Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

HER YÖNÜYLE PARAGRAF. Paragraf Nedir? Paragraf, herhangi bir yazının bir satırbaşından öteki satırbaşına kadar olan bölümüne denir. Daha geniş bir ifadeyle.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "HER YÖNÜYLE PARAGRAF. Paragraf Nedir? Paragraf, herhangi bir yazının bir satırbaşından öteki satırbaşına kadar olan bölümüne denir. Daha geniş bir ifadeyle."— Sunum transkripti:

1 HER YÖNÜYLE PARAGRAF

2 Paragraf Nedir? Paragraf, herhangi bir yazının bir satırbaşından öteki satırbaşına kadar olan bölümüne denir. Daha geniş bir ifadeyle paragraf "bir duyguyu, bir düşünceyi bir isteği, bir durumu, bir öneriyi, olayın bir yönünü, yalnızca bir yönüyle anlatım tekniklerinden ve düşünceyi geliştirme yollarından yararlanarak anlatan yazı türüdür. Kelimeler cümleleri, cümleler paragrafları, paragraflar da yazıları oluşturur. Paragraf bir yazının küçültülmüş bir örneğidir. Bu yönüyle yapı bakımından bir yazıya benzer. Nasıl yazıda giriş, gelişme, sonuç bölümleri varsa paragrafta da aynı bölümler vardır.

3 Her paragrafta bir düşünce savunulur. Paragrafın bir bütün oluşturabilmesi için cümlelerin de yapı ve anlam yönüyle bütünlük oluşturması gerekir. Paragraftaki düşünceler hem kendi aralarında birbirine bağlı hem de ana düşünceye bağlıdır.

4 Paragraf kendi içinde bir bütünlük oluşturduğu gibi yazı içinde de yazıyla bir bütünlük oluşturur. Üniversite sınavlarında seçilen paragraflar böyle kendi içinde bütünlüğü olan ve dışına çıkılmayı gerektirmeyen paragraflardır.

5 Paragraf Sorularını Çözerken Nelere Dikkat Etmelidir?

6 1. Paragraf sorularının çözümüne mutlaka soruyu okuyarak başlayın. İşe doğrudan paragraf okunarak başlanırsa paragrafta ne arandığı, paragrafın niçin okunduğu bilinmediğinden, paragraf,boş yere okunmuş olur. Bu durumda paragrafı iki defa okumak zorunda kalırız ki bu da bizim için büyük zaman kaybı olur.

7 PARAGRAF Soru A)…………………………… B)…………………………… C)…………………………… D)…………………………… E)……………………………

8 2.Paragraf sorularında "soru kökü" çok dikkatli okunmalıdır. Değinilmemiştir, vurgulanmamaktadır, çıkarılamaz tarzındaki soruları" değinilmiştir, vurgulanmaktadır, çıkarılır" diye okursak soruları yanlış cevaplarız.

9 Örnek 1: Yüz yılı aşkın bir tarihe sahip olan çizgi romanın sanat olup olmadığı çoğu Batı ülkesinde tartışılmıyor bile. Ülkemizde ise bu sanat kolu, ne yazık ki okunup atılan, yoz ürünlerin kaynağı olarak görülmekte, az okumanın göstergelerinden biri sayılmaktadır. Çocukların okuma alışkanlığı edinmesini engellediği düşünülmektedir. Gerçekten de evlerde, okullarda çizgi roman okuyanların uyarıldığı, ayıplandığı bir çocukluk dönemini çoğumuz az çok yaşadık. Oysa okuyanların üzerinde birleştiği ortak bir nokta, çizgi romanın bütün sevimliliğiyle, kendine özgü mizahıyla hiç de incitici olmayan, sayısız örnek içerdiğidir. Bu parçaya göre çizgi romanla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A) Sanat değeri yönünden eleştirilere konu olduğu B) Okumayı olumsuz yönde etkilediğine inanıldığı C) Düş gücünü geliştiren özellikler içerdiği D) Okurların hoşuna giden yönlerinin bulunduğu E) Gülmecesel nitelikler taşıdığı

10 CEVAP C Düş gücünü geliştiren özellikler içerdiği

11 Örnek 2: Bu öyküde, ölülerin canlandığı bir sahne yer almaktadır. Yazar bu sahneyi çıkarsa ve “kahramanların vücutlarını öpen sayısız kırmızı kelebek” imgesini “vücutları kana bulandı” gibi sıradan bir ifadeyle değiştirseydi belki öykünün tadı azalır, fantastik boyutu kaybolurdu. Ama öykü, anlamından ve temasından hiçbir şey yitirmezdi. İyi bir fantastik öykü de böyle olmalı. İçinden hayal gücünü çıkardığınızda kalan metin hâlâ eskisi kadar okunurluğunu koruyorsa, işte o, iyi bir edebiyat yapıtıdır. Bu parçada, iyi bir fantastik edebiyat yapıtında bulunması gerekli niteliklerden hangisine değinilmemiştir? A) Düşsel öğeler üzerine temellenmesine B) Klişe sözlerin yeni çağrışımlarla biçimlendirilmesine C) Anlatımla anlatılan arasında bağıntı bulunmasına D) Güçlü bir içeriğinin olmasına E) Öğretici bir yönünün bulunmasına

12 CEVAP E Öğretici bir yönünün bulunmasına

13 3. Paragraf soruları diğer sorulardan daha kolaydır. Çünkü paragraf sorularının hem cevabı paragrafın bütünlüğü içindedir, hem de bu sorularda gramer ya da edebiyat bilgisine gerek yoktur. Okuma alışkanlığı olan, az çok kitap okuyan öğrenciler bu soruları çok rahat çözer.

14 4.Paragrafta anlatılan şeyler mutlaka paragrafın bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir. Paragrafta inanmadığımız ve bize göre doğru olmayan şeyler anlatılsa bile bunlar doğrudur. Çünkü sorular mutlaka " parçaya göre " cevaplandırılmak zorundadır. Bu yüzden paragraf sorularında kesinlikle paragrafın dışına çıkılmamalı.

15 5.Paragraf soruları uzun göründüğü için birçok öğrenci zaman kaybetmemek için paragraf sorularını çözmeden geçer. Oysa bizim sınavda her bir soruya çok fazla ihtiyacımız vardır. Paragraf dışındaki kısa sorulardan zaman tasarrufu yaparak, paragraf sorularında ise sorudan başlayarak paragraf sorularını yeterli zamanda rahatlıkla çözebiliriz. Zaten paragraf sorularının büyük çoğunluğunun uzun metinler olmasına rağmen çok basit sorular olduğunu göreceksiniz.

16 6.Paragraf sorularındaki metinlerde anlamını bilmediğimiz, daha önce duymadığımız ya da duyup, okuyup sık kullanmadığımız bazı özel kelime ve kavramlar karşımıza çıkabilir. Bu kelime ve kavramların bilinmesi metni daha iyi anlamamızı sağlar. Bakınız slaytlar

17 7.Paragraf sorularında genel bir insan tipinden söz edilir. Bu insan tipi sınav sorularını hazırlayan kişilerin yetiştirmek istedikleri (ya da üniversitede okumasını istedikleri)insan tipidir. Bu insan tipinin özelliklerinin bilinmesi paragrafların çözümünü çok kolaylaştıracaktır.

18 Bu genel insan tipinin özelli şunlardır: a) Savaşlara, teröre, sömürüye karşıdır. b)Hızlı sanayileşme sonucu doğanın tahrip edilmesini onaylamaz. c)Doğayı fazlasıyla sever. Yeşile ve yeşilliğe tutkundur. Beton yığınları arasında yaşamaktan sıkılır. Doğaya yönelmek, doğayla iç içe olmak onu rahatlatır. İnsanlardaki doğa sevgisi azaldıkça birbirlerine olan sevgilerinin de azaldığına inanır. d) Saygılı, hoşgörülü ve sevecendir. İnsanları düşüncelerinden dolayı kınamaz. e) Düşünce özgürlüğünden yanadır. Herkesin düşüncelerini açıkça ve rahatça söyleyebilmesi tarafındır. f)Akla ve bilime çok önem verir. Bâtıl düşüncelere, hurafelere ve geçerliliği kanıtlanmamış (ispatlanmamış) düşüncelere karşıdır. g)Yenilikçidir. Yeniliklere açıktır. Sürekli yenilenmeyi ve değişimi savunur. Kendini yenilemeye, değişimlere karşı duran insanları onaylamaz. h)Sanata tutkundur. Sanatın her dalını sever. Sanata ve sanatçıya büyük önem verir. Sanatın insanı yücelttiğine inanır. ı)Eğitimi her şeyin üstünde görür. Eğitimin olmadığı yerde hiçbir gelişmenin olmayacağına inanır. i)Okuma tutkunudur. Okumanın insan düşüncesini ve evrenini genişlettiğine inanır. En büyük ıstırabı insanların okumamaları,okumaya gayret etmemeleridir.

19 j)Sanat ve edebiyatta ulusallığı (millî olmayı) savunur. Sanatçılar ve edebiyatçıların önce yerli olanı iyice tanıyıp incelemeden evrensel olanı yakalayamayacaklarına inanır. k)Sanatın ve müziğin evrensel olduğuna inanır. Bir insanın Yunus Emre'yi sevdiği gibi Hugo'yu da sevebileceğini savunur. I)Geçmişini iyi bilmeyen toplumların geleceklerinin karanlık olacağına inanır. m) Dürüst, yardımsever ye nazik bir insandır. n)İnsana çok fazla önem verir. Evrendeki her şeyin temelinde insan vardır. İnsanın olmadığı yerde hiçbir şeyden söz edilemez. o)Çocukluğuna ve çocukluk günlerine büyük bir özlem duyar. Sık sık çocukluğuna, anılarına döner. ö)Aydınların ve sanatçıların görevlerinin toplumun sorunlarına sahip çıkmak ve toplumu yüceltmek olduğunu düşünür. p)İyimser ve mutludur. En küçük olaylardan ve durumlardan bile kendisine mutluluk adına bir pay çıkarır. r)Mücadeleci, kararlı ve iradeli bir insandır. Umutsuzluğa kapılmaz. Her şeyin üstesinden gelinebileceğine inanır. s)Dilini ve edebiyatını çok sever. O dili konuşan herkesin(dilci olsun olmasın)konuştuğu dili çok iyi bilmesini ve konuşmasını ister. ş)Kabalığa, her türlü yalan dolana ve haksızlığa karşıdır.

20 PARAGRAF TÜRLERİ

21 Olay Paragrafı: Bu tür paragraflarda bir olay anlatılır. Bu olay, yazarın savunduğu düşünceyi açıklamak ve onu inandırmak için bir araçtır. Eğer olayda bir bütünlük varsa yani olayın başı, sonu belliyse, ana düşünceyi buldurmaya yönelik sorular için kullanılır.

22 Durum Paragrafı: Bu tür paragraflarda bir doğanın, şehrin ya da bir insanın betimlemesi yapılır. Bu tür paragraflar genellikle anlatım biçimleri ve gözlemle ilgili sorularda kullanılır.

23 Duygu (Çözümleme) Paragrafı: Bu paragraflarda roman veya hikaye kahramanlarının iç dünyaları anlatılır. Yazar, kahramanların psikolojik yapılarını, hayallerini bazen yorum katarak anlatır. Bu paragraflar insan karakterini bulmaya ve yoruma dayalı sorularda kullanılır.

24 Düşünce Paragrafı: Belirli bir düşüncenin anlatıldığı, savunulduğu paragraflardır. Makale, deneme, fıkra, eleştiri gibi türlerden seçilir. Konuyu, yardımcı düşünceleri veya ana düşünceyi buldurmaya yönelik sorularda genellikle bu tür paragraflar kullanılır.

25 PARAGRAFIN ÖĞELERİ

26 Konu: Paragrafta işlenen düşünce, olay ya da durumdur. Her şey paragrafın konusu olabilir. "Yazar, bu paragrafta ne anlatıyor?“ sorusunun cevabı bize konuyu verir. Konu en fazla bir iki cümleyle verilir.

27 Ana Düşünce: Paragrafta üzerinde durulan konuya bağlı olarak yazarın asıl anlatmak istediği düşüncedir. Kesin bir yargı niteliği taşır, genellikle bir cümleden oluşur. *Bütün yardımcı düşünceler, ana düşünceyi haklı çıkarmaya hizmet eder.

28 Yardımcı Düşünceler: İkiden fazla cümleden meydana gelir. Yardımcı düşünceler, paragrafta ana düşünceyi destekleyici niteliktedir. Yazar burada konuyla ilgili açıklamalar yapar ve düşüncelerinin haklı gerekçelerini sıralar.

29 GİRİŞ - GELİŞME - SONUÇ CÜMLESİ

30 Giriş Cümlesinin Özellikleri - Konunun ortaya konulduğu cümledir. - Paragraf genelden özele dayalı bir düşünce zincirine dayalı ise giriş cümlesi konuyla birlikte ana düşünceyi de yansıtır. Bu durumda genel bir yargı niteliği taşır. - Paragraf özelden genele dayalı bir düşünce zincirine göre kurulmuşsa, giriş cümlesi sadece konuyu verir. - Dil ve düşünce yönünden, kendinden sonra gelen cümlelerle bağlantılıdır. - "Böylece, üstelik, bununla beraber, nitekim..." gibi bağlantı öğeleriyle başlayamaz.

31 Paragrafta giriş bölümü genellikle tek, bazen de iki cümleden oluşur. Giriş bölümünün ilk cümlesi önemlidir. Bu aynı zamanda bir yazının veya paragrafın ilk cümlesi olacağından bu cümlede bir önceki cümleyi gerektirecek ifadeler bulunmaz. ÖSYM sorularının bir kısmı, bir yazının ilk cümlesi olmaya uygun olan cümleyi bulmamızı isteyen sorulardır.

32 Aşağıdaki örnekleri dikkatlice inceleyelim: Bir yazının ilk cümlesi olmaya uygun olan cümleler: Eleştirmenlerin görüşlerine güvenmeyen sanatçının başarılı olacağına inanmıyorum. Türk şiirinde kullanılmış birçok ölçü vardır. Her eser, yazarından okuyucuya bir mektuptur. Okumayan insanlar ile hiçbir işin başarılamayacağını birçok insan kabul ediyor. Dikkat edilirse bu sütundaki cümleler, kendilerinden önce başka cümlelere gerek duymadan bir paragraf başlatabilirler. Çünkü bu cümlelerde, sonraki cümlelerde ispatlanması gereken birer yargı vardır. Bağlayıcı öğe yoktur. Demek ki bu cümleler bir yazının ilk cümlesi olabilir.

33 Bir yazının ilk cümlesi olmaya uygun olmayan cümleler: Eleştirmenin bu görüşüne güvenmeyen sanatçı başarılı olamaz. Türk şiirinde kullanılmış bunun gibi daha birçok ölçü vardır. Özetle, her eser yazarından okuyucuya bir mektuptur. Bundan dolayı, okumayan insanlar ile hiçbir iş başarılamayacağını savunuyorum. Dikkat edilirse bu cümleler daha önceki cümleye bağlanıyor. Demek ki bu cümlelerden önce başka cümleler var. Öyleyse bunlar bir yazının ilk cümlesi olmaya uygun değildir. Öyleyse şunu bilmemiz gerekiyor ki bir yazının ilk cümlesi olacak cümlede "bundan dolayı, çünkü, ama, ancak, şöyle ki, fakat, yalnız, özetle" gibi önceki bir cümlenin habercisi, bağlayıcı sözcükler bulunmamalıdır.

34 Örnek Soru: Aşağıdaki cümlelerden bir paragraf oluşturulmak istense, bunlardan hangisi o paragrafın giriş cümlesi olur? A) Nice eserler, biçimce zayıf ve çirkin olduklarından başarı kazanamamıştır. B) Sanat eseri, içerikle biçimden örülmüş bir bileşim, bölünmez bir bütündür. C) Öyleyse, tek başına ne içerik ne de biçim bir eseri değerli kılmaya yetmez. D) Bundan ötürü, bir eserin değerlendirmesini yalnızca biçim ya da yalnızca içeriğe göre yapmak yanlıştır. E) Özce anlamsız, içeriği hiçe sayan eserler de kısa sürede unutulmuştur.

35 CEVAP B

36 Örnek: Aşağıdaki parçada giriş bölümüne dikkat edelim. Yakup Bey, çocuklarına modern eğitim sistemlerine örnek olacak değerde bir eğitim metodu uygular. Çocuklarına kızmayı adet edinmemiş bu olgun baba, yaramazlık yapan çocuklarını azarlamak ya da dövmek yerine, ellerine birer kâğıt kalem tutuşturur, önlerine de bir vazo çiçek veya başka bir örnek koyar, elindeki bozuk paraları şangırdatırmış. Çocukları, şangırdayan paraların ödül olarak verileceğini hayal ederken bir taraftan da pür dikkat resim yaparlarmış.

37 Örnek: Aşağıdaki parçada yazarın birinci bölümde bir fikir öne sürdüğüne ve ikinci bölümde bu fikrini desteklemek için örnek verdiğine son bölümde bir sonuca ulaştığına dikkat ediniz. Bunlar giriş, gelişme ve sonuç bölümleridir. Sanatta güzelliğin onun anlaşılırlığı ve yararlılığı gibi durumlarla ilgisiz olduğu iyi bilinmeli. Antep'in ünlü sinemacısı Nakıp Ali, o sıralar çok tutulan "Beyaz Yele" ve "Kırmızı Balon" filmlerini kente getirtmiş, oynatacakmış da pek umudu yokmuş. Umulmadık bir seyirci kitlesiyle karşılaşmış. Filmden ne anladıkları konusunda sorulan sorulara seyirciler düz bir yanıt vermişler: "Bilmem... Çok güzeldi." Güzelliğin başlı başına bir işlevi var anlaşılan. Yararlı ya da anlaşılır olması önemli değil, var olması yetiyor. Bu da ister aydınların ister halkın neyi anlayıp anlamadığı, neyi sevip sevmeyeceği, ona nelerin sunulması gerektiği konusunda ahkâm kesmekten alıkoymalı bizleri.

38 Giriş bölümü konuya giriştir. Sonrasında mutlaka örnek gelecek diye bir şart yoktur. Aşağıdaki paragrafta giriş bölümünde konuya giriş yapılmıştır. Sonraki cümlelerde ise birinci cümlede sözü edilen insanlara çengel atmak sözünün anlamı açıklanmıştır. Konuya nasıl girildiğine, açıklamanın nasıl yapıldığına dikkat edelim. Örnek: Ben yazılarımda sadece, insanlara çengel atmaya çalışırım. Onların düşüncelerine, sözlerine, düşlerine, mutluluklarına, acılarına, sevinçlerine ve bu yiğitlerin yoğurt yiyişlerine eğilirim. Bir başka deyişle yaşayanları kitaplara geçirerek ölümsüzleştiririm, onları tekrar yaşatırım. Kaleme gelmezlerden, gönül belasına düşenlerden tutun da çanak yalayıcılara, hıkmıkçılara, iyilik pehlivanlarına, diktatörlere uzaktan merhabacılara değin herkes benim tenceremde pişer.

39 Gelişme Cümlelerinin Özellikleri - Gelişme bölümündeki cümleler, giriş cümlesinde belirtilen konuyu açıklığa kavuşturur; ana düşüncenin belirginleşmesine yardımcı olur. - Her biri dil ve düşünce yönünden diğer cümlelere bağlıdır. - Tümevarım (özelden genele) yöntemiyle oluşturulan paragraflarda gelişme cümlelerinden biri ana düşünceyi verebilir. - Karşılaştırma, örnekleme, tanık gösterme, benzetme... gibi yöntemlere en çok gelişme cümlelerinde rastlanır.

40 Giriş bölümünde öne sürülen düşünce bu bölümde desteklenir, ispatlanır. Yazar, ortaya attığı düşüncesini geliştirmek veya ispatlamak için düşünceyi geliştirme yolları kullanır. Bu bölümde açıklama, destekleme, ispatlama esas olduğu için bağlayıcı öğe dediğimiz bundan dolayı, çünkü, ama, ancak, bu görüşe göre, öyle ise gibi, bulunduğu cümleyi bir önceki cümleye bağlayan sözler göze çarpar.

41 Örnek: Aşağıdaki örnek parçada bağlayıcı öğelere dikkat edelim. Böylece gelişme bölümünün hangi cümleyle başladığını bulalım. Sözcükler zamanla, çeşitli sebeplerle, çok değişik kavramları karşılar hale gelebiliyorlar. Sözgelimi, önceleri sırf koyun, sığır, deve gibi hayvanların topuna birden mal denirken, bu sözcük bugün daha çok, her türlü taşınabilen servet anlamında kullanılmaktadır. Çünkü bir zamanlar çobanlıkla geçinen dedelerimiz servet olarak yalnız bu büyükbaş hayvanları tanıyorlardı; başka kültür çevreleriyle temasa geçince, servet olarak başka nesneleri de öğrendiler. Böylece mal sözcüğü kültür değişimi sonunda öteki nesneleri de içine aldı.

42 Parça okunduğunda görülüyor ki ilk cümle giriş bölümünü oluşturuyor. Ana fikir bu cümleden anlaşılıyor. Daha sonraki bölümde ana fikir ispatlanıyor. Sözgelimi ifadesiyle örnek veriliyor. Çünkü ifadesiyle açıklama yapılıyor. Böylece ifadesiyle anlatılan örnek derlenip toparlanıyor.

43 Bugün biz insanlarımıza, kendi dillerinde, kendileri için gerekli temel bilgileri verecek olan kitapları dahi okutabilme konusunda tam bir başarısızlık içindeyiz. Basılan gazete, dergi ve kitap sayılarına baktığımızda bunun çarpıcı bir olumsuzluk olarak karşımızda durduğunu görmekte gecikmeyiz. Buna kütüphanelerden yararlanma oranlarını da ekleyebiliriz. Hatta kitapların baskı adetlerine de bir göz atabiliriz. İtiraf etmeliyiz ki insanlarımızın kitaplardan yararlanma oranı çok düşük. Yukarıdaki parçada ilk işarete kadar olan kısım giriş cümlesidir. Burada insanımızın kitaplardan yararlanmadığı görüşü belirtilmiştir. Sonraki bölümde yani gelişme bölümünde bu düşünceyi inandırıcı hale getirmek amacıyla deliller sıralanmış ve sonuç bölümü olan son cümlede de düşünce yinelenmiş, derli toplu bir şekilde belirtilmiştir.

44 Sonuç Cümlesinin Özellikleri - Dil ve düşünce yönünden kendinden önceki cümleye bağlıdır. - Özele ilişkin bir yargıyla başlayan paragraflarda ana düşünceyi verebilir. - Genelde kendisinden önceki düşünceleri bir sonuca bağlayan, özetleyen bir cümle niteliği taşır. Bu yüzden, özet anlamlı bağlaçlarla başlayan cümleler sonuç cümlesi olmaya daha elverişlidir.

45 Yazar giriş bölümünde bir fikir öne sürmüştü. Gelişme bölümünde bu fikri, düşünceyi geliştirme yollarıyla desteklemiş ve inanılır hale getirmişti. Son bölüm olan sonuç bölümünde ise yazar, fikrini derleyip toparlar ve bir sonuca bağlar. Bu bölüm genellikle tek cümledir.

46 Sanatçılar eserlerine yapılan eleştirileri nedense kabul etmek istemiyorlar. Çok açık gaflarını bile bir türlü görmek istemiyorlar. "Evet, ama fakat, hayır, şey yani, tabii ki dediğiniz yanlış" laflarıyla işi idareye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki iyi sanatçı olmak, eleştiriye açık insanların harcıdır. Eleştirilmeden başarılı olmak olanaksızdır. Bu parçada giriş bölümünde sanatçıların eleştiriye tahammülleri olmadığı belirtilmiş, sonuç bölümünde de eleştirilmeden başarılı eser vermenin olanaksız olduğu anlatılmıştır. Ortadaki gelişme bölümünde sanatçıların konuyu destekleyen sözlerinden alıntılar yapılmış.

47 Önceleri taşradan da büyük sanatçılar çıkacağını zannederdim, ilk romanımı yayımlayınca pek ses getirdi diyemem. Bir şeyi çok iyi anladım o zaman. Gerçek bir yazar olmak gerçek bir üne kavuşmak bir taşra kentinde kesinlikle mümkün değildi. Ben de kalktım İstanbul'a gittim, yani büyük kente. Evet, İstanbul büyük kenttir ve büyük kentlere özgü kurallar uygulanır orada. Hiçbir zaman, hiçbir taşra kentinde ben yazarım deyip yazar olamazsınız, kimse olamaz. Yazar bu parçada taşra kentlerinde büyük bir yazar olunamayacağını anlatmış. Konuya girebilmek için kendi yaşamından örnek vermiş ve anlatmak istediği sonuca bu örneğin desteğiyle ulaşmıştır.

48 Her Paragraf İdeal Olarak Bölümlenmez Giriş, gelişme ve sonuç bölümü olan paragraflar ideal paragraflardır. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki bütün paragraflar ideal değildir. Yani her paragrafın giriş, gelişme, sonuç bölümlerinin olması gerekmez. Bazıları giriş ve gelişme, bazıları gelişme ve sonuç, bazıları da sadece gelişme bölümünden oluşmaktadır.

49 Örnek: Aşağıda sadece gelişme bölümünden oluşmuş bir paragraf verilmiştir. Gelişme bölümünde neyin ispatlanmaya çalışıldığını bulunuz. Yani giriş cümlesi veya sonuç cümlesi olabilecek cümleyi ana fikir cümlesini çıkarınız. Türkiye'de yaşayan insanların kitap okumak için boş zamanları yoktur. Çünkü burada kitap boş zamanda okunur bir nesnedir. Otobüste giderken her gün seyrettiğimiz yerleri seyretmekten daha önemli ne olabilir ki? Belki yol kenarındaki çimler biraz daha büyümüştür. Gazetelerin promosyon olarak verdiklerinin haricinde kitaba ayıracak para da yoktur. Bunlar da vitrindeki kullanılmayan fincanlarla ebedi komşu olmuşlardır. Evet, bu parça sadece gelişme bölümünden oluşuyor. Görülüyor ki bu paragraf Türkiye'de insanların kitap okumaya gereken önemi vermedikleri ana fikrini desteklemek amacıyla yazılmış. Ana fikir cümle halinde belirtilmemiş. O halde bize düşen parçayı özümleyip ana fikri çıkarmaktır.

50 Örnek: Aşağıdaki parçada giriş bölümünde yazarın bir fikir ortaya attığına, gelişme bölümünde bu fikri desteklemek amacıyla televizyondaki tartışma programlarından örnek verdiğine ve sonuçta ana fikri, derli toplu bir cümle şeklinde ortaya koyduğuna dikkat edelim. Konuşma ve dinlemeyi, anlaşma madalyonunun iki yüzü gibi birbirini tamamlayan yönler olarak düşünmek gerekir. Televizyondaki tartışma programlarını izleyenler, dinleme bakımından ne kadar yetişmemiş olduğumuzu anlamakta güçlük çekmezler. Genelde güzel konuşan çoktur; fakat kendini vererek dikkatle dinleyenlerin sayısı pek fazla değildir. Oysa konuşma öyle bir diyalogdur ki buna katılan bir insan, sırası geldikçe aktif veya pasif rol oynar. Bu sanatta sivrilebilmek için saygı ile hitap etmesini bildiğimiz gibi dinlemesini de bilmemiz gerekir.

51 Paragrafta Başlık Başlık aslında ana fikirle doğrudan ilgilidir. Konu ve ana fikir bulunduktan sonra başlığı bulmak oldukça basittir. Başlık genellikle tek, bazen iki kelimeden oluşur. Hatta konuyu oluşturan kelime çoğunlukla başlık yerine de geçer. Başlığa bakınca parça, parçaya bakınca başlık akla gelir. İki kavram birbiriyle o denli ilişkilidir. Adlandırma, bir varlığı tanıtma yoludur. Nasıl, her varlığı tanıtan bir sözcük varsa, her yazıyı, yapıtı da tanıtan bir söz vardır. Osmanlı adlandırma olgusunu şöyle belirliyor: "İsimle cisim birbirine müsemma olmalıdır." Yani bir varlıkla adı, uyum içinde olmalıdır.

52 Bir paragrafta, parçaya (metne) ya da yapıta ad vermek ciddi bir iştir. Başlık, yapıtın ana düşüncesini sezdirmeli bize. Yani önce paragrafın, parçanın ya da yapıtın ana düşüncesi saptanacak, bunun temel kavramları başlık olarak kullanılacak. Ana düşünceyi bulmak, konuyu da kapsayacağından başlık konuya da uygun olmalı demeye gerek yoktur. Şimdi sorun, herhangi bir konuda yazmaya niyetlenen kişi, önce başlığı koyup mu yazmalı; yoksa önce yazıp sonra başlığı mı koymalı? Yanıt; ikisi de olabilir. Eğer usta bir yazarsanız fark etmez sizin için. Eğer yazmaya yeni başlıyorsanız önce adını koyun. Önce adını koyun ki ana düşünceden uzaklaşmayasınız. Çünkü başlık hem konuyu, hem de ana düşünceyi gösterir bize. Yazımızda büyük sapmalar meydana gelmez.

53 Örnek Soru: Eğitim ve dil, birbiriyle yakından ilgili iki alan. Kuşkusuz dili kullanmanın tek amacı eğitim değildir; ama eğitimi dilsiz gerçekleştiremezsiniz. Bu yüzden eğitici yayınların dili, açık seçik, doğru ve seslendiği kitlenin düzeyine uygun olmalıdır. Bu koşullara sahip olmayan bir kitap, içindeki bilgiler ne kadar yararlı olursa olsun, işlevini yerine getiremez. Aktarılamayan, anlaşılmayan bilgi de bir bakıma yok sayılır. Bu parçaya konulabilecek en uygun başlık aşağıdakilerden hangisidir? A)Eğitim ve Toplum B)Kitaplar ve Toplum C) Eğitici Yayınlarda İçerik D) Eğitimin Amacı E) Eğitici Yayınların Dili

54 CEVAP E

55 Paragrafta Ana Fikir (Paragrafta Ana Düşünce) Yazarın parçada anlatmak istediği düşünceye ana fikir denir. Yazıda birçok fikir bulunabilir. Ama asıl anlatılmak istenen fikir tektir. Ana fikir, kısaca, parçanın bir cümlelik özetidir. Ana fikir bazen parçanın içinde bir cümle halinde verilmiş olabilir. Bu durumda o cümleye ana fikir cümlesi diyebiliriz. Ana fikir parçada cümle halinde verilmemişse parçanın bütününden ana fikri kendimiz çıkarmamız gerekir. Bazı parçalarda birden çok ana fikir var gibi görünebilir. İyi hazırlanmış bir parçada kesinlikle tek ana fikir vardır. İkinci ana fikir dediğiniz ikinci görüş, esas ana fikri desteklemek için vardır.

56 Ana düşünce Nasıl Belirlenir? Ana düşünceyi belirlemek, bir sözcüğün cümlede kazandığı anlamı, yaptığı görevi, cümlelerin ilettikleri yargıyı kavramaya bağlıdır. Ana düşünceyi belirlemede yanılgıya düşmemek için parçayı bütünüyle kavramayı amaçlayarak okumak gerekir. Parça okunduktan sonra, "Bu parçada yazarın asıl anlatılmak istediği nedir?" sorusuna doğru bir cevap alınırsa, ana düşünce belirlenmiş olur.

57 Ana Düşünce Cümlesinin Yeri Ana düşünce cümlesi, yazarın amacını belirleyen cümledir. Paragrafta anlatılan her şeye bu cümle yön verir. Ana düşünce cümlesi yazarın tutumuna bağlı olarak paragrafın başında, ortasında ya da sonunda bulunabilir. Kimi paragraflarda ise ana düşünce somut olarak paragrafın herhangi bir yerinde görülmez; paragrafın tümüne sindirilmiş olur.

58 * Paragraf tümdengelim yöntemiyle oluşturulmuşsa ana düşünce cümlesi başta yer alır; ilk cümle hem konuyu hem ana düşünceyi yansıtır. Örnek: Tiyatro, sınırları o kadar geniş bir bilgi ve çalışma alanı ki insanın bir ömrü değil, yüz ömrü bile olsa, onu bütünüyle öğrenmeye yetmez. Öyle ki insan, bütün bir yaşamını tiyatroya ayırmış olsa da ömrünün sonunda tıpkı başlangıçtaki gibi boş ve bilgisiz görür kendini. Çünkü yaşam, nasıl yeni günler getiriyorsa, yeni günler de tiyatroya yeni yeni üsluplar, yeni yeni düşünceler, yeni yeni deneyimler getiriyor. Bu parçanın ana düşüncesi ilk cümlede belirtilmiştir. Yazara göre, "Tiyatro öyle geniş bir çalışma alanıdır ki onu bütün yönleriyle öğrenmeye bir insanın ömrü yetmez."

59 * Paragraf tümevarım yöntemiyle kurulmuşsa ana düşünce cümlesi sonda olur. Bu durumda sonuç cümlesi, parçada anlatılanların tümünü özetler. Örnek: Dil, bir toplumu başka bir toplumdan ayıran en önemli öğedir. Şair ise dildeki sözcüklere yeni anlamlar, çağdaş yorumlar katan kişidir. Bir toplum, yeni şairlerini anladığı ölçüde daha çağdaş bir toplum olma çizgisine ulaşır. Kısacası şair, toplumun dilini, dolaylı olarak da duyarlığını zenginleştirir ve canlı tutar. Verilen parçanın son cümlesi "Kısacası......" biçiminde başlıyor. Buradan anlıyoruz ki yazar, parçada anlattığı her şeyi burada kısaca belirtecek. Parçanın son cümlesi, ana düşüncedir.

60 Ana düşünce kimi zaman da paragrafın orta bölümünde yer alabilir. Örnek: (I) Sanatın insanoğluyla yaşıt olduğu söylenebilir. (II) İnsanoğlu, geçirdiği evrimlere uygun olarak sanatı da değiştirmiş, geliştirmiştir. (III) İlk sanat örneklerini incelediğimizde sanatın ilkel bir nitelik taşıdığını görürüz. (IV) İnsanın, yerleşik yaşama geçmesiyle birlikte kültür düzeyi de yükselmiştir. (V) Bu da ister istemez sanata yeni nitelikler, yeni boyutlar kazandırmıştır. Bu parçayı dikkatlice okursak (II) numaralı cümlenin ana düşünceyi yansıttığını görebiliriz.

61 Ana düşünce Cümlesinin İşlevi ve Nitelikleri Ana düşünce cümlesi, anlatacaklarımızı bulma işini kolaylaştırır. Yazıya birlik, bütünlük kazandırır. Çünkü yazının örgüsü, ana düşünce cümlesi üzerine kurulur. İyi bir ana düşünce cümlesinde şu nitelikler bulunur:

62 Ana düşünce cümlesi konu değil, düşünce belirtmelidir. Örnek: "Yaban romanı" ==>Konu ama ana düşünce cümlesi değil. "Yaban, köy ve köylü sorununa parmak basan gerçekçi bir romanımızdır." ==> Ana düşünce cümlesi.

63 * Ana düşünce cümlesi, açık ve özlü olmalıdır. Örnek: "Yaban romanı Anadolu halkının yaşayışı üzerine yazarın türlü görüşlerini kapsar ki her biri okuyanı ve halkı acı acı düşündürür." ==> Ne açık ne de özlü. "Yaban'da Türk köylüsüyle Türk aydını arasındaki derin uçurum ortaya konmuştur." ==> Ana düşünce cümlesi.

64 * Ana düşünce cümlesi açık ve anlaşılır olmalı, değişik yorumlara yol açmamalıdır. Örnek: "Bu yaz, Anadolu'da yaptığım bir geziden türlü izlenimler edindim ki, her biri bölgesel bir değer ve renk taşımaktadır." ==> Açık ve anlaşılır değil. "Anadolu'daki gezimden Doğu Anadolu köylerindeki ev tipleriyle Batı Anadolu'dakiler arasında büyük farklılıklar olduğunu öğrendim." ==> Ana düşünce cümlesi. * Ana düşünce cümlesi açıklama yapmamıza, örnek vermemize, karşılaştırmalara, nedenleri belirtmemize, etki ve sonuçları göstermemize, kısacası geliştirilmeye uygun olmalıdır. Örnek: "İstanbul Boğazı, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlar." ==> Geliştirilmeye uygun değil. "İstanbul Boğazı'nın Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlamasının askeri yönden değeri büyüktür."==> Geliştirilmeye uygun, ana düşünce cümlesi olabilir.

65 Örnek: Tutunamayanlar, Türk romanının zamansız doğmuş çocuğudur. 1961'de ölen çok değerli Ahmet Hamdi Tanpınar'ı bile ölümünden nice zaman sonra tanımaya ve anlamaya başlayan Türkiye, Oğuz Atay'a ve hacimli romanı Tutunamayanlar' a zaman ayıramazdı. Yediden yetmişe kendilerini memleketi kurtarmakla görevli bilmiş insanların bireysel sorunlara ayıracak zamanları yoktu. Parçanın konusu Tutunamayanlar ve ana fikri de Tutunamayanlar romanının değerinin anlaşılamamış olması olmalıdır.

66 Örnek: Bizi geçmişe götüren en önemli üç uyarıcının koku, ses ve müzik olduğu üzerine inancım her yeni olayda şiddetle güçlenerek pekişiyor. Özel bir duyguyu yaşarken dinlenen bir melodi kadar hangi dürtü insanı, unutulmuş sanılan geçmişe götürebilir? Ses tonları, özel bir ses, özlenen bir kahkaha, nasıl da aniden durdurur zamanı ve kuvvetle çekip götürür insanı o başka zamanlara. Bu parçanın konusu; koku, ses ve müziktir. Ana fikri ise koku, ses ve müzik geçmişteki bir olayı veya kavramı kolayca çağrıştırırdır.

67 Örnek: Bir zamanlar her edebiyatçının elinin altında Yaşar Nabi'nin yıllıkları vardı. 80'lerin başında kısa süreli de olsa birkaç yıllık onların boşluğunu doldurmaya çalıştı. Haklarını yemiş olmamak için yalnızca şunu söylemekle yetineyim, bu dönem boyunca neredeyse bütün dergiler düzenli düzensiz yıllıklar yayımladılar. Sonra yavaşça, iş, dergilerdeki önce kapsamlı, sonra kapsamsız yıllık değerlendirmelere dönüştü ve son yıllarda da iyice sıradanlaştı ve yok oldu. Bu parçanın konusu, yıllıklardır. Ana fikri de yıllıklar, zaman geçtikçe, kapsamlı olmaktan uzaklaşmış, sıradanlaşmıştır.

68 Örnek: Bir kitabı iki kez okumak hiçbir zaman iki ayrı kitap okumaktan farklı değildir. İlk okuyuştaki siz ve yaşamınız, ikinci okuyuştaki siz ve yaşamınızdan son derece farklıdır. Anlayışınız, yorumlarınız, yaşam deneyimleriniz ilerler, siz gerçek siz olmaya yakınlaşırsınız. Olayları daha derinden kavrar, yüzeysellikten uzaklaşırsınız. Kitabı ikinci okuyuşta daha bir mutlu olursunuz daha bir yararlanırsınız ondan kısacası. Mutluluğun sebebi de kitaptan yararlanabilmenin rahatlığıdır. Konu: İkinci okumadır. Ana fikir: Bir kitabın ikinci kez okunuşunun ilkinden farklı hatta daha yararlı olduğudur.

69 Örnek: Halk oyunlarımız hakkında neyi ne kadar biliyoruz. Bugüne kadar halk oyunlarımıza ilgi nerelere taşındı diye ipuçlarını gözden geçirdim. En çok sevindiğim şeylerin başında ülkemizde bir konservatuar bünyesinde Halk Dansları bölümünün bulunuyor olması geliyor. Henüz çok yeni olan bu bölüme konservatuarda büyük ilgi olduğu haberini verebilirim. Artık, yeni kuşaklara otantik kültürü aktaracak akademik yerlerimizin olması, kişisel, büyük çabaları boşa çıkarmayacak. Konu: halk oyunlarımız. Ana fikir: halk oyunlarımıza ilginin giderek arttığı ve halk oyunlarımızın geleceğinin parlak olduğudur.

70 Örnek: İkinci Meşrutiyet devrinin parti kavgaları üzerine kurulmuş bu romanda, yaşamış kişilerin adlarıyla karşılaşınca, romanın gerçek yaşamı anlattığını düşündüm. Yazara romandaki başkişinin kendisi olup olmadığını sordum. O da romandaki kişilere kendisinden ve tanıdığı kimselerden bir şeyler kattığını söyledi, romandaki filan tipin mutlaka hayattaki falan olmadığını da eklemişti. Romanlarındaki kişiler tanıdığı birkaç kişinin hayal meyal yansımasıydı. Yaşadığı olaylara dayanmakla birlikte onları oldukça değiştirmişti. Konu: adı geçen romanın kişileridir. Ana fikir: adı geçen romandaki kişilerin gerçek hayattaki kişilerden esinlenerek oluşturulmasına rağmen gerçek kişilerin aynısı olmadıklarıdır.

71 Örnek: Goethe, "Faust'ta ne demek istiyorsunuz?" diye soran bir okuruna, "Ben de bilmiyorum" demiş. Faust'ta ne demek istediğini bilmediğinden değil, hiçbir sanat yapıtının bütünüyle açıklanamayacağını bildiğinden... Evet, evet gerçekten de hiç önemi yok, birçok kimsenin Hamlet'i öve öve bitirememesinin ya da Eliot'ın onu yerin dibine batırmasının. Hiç ama hiç önemi yok, Nihavent Saz Semaisi'ni dinler ya da Guernica'ya bakarken sizin ne duyup anladığınızla, Mesut Cemil ya da Picasso'nun ne anlatmak istediğinin. Çünkü "sanatçının söylemek istediği" ile "bizim anladığımız" başka başka şeyler çoğu zaman. Konu: sanat yapıtının anlattıkları. Ana fikir: sanat yapıtının bütünüyle açıklanamayacağıdır. İyi olan bir paragrafta yalnızca bir ana fikir vardır. Diğerleri yardımcı fikirdir.

72 ANA FİKRİ BULMANIN PÜF NOKTALARI

73 Düşünce Akışı Hangi Yönde? Ana fikrin bulunmasında düşünce akışının hangi yönde olduğunu bulmak da çok önemli bir kuraldır. Anlatım tekniklerinin başında değindiğimiz tümdengelim ve tümevarım yöntemlerine yeniden dönüyoruz. Düşünce akışının genelden özele gittiği paragraflarda yani tümdengelim tekniğiyle yazılmış yazılarda ana fikir baştadır. Yazar ilk cümlede fikrini söyler, sonrakilerde bu fikri destekler, ispatlar.

74 Örnek: Aşağıdaki örnek paragrafta düşünce genelden özele gitmektedir. İlk cümledeki ana fikri bulmaya çalışalım. Elimdeki kitabın yani Çığlık'ın uzun zamandır okuduğum en iyi şiir kitaplarından biri olduğunu itiraf etmeliyim. Şair, kendisine zor bir yol seçmiş; kendisinden önce yazılan şiirin mirasçısı olarak görmüş kendisini. Gelenek denen şiir ailesinin bir ferdi olmaya çalışmış. O, Yunus'la Baki'yle Galip'le Haşim'le yarışta. Parçanın ana fikri yazarın sözünü ettiği kitabın iyi bir şiir kitabı olduğudur. Yazar bu görüşü parçanın ilk cümlesinde yani giriş bölümünde belirtmiş. Sonraki cümlelerde bunu açıklamış. Demek ki bu parçada tümdengelim uygulanmış. Düşünce akışının özelden genele gittiği parçalarda ise ana fikir parçanın sonundadır. Yazar düşüncesini anlattığı paragrafın sonunda fikrini derleyip toparlar ve bir ana fikir cümlesi halinde belirtir.

75 Örnek: Yazarlar, ara sıra da olsa, hiç okumadıkları bir metinden yararlandıkları suçlamasıyla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bazen de okudukları bildikleri bir metinden yararlandıklarında bu suçlamadan kurtaramıyorlar kendilerini. Buna örnek mi? Orhan Pamuk'un Beyaz Kale'si. Bunu 16. yüzyılda Osmanlı'ya esir düşen bir İspanyol'un anılarından yararlanarak yazdığı iddia ediliyor. Bana göre, Pamuk o kitabı okumuş, ondan yararlanmış olabilir ve bunda elbet bir sakınca yoktur. Her yazarın diğerlerinden etkilenme hakkı vardır. Bu parçada yazarın ana fikri, yazarların eserlerini oluştururken başka eserlerden etkilenmelerinin oldukça doğal karşılanması gereken bir durum olduğudur. Bu düşünce parçanın son iki cümlesinde verilmiştir, yani parçanın sonuç bölümünde. Demek bu parçada düşünce özelden genele doğru gitmiş. Yani tümevarım uygulanmış.

76 Örnek: Aşağıdaki örnek parçada düşünce akışının özelden genele gittiği türden bir paragraftır. Yazarın ana fikrini parçanın sonunda nasıl derleyip topladığına dikkat ediniz. Amacım, kesinlikle, Azra Erhat'ı kırmak değil. Varlık'taki yazılarını severek, ilgiyle izliyorum. Yaptığı işin çok önemli bir iş olduğunu ve hepimizin adına, belki de bizim yapmaktan kaçındığımız bir işi onun yaptığını biliyorum. Şiirini ve şiir için yaptıklarını önemsiyor ve takdir ediyorum. Ama genç bir şairin ilk kitabı için söylediklerinin kırıcı olabileceğini hatırlatmak istiyorum kendisine. Parçanın ana fikri Azra Erhat'ın eleştirisinin kırıcı olabileceğidir. Bu düşünceye ulaşmak için ilk cümleden başlanarak zemin hazırlanmış ve son cümlede fikir bir cümle halinde söylenmiştir. Bazıları parçada ilk cümleden itibaren söylenenlere de ana fikir diyebilir. Ama doğrusu bu değildir. Çünkü yazar parçayı Erhat'ın yazılarını övmek için değil onun yazılarının aksak yönünü belirtmek için yazmıştır.

77 Parçayı Özetleyelim Ana fikrin bir cümle halinde verilmediği paragraflar da vardır. Bunlar sadece gelişme bölümünden oluşan paragraflardır. Bu paragrafların içinde parçanın özeti şeklinde bir cümle bulunmadığı için bize düşen görev parçayı bir cümle halinde özetlemektir. Aşağıdaki parçada ana fikre bütün paragraf özetlenerek ulaşılabilir. Çünkü ana fikir cümlesi parçada belirgin değildir. Dikkatli okuyarak ana fikre ulaşmaya çalışalım. Halk deyince aklıma gelen ilk şey: Halk sözcüğünü hayatında ancak bir iki defa kullanan ve kendisi için yazılan binlerce yazıyı bir türlü vakit bulup okuyamayan kitledir. Bu kişiler ömürlerinde tiyatroya ayak basmamıştır; Shakspeare'i kavrayamadıklarından yakınılır. Kibrit kutuları ve iskambil kâğıtları üzerindeki resimlerden başka resim görmemişlerdir; Rafael'i Picasso'dan ayıramıyor diye üzülenlerimiz vardır. Ana fikir: Sanat eğitimi almamış halktan sanat zevki beklemenin hatadır.

78 Ana Fikrin Habercisi Sözler Parçadaki bazı ifadelere dikkat etmek, ana fikri bulmada yardımcı olacaktır. Yazar, kanımca, bana göre, bence, yani, böylece gibi özetleyici sözlerle düşüncesini bir merkeze odaklar. Biz bu ifadelerden sonra yazarın ana fikri açıklayacağım anlarız. Aşağıdaki parçayı yukarıdaki özetleyici sözlere dikkat ederek okuyalım. Nevzat Erkmen'in çevirisinde pek çok bölüm yerine oturuyor. Bunlara örnek olarak cenaze bölümünü, giriş bölümünü, yürüyüş bölümünü sayabilirim. Bu bölümlerde yetkin bir çevirmenle karşılaşıyoruz. Buna karşılık çevirmenin fiil yapılarını değiştirmesi rahatsız ediyor bizi. Bence yazarın bir süre daha çalışıp çevirisini gözden geçirmesi gerekiyor. Ana Fikir: Yazar parçada bence ifadesinden sonra ana fikri açıklıyor: Erkmen çevirisinde eksik olan yönleri gözden geçirmeli ve eseri üzerinde biraz daha çalışmalıdır. Okuduğumuz parçalarda yukarıdaki açıklamada gördüğümüz özetleyici sözlere dikkat edersek ana fikre daha çabuk ve yanlışsız ulaşırız.

79 Bakış Açısı Parçanın ana fikrinin bulunmasında bakış açısının belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bakış açısı, yazarın konuya karşı takındığı tavırdır, bu tavır nötr, eleştirel, destekçi, alaycı, kötülemeci olabilir. Okuyucu yazarın takındığı tavrı belirleyebilirse ana fikre daha çabuk ve güvenli ulaşabilir. Bakış açısı üniversite sorularında doğrudan sorulmamaktadır. Fakat bakış açısının bazı sorularda ana fikre ulaşmada göz ardı edilemeyecek bir rolü vardır. Onun için okuduğumuz parçalarda yazarın konuya karşı takındığı tavrı belirleyebilirsek parçayı anlamamız daha kolaylaşır.

80 Aşağıdaki parçanın yazarı, söz konusu insanlara karşı kötülemeci bir tavır takınmıştır. Parçayı bu tavra dikkat ederek okuyalım. Örnek: Aşağıdaki parçanın yazarı, söz konusu insanlara karşı kötülemeci bir tavır takınmıştır. Parçayı bu tavra dikkat ederek okuyalım. Mızmızcı dırdırcı insanları pek sevmem. Bu insanlar yaşamanın sevinçlerine yan çizerler. Dertlere can atar, dertlerle kaynaşırlar. Sinekler gibi, cilâlı, pırıl pırıl yerlerde tutunamaz; pürtüklü pürüzlü yerlere abanır, orada rahat ederler; ya da sülükler gibi kara kan içer, kanla beslenirler. Gülümseme ve iç huzuruna düşmandır bunlar. Yukarıdaki parçada yazarın kötülemeci tavrını gördük.

81 Örnek: Aşağıdaki parçanın yazan ise söz konusu kişiye ve onun eserine karşı destekçi bir tavır takınmakta yani söz konusu kişinin yaptıklarını onaylamaktadır. Mehmet Şahinberk bu yılki şiir antolojisinde yansıtmacı davranıyor. İyi de yapıyor. Giriş yazısını okuyunca bu kanım iyice pekişti. Eleştirmen kimliğini mümkün olduğunca geri çekmiş. Hemen hiç değerlendirme yapmıyor. Şairler için olumsuz görüş belirtmemeye özellikle dikkat ediyor. Açıklama içeren yazılarını özellikle kısa tutuyor. Eleştirilecek bir şey yokmuş gibi davranıyor. Sanıyorum bunun nedeni hakaretlere vardırılan eleştirilerden usanmış olması. Şahinberk gibi yazarlarımız çoğaldıkça yazınımızdaki düzeysizlikler, yerlerini güzelliklere bırakacaktır. Okuduğunuz parçada yazarın özellikle...iyi de yapıyor... sözünde destekçi tavrını belirgin şekilde gördük.

82 Örnek: Aşağıdaki parçanın yazarı sözünü ettiği ürünlere eleştirel bir tavırla yaklaşıyor. Onlar üzerinde iyi, kötü gibi yargılara varıyor. Onları değerlendiriyor. Şimdiye kadar yer aldığım seçici kurullara gönderilen ürünler genellikle gazete okurlarınca yazılmış izlenimi veriyordu. Bu kurula gönderilenlerse öykü okumuş, edebiyatsever bir kitlenin ürünleriydi. Ama öykü okumuş olmakla öykü yazmak aynı değil. Ne yazık ki iyi öyküler okuyup onları değerlendirmek, iyi öykü yazmaya yetmiyor. Bir şair arkadaşın deyişiyle genç sanatçılar kendilerini önemsemekten, yazdıklarını önemsemeye zaman ayıramıyorlar. Atalar ne güzel demiş: Bakmakla öğrenilseydi köpekler kasap olurdu. Okuduğunuz parçada yazarın eleştirel bakışını gördünüz.

83 Örnek: Aşağıdaki parçanın yazarı konu üzerine kişisel görüş bildirmiyor. Bu tavrı nötr, objektif, nesnel bir tavır olarak adlandırabiliriz. Ali Hikmet genç bir şair. Küf ise bir ilk kitap. Bir şiir kitabı elime geçtiğinde ilk yaptığım şeyi, Küf için de yaptım. Öncelikle ön kapağa, ardından imza atılan ilk sayfaya, arka kapağa, daha sonra kitabı oluşturan bölümlerin adlarına, şiir başlıklarına, alıntılara bakıp en sonra da sırasıyla şiirleri okumaya başladım. Yazar sözünü ettiği kitap için iyi veya kötü hiçbir değerlendirmede bulunmadı. Yani nötr davrandı. Bakış açısını ana fikir sorularında kullanırsak daha kolay ve daha güvenli olarak ana fikre ulaşırız. Şimdi de ana fikri bulmada bakış açısından nasıl yararlanacağımıza bakalım.

84 Ana fikir sorularında ilk önce konu bulunur. Daha sonra yazarın konuya bakış açısı, daha sonra da ana fikir bulunur. Bu yöntem ana fikri bulmanın en güvenli yoludur.

85 Örnek: Aşağıdaki parçada ilk önce konuyu sonra konuya bakış açısını daha sonra da ana fikri bulunuz. Dünya yazınında bir başyapıt sayılan Ulysses'ın Türkçeye çevrilmesi önemli bir olay. Bu çeviri önemine uygun bir biçimde coşkuyla karşılandı yazın ve aydın çevrelerinde. Gösterilen ilgi üzerine çeviri kısa sürede tükendi ve ikinci baskısı hazırlandı. James Joyce'un bu ünlü yapıtı, yıllar boyunca harcanan çabalarla yayın dünyamızın seçkin ilkleri arasında yer aldı. Ulysses'ın çevirisi epeyce konuşuldu ve dillerden düşmedi uzun süre.

86 Konu: Ulysses'ın çevirisi. Bakış açısı: Yazar, Ulysses'ın çevirisine olumlu, ılımlı, destekçi bakıyor. Ana fikir: Bir başyapıt olan Ulysses'ın çevirisi haklı ve büyük bir ilgi görmüştür.

87 Örnek: Aşağıdaki parçada konuyu, yazarın konuya bakış açısını ve parçanın ana fikrini bulmaya çalışın. Yazarlığın mizah yanına çok önem verilmeli kanımca. Çünkü bir yazarın yazdıklarını okuyabilmemizi sağlayan en önemli yönü yazdıklarının arasına sıkıştırdığı mizah öğeleridir. Kompozisyonu, kurgusu bir yazının olağan gereklerindendir. Yazarların pek azında görülen alaycılık ise yazarın ince ve keskin bir yargılama gücünden kaynaklanır. Eleştiren değil irdeleyen bir mizah... Yazarın öykülerinde romanlarında olayların akışıyla kaynaşmış olan bu irdeleme yöntemi, okuyucunun damağında belli belirsiz bir tat bırakır. Okuyucuyu eserin okuma güçlüğüne karşı işte bu tat bileyler. Bileylenen okuyucu yeni bir istekle esere yönelir.

88 Konu: Yazarlığın Mizah Yönü. Bakış Açısı: Yazar, yazarlığın mizah yönünü destekçi bir yöntemle ele alıyor. Yani parçada olumlu, ılımlı, destekçi bir bakış açısı var. Ana fikir: Yazarlar yazılarında mizah unsurlarını eksik etmemelidirler.

89 Örnek: Sanatçı gerçekleri anlatmalı. Çünkü toplum ondan bunu bekler. Bu görevi üstlenen sanatçı da gerçekleri arayıp bulur ve topluma iletilir. Sanatçı, gerçek dışılıkları bir yana bırakmalı. Gerçekler, sanatçının materyalidir. Bunları en iyi biçimde işleyip toplumu aydınlatmalıdır.

90 Konusu: Sanatçının görevi. Bakış açısı: Gerçeklerin anlatılması. Ana düşünce: Sanatçı, gerçekleri en iyi işleyip toplumu aydınlatmalıdır.

91 Örnek: Doğa en büyük sanatçı. Baktım, deniz kıyıyı bir dantel gibi işlemiş. Binlerce yılın sabrıyla granitlerden çeşit çeşit kolye yapmış. Allamış pullamış balıklarını. Yakamozlarıyla âşıkları büyülemiş.

92 Konusu: Doğanın niteliği Bakış açısı: Sanatsal yaratıcılık Ana düşüncesi: Doğa en büyük sanatçıdır.

93 Örnek: Divan edebiyatında özgünlük sadece söz sanatlarına aittir. Buna, "marifet göstermek" de denir. Şair aynı konuları, aynı kalıplarla ve aynı edebi türlerle aynı anlayışla ele alır. Söz sanatlarına gelince hiçbiri diğerine benzemez. Şair, ustalığını burada konuşturur. Yani özgür olduğu, özgün olduğu tek alan budur. Bu nedenle geriye, beş on şairin sayısı yüzü geçmeyen özgün şiiri kalmıştır.

94 Konusu: Divan edebiyatında özgünlüğün neye bağlı olduğu. Bakış açısı: Söz sanatlarında özgün olmak. Ana düşüncesi: Divan şairi sadece söz sanatlarında özgün olduğundan bugüne yüze yakın şiir gelebilmiştir.

95 Örnek: İnsanın içini dökmeden edemediği dakikalar olur. Bir dost, bu dakikalarda erişilmez bir değer kazanır. Ama her şey bir dosta söylenemez ki! Onun için, hele bu insan bir yazarsa, içinin gizli kıvrımlarını görmesini biliyorsa, masasının başına geçip kalemi eline almadan edemez. İşte günlük dediğimiz yazarın kendi kendisi ile alçak sesle konuşmasından başka bir şey olmayan, o günü gününe tutulmuş hatıralar bu iç dökme ihtiyacından doğmuştur. Böyle bir yazar, kendisi için günlüğünü tutar. Bu bakımdan sessiz bir konuşma oları bu çeşit günlükleri bir edebiyat türü saymaya imkân yoktur.

96 Ana Düşünce: Edebi değer taşımayan günlükler yazarların içini döktüğü yazılardır.

97 Örnek: Övülmek her kişi için, hele tuttuğu işi kendine gerçekten dert edinmiş her kişi için, gerekli bir azıktır. Özenerek ortaya koyduğumuz şey beğenilsin, benzerlerimizi ilgilendirsin isteriz. Pazara götürdüğü malı alıcı bulamayan adamın içi ne oluverir, bir düşünürü Bu dünya pazarında hepimiz bir malın satıcısıyız; alıcı çıkmadı mı, şöyle kurularak: "Anlamazlar ki!" deriz ya, bakmayın, gene boynumuz bükülmüştür, gene özgüvenimize bir kurt düşmüştür. Neymiş eksiğimiz söyleseler bari... Çünkü, yerme de bir bakıma övmenin kardeşidir, bir ilgi gösterir.

98 Ana Düşünce: Her insan yaptıklarının ilgi görmesini ve övülmeyi ister.

99 Örnek: Romanın hiçbir genel kuralı, belli hiçbir tekniği yoktur. Türlü biçimlerinin amaçlarında da birlik yoktur; hem de denilebilir ki kaynağı ve doğası bunların olmasına engeldir. O, tarihin, destanın, felsefenin, şiirin, bilimin, masalın bir mirasyedisidir. İstekleri günden güne artan, sınırları günden güne genişleyen ve her yeni deha ile kendine bir kıta, bir dünya, bir bilim daha bulan romanı bütün kapsamıyla anlatan bir tanım bulmak güç değil, olanaksızdır. "Roman şudur, oysa bu değildir." yollu tanımların hiçbiri onu anlatmaya yetmez. Çünkü daima böyle belirlenen sınırların dışında kalan birçok değerli eserler, bu sözlerin yeter bir kapsamı olmadığını gösterecektir. Roman, uzunluğu kısalığı bakımından da hiçbir kurala bağlı değildir.

100 Ana Düşünce: Romanın ne olduğunu belirleyen kesin kurallar ortaya koymak mümkün değildir.

101 Örnek Soru: "Edebiyatımız karamsar mı, değil mi? Tartışılması gereken bir konu. Yalnız önce şunu belirtmeliyim: Karamsarlık konusunda sorun, en kötüyü, en dertliyi anlatmak sorunu değildir. Sorun, en kötüye, en dertliye bakış sorunudur. Yani yazarın gerçeğe bakışı, gerçeğe yaklaşma biçimidir. Çünkü acıyı dile getirmek başka şeydir, karamsar olmak başka şey." Aşağıdaki cümlelerden hangisi, bu paragrafta söylenmek istenenle aynı doğrultudadır? A) Aynı konuyu işleyen iki yazardan birinin eseri karamsar, öbürününki iyimser olabilir. B) Karamsarlık sorununu tartışırken yazının konusundan çok, yazanın durumuna bakılmalıdır. C) Gerçeği ele alıyorsa, yazarın karamsar olup olmaması önemli değildir. D) Sorunların özüne inebilen yazar, ya karamsar ya da iyimser olmak zorundadır. E) Bir yapıtın iyimser ya da karamsar olması edebiyatımız açısından önem taşımaz.

102 CEVAP: A

103 Örnek Soru: İnsan yaşlandıkça, anılarıyla yaşamaya başlar, belleğinin girdilerinde çıktılarında birtakım güzellikler arar. Ne var ki anılar, eski bir sandık odasında, karanlık dolabın içinde bulunan bir lamba gibidir. Tozlarını alın, fitilini düzeltin, şişesini silip parlatın, gazyağını yenileyin, sonra bir kibrit çakıp yakın; solgun bir ışık verir. O güzelim lambanın gizemli ışığı, hiçbir zaman elektriğin yerini tutmaz. Bu parçada anılarla ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Zihinde kalan ayrıntıların zamanla yok olması B) İçerdiği olayların, yaşandıkları günkü güzelliklerini koruyamaması C) İnsanı, yaşadığı zaman diliminden uzaklaştırması D) Zaman içinde fazla değişikliğe uğramaması E) Değerinin ve etki gücünün, kişiden kişiye değişmesi

104 CEVAP: B

105 Örnek Soru: "Gençliğimde okuduğum kitapları yeniden okuyacak yaşa geldim." demiş bir yazar. Ne kadar doğru! On ya da yirmi yıl önce okuduğumuz bir kitabı yeniden elimize aldığımızda ya da eski bir filmi tekrar izlediğimizde ne kadar değişik izlenimler ediniyor, nasıl da farklı yorumlara varabiliyoruz! Aynı durum, kuşkusuz, tiyatro için de geçerli. On yıl önce izlediğimiz bir oyunu, aynı yönetmenin on yıl sonraki yorumuyla seyrederken, bu gerçeği daha iyi algılıyoruz. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Değişik sanat yapıtları temelde benzer nitelikler taşır. B) Tiyatro yönetmenleri aynı oyunu zaman zaman farklı yorumlarla sunarlar. C) Yazarlar yaşlandıkça yaratma güçleri artmaktadır. D) İnsanların bakış açıları, değerlendirme ölçütleri yaşla birlikte değişmektedir. E) Tiyatro yapıtları, değişik biçimlerde yansıtılmaya uygundur.

106 CEVAP: D

107 Örnek Soru: Çocukları okumaktan soğutan bir neden de öğretici olmayı her şeyin başında tutmamızdır. Ders vermeyen, hem de bunu açık seçik yapmayan hiçbir yazınsal yaratı, anadili öğretiminde yer almaz; çünkü yazıların seçiminde, işlenişinde temel ölçüt ders vericiliktir. Bir yazı, bir şiir ne denli güzel, renkli bir yaşantı birikimiyle yüklü olursa olsun ders vermiyorsa hiç değeri yoktur. Oysa bu konuda Goethe şöyle der: "Yalnızca ders vermekle kalan, duygu dünyasının sınırlarını genişletmede hiçbir katkısı olmayan kitaplardan nefret ederim." Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Anadili öğretimi, çocukta okuma alışkanlığı geliştirme amacından yoksun olmamalıdır. B) Okuma-yazma becerisini sürekli kullanmayan kişi, dış dünyaya kapalı kalacaktır. C) Öğrencilere okutulacak yazılar, onların yetişme ortamları göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır. D) Çocuklara okumayı sevdirmek için, öğretici nitelikli kitaplarda da onların iç dünyalarını zenginleştirici özellikler bulunmalıdır. E) Değişik yazı türleriyle sık sık karşılaşmayan çocuklar, tembel, edilgen bir kafa yapısına sahip olurlar.

108 CEVAP: D

109 Dikkat Bir yazının ya da paragrafın ana düşüncesini bulmakta bazı ipuçları işe yarayabilir.

110 Özlü sözler önemli bir ipucudur. Konuyu biraz açalım: İnsanlar kısa, veciz, özlü sözleri severler. Bizim toplumumuzda özlü söz söyleme çok önemlidir. Bakmayın son dönemlerde çok konuşan bir toplum olmamıza; aslında az ve öz konuşmadan yanayızdır. Bu gerçeği atasözlerimizde de öne çıkarmışızdır. Peki bunların ana fikirle ne ilgisi var? Yazar bir şeyler anlatır, anlatır; daha sonra sözü bağlamak ister. Bunun için de kısa ve öz bir cümle yazmak zorunda hisseder kendini. Unutmayın; toplumların genel özellikleri barındırdığı bireylere de yansır. Yazarlar da bu toplumun içinden gelen kişiler. Bir yazar, örneğin şu sözlerle başlayan cümlelerle anlatmak istediklerini toparlar: "Asıl önemli olan... Kısacası... Gerçek olan şu ki... Bunlar doğrudur, ancak... Anlatmak istediğim......olduğunu düşünüyorum. Bence... İşin sırrı... Önemli olan..."

111 Benzeri bazı kalıp cümlelerle, yazar asıl anlatmak istediğini söyler. Yazar "Ben... olduğunu düşünüyorum." diyorsa bize düşen onun görüşlerine katılmaktır; çünkü paragrafta geçerli olan yazarın bakış açısıdır. Bu durum tüm paragraf sorularında geçerli olacak şeklinde bir kural yoktur. Böyle bir kolaylık birkaç soruda dahi olsa, on-on beş satırlık paragrafın bir anda tek cümleye inmiş olması önemli bir avantajdır.

112 Örnek Soru: Önemli bir edebiyat yapıtını çevirirken o yapıtın yazarıyla çok farklı bir ilişki kurmanın mutluluğunu da tadar çevirmen. Bir yazarla çeviri aracılığıyla ilişki kurmak, onun söyledikleri ve söyleme biçimleri üzerinde kafa yormayı gerektirir. Çünkü çeviride yapılması gereken, yalnızca okumakla, okunanı anlamakla sınırlı değil; asıl önemli olan, yazarın söylediklerine, söyleme biçimlerine, hangi dile çeviriyorsak o dilde varlık kazandırmaktır. Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Başarılı çevirmenler, yapıtları çevirirken tarihsel ve toplumsal koşulları da düşünürler. B) Bir çevirinin başarısı, yapıtın, çevrildiği dilde düşünce ve anlatım yönünden yeniden oluşturulmasına bağlıdır. C) Çevirmenle çevrilen yapıtın yazarı arasında duygusal yönden benzerlik olması, çeviriyi olumlu yönde etkiler. D) Çevirmenler, çeviriyi bitirinceye değin çok değişik duygular yaşarlar. E) Anlatım olanakları birbirine benzeyen dillerde yapılan çeviriler daha başarılı olur.

113 CEVAP B

114 Örnek : Bir sanatçı için, romanı, şiir ya da öyküsü konusunda bilgiler vermek, o yapıtı nasıl yazdığını orada neler söylemek istediğini anlatmaya girişmek, hem boş bir çaba hem de okura karşı saygısızlıktır. Ayrıca böyle bir tutum yazarın kendine güveninin olmadığını da gösterir. Doğrusu şudur: Sanatçı yapıtını ortaya koyar, sonra bir yana çekilir. Artık yapıt kendi başına kalmıştır; kendi kendini savunmalı, yaratıcısının koruyuculuğuna sığınmamalıdır. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Başarılı yapıt vermenin temel koşulu, okura saygı duymaktır. B) Sanatçı, yapıtıyla ilgili değerlendirme yapmaktan kaçınmalıdır. C) Sanatçının yapıtını açıklaması, onun anlaşılmasını kolaylaştırır. D) Sanatçının yapıtını savunması olumsuz eleştirilere yol açar. E) Değişik türlerde yazmaya çalışma, sanatçının başarısını güçleştirir.

115 CEVAP: B

116 Örnek: Anadili öğretimini Türkçenin söz değerlerine dayandırmak gerekir. Yıldız yerine "star", gösteri yerine "şov" gibi yabancı sözcükleri kullanır; sürekli olarak, anlamını bilmediğimiz Arapça sözcükleri yinelersek çocukların söz dağarcığı karmaşık bir hal alır. Bundan da öte, sözcükler açık ve aydınlık bir anlam kazanamaz. Çocuklarımız arasından sanatçıların, bilim adamlarının çıkmasını daha başlangıçta engellemiş oluruz. Çünkü bilgin ya da sanatçı, bulgu ve yargılarını, gözlem ve deneyimlerini, anadilinin kavramları üzerine kurar. Kavramlar açısından duruluk kazanmamış bir zihin, açık seçik düşünemeyeceğinden, bir buluş ya da yapıt ortaya koyamaz. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Söz dağarcığının konuşma gücünü etkilediği B) Dil eğitiminin toplumsal gelişme açısından önemli olduğu C) Yaratıcılığın önkoşulunun yüksek düzeyde bir eğitim görmek olduğu D) Kimi sözcüklerin anlamda bulanıklığa yol açtığı E) Anadilini iyi bilmemenin yaratıcılığı engellediği

117 CEVAP: E

118 Örnek: İnsanların çoğu, ömürlerini, yarın ile uğraşırken bugünden tat almayı unutarak geçirirler. Falan iş olacak mı? Filan sıkıntıdan nasıl kurtulacağım? Böyle sorunlarla kaygılanarak ve günlük mutluluk olasılıklarını görmezden gelerek yılları öğütürler. Ömrün sonu bir gün birdenbire çıkıverir karşılarına. O zaman dönüp geriye bakar, "Demek dünyadaki serüvenim buymuş." diye şaşakalırlar. Onun için şu sözü çok gerçekçi bulurum: "Yaşam, biz başka planlar yaparken başımızdan geçenlerdir." Bilinçli insanın bu tuzaktan kaçınması gerekir. Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Gelecekle ilgili planlar, insanı hayal kırıklığına uğratır. B) İnsanın, "Yaşadım." diyebilmesi, yaşadığı günün hakkını vermesine bağlıdır. C) Yaşam, fark edilmeyecek kadar kısa ve üzüntü vericidir. D) İnsan günlük yaşamında, geleceği düşünmemelidir. E) İnsanlar, genellikle yaşamdan beklediklerine ulaşamazlar.

119 CEVAP: B

120 Örnek: Sanatta ustalık, sanıldığı gibi bir sanatçının tek başına oluşturduğu bir nitelik değildir. Gerçekte bu, yüzyıllar boyunca bu alanda gösterilen çabaların ve sürdürülen çalışmaların sonucudur. Bu yönden, bir sanatçının kendinden önce verilmiş ürünleri iyice özümsemesi gerekir. Bunu yaparsa ilk yapıtlarında bile belirli bir çizginin üstüne çıkar. Bu çizgi zamanla, kendinden sonrakilere örnek olabilecek biçimde gelişir ve özgün bir nitelik kazanır. Öyleyse hiçbir sanatçı kendisinden önce ortaya konmuş yapıtlara sırt çeviremez. Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Sanat alanında belirli bir düzeye gelmek, geçmişteki birikimleri değerlendirmeyi gerektirir. B) Bir sanat yapıtı birçok sanatçının ortak çalışmasıyla ortaya çıkar. C) Yeteneksiz bir sanatçı, başarılı yapıtları taklitten öteye geçemez. D) Sanatçılar, kendilerinden öncekilerin ele aldığı sorunlar üzerinde durmalıdırlar. E) Başarılı sanatçılar birbirlerini eleştirmekten kaçınırlar.

121 CEVAP: A

122 Örnek: Onu bir arkadaşımın aracılığıyla tanıdım. Buna tanıdım değil de gördüm demek daha yerinde olur. Yanında en çok yarım saat kaldım. Yayımlanması için verdiğim şiir dosyasını eline aldı, bir iki sayfasına donuk bir yüzle şöyle bir göz atarak: "Tamam." dedi. Sonra "Daha ne duruyorsun, hadi gitsene!" der gibi yüzüme alaylı alaylı bakınca, çayımı bile bitiremeden odasından çıkıp gittim. Doğrusu, en önemsiz görgü kurallarına bile ters düşen bu davranışı karşısında, gençliğin ve deneyimsizliğin de etkisiyle yıkıldım. Kısacası bu incecik dev adamı ilk görüşümde hiç sevmedim. Ama bir süre sonra yanıldığımı anladım. Hele şiir kitabım basılıp da elinden bir zarf içinde paramı alınca onu yanaklarından öpmemek için kendimi zor tuttum. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılabilir? A) Bazı kişiler, duygularını açığa vurmaktan kaçınırlar. B) İlişkilerin resmi olması, insanı daha dikkatli davranmaya zorlar. C) Saygı duyulan kişilerin davranışları, insanda daha derin izler bırakabilir. D) Bir kimsenin nasıl bir insan olduğu ilk görüşte anlaşılmayabilir. E) İnsanın bir davranışı bile, onun iç dünyasını yansıtır.

123 CEVAP: D

124 Örnek: "Bir zamanlar bir bahçıvanın yanında çalışıyordum. Bahçıvan, bir defne ağacını budamamı istedi. Ağacın küre biçiminde olması gerekliydi. Ben hemen fazla uzamış filizleri kesmeğe başladım. Ama bir defa bir yanını, bir defa öbür yanını fazla kesiyordum. Sonunda ortaya bir küre çıktı, ama çok küçüktü. Bahçıvan düş kırıklığıyla, 'Çok güzel! Bu bir küre, ama defne ağacı nerede?' dedi. Bu durum şiirde de böyledir." Bu hikâyeden çıkarılabilecek sanatla ilgili yargı, aşağıdakilerden hangisi olabilir? A) Sanatta güzellik kadar boyut da gözetilmelidir. B) Biçimle uğraşırken içerik de korunmalı. C) Sanatçılar, piyasa kurallarını yakından izlemeli. D) Sanat eserlerinde toplumsal yarar da aranmalı. E) Yeni sanatçılar, ustaların eleştirisinden yararlanmalı.

125 CEVAP: B

126 Özet Ana fikir konuya bağlıdır, konudan yola çıkılarak bulunur. Ana fikir, bir başkasının ya da toplumun değil, yazarın yorumunu ve bakış açısını yansıtır. Ana düşünce cümleleri kesin yargı, sonuç bildirir. Bir sonuç bildirmeyen cümleler ana düşünce olamaz. "Okumanın söz dağarcığına katkısı" sözü ana fikir olamaz. Böyle bir konuda "Söz dağarcığının genişlemesinde okumanın önemi büyüktür." cümlesi ana fikir olabilir. Ana fikir yazarın bakış açısını yansıtmalıdır; bizim bakış açımızı ya da bir başkasının bakışını değil. Ana fikir kapsamlı olmak zorundadır; bir parçada ya da paragrafta anlatılanların bir bölümünü değil, bütün paragrafı kapsamalı, içermelidir. Paragrafta anlatılanların bir bölümünü içeren yargılar ana fikir olamaz. Ana fikir yazıdaki bakış açısıyla uyumlu olmalıdır. Verilen parçada bir saptama, tespit varsa ana fikir de bu yönde olmalıdır. Verilen parçada bir öğüt, öneri söz konusu ise ana fikir cümlesinde bir saptama olamaz. Verilen parçada geçen örnekler ve ayrıntılar ana fikir olmaz. Ana fikir cümlesi öznel bakış açılarını yansıtamaz. Parçada olaylara ve kavramlara olumlu bir bakış varsa, ana fikir cümlesinde olumsuz bir bakış açısı dillendirilmez.

127 PARAGRAFTA DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

128 Bir metnin giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden meydana geldiğini biliyorsunuz. Bir metinde giriş paragrafı, konunun ne olduğunun ortaya konulduğu bölümdür. Burada ele alınan konu, tartışılacak sorun ortaya konur. Bir bakıma bu bölüm tanıtma paragrafıdır. Giriş paragrafında ortaya atılan görüşler metnin diğer paragraflarında (gelişme bölümünde) örneklerle, karşılaştırmalarla ve açıklamalarla anlaşılır hâle getirilir. Giriş paragrafındaki görüşler kanıtlanır. Sonuç paragrafında da anlatılanlardan bir sonuca varılır. Metnin gelişme bölümü bir paragraf olabileceği gibi ele alınan konunun boyutuna göre birden fazla paragraftan da oluşabilir. Metinde geliştirme paragraflarda ileri sürülen düşüncelerin birbirine bağlanmasıyla sağlanır. Paragraflar arası düşünceler âdeta bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlanır ve metinde mantıksal bir bütünlük kurulur. Metnin geliştirilmesinde örnekleme, verilerden yararlanma, konuyla ilgili kanıtlar gösterme gibi çeşitli yöntemlere başvurulur. Bu yöntemlerin hepsi bir arada kullanılmaz. Anlatılacak konunun özelliğine uygun olan bir yöntem seçilir.

129 1. Tanımlama 2. Örnekleme 3. Karşılaştırma 4. Tanık Gösterme-Alıntı Yapma 5. Sayısal Verilerden Yararlanma 6. Soyutlama 7. Somutlama 8. Benzetme

130 1.TANIMLAMA : Bir varlığı, bir kavramı temel niteliğiyle belirtmedir. Yazılarda çoğunlukla soyut kavramlar tanımlanır. Yazar, okuyucunun kafasında sınırları tam çizilemeyen bu kavramları tanımlayarak hem kavrama bakış açısını verir hem de okurun kavrama gücünü artırır. Kimi zaman sözlüksel tanımlara başvurulsa da çoğunlukla, yazar tanımlayacağı şeye, yazdığı savunduğu düşünceye uygun bir tanım getirmeyi dener. Tanım cümleleri ya "... denir."ya da "...dir."şeklinde biter. "Bu nedir?", "Kimdir?" sorusunun yanıtı tanım cümlesidir. "Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır."cümlesinde dilin tanımı yapılmıştır.

131 ÖRNEKLER 1. Stendhal, 1804'te Pauline'e yazdığı bir mektupta şöyle diyor:"... Gündelik sözcüklere verdiğimiz değişik anlamlar yüzünden yanlış yollara sürükleniyoruz. Sözcüklerin gerçek anlamlarını bulmaya çalışalım. Örneğin; "erdem" sözcüğünün büyük insan toplulukları için yararlı bir şeyler yapmak anlamına geldiğini düşünmek gerek. "Eğitim" sözcüğünün de kişioğlunun kafasını, ruhunu biçimlendirmek olduğunu bellemeli." Bu parçada "erdem" ve "eğitim" kavramları öznel bir biçimde tanımlanmaktadır. 2. Halk, senin benim, bütün teklerin buluştuğu, damlaların gök, elin ayağın beden, akılla duygunun kafa olduğu değişik renk, ses ve kokuların kaynaştığı, birliğe vardığı yerdir. Bu cümlede halk, bireylerin maddi ve manevi bir birleşimi olarak tanımlanmıştır.

132 ÖRNEK SORU Korku bir ruh hâlidir, ikide bir gelip giden, bizi yoklayan, dengeleyen... Yüreklilik ise büyük korkular önünde kendimizi yitirerek yaptığımız atılımdır. Her şeyi göze almak değildir, ölüme, tehlikeye meydan okumak değildir, yapacak başka bir şey olmaması hâlidir. Bu parçada düşünceyi geliştirmek için daha çok aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur? A) Betimlemeye B) Tanımlamaya C) Karşılaştırmaya D) Tartışmaya E) Örneklendirmeye

133 ÇÖZÜM: Parça "korku"nun tanımıyla başlamış, arkasından "yüreklilik' tanımıyla devam etmiştir. "Korku"nun tanımı "yüreklilik"! daha iyi kavramamız bakımından yapılmıştır. CEVAP: B

134 2.ÖRNEKLEME: Soyut kavramları, düşünceleri belirgin kılmak için uygulanan bir anlatım yoludur. Örnekleme soyut bir düşünceye somutluk katar, yazının anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle en sık kullanılan anlatım yoludur. Yazıdaki örnekler, yazarın okuduklarından, dinlediklerinden seçilmiş olabileceği gibi yaşadıklarından, duyup gözlemlediklerinden de seçilmiş olabilir. Yazıda bir sanatçı ya da eser adı verilerek de örnekleme yapılabilir.

135 ÖRNEK Ben her okuduğum romanda asıl kendime yaklaştığıma inanıyorum. Her biri çok yanlı gerçeğimizi belli bir yandan açar bana. Neden söz ederse etsin, beni, başkalarını, yaşamayı tanıtır. Balzac "Eugenie Grandef'i yazmasaydı, gecem gündüzüm bencillerle geçtiği hâlde nerden bilecektim bencilliği? "Kızıl ile Kara" olmasaydı benim de öz geçmişimden haberim olmayacaktı. Goste Berling'le kuzeyi dolaşmasaydım, en soğuk geçen kışları bile sevmez, bahar gelince de toprağın coşkusuna kapılmazdım ki. Yazar, "Roman okumak, kişinin kendisini, başkalarını, yaşamı tanımayı öğretir." düşüncesini bazı eserlerden öğrendiklerini örnekleyerek kanıtlamaya çalışıyor.

136 ÖRNEK SORU Ankara, tarihin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Burada kerpiç bir duvardan İyonya tarzında bir sütun başlığı fırlar; bir türbe merdiveninin basamağında bir Roma konsülünün şehre gelişini kutlayan bir baş görünür. Ahi Şerafettin'in türbesini, asırlardır Greko Romen aslanları bekler. Bu yüzden Aslanhane adını alan caminin mihrabında Etilerin toprak ve bereket ilahesinden başka bir şey olmayan bir yılan, meyveler arasında dolanır. Yazar, parçanın ilk cümlesindeki savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerin hangisine özellikle başvurmuştur? A) Örneklemelere ağırlık verme B) Öyküleyici anlatım yolunu seçme C) Konuyu tartışma içinde sunma D) Okurun hayal gücüne dayanma E) Kanılarını öne çıkarma

137 ÇÖZÜM: Parçanın ilk cümlesinde "Ankara'nın, tarihinin şaşırtıcı birleşimlerle (tertipleriyle) dolu" olduğu belirtilmektedir. Sonraki cümlelerde ise bu birleşimi oluşturan kültür kalıntıları tek tek sayılmakta, yani örneklendirilmektedir. Böylece ilk cümledeki savı inandırıcı kılmak için örnekleme yöntemine ağırlık vermiştir. YANIT: A

138 3. KARŞILAŞTIRMA: Herhangi bir düşünceyi açıklamak için iki varlık, iki kavram arasındaki benzerlik ya da karşıtlıklardan yararlanmaktır. Karşılaştırma da somutlaştırmayı sağlayan bir yoldur.

139 ÖRNEK Arı, on binlerce yıldır aynı işi en kusursuz biçimde yapar: Düzgün, geometrik ölçülerle peteğini örer ve topladığı bin bir çiçek tozundan, bir kimya laboratuarının imbiklerinden daha üstün biçimde balını süzer. Oysa insanoğlu uğraştığı on binlerce işi binlerce yıldır giderek geliştirmekte ve hâlâ en kusursuza ulaşmaya çalışmaktadır, işte insan budur. Bu parçada insanla arı karşılaştırılarak verilmiştir. Bu karşılaştırmadan "İnsanoğlu, uğraştığı işi giderek geliştirmekte ve kusursuzluğa ulaşmaya çalışmaktadır." ana düşüncesine ulaşılmıştır.

140 ÖRNEK SORU İnsanlığın adım adım ilerlemesini sağlayan şey, kuşkusuz, kişisel kazançların ürün ve buluşların kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Hayvanlar dünyasında buna benzer bir olay yoktur; eğitim görmüş bir köpek, başka bir köpeği eğitemez. Bu paragrafın anlatımında aşağıdakilerden hangisi daha ağır basmaktadır? A)Benzetme B) Kanıtlama C) Örneklendirme D) Karşılaştırma E) İlişki kurma

141 ÇÖZÜM: İnsanda bilginin kuşaktan kuşağa aktarıldığı o nedenle insanlığın sürekli ilerlediği, oysa hayvanlarda bu olguların söz konusu olmadığı anlatılmış, insan ile hayvan arasında karşılaştırma yapılmıştır. YANIT : D

142 Karşılaştırma üç biçimde yapılır 1) Benzerliklerden Yararlanma :Varlık ya da kavramların yalnız benzeyen yönleri ele alınarak karşılaştırma yapılır. ÖRNEK Andre Maurais'ya göre hikâye, romandan çok tiyatroya yakın bir türdür. Tiyatro gibi onun da sağlam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona, kısacası bir "perde"ye ihtiyacı vardır. Hikâyeden film çıkarmak, romandan film çıkarmaktan daha kolay değildir. Bu parçada öykü ile tiyatronun benzer yönleri sıralanarak karşılaştırma yapılmıştır.

143 2) Karşıtlıklardan Yararlanma : Varlık ya da kavramların yalnız karşıt yönleri ele alınarak karşılaştırmaya başvurulur.

144 ÖRNEK SORU Edebiyatın konusu insandır, doğadır; edebiyat bütün olanaklarıyla insanı tanıtmaya yönelmiştir. Eleştirinin konusu ise eserdir; amacı eseri tanıtmak ve değerlendirmektir. Edebiyatta dolaysız bir yaratma söz konusudur. Eleştirmen ise dolaylı yaratan kişidir. Yargılanan bir eser olmadıkça eleştiri de olmaz. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır? A) Örneklendirme B) Karşılaştırma C) Tanımlama D) Tartışma E) Öyküleme

145 ÇÖZÜM: Bu parçanın anlatımında kullanılan yöntem "karşılaştırma"dır. "Edebiyat" ile "eleştiri" konuları yönünden; "edebiyatçı" ile "eleştirmen" yaratmadaki nitelikleri yönünden karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada ayrı yönler ele alınmıştır. YANIT: BEdebiyateleştiri

146 3) İlişki Kurma :İki olay ya da iki durum arasındaki benzerlikten yararlanarak düşüncenin somutlaşması sağlanır.

147 ÖRNEK Okulda iken tahta sıraların üstüne isimlerini çakıyla kazıyan arkadaşlarımız vardı. Bir gün bunlardan birisine: - Ne işe yarayacak bu? diye sormuştum. Küçücük bıçağın ucuyla tahtayı oymaya devam ederek düşünmeden cevap verdi: - Hiiçç... yarına kalır. Günlerden bir gün Persespolis'i geziyordum. Şehrin girişindeki aslanlı kapının duvarında isimlere rastladım. Bunlar, vaktiyle harabeleri gezmeye gelmiş her milletten gezginlerdi. Herkes zamanla yumuşamış taşlara kendi adını kazımıştı. Bunlardan tarihin büyük duvarlarına tutunmak isteyen insanların duygularını gördüm. Sanırım içlerinden birini okul arkadaşım gibi yakalayıp davranışının sebebini sormak mümkün olsaydı, aynı cevabı verecekti. - Hiiçç.... Yarına kalır. Bu parçada "bilinçli" olmamakla birlikte sözün uçup gideceğini, ama yazının, böylece insanın yarına kalacağını düşünenlerin davranışı verilmektedir. Yazar, arkadaşı ile gezginlerin davranışlarındaki benzerlikleri arasında ilişki kurarak düşüncesini sunmuştur.

148 4. TANIK GÖSTERME VE ALINTI YAPMA :Bir düşünceyi savunmak, doğruluğunu kanıtlamak için aynı görüşü paylaşan, destekleyen bir kişinin -kimi zaman karşıt görüşün yanlısı bir kişi de olabilir- yazılarından veya konuşmalarından alıntı yapmaktır. Tanıklığına başvurulan kişinin sözü edilen konuda yetkin olması gerekir. Yazar, bu yetkin kişinin sözünü ya kendi sözü hâline getirir (dolaylı anlatım) ya da sözünün tamamını veya bir bölümünü tırnak içinde vererek kullanır (doğrudan anlatım). Tanık gösterme iki yolla gerçekleşir: Yazar, ya tanığın sözünden yola çıkarak, onun inandırıcılığına dayanıp düşüncelerini geliştirir ya da kendi görüşünü belirttikten sonra tanığa başvurarak düşüncesini inandırıcı kılmaya çalışır. Tanık gösterme atasözleriyle de yapılır.

149 ÖRNEK SORU Andre Gide bir yazısında şöyle der: "Sanatçının konusu insandır. Bir insanın yaşamı o insanın düşlerinin de kaynağıdır." Bu söze katılıyorum. ; Çünkü yaşananlarla düşler iç içedir. Sanatçı, yazar, ozan da insan yaşamını, insan düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürendir. Başkasına, geleceğe bakandır. Kendi yaşadıklarına, düşlerine herkesi ortak edendir. Bu parçada yazarın, Andre Gide'den bir alıntı yapmış olmasının nedeni aşağıdakilerden özellikle hangisi olabilir? A) Anlatımına akıcılık kazandırma B) Okuyucunun ilgisini çekme C) Sanatçı konusundaki görüşlerini inandırıcı kılma D) Karşıtlıklardan yararlanarak düşüncesini geliş­tirme E) Yaşamla sanat eseri arasındaki ilişkiyi kanıtla­ma

150 ÇÖZÜM: Bu paragrafta yazarın düşüncesi şudur:"Sanatçı insanı konu alır ve onun yaşamını, düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürür." Bu görüşünü inandırıcı kılmak için, Andre Gide gibi ünlü bir sanatçının aynı konudaki bir sözünü paragrafına katıyor, görüşün doğru olduğuna bir kanıt olarak kullanıyor. Cevap bu yüzden C ' dir. Andre Gide

151 Yazıda tanık göstermeye ve alıntılamaya başvurulmasının nedeni, öne sürülen düşüncenin inandırıcı olmasını, kanıtlanmasını sağlamaktır. Bu yüzden atasözleri, özdeyişler düşünceyi inandırıcı kılmak için kullanılabilir.

152 ÖRNEK Herkesi her yönüyle bağışlamak bir bakıma herkesi kendinden küçük görmek, kendini herkesten büyük görmek değil midir? Küçüktür, ne yaptığını, ne dediğini bilmez, bağışla; diye diye kişi kendini ne kadar çok yüceltir. Atalarımız boşuna dememişler: "Bağışlamak büyüklüğün ünündendir." Dahası herkesi bağışlamak, biraz olsun tanrısallık, insanüstülük sınavında bulunmak değil midir? Yazar bu paragrafta düşüncesini inandırıcı kılabilmek için atasözünden yararlanma yoluna gitmiştir.paragraf atasözü

153 5. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA : Düşüncelerin kanıtlanması, inandırıcı kılınması için araştırma sonuçlarından yararlanma yoluna gidilir. İstatistiklerin -sayılara karşı beslenen güvene bağlı olarak- inandırıcı etkisi, savunulan düşüncelerin sayısal verilerle desteklenmesini getirmiştir. Güvenilir kaynakların sunduğu verilerin kullanılması yazarın inandırıcılığını büyük ölçüde artırır. Ancak genelleşmiş istatistik bilgiler ve kasıtlı olarak verilenler güvenirliği sarsar.

154 ÖRNEK SORU (I) Dünyanın en güzel, en lezzetli inciri Türkiye'de yetişir. (II) Yıllık üretim 185 bin ton civarındadır. (III) Kalkınabilmemiz için bu üretimi daha da artırmalıyız. (IV) Öteden beri dışa sattığımız mallar arasında incir önemli bir yer tutar. (V) Bu da incirlerimizin dış ülkelerde nasıl arandığını gösterir. Bu paragrafı oluşturan cümlelerden hangileri, ötekilere göre daha kesin bir biçimde ve kolaylıkla kanıtlanabilir yargılar niteliğindedir? A) I. ile V. B) I. ile IV. C) I. ile III. D) II. ile V. E) II. ile IV.

155 ÇÖZÜM: İncir'in yıllık üretiminin 185 bin ton olduğu sayısal verilerden yararlanarak kanıtlanabilir. Yine incirin dışa satılan maddeler arasında önemli bir yer tuttuğu da sayısal verilere bakılarak tespit edilebilir. YANIT: E

156 6. SOMUTLAMA : Soyut kavramları benzetme yoluyla açıklamaktır. Kavram, benzetilen varlığın bazı nitelikleriyle kavratılmaya çalışılır. Bu yolla kavram zihinde canlanır, görünürlük kazanır. Örnekleme, tanımlama, karşılaştırma gibi düşünceyi geliştirme yollarında somutlamaya başvurularak düşünce kolayca kavratılır.

157 ÖRNEK Benim ruhum hava ile dolu bir şişeye benzer. Bu şişe hiçbir zaman hayat kaynağı olan oksijenden mahrum kalmaz. Bu şişenin içindeki havayı bir boşaltgaç ile istediğiniz kadar boşaltmaya çalışınız, yine içinde biraz olsun oksijen kalır. Ruhumun kanına can veren manevi oksijen de "ümit'tir. Soyut bir kavram olan ümit, oksijene benzetilerek somutlaştırılmıştır.

158 7. SOYUTLAMA : Düşünceleri; somut kavramlara, soyut anlamlar vererek açıklamaktır. Soyutlama yoluyla anlam yoğunlaştırılır. Okurun bilgi ve yaşam birikimine bağlı olarak yorumu sağlanır. Kavramın netleşmesi, okurun çağrışımına bağlıdır. Bu yol daha çok şiirde kullanılır. ÖRNEK Saat Çini vurdu birden: Ben gittim bembeyaz uykusuzluklardan Kasketimi üstüne eğip acılarımın Sen yüzüne sürgün olduğum kadın Karanlık her sokaktaydın gizli bir köşedeydin

159 8. BENZETME : Çoğunlukla cümle düzeyinde kullanılan, anlamı zenginleştirmeyi amaçlayan bir düşünceyi geliştirme yoludur. Paragrafın içinde yer yer bulunur, anlatıma güç katar. Benzetme, aralarında benzerlik olan iki şeyden benzerlikçe zayıf olanı güçlü olanla anlatmaktır. * Erkenden yağan yoğun kar, sanki beyaz bir ölümdü. * Bu olaydan sonra kendimi kuş gibi hafif hissediyorum. * Bülbülün güle kavuşması gibiydi iki sevgilinin buluşması. * Güneş bu sabah, dalından koparılmış taptaze portakalı andırıyor.Benzetme

160 Paragraf Sorularında Sıkça Kullanılan Kavramlar, Terimler, Sözcükler Aşağıda; sözcükte anlam, cümlede anlam ve paragraf sorularında sıkça karşınıza çıkan sözcükler ve bunların anlamları verilmiştir. Bu sözcüklerin anlamlarını bilmeniz şüphesiz ki söz konusu sorularla ilgili karşınıza çıkacak soruları daha çabuk ve daha kolay anlamanızı sağlayacaktır, bunun sonucunda ise bu soruları hem daha kolay anlayacaksınız hem de soruyu doğru cevaplama şansınız artacaktır.

161 Paragraflarda Sıkça Kullanılan Bazı Kelimelerin Anlamları Adaptasyon:Uyarlama Ağdalı:Anlaşılması güç, karmaşık Akıcılık:Sürükleyici olma,okuyanı sıkmama Alaturka:Türk geleneklerine uygun Anlatı:Hikaye etme Bağdaşmak:Uyuşmak Banal:Bayağı, sıradan Burjuva:İmtiyazlı,seçkin,soylu Çağrışım:Hatırlatma Çağdaş:Aynı çağda yaşayan,uygar Devinim:Hareket,eylem Duyarlılık:Hassasiyet Dingin:Durgun,hareketsiz,sakin Diyalog:Karşılıklı konuşma Doğallık:Yapmacıksız, gösterişsiz Edimsel:Hareketli,fiili

162 Eğreti:Geçici,sınırlı Erek:Amaç,maksat Fantezi:Sonsuz hayal Fonetik:Ses bilgisi Güdüm:1. Yönetme işi, idare. Bilişimde, bir olaylar dizisini, bir süreci veya bir aracı yöneltme ve düzenlemeyle ilgili işlevlerin bütünü. İkilem:Çatışma,iki durumdan birini seçme zorunluluğu İma:Dolaylı, üstü kapalı anlatma İnan:İnanma işi İndirgeme:Bir işi daha kolay kısa ve yalın hale getirme İşlev:Görev, fonksiyon İvedi:Acele

163 Jest:El, kol veya baş ile yapılan uyumlu hareket Mistik:Aklın erişemediği şey Nicelik:Sayılabilen ölçülebilen,azlık,çokluk. Nükte:İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz,espri Özgün:Yalnız kendine has bir nitelik taşıyan,farklı,orijinal Payanda:Dayanak Realite:Gerçeklik Sav:İddia, tez Süreğen:Sürüp giden Tem:Tema Yadsımak:İnkar etmek, yabancı kalmak Yazın:Edebiyat Yetke:Otorite Yoğunluk:Yazıda birçok anlamın bir arada olması Salık vermek:Öğüt vermek, tavsiye etmek Kanıksamak:AlışmakAdapte:Uyarlanmış

164 Paragraf Soruları ve Çözme Teknikleri Paragraf soruları aslında çözümü en kolay olan sorulardır. Doğrudan bilgi gerekmediğinden biraz dikkat, biraz gayret bu soruların çözümünde yeterlidir. Önemli olan her cümlenin ana fikrini bulmaktır. İlk önce soru, sonra parça okunmalıdır. Direkt parçayı okumak bize zaman kaybettirir. Çünkü parçayı neden okuduğumuzu bilemediğimizden amaçsız bir okuma olur. Bu nedenle ilk önce soru, sonra parça, sonra şıklar incelenmelidir. Unutmayalım, paragraf soruları zor sorular değildir. Cevabı zaten içerisinde olan bu sorular mutlaka yapılmalıdır.

165 Paragraf Sorularının Çeşitleri: 1. Ana fikir 2. Yardımcı fikir (olumsuz sorular) 3. Konu (duygu, kişilik) 4. Başlık 5. Paragraf tamamlama/ Araya cümle 6. Paragraf oluşturma 7. Paragrafın ikiye ayrılması 8. Düşüncenin akışını bozan cümle 9. Anlatım biçimleri 10. Düşünceyi geliştirme yolları 11. Paragrafın konusu 12. Düşsel Öğeler/ Duyu Aktarımı Bu başlıklar içerisinde en önemli olanı Ana fikirdir. Ana fikir halledilirse diğer konular rahatlıkla halledilir. Bazı konulardan seyrek olarak soru çıkmaktadır (paragraf oluşturma, başlık...).

166 Örnek 1: (I)Rize'nin Pazar ilçesinde, Verçenik Yaylası'na gidecek minibüse bindiğimizde, uzun süren otobüs yolculuğunun yorgunluğunu unutmuştuk. (II)Yaklaşık beş saat süren minibüs yolculuğundan sonra, kararlaştırılan buluşma noktasına ulaştık. (III)Oradakilerle hoş beşten sonra çadırları kurduk; sırt çantalarımızı boşalttık. (IV)İlk günler için getirilen taze yiyeceklerle, hemen küçük bir ziyafet sofrası kurduk kendimize. (V)Geceleri fark ettik ki, gökyüzü burada her zaman yıldızlarla doluydu. (VI)Hemen her gece yıldızlara bakarak düşler kuruyorduk. Yukarıdaki parça iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?

167 Cevap (V) ÖSS-2000

168 Örnek 2: (I)Umarım siz benden çok daha fazla yaşarsınız; ama bu yaşlara gelince insanda yaşlılığın farklı bir etkisi oluyor. (II)Yeni bir işe başlarken endişeleniyorsunuz, bitirebilir miyim diye. (III) İtiraf edeyim ki "Köleler ve Tutkular"a başlarken bu endişeyi yaşadım. (IV)Romanda her konu, yazılış süresini kendi belirliyor. (V)Hiçbir kitabımın üzerinde bu kadar yoğun çalıştığımı söyleyemem. (VI)Tam bir ağır işçi gibi sabah 8.30'dan akşam 20.00'ye kadar... (VII)Böylesine yoğun çalışmama karşın, kitabı tamamlamam iki yılımı aldı. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır? A) II. B)III. C)IV. D)V. E)VI.

169 Cevap: C ÖSS-2000

170 Örnek 3: Bir öykünün, yer aldığı kitaba adını verebilmesi için kitaptaki öteki öyküler arasında seçkinlik kazanması gerekir. (I)Okuduğum son öykü de bu türden. (II)Olay yine parçalı, kişilerin ağzından tek tek anlatılıyor. (III)Her anlatıcı konunun bir yönünü tamamlıyor. (IV)Kişiler öylesine doğal, içten konuşturuluyor ki hemen her kişi benliğinize girerek sizi zenginleştiriyor. (V) Düşüncenin akışına göre, "Böylece siz de öykünün bir parçası oluyorsunuz."cümlesinin yukarıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine getirilmesi uygun olur? A)I. B)II. C)III. D)IV. E)V.

171 ( Cevap: E ÖSS-2000 )

172 Örnek 4: Dil, başkalarının düşüncelerini, duygularını öğrenmede temel araçlarımızdan biridir. Bu, kendi düşüncelerimiz için de geçerlidir. Çünkü düşüncelerimizi dilin toprağında oluşturur, geliştiririz. Geliştirdiğimiz düşünceleri de yine dilin yardımıyla başkalarına iletiriz. Böylece... Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerin hangisi getirilmelidir? A) Hiçbir dil olduğu gibi kalmaz, gelişir ve değişir. B) Dilin yapısı toplumsal yaşamın koşullarına göre biçimlenir. C) Duygu ve düşüncelerin iletimi kendine özgü bir dil gerektirir. D) Dilin, düşünceyi oluşturan ve taşıyıp yayan bir araç olduğu söylenebilir. E) Dillerin gelişimi toplumdan topluma değişiklik gösterir.

173 Cevap: D ÖYS-1995

174 Örnek 5: Aşağıdakilerden hangisi bir yazının ilk cümlesi olmaya en uygundur? A) Yeni öykücüler arasında Türkçeyi bütün güzelliği ile kullananlar var. B) Başka öykülerini de dergilerde okumuştum ama bunu hepsinden güzel buldum. C) Bunda, tiplerin çok canlı, öykülerinin otobiyografik olmasının da etkisi var. D) Bir bakıma, bu son iki kitabı birer dil olayı olarak değerlendirilmelidir. E) Birçok yeni öykücünün, buna gereğinden fazla önem verdiğini gördük.

175 Cevap: A ÖSS-1987

176 Örnek 6: Her şeyden önce, sanatçının, baş kişisi kadın olan tek romanıdır. Romanın hemen tümü, kahramanın güncesinden oluşmakta ve yaşadığı olaylar birinci tekil kişi olarak onun bakış açısından anlatılmaktadır. Ayrıca, genellikle ele aldığı kentli aydın tipleriyle tanıdığımız yazarın bu yapıtının kahramanı bir köylü kızıdır. Bu kızın köydeki yaşantısı belgesel sayılabilecek ayrıntılarla işlenmiştir. Düşüncenin akışına göre bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? A) Sanatçı, bu yapıtında yerellikten yola çıkarak evrenselliğe ulaşabilen bir yazar olma özelliğini korumuştur. B) Bu roman, birçok yönüyle sanatçının öteki romanlarından oldukça farklı özellikler taşıyor. C) Bu romanın kahramanı, gelişme çağında kentli ailelerin yanına evlatlık verilen bir köylü kızıdır. D) Bu romanda yazar, eğitim düzeyi çok düşük bir köylü kızının konuşmasını, doğallığını bozmadan, ustalıkla işliyor. E) Sanatçı bu romanda, kentin insanıyla kırsal kökenli insanların ilişkilerindeki çelişkileri, iki yüzlülükleri sergiliyor.

177 Cevap: B ÖYS-1994

178 PARAGRAF SORULARI

179 1. Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçenin söz varlığını, söz dizimi özelliklerini olumsuz yönde etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan, Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek, Türkçenin sözdizimi özelliklerini zorlamaktır. Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı... Doğru olmayan bu kullanışlar da yaygınlaşıyor: Çay içmek, kahve içmek yerine çay almak, kahve almak; özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara sadece birkaç örnek. Türkçenin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor. Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz? A) Türkçenin yabancı dillerin etkisinden kurtulmalıdır. B) Yanlış kullanımlar dilimize zarar verir. C) Bazı anlatım kalıpları olduğu gibi çevrilmemelidir. D) Dilimizin kurallarına aykırı kullanımlardan kurtulmamız gerekir. E) Yabancı kaynaklı kullanımlar bir dilin zenginliğinin göstergesidir.

180 2. Halit Ziya, eserlerinde insani değerleri esas aldığı için onun eserlerindeki kahramanlar insanı her yönüyle adeta kuşatır. Toplumun her kesiminden seçilen kahramanlar, yüzeysel bir şekilde tanıtılmaz. Yazar, kahramanlarının mizacı ve psikolojileri üzerinde yoğunlaşarak onların iyiye ya da kötüye doğru yönelişini tarafsız bir şekilde verir. Bunu yaparken de toplum gerçeklerini göz ardı etmez ve toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtmaya çalışır. Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir? A) Yazar, kahramanlarını gerçekçi bir şekilde tanıtmıştır. B) Yazar, kahramanlarını tanıtırken onların ruhsal yönleri üzerinde de durmuştur. C) Halit Ziya'nın eserlerinde toplumun her kesiminden insana rastlamak mümkündür. D) Yazar, kahramanlarını tanıtırken yan tutmaz. E) Halit Ziya'nın kahramanları ya tam iyidir ya da tam kötüdür.

181 3. Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkan Nietzsche, yazılarını bir şiir uyumu içinde yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil bilgisi kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı eserlerinin büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair ipuçları ile doludur. Olumlu başladığı bir cümleyi ya da paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar, olumlu bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır. Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir? A) Yazar dil bilgisi kurallarına uymamıştır. B) Yazılarında şiir uyumu görülmektedir. C) Gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkmıştır. D) Yazılarının gidişatında istikrarlı davranmıştır. E) Anlatımında kendi düşüncelerini de vurgulamıştır.

182 4. Türk kültür hayatındaki son on-on iki yıllık gelişme cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılan reformlardan hız almıştır. Tanzimat döneminin reformlarıyla başlayan dönem Türkiye'de Doğu - İslam müesseseleriyle Avrupa'dan müesseselerin yan yana yaşadıkları bir geçiş dönemidir. Cumhuriyetin kuruluşuyla girişilen reformlar ise, Osmanlı İmparatorluğu'nun mirası olan ikililiğe son vermiş, Türkleri kesin olarak batı kültürü ve medeniyeti çevresine sokmuştur. Yukarıdaki paragraftan "Türk Kültür Hayatı”yla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir? A)Cumhuriyet döneminde yapılan reformlar bazı alanlarda ikililiğe yol açmıştır. B)Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Doğu-Batı kültür öğeleri bir arada devam etmiştir. C)Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat'tan sonra ikililik yaşanmıştır. D)Türkiye'de yaşanan ikililik Türklerin batı kültürü ve medeniyeti çevresine girmesini zorlaştırmıştır. E) Kültür hayatımızdaki gelişmeler cumhuriyetten sonraki reformların sayesinde olmuştur.

183 5. Çağdaşları arasında en büyük şairdi Atilla İlhan. Kendi alanında bir virtüözdü. Ama artık yok! Şiirlerindeki serbestlik, rahatlık ve ne olursa olsun doğruluk. Çoğu şairde göremeyeceğimiz bir üslup. Lise sıralarına yazılan iki satırı, şiir diye okuyan toplumumuzda bu ne büyük acıdır(!) Allah'ın rahmeti üzerine olsun... Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz? A.Şair Türk edebiyatının en büyük şairiydi. B.Doğruluktan yana olan bir şairdi. C.Üslubu birçok şairden farklıdır. D.Toplumumuzda şairin değeri bilinmemiştir. E.Kendi alanında önde gelen bir şairdir.

184 6. Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçenin verdiği sözler de vardır. Bunlardan en ilgi çekici olanı son zamanlarda dilimize giren kiosk'tur. Bu söz Türkçeden İngilizceye geçen köşk sözüdür. İngilizcede kiosk biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa farklı bir anlamda karşımıza çıkmıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olmalıdır. Bu ölçü dilin kimliğini bozacak derecede olmamalı- dır.Dil gerek duyduğu sözleri,karşılık bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır. Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz? A.Türkçeden yabancı dillere sözcükler verilmiştir. B.Dilimize giren sözcükler dilimizin yapısını bozacak derecede olmamalıdır. C.Yabancı dillere geçen sözcükler değişime uğrayarak tekrar karşımıza çıkmıştır. D.Dilimize yabancı sözcükler girmemelidir. E.Yabancı sözcük kullanmayan hiçbir dil yoktur.

185 7. Klasik sözcüğü, üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak gösterilen eserler için kullanılır. Klasikler, edebiyatı edebiyat yapan gerçek değerlerdir. Böyle önemli eserlerin sahnelenmeleri çok dikkatli bir çalışma gerektirir. Eserin özüne, ruhuna, geçtiği çağa, metinde yaratılan atmosfere ve dil yapısına sadık kalmak esastır. Klâsikler çinko, kalay, bakır değildir, onlar altındır,24 ayar altın. Altına altın muamelesi yapmak ve meseleye bir sarraf hassasiyetiyle yaklaşmak gerekir. Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir? A.Klasik eserler kalıcı eserlerdir. B.Klasikler edebiyatın temel taşlarıdır. C.Klasik eserler sahneleneceği zaman eserin genel yapısının bozulmamasına dikkat edilmelidir. D.Günümüzdeki klasikler gelecekte de varlığını sürdüreceklerdir. E.Klasikler değerlendirmeye alınırken çok hassas davranılmalıdır.

186 8. Dil değişimine inananlar, ona yürekten katılanlar; evimizde oturup düzgün uyaklı,Nedim ağzından gazeller yazarak kendimizi ve iki üç bağımlıyı eğlendirmek hevesinde değiliz. Bizim bütün düşüncemiz, derisi katılaşmış eline sapanını tutan,çatlak topuklu,çorapsız ayağıyla Türk topraklarının göbeğine basan yurttaşlarımızın söylediğini anlamak, istediğini yapmak, yapmasını istediğimizi ona kolayca anlatmaktır. Böyle söyleyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir? A) Nedim ağzından gazeller yazmak istemektedir. B) Halkın kendisini kolayca anlamasını istemektedir. C)Dilin değişiminin halkı zor durumda bıraktığını düşünmektedir. D.Halkın üst tabakasına seslenmeyi yeğlemektedir. E.Dilin değişmemesi taraftarıdır.

187 9. Kadınların gerçek yüzünü saklayıp makyaj yapmalarını modern toplumun, çağdaş insanın kadın üzerindeki baskısı olarak görüyorum. Bu baskı altında kadınlar hep kendini saklamak, kendini insanlara beğendirmek zorunda kalmıştır. Kadınların bu baskıdan kurtulması, ancak toplumun kadına bakış açısının değişmesiyle mümkün olacaktır. Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir? A) Toplumsal bir sorun olan makyaj, kadınları toplumda küçük düşürmektedir. B) Kadınlar, makyaj yaptıklarında kendilerini daha güzel hisseder. C) Makyaj yapımıyla toplumsal anlayış arasında bir bağ vardır. D) Eski çağlardan bu yana toplum, kadınlar her zaman ön planda olmuştur. E) Kadın gerçekten güzelse onun makyaj yapmasına gerek yoktur.

188 10. Batılılaşmak Osmanlı'dan miras kalan ve Türkiye'nin de bir türlü dindiremediği iki yüzyıllık bir sancı. İçinde bulunduğumuz günler, bu sancıyı azaltmak için en somut adımların atıldığı bir tarihsel dilime rastlıyor. Avrupa Birliği'ne katılmak amacıyla peş peşe uyum yasaları çıkarıldı, yıllardır yaşadığımız antidemokratik uygulamaları kınayanlar Avrupa Birliği taraftarlarının katılımıyla artıyor, Türkiye'de Avrupa Birliği'nin getireceği ekonomik artılar ve eksiler tartışılıyor. 3 Ekim'den sonra müzakerelerin başlamasıyla ve tam üyelik vizesinin alınmasıyla her şey su yüzüne çıkacaktır. Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz? A) Batılılaşma yalnızca Türkiye'nin sorunu değildir. B) Günümüzde Avrupa Birliği için bazı adımlar atılmaktadır. C) Avrupa Birliği'nde Türkiye'nin tam üyeliğinin artıları ve eksileri tartışılmaktadır. D) Batılılaşma süreci iki yüz yıl öncesine dayanmaktadır. E) Avrupa Birliği taraftarları Türkiye'deki antidemokratik uygulamaları kınamaktadır.

189 11. Zavallı Osmanlıca! Ne kadar kolay yıkılıp gitti. Selanik'te başlayan, kökenini halkın dil bilincinde ve konuşma dilinde bulan sade lisan akımı, beslenip gelişerek, yirmi yılda Osmanlıcayı tahtından indirdi. Yüzyıllar içerisinde oluşmuş bir yazı dilinin bu kadar kolaylıkla ortadan kalkması üzerinde yeterince durulduğunu, bu olgunun yeterince incelendiğini sanmıyorum. Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir? A) Osmanlıca kısa bir süre içerisinde ortadan kalkmıştır. B) Sade dil akımı konuşma diline yakındır. C) Osmanlıca çok geniş bir coğrafyada kullanılmıştır. D) Osmanlıcanın oluşumu kısa bir zaman almıştır. E) Osmanlıcanın yıkılması üzerinde fazla durulmamıştır.

190 12. Az gelişmiş milletlerin geri kalma sebepleri incelendiğinde, insanlarının milli ve çağdaş ihtiyaçlara göre eğitilmemiş olduğu görülür. Gelişmiş milletlerin gücü ekonomi, endüstri ve ticaretteki başarılarından çok eğitilmiş, vasıflı iş gücünden ileri gelir. Çünkü maddi güçler bir gün kaybedilebilir. Onun için bir ulusun yaptığı en iyi yatırım eğitime yaptığı yatırımdır. Böyle düşünen bir yazara göre bir milletin gelişmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır? A) Gelişmiş milletlerle iyi ilişkiler kurulmasına B) Ticarette yeni atılımlar yapılmasına C) Ekonomik alanda reformlara D) Eğitim seviyesinin yükseltilmesine E) Sanayileşme hızının arttırılmasına

191 13. Türk cumhuriyetlerinde, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991'de Azerbaycan, 1993'te Türkmenistan ve Özbekistan, 1994'te de Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almıştır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Diğer yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır. Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz? A) Bazı Türk cumhuriyetleri serbest hareket etme imkânına kavuşmuştur. B) Latin alfabesine geçiş bu devletlerin daha kolay edebi ürünler ortaya koymasını sağlamıştır. C) Bazı ülkelerde yeni alfabeye geçiş aşamalı olarak uygulamaya konmuştur. D) Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bazı Türk cumhuriyetleri bağımsız olmuştur. E) Sovyetler Birliğinin dağılması Türklerin yeni alfabeye geçişi için bir fırsat olmuştur.

192 14. Gelenekler, bireysel yaratıcılık, grup farklılaşması ya da değişen koşullara uyarlanma zorunluluğundan ileri gelen değişme dinamiği ile çatışır. Bu durum nesil farklılaşmasına neden olur. Ama aynı zamanda da değişimle uzlaşır. Çünkü gelenekler değişmeyi, gecikmeli de olsa, giderek özümler. Bugünün değişimleri, yarının gelenekleri olur. Yukarıdaki paragrafta "gelenek" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz? A) Geleneklerin değişimle çatışması nesiller arası kopukluğa neden olabilir. B) Gelenekler de zamanla değişebilir. C) Değişimin başlıca nedenleri yaratıcılık ve farklılaşmadır. D) Gelenekle değişim bazı noktalarda zıt düşebilir. E) Gelenekler değişen koşullara çabuk uyum sağlar.

193 15. Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir. Türkçe söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildiği gibi, aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız. Aksi halde dilimiz yabancı dillerin baskısı altında kalarak benliğini yitirir. Benliğini yitirmiş bir dilin milleti de yok olmaya mahkumdur. Bu konuda aydınlara ve özellikle dil araştırmacılarına büyük görevler düşmektedir. Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz? A)Teknoloji ve dil ilişkisi göz ardı edilemez. B) Yapılan yeni türetmeler dilimizi zenginleştir. C) Teknolojinin yeni ürünlerine Türkçe karşılıkların bulunması Türkçenin bilim dili olmasını sağlar. D) Bilim dili olan Türkçenin yeni kelimeler türetmesine gerek yoktur. E) Teknolojiye paralel olarak yeni kelimeler türetmek dilimizi yabancı dillerin baskısından kurtaracaktır.

194 Cevap anahtarı:1.E 2.E 3.D 4.C 5.A 6.D 7.D 8.B 9.C 10.C 11.D 12.D 13.B 14.E 15.D

195

196 HAZIRLAYAN Hüseyin ÇATALKAYA


"HER YÖNÜYLE PARAGRAF. Paragraf Nedir? Paragraf, herhangi bir yazının bir satırbaşından öteki satırbaşına kadar olan bölümüne denir. Daha geniş bir ifadeyle." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları