Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

ÖRGÜT SOSYOLOJİSİ 2. DERS(3.Hafta) tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş, örgüt sosyolojisin üç temel teorisyeninin görüşleri ve endüstri toplumunun.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "ÖRGÜT SOSYOLOJİSİ 2. DERS(3.Hafta) tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş, örgüt sosyolojisin üç temel teorisyeninin görüşleri ve endüstri toplumunun."— Sunum transkripti:

1 ÖRGÜT SOSYOLOJİSİ 2. DERS(3.Hafta) tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş, örgüt sosyolojisin üç temel teorisyeninin görüşleri ve endüstri toplumunun genel özellikleri

2 Tarım toplumu Ekonomik olarak  İşbölümünden çok işbirliği  Sınırlı üretim faktörleri ve düşük verim.  Sanayi ile uğraşan küçük bir zanaatkar grubu  Tüketim için üretim ve sınırlı değişim Sosyal olarak  Yüksek doğum oranı, ancak düşük nüfus artışı  Ekonomik ve siyasal gücü elinde bulunduran toprak sahipleri (feodal yapı)  İnançlar ve geleneklerin düzenleyici gücü  Merkezi olmayan devlet (düzeni koruma işlevi)

3 İş kavramı  Fiziksel emek kullanımı  Aile emeğinin kullanımı  Parasal karşılığı olmayan, geçimlik çalışma (zanaatkar için yetiştirme, tarım için serf)  Toplumsal alanda ortak ihtiyaçların karşılanması için mekanik işbirliği-imece  Çalışma zamanının kişi tarafından belirlenmesi

4 Endüsrileşme Süreci: Endüstri Devrimi  Avrupa’da, XV.-XVI yüzyıllar Rönesans ve Reformların, XVII. Yüzyıl keşiflerin çağıdır.  18. yüzyılda aydınlanma hareketlerini ve siyasi devrimleri izleyen Büyük Endüstri Devrimi gerçekleşmiştir.  Endüstri Devrimi 15. yüzyıldan itibaren kıtalararası ulaşım araçlarının gelişmesi ve ticaret yollarının artması sonucu 18. yüzyılın ikinci yarısında Batı Avrupa’da İngiltere’nin liderliğinde başlamış ve 19. yüzyılda yaygınlaşmıştır.

5 Endüstri Devriminin Etkileri  Büyük fabrikaların doğuşu  Biçimsel olarak ast konumundaki bir emek-çalışan kavramının doğuşu-Proleterleştirme  Bağımsız çalışma biçiminin kaybı  Emeğin formel ve informel itaatini sağlama  İnsanın kimlik ve rolünün yeniden tanımlanması  Toplumsal ayrışma ve mücadele

6 Emeğin Formel İtaati  Zanaatkar ile işçinin karşılaştırılması  Zanaatkarların ücret esirleri yarattığı düşünülen yeni çalışma biçimine karşı direnişleri:  Sendikaların kuralları  Grup normları  Fabrika sahiplerinin geliştirdikleri sistematik kontroller

7 Thompson: İngiliz işçi sınıfının doğuşu kitabında, İngiltere’deki endüstriyel devrimin tarihsel hikayesini sunar. 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyılın başını geleneklerin tahrip edilmesi ve yeni sistemi yerleştirmek için kullanılan politik taktiklerin tarihi olarak tanımlar

8  Geleneksel otoritenin dışında bir uzman sınıf  Uzman ile insan arasındaki farkın artması  Yeni zenginlik ve güç kaynaklarındaki sömürü  Çalışanın statüsünü ve bağımsızlığını kaybetmesi  Üretim araçlarına tümüyle bağımlılık  Taraflı yasalar  Geleneksel aile ekonomisinin bozulması  Aşırı disiplin, yoğun çalışma saatleri, zorlayıcı koşullar  İnsanın araç statüsüne indirgenmesi

9  Bu teori sıklıkla Karl Marx, Emile Durkheim ve Max Weber’in çalışmalarına atıfta bulunur.  Üç teorisyen feodalizmden kapitalizme ya da tarım toplumundan endüstri toplumuna tarihsel olarak geçiş sürecini gösterirler.  Bu geçiş onların sosyal teorilerini derinden etkilemiştir. Klasik Sosyoloji Teorisinin Döneme ve Örgütlere Bakışı

10 KARL MARX  yılları arasında Karl Marx’ın çalışması büyük bir etkiye sahiptir.  Marx ekonomik üretime yol açan insan ilişkileri anlayışının sosyal analizin anahtarı olduğuna inanır.  Çalışmasının odak noktası örgütler ve emek ya da çalışmadır.

11 Karl Marx (2)  Feodalizmden kapitalizme geçiş döneminde sosyal gücün kaynağı toprak sahibinden sermaye sahibine geçer.  Endüstriyel toplumdaki üretim araçları makineler, fabrikalar ve örgütlerdir.  Üretim araçlarının sahipliği toplumdaki baskın sınıfı gösterir.

12 Karl Marx (3)  Üretim araçlarının sahibi olmayanlar sermaye sahipleriyle bir istihdam ilişkisine girerek emeklerini satmalıdırlar.  Bu da çalışan sınıfı tanımlar.  Emek varlığını sürdürmek için sermayeye bağımlı olduğu için, bu ilişki emeğin boyun eğmesine izin veren asimetrik bir ilişkidir.

13 Karl Marx (4)  Sermaye ve emek (sahipler ile işçiler ya da yönetim ve işgücü) arasındaki bu ilişkinin analizi örgüt teorisindeki bir kavramı ortaya çıkarır: Kontrol  Üretimin verimliliği ve karlılığı için çalışanların kontrol edilmesi gerekir.  Örgüt yapıları çalışanların fiziksel ve zihinsel emeğini kontrol etmek için tasarlanır.

14 Karl Marx (5)  Kontrol vurgusu denklemde mücadele ve direnme gibi ögeleri de kapsar.  Emek sahip ve yöneticilerin kontrolüne karşı bireysel ve toplu olarak tepki gösterebilir.  Marx’ın analizi insan türünün benzersiz yapısı hakkındaki varsayımlara dayanır.

15 Max Weber  Max Weber ( ) örgüt teorisi üzerindeki etkisi ağırlıklı olarak bürokratik örgüt konusundaki analizinden kaynaklanır.  Weber de geleneksel tarım toplumundan modern endüstriyel topluma geçişte rasyonelliğin yükselişiyle ilgili düşüncelere sahiptir.  Weber’in farklı toplumları tarihsel olarak analizi örgüt formları ile otorite formları üzerinde odaklanmıştır.

16 Max Weber (2)  Örgütlerde bazı insanlar kumanda eder, bazıları itaat ederler.  Weber bu otorite farklılıklarının meşruiyet kazanma yollarıyla ilgilenmiştir.  Buna göre neden bazı insanlar itaat etmeye gönüllü olurken, bazıları da kumanda etme hakkına sahip olabilir?

17 Max Weber (3)  Meşru otoritenin temelleri tarihsel süreçte değişime uğramıştır.  İlk toplumlar otoriteyi karizma ya da gelenek temeline göre kurmuştur.  Modern endüstriyel toplumu geleneksel toplumdan ayıran şey rasyonelliğin yükselişiydi.  Buna göre otorite de rasyonel-yasal otoritedir.

18 Max Weber (4)  Otorite ilişkileri belirli amaçları başarmanın zorunlu araçları olarak görüldüğü için kabul edilir.  Otoriteye dayalı emirler keyfi değildir.  Otorite pozisyonunda olanlar sosyal eylemi rasyonel olarak yönlendirme bilgi ve yeteneklerine göre davranırlar.  Rasyonel-yasal otorite tarihsel olarak ileri ve etkili bir otorite formudur.

19 Max Weber (5)  Weber rasyonel-yasal otorite temelindeki bürokrasinin verimliliği artırırken, bireysel özgürlüğü ve yaratıcılığı boğan bir hükmedici güç olduğuna inanır.  Bu durum verimlilik temelinde düzenlenmiş nesnel- objektif yapıların insanların özgürlük ve özerkliğine ilişkin öznel-subjektif arzularıyla çatışabileceğini gösterir.  Bürokratik kontrolün demir kafesine direnen insanlar örgütsel gerilimlere neden olurlar.

20 Emile Durkheim  Emile Durkheim ( ) toplumdaki düzen ve dayanışma ile ilgilenmiştir.  Geleneksel tarım toplumundaki sosyal dayanışmanın yaşam deneyimlerindeki benzerlikten kaynaklandığına inanır.  Buna mekanik dayanışma adını verir.

21 Emile Durkheim (2)  Tarım toplumundan endüstri toplumuna geçişle birlikte, daha karmaşık bir işbölümü gelişir.  Endüstri toplumunda farklı ekonomik roller nedeniyle farklılaşma artar.  Bu durum mekanik dayanışmayı zayıflatır ve sosyal düzeni ve sosyal bütünleşmeyi tehdit eder.

22 Emile Durkheim (3)  Farklılıklar karşıt çıkarlar üretebilir ve sosyal çatışmaya neden olabilir.  Durkheim böyle bir çevrede yeni dayanışma biçimini bağımsızlığa dayandırır.  Bağımsız işbölümü insanların ihtiyaçlarını karşılamak için birbirlerine bağımlı oldukları anlamına gelir.  Bağımsızlığın bu ağı organik dayanışmayı ortaya çıkarır.

23 Emile Durkheim (4)  Tüm sosyal örgütlenme biçimleri sosyal bütünleşme ve dayanışmayı gerektirir.  Bu bütünleşme ve dayanışma türü normatif bir sosyal kontrol türü olarak hizmet eden, örgüt üyeleri arasındaki paylaşılan inanç ve duygulardan kaynaklanan toplu vicdana dayanır.

24 Emile Durkheim (5)  Durkheim’in analizi ve bununla ilgili problemler örgütsel problemlere de uygulanabilir: farklılaşma ve bütünleşmenin çatışan hedeflerini dengelemedeki güçlük.  Tüm örgütler faaliyetlerini bölümlere ayırırlar. Buradaki ilke işbölümü ve uzmanlaşmadır. Bununla birlikte her meslek ve departman bütünleşme problemlerine yol açar.  Bu da örgütteki gerilimlerin bir başka kaynağını oluşturur.

25 Çağdaş Sosyal Teori  Geleneksel sosyal teorideki üç ana bakış açısı çeşitli sosyal olgulara uygulanmıştır.  Bunlar çatışma teorisi, etkileşimcilik ve yapısal fonksiyonalizmdir.

26 Çatışma Teorisi  Sosyolojide sosyal yapıları ve sosyal değişimi anlamak için kullanılan geniş bir bakış açısıdır.  Tüm toplumların gruplar ile sosyal değişim arasında süregelen çatışmayla tanımlanırlar.

27 Buna göre;  Bireyler ırk, etnik, sınıf, din, cinsiyet, meslek ya da bölge temelinde farklı politik çıkarlar geliştirirler.  Sosyal açıdan değerli kaynaklar, kaynakları sağlama ve dağıtma konusundaki çatışma ve rekabet yaratacak kadar kıttır.  Sosyal kurumlar kıt kaynaklara sahip olanların ve kontrol edenlerin çıkarlarına hizmet için örgütlenir.  Kaynaklara sahip olanlar ve olmayanlar arasındaki mücadele dengesizlik-istikrarsızlık-değişim yaratır.

28 Bu bakış açısı örgütlerde;  Politik sistem metaforuna destek sağlar.  Kaynaklara erişebilenler ve kontrol edenler, kaynaklardan yoksun olanlar üzerinde hakimiyet kurabilir.  Tüm örgütlerde bu tür politik çıkarlara dayalı çatışmalar kaçınılmazdır.  Örgüt teorileri bu çatışmaları anlama ve çözme yolları geliştirir.

29 Sembolik Etkileşimcilik  Birey düzeyindeki sosyal etkileşimi analiz eder.  Sosyal düzen sosyal etkileşim sürecinde tayin ettiğimiz yorumlara ve aktardığımız anlamlara bağlıdır.  Söz ve beden dili konusunda paylaşılan-ortak bir anlayış olmadan bildiğimiz anlamda bir sosyal yaşam yoktur. Bu iletişim biçimleri insanların bir sembolik eylemi alırken ve başkalarına aktarırken aynı şekilde anlaşılmasını gerektirir.

30 Buna göre;  Bir kişinin kullandığı sembolik dil ve davranış, onun varsaydığı kimliğe, çalışmakta olduğu ortama dayanacaktır.  Örneğin çalışkan ve bilgili olarak tanınmak isteyen bir öğrenci buna uygun sembolik davranışları gösterecektir.  Genel olarak öğrenci rolüyle, öğretici rolünün sembolik davranışları da birbirinden farklıdır.

31 Bu bakış açısı örgütlerde;  Her bir örgüt ve onun toplumsal fonksiyonu ile ilgili sembollere işaret eder.  Örgütler meşru bir işlemle ilgili olarak sembolleri oluşturmak ve müşterilerine-tüketicilerine iletmek için çalışmalıdır.

32 Yapısal Fonksiyonalizm  Fonksiyonalizm ve işlevcilik Talcott Parsons’ın ( ) çalışmasıyla yakından ilgilidir.  Parsons tüm toplumların ve sosyal örgütlerin yaşamalarını sağlayacak zorunlu fonksiyonlar setini nasıl oluşturduklarını göstermek için sosyal sistem fonksiyonları modelini kullanmıştır.

33 Buna göre;  AGIL olarak kısaltılan dört fonksiyon vardır.  Adaptation-Uyarlanma  Goal setting-Amaç oluşturma  Integration-Bütünleştirme  Latency-Dayanıklılık, gecikme süresi

34  Uyarlanma: sistemlerin ihtiyaç duydukları kaynaklara erişme yollarını gösterir.  Amaç oluşturma: hedeflerin oluşturulmasına ve başarılmasına işaret eder.  Bütünleştirme/Bütünleşme: toplumun üyelerinin ve faaliyetlerinin kaynaşmasını ve koordinasyonunun sağlanmasına işaret eder.  Dayanıklılık/Gecikme süresi: kültür ve değerlerin aktarılması yoluyla sistemin kendini yeniden üretmesi ve desteklemesi yolunu ifade eder.

35 Bu temel fonksiyonlar  Geniş yelpazeye yayılmış örgüt teorilerini ortaya çıkarmıştır.  Uyarlanma: bir örgütün üretim için gerekli kaynaklara erişmek için çevresiyle etkileşim yoluna dikkat çeker.  Amaç oluşturma: belirlenen amaçları başarmak için rasyonel örgüt yapıları oluşturmaya dikkat çeker.

36  Bütünleşme: örgütlerin içindeki bütünleştirme/koordinasyon mekanizmaları ve örgütler arasındaki sosyal dayanışma için gereklidir.  Gecikme süresi: uzun örgütsel ömrü sağlamak için oluşturulan kültürel süreçleri ve sosyalizasyonu kapsar.

37 Parsons’a göre örgütler;  Toplumda belirli fonksiyonları yürütmekten sorumlu kurumlardır.  Ekonomik üretimle uğraşan firmalar uyarlanma fonksiyonuna hizmet ederler.  Hükümet kamu politikaları yoluyla amaç oluşturma fonksiyonunu üstlenir.  Adli yargı örgütleri kanunları gücü yoluyla bütünleşme fonksiyonunu yerine getirir.  Eğitim örgütleri toplumun üyelerini sosyalleştirir, böylece uzun dönemli kültürel istikrara katkıda bulunur.

38 Yapısal fonksiyonalizm  Sosyal örgütlerin görünür fonksiyonlarını ortaya koyar.  Bunlar örgütlerin resmi, açık olarak ifade edilmiş amaçlarına yönelik fonksiyonlarını ifade eder.  Ancak; Merton’a göre bunların bir de gizli fonksiyonları vardır.

39 Örneğin;  Eğitim kurumları toplumun üyelerini yetiştirmek ve eğitmek yanında gizli fonksiyonlara da sahiptir.  Nüfusun büyük bir bölümünü istihdam dışında tutar.  İşsizlik oranını azaltır.  İnsanları bürokratik ve hiyerarşik örgütlerde çalışmaya hazırlar.  İnsanları akademik yeterlilik temelinde sınıflandırır.

40  Cansız güç kaynaklarının (buhar ya da elektrik gibi) kullanımına dayanan makineleşmiş üretim, su ve buhar gücünü üretimde kullanma ve üretim yöntemlerinin geliştirilmesi için bilimden yararlanma  Sanayi Toplumları (kimi zaman yalnızca modern toplumlar olarak adlandırılırlar), daha önceki bütün toplumsal düzen türlerinden son derece farklıdırlar ve bunların ortaya çıkışları, köklerinin bulunduğu Avrupa’nın çok ötesine uzanan sonuçlar doğurmuştur.  Bir alandaki yeni buluş ve yenilikler başka alanlardaki yenilikleri de harekete geçirdiğinden, sanayi toplumlarında teknolojik yeniliklerin hızı, geleneksel toplumsal düzenlere kıyasla son derece yüksektir. Sanayi Toplumunun Genel Özellikleri

41 Sanayi Toplumunun Genel Özellikleri-2  Sanayi toplumlarında çalışan nüfusun büyük bölümü tarım yerine fabrikalar, ofisler ya da dükkânlarda çalışır.  İnsanların yüzde 90’ından fazlası, var olan işlerin büyük bölümünün yer aldığı ve yeni iş imkanlarının yaratıldığı kasaba ve kentlerde yaşamaktadır.  Kentlerde, toplum yaşamı önceye kıyasla daha kişisellik dışıdır (tanınmama ve birincil ilişkilerin yokluğu) ve kent yaşamının ortaklaşa niteliği ağır basar  Büyük şirketler ya da hükümet kurumları gibi büyük ölçekli örgütler, hemen herkesin yaşamlarını etkiler hale gelmiştir.

42 Sanayi Toplumunun Genel Özellikleri-3  Sanayileşme ile birlikte, taşımacılık ve iletişim çok daha hızlı hale geldiğinden, daha bütünleşmiş bir “ulusal” topluluk ortaya çıkmıştır.  Sanayi toplumları, ulus-devletlerin ilk örnekleriydi. Ulus-devletler, geleneksel devletleri birbirinden ayıran belirsiz sınır bölgeleri yerine, birbirlerinden açıkça ayrılmış sınırları olan politik topluluklardır.  Ulus-devlet hükümetleri, kendi sınırları içerisinde yaşayan herkese uygulanan yasaları düzenleyerek vatandaşlarının yaşamlarının pek çok alanında söz sahibi olurlar.

43 Sanayi Toplumunun Genel Özellikleri-4  Sanayi toplumlarında sosyo-ekonomik yapı şöyledir: 1. Ürünler faydalı mallar ve hizmetlerdir. 2. Üretim merkezi modern fabrikalardır. 3. Piyasa yeni dünya, koloniler ve tüketici satın alma gücüne dayanır. 4. Öncü endüstriler imalata dayanır (kimya, makine gibi) 5. Ekonomik yapı mal ekonomisine dayanır (üretim ve tüketimin ayrılması)

44 Sanayi Toplumunun Genel Özellikleri-5  Sosyo-ekonomik ilke: fiyat (arz ve talep dengesi)  Sosyo-ekonomik özne: girişimler (özel sektör, kamu, üçüncü sektör)  Sosyo-ekonomik sistem: sermayenin özel mülkiyeti, serbest rekabet, kar maksimizasyonu  Toplum biçimi: sınıflı toplum (merkezi güç, sınıfları kontrol)  Ulusal hedef: gayrisafi ulusal refah  Hükümet biçimi: parlamenter demokrasi  Sosyal değişimin itici gücü: grevler, işçi hareketleri  Toplumsal problemler: işsizlik, savaş, faşizm  En ileri aşama: yüksek kitlesel üretim  Değerler: maddi değerler, temel insan hakları


"ÖRGÜT SOSYOLOJİSİ 2. DERS(3.Hafta) tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş, örgüt sosyolojisin üç temel teorisyeninin görüşleri ve endüstri toplumunun." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları