Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI KUREYŞ SURESİNİN TEFSİRİ MUSTAFA GÜLEÇ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI KUREYŞ SURESİNİN TEFSİRİ MUSTAFA GÜLEÇ."— Sunum transkripti:

1

2 GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI KUREYŞ SURESİNİN TEFSİRİ MUSTAFA GÜLEÇ

3 SÛRENİN GENEL TANITIMI Mekke’de indirilmiş olup 4 âyettir. İlk âyetinde Kureyş’ten bahsettiği için bu isim verilmiştir. Bir önceki Fil sûresindeki konu ile sıkı irtibatı olup onun devamı gibidir. Kâbe’ye sahip çıkıp onu korumaları sebebiyle Kureyş’in nail oldukları nimetleri bildirmektedir. Mekkeliler yazın Şam, kışın Yemen tarafına ticaret kervanları düzenlerlerdi. Kâbe’ye hizmet ettikleri için diğer Araplar onlara saygı duyuyor, onların seferlerini güvenlik içinde yapmalarına yardımcı oluyorlardı. Fil hadisesinden sonra bu güven ve saygı daha da arttı. Bütün bunlar Hz. İbrâhim (a.s.)’ın duası, Hz. Muhammed (a.s.v)’ın bereketi sayesinde olmuştu. 2

4 بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ لِايلَافِ قُرَيْشٍ (1) ايلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ (2) فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَاالْبَيْتِ (3) اَلَّذى اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَامَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ (4) BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM. 1 – Kureyş’in güven ve barış anlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak için, 2 – Kış ve yaz seferlerinde faydalandıkları anlaşmaların kadrini bilmiş olmak için, 3 –Yalnız bu Ev’in (Kâ’be’nin)Rabbine ibadet etsinler. 4–Kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran, korkudan emin kılan Rab’lerine kulluk etsinler. 3

5 SÛREDE GEÇEN KELİMELER لِاِيلَافِ : Güvenliği için, güvenlik ve barış içinde, ısındırıp alıştırdığı için, emniyeti sağlanabilsin diye, güvenliği ve iyiliği için ; اِيلَافِهِمْ : Onlara kolaylaştırıldığı için; رِحْلَةَ : Yolculuk, seyahatler; اَلشِّتَاءِ : Kış; اَلصَّيْفِ : Yaz; فَلْيَعْبُدُوا : İbadet etsinler; اَلْبَيْتِ : Ev, Mabed; اَطْعَمَهُمْ : Onlara yedirdi, onları doyurdu; جُوعٍ : Açlık; اَمَنَ : Güvende kılmak, güven vermek; خَوْفٍ : Korku, her türlü tehlike. 4

6 لِايلَافِ قُرَيْشٍ " Kureyş’in güven ve barış anlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak için.” (Kureyş,1) KUREYŞE GÜVEN VERME NİMETİ Ayetin başındaki "lâm" hakkında, şu üç izah yapılabilir: 1) Bu lâm, ya kendinden önceki sûreye taalluk eden (bağlama), 2) Yahut kendinden sonra gelen ayete taalluk eder, 3) Yahut da ne öncesi ile ne de sonrası ile alakası vardır. 5

7 BİRİNCİSİNE GÖRE ŞU İHTİMALLER VAR. BAŞTAKİ “LÂM” IN MUHTEMEL MANALARI 1 ) İhtimal: Zeccâc ve Ebû Ubeyde ye göre, ayetin takdiri, فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ لِايلَافِ قُرَيْشٍ "Allah onları, Kureyş'in güven ve selâmeti için, yenilmiş bir ekin gibi yaptı" yani "Allah, fil ordusunu, Kureyş ve alışık oldukları yaz-kış (ticari) seferleri devam etsin diye, helak etti" şeklindedir. 6

8 a) Biz, Allah Teâlâ'nın bu belayı, onların başına inkârlarından ötürü getirdiğini kabul etmiyoruz. Çünkü inkârlarının cezası, kıyamet gününe ertelenmiştir. Zira Hak Teâlâ, "O günce, her nefis, kazandığının cezasını görecektir" (Mü'min, 17) ve وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلَٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰ أَجَلٍ مُسَمًّى فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ "Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler." (Nahl: 61) buyurmuştur. 7

9 Bir de Allah Teâlâ, onlara bunu inkârlarından ötürü yapmış olsaydı, bütün kâfirlere böyle yapardı. Hâlbuki Allah Teâlâ bunu onlara, Kureyş'in emniyet ve selameti için makamlarının büyüdüğü ve kıymetini ortaya koymak için yapmıştır. 8

10 b) Farz edelim ki kâfirleri, küfürlerinden caydırmak esastır. Fakat bu, bir başka gaye ve maksadın da gözetilmiş olmasına mani değildir. Dolayısıyla bu bela, her iki husus da nazar-ı dikkate alınmasına göre meydana gelmiş olabilir. 9

11 c) Farz edelim ki fil ordusu, sadece küfürleri yüzünden helak edildiler. Fakat bu iş, Kureyş'in emniyet ve selameti neticesine götürünce, onların, bu emniyet ve selamet için helak edildikleri de söylenebilir. 10

12 2- İhtimal: Ayetteki takdir, "Kureyş'in ülfeti yani emniyet ve selameti için, baksana Rabbin fil ashabına nasıl yaptı" şeklinde de olabilir. Buna göre Hak Teâlâ sanki "Onlara yaptığımız her şeyi, Kureyş'in emniyet ve selameti için yaptık" demiş gibi olur. 11

13 Çünkü Hak Teâlâ onların tuzaklarını boşa çıkarmış, üzerlerine bölük-bölük kuşlar salmış. Böylece de onlar, tıpkı yenilmiş bir ekin yaprağı gibi olmuşlar. Bütün bunlar, Kureyş'in emniyet ve selameti için olmuştur.12

14 3- İhtimal: Ayetin başındaki lâm’ın اِلَى manasına gelmesi, Buna göre Hak Teâlâ sanki "Biz önceki sûrede yaptığımızı belirttiğimiz şeyleri, Kureyş'e başka bir nimette bulununcaya kadar yaptık ki o başka nimet de, Kureyş'in yaz ve kış düzenlenen (ticari) seferlere alışıp, ünsiyet etmeleridir" demek istemiştir. 13

15 FÎL VE KUREYŞ SÛRELERİNİ BİR SAYANLAR 1) Bu lâm, önceki sûreye taalluk etmesi durumunda âlimler, şu iki görüşe yer vermişlerdir: a) Bu iki sûreyi, tek bir sûre saymışlardır. Delilleri ise şunlardır: Birincisi: Normalde iki sûreden her biri müstakil olur. Bu sûrenin başı, kendinden önceki sûreye taalluk ettiğine göre, müstakil bir sûre olmaması gerekir. İkincisi: Ubey b. Ka'b (r.a), bu iki sûreyi, mushafında tek bir sûre olarak yazmıştır. 14

16 Üçüncüsü: Rivayet edildiğine göre, Hz. Ömer (r.a), akşam namazının ilk rekâtında "Tîn Sûresi"ni, ikinci rekâtında ise, bu İki sûreyi aralarını besmele ile ayırmaksızın okumuştur. 15

17 Dördüncü: Ferrâ’ya göre Kureyş Sûresi Fil Sûresinin devamıdır. Diğer bir ifadeyle Kâbe’yi yıkmak amacıyla gelen Ebrehe’nin ordusunu Allah’ın helâk etmesi Kureyş’in ticaret için yaptıkları anlaşmaları devam ettirmelerini, güven içinde ticaret yapmalarını ve Kâbe’nin Rabbini tanımalarını ve yalnız O’na kulluk ve ibadet etmelerini sağlamak içindir. 16

18 AYRI İKİ SÛRE SAYANLAR b) Meşhur ve yaygın görüşe göre, bu sûre, Fîl Sûresinden ayrı ve bağımsız bir sûredir. Sûrenin evvelinin, önceki sûreye taalluk etmesine gelince, bu, bu fikri savunanların görüşüne bir delil değildir. Çünkü Kur'ân'ın zaten hepsi, biri birini açıklayan ve doğrulayan, tek bir sûre ve ayet gibidir. Baksana va'îd (tehdid) ifade eden ayetler, mutlak olarak getirilmiştir. Bu fikri savunanlara göre bu 17 ayetler, tevbe ve af ayetleriyle de alakalıdırlar.

19 Mesela, "Onu Biz indirdik" (Kadr, 1) ifadesi, o ana kadar indirilen Kur'ân'ın tümü ile alakalı bir ayettir. Bu fikri benimseyenlerin,"Ubeyy (r.a), bu ikisini ayırmamıştır, bir sûre saymıştır" şeklindeki görüşleri, herkesin bunların ayrı birer sûre oluşunda mutabakat edişiyle çelişen bir ifadedir. Hz. Ömer (r.a)'in, namazın ikinci rekâtında bu ikisini birlikte okuyuşu, bunların tek bir sûre oluşuna delalet etmez. Zira imam bazen, iki sûreyi ardarda okuyabilir. 18

20 2) Bu, Cenâb-ı Hakk'ın ashab-ı fîl'e yaptığı şeyi niçin, Kureyş'in alışıp-ünsiyet etmesine, emniyet ve selamette olmasına bir sebeb kılışının izahı hakkındadır. Bu hususta diyoruz ki: 19

21 Mekke'nin Hak Teâlâ'nın da, "Ekinsiz- bitkisiz bir vadide... "(Allah’ım) insanların kalbini onlara meylettir ve kendilerini bazı meyvelerle rızıklandir" (İbrahim, 37) buyurduğu üzere, Mekke'nin ekim-dikimden ve hayvancılıktan uzak bir yer olduğunda şüphe yoktur. 20

22 Bunun için Mekke halkının ileri gelenleri bile, ticaret maksadıyla, işte bu iki seferde bulunuyor, kendileri ve belde halkı için, ihtiyaç duydukları yiyecek-içecekleri sağlamaya çalışıyorlardı. Bunlar, yaptıkları o seferlerde kazanç temin ediyorlardı. 21

23 Bir de etraftaki krallar, Mekkelilere saygı duyuyor ve "Bunlar, Allah'ın evinin komşuları, Harem'inin sakinleri ve Kâ’be’nin idarecileri" diyorlardı. Öyle ki Mekkeliler, "ehlullah", (Allah'ın ailesi-halkı) diye isimlendiriyorlardı. 22

24 Şimdi eğer habeşlilerin yöneldikleri Kâ'be'yi yıkma işi gerçekleşmiş olsaydı, kureyşlilerin bu izzetleri zail olur, kendilerine duyulan ta'zîm diye bir şey kalmaz ve Mekkeliler de, tıpkı diğer beldelerin sakinleri gibi, her taraftan toplanır, malları ve canları hususunda, kendilerine sataşılır hale gelirlerdi. 23

25 Bunun için Hak Teâlâ, Fîl ordusunu yok edip, tuzaklarını başlarına çevirince, Mekkelilerin kalblerindeki makamları büyüdü, etraftaki meliklerin onlara olan saygı ve hürmeti devam etmiş oldu. 24

26 Böylece de menfaatleri ve ticaretleri o nisbette arttı ve ilerledi. İşte bu yüzden Hak Teâlâ, "Kureyş'in yaz ve kış seferlerine alışması, emniyet ve selameti için Rabbin fil ordusuna nasıl yaptı baksana..." buyurmuştur. 25

27 Bu görüşün doğruluğuna delalet eden ikinci şey de, Hak Teâlâ'nın, sûrenin sonunda, sûrenin başına bir işaret olmak üzere, "Bu beytin Rabbine ibadet etsinler" buyurmasıdır. Buna göre Hak Teâlâ sanki "Fil ashabının yıkmayı hedeflediği bu beytin Rabbine ibadet etsin" demek istemiştir. 26

28 Çünkü bu beytin Rabbi, sizin emniyet ve selametiniz ve faydalanmanız için, o fil ashabını maksatlarına eriştirmedi. Çünkü ibadet emri, ancak, bir menfaatin söz konusu olması durumunda güzel olur. Bunun için bu ayet, sûrenin başının, önceki sûreyle ilgili olduğuna gösteri. 27

29 İkinci görüş, yani bu "lâm" harf-i cerrinin, kendinden sonra gelen فَلْيَعْبُدُوا "ibadet etsinler" fiiline taalluk etmesi görüşü, Halil ve Sîbeveyh'in görüşüdür. Buna göre ifadenin takdiri, "kureyş, emniyet ve selametleri için, bu beytin Rabbine ibadet etsinler" şeklinde olur. 28

30 Bu da, "Onlar ibadetlerini, bu nimete bir şükür ve nimetin bir itirafı saysınlar" demektir. Buna göre, "Öyle ise فَلْيَعْبُدُوا 'nun başına niçin "fâ" gelmiştir?" denilirse, biz deriz ki: Bu, sözde bir şart manasının yatmasından ötürü gelmiştir. 29

31 Çünkü Allah'ın onlar üzerinde sayısız nimetleri vardır ve buna göre adeta,"Eğer onlar, Allah'a, diğer verdiği nimetlerden ötürü ibadet etmiyorlarsa, bari şu apaçık nimet olan bir tek nimetten ötürü ibadet etsinler" denilmek istenmiştir. 30

32 Üçüncü görüş, sûrenin başındaki "lâm"ın, ne kendinden önceki, ne de sonraki bir ifadeye taalluk etmesidir. Zeccâc şöyle der: "Bazı kimseler, bu "lâm"ın "lâmu't-taaccüb" olduğunu ve mananın, "Kureyş'in emniyet ve selametine şaşın" şeklinde olduğunu söylemişlerdir. 31

33 Çünkü Kureyş, azgınlığını, cehaletini ve putperestliğini her gün biraz daha ileri götürüyordu. Allah Teâlâ ise, onların işlerini yoluna koyuyor, rast getiriyor, afet ve belaları onlardan savuşturuyor; geçim sebeblerini, nizama-intizama sokuyordu. Bunun için Allah'ın bunca sabrı ve keremi son derece şaşılacak bir şeydi. 32

34 İLAF Âlimler, "îlâf'ın ne demek olduğu hususunda şu üç izahı yapmışlardır: 1) "îlâf", "ilf" demektir. Buna göre kelime, "sevdi, peşinden ayrılmadı, ünsiyet etti" manasındadır ve ayet, "Kureyş'in bu iki sefere ünsiyet edip de, hep sürdürmesi ve kesintiye uğramaması için..." demek olur. 33

35 2) Bu kelime, "şu yere alıştım, ayrılmadım, Allah da beni oradan ayırmadı" manasındadır. Buna göre mana bu durumda şöyle olur: "Kendisine ünsiyet etme sırrının bulunduğu bir planlamanın varlığı için" manasında olur. "Kendisi alıştı" ve "Başkası onu alıştırdı" denilir. Buna göre mana, "Bu alışma, emniyet-selamet, Kureyş için, ancak Allah'ın tedbir ve takdiri ile meydana gelmiştir" şeklinde olur. 34

36 Kelime bu manasıyla tıpkı, "Fakat Allah onların arasına ülfet (sevgi) verdi" (Enfâl: 63) ve "Allah kalblerinizin arasına ülfet verdi de, O'nun nimeti sayesinde kardeş oluverdiniz" (Al-i İmran, 103) ayetlerindeki gibi olur. Bazen sevinç, ünsiyetin ülfetin ve ittifakın bir sebebi olur. Bu tıpkı fil ordusunun, hezimete uğramasının, Kureyş'in ünsiyetine ve ittifakına sebeb olması gibi. 35

37 3) îlâf, hazırlanmak, teçhizattanmak demektir. Bu, Ferrâ ve İbnu'l- A'râbî'nin görüşüdür. Buna göre, "Kureyş'in bu iki sefere hazırlanması ve böylece seferlerin, kesintisiz, ardarda yapılması için..." şeklinde olur. 36

38 İLAF KELİMESİNİN TEKRARI "îlâf" mastarının tekrarının sebebi şudur: Allah Teâlâ, "îlâf"ı, birincisinde mutlak olarak zikretmiş; sonra da mukayyet olarak zikrettiğini, bu "îlâf"ın yüceliğini ve önemini belirtip, ondaki nimet ve lutfun büyüklüğünü hatırlatmak için, mutlak olandan bedel yapmıştır. Ama doğruya en yakın olandan bedel yapmıştır. 37

39 Ama doğruya en yakın olan, ilkinin, "Kureyş arasındaki tüm ünsiyet, emniyet, selamet ve ittifakın" hepsini içine alan genel bir ifade olmasıdır. Âlimler, Kureyş'in, Nadr b. Kinâne'nin soyundan geldiği hususunda ittifak etmişlerdir. Nitekim Hz. Peygamber "Biz, Nadr b. Kinâne oğullarıyız, annemizi itham etmeyiz, babamızla ilgimizin olmadığım söylemeyiz" buyurmuştur. 38

40 KUREYŞ KELİMESİ Âlimler "Kureyş"e bu adın verilmesi hususunda da şu izahları yapmışlardır: 1) Bu kelime, "Kırş" kelimesinin, ism-i tasğiridir. Kırş ise, denizde gemilerle oynayan, ancak ateşle hareket eden, büyük bir canlıdır. (Köpek Balığı’dır). Muaviye'nin, İbn Abbas (r.a)'ın niçin, "Kureyş" adının verildiğini sorduğu; İbn Abbas'ın da, "Denizde yiyen fakat yenilmeyen; hükümran olan, fakat hükümran olunamayan bir hayvanın adı olduğu için..." cevabını vermiş ve şu şiiri delil getirmiştir: "Kureyş, onun yüzünden Kureyş'in Kureyş diye adlandırdığı,denizde yaşayan, bir hayvandır.” 39

41 Kureyş'in ism-i tasgir oluşu ise, ta'zîm (büyüklüğünü anlatmak) içindir. Kureyş' ümmetin işini üstlendiği için, bu sıfatlarla nitelendiği malumdur. Çünkü halifeler Kureyş'den olur. 2) Bu kelime, "kazanmak" manasına gelen, "karş” dandır. Çünkü Kureyş şehirlere düzenledikleri ticari seferlerle, kazanç sağlıyorlardı. 40

42 3) Leys şöyle der: "Kureyş, Harem'in dışındaki bölgelerde dağınık olar yaşıyorlardı.” Derken Kusayy b. Kilâb, onları Harem-i Şerifte topladı. Böylece onlar Harem-i Şerifi yurd edindiler ve Kureyş adını aldılar. 4) Kureyş, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gideren bir toplumda, bu yüzden, onlara Kureyş denilmiştir. 41

43 YAZ VE KIŞ KERVANLARI اِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ " Kış ve yaz seferlerinde faydalandıkları anlaşmaların kadrini bilmiş olmak için,” Kureyş:2 Bu ayetle ilgili, şöyle birkaç mesele var: Leys, şöyle demektedir: "Rıhle", bir kavmin hareket etmesine verilen addır. Buradaki "rıhle" ile ne murad edildiği hususunda ise, şu iki görüş ileri sürülmüştür: 42

44 HAŞİM'İN BU TİCARETTE ÖNCÜLÜĞÜ a) Meşhur görüşe göre, müfessirler şöyle demektedirler: "Kureyş, her yıl, daha sıcak olduğu için kışın Yemen'e, yazın da Şam'a birer sefer düzenliyorlardı." Atâ, İbn Abbas (r.a)'ın, şöyle dediğini nakleder: "Bu hadise şöyle başlamıştı: Kureyş'den birine bir kıtlık ve açlık isabet ettiğinde, o ve ailesi bir yere çıkıyor, ölünceye değin, bir çadırın içinde bekliyordu. 43

45 Bu İş, Hâşim b. Abdimenâf ortaya çıkıncaya kadar böyle sürüp gitmiştir. Haşim ibn Abdimenâf, kavminin seyyidi idi. Ve onun, Esed adında bir oğlu vardı. Kendisinin Mahzûm kabilesinden, çok sevdiği ve beraber oynadığı bir yaşıtı bulunuyordu. Böylece bu 29 çocuk, Esed'e, mağduriyetlerini, aç olduklarını bildirdi. 44

46 Bunun üzerine Esed, ağlayarak, annesinin yanına girdi. Derken, annesi de, onlara, un ve yağ gönderdi. Böylece onlar, birkaç gün, geçinip gittiler. Derken, Esed'in yaşıtı, yine kendisine geldi; açlıktan şikâyet etti. Bunun üzerine Haşim, Kureyş'e şöyle hitap ederek: "Sizler, ot bitmeyen bir yere varıp yerleştiniz; böylece burada, zillet içinde yaşıyorsunuz. 45

47 Hâlbuki bizler, Allah'ın Haremi'nin ehli, Âdemoğullarının en şereflilerisiniz. Diğer insanlar da size tabidir..." dedi. Bunun üzerine oradakiler, "Biz de sana tabiyiz. Bizden, sana karşı herhangi bir muhalefet söz konusu değil" dediler, böylece, Haşim ibn Abdimenâf, herkesi, kışın Yemen'e, yazın da Şam'a, ticaret yapmak amacıyla seferler düzenleme hususunda bir araya getirdi. 46

48 Derken, zengin kimselerin kazançlarını, onu kazanan o zengin ile fakir arasında paylaştırıyordu. Böylece onların fakirleri de, zenginleri gibi oluyordu. İşte onlar bu hal üzere iken, İslâm geldi. Arablar içinde, Kureyş'ten daha aziz ve daha zengin kimse de yok idi. 47

49 Şayet fil ashabının istediği olmuş olsaydı, o zaman, yeryüzünde yaşayan insanların tazimi, Kureyş'e olan saygıyı terk ederdi. Kureyş de böylece paramparça olur ve durumları, Cenâb-ı Hakk'ın, "Onları parça parça ümmetler haline getirdik" (A'râf, 168) beyanında bildirdiği Yahudilerin durumu gibi olmuş olurdu. 48

50 Hâlbuki tek bir kabilenin bir yere toplanması, çeşitli kabilelerin bir yere gelmesinden daha fazla nimet sağlar. Cenâb-ı Hak, ünsiyet ve ülfetin, yolculuğun şartlarından olduğuna dikkat çekmiştir. Yolculukda, güzel ahlaka duyulan ihtiyaç, mukîm iken duyulandan daha fazladır. 49

51 MEKKE'Yİ ZİYARET SEFERLERİ b) Buradaki, "göç" ile insanların Mekke'ye gelmeleri kastedilmiştir. O halde, "yaz ve kış seferleri" ile Receb ayında yapılan Umre ile Zilhicce ayında yapılan hac kastedilmiştir. Çünkü bunlardan birisi kışın, diğeri ise yazın oluyordu. Mekke'nin faydalanılan mevsimi ise, bu ikisi ile tahakkuk ediyordu. Şimdi eğer, fil ashabının istediği gerçekleşmiş olsaydı, işte bu menfaat, atalete uğrardı. 50

52 KÂ'BE'NİN RABBİNE KULLUK فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هذَاالْبَيْتِ "Şu beyt'in Rabbine ibadet etsinler onlar..." (Kureyş, 3). Bil ki, nimet vermek, şu iki şekilde olur: 1) Zararı bertaraf etme. 2) Menfaat sağlama. Birincisi, daha önemli ve daha öncedir. İşte bundan dolayı ulema, "Canlılardan zararı defetmek vacibtir. Ama menfaat temin etmeye gelince, bu vacib değildir" demiştir. İşte bu yüzden Cenâb-ı Hak, zararı savuşturma nimetini, Fîl Sûresi'nde; fayda temin etme nimetini ise bu sûrede açıklamıştır. 51

53 Nimet vermeye ve nimet verene, şükür ve kullukla mukabele etmek gerektiği, zihinlere yerleşince de, pek yerinde olarak, Cenâbı Hak, verdiği nimetlerin peşinden, kulluğun yerine getirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, رَبَّ هذَاالْبَيْتِ فَلْيَعْبُدُوا buyurmuştur. "Cenâb-ı Hak, buradaki فَلْيَعْبُدُوا "Şimdi onlar, bu Beyt'in Rabbini Bir bilsinler (tevhîd) manasını kastetmiştir. 52

54 Zira Beyt'i koruyup muhafaza eden, putlar olmayıp, O'dur. “Bir de, tevhîd, ibadetlerin anahtarıdır." Bazı kimseler de, bu ayetteki ibadet ile uzuvlarla ilgili ibadetlerin kastedildiğini söylemişler, sonra da, ibadet çeşitlerini sıralamışlardır. 53

55 Ama evla olanı, ayetin bu ifadesini, tüm ibadet çeşitleri manasına almaktır. Bu ifadeyle ilgili olarak, bir başka izah da şudur: Buradaki fiilinin manası, "Onlar, yaz ve kış seferlerini terk edip de, bu Beyt'in Rabbine ibadet etmekle meşgul olsunlar. Çünkü onları, açlıktan doyuran, korkudan emin kılan, O'dur" şeklindedir. 54

56 Burada, özellikle "Rab" kelimesinin zikredilmesi, Kureyş'in Ebrehe'ye, "Bu Beyt'in, onu koruyup muhafaza edecek, Rabbi vardır.." şeklindeki sözlerini tasdik ve takrirdir. Çünkü onlar bu hususta, putlara güvenmemişlerdir. Bunun için, onların bu ikrarları gereği, Allah'dan başkasına ibadet etmemeleri gerekmiştir. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, "Beyt'in muhafazası hususunda Bana dayanıp bana güvendiğinize göre, ibadet ve hizmetlerinizi de, sadece benim için yapın..." demek istemiştir. 55

57 DOYURAN VE EMAN VEREN RAB اَلَّذى اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاَمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ "(O Rab ki), onları açlıktan doyuran, kendilerine korkudan eminlik verendir O” (Kureyş:4) Bu "doyurmanın ne demek olduğu hususunda şu izahlar yapılabilir: 1) Allah Teâlâ, Harem-i Şerif yüzü suyu hürmetine, onları, emin kılıp, böylece bu iki yolculuklarında, kendilerine sataşılmaz bir toplum haline getirince, işte onlar, aç iken, bu hal, onların doyurulmaları sebebi olmuştur. 56

58 2) Mukâtil şöyle demektedir: "Rızık temini için, yaz ve kış, Yemen'e ve Şam'a gitmek onlara zor gelmiştir. Böylece Cenâb-ı Hak, Habeşlilerin kalblerine, yiyecekleri, gemilerle Mekke'ye taşıma hususunda bir korku salmıştır. 57

59 Çünkü Habeşliler, yiyecekleri bu şekilde taşıyorlardı; Mekkeliler de deve ve eşekleriyle, onları karşılıyorlar; onların getirdiği yiyecekleri, iki gecelik bir mesafede bir konaklama yeri olan Cidde'den alıyorlardı. Ve bu iş, sürüp gidiyordu. Böylece Cenâb-ı Hak, bu iki sefer sayesinde, onların rızkını tam olarak karşılamıştı.” 58

60 3) Kelbî şöyle demektedir: "Bu ayetin manası şudur: Onlar, Hz. Muhammed (s.a.v)'i yalanlayınca, Hz. Peygamber (s.a.s) onlara bedduada bulunarak, "Allah’ım, bu yılları onların üzerine, Yusuf (a.s)'un yılları gibi, kıtlık yılları kıl... " (Buhari, tefsir,44; Müslim, münafikûn (4/ )) dedi de, onların üzerine de kıtlık çöktü ve burunları yere sürtüldü. 59

61 Bunun üzerine onlar, "Ey Muhammed, Allah'a davet et; zira artık biz mü'miniz..." dediler de, Allah'ın Resulü de dua etti... Böylece bu kıtlıktan sonra, Allah Teâlâ, beldelere ve Mekkelilere bolluk ve bereket verdi. İşte, اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ ifadesiyle kastedilen budur. 60

62 İBADETİN DOYURMA İLE İLGİSİ 1) Allah Teâlâ, o fil ordusunu engellemek, onların üzerine o kuş sürülerini salıverip de onları helak etmek suretiyle, Kureyşlilere olan ihsanını hatırlatıp, bu işi, Kureyş'in alışıp ünsiyyet duyması İçin yaptığını beyan edip, sonra da onlara ibadet etmelerini emredince, birisi adeta, "Biz, taam kesbine ve kendimizi tehlikelerden korumaya, muhtacız... Şimdi biz, ibadetle meşgul olursak, kim bizi doyuracak?" diye sormuş da, bunun üzerine Cenâb-ı Hak da, "Onlar O'na ibadet etmezden önce, onları açlıktan doyuran zat, onlar O'na ibadet ederken, onları doyurmaz mı?" demiştir. 61

63 2) Allah Teâlâ, kullarına, temel nimetleri verip de, kulları da O'na asi olup, buna rağmen yine Allah onları yedirip içirince, Cenâb-ı Hak adeta, "Bu temel nimetlerden utanmadığına göre, bari senin bunca isyanından sonra, benim yine de sana ihsanda bulunmamdan hayâ edip utanmaz mısın?" demek istemiştir. 3) Allah, nimet vermekten bahsetmiştir. Zira dört ayaklı hayvanlar bile, kendisine alaf verene boyun eğip itaatte bulunur. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta, "Sen hayvandan da aşağı değilsin!.." demek istemiştir. 62

64 YAŞAYACAK KADAR YEMEK a) Aç olma işinin, çok güç bir iş olduğuna dikkat çekmektir. Cenâb-ı Hakk'ın, "Onlar ümitsizliğe düştükten sonra, onlara yağmuru yağdıran O'dur” (Şûrâ,28) ayeti ile Hz. Peygamber (s.a.v)'in, "Evinde, emniyet içinde kim sabahlarsa..." hadisi de, işte bu manadadır. b) Kureyşlilere, şu mevcut nimetin kıymetini anlayabilmeleri için, daha önceki elem verici ve hiç de hoş olmayan o açlık hallerini hatırlatmaktır. 63

65 c) Yiyeceklerin en hayırlısının, açlığı gideren şey olduğuna dikkat çekmektir. Cenâb-ı Hakk'ın, وَاَمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ "... Kendilerine korkudan eminlik verendir..." buyruğuna gelince, bunun tefsiri hususunda da şu izahlar yapılabilir: 1) Kureyş, emniyet içinde, yolculuklarını yapıyordu. Onlara hiç kimse sataşmıyor, ne yolculuklarında, ne mukîm iken yağmalamada bulunmuyordu. 64

66 Hâlbuki onların dışında kalanlar ise, hem hazer hem de seferde iken, yağmalanma konusunda kendilerini emin görüyorlardı. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın, "Görmediler mi ki, biz o beldeyi, emin ve dokunulmaz bir yer kıldık.." (Ankebût, 67) ayetinin ifade ettiği husustur. 65

67 2) Allah onları, o fil ordusunun işkencesinden emin kıldı. 3) Dahhâk ve Rebî, bu ifadeye, "Allah onları cüzzam korkusundan emin kıldı da, böylece beldelerine cüzzam isabet etmedi" manasını vermişlerdir. 4) Allah onları, emirliğin ve hilafetin, başkalarında olması endişesinden emin kıldı. 66

68 5) Allah onları, İslâm ile emin ve güvence içinde kıldı. Çünkü onlar, küfür döneminde hem de tefekkür ediyor ve üzerinde bulundukları bu dinin bir değer taşımadığını biliyorlardı. Ancak ne var ki, insanın kendisine sımsıkı sarılması gerekli olan bu dini tanıyıp bilemiyorlardı. 67

69 6) Allah onları, vahyin manevi yiyeceği ile cehalet açlığından doyurmuş, hidayetin açıklanması ile de, sapıklık korkusundan onları emin kılmıştır. Buna göre Cenâb-ı Hak adeta şöyle demiştir: "Ey Mekkeliler, sizler, Hz. Muhammed peygamber olarak gönderilmezden önce, Allah'ın cahilleri ve ahmakları adını alıyordunuz. Sizinle münakaşa edenler ise, ehl-i kitab diye adlandırılıyorlardı. Derken, peygamberinize vahiy geldi; ben size, kitabı ve hikmeti öğrettim. 68

70 İşte şu anda sizler, ehl-i ilim ve Kur'ân diye adlandırılırken, onlar, yahudi ve Hıristiyan cahiller diye adlandırılmaya başlandı. Sonra, bedenin gıdası olan yiyecek yedirmek, şükretmeyi gerektirirken, ruhun gıdasıs olan şeyleri sunma, ihsan etme, şükrü gerektirmez mi?” Allah en iyisini bilendir. Salât ü selâm da Hz. Muhammed'e, O'nun âline ve ashabına olsun (âmin) 69

71 KUREYŞ SÛRESİNİN GENEL MESAJLARI 1-Yüce Allah, bu sûrede nimet-külfet dengesini gündeme getirmekte ve sunduğu imkânlar karşılığında insanları Kendine ibadete çağırmaktadır. 2-Bu arada, nimetin asıl kaynağının Yüce Allah olduğu ve O’na yönelenleri her durumda korkudan güvende kılacağı da beyan edilmiş olmaktadır. 3-Ne mutlu, değerin ve değerlinin ne olduğunu doğru bilip, o değerler uğrunda fedakârlık yapabilenlere. 70

72 KAYNAKLAR 1.Fahreddin Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr (Mefâtihu’l-Gayb) 2.Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’ân. 3.Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’ân Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir. 4.Mehmet OKUYAN, Kısa Sûrelerin Tefsiri. 5.Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an-ı Kerim Meâli. 6.Diyanet Vakfı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli. 71

73 HAZIRLIYAN MUSTAFA GÜLEÇ BURSA MERKEZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ MESLEK DERSLERİ ÖĞRETMENİ


"GÜLÇİÇEK HATUN KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR DERSLERİ METİN NOTLARI KUREYŞ SURESİNİN TEFSİRİ MUSTAFA GÜLEÇ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları