Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Ders : 1 KTÜ – UZEM 2014-2015 1. MODERNLEŞME Lâtince, şimdi anlamına gelen, modo ve modernus kelimelerinden türemiştir. Modernleşme, XVII. yüzyıla kadar,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Ders : 1 KTÜ – UZEM 2014-2015 1. MODERNLEŞME Lâtince, şimdi anlamına gelen, modo ve modernus kelimelerinden türemiştir. Modernleşme, XVII. yüzyıla kadar,"— Sunum transkripti:

1 Ders : 1 KTÜ – UZEM

2 MODERNLEŞME Lâtince, şimdi anlamına gelen, modo ve modernus kelimelerinden türemiştir. Modernleşme, XVII. yüzyıla kadar, lâik görüş ve akılcı düşünüş tarzındaki gelişmeleri, otoriter rejimlerin ve bâtıl inançların baskısından kurtulmayı ifade etmekteydi. XVII. yüzyılın sonlarından bu yana, batı ülkelerinin ulaştığı seviyeye yükselmeyi, özellikle, batının ilim ve teknoloji seviyesine erişmeyi ve batı zihniyetini benimsemeyi ifade eden batılaşma (Westernization) sözcüğü ile eş anlam taşımaya başlamıştır. 2

3 MODERNLEŞME Modernleşme kuramı, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Amerikan sosyal bilim çevrelerinde ortaya çıkan, Batı’nın model alınması suretiyle tüm dünya toplumlarının modernleşebileceğini varsayan bir toplumsal değişme yaklaşımıdır. Bir değişme ve gelişme kuramı olan modernleşme kuramı, toplumların modern ekonomik gelişme aşamasına ulaşmaları için kültürel ve toplumsal bir değişim sürecine ihtiyaç duydukları yönünde bir inanca dayanır. 3

4 MODERNLEŞME Modernleşme süreci temel olarak aşağıda belirtilen değişme ve gelişmeleri kapsamaktadır. 1) Ekonominin kendi kendini idame ettirecek bir düzeye ulaşması; 2) Kültürün maddî, manevî unsurlarında değişmelerin yer alması ve kültüre yeni unsurların girmesi; 3) Toplumu teşkil eden sosyal ve kurumsal yapıdaki farklılaşmalar, fertlerin fizikî, sosyal ve psikolojik akışkanlıklarındaki hızlanış; 4) Siyasî bünyeye demokratik ölçülerin yerleşmesi; 5) Toplumun teşkil eden fertlerin yukarıda 4 madde halinde belirtilen ortamda etkin bir şekilde faaliyet göstermelerini mümkün kılacak bir şahsiyet yapısını kazanmaları. 4

5 MODERNLEŞME Modernleşme sürecinde toplum bünyesinde sosyal, kültürel, teknolojik, ekolojik, iktisadi, siyasi ve hukukî mahiyette bir takım değişme ve gelişmeler yer alır. Başka bir deyişle, bu değişme ve gelişmeler iktisadî ve teknolojik anlamda iktisadî gelişme ve sanayileşmeyi; sosyal, kültürel ve siyasî anlamda toplumsal değişmeyi ve bütünü ile modernleşmeyi ifade eder. 5

6 MODERNLEŞME Modernleşmenin Üç Boyutu Siyasal Modernleşme: Siyasi partiler, parlamentolar, oy hakkı gibi katılımcı karar vermeyi destekleyen anahtar kurumları içeren modernleşme. Sosyo-Kültürel Modernleşme: Genellikle sekülerleşme ve ulusalcı ideolojiye bağlılığın üretildiği kültürel modernleşme. Artan okuma yazma oranı, kentleşme süreci ve giderek geleneksel otoriterliğin zayıflaması gibi öğelerden oluşan toplumsal modernleşme. Ekonomik Modernleşme: Endüstrileşmeden farklı olmakla birlikte artan bir ekonomik dönüşümle özdeşleşen ve giderek büyüyen iş bölümü, yönetim tekniklerinin kullanımı, teknolojinin ilerlemesi ve ticari yeteneklerin artması gibi unsurları bünyesinde barındıran ekonomik modernleşme. 6

7 MODERNLEŞME Modernleşme sürecinde, ekonomik yapı ve faaliyetlerde yer alantemel değişme ve gelişmeler : 1) yaşama ve geçim için ziraatten, piyasa için üretime geçiş, 2) endüstri, ticaret ve hizmet sektörlerinin önem kazanması, 3) üretimde ileri bir teknoloji kullanılması, 4) piyasaların genişlemesi, 5) ekonomik rollerde uzmanlaşma, 6) sermaye birikimi (üretimin tamamen tüketilme eğiliminin zayıflaması), 7) fert başına düşen GSMH nın yükselmesi şeklinde özetlenebilir. 7

8 MODERNLEŞME Modernleşme sürecinde, siyasal alandaki değişme ve gelişmeleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür: 1) Siyasal gücün uzandığı alanın genişlemesi ve merkezî hükümetin güçlenmesi, 2) Kuvvet ve otoritenin daha geniş gruplara yayılması, 3) Siyasal rejimin halka dayalı ve demokratik doğrultuda gelişmesi, 4) Hükümet organlarının merkezileşmesi, 5) Devletin birçok sosyal görevler yüklenmesi. 8

9 MODERNLEŞME Modernleşme sürecinde ortaya çıkan sosyo- kültürel alandaki temel değişme ve gelişmeler ise; 1) Ailenin büyüklük ve fonksiyonlarında değişmelerin yer alması, örneğin ailenin ekonomik ünite olma özelliğinin kaybolması, 2) Yeni iş ve mesleklerin ortaya çıkması, bir kısım iş ve mesleklerin öneminin azalması, 3) Dikey ve yatay toplumsal hareketliliğin artması, 4) Şehirleşme eğiliminin hızlanması, eğitimin yaygınlaşması ve lâikleşmesi şeklinde özetlenebilir. 9

10 MODERNLEŞME Modernleşme sürecinde eski ve yeni kültür unsurları arasında birtakım çatışmalar ortaya çıkmaktadır. Mücadele ve çatışma; dinî ve ahlâkî değerler, aile sistemi, sınıf farkları, arazi ve toprak rejimleri, eğitim ve hukuki sistemle hükümet yönetimi gibi değişik düzey ve alanlarda ortaya çıkar. Öte yandan, sosyal ve kültürel değişmeler her toplumda aynı hızla cereyan etmez. Kültürün toplum bünyesinde kökleşmiş olduğu hallerde modernleşme süreci daha yavaş cereyan eder, eski ve yeni kültür arasındaki çatışmalar daha şiddetli olur. Ayrıca modernleşme sürecinin hızı, modernleşme hareketine öncülük eden seçkinler grubunun takip ettikleri stratejilere de bağlı bulunmaktadır. 10

11 TÜRK SİYASİ GELENEĞİNDE DEVLET VE EGEMENLİK ALGISI Türk devletlerine bakıldığında siyasi iktidar açısından devlet otoritesini temsil eden devlet başkanı cihanşümul bir devletin temsilcisi olarak oldukça güçlü bir yerdedir. Siyasal iktidarın meşruluk ve hakimiyet kaynağı ilahi bir otoriteye dayandırılırken, hakimiyeti töre ile sınırlıdır. MEŞRULUK : Yönetenler ve yönetilenler ayrımının gerçekleştiği ve devletin ortaya çıktığı bütün siyasi topluluklarda, yönetenlerin yönetme gücünün kaynağı, bu yönetme gücünün bir hak olup olmadığı, yönetimlere neden itaat edildiği, yönetimin geçerliliğini yani meşruluğun konusunu oluşturmaktadır.Meşruluk iki belirleyici nitelik barındırır: i- yönetme hakkı veren usullerin var olduğu fikri, ii- Yönetim biçimini haklı kılacak şekilde yöneten ve yönetilenlerin beraberce paylaştıkları bazı dayanakların (ideoloji, rıza, inanç) varlığı. 11

12 TÜRK DEVLET GELENEĞİNDE DEVLETİN BAŞI NİTELİKLERİ, YETKİLERİ VE GÖREVLERİ Türk devlet geleneğinde devletin başını temsil eden kişi ‘cihanşumul devlet’ anlayışının bir uzantısı olarak tüm yeryüzünün hükümdarı şeklinde düşünülürdü. Bu anlamda yeryüzü sultanı, idare etme hakkının Tanrı tarafından kendisine verildiği kişidir ve ilahi otoritenin yerdeki temsilcisidir. Bu yönüyle de hem ülkenin sahibi hem de her alanda yetkili tek otorite sahibidir. Bu mutlak iktidarın sınırı ‘adaletle hükmetme’ ilkesinin kendisine yüklediği sorumluluk çerçevesi tarafından ‘töre’ ile çizilmektedir. Türk devlet geleneğinde ‘devletin başı’nın göreve gelişiyle ilgili sürekli uygulanan bir yöntem yoktur.

13 ESKİ TÜRK DEVLETLERİNDE SİYASAL İKTİDARA YARDIMCI KURULUŞLAR VE TEMSİL Bugünkü anlamıyla meclise karşılık gelen “kurultay” veya “divan” geleneği Türk devlet geleneğinde sürekli var olmuştur. Fakat bu kurumlar ülke sorunlarının çözüme bağlanmasında “istişare” görevini yerine getiren yardımcı kurumlardır. Seçimle göreve gelmiş bir parlamentodan beklenen işlevleri tam anlamıyla yerine getirme konumunda olmamışlardır. Saray, kamusal işlerin görüldüğü bir örgütlenme modeli olarak devletin yönetim merkezi konumundadır. Sadr-ı Azam (Vezir-i Azam, Sahib-i Devlet) yürütmenin ikinci başı olarak padişahın vekili konumundadır. Doğrudan padişah tarafından atanıp görevden alınmaktadır. II. Meşrutiyet ve Kanun-i Esasi’de yapılan 1909 değişikliklerine kadar doğrudan padişaha karşı sorumlu konumdadır. 13

14 OSMANLI DEVLETİ’NDE SİYASAL YAPI Osmanlı Devleti sadece Türk siyasal geleneğine değil aynı zamanda dünya siyasetine de yöne vermiş önemli bir siyasal gelenektir. Özellikle Türkiye’de siyasal hayatın gelişim çizgisini takip edebilmek ancak ve ancak Osmanlı siyasal geleneğinin iyi bir analizi ile mümkün olacaktır. 14

15 OSMANLI DEVLETİ’NDE SİYASAL YAPI Tüm eski Türk devletlerinde olduğu gibi, Osmanlı Devleti’nde de sistemin ana unsuru güçlü bir merkezi otoritedir. Merkezi otoriteyi saltanat ailesi temsil etmektedir. Devletin başında bir hanedan ailesinin yer alması anlamında Osmanlı Devleti klasik bir monarşidir. Bu yapı içinde başat konumdaki kişi şüphesiz padişah olmaktadır. Osmanlı padişahı 19. yüzyıl başına kadar mutlak otorite sahibi bir güç olmasına rağmen, Sened-i ittifak ile başlayan ve 1876 Kanun-i Esasi ve oluşturulan Meclis-i Umumi ile nihayetlenen süreçte sınırlandırılmaya çalışılmıştır. Monarşi, kelime kökeni olarak, “tek kişinin yönetimi” anlamına gelmektedir. Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin (hükümdar, padişah, kral, imparator gibi) üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejimidir. 15


"Ders : 1 KTÜ – UZEM 2014-2015 1. MODERNLEŞME Lâtince, şimdi anlamına gelen, modo ve modernus kelimelerinden türemiştir. Modernleşme, XVII. yüzyıla kadar," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları