Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Tanımı Mirzâ Gulâm Ahmed (1839-1908) tarafından Hindistan Pencab-Kâdıyân’da kurulan bir mezheptir. Mirza Gulâm Ahmed tarafından mehdilik fikrinden haraketle.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Tanımı Mirzâ Gulâm Ahmed (1839-1908) tarafından Hindistan Pencab-Kâdıyân’da kurulan bir mezheptir. Mirza Gulâm Ahmed tarafından mehdilik fikrinden haraketle."— Sunum transkripti:

1 Tanımı Mirzâ Gulâm Ahmed ( ) tarafından Hindistan Pencab-Kâdıyân’da kurulan bir mezheptir. Mirza Gulâm Ahmed tarafından mehdilik fikrinden haraketle ve insanları fiilî mücadele etmeksizin kurtuluşa erdireceği vaadiyle kurulan bir mezheptir. Kurulduğu şehre nispetle Kâdıyânîlik, kurucusuna nispetle Ahmedîyye denilir. Fırka mensupları kendilerin ayrı bir mezhep gibi görülmelerine karşıdırlar bu nedenle onlar oluşumlarını Ahmediyye Hareketi olarak adlandırırlar.

2 Doğuşu XVII. asrın ikinci yarısından itibaren bölgede görülen İngilizlerin hâkimiyetlerini giderek hissettirmeleri; Müslümanlar arasında kökü Ahmed el-Sirhindî’ye dayanan bazı ihya hareketlerinin fiilî mücadeleyi benimseyen tavırlar sergilemelerine yol açmıştı. Ancak mahallî düzeyde kalan bu mücadeleler Müslümanların yenilgisiyle sonuçlanmış ve 1857 Sipahi Ayaklanması İngilizler tarafından oldukça kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Bu katliam Müslümanları pesimist bir tavra yönelterek, va’d edilen bir kurtarıcının, mehdi ve mesihin beklenmesine yol açmıştır. İşte bu ortamda asil bir ailenin çocuğu olarak yetişen Mirza Gulâm Ahmet arasında Sialkot bölge mahkemesinde memur olarak çalışır. 1868’de tekrar doğduğu Kâdıyân’a dönen G. Ahmed kendini İslâmî ilimlere vererek yoğun bir çalışma içine girmiş; bu arada mahalli gazetelerde Hıristiyan ve Hindulara karşı İslâm’ı müdafaa eden yazılar yazmaya başladı ve azımsanmayacak bir okuyucu kitlesine sahip olmuştur.

3 Doğuşu Bu ilgiden istifadeyle yılları arasında Berâhinu’l- Ahmediyye adını verdiği eserlerini neşretmiştir. O, kitaplarında müceddit intibâını uyandıracak bazı yorumlara girişmiş; Hz. Peygamber’e tam anlamıyla benzeyen birisinin sezgisel güçlere sahip olarak çeşitli yorumlar yapabileceğine dair çeşitli açıklamalar geliştirmiştir. 1885’de açıkça müceddit olduğunu söylemeye başlamış ve yeterince ilginin oluştuğuna kanaat getirdikten sonra on maddelik bir ahidname ile taraftarlarından beyat almıştır (1 Aralık 1888). Ahidnameye göre Gulâm Ahmed’in buyruğuna giren kişi şirkten, her türlü büyük günahtan sakınacak, namazını, hatta teheccüd namazını aksatmadan kılacak, bütün insanlara iyi davranacak, her durumda Allah’a bağlı kalıp kendini O’na adayacak, Kur’an’ın yolunda yürüyecek, İslâm’a bağlılığa her şeyden çok değer verecek, dini dünyanın üstünde tutacak, her hususta kendini Gulâm Ahmed’e bağlayacak ve ölünceye kadar ona itaat edecektir. Böylece Müslüman Ahmediyye Cemaati oluşturulmuştur.

4 Tarihçesi Müceddit iddiaları ile etrafında dini bir grup oluşturmayı başaran Gulâm Ahmed 1891’de kendisinin beklenen mesih ve mehdi olduğunu iddia etmiştir. Ona göre, İsa çarmıha gerildikten sonra ölmemiş ve havarileri tarafından bir mağarada tedavi edilmişti. Bundan sonra o Beni İsraili aramak üzere Keşmir’e seyahat etmiş ve orada 120 yaşında ölmüştür. Dolayısıyla ahir zamanda gelecek Mesih İsa’nın kendisi değil ona benzer sıfatlar taşıyan ve onun vasıflarının tecelli edeceği ümmet-i Muhammed’den bir kişi olacaktır. Bu vasıflarda kendisinde tecelli etmiştir. Bundan sonra nebîlik iddiaları gündeme gelen Gulâm Ahmed, 11 Nisan 1900 tarihinde Hutbetu’l-İlhamiye dediği, vahiy mahsulü olduğunu iddia ettiği irticalî bir konuşma yapmıştır. Bundan sonra taraftarlarının kendisi için yaptığı “nebi” nitelemesini reddetmez. Müteakip konuşma ve yazılarında kendisinin cüz’î peygamber, eksik peygamber, sözcü peygamber olduğunu, fakat yeni bir şeriat getirmediğini, Muhammedî şeriata tabi olduğunu iddia etmiştir. Kısa bir müddet sonra da o, Kasım 1904’de Hindular için Krişna olduğunu ilan etmiştir. Bu hızlı ve çalkantılı hayat içinde, zaten zayıf ve hastalıklı olan Mirza Gulâm Ahmed, 26 Mayıs 1908’de aniden ölmüştür.

5 Tarihçesi Ölümünden sonra mezhebin başına Hakîm Nureddin getirilmiş; ancak mezhep mensupları kısa süre sonra Gulâm Ahmed’in nebilik iddialarını kabul konusunda ayrılığa düşerek Mevlana Nuredddin’in 1914’de ölümünden sonra Lahor ve Kadıyan kolu şeklinde ikiye bölünmüşlerdir. Kadıyan kolu Gulâm Ahmed’in oğlu Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed( )’e tabi olurlar. Bunlara göre Gulâm Ahmed kamil bir peygamberdir. Ancak onun peygamberliği Hz. Muhammed’in son peygamber oluşunu zedelemez Mirza Nasır Ahmed/ 1982 Mirza Tahir Ahmed / 2003 Mirza Masrur Ahmed liderliğinde faaliyetlerine devam etmektedir. Gulâm Ahmed’i nebiliğini reddedip onu müceddit ve mehdi olarak kabul eden Lahor kolu ise, Lahor merkezli olarak Ahmediyye Encümen-i Îşâ’ât-ı İslâm” adlı bir teşkilat vasıtasıyla faaliyetlerine devam etmektedir. 1982’de Seyyid Ahmed teşkilatın başına getirilmiştir.

6 Tarihçesi Kâdıyânîlik Pakistan meclisinin 7 Eylül 1974 günlü kararıyla İslâm Dışı Azınlık olarak ilan edilmiş olmasına rağmen özellikle İngiltere, Hollanda Almanya, Danimarka, İspanya, İsviçre, ABD, Afrika ve bazı Pasifik ülkelerinde teşkilatlanarak faaliyet göstermektedir. İngiltere’de İslâmic Review, Hollanda’da Al-İslâm, ABD’de The Muslim Sunrise uzun süredir yayınlanan periyodikleri arasındadır. Yine son dönemlerde internet ağlarında İngilizce ağırlıklı olarak çeşitli dillerde hazırlanan web siteleri bulunmaktadır. Bugün Kâdıyânîlerin nüfusu büyük çoğunluğu Pakistan’da bulunmak üzere bütün dünyada iki milyon civarındadır. Ancak kendileri bu rakamın on milyonu geçtiğini iddia ederler.

7 Görüşleri Kâdıyânîliğin görüşleri hemen tamamen Mirza Gulâm Ahmed’in iddialarına dayanır. İddialarından ve hareket tarzından, Gulâm Ahmed’in dönemin sosyal şartlarından istifade etmesini bilen oportunist bir yapıya sahip olduğu ve kendisini öne çıkaracak yorum ve görüşlerini ustaca zamana yayarak bir taraftar kitlesine ulaştırdığı anlaşılmaktadır. O iddialarını, Berâhinu’l-Ahmediyye, Hakikatu’l-Vahy, Sefînetu’n-Nûh, İzâletu’l-Evham gibi eserlerinde dile getirilmiştir.

8 Görüşleri Yukarıda ifade ettiğimiz şekliyle onun iddiaları büyük ölçüde peygamberlik iddiasıyla sonuçlanan bir sapmayla sonuçlanmıştır. O, yaşadığı bölgede insanların birliğini sağlayabilmek için eklektik bir anlayışla ve benzer fırkalarda görülen tecelli ve mazhar doktrinine iddialarını bina etmiştir. O, önce kendisinin dinî ilimler sahasında kemale erdiğine etrafını inandırmış, müteakiben yaptığı yorumlarla mehdi veya mesihin ve daha sonra peygamberin ve Krişnanın bedenen zahir olamayacağını ancak yeni bir bedende tecelli ve tecessüd edebileceğini, bunun için de her bedenin değil, nebevî vasıfların tecellisine müsait bir bedende tecelli edeceğini ifade ederek bütün nazarların kendine yönelmesini ve kendine inanan taraftarları tarafından bu nevi vasıflarla adlandırılmasını sağlamış, ilerleyen safhalarda bu adlandırmaları rahatlıkla kendisi için ifade etmeye başlamıştır. Ancak o, Hz. Muhammed’in son peygamber oluşunu inkâr etmemiş ve onun şeriatine tabi olduğunu belirtmiştir.

9 Görüşleri Ölümünden sonra Kâdıyânîler kendilerine katılmayan ve kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları küfürle itham ederek onlara karşı gayr-i müslimlerle ilişkilere benzer bir hareket tarzı geliştirmişlerdir. Fırkanın Pakistan’da İslâm Dışı ilan edilmesiyle birlikte bazı faaliyetlerine sınırlamalar getirilmiş ve fırka illegal olarak varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Kâdıyânîler, faaliyetlerinin finansmanını öncelikle hemen bütün gruplarda benzerini gördüğümüz, mensuplarının zekâtlarını harekete tevdî ederek karşılar. Bunun yanında harekete mensup her Kâdıyânî aidat olarak aylık gelirinin on altı da birini düzenli olarak ödemek zorundadır. Bunların yanında hibeler ve vasiyetlerle elde edilen gelirler ve bazı özel okul işletmelerinden elde ettikleri gelirler önemli bir yekûn teşkil eder.

10 Görüşleri Fırkanın siyasî tavrı da, onları, bölgedeki diğer Müslümanlardan ayıran önemli bir özelliğidir. Gulâm Ahmed davetinin başlangıcından itibaren silahlı mücadeleyi kesinlikle yasaklayarak, mevcut siyasî otoriteyle barışık olarak yaşamayı savunmuştur. Böylece fırkanın cihad anlayışı, fiiliyattan fikrî mücadeleye dönüşmüştür. Bu anlayışlarıyla onlar hem Hindistan’da İngiliz hâkimiyetini de facto olarak kabul etmişler, hem de ilerleyen yıllarda Avrupa ve diğer dünya devletlerinde rahatça teşkilatlanma ve faaliyet gösterme imkânı bulmuşlardır.


"Tanımı Mirzâ Gulâm Ahmed (1839-1908) tarafından Hindistan Pencab-Kâdıyân’da kurulan bir mezheptir. Mirza Gulâm Ahmed tarafından mehdilik fikrinden haraketle." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları