Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Bilimsel Devrim SOSYOLOJİ. Bilim Nedir? Bilim gerçeklik hakkında bir biçimde ampirik olarak do ğ rulanan sistemli, dünyevi bilgi üretme çabasıdır. Bu.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Bilimsel Devrim SOSYOLOJİ. Bilim Nedir? Bilim gerçeklik hakkında bir biçimde ampirik olarak do ğ rulanan sistemli, dünyevi bilgi üretme çabasıdır. Bu."— Sunum transkripti:

1 Bilimsel Devrim SOSYOLOJİ

2 Bilim Nedir? Bilim gerçeklik hakkında bir biçimde ampirik olarak do ğ rulanan sistemli, dünyevi bilgi üretme çabasıdır. Bu yönüyle de modern dünyaya ait bir giri ş imdir.

3 Bilimsel Devrim Akıl Bilimsel Devrimler aklı ön plana çıkartır. Akıl önceki ça ğ lar için de dü ş ünce açısından önemli bir yere sahip olmu ş sa da, burada özelikle belirli kurallar ve yöntemlerin rehberlik etti ğ i bilimsel akıl olarak anla ş ılır.

4 Bilimsel Devrim Din ele ş tirisi Din ele ş tirisi, en azından kurumsalla ş mı ş dinin ele ş tirisi, bu rasyonelle ş me sürecinin en önemli parçalarından biridir. Din ve dini hurafeler insan zihnini sınırlayan dogmalar olarak damgalanır. Bacon “insan zihnini ku ş atan putları yıkmak…” derken özellikle dini kastediyordur. Ş unu da söylemeliyiz: dönemin radikal yazarları henüz dine cephenden saldırmaya hazır de ğ illerdir. Dine kar ş ı ancak “do ğ ru din”le kar ş ı çıkılır.

5 Bilimsel Devrim Kültür Ele ş tirisi Fakat tek problem din de ğ ildir. Kültürel formasyon da belirli bir zaman ve mekâna ait çarpıtma ve ön yargıları barındırdı ğ ından insan zihnini sınırlayan dogmalardan biri olarak görülür.

6 Bilimsel Devrim Hakikat ve İ nsan İ nsan zihni bu tür engellerden kurtuldu ğ unda hakikate ula ş mak mümkün hale gelebilecektir. Ezeli ve ebedi olan, tarih ve kültürün ötesinde olan hakikatin amaçlandı ğ ı bu yeni anlayı ş ta, insan da, tarihsel-kültürel bir varlık olmanın ötesinde, belirli bir zaman ve mekâna ait çarpıtma ve ön yargılardan arınmı ş, tarih üstü/dı ş ı bir insan do ğ ası anlayı ş ına göre anla ş ılır. Hakikate de ancak bu insan do ğ ası anlayı ş ına ba ğ lı kalarak ula ş ılabilir.

7 Bilimsel Devrim Saf ve Evrensel Bilgi Bütün bu süreçteki temel amaç saf bilgiyi saf olmayan bilgiden, yani insan zihnini bulanıkla ş tıran, tarihsel ve kültürel etmenlerden kaynaklanan bilgiden ayırmaktır. Neticede ortaya çıkan bilim her yerde her zaman do ğ ru olan, do ğ anın evrensel yasalarını arar.

8 İki Temel Varsayım Do ğ u ş unda modern bilimin arkasında iki temel varsayım bulunmaktadır: 1. Bunlardan birisi, geçmi ş ile gelecek arasında bir simetri öngören Newton modelidir. Buna göre her ş ey sonsuz bir bugünde var olur ve dolayısıyla geçmi ş ile gelece ğ i birbirinden ayırmamız gereksizdir. 2. İ kinci varsayım, do ğ ayla insanlar arasında köklü ayrımlar bulundu ğ unu varsayan Kartezyen düalizmdir.

9 Bilimsel Devrim 1. Geçmi ş ile gelecek arasında bir simetri öngören Newton fizi ğ i. Yani her ş ey sonsuz bir bugünde gerçekle ş ir. Tanrı gibi bizde kesin bilgiye ula ş abiliriz. Tanrı bir mimar, bir matematikçi ya da bir saat yapıcısıdır. Evren de büyük bir saat gibidir. Tanrı bir kere yarattıktan sonra evren kendi yasalarına, kurallarına ve insanın anlayıp tanımlayabilece ğ i özelliklere göre çalı ş maya ba ş lamı ş tır. Teolojik nihai sebepler ne bu evrenin bir parçasıdır ne de onu açıklamak için gereklidir. Evrendeki yasalar ahlaki de ğ il matematikseldir. Evrende bulunan ahlak kuralları bu evrene rehberlik etmez. Böylece ahlak ile olgusal açıklama birbirinden ayrılır.

10 Bilimsel Devrim Bu anlayı ş geleneksel toplumun do ğ a anlayı ş ından farklıla ş ır dolayısıyla. -Do ğ rudan tanrı ve melekler tarafından yönetilen do ğ adan, kendini düzenleyen bir do ğ aya; -Tanrısal istemleri yansıtan ve tanrının ihti ş amını anlatan bir do ğ adan, do ğ anın yasalarının belirlenimcili ğ inden ba ş ka bir ş eyi dile getirmeyen bir gök mekani ğ ine geçi ş. -Kopu ş tan önce insan tanrının düzenli ve ölçülü bir ş ekilde yarattı ğ ı sonlu ve hiyerar ş ik bir dünyada do ğ al olanla tanrısal olan arasında bir aracıdır. Evreni tanrı yaratmı ş tı, o ilk ve nihai nedendi ve yeryüzüne sürekli müdahale ediyordu. Aktif olarak yönetiyordu eski inanca göre. - İ nsanın bilgisine sunulan bu dünya düzeni, her ş eyden önce tanrının insana seslendi ğ i simgesel bir düzen olarak ortaya çıkıyordu (dünya kitabı). - İ nsanın maddi ve manevi yönleri ise organik bir bütün olarak anla ş ılıyordu. Dolayısıyla, do ğ anın tümü farklı bir gerçeklik düzenine ba ğ lıydı.

11 Bilimsel Devrim Kopu ş tan sonra ise fiziksel evren mekanik olarak düzenlenmi ş, determinizme boyun e ğ en ve insanın yasalarını ke ş fetmek zorunda oldu ğ u bir evren olarak kabul görür. Dünya artık matematikle anla ş ılır. Fiziksel dünya özerktir ve onun yasaları da ke ş fedilebilirdir. Dünya kitabı imgesinden dev bir kozmik otomat imgesine geçilir. Bir zamanlar “Gökler tanrının ihti ş amını yansıtıyor” denirken, “bu sonsuz uzayın ebedi sessizli ğ i beni ürkütüyor” denmeye ba ş lanır.

12 Bilimsel Devrim 2. Kartezyen düalizm: Do ğ a-insan, madde-akıl, fiziksel dünya-manevi dünya arasında ayrımlar koyulur. Dolayısıyla zihin ile maddi gerçeklik kar ş ı kar ş ıya getirilir ve maddi gerçeklik bilmenin nesnesi olur. Descartes: bilim ve bilgi için yeni bir ba ş langıç in ş a etmek ister. Bir ilk temel bulmalıyız der. Ş imdiki bilgimizin temeli oldukça zayıftır. Bu nedenle, kendisinden ş üphe edilemeyecek bir ilk temel bulmalıyız. Bunun için duyulara güvenilemez.

13 Bilimsel Devrim Amaç ilk önce dü ş ünmeye ba ş larken do ğ rulu ğ unu hiç dönüp dola ş madan do ğ rudan do ğ ruya kavrayabilece ğ imiz sa ğ lam noktayı bulmak sonra da bunun üzerine sentez yapmaktır. Gerçek içinde açık ve seçik olarak bilinmi ş bir nesne bulabilir miyiz? İş e ş üphe ile ba ş lanır. Ş üphe ederek ş üphe diye bir ş ey oldu ğ u, dolayısıyla dü ş ünmenin oldu ğ u ve dü ş ünen benin oldu ğ unu kavrarım: “dü ş ünüyorum o halde varım.” Bu kesin, açık ve seçik bir bilgidir. Tanrının varlı ğ ı da tanrı dü ş üncesinin bizde önceden var oldu ğ u gösterilerek ispat edilir (Do ğ u ş tan ideler). Tanrı bizi aldatmayaca ğ ına göre cisimler dünyasının gerçekli ğ ine inanabiliriz.

14 Bilimsel Devrim Descartes’ın kendi ifadeleriyle: “… uyanık oldu ğ umuzda aklımızdan geçen tüm dü ş üncelerin (görüntülerin) uyurken de aklımızdan geçebilece ğ ini ve hiçbirinin do ğ ru olmayaca ğ ını dü ş ündü ğ ümde, uyanıkken zihnime girmi ş olan tüm ş eylerin (görüntülerin) rüyalarımdaki illüzyonlardan daha fazla do ğ ru içermedi ğ ini farz ettim. Ama bundan hemen sonra, bu yüzden tümünün yanlı ş oldu ğ unu dü ş ünmeyi arzularken bunları dü ş ünen benim de mutlaka bir ş eyler olmam gerekiyordu; Dü ş ünüyorum öyleyse varım gerçe ğ inin, Ş üphecilerin sarsıcı itirazlarına sebebiyet verse de hiçbir ş üpheye yer bırakmayacak kadar kesin ve ispatlı oldu ğ unu gözlemledim. Bu gerçe ğ i, tereddütsüz, aramakta oldu ğ um felsefenin ilk prensibi olarak kabul edebilirdim.”

15 Bilimsel Devrim Dolayısıyla, do ğ a ile akıl, nesne ile zihin arasında uygunluk vardır. Çünkü tanrı evrene ve insan ruhuna aynı ilkeleri yerle ş tirmi ş tir. Bu ilkeleri ke ş federek evrenin yapılı ş ve kurulu ş una, ilk dü ş ünceye kadar gidebiliriz. Rasyonel yapılı do ğ ayı rasyo kavrayabilir.

16 Bilimsel Devrim Manevi olaylar ile ilgili de aynı ş eyi söyleyebiliriz. Do ğ u ş tan var olan kavramlar ve ilkeler gibi tanrı, iyi, adalet, do ğ al haklar da ke ş fedilebilirdir. Bu yetene ğ i bize tanrı vermi ş tir. Tanrı do ğ aya da aynı ilkeleri vermi ş tir. Dolayısıyla tanrı dü ş üncesinin kar ş ısına yerle ş tirildi ğ ini bildi ğ imiz rasyonalizm tanrı dü ş üncesinden tam anlamıyla kopmu ş de ğ ildir. Yine de burada Teizm’den ziyade deizm’in varlı ğ ından söz etmek mümkündür.

17 Bilimsel Devrim Burada epistemolojisi ve ontolojisi sunulmu ş olan yeni bilimin misyonunu veya muradını en iyi Bacon tanımlar. Ona göre do ğ a kadın gibi zapt edilecek bir ş eydir. Ba ş ka bir deyi ş le, do ğ a dini tasavvurdan özerkle ş tikçe tanrının evi de ğ il, insanın dı ş ındaki bir varlık olarak algılanmaya ba ş landıkça (Descartes), Bacon’ın söyledi ğ i gibi üzerinde hâkimiyet kuraca ğ ımız bir nesneye dönü ş ür. Do ğ anın bilgisi (ve sonrasında toplumun bilgisi) güce tahvil edildi ğ inde, ba ş ka bir deyi ş le insanın kendi kaderi üzerinde hâkimiyet kuru ş una yardım etti ğ i ölçüde anlam kazanır. Dinin ve kurumlarının otoritesine darbe vurulmasında bu anlayı ş ın önemli bir payı olacaktır.

18 Bilimsel Devrim Bacon Yeni Atlantis isimli ütopyasında en önemli kurumlarından biri olan Salomon Evi’nin ba ş kanına buna ili ş kin bir ifadeyi söyletir: “Kurulu ş umuzun amacı, do ğ adaki ş eylerin nedenleri, gizli devinimleri ve derin anlamları hakkında bilgi sahibi olmak ve insanın hakimiyet alanın sınırlarını geni ş leterek mümkün olan her ş eyin sırrına eri ş mektir.”

19 Aydınlanma 13. yüzyıldan sonra geli ş en do ğ a bilimleri ve teknolojik atılımlar bilgilerimizi sonsuza dek geli ş tirebilece ğ imiz ve insanın do ğ a üzerinde güç ve kontrol elde edebilece ğ i anlamına geliyordu. Aydınlanmanın buna ekledi ğ i sosyal bilimleri de bu i ş e dahil etmesidir. Do ğ anın fethinden sonra sıra insani olanın fethine gelir. Bunun için do ğ a bilimlerinin metodunu takip etmek yeterlidir. Bahsi geçen bu devrimsel süreç, insanın bir tür erginle ş me süreci, kendi dı ş ındaki güçlerden özerkle ş mesi süreci olarak da görülecektir.

20 Bilimsel Disiplinlerin Ayrışması

21 Bilimsel Disiplinlerin Oluşması Do ğ a bilimlerinin sa ğ layabildi ğ i pratik ba ş arı ve sa ğ ladıkları siyasal ve sosyal destek nedeniyle ba ş langıçta üniversitelere ihtiyaç duymadıklarını söyleyelim. Üniversitelere ihtiyaç duyanlar daha çok akademik çalı ş maları için devlet deste ğ ine ihtiyaç duyan tarihçiler, dilciler ve edebiyatçılardı.

22 Bilimsel Disiplinlerin Oluşması Farklı disiplinlerin kurulma sürecinin altında yatan varsayım, sistemli ara ş tırmanın gerçekli ğ in farklı alanlarında uzmanla ş masını gerektirdi ğ i yolundaki inançtı ve gerçeklik rasyonel olarak farklı bilgi kümelerine ayrı ş tırıldı ( ).

23 Bilimsel Disiplinlerin Oluşması Do ğ a Bilimleri: Yelpazenin bir ucunda önce matematik (ampirik olmayan bir faaliyet); Ondan sonra da kendi aralarında azalan determinizm sırlamasına göre dizilen deneysel do ğ a bilimleri (fizik, kimya, biyoloji) yer almaktaydı.

24 Bilimsel Disiplinlerin Oluşması Be ş eri Bilimler: Yelpazenin öbür ucunda ise en ba ş ta felsefe (ampirik olmayan bir faaliyet olarak matemati ğ in kar ş ılı ğ ı); Sonra da belli ba ş lı sanatsal faaliyetleri inceleyen (edebiyatlar, resim, heykel, müzikoloji); Ço ğ u zaman uygulamada bu sanatların tarihini yaptı ğ ı için tarihe yakla ş an insan bilimleri (edebiyat ve sanat) yer alıyordu. Teoloji fakültesi önemini kaybedip felsefe fakültesinde belki bir bölümün adı oldu.

25 Bilimsel Disiplinlerin Oluşması Epistemolojik ayrımlar: idiografik: uluslar ve kültürleri diakronik ve senkronik ba ğ lamlar içinde özel bir an, bir tekillik olarak ele alıp incelemek. nomotetik: insan davranı ş ına yön verdi ğ i dü ş ünülen genel yasaları saptamak, incelenecek olayları tekil olaylar olarak de ğ il bir dizinin örnekleri olarak ele almayı gerektiren yöntem.

26 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Sosyal bilimler, do ğ a ve insan bilimlerinden sonra, 19. yüzyılda ortaya çıkmı ş tır. Sosyal bilimlerin ortaya çıkı ş ı ve epistemolojik tavrını sergileyi ş ini Fransız Devrimi’yle gündeme gelen altüst olu ş dayattı. Siyasal ve sosyal dönü ş üm yönündeki baskılar öylesine ivme ve me ş ruiyet kazanmı ş tı ki, artık bunları, sosyal hayatın sözde do ğ al düzeni türünden teoriler geli ş tirerek önlemek mümkün de ğ ildi.

27 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Birçok ki ş i çözümün, ‘halk’ egemenli ğ inin hızla norm haline geldi ğ i bir dünyada, önlenemez denilen, sosyal de ğ i ş meyi, ku ş kusuz çapını sınırlı tutma umuduyla, örgütlemek ve rasyonelle ş tirmekten geçti ğ ini savunuyordu. Ama e ğ er sosyal de ğ i ş im örgütlenecek ve rasyonelle ş tirilecek idiyse, daha önce onu incelemek ve de ğ i ş meye yön veren kuralları anlamak gerekiyordu.

28 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Sosyal bilimlere olan ihtiyacın ciddi olarak ortaya çıkması söz konusuydu. Ama yeni bir sosyal düzenin istikrarlı bir biçimde kurulmasına çalı ş ılacaksa, söz konusu bilimin olabildi ğ ince kesin (pozitif) olması gerekiyordu. 19. Yüzyılın ilk yarısında modern sosyal bilimin temellerini atmaya giri ş enler do ğ a bilimleri modeline (Newton fizi ğ ini) göz diktiler. Dünyayı determinist yasalar mı yönetiyor? Yosa bu dünyada insan yaratıcılı ğ ı ve hayal gücüne de yer var mı? Entelektüel ve siyasal sorunlar içiçe geçer.. Toplumun teknokratça denetimi için determinist yasalar fikri daha yararlı görünür.

29 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Comte: Sosyal Fizik Comte’a göre sosyal fizik, sosyal sorunların çözümünü uygun e ğ itimi almı ş, “sınırlı sayıdaki seçkin zekaya” devrederek düzen ve ilerlemenin ba ğ da ş tırılmasını sa ğ layacaktı. Bu yolda yeni bir manevi güç olu ş turarak Devrim sonlandırılacaktı. Görüldü ğ ü gibi yeni sosyal fizi ğ in teknokratik temeli ve sosyal i ş levi çok açıktı.

30 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Bütün bunlar Newtoncu bilimin felsefeye galip geldi ğ i, dolayısıyla bilgi dünyasında sosyal prestiji kendinde cisimle ş tirdi ğ i bir ba ğ lamda olmakta oldu ğ unu hatırlatalım. Do ğ a bilimi olarak anla ş ılan bilim kar ş ısında, insan bilimi (sanat, edebiyat, felsefe, kültür olarak da adlandırılır) a priori, deneye, ampirik çalı ş malara dayanmayan bilgi üretimiyle e ş de ğ er tutulur. Bilim sadece bu yöntemlerini kullanan do ğ a bilimleridir. Bunun dı ş ında bu alanlar: -iç tutarlılıktan yoksun, -pratik yarar sa ğ lamadaki görünür zayıflı ğ ı nedeniyle ve -bu bilgiyle u ğ ra ş anların davalarını otoritelere kabul ettirmelerine hiç yardımcı olmadı ğ ından, zayıf görünüyordu.

31 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Sosyal Bilim Disiplinleri: Me ş ruluk önemliydi, çünkü mesele do ğ a üzerindeki de ğ il, insanların dünyasıyla ilgili bilgiyi kimin denetleyece ğ i ile ilgiliydi. Üniversitenin yeniden canlandı ğ ı bu dönemde modern devletin kararlarını dayandıraca ğ ı ihtiyaç duydu ğ u bilginin elde edilmesi meselesi önem kazandı. Sonrasında sosyal bilimlerin de ğ i ş ik disiplinleri, 19. yüzyılda gerçeklik hakkında ampirik bulgulara dayalı nesnel bilgi elde edilmesini sa ğ lamak için harcanan genel çabaların bir parçası olarak yaratıldı (nomotetik).

32 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Sosyal Bilim Disiplinleri: Sonunda, Birinci Dünya sava ş ı sonrasında yakla ş ık be ş sosyal bilim disiplini üzerinde uzla ş ıldı : Tarih, İ ktisat, Sosyoloji, Siyaset Bilimi ve Antropoloji. Bu bilim dalları [ilk dördü] be ş ileri ülkenin (ABD, İ ngiltere, Fransa, İ talya ve Almanya’da) toplumsal gerçekli ğ ini açıklayacak bilimler olarak görüldüler.

33 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Tarih Tarihin sosyal bilim kategorisi içerisinde de ğ erlendirilmesine sıklıkla kar ş ı çıkıldı ğ ı söylenmelidir. -Bir taraftan sosyal bilimler gibi modern bilgi edinme tarzını tercih edi ş i (nesnel ve bilinebilir gerçek dünya, ampirik kanıt, ara ş tırmacının tarafsızlı ğ ı—Ranke: gerçekte ne oldu?) : -Ama di ğ er taraftan ampirik verileri açıklamak için gerek duyulan genel ş emalar olu ş turmaya dönük sosyal bilimlerin tavrını reddedi ş i, tarihi idiografik bilimler alanında ve edebiyat fakültelerinde kalmaya yönlendirmi ş tir.

34 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Antropoloji İ leri Avrupa toplumsal gerçekli ğ inden farklı gerçekliklere sahip toplumlar da vardı. Bunlar iki türe ayrıldılar. Bazı halklar görece küçük gruplar halinde ya ş ıyorlardı, yazılı kayıt tutma sistemleri yoktu, geni ş bir co ğ rafyaya yayılan bir dini inanç sistemine dahil de ğ ildiler ve Avrupa teknolojisiyle kar ş ıla ş tırıldı ğ ında askeri bakımdan güçsüzdürler. Bu halklar (kabileler) Antropoloji tarafından incelenmi ş tir.

35 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Ş arkiyatçılık: Avrupalı olmayan halkların bir ba ş ka türü yüksek uygarlıklar kurabilmi ş ama yine Avrupa dı ş ında kalan Çin, İ slam dünyası gibi uygarlıklardı. Bunların yüksek uygarlık olarak görülmesi yazılarının olması, co ğ rafi olarak geni ş bir alana yayılan din sistemlerinin bulunması ve siyasal yönden büyük bürokratik imparatorluklar ş eklinde örgütlenmi ş olmalarıydı. Bu ülkeler de sömürgecili ğ e muhatap olmu ş lardı. İ lk evi kilise ve ilk gerekçesi dinin yayılmasına yardımcı olmak olan Do ğ u ara ş tırmaları sonunda dünyevi bir faaliyete dönü ş tü ve üniversiteler içinde kurumsalla ş tı.

36 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Ş arkiyatçılık: Bu disiplinde amaç bu uygarlıkları yüksek yapan (her ne kadar ilerlemeye sahip olmayan dura ğ an bir tarihler varsa da) de ğ erler ve uygulamalar dizisini anlamaktı; bunun yolu da bu uygarlıkların temel metinlerini incelemekten geçiyordu. Bu yönüyle oryantalizm modern bilimsel atmosferin dı ş ında kalmayı tercih etti ço ğ unlukla (idiografik). Ama bu alandaki uzmanların ilgilendikleri ülkelerin üniversitelerdeki tek uzmanları olması sosyal bilimlerin de ilgisini çekiyordu (Weber). Bu sosyal bilimcilerin temel sorusu modernli ğ i (kapitalizmi) yaratan ş eyin neden di ğ er uygarlıklarda bulunmadı ğ ıydı.

37 Sosyal Bilimlerin Ortaya Çıkışı Co ğ rafya, psikoloji ve hukuk. İ lerleme konusu zamana önem verirken mekânın konu dı ş ında kalmasına yol açmı ş tı; bu yüzden co ğ rafya ilgi dı ş ı kaldı; ayrıca co ğ rafya iki epistemolojik tutumun ikisini birden temsil etti ğ inden (fiziki ve be ş eri co ğ rafya) her zaman arada kalmaktaydı. Bu nedenlerle co ğ rafya her zaman di ğ er sosyal bilimler tarafından ikincil bir konumda tutuldular. Psikoloji ise kendisini daha çok sosyal bilim olarak de ğ il de, bir do ğ a bilimi (Tıp ve biyoloji) tarafında görüyordu. Sosyal psikoloji ise kendisini ayrı bir disiplin olarak me ş rula ş tıramamı ş tır. Hukuk ise sosyal bilimler için bir bilim olamayacak düzeyde çe ş itli zaaflara sahipti. -Birincisi içtihat ku ş kuyla kar ş ılanan bir yöntemdi. - İ kincisi hukuk fazlasıyla normatif ve ampirik ara ş tırmaya izin vermeyen bir yapıya sahipti.-Yasaları bilimsel yasalar de ğ ildi ve içinde bulundu ğ u ba ğ lam fazlasıyla idiografikti.

38 Üç Sosyal Bilim Süreç üç sosyal bilimin kendilerini di ğ er insani bilimlerden ayırmaya ba ş lamasıyla tamamlanacaktı. Tarih, anropoloji, oryantalizm tikel olanı incelmekle sınırlanırken sosyal bilimler insan davranı ş ına yön verdi ğ i dü ş ünülen genel yasaları saptamaktaydı. İ ncelenecek olguları tekil olaylar olarak de ğ il bir dizinin örnekleri olarak ele almaya ve çözümleme yapabilmek için insan gerçekli ğ ini parçalara ayırmaya yatkındılar. Kullandıkları bilimsel yöntem (teoriden türetilen hipotezlerin bilimsel yollarla elde edilmi ş, tercihen nicel verilerle kanıtlanması bekleniyordu) sistemli olarak elde edilmi ş kanıtlar (alan ara ş tırması verileri gibi) ve kontrollü gözlemlere dayanıyordu.

39 Üç Sosyal Bilim Sosyal bilimler bu yönüyle insan bilimlerinden ziyade do ğ a bilimlerine yana ş mı ş olsa da 1945’te kendisini bu ikisinden de ayıracaktı. Do ğ a bilimleri insana dayalı de ğ ildi ve di ğ er tikelci bilimler yalınızca zihinsel ve manevi ürünleri inceliyordu. Bu yüzden sosyal bilimler bunlardan ayrılmalıydı. Bu yıllarda bölge ara ş tırmaları ve modernle ş me teorisinin yükseli ş ine rastlarız. Sonuç: Üç sosyal bilimin arasındaki ayrımların ortadan kalkı ş ı ve Batılı ülkeleri ara ş tırmak için ayrılmı ş bilimlerin bütün dünyayı incelemek için de kullanılmasıdır.

40 Evrensellik İddiası Evrensellik iddiası –evrensel anlamlılık, evrensel uygulanırlık, evrensel geçerlilik- bütün akademik disiplinlerin varolu ş gerekçelerinden birdir. Çünkü bu kurumsalla ş mı ş bilgi iddiaları, incelenen durumdan çıkan sonuçların benzeri bir ba ş ka durum için de anlamlı olaca ğ ı varsayımı üzerine kuruludur. Sosyal bilimlerin evrensellik iddiaları her zaman tartı ş maların konusu olacaktır:

41 Evrensellik İddiası Bir kere bir ara ş tırma alanıyla ilgili evrensellik iddiaları tarihin belirli dönemlerinde, belirli sosyal sistemler içinde ortaya atılmı ş ve dolayısıyla ancak tarihsel, bugün olup yarın olmayabilecek kurumlar ve pratiklerle do ğ rulanabilirler. İ kincisi, do ğ a bilimcilerin tanımladıkları do ğ al dünyadan farklı olarak, sosyal bilimlerin alanı, ara ş tırmacının kendisinin de ara ş tırma nesnesine dahil oldu ğ u bir alan olmakla kalmıyor, ayrıca, incelenen ki ş iler ara ş tırmacılarla çok çe ş itli diyaloglara ya da çeki ş melere girebiliyorlar. Do ğ a bilimlerinde ise ara ş tırma nesnesinin görü ş leri alınamıyor.

42 Evrensellik İddiası Feministler, evrensel iddiaların aslında dünyanın çok küçük bir kesiminin görü ş leri oldu ğ unu iddia ederler. Ayrıca bilgi dünyasına egemen olanlar, akademi dı ş ı dünyaya da egemen olurlar. Bilimsel üretimden, kadınlar, Batılı olmayanlar, azınlıklar ve di ğ er marjinal gruplar dı ş lanmı ş lardır. Dolayısıyla bilimi üretenlerin tabanını geni ş letmek gerekir. Her evrensellik iddiası arkasında bir iktidar ve tikellik barındırır. Dolayısıyla evrensellikler/tikellikler tartı ş ması vardır. Ya bunlara dahil olunur (bu da daha ba ş tan yetersizli ğ inin kabulü anlamına gelir) ya da bunlardan kendini geri çekersin (bu da durumu düzeltme ş ansını yitirmen anlamına gelir). Ço ğ ulcu bir evrenselcilik mi?

43 İki Kültür Arasındaki Ayrımın Geçerliliği İ ki Kültür –hatta üç kültür: do ğ a bilimleri, sosyal bilimler ve insan bilimleri- arasındaki ayrımlar tartı ş maya açılacaktır. Birincisi do ğ a bilimlerin nesnellik iddiasının o kadar da tartı ş maya kapalı olmadı ğ ının anla ş ılması söz konusudur. İ kincisi toplumsal dünyanın do ğ al dünyaya hiç de benzemedi ğ ini ili ş kin kültürel ara ş tırmalardan gelen ele ş tiriler tarafından gösterilmi ş tir. Dolayısıyla bu üç kültür arasında kesin ayrımlar koymanın anlamı pek de kalmamı ş tır.

44 Nesnellik Anla ş ılabilece ğ i gibi nesnellik iddiası evrensellikle oldukça ili ş kilidir ve birine yapılan ele ş tiriler di ğ eri için de bir anlam ifade edecektir. Evrenselli ğ e yapılan itirazlara ra ğ men, e ğ er bilim yapmayı sürdüreceksek, bu evrensellik iddiasının sürdürülmesi gerekecektir. Aynı zamanda bilginin sosyal olarak kurulmu ş oldu ğ unun tespiti gerekçesiyle nesnellik arayı ş ından da vazgeçilemez. Ancak nesnellik de ancak evrensel ve çok kültürlü yapılar kurulmasına ba ğ lıdır.

45 Nesnellik Toparlarsak: E ğ er ara ş tırmacı tarafsız olamayacaksa sosyal bilimlerin yeniden yapılandırılması i ş i farklı iklimlerden gelen ve farklı bakı ş açılarına sahip her türlü akademisyenin kar ş ılıklı etkile ş iminin ürünü olmalı ve her türlü farklılı ğ ı hesaba katmalıdır. Ayrıca, dünya çapında olması gereken bu etkile ş im, dünya bilimcilerinin yalnız bir bölümünün görü ş lerini dayatmalarını maskeleyen biçimsel bir nezaketin ötesine gidip gerçek bir etkile ş im olmalıdır. Sonuç olarak: deneyimimizin her bir ö ğ esinin yorumlanabilmesi için tutarlı, mantıklı, zorunlu bir genel dü ş ünce sistemi olu ş turulmalıdır ve bu birlikte yapılmalıdır. Bilim toplumsal organizasyondan ba ğ ımsız bir faaliyet de ğ ildir. Ancak rasyonel süreçlere de ehemmiyet verilmelidir.


"Bilimsel Devrim SOSYOLOJİ. Bilim Nedir? Bilim gerçeklik hakkında bir biçimde ampirik olarak do ğ rulanan sistemli, dünyevi bilgi üretme çabasıdır. Bu." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları