Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

3. Başkalarının Haklarını Korumak Allah Teâlâ’nın, insana verdiği sorumluluk ve hakların bir kısmı bireysel, bir kısmı ise toplumsaldır. Çünkü insan, günlük.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "3. Başkalarının Haklarını Korumak Allah Teâlâ’nın, insana verdiği sorumluluk ve hakların bir kısmı bireysel, bir kısmı ise toplumsaldır. Çünkü insan, günlük."— Sunum transkripti:

1 3. Başkalarının Haklarını Korumak Allah Teâlâ’nın, insana verdiği sorumluluk ve hakların bir kısmı bireysel, bir kısmı ise toplumsaldır. Çünkü insan, günlük hayatının önemli bir bölümünü başkalarıyla paylaşan sosyal bir varlıktır. Anne baba, kardeş, arkadaş ve diğer insanlar hayatı paylaştığımız başlıca kimselerdir. Bu bağlamda başkalarıyla iletişim hâlinde olduğumuz birçok ortak alan bulunmaktadır.

2 Evde aile fertleri, okulda arkadaşlar, işyerinde meslektaşlar, çarşı pazarda esnaf ve müşteriler, otobüste yolcular ve kamu kuruluşlarında tüm vatandaşlar birbirleriyle iletişim hâlindedir. Bu da karşılıklı hak ve sorumlulukları doğurmaktadır. Dolayısıyla insan, bulunduğu ortamda yalnız kendisi varmışgib i yaşayamaz. Günlük ihtiyaç ve isteklerini karşılarken başkalarının haklarına saygılı olmak durumundadır.

3 Dinimizde, “kul hakkı” kavramı, insanın başkalarıyla olan ilişki ve sorumluluklarını belirlemektedir. Hem Rabb’imiz hem de Peygamber Efendimiz kul hakkına çok önem vermiş, başkalarının haklarını koruma ve onlara saygılı olmanın önemine dikkat çekmiştir.

4 Peygamber Efendimiz hayatı boyunca haksızın karşısında, haklının yanında olmuştur. Eğer haksız taraf güçlüyse zayıfa destek olmaktan geri durmamıştır. Bu amaçla toplumda oluşturulan sivil girişim ve oluşumlara aktif olarak destek verdiği görülmektedir. Mekke dışarıdan pek çok insanın akın ettiği bir inanç merkezi olduğu gibi ticari açıdan da hareketli bir şehirdi. Bu sosyal hareketlilik içinde zaman zaman adli olaylar meydana gelmekteydi

5 İşte Peygamberimizin böyle bir ortamda, “Hilfu’l- Fudûl” denilen yeminli birliğe katılması bunun en güzel örneklerinden biridir. Mekke’de görülen zulüm ve haksızlıkları takip eden bu kurum, pek çok meseleyi gündemine almış ve hakları sahiplerine iade etmiştir.

6 Peygamber Efendimiz de “Hilfu’l-Fudûl” içinde aktif olarak vazife almıştı. Bir seferinde Ebu Cehil, bir tüccarın Mekke’ye getirdiği ticaret mallarını başkalarına satmasına engel olmuş, düşük fiyata kendisi almak istemişti. Sıkıntıya düşen tüccar, durumu Peygamberimize anlatmış, Peygamberimiz de hiç çekinmeden o tüccarın malını istenen fiyattan satın almıştı.

7 Böylece hem tüccarı zarar etmekten kurtarmış hem de Ebu Cehil gibi birinin haksızlığına engel olmuştu. İlerleyen yıllarda yine benzeri bir durum meydana gelmiş, Ebu Cehil’e sattığı malların ücretini alamayan tüccar, durumu Peygamberimize bildirmişti. Peygamberimiz bu tüccarı yanına alarak Ebu Cehil’e gitmiş ve borcunuödemesini sağlamıştı.

8 Hak ve adaletin yerini bulması, Peygamberimiz için her türlü maddi değerin üstündedir. Peygamberimiz “Hilfu’l-Fudûl”u peygamberliği döneminde de hayırla anmıştır. Öyle ki en değerli maddi varlığa karşı bu birliği değişmeyeceğini, o an bile çağrılsa hemen koşup gideceğini ifade etmiştir. Onun bu yaklaşımından hak ve adaletin her zaman ve her yerde savunulması gereken evrensel değerler olduğu anlaşılmaktadır.

9 Peygamber Efendimizin Mekke toplumunda “emin” vasfıyla çağrılması da “hak” konusunda son derece duyarlı oluşunun bir göstergesidir. Başkalarının haklarına saygılı olduğu, hiç kimse kendisinden maddi ya da manevi zarar görmediği için ona böyle denilmişti. Kâbe hakemliği için anlaşmazlığa düşenler, onu görünce sevinmişler ve gönül rızasıyla onun teklifini kabullenmişlerdi. Bu, Peygamberimizin gençlik döneminde bile başkalarının hakkını koruma konusunda toplumaverdiği güvenin bir sonucudur.

10 Ekonomik hayat, toplumda hak ve haksızlığın en çok görüldüğü alanların başında gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ekonomik hakların korunması konusunda birçok ayet bulunmaktadır. Bunlardan birinde, “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret durumu hariç, mallarınızı haksız yollarla yemeyin…” buyrulmaktadır. Peygamberimiz de alışverişte ölçüye ve tartıya dikkat edilmesini tavsiye etmiş

11 Böylece müşteri ve satıcı arasında haksızlıkların önlenmesini istemiştir. Bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: “Sattığın zaman ölçerek sat, aldığın zaman da ölçerek al.” O, kendi alış verişlerinde de buna çok dikkat etmiş, tartı ve ölçüyü kullanmayı ihmal etmemiştir. Bir gün çarşıdan birkaç parça giyecek satın almış ve satıcıdan, elbiselerinin karşılığı olan gümüşü tartıp almasını istemiştir.

12 Çarşı ve pazarlar ekonomik hayatın en hareketli olduğu yerlerdir. Satıcı ve alıcı arasındaki işlemlerin adaletli yürütülmesi çok önemlidir. Peygamber Efendimiz, insanların birbirini aldatmadığı ve haksız kazanç sağlamadığı bir ticari hayat için oldukça çaba sarf etmiştir. Bu amaçla zaman zaman çarşı ve pazarları dolaşmış, ticari işlemlerin hak ve adalet ilkesine uygun yapılıp yapılmadığını denetlemiştir.

13 Örneğin, yine böyle bir gün tahıl satan bir kişinin yanından geçmiş ve elini tahılın içine soktuğunda parmaklarına ıslaklık değmiş, bunun üzerine, “Bunu tahılın üstüne koysaydın ya! Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmuştur.

14 Bilindiği gibi İslam öncesi döneme “cahiliye” adı verilmektedir. Bu dönemin temel özelliklerinden birisi, zayıf ve muhtaç insanların haksız ama güçlü kimselerce yok sayılmasıdır. Peygamber Efendimizin getirdiği ilk mesajlarda mağdur edilen bu insanların hakları savunulmuş ve hakkın kişilerin konumu, soyu veya zenginliğinden ileri gelmediği vurgulanmıştır.

15 Bu bağlamda zayıfların haklarını elinden alan kimselere, sürekli ahiret hayatı ve hesap günü hatırlatılmıştır. Habeşistan’a hicret eden Müslümanların sözcüsü Cafer b. Ebu Talip’in Necaşi ile aralarında geçen konuşma, Peygamber Efendimizin gönderiliş amacını çok güzel ortaya koymaktadır.

16 Cafer, Necaşi’nin huzurunda Müslümanları savunmuş ve Cahiliye Dönemi’nde kuvvetli olanın zayıfları ezdiğini, Peygamber Efendimizin ise güçsüzlerin yanında yer alarak onların haklarına sahip çıktığını ifade etmiştir

17 Peygamberimizin üzerinde önemle durduğu konulardan bir diğeri de yetim hakkıdır. Birçok yetim, ana-baba korumasından yoksun olduğu için haksızlıkla karşılaşıyor, kendilerine kalan miras ellerinden alınıyordu. Peygamber Efendimiz birçok hadisinde yetimlere sahip çıkmayı ve onların haklarını korumayı öğütlemiştir. Bunlardan birinde şöyle buyurmaktadır: “Müslümanlar içinde en hayırlı ev, kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir.”

18 Medine’de Mescid-i Nebî’nin inşa edildiği arsa, Ensar’dan Es’ad b. Zürâre’nin korumasında bulunan Sehl ve Süheyl adındaki iki yetime aitti. Bu iki yetim arsayı mescit yapılması için bağışlamak istemiş ancak Peygamber Efendimiz bunu kabul etmemiş ve arsanın bedelini ödemiştir.

19 Hak ve adalet, sadece Müslümanların kendi aralarında geçerli olan bir uygulama değildir. Bir Müslüman, başka din ve inanca mensup insanların hakkına da saygılı olmalıdır. Hayber’in fethi sırasında, Yahudilerin ileri gelenlerinden birinin koyunlarına çobanlık yaparak geçimini sağlayan Yesâr, bir sabah kale dışında koyun güderken Peygamberimizle karşılaşmıştı.

20 Bir süre sohbet ettikten sonra Yesâr İslam’ı kabul etti. Peygamber Efendimiz onun ismini Eslem yaptı.Daha sonra çoban, elindeki koyunları ne yapması gerektiğini Peygamberimize sordu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz onları ait oldukları yere vermesini söyledi.Bu örnek Peygamber Efendimizin savaş hâlinde dahi hakkı gözetmekten geri durmadığını göstermektedir. Yine bir sahabe, Yahudilerden birine borçlanmış ancak günü geldiğinde borcunu ödememişti. Yahudi durumu Peygamberimize şikâyet edince Peygamberimiz sahabenin borcunu ödemesini sağlamıştı.

21 Dinimizde maddi yönden zor durumda kalanın borç istemesinde bir sakınca görülmemiş, imkânı olanın da borç vermesi güzel bir davranış olarak değerlendirilmiştir. Ancak borçlunun borcuna sadık olması, onu ödememesi veya geciktirerek alacaklıyı zor durumda bırakması doğru değildir. Kur’an-ı Kerim hak ihlalinin önlenmesi için borçların kayıt altına alınmasını istemiş,Peygamber Efendimiz ise ödeme gücü olduğu hâlde borcu geciktirmeyi zulüm olarak nitelemiştir

22 Peygamberimiz de değişik zamanlarda borç almış ancak alacaklısının hakkını daima zamanında ödemiştir. Bir seferinde ordunun zorunlu ihtiyaçları için Mekke’nin zenginlerinden borç para ve zırh almıştı. Daha sonra elde edilen gelirlerle bunun tamamını ödemiş ve “Borç almanın karşılığı, teşekkür etmek ve onu ödemektir.” buyurmuştur.

23 Peygamber Efendimiz kendi döneminde kız çocuklarına karşı yapılan haksız uygulamaların da karşısında olmuş, bu konuda toplumda gördüğü yanlış uygulamaları hemen düzeltme yoluna gitmiştir. Örneğin erkek çocuğuna sevgi ile yaklaşan bir kişinin kız çocuğuna yönelik aynı tavrını göremeyince, “İkisine de eşit davransaydın ya!” buyurmuştur.

24 Peygamberimiz döneminde hak ihlallerine maruz kalan diğer bir kesim ise kölelerdir. Köleler o dönemde toplumda değer görmez, ağır ve zorlu şartlar altında çalıştırılırdı. Peygamberimiz onların özgürleşmesi ve insanî haklarını elde etmeleri için elinden gelen gayreti göstermiştir. Bu amaçla kendisi bazı köleleri özgürlüğüne kavuşturduğu gibi onlara çeşitli görev ve sorumluluklar da vermiştir. Böylece onlar özgür kimselerle aynı haklara sahip olmuşlardır.

25 Hak ve adaletin gerçekleşmesinde duygusal davranıp ayrımcılık yapmamak gerekmektedir. Aksi hâlde zayıf ve kimsesizlerin haklarını korumak mümkün olamaz. Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Adaleti tam yerine getirerek Allah için şahitlik edenler olun. Kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhinde bile olsa…” buyrulmaktadır.

26 Peygamber Efendimizin bazen haksız oldukları için yakınlarının ve tanıdıklarının aleyhine hüküm verdiği olmuştur. Bedir Savaşı’nda alınan esirler arasında Peygamberimizin amcası Abbas da vardı. Abbas’ın elleri bağlanmıştı. Esirler, maddi tazminat karşılığı serbest bırakılmaya başlanmıştı. Ensar’dan bazı kişiler Abbas’ın Allah Resûlü’nün amcası olduğunu öğrenince onun tazminattan affedilmesini istediler. Allah Resûlü, “Hayır, asla böyle bir şey olamaz. Onun ödemek zorunda olduğu bedelin tek bir dirhemi dahi bağışlanamaz.” buyurdu.

27 Peygamberimiz hayatı boyunca hakkın ve haklının yanında olmuş ve bu konuda sayısız örnekler ortaya koymuştur. Bizler de aynı duyarlılığı göstermeli, başkalarının haklarına saygılı olmalı ve kul hakkını ihlal etmekten özellikle kaçınmalıyız.

28


"3. Başkalarının Haklarını Korumak Allah Teâlâ’nın, insana verdiği sorumluluk ve hakların bir kısmı bireysel, bir kısmı ise toplumsaldır. Çünkü insan, günlük." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları