukça kadının ba ş ka bir erkekle evlenmesinin helal olmaması, nafaka ve mesken gibi aralarındaki ba ğ lar devam etti ğ inden, bo ş amaya konu olması da devam eder. Cumhûra göre ise bu durumdaki e ş e kullanılan ‘bo ş ama’ lafzının bir geçerlili ğ i yoktur. ‘Bâin talak’ ile aralarındaki zevciyet ba ğ ı sona erdi ğ i için bo ş maya mahal/konu olmaz.

23 23 BÂ İ N TALAKLA BO Ş ANAN KADIN’ BA Ş KA ERKEKLE EVLENEB İ L İ R M İ ? ‘Bâin talakla bo ş anan bir kadın’, daha önce ba ş ka bo ş ama olmamı ş ise ister iddet içinde ister iddet bittikten sonra olsun yeni bir nikahla bo ş ayan e ş i ile evlenebilece ğ i gibi, ‘iddetini tamamladıktan sonra’ ba ş ka bir erkekle de evlenebilir ( İ bn Rü ş d, Bidâyetü’l-Müctehid, Mısır 1975, II, 86- BO Ş AMADA KULLANILAN SÖZLER İ Z İ H İ NDEN GEÇ İ RMEKLE BO Ş AMA GERÇEKLE Şİ R M İ ? Bo ş ama, bunu meydana getiren açık veya kinayeli sözlerle gerçekle ş ir. Bu sözlerden biri, sözlü veya yazılı olarak kullanılmadıkça bo ş ama meydana gelmez. Dolayısıyla, bo ş amanın rüknü sayılan lafız kullanılmadı ğ ı için sadece bo ş amaya niyet etmekle veya “karını bo ş adın mı? “ sorusuna kar ş ı susmakla veya ba ş e ğ mekle bo ş ama olmaz (Kâsânî, Bedâiü’s-sanâî, Beyrut 2000, III, 157). ÖFKEL İ İ KEN YAPILAN BO Ş AMA GEÇERL İ M İ D İ R? Eda ehliyetine sahip, ergen, aklı ba ş ında olan ki ş ilerin tasarrufları geçerli oldu ğ undan ne dedi ğ ini bilmeyecek dereceye varmayan öfkeli iken yapılan bo ş amalar dinen geçerlidir. Ancak ş uurunu kaybedip ne dedi ğ ini ve ne yaptı ğ ını bilemeyecek derecede cinnet ve sinir krizi geçiren yani kontrolünü kaybeden kimsenin bo ş aması geçerli de ğ ildir (Mer ğ inânî, el-Hidâye, İ stanbul, 1986, I, 229). Ne dedi ğ i ve ne yaptı ğ ını bilmemenin ölçüsü, öfke hali geçtikten sonra ki ş inin o haldeki tasarruflarını hatırlamamasıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) a ş ırı derecede öfke ve baskı altında yapılan bo ş amaların geçerli olmayaca ğ ını bildirmi ş tir (Ebû Dâvûd, Talak, 8; İ bn Mâce, Talak, 16).

24 24 SARHO Ş İ KEN YAPILAN BO Ş AMA GEÇERL İ M İ D İ R Evlilik, sorumlulu ğ u gerektiren ciddi bir müessesedir. Evlilikle ilgili hususların ve özellikle bo ş anma konusunun hafife alınmaması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadislerinde ş öyle buyurmu ş tur: “Üç ş eyin ciddisi de ciddi, ş akası da ciddidir; nikah, talâk (bo ş ama) ve talâktan dönme.” Hanefî ve Ş âfiîlere göre, helal bir maddeyi kullanmaktan dolayı sarho ş olan kimsenin bo ş aması geçerli de ğ ilken haram maddeler ile sarho ş olanın bo ş aması muteberdir. Suç ba ş ka bir suçu me ş ru kılmaz. İ çkide bir mazeret de ğ ildir. Buna kar ş ılık içlerinde Hanefîlerden Tahâvî ve Kerhî, Ş âfiîlerden Müzenî’nin de bulundu ğ u di ğ er bir grup müctehide göre ise ne konu ş tu ğ unu ve ne yaptı ğ ını bilemeyecek, faydalıyı zararlıdan ayıramayacak derecede sarho ş olan bir kimsenin söz ve tasarrufları hukuken geçerli de ğ ildir. Dolayısıyla bu durumdaki bir ki ş inin hanımını bo ş aması da geçersizdir 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi de sarho ş un talakının geçerli olmayaca ğ ı görü ş ünü kanunla ş tırmı ş tır (md. 104). Şİ ZOFREN İ HASTASININ BO Ş AMASI GEÇERL İ M İ D İ R? KADIN BÖYLE B İ R E Ş TEN BO Ş ANAB İ L İ R M İ ? Bo ş ama aklı ba ş ında bulunan bir ki ş inin kesin kararına ve bu kararın yoruma açık olmayacak ş ekilde ifadesiyle gerçekle ş ir. Bu durumda olmayan bo ş amalar geçerli de ğ ildir. Olayları tam olarak algılayamayan, kendi hayal dünyasında ya ş ayan, tasarruflarının ne anlama geldi ğ i ve ne tür sonuçlar do ğ uraca ğ ının bilincinde olmayan ş izofreni hastasının bo ş aması geçerli de ğ ildir. Böyle bir hastanın e ş i mahkemeye ba ş vurarak bo ş anma talebinde bulunabilir. Mahkeme yoluyla bo ş anan dinen de bo ş anmı ş sayılır

25 25 ALLAH, KUR’AN VE D İ N G İ B İ KUTSAL DE Ğ ERLERE KÜFRETMEK N İ KAHA ZARAR VER İ R M İ ? Allah, Kitap ve din gibi mukaddes de ğ erlere küfretmek ki ş inin imandan çıkıp küfre girmesine sebep olur. Böyle bir söz ve davranı ş ta bulunan kimselerin derhal tevbe isti ğ far edip nikahlarını yenilemeleri gerekir. Ş ayet yapılan küfür, inançsızlık nedeniyle de ğ il de dil alı ş kanlı ğ ı sebebiyle öfke anında ortaya çıkmı ş sa, bu sözlerle dinden çıkılmadı ğ ı gibi, e ş ler arasındaki nikah da bozulmaz. Çünkü burada maksat dini de ğ erlere küfretmek olmadı ğ ı gibi söyleni ş anında da sa ğ lıklı dü ş ünmeyi ortadan kaldıran nedenler olabilmektedir. Ş u kadar var ki bu tür söz ve davranı ş larda bulunan ki ş inin tevbe ve isti ğ farda bulunması ve tekrar böyle bir hataya dü ş memeye gayret etmesi gerekir. E Ş LERDEN B İ R İ S İ N İ N D İ NDEN ÇIKMASI N İ KAHLARINI ETK İ LER M İ ? İ slâm’ı terk eden ş ahsa mürted denir. İ rtidat eden kimse ile e ş i arasındaki nikah, İ mam Ebû Hanife ile Ebû Yûsuf’a göre münfesih olur yani evlilikleri son bulur. Bu sonlanı ş talak de ğ il de fesih oldu ğ u için talak sayılarında bir eksilme meydana gelmez. İ mam Muhammed’e göre ise e ş i bir bâin talakla bo ş anmı ş olur. İ mam Ş âfiî’ye göre ise bu durumdaki kimsenin e ş i iddet içerisindeyken tövbe etmesi durumunda evlili ğ i devam eder. İ ddet sona erince nikahı münfesih olur.

26 26 B İ R ERKEK HANIMINA ‘SEN BEN İ M ANAM BACIMSIN’ DERSE, BU BO Ş AMA OLUR MU? Hanımına, “sen benim anam bacımsın.” diyen ki ş i bu ifadesiyle bo ş amayı kastetmi ş se e ş i kendisinden bir bâin talakla bo ş olur. Ancak e ş ler isterlerse yeni bir nikahla bir araya gelebilirler. Bu durumda evlilikleri, daha önce bir ayrılık vuku bulmamı ş ise, iki nikah ba ğ ı ile devam eder. E ğ er ki ş i bu sözleriyle zıhâr yapmayı kastetmi ş ise bu durumda zıhâr kefareti ödemesi gerekir. Zıhâr, bir erke ğ in e ş ini; annesi, kız karde ş i, halası, teyzesi gibi kendisiyle evlenmesi ebedî yasak olan bir kimseye veya bunların sırtı, karnı, baldırı vb. gibi bakılması haram olan bir uzvuna benzetmesidir. Zıhâr kefâreti, zıharda bulunan ki ş inin 60 gün pe ş pe ş e oruç tutması, buna gücü yetmez ise 60 fakiri doyurmasıdır (Mücâdele 58/3-4). Keffâret olarak tutulacak oruç günlerinin arasında Ramazan günlerinin, Ramazan Bayramının birinci ve Kurban Bayramının dört gününün bulunmaması gerekir. Zıhar yapan kimsenin, keffâret ödemeden e ş iyle cinsel ili ş kide bulunması, ona dokunması ve öpmesi haramdır. Kefareti ödemiyorsa kadın mahkemeye ba ş vurup bo ş anma talep edebilir. E Şİ NE “KARDE Şİ MS İ N” D İ YEN KOCANIN N İ KAH DURUMU NED İ R? (ZIHAR) Di ğ er taraftan ki ş i hanımına, sevgi ve saygısını göstermek maksadıyla “anamsın, bacımsın.” derse, mekruh olmakla birlikte, bundan dolayı herhangi bir keffaret gerekmez Herhangi bir kastı olmaksızın sırf a ğ ız alı ş kanlı ğ ıyla böyle ş eyler söylenmesi durumunda bir ş ey gerekmez. E ş ine, “Sen benim kız karde ş imsin!” diyen ki ş i bu ifadesiyle bo ş amayı kastetmi ş se e ş i kendisinden bir bâin talakla bo ş olur. Zira bu söz, kinaye türü kelimelerden sayılmaktadır. Kinaye türü kelimeler söylenildi ğ i ortam (karine-i hal) ve niyete göre hüküm ifade eder. Bo ş ama kastıyla kullanıldıklarında bâin talak meydana gelir.Ancak e ş ler isterlerse yeni bir nikahla evliliklerini devam ettirebilirler. Bu durumda evlilikleri, daha önce bir ayrılık vuku bulmamı ş ise iki nikah ba ğ ı ile devam eder. E ğ er ki ş i bu sözleriyle zıhar yapmayı kastetmi ş ise bu durumda zıhar keffareti ödemesi gerekir.

27 27 RESM İ N İ KAHLI OLMAYAN KADININ BO Ş ANMA TALEB İ NE KOCASININ KAR Ş I ÇIKMASI HAL İ NDE NE YAPILMASI GEREK İ R? Resmi nikahlı olmayan e ş ler arasında geçimsizlik çıktı ğ ı ve kadının evlili ğ i sürdürmek istemedi ğ i durumda; erke ğ in, sırf kadına zarar vermek amacıyla kadını bo ş amamakta ısrar etmesi dinen do ğ ru de ğ ildir. Evlilikten zarar görmesine ra ğ men kocası tarafından bo ş anmayan kadınların hakeme ba ş vurarak bo ş anma hakları vardır (Nisâ 4/35). Böyle bir durumda öncelikle, sözü dinlenir, ilim ve fazilet sahibi bir aracı, erke ğ e giderek onun yanlı ş davranı ş lardan uzakla ş masını ve aile yuvasını huzur ve güven içinde sürdürmesini tavsiye eder. Nikahın kar ş ı tarafa zarar vererek nefsi tatmin aracı yapılamayaca ğ ını, bunun İ slam’ın ruhuna aykırı oldu ğ unu anlatır. Bu fayda sa ğ lamazsa bo ş amasını ister. Erkek bo ş amamakta ısrar ederse, ‘resmi nikah’ bulunmadı ğ ı için mahkemeye de ba ş vurulamayaca ğ ına göre, kadın ve erke ğ in aileleri bu konuda bir sonuca varmak üzere birer hakem seçerler. Ailelerden biri direnir, hakem seçmezse, kar ş ı taraf onun yerine âdil ve tarafsız bir hakem seçebilir. Hanefî ve Hanbelî mezheplerinde, hakemlerin vazifesi sadece arabuluculuktur. E ş lerin rızası olmadıkça bunlar evlili ğ in son bulmasına karar veremezler. Ancak kendilerine yetki verilmi ş se bo ş amaya da yetkili olurlar. İ mam Mâlik’e ve İ mam Ş âfiî’nin bir görü ş üne göre ise, lüzûm ve zarûret bulundu ğ unda hakemler, e ş lerin rızası olmasa bile bo ş amaya karar verebilirler Bu durumda Mâlikî mezhebinin görü ş ü kabul edilerek nikah feshedilebilir. Nitekim Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesi bu görü ş ü esas alınmı ş tır.

28 28 “ Ş ART OLSUN” SÖZÜNÜ KULLANMANIN HÜKMÜ NED İ R? Daha çok bir ş eyin yapılması veya yapılmaması ya da sözün kuvvet kazanması gibi amaçlarla söylenen ş art olsun sözünün hükmü, kullanıldı ğ ı yerin örfüne ve bu sözü söyleyen ki ş inin niyetine göre de ğ i ş ir. Bu ifade bazı yörelerde yemin, bazı yörelerde “talâk” yani “karım bo ş olsun” anlamında kullanılmaktadır. Buna göre “ ş art olsun” sözüyle bo ş ama kastedilmi ş se bir talâk meydana gelmi ş olur. Bu sözle yemin kastedilmi ş se, bundan dolayı bo ş ama meydana gelmez. Ş artın ba ğ landı ğ ı eylem meydana gelince yemin bozulmu ş olaca ğ ından yemin keffâreti ödenmesi gerekir. BO Ş AMA YETK İ S İ N İ N E Ş E VEYA BA Ş KASINA DEVRED İ LMES İ MÜMKÜN MÜDÜR? İ slâm’da bo ş ama yetkisi prensip olarak kocaya verilmi ş tir. Bo ş ama yetkisini elinde bulunduran kocanın, bu yetkisini, nikah akdi sırasında veya evlilik süresi içinde karısına veya bir ba ş kasına devretmesi mümkündür. Buna “tefvîz-i talak” denir. Tefvîz, nikah akdi esnasında olabilece ğ i gibi, evlili ğ in devam etti ğ i bir zamanda da yapılabilir. Nikah akdi esnasında tefvîz olacaksa bu, kadının o sırada bu hakka kendisinin de sahip olmasını ş art ko ş masıyla olur. Kadın bu hakka nikah kıyılırken mesela “bo ş ama yetkisi elimde bulunup, diledi ğ im zaman kendimi bo ş ama ş artıyla evleniyorum” demesi ve erke ğ in de bunu kabul etmesi ile sahip olur. Yani talakın devri teklifinin önce kadın tarafından yapılıp erke ğ in daha sonra kabul etmesi gerekir. (Bu ş ekliyle bo ş ama yetkisini alan kadın diledi ğ i zaman bo ş anabilir.

29 29 Tefvîz-i talâk, evlilik devam ederken de olabilir. Erkek, e ş ine, “Sen muhayyersin. Beni veya bo ş anmayı tercih edebilirsin. İ stersen kendini bo ş ayabilirsin, evlili ğ e devam konusunda karar senin.” gibi sözler ile bo ş ama hakkını verebilir. Kadın bu tür sözlerle kendisine verilen bo ş ama yetkisini aynı mecliste kullanmazsa (kabul etmezse) hakkını kaybeder. Ancak bo ş ama yetkisi “kendini her ne zaman istersen bo ş ayabilirsin” gibi umumi bir ifade ile verilirse, kadın bu hakkı sözün söylendi ğ i meclisle sınırlı olmadan istedi ğ i zaman kullanabilir Kadın, ister nikah esnasında isterse evlilik devam ederken elde etti ğ i bo ş anma yetkisini kullanmak zorunda de ğ ildir. Kadın kocasının verdi ğ i bu yetkiyi ba ş tan kabul etmeyece ğ i gibi, sonradan kendi rızasıyla da iade edebilir. Bu yetkiyi kocasına iade eden kadın tefvîz yoluyla elde etmi ş oldu ğ u bo ş anma hakkını yitirmi ş olur Z İ NA EDEN KADIN KOCASINDAN BO Ş ANMI Ş OLUR MU? Zina büyük günahlardan biri olmakla beraber nikahı ortadan kaldıran unsurlardan de ğ ildir. Ancak, kocanın zina yapan e ş ini bo ş ama ya da bo ş anmak için mahkemeye müracaat etme hakkı vardır. Bununla birlikte koca, evlili ğ i devam ettirmenin daha hayırlı olaca ğ ını dü ş ünüyorsa, bu günahı i ş leyen hanımını bo ş amayabilir

30 30 İ slam âlimlerinin büyük ço ğ unlu ğ u bu kanaattedir. Bazı âlimlere göre ise, karı ya da kocadan biri zina yaptı ğ ı takdirde aralarının ayrılması gerekir. Bu görü ş te olan âlimler Nur suresindeki ş u ayet-i kerime ile delil getirmektedirler: «Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak ko ş an bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak ko ş an bir erkek evlenir. Bu mü’minlere haram kılınmı ş tır.” (Nur, 24/3) Ço ğ unlu ğ u te ş kil eden âlimlere göre bu ayet-i kerime tahrim/yasaklama de ğ il, zina eden birisi ile iffetli birinin evlenmesinin uygun olmadı ğ ı anlamını ta ş ımaktadır. Ayrıca, Nur suresi 26. ayet-i kerimesinde de bu husus vurgulanmaktadır. GEÇ İ MS İ ZL İ K, KADIN İ Ç İ N B İ R BO Ş ANMA SEBEB İ SAYILIR MI? E ş lerin kar ş ılıklı nefretle ş meleri, haksız davranı ş ları, evlili ğ in gere ğ i olan hukuka riayet etmemeleri, kocanın iz bırakacak ş ekilde hanımını dövmesi veya onu haram bir fiili i ş lemeye zorlaması gibi fena muamele ve geçimsizlik (nü ş ûz ve ş ikâk) hallerinde ilk a ş amada ne yapılması gerekti ğ ini Kur’an-ı Kerim ş öyle açıklamaktadır: “... E ğ er karı-kocanın arasının açılmasından endi ş e ederseniz, erke ğ in ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İ ki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzla ş tırır. Ş üphesiz, Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır....” (Nisâ 4/35). Âyet-i kerîme, e ş ler arasında ba ş gösteren geçimsizlik hallerinde hakemler aracılı ğ ıyla arayı bulmayı emrederek evlili ğ in devamından yana gayret sarf edilmesini önermektedir.

31 31 Buna ra ğ men ara bulunamaz, kötü muamele ve geçimsizlik devam edecek olursa Mâlikîler, hem zarar gören kadının hâkime müracaatla tefrîk talebinde bulunabilece ğ ini hem de ıslah için görev alan hakemlerin, karı-kocanın vekâlet vermesine gerek kalmadan bedelli ya da bedelsiz tefrîk haklarının bulundu­ ğ unu söylemi ş lerdir. Hanefî ve Ş âfiîler ise, hakemlerin bo ş ama yetkisinin ancak koca tarafından kendilerine bo ş ama vekaleti verilmesi halinde söz konuısu olabilece ğ ini belirtmi ş lerdir 1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, Mâlikî mezhebinin ictihadını benimsemi ş ve konuyla ilgili olarak ş u düzenlemeyi yapmı ş tır: «E ş ler arasında geçimsizlik çıkıp da mahkemeye müracaat edildi ğ inde mahkeme, her iki taraftan birer hakem tayin eder. Hakemler e ş lerin arasını düzeltemezse ve kusur da kocada bulunursa hâkim, karı-kocayı ayırır. Kusur kadında ise mehir miktarı üzerinden bedelli bo ş amaya (muhâla‘a) hükmeder. Hakemler kararda birle ş emeyecek olursa yeni bir hakem heyeti seçilir. Hakemlerin verece ğ i kararlar kesindir ve onların de ğ erlendirmelerine göre hâkimin verece ğ i tefrîk hükmü bir bâin talâk sayılır» (md. 130). BO Ş ANINCA ÇOCUKLARIN VELAYET İ K İ ME VER İ L İ R? İ slam hukukunda çocukların bakım ve yeti ş tirilmesi “hıdâne” veya “hadâne” olarak isimlendirilmi ş tir. Çocu ğ un do ğ umdan itibaren beslenmesini, bakım ve temizli ğ ini belli bir süreye kadar en iyi bir biçimde annesi yerine getirece ğ inden hadâne hakkı öncelikle anneye tanınmı ş tır. Annenin ş efkat, merhamet ve bu i ş lere dönük fıtrî becerisinin bulunması da bunu gerektirmektedir.

32 32 Bir kadın Hz. Peygamber’e gelerek, “Ey Allah’ın Elçisi! Ş u benim o ğ lumdur. Karnım ona yuva, gö ğ süm pınar, kuca ğ ım da sıcak bir kundak oldu. Ş imdi ise babası beni bo ş adı ve çocu ğ u benden çekip almak istiyor.” biçiminde ş ikâyette bulunanca O (s. a. ), “Ba ş kası ile evlenmedi ğ in sürece onun üzerinde önce sen hak sahibisin.” buyurmu ş tur Çocu ğ un bakım ve terbiyesi sorumlulu ğ u kendisine verilen ki ş inin akıllı, ergin, bu i ş i yapabilecek güçte ve çocu ğ u hayat, sa ğ lık ve ahlâkî bakımdan korumada güvenilir olması gerekir. Hem kadın hem erkekte aranan bu ortak nitelikler yanında sadece kadında ve sadece erkekte aranan ba ş ka ş artlar da vardır. Erke ğ in müslüman olması, bakaca ğ ı çocuk kız ise ona mahrem olması; kadının çocu ğ a yabancı yani mahrem olmayan biriyle evli olmaması bu tür özel ş artlardandır Söz konusu etti ğ imiz hadâne, çocu ğ un bakımı ve yeti ş tirilmesi demek oldu ğ undan, bunun süresi çocu ğ un buna olan ihtiyacı ile orantılıdır. Hukukçular bunun süresini, çocu ğ un kendi ba ş ına yemek yiyip giyinebilece ğ i ya ş a ula ş mak olarak belirlemi ş lerdir. Buna göre erkek çocukta yedi-dokuz; kız çocukta dokuz-on bir ya ş lar, hadâne süresinin sonu olarak belirlenmi ş tir. Süre sona erince çocu ğ un sorumlulu ğ u, hukukçuların ço ğ unlu ğ una göre babaya intikal ederken; Ş âfiî ve Hanbelîler kararın çocuk tarafından verilece ğ ini, anne-babasından hangisini seçerse onun yanında kalaca ğ ını söylemi ş lerdir

33 33 KADININ ÇOCU Ğ UNUN OLMAMASI D İ NEN BO Ş ANMA SEBEB İ OLAB İ L İ R M İ ? Evlilikteki amaçlardan biri de nesil sahibi olmaktır. Mümkün olan her yol denendikten sonra çocuk sahibi olunamıyorsa, Allah’a teslim olmak gerekir. Kur’an-ı Kerim’de hiç bir ş eyin Allah’ın hükümranlı ğ ından ba ğ ımsız olmadı ğ ı belirtilmekte, çocuk sahibi olmanın veya olamamanın bir övgü veya yergi konusu olmaması gerekti ğ ine i ş aret edilmektedir. İ nsan nihai olarak kendisi için neyin iyi neyin kötü oldu ğ unu bilemeyece ğ inden, istedi ğ i ş eyi kendi hayatı ve mutlulu ğ u için vazgeçilmez görmemesi, ilâhî takdire rıza göstermesi gerekir Nikahın bir amacı da neslin devamını sa ğ lamak oldu ğ undan, İ slam bilginleri bu maksada eri ş meye mani olan böyle bir durumda, kadın ve erkek için bo ş anmayı caiz görmü ş lerse de inanan insanların ahlaken bunu rıza ile kar ş ılayıp bo ş anma sebebi yapmamaları e ş e kar ş ı vicdani bir gerekliliktir. B İ R ERKEK, İ BADETLER İ N İ TAM OLARAK YAPMADI Ğ I İ Ç İ N HANIMINI BO Ş AYAB İ L İ R M İ ? Kuranı Kerim de“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve ta ş lar olan ate ş ten koruyun.” (Tahrîm, 66/6) ve “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et.” (Taha, 20/132) ayetleri ki ş iye, ailesini dinî hükümlere riayet etme konusunda uyarma sorumlulu ğ u yüklemektedir. E ş ler ibadetlerin önemi ve yararı konusunda birbirlerini e ğ itip uyarmalı, iyilik ve güzellikle tavsiyede bulunmalıdırlar. Fakat ibadetleri yerine getirip getirmemenin sorumlulu ğ u tamamen ki ş inin kendisine aittir. Dolayısıyla kadının ibadetlerini yerine getirmekte ihmalkâr davranması, kocasının onu bo ş aması için me ş ru bir gerekçe de ğ ildir.

34 34 BO Ş ANMI Ş OLAN E Ş LER İ N AYNI EVDE KALMALARI D İ NEN UYGUN MUDUR? Bo ş anmı ş olan kadının e ş iyle irtibatının tamamen kesilmesi için belli bir süre beklemesi gerekir. Bu süreye “iddet” denir. Bu süre zarfında kadının mesken ihtiyacını kar ş ılamak kocaya aittir. Bo ş anma ric’î talak (dönü ş imkânı veren bo ş ama) ile gerçekle ş mi ş ise e ş ler aynı evde oturmaya devam ederler. Bu esnada mahremiyet kurallarına dikkat etme mecburiyetleri yoktur. Bu, ric’ate zemin hazırlaması açısından te ş vik de edilebilir. Dönü ş gerçekle ş meden iddet süresi doldu ğ unda bo ş ama kesinlik kazanır ve e ş ler ayrılır. Bâin ve üç talak ile bo ş ama durumlarında ise iddet süresi bitinceye kadar e ş ler ayrı ayrı odalarda kalmak ve mahremiyet kurallarına dikkat etmek ş artıyla aynı evde oturabilirler. İ ddet bittikten sonra birbirleri için iki yabancı durumuna geleceklerinden artık aynı evde kalmaları caiz de ğ ildir B İ R K İ MSEN İ N, BO Ş AMAYI BA Ş KA B İ R İ N İ N F İİ L İ NE BA Ğ LAMASI DURUMUNDA HÜKÜM NE OLUR? Bo ş amanın meydana gelmesini “ ş ayet, ise, zaman” gibi ş art edatlarından birini kullanarak bir i ş in olup olmamasına ba ğ lamak mümkündür. Buna ta’liku’t-talâk denir. Ta’lîk kocanın kendi fiiline olabilece ğ i gibi e ş inin veya bir ba ş ka ş ahsın fiiline ya da bir olayın vukuuna da olabilir. Mesela; bir ki ş inin, hanımına “falanın evine gidersen bo ş sun.”, “falan ile konu ş ursam bo ş sun.” demesi gibi. Bo ş ama bu ş ekilde bir ş arta ba ğ lanmı ş sa fıkıh âlimlerinin ço ğ unlu ğ una göre ş artın yerine gelmesiyle bir bo ş ama gerçekle ş mi ş olur. Bazı âlimlere göre ise adamın niyeti bo ş ama olmayıp, kadının o i ş i yapmasını önlemeye yönelik ise bu durumda bo ş anma meydana gelmez. Erke ğ in yemin kefareti vermesi gerekir Buna göre, söz konusu durumdaki ki ş i bu ifadeleri e ş ini bo ş ama kastı ile söylemi ş ise talak meydana gelir. Ancak muhatabını bir i ş i yapmaktan men etmek ya da bir i ş i yapmaya te ş vik etmek kastı ile söylemi ş ve muhatap da sözün aksini yapmı ş ise yemin kefareti gerekir.

35 35 Z İ FAF OLMADAN BO Ş AMANIN VE MEHR İ N HÜKMÜ NED İ R? Nikah kıyıldıktan sonra henüz zifafa girilmeden yapılan bo ş ama geçerlidir. Bu durumda bir bâin talak meydana gelir. Bo ş ayan erkek, bo ş adı ğ ı e ş ine tekrar dönmek isterse, ancak yeni bir nikahla dönebilir. Bu ş ekilde bo ş anan çiftler, nikahlı iken yanlarına kimsenin izinsiz giremeyece ğ i bir yerde ba ş ba ş a kalmı ş larsa (halvet-i sahîha) erke ğ in kadına tam mehir vermesi lazımdır. Kadının da yeni bir evlilik için iddet beklemesi gerekir. Ancak halvet-i sahîha olmadan önce bo ş ama söz konusu oldu ğ unda mehir belirlenmemi ş se kocanın mehir konusunda sorumlulu ğ u yoksa da bütçesine ve toplumun örfüne uygun bir ş ekilde kadına müt’a denilen bir hediye vermelidir. Ancak daha önce bir mehir miktarı belirlenmi ş se koca, bunun yarısını ödemekle yükümlüdür. HENÜZ Z İ FAFA G İ R İ LMEYEN E Ş PE Ş PE Ş E ÜÇ KERE BO Ş ANIRSA KAÇ TALAK MEYDANA GEL İ R Zifafa girmedi ğ i e ş ini “sen bo ş sun.” sözünü üç kez tekrarlayarak bo ş ayan ki ş i onu bir bâin talakla bo ş amı ş olur. “Üç talakla bo ş sun.” denildi ğ inde üç talak meydana gelip gelmedi ğ i hususunda ihtilaf vardır. Ço ğ unluk bu durumda üç talakın meydana gelece ğ ini söylerken bir kısım bilginler ise zifafa girilmi ş olsun olmasın aynı anda verilen üç talakı tek bo ş ama kabul etmi ş lerdir. Söz konusu bo ş amada iddet gerekmedi ğ ine göre bu durumda dönü ş de olmaz ve bu bo ş ama bir bâin talak sayılır. E ş ler isterlerse geride kalan iki bo ş ama hakkı ile yeniden nikahlanarak evliliklerini sürdürebilirler.

36 36 KADININ, “BEN AYRILMAK İ ST İ YORUM.” DEY İ P, ERKE Ğİ N DE “PEK İ ” DEMES İ YLE BO Ş AMA MEYDANA GEL İ R M İ ? Bo ş ama ki ş inin kesin kararına ve bu kararın yoruma açık olmayacak ş ekilde ifadesiyle gerçekle ş ir. “Bo ş analım, ayrılalım, ben ayrılmak istiyorum.” gibi sözler temenniden ibarettir. Kadının bu tür temennilerine erkek “peki” diyerek olumlu mukabelede bulunsa bu sözlerle bo ş ama meydana gelmez. Ş u kadar var ki, olur olmaz ş eylerden dolayı bo ş ama konusunun gündeme getirilmesi do ğ ru bir davranı ş de ğ ildir. KADINI GIYABINDA BO Ş AMA GEÇERL İ M İ D İ R? Bo ş ama, erke ğ in bo ş ama için konulmu ş olan sarih veya kinai sözlerden birini kullanarak evlili ğ i sona erdirmesidir. Bo ş amanın geçerli olması için karı-kocanın aynı mekânda bulunması (meclis birli ğ i) ş art de ğ ildir. Erke ğ in e ş ini gıyaben bo ş aması da mümkündür. Nitekim Rasûlüllah (s.a.s.), hanımını gıyaben bo ş ayan bir ki ş inin bo ş amasını geçerli kabul etmi ş tir. Buna göre; koca e ş ine kendisini gıyabında bo ş adı ğ ını bildirirse veya güvenilir bir ki ş i kadına, kocasının gıyaben kendisini bo ş adı ğ ını haber verirse bo ş ama gerçekle ş mi ş olur. TELEFON, MESAJ VE İ NTERNET YOLUYLA BO Ş AMA GEÇERL İ M İ D İ R? Bir kimse, e ş ini yüzüne kar ş ı “seni bo ş adım, benden bo ş ol.” gibi bo ş amayı ifade eden sözleri ş ifahî olarak söylemek suretiyle bo ş ayabilece ğ i gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yolu ile bildirmekle de bo ş ayabilir. Bu türlerden biri ile bo ş amak, sözlü olarak yüz yüze bo ş amak gibi geçerlidir. Ancak, bu durumda kocanın e ş ini bo ş amı ş oldu ğ unu inkar etmemesi gerekir. Bo ş amanın yazılı olması halinde ise bo ş anan kimse, yazının veya mesajın e ş inden geldi ğ inden emin olmalıdır. Bu durumda bo ş ama hükümleri, kadının mektubu okudu ğ u andan itibaren ba ş lar. Fakat koca e ş ini daha önce gıyaben bo ş amı ş da bunu mektupla haber veriyorsa, bo ş amanın hükümleri kocanın bo ş adı ğ ı andan itibaren ba ş lar.

37 37 BASKI VE TEHD İ T ( İ KRAH) ALTINDA BO Ş AMAK GEÇERL İ M İ D İ R? Baskı ve tehdit (ikrah) altında bo ş ama Hanefi mezhebine göre geçerli di ğ er mezheplere göre ise geçersizdir Ancak son dönem Hanefî bilginleri tarafından da baskı ve tehdit altında kalan kimsenin bo ş amasının geçerli olmadı ğ ı görü ş ü benimsenmi ş tir (Mecelle, md ; Hukuk-ı Aile Kararnamesi, md. 57, Günümüzde fetva da bu görü ş e göre verilmektedir. BO Ş AMADA KULLANILAN SÖZLER D İ LLE SÖYLENMEDEN Z İ H İ NDEN GEÇ İ R İ LMEKLE BO Ş AMA GERÇEKLE Şİ R M İ ? Bo ş ama, bu yetkiye sahip olan ki ş inin bo ş ama için kullanılan sözlerin birisini kullanmasıyla gerçekle ş ir. Bo ş amanın meydana gelmesi için, içten niyet edilenin söz olarak dı ş arıya vurulması lazımdır. Buna göre sadece içten geçirilerek veya söylemeksizin talaka sadece niyet etmekle bo ş ama meydana gelmez. KADINI ÂDETL İ İ KEN BO Ş AMAK GEÇERL İ M İ D İ R? Kadını adetli iken bo ş amak dört mezhebe göre sünnete aykırı olmakla beraber geçerlidir. Bununla beraber bo ş ama i ş leminin dinin öngördü ğ ü ş artlara uygun olarak yapılması gerekti ğ inden ve bo ş anmanın, cinsel ili ş ki meydana gelmeyen bir temizlik döneminde yapılması da bu ş artlardan biri oldu ğ undan, âdet döneminde yapılan bo ş amaların geçersiz oldu ğ unu savunan âlimler ( İ bn teymiyye)de vardır. Bu konuda ço ğ unlu ğ un görü ş ünün dayandı ğ ı deliller daha güçlüdür.

38 38 B İ R K İŞİ, HANIMINI BO Ş AMAYI ONUN B İ R İŞİ YAPMASINA BA Ğ LAR DA SONRA KEND İ S İ O İŞİ YAPMASINA İ Z İ N VER İ RSE BO Ş AMA GERÇEKLE Şİ R M İ ? Bo ş ama, bir ş arta veya gelecek bir zamana izafe edilmeksizin hemen yapılabilece ğ i (müneccez) gibi, karı ile kocadan birinin veya bir ba ş kasının bir fiiline veya bir hadisenin meydana gelmesine ba ğ lanarak da (muallak) yapılabilir. Herhangi bir ş arta ba ğ lanan bo ş ama, ş art ko ş ulan ş eyin meydana gelmesi ile gerçekle ş mi ş olur. Buna ba ğ lı olarak, bir ki ş i karısına bo ş ama kasdıyla “ Ş u i ş i yaparsan benden bo ş sun.”deyip sonra o i ş i yapmasına izin verir, kadın da o i ş i yaparsa bir talakla bo ş anmı ş olur. Bu durumda, daha önce bo ş ama olmamı ş ya da bir veya iki bo ş ama olmu ş sa, kadının iddet süresi içinde yeni bir nikaha gerek kalmadan geriye kalan nikah ba ğ ı ile evlili ğ e devam edilebilir. Ş ARTLI BO Ş AMADA Ş ART GERÇEKLE Ş MEDEN ÖNCE BO Ş AMANIN BA Ğ LANDI Ğ I Ş ARTTAN VAZGEÇ İ LEB İ L İ R M İ ? Kocanın bo ş ama iradesini ortaya koyan beyanı kayıtsız ve ş artsız olabilece ğ i gibi bir ş arta (ta’lîkî ş art) veya vadeye de ba ğ lanabilir. Ş artlı bo ş amada ş art gerçekle ş meden önce bo ş amanın ba ğ landı ğ ı sözden dönmek geçerli de ğ ildir Bo ş anmanın bir ş arta ba ğ lanması durumunda bu ş art ne zaman gerçekle ş irse bo ş anma da hükümlerini o zaman do ğ urur. Bu ş art gerçekle ş ene kadar evlilik bütün sonuçlarıyla birlikte devam eder. Ancak bo ş anma ş arta ba ğ landı ğ ında ş art gerçekle ş meden, ba ş ka bir yolla bo ş anma olur ve iddet bittikten sonra o ş art gerçekle ş irse artık o ş artın etkisi kalmaz. Ş artlı talâkın sözün ifade etti ğ i anlamı kuvvetlendirmesi için yemin yerine kullanıldı ğ ı da vâkidir. Bu durumda fakihlerin ço ğ unlu ğ una göre bu da geçerli bir ş artlı talâktır; ş art yerine geldi ğ inde bo ş anma gerçekle ş ir.

39 39 D İ NEN GERÇEKLE Ş EN BO Ş AMADAN SONRA MAHKEMEDE VER İ LEN BO Ş ANMA KARARI YEN İ B İ R TALAK SAYILIR MI? Dinen gerçekle ş en bir bo ş amadan sonra aynı gerekçeyle ba ş vurulan mahkemenin verdi ğ i bo ş anma kararı, önceki bo ş amanın teyit ve tescilidir; ayrı bir bo ş ama sayılmaz. Fakat önceki bo ş amayı takip eden ikinci temizlik devresinde ba ş ka bir nedenle yapılan müracaat sonucunda mahkemece verilen bo ş anma kararı yeni ve ayrı bir bo ş ama anlamına gelir. Dinen geçerli bir talaka ba ğ lı olan iddet bittikten sonra mahkemenin verece ğ i bo ş anma kararı, o sırada e ş ler ararsında evlili ğ e ili ş kin herhangi bir ba ğ kalmamı ş oldu ğ undan, dinen bo ş ama sayılmaz. B İ R VEYA İ K İ TALAKLA BO Ş ANMI Ş OLAN B İ R KADIN İ DDET SÜRES İ N İ N SONA ERMES İ NDEN SONRA BA Ş KA B İ R ERKEKLE EVLENEB İ L İ R M İ ? Bir veya iki talakla bo ş anmı ş olan bir kadın, Hanefî mezhebine göre üç hayız, Ş âfiî mezhebine göre ise üç temizlik süresi iddet bekler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Bo ş anmı ş kadınlar, kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler.” (Bakara, 2/ 228) buyurulmaktadır. E ğ er bo ş ama ric’î ise iddet bekleme süresi içinde kocası kendisine sözlü ya da fiili olarak dönebilir. Bu süre içinde koca dönmez ise talak bâine dönü ş ür. Bâin talakta oldu ğ u gibi e ş ler isterlerse, evliliklerini yeni bir nikah kıyarak devam ettirebilirler. Veya kadın isterse, iddet süresini tamamladıktan sonra ba ş ka bir erkekle de evlenebilir. Kadının bir ba ş ka erkekle evlenebilmesi için talakın üçünün de gitmi ş olması ş art de ğ ildir.

40 40 BO Ş ANAN KADININ MAL İ HAKLARI NELERD İ R? Bo ş anan kadın, e ğ er halvet-i sahiha veya zifaf gerçekle ş mi ş se hakkı olan mehrin tamamını alır. Ayrıca erkek e ş ini, onun talebi olmaksızın bo ş amı ş sa, müt’a adı verilen tazminatı da ödemesi, Ş âfiî mezhebine göre vacip, Hanefî mezhebine göre müstehab görülmü ş tür Ş ayet nikah esnasında veya sonrasında belirlenmi ş bir mehir yoksa, kadının, ba ş ta kız karde ş leri olmak üzere kendisine babası tarafından olan akrabalarından e ğ itim, güzellik, sosyal statü itibariyle denk sayılacak bir bayanın aldı ğ ı mehri hak eder. Buna mehr-i misil denir. Ayrıca erke ğ in, bo ş adı ğ ı kadının bekleyece ğ i iddet süresince, nafaka ve mesken temin etmesi gerekir Ş ayet bir kadın henüz kocası ile cinsel birliktelik ya ş amadan veya halvet-i sahiha meydana gelmeden bo ş anmı ş sa, belirlenen mehrin yarısını, mehir belirlenmemi ş se, fıkıh ıstılahında müt’a denilen tazminatı hak eder. Kur’an ve hadiselerde müt’a’nın ne kadar oldu ğ u belirlenmemi ş, bu konuda sadece erke ğ in sahip oldu ğ u maddi imkânlar esas alınmı ş tır. Ancak fakihler, ilgili naslardan ve uygulamalardan yola çıkarak, özellikle de hâkim tarafından belirlenmesi halinde müt’anın mehri misli geçmemesi gerekti ğ ini belirtmi ş lerdir. Bu sebeple mahkemenin mehr-i mislin yarısını a ş an veya fahi ş kabul edilebilecek bir tazminatı belirlemesi halinde kadının mezkûr miktardan fazlasını alması haksız kazanç sayılaca ğ ından fazla miktarı tekrar eski e ş ine iade etmesi gerekir. Ancak taraflar kendi aralarında anla ş arak, muayyen bir miktar belirlemi ş lerse, bu durumda müt’anın mehr-i mislin yarısından fazla olmasında bir sakınca olmadı ğ ı da söylenmi ş tir.

41 41 BO Ş ANMADA, EVLENMEDEN ÖNCE ED İ N İ LEN MALLARIN DURUMU VE EVLEND İ KTEN SONRA BERABER ED İ N İ LM İŞ MALLARIN PAYLA Ş IMI NASILDIR? İ slam hukukuna göre bo ş anma durumunda e ş ler arasında mal payla ş ımı ş u esaslar çerçevesinde gerçekle ş tirilir: 1- E ş lerin evlenmeden önce sahip oldukları mallar kendilerine aittir. Di ğ er e ş in o malda hakkı yoktur. 2- Evlilik esnasında erke ğ in, e ş ine bazı hediyeler vermesi adettendir. Meydana gelecek bir bo ş anmada erkek, e ş ine vermi ş oldu ğ u bu hediyeleri geri alma hakkına sahip de ğ ildir. 3- Kadının kendi parasıyla satın aldı ğ ı e ş yaların tümü bo ş anma halinde yine kendisine kalır. Kocasının bunları ondan almaya hakkı yoktur. 4- Erkek veya kadından kimin parası ile satın alınmı ş oldu ğ u bilinmeyen ve bo ş anma halinde kime ait oldu ğ u konusunda görü ş ayrılı ğ ı çıkan ev e ş yasında ise ş u çözümlemeye gidilir. Tamamen erke ğ in kullanımı için bulunan ev e ş yası erke ğ e, tamamen kadının kullanımı için bulunan e ş yalar ise kadına aittir. Bunun dı ş ındaki e ş yalar ise, evde çalı ş anın erkek olması halinde erke ğ e ait olur. Meselenin hukuki boyutu yukarıda anlatıldı ğ ı gibi olmakla beraber, bo ş anma halinde tarafların, ya ş amı ş oldu ğ u birlikteli ğ i, tamamen göz ardı ederek, mal bölü ş ümünde kavgaya tutu ş maları dinen uygun de ğ ildir. Bu konularda iyi niyeti ve erdemli davranmayı ihmal etmeden, müsamaha ile hareket edilmesi uygun olur.

42 42 GEL İ N KAYIN PEDER İ TARAFINDAN TAC İ ZE U Ğ RARSA N İ KAHI DÜ Ş ER M İ ? İ slam âlimleri nikah ile sıhrî mahremiyetin olu ş aca ğ ı konusunda görü ş birli ğ i halindeyken, zina, ş ehvetle dokunma veya ş ehvetle öpme yoluyla sıhriyetin olu ş up olu ş madı ğ ı konusunda farklı kanaatlere sahip olmu ş lardır. Hanefî mezhebi, “Babalarınızın nikahladıkları kadınları nikahlamayın.” ayetindeki nikah kelimesinin hakiki anlamını cinsel ili ş ki olarak aldıklarından zina yoluyla sıhriyetin olu ş aca ğ ını söylerken, buna ş ehvetle dokunma ve öpmeyi de eklemi ş tir. Buna göre, bir kimse gelinine cinsel tacizde bulunursa, Hanefî mezhebine göre o ğ lu ile gelini artık evli olarak kalamazlar ve birbirlerine ebedi olarak haram hale gelirler Ş âfiî ve Mâlikî mezheplerinde ise, sıhriyet yolu ile mahremiyetin meydana gelmesi için nikah ş art olup, zina, ş ehvetle öpme ve dokunma ile mahremiyet olu ş maz Buna göre, kayınpederi tarafından cinsel tacize u ğ ramı ş gelin ile kocası arasında evlilik Hanefî mezhebine göre sona erer. Ancak, Ş âfiî ve Mâlikî mezheplerinin bu konudaki görü ş ü ile amel etmek de mümkündür. İ HT İ YATLA AHAREKET. BO Ş ANAN KADINA KOCASININ NE KADAR SÜRE İ LE NAFAKA VERMES İ GEREK İ R? Hanefi mezhebine göre, ric’î ve bâin bo ş amanın yanı sıra istisnalar olmakla birlikte fesih iddeti bekleyen kadınların yiyecek, giyecek, mesken gibi ihtiyaçlarının giderilmesi, bo ş ayan kocasına aittir. İ slam hukukuna göre kadının kocası üzerindeki nafaka hakkı evlilik süresi ile evlilik sona erdi ğ inde ise iddet süresi ile kayıtlıdır. Nafakanın miktarını belirlemede alimlerin ço ğ unlu ğ una göre kocanın ekonomik durumu dikkate alınır.

43 43 BO Ş ANMA DAVASI UZUN SÜRE SONUÇLANMAYAN KADININ ALDI Ğ I NAFAKA HELAL M İ D İ R? İ slam hukukunda evlilik devam ettikçe ve bo ş ama halinde iddet süresince erkek, e ş inin nafakasını temin etmekle sorumludur. Dinen bo ş ama olmadan mahkemeye bo ş anma davası açılmı ş sa mahkeme devam etti ğ i sürece e ş ler evli hükmünde oldu ğ undan, dava süresince de kadının nafakasını temin etme yükümlülü ğ ü kocasına aittir. Bu yükümlülük mahkeme bo ş adıktan sonra ba ş layan iddet süresi bitinceye kadar devam eder. Ancak dinen bo ş anma gerçekle ş mi ş se süreç devam etse bile İ slam hukukuna göre kocanın e ş ine yönelik nafaka borcu iddetin bitimiyle sona erer. BO Ş ANMADAN SONRA ÇOCUKLARIN NAFAKASI K İ ME A İ TT İ R? Çocukların ve annelerinin nafakalarını/temel ihtiyaçlarını kar ş ılama görevi, babaya aittir. Nafaka borcu, yükümlünün ekonomik gücüne göre tespit edilir (Talâk 65/7). Kur’an’da; “Sizin için çocu ğ u emzirirlerse emzirme ücretlerini de verin.” (Talâk 65/6) buyurulur. Çocuk sütten kesildikten sonraki harcama da, süt emme ihtiyacı konumundadır. Çünkü çocuk babanın bir parçası olup, babanın ona yaptı ğ ı harcama, kendisine yaptı ğ ı harcama gibidir. Erkek çocuklar, çalı ş ıp kazanır hale gelinceye kadar baba nafakalarını temin eder, çalı ş ıp kazanabilecek hale gelince nafaka sorumlulu ğ u sona erer. Ancak çocuk büyük de olsa nafakasını kazanamayacak bir özre sahip oldu ğ unda, nafakası yine babaya aittir Erkek, çocu ğ un nafakasını temin edemeyecek kadar fakir olur da erke ğ in karde ş i (amca) veya kadın bunu temin edebilecek maddi güce sahipse, erkek, gücü yetti ğ inde ödemek üzere, onlara borçlanarak nafakayı kar ş ılar. Kız çocuklar büyük de olsa küçük çocuklar gibi olup, evleninceye kadar nafakaları babaya, evlendikten sonra kocaya aittir.

44 44 Sorular 1) İ ki bayram arasında nikah kıyılır mı? 2) Adet halindeki kadının nikahı kıyılır mı? 3) İ ki kız karde ş i baba o ğ ul alabilir mi? 4) Hoca bir ş ahitle nikah kıyabilir mi? 5) Ki ş i karde ş inin bo ş adı ğ ı hanımla evlenebilir mi? 6) Ki ş inin e ş ini bo ş adı ğ ını de ğ i ş ik zaman ve mekanlarda ba ş kasına söylemek ayrı bir bo ş ama sayılır mı? 7) Mahkeme a ş amasındayken kadın ba ş ka biriyle evlenebilir mi? 8) Dü ğ ünlerde verilen hediyeler bo ş anma durumunda kime aittir. ( mahremler isteyemez, di ğ erleri t. Mekruh ister) kime verildiyse onun. Damadın veya Anne babasının taktı ğ ı ş eyler mehirse geri alınmaz. 9) Ki ş i hanımına üç talakla bo ş sun in ş allah dese ne olur? 10) Seni bo ş amak boynuma borç olsun demek bo ş amayı gerektirir mi? 11) Bir kimse bo ş amayı iki ş artın gerçekle ş mesine ba ğ lasa, ş artın biri gerçekle ş se di ğ eri gerçekle ş mese ne olur? 12) İ ddet bekleyen kadın dü ş ük yapmakla iddeti biter mi? Azalar belirginse beklemez.

45 45 ZIHÂR Zıhar, kocanın e ş ine "Sen bana annemin sırtı gibisin" yani haramsın" diyerek onu kendisine haram kılmasını ifade eder. Zıhar ve îlâ her ikisi de cinsel temasa engel olan bir yemin niteli ğ inde olması ve keffaret verildi ğ i takdirde yasa ğ ın kalkması bakımından birbirine benzer. Zıhar, cahiliye döneminde bo ş amanın en a ğ ır ş ekliydi. Çünkü zıharla kadın, ebedî haram olan anne gibi, ebedî haram kılınıyordu. Bu yüzden zıhar yapanın, e ş ini yeniden alması caiz de ğ ildi. İ slâm bu hükmü kaldırdı. Ancak keffaret verinceye kadar geçici bir haramlık kabul etti. İ slâm'da zıhar yoluna ba ş vurularak e ş in haram kılınması yasaklanmı ş tır. Çünkü bu yalan ve iftiradır. Bununla birlikte bir erkek diliyle zıhar veya talak yaptı ğ ını söylerse bunlar meydana gelir. Bunlar açık anlamlı sözcükler olunca niyete de bakılmaz. Zıhar yapan kimsenin, keffaret verinceye kadar e ş ine yakla ş ması haramdır. Pi ş man olup e ş ini geri almak isteyenin ise keffaret vermesi gerekir. Zıhar'da koca keffaret vermekten kaçındı ğ ı takdirde mahkeme e ş leri ayırma yoluna gider. Çünkü keffaret vermedikçe e ş ler birbirine helal olmaz. Zıhârı yapanın akıllı, ergin ve müslüman olması gerekir. Zıhâr konusu kadının ise müslüman ya da ehl-i kitaptan olması sonucu etkilemez.

46 46 Zıhâr konusu kadında aranan nitelikler: a) Zıhâr yapanın karısı olmalıdır. Çünkü zıhar âyetinde "hanımlarına" buyurulmu ş tur. Ço ğ unlu ğ a göre kadın, kocasına kar ş ı zıhar yapamaz. b) Nikâh mülkiyetinin her yönüyle tam olarak bulunması gerekir. Bu yüzden ric'i bo ş ama durumunda iddet süresince de zıhar yapılsa geçerli olur. Fakat bâin bo ş ama veya muhâlea durumunda iddet süresince zıhar geçerli olmaz. c) Zıhârın, e ş in bedenine veya bedenin bütününü temsil eden bir uzvuna yahut yaygın bir parçasına izafe edilmesi gerekir. Sırt, ba ş, yüz, boyun veya cinsiyet uzvu bedeni temsil edebilen parçalardır. Üçte bir, dörtte bir gibi yaygın bir cüz'e zıhar yapmak da bu niteliktedir. Kendisine benzetilende aranan nitelikler: a) Benzetilenin, kocaya ebedî olarak evlenme yasa ğ ı bulunan bir kadın olması gerekir. Bu; nesep, süt veya evlenme yoluyla olu ş an bir hısımlık olabilir. Anne, kızkarde ş, süt anne veya kayın valide bu niteliktedir. b) Benzetti ğ i ş ey sırt, karın, uyluk, cinsel organ gibi bakması kendisine helal olmayan bir uzuv olmalıdır. Bu duruma göre karısını, meselâ; annesinin yüzüne, ba ş ına veya ellerine benzetmesi e ş i üzerinde bir haramlık meydana getirmez. Çünkü bir erke ğ in bu yerlere bakması caizdir. Ş afiilere göre, bakılması haram olmayan organlara benzetmesi ile de zıhar gerçekle ş ir. c) Benzetilen, kadın cinsinden olmalıdır. Koca, e ş ine "Sen bana babamın" veya "o ğ lumun sırtı gibisin" dese zıhar meydana gelmi ş olmaz. Di ğ er yandan bir erkek, e ş ini onun kız karde ş i veya evli bir kadın yahut inkarcı bir kadın gibi ş u anda kendisine haram oldu ğ u halde, durum de ğ i ş ti ğ inde helal olabilecek bir kadına benzetmekle zıhar gerçekle ş mez, çünkü bunlar kendisine ebedi olarak haram de ğ ildir.

47 47 Kendisine benzetilende aranan nitelikler: Hanbelîler Zıhârda benzetilenin sınırını geni ş tutmu ş ve o anda erke ğ e haram olan kadınların yanında murdar ölmü ş hayvan, ş arap, kan gibi yenilmesi veya içilmesi haram olan ş eyleri de zıhar kapsamına almı ş lardır. Ancak ço ğ unluk bilginler bu konuda Hanbelîlere kar ş ı çıkmı ş ve benzetilende "cinsel yararlanma niteli ğ i"nin bulunmasını ş art ko ş mu ş lardır. Bu nitelik de yalnız kadında vardır. Kocanın, e ş ini "anne, kız karde ş " gibi mahrem bir hısımı ile ça ğ ırması mekruhtur. Çünkü Allah'ın Rasûlü bunu yasaklamı ş tır. Zıhâr Keffareti: Zıhâr yapan kocanın keffaret verinceye kadar e ş ine yakla ş ması caiz de ğ ildir. Ancak koca pi ş man olup e ş ini geri almak isterse, keffareti yerine getirmesi gerekir. Ço ğ unluk müctehitlere göre keffaret vermeden önce cinsel temas yasak oldu ğ u gibi, öpme ve sarılma gibi davranı ş lar da caiz de ğ ildir. İ mam Ş afiî'ye göre ise âyette yalnız cinsel temastan söz edildi ğ i için, bunun dı ş ında kalan fiiller haram kapsamına girmez. Zıhârın meydana getirdi ğ i haramlı ğ ın kalkması için kocanın bir köle azat etmesi, bu mümkün olmayınca iki ay süreyle oruç tutması, buna da gücü yetmezse altmı ş fakiri doyurması gerekir. (el-Mücadele, 58/3, 4)

48 48 ÎLÂ “Îlâ”, kocanın e ş iyle cinsel teması yemin, adak veya bir ş arta ba ğ layarak, belirli veya belirsiz bir süre kendisini bundan menetmesini ifade eder. İ lâ yöntemi evlili ğ in sona ermesine yol açabilen bir yemin türüdür. İ slâm'dan önce, Hicaz yöresi arapları îlâ i ş lemini, zıhar gibi bir bo ş ama yöntemi olarak uyguluyorlardı. Buna göre koca bir, iki yıl veya daha uzun süreyle e ş ine kar ş ı kocalık görevini yapmıyor, yeni yeminle süreyi uzatıyordu. Ancak, İ slâm, e ş iyle bu anlamda ili ş ki kesmeyi dört aylık süre ile sınırladı. Koca bu süre içinde her an yemininden dönüp, e ş iyle barı ş abilecek ve yemin keffareti vererek uhrevî sorumluluktan kurtulabilecektir. Ancak e ş ine dönmeksizin dört aylık müddet sona ererse evlilik de sona erer. Îlâ'da belirli bir süre veya süresiz olarak e ş ine yakla ş mamak üzere, Allah'a veya O'nun örfen yemin için kullanabilen ilâhî sıfatlarına kocanın yemin etmesiyle süre ba ş lar. Koca, cinsel temastan uzak kalmayı, kendisine a ğ ır gelebilecek bir ada ğ a veya bo ş ama gibi bir ş arta ba ğ lamak suretiyle de îlâ tasarrufunda bulunabilir. - "Allah'a yemin olsun ki, dört ay sana yakla ş mayaca ğ ım!“ - "Vallahi, bundan sonra seninle temasta bulunmam", - "Seninle temasta bulunursam üzerime hac farz olsun veya yüz rekat namaz kılmak üzerime borç olsun", - "Seninle temasta bulunursam, evlili ğ imiz sona ermi ş olsun" gibi sözlerle ilâ meydana gelir. Bunlar bo ş amada oldu ğ u gibi, niyete ba ğ lı olmaksızın sonuç do ğ uran açık sözcüklerdir. Kimi zaman, niyet edilerek kinayeli sözcüklerle de îlâ i ş lemi ba ş latılabilir. E ş iyle ili ş i ğ ini kesmeyi kastederek; - "Bundan sonra seninle bir yastı ğ a ba ş koymam, seninle bir yata ğ a yatmam" gibi sözler bu niteliktedir

49 49 Îlâ'nın Geçerlilik Ş artları: 1. İ lâ yapan kocanın, ergin ve temyiz gücüne sahip olması gerekir. Küçük çocuk ve akıl hastasının yapaca ğ ı ilâ geçerli de ğ ildir. 2. Nikâh akdinin devam etmesi veya kadının cayılabilir bo ş amadan dolayı iddet beklemekte olması gerekir. Kadın, üç bo ş ama veya bir kesin (bâin) bo ş ama ile bo ş anmı ş sa, artık ilâ'ya gerek kalmaz. 3. İ lâ'nın bir yerle sınırlandırılması gerekir. Çünkü kocanın bu yer dı ş ında cinsel temasta bulunması mümkündür. 4. E ş inden ayrı kalma süresi, ya mutlak olmalı veya en az dört ay olarak belirlenmi ş bulunmalıdır. Dört aydan kısa süreli ilâ, evlilikle ilgili bir sonuç do ğ urmaz. Bu durumda koca, süre dolmazdan önce e ş ine dönerse, yeminini bozmu ş sayılaca ğ ı için sadece yemin keffâreti gerekir. Dört ay ve daha fazla bir süreyi kapsayan ilâ hukuki sonuçlarını do ğ urur. Bu durumda koca, dört ay dolmazdan önce her an e ş ine dönebilir. Bu takdirde yeminini bozmu ş sayılaca ğ ı için, kendisine yemin keffâreti gerekir. Kocanın e ş ine dönmesi cinsel temasta bulunmakla veya bunun mümkün olmaması halinde sözlü olarak gerçekle ş ir. Yemin Allah'ın ismi veya örfen yemin etmede kullanılan ilâhî bir sıfatıyla yapılmı ş sa, bunun bozulması halinde, di ğ er yeminlerde oldu ğ u gibi keffâret gerekir. Bu da varlıklı koca için; on fakiri bir gün doyurmak veya giydirmek yahut bir köle azat etmektir. Koca fakirse, arka arkaya üç gün oruç tutar. Yemin; "Seninle cinsel temasta bulunursam, üzerime hac farz olsun veya bu taktirde sen benden bo ş ol" gibi bir ada ğ a yahut bir ş arta ba ğ lanmı ş sa, dört ay dolmadan yemin bozulunca, üzerine hac farz olur. Bo ş ama ş artına ba ğ lamada ise evlilik sona erer. Dört aylık süre dolmu ş bulunursa, ilâ genel gayesine ula ş mı ş olur. Hanefîlere göre, bu durumda hâkime ba ş vurmaya gerek olmaksızın, mücerred olarak sürenin geçmesiyle "bâin bo ş ama" meydana gelir.

50 50 Ş afiî, Mâlikî ve Hanbelî hukukçulara göre ise, İ lâ'da dört ay tamamlanınca, evlilik kendili ğ inden sonra ermez. Bu durumda koca e ş ine döner veya onu bo ş ar. Her ikisini de yapmazsa, kadın hâkime ba ş vurarak bo ş anma iste ğ inde bulunur ve hâkim e ş leri bo ş ar. Her iki durumda da bir "ric'î (cayılabilir) bo ş ama" meydana gelir. Dört ay süreyle bir araya gelmeyen ve belki birbirine dargın olarak günlerini geçiren e ş lerin birbirine kar ş ı sevgi ve saygı duygularını kaybettikleri söylenebilir. Nitekim Hz. Ömer'in uzakta bulunan askerlerin e ş lerinden en çok dört aydan fazla ayrı kalmamalarını bildirdi ğ i bilinmektedir. L İ ÂN (MÜLÂANE) Zina sebebiyle evlili ğ i sona erdirme yöntemine liân veya mülâane denir. Mülâane sözcü ğ ü "kar ş ılıklı lânetle ş me" anlamına gelmekte olup, kocanın karısını zina ile suçlaması ve bunu dört ş ahitle isbat edememesi durumunda, hakim önünde, özel ş ekilde ve kar ş ılıklı olarak yeminle ş mesi demektir. Liân'ı do ğ uran sebep ş udur. Bir erkek yabancı bir kadına zina ithamında bulunursa, bunu dört ş ahitle isbat etmesi gerekir. Aksi halde zina iftirası yapmı ş sayılır ve kendisine seksen sopa vurulur. Hanefî ve Hanbelîlerin ortak tarifine göre mülâane; koca tarafından, yalan söylüyorsa Allah'ın laneti kendi üzerine çekilerek yeminlerle güçlendirilmi ş olan ş ehadetlerdir. Kadın da, e ğ er yalan söylüyorsa Allah'ın gazabını üzerine çeker. Bu yeminle ş me İ slâm hâkimi önünde yapılır ve koca için zina iftirası cezası (kazf), kadın için ise zina cezası (recm) yerine geçer. Ba ş ka bir deyimle mülâane bu cezaları dü ş ürür.

51 51 Mulâane ayetinin (en-Nûr, 24/6-9.) ilk uygulaması Hilâl b. Ümeyye ailesi üzerinde oldu. Hz. Peygamber, Hilâl'i ça ğ ırdı. Hilâl, do ğ ru söyledi ğ ine dair, dört defa Allah'ı ş ahit tutup, be ş incide, e ğ er yalan söylüyorsa, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını istedi. Sonra karısı getirtilerek, o da aynı ş ekilde yemin etti. Be ş incide, e ğ er kocası do ğ ru söylüyorsa, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diledi. Allah'ın elçisi sonra onların arasını ayırdı. Liân'ın sebebi ikidir: 1 - Bir erke ğ in karısına, yabancı bir kadına isnat edildi ğ i zaman zina cezası uygulamasını gerektiren zina isnadında bulunması. 2 - Babanın henüz do ğ mamı ş olan veya do ğ mu ş bulunan çocu ğ un nesebini reddetmesi. Liân'ın ş artları: 1. E ş ler arasında evlili ğ in devam etmekte olması gerekir. E ş lerin daha önce cinsel temasta bulunmamı ş olması hükmü de ğ i ş tirmez. Evli olmayanlar arasında veya yabancı bir kadına zina isnadında bulunulması hâlinde mulâane yoluna gidilemez. Bir erkek, yabancı bir kadına zina isnadında bulunduktan sonra onunla evlense, kendisine yalnız kazif cezası gerekir, Liân uygulanmaz. 2. Nikâh akdinin sahih olması gerekir. Meselâ, ş ahitsiz evlenen ve bu sebeple nikâhı fasit olan e ş e mulâane uygulanmaz. 3. Kocanın ş ahitlik yapma ehliyetine sahip olması. Bu durum; e ş lerin akıllı, ergin ve müslüman olmasını ve kazif suçundan dolayı had cezasına çarptırılmamı ş bulunmasını gerektirir. E ş lerin âmâ veya fâsık olması sonucu etkilemez.

52 52 Çocu ğ un nesebini red edebilmek için bazı ş artların bulunması gerekir: 1. Hâkimin e ş ler arasında ayrılık kararı vermesi. Çünkü ayrılı ğ a hüküm verilmeden önce, nesebi red gerekmez. 2. Nesebin, Ebû Hanîfe'ye göre, en geç bir hafta içinde, Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre lohusalık süresi içinde reddedilmesi gerekir. Ço ğ unlu ğ a göre, neseb reddinin en kısa sürede (fevrî) yapılması gereklidir. 3. Nesebin kabulü anlamına gelen bir i ş lemin yapılmaması gerekir. 4. E ş lerin ayrılması sırasında çocu ğ un hayatta olması ş arttır. Mulâane sırasında yeminden kaçınma veya lian'dan dönme hâlinde; Hanefîlere göre lian'dan kaçınan koca ise, yemin edinceye veya yalan söyledi ğ ini itiraf edinceye kadar hapsedilir. Hapis cezasının bir yarar sa ğ lamayaca ğ ı belli olursa, kazif cezası uygulanır. Yeminden kaçınan kadınsa, mulâane yapması ve kocasını tasdik etmesi için hapsedilir. Kocasını do ğ rularsa serbest bırakılır. Hanefiler dı ş ındaki ço ğ unluk İ slâm hukukçularına göre, liândan kaçınanlara zina cezası uygulanır. Çünkü liân, zina cezasının yerine geçmi ş tir. Koca, hâkim önünde yapılan liân i ş leminden sonra, yemininden dönerse kendisine kazif cezası verilir.

53 53 Liân'ın Sonuçları: 1. Kocadan kazif veya tâzir cezası dü ş er. Kadın da zina cezasından kurtulur. 2. Mulâaneden sonra, e ş lerin cinsel temasta bulunması haram olur. Hz. Peygamber bir hadisinde ş öyle buyurmu ş tur: "Mulâane yapanlar artık bir araya gelemez." 3. E ş ler, mulâane sonunda hâkim kararı ile birbirinden ayrılmı ş olurlar. Burada, hâkimin ayırma hükmü, Ebu Hanîfe ve İ mam Muhammed'e göre "bâin talâk" niteli ğ indedir. Koca, daha sonra, yalan söyledi ğ ini ikrar eder veya ş ahitlik yapma ehliyetini kaybederse karısı kendisinin helali olur. Ço ğ unluk İ slâm hukukçularına göre ise, liân sonucu gerçekle ş en ayrılık, süt hısımlı ğ ı yüzünden ayrılıkta oldu ğ u gibi "nikâh akdini fesih" niteli ğ indedir; ebedî haramlı ğ ı gerektirir ve artık bu iki e ş in yeniden evlenmesi mümkün olmaz. 4. Zina fiiline ba ğ lı olarak do ğ an veya do ğ acak olan çocu ğ un nesebi baba yönünden reddedilmi ş sayılır. Artık bu koca ile çocuk arasında miras ve nafaka hukuku cereyan etmez.

54 54

55 55

56 56

57 57

58 58

59 59

60 60

61 61

62 62

63 63

64 64

65 65

66 66


"İSLAM HUKUKUNDA TALAK(BOŞAMA), ÇEŞİTLERİ, SONUÇLARI Selami AYKUL 1." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları