Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

YERYÜZÜNDEKİ DİLLER VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. DİLLERİN DOĞUŞU 2. YERYÜZÜNDEKİ DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI 2.1. KÖKENLERİ BAKIMINDAN.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "YERYÜZÜNDEKİ DİLLER VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. DİLLERİN DOĞUŞU 2. YERYÜZÜNDEKİ DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI 2.1. KÖKENLERİ BAKIMINDAN."— Sunum transkripti:

1

2 YERYÜZÜNDEKİ DİLLER VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. DİLLERİN DOĞUŞU 2. YERYÜZÜNDEKİ DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI 2.1. KÖKENLERİ BAKIMINDAN DİLLER 2.2. YAPILARI BAKIMINDAN DİLLER 2.3. TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 2.4. URAL-ALTAY DİL AİLESİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ 2.5. BÜYÜK AİLE TEORİLERİ 3. BÖLÜM SONU SORULARI

3 1. DİLLERİN DOĞUŞU Dilin nasıl doğduğu ve konuşmanın nasıl ortaya çıktığı konusunda dil bilimciler tarafından birtakım teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazılarına göre konuşma, insanın tabiattaki sesleri taklidinden ortaya çıkmıştır. Bazılarına göre ise bütün dünya dilleri tek kaynaktan doğmuştur. Bu ve bunun gibi teorilerin her birinin kendine göre bazı mantıklı gerekçeleri olmakla birlikte dil araştırmaları için gerekli olan metinlerden en eski yazılı belgelerin günümüzden ancak 5500 yıl kadar öncesine ait olması, ilk insanların ise bundan binlerce, belki de milyonlarca yıl önce yaşamış olmaları, dillerin doğuşu hakkında kesin bir yargıya varılamayacağını gösteriyor.

4 Dillerin doğuşu ile ilgili kabul gören bazı kuramlar aşağıda yer almaktadır : 1.1. YANSIMA KURAMI Bu kurama göre ilk dilsel öğeler, doğadaki kimi sesleri taklit etme/ yansıtma yoluyla oluşmuştur: çıt (çıtırtı), şar (şarıltı), şır (şırıltı), pat (patırtı), vb. Hayvan sesleri de bunlar arasında yer alır: hav (havlamak),me (melemek), miyav (miyavlamak), gıdak (gıdaklamak) vb. Ses taklidine/ yansımasına dayalı sözcüklerin bütün dillerde var olması, bunun ortak bir eğilime dayandığını göstermektedir ÜNLEMLER KURAMI Kimi dilbilimcilere göre ise ilk dilsel öğeler, insanların çeşitli olaylar karşısında çıkardıkları ünlemlerdir: ah, vah, oh, of vb. Belirli duygu durumlarını da yansıtan bu ünlemler sonradan sözcüklere dönüşmüş, birtakım kavramları karşılamaya başlamıştır.

5 1.3. İŞ KURAMI Bu kuramı savunanlar, dillerin doğuşunda insanların birlikte iş yapmalarının, ortak çalışmalarının etkili olduğunu öne sürmektedirler. Çalışmayı, insanda düşünme ve konuşma yeteneğini uyandıran temel etken olarak görüp ilk insan seslerini bununla ilişkilendiren bu kuramcılara göre, toplu hâlde iş yaparken işi kolaylaştırmak amacıyla çıkarılan ritmik sesler zamanla anlam kazanmış ve dillerin doğuşunu hazırlamıştır.

6 Kutsal kitaplarda da dillerin doğuşu ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Tevrat, dilin ortaya çıkışı konusunda en geniş bilgiyi veren kutsal kitaptır. Tevrat’a göre tüm varlıkların adlarını ilk insan koymuş ve bu isimler onun koyduğu gibi kalmıştır. Onun koyduğu bu isimlerle de ilk dil ortaya çıkmıştır. İlk insanın konuşmayı nasıl öğrendiği, varlıklara nasıl isim koyduğu hususunda Hristiyan âlimlerin Tevrat’taki bilgileri esas almasıyla birlikte, İncil’de daha çok kelam üzerinde durulur. Hristiyanlıkta kelama büyük bir önem verilmektedir. Burada geçen kelam farklı şekillerde yorumlansa da sözle yani dille ilişkisi kurulabilir. Kur’an-ı Kerim’de ise diğer kutsal kitaplarda olduğu gibi ilk insan olan Âdem’e eşya isimlerinin öğretildiğinden bahsedilir. Ancak diğer kutsal kitaplardaki bilgilere ek olarak Kur’an-ı Kerim’de Âdem’e bu isimleri Allah’ın öğrettiğinden söz edilir. Buradan hareketle varlıklara ilk kez Allah’ın ad koyduğu ve bunları Âdem’e öğrettiği söylenebilir.

7 Dillerin doğuşu ile ilgili efsane olarak nitelendirilebilecek bazı bilgiler de şöyledir: Çin efsanesine göre bir su kaplumbağası sırtındaki çizgili şekillerle imparatorun önüne çıkmış ve ona yazıyı öğretmiştir. Babillere göre ise yarı insan yarı balık olan bir deniz canavarı sudan çıkarak insanlara yazıyı öğretmiştir. Hint Mitolojisine göre de baş tanrı Brahma kendi görünüşlerinden bir tanesi olan Vac aracılığı ile hem dünyayı hem de içindeki varlıkları yaratmıştır. Hintlilere göre yıldırımın sesi Vac’ın sesidir. Vac aynı zamanda insan dilinin de tanrısıdır. Bu bakımdan söz, yani ses ebedîdir.

8 2. YERYÜZÜNDEKİ DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI Bugün dünyada kaç dilin konuşulduğu, bunlardan kaçının anadili olduğu konusunda kesin bir sayı ortaya konulamamaktadır. Hâlen yazı dili durumuna gelmemiş dillerin bulunması, kimi dillerin henüz yeterince işlenip incelenmemesi, lehçelerin ayrı bir dil sayılıp sayılamayacağı konusunda görüş birliğine varılamaması gibi nedenler, buna ilişkin kesin bir sayının verilmesini güçleştirmektedir. Bununla birlikte, yeryüzünde konuşulan dil sayısının kadar olduğu tahmin edilmektedir.

9 Dünyada en çok konuşulan 5 anadili ise şöyle sıralanabilir: Çince (1 milyar 300 milyon kişi), İngilizce (427 milyon kişi), İspanyolca (266 milyon kişi), Hintçe (260 milyon kişi), Türkçe (220 milyon kişi).

10 DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI Yeryüzündeki diller söz dizimi, zaman, yapı, canlı olma – ölü olma, kaynak olma ve türeme, edebî dil, konuşma dili gibi çeşitli prensiplere göre sınıflandırılmaktadır. Biz burada dilleri yapı ve köken akrabalığına göre sınıflandırma geleneğine uyarak iki başlık altında inceleyeceğiz:

11 2.1. KÖKENLERİNE GÖRE DİLLER Akrabalıklarının saptanmasında o dillerin ses yapısı, şekil yapısı, cümle yapısı, köken bilgisi ve ortak kelimeleri bakımlarından benzerlikleri araştırılır. Bir dil ailesindeki dillerin kökenini oluşturan ana dile ait metinler pek bulunmasa da, gruptaki diller arasında yukarıda sayılan noktalar bakımından benzerliklerin bulunması, zamanla birbirinden uzaklaşan dillerin, bilinmeyen bir yerde ve zamanda konuşulan ana dilden ortaya çıktığını göstermektedir. Bir ana dile ait metinler olmasa bile, bu ana dilin birçok özelliğini, kendisinden türeyen, ailedeki dilleri birbirleriyle karşılaştırarak tespit etmek mümkündür.

12 Dil ailesi ifadesi, dillerin köken akrabalığını belirtmeye yarar. Bu terim, akraba dilleri konuşan milletlerin aynı soydan geldikleri anlamını taşımaz. Aynı soydan gelen ve dilleri akraba olan milletler bulunduğu gibi, ırk bakımından birbirleri ile hiçbir ilişkisi bulunmayan fakat aralarında kültür ilişkisi ve kültür bağı görülen milletler de vardır. Nitekim, Hint – Avrupa dil ailesi içinde yer alan diller, birbirleri ile soy bağı bulunmayan birçok millet tarafından konuşulmaktadır. Bu diller herhangi bir soy ve ırk birliğine bağlı olmaksızın, temelde ortak bir ana dile dayanan, birbirinden türemiş; fakat zaman içinde değişip başkalaşmış olan dillerdir. Fransız ve Rumen dillerinin Latinceden türemiş olmaları gibi.

13 Aynı dil ailesinden gelen diller arasındaki akrabalık da derece derecedir. Bir ana dilin ayrı ayrı kollarından gelen diller, İngilizce ile Farsçada olduğu gibi uzak akrabalardır. Aynı ana dilin aynı dalından gelen kollar ise Almanca ve İngilizcede olduğu gibi yakın akrabalardır. Köken akrabalığına dayanan belli başlı dil aileleri şunlardır:

14 Hint-Avrupa Hami- Sami Dilleri Çin-Tibet Dilleri Bantu Dilleri Ural-Altay Dilleri Kafkas Dillleri

15

16 HİNT –AVRUPA DİL AİLESİ Asya ve Avrupa kıtalarında konuşulup yazılan geniş bir dil ailesidir. Biri Avrupa’da diğeri Asya’da olmak üzere iki büyük kolu vardır.

17 Avrupa Kolu Germen dilleri: Almanca, Felemenkçe (Hollanda, Belçika, Güney Afrika'da kullanılan resmî dildir), İngilizce ve İskandinav dilleri (Norveççe, İsveççe, İzlandaca, Danca) Roman (Latin) dilleri (Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Rumence) Slav dilleri (Rusça, Bulgarca, Sırpça, Lehçe) Yunanca, Arnavutça, Keltçe, Litvanca Asya Kolu Hintçe Farsça Ermenice Ölü diller: Avesta (Farsçanın bir kolu), Hititçe, Toharca.

18 HAMİ-SAMİ DİLLERİ AİLESİ Güneybatı Asya’yı kuzeybatı Afrika’ya bağlayan geniş bölgede eski çağlardan beri konuşulan bir dil topluluğudur. Hami ve Sami olmak üzere iki kolu vardır.

19 Sami Kolu Arapça Akadca İbranice Süryanice Hami Kolu Mısır, Orta Afrika’da (Habeşistan- Etiyopya) ve Kuzey Afrika’da konuşulmakta olan diller bu gruba girmektedir. Eski Mısır dili Kıpti dili Habeş dilleri

20 BANTU DİL AİLESİ Bantu dil ailesi Afrika’nın Sahraaltı Afrika denen orta ve güney bölgelerinde yaşayan Bantulular tarafından yaygın olarak konuşulan Svahili, Zulu, Çuana Kongo, Mongo, Gonda vb. dillerden oluşur. Bu ailenin en çok tanınan dili Kenya, Uganda, Tanzanya ve Kongo’da 15 milyon kişi tarafından konuşulan Svahili’dir.

21 KAFKAS DİLLERİ Abhaz Çerkez Çeçen Lezgi Gürcü Laz Dilleri Bu dillerde ses sistemleri ve iç yapıları bakımından öteki dil ailelerine göre büyük farklılıklar vardır.

22 ÇİN-TİBET DİL AİLESİ Çince, Tibetçe, Tayland dilleri, Burmaca bu gruba giren dillerdendir. Kalabalık bir insan kitlesi tarafından konuşulup yazılan büyük bir dil ailesidir URAL-ALTAY DİL AİLESİ Bu gruba giren dilleri diğer ailelerden ayıran en önemli özellik kök-ek sistemi ve ünlü uyumlarıdır. Ural ve Altay kolu olmak üzere iki kola ayrılır.

23

24

25 URAL KOLU 1. Fin –Ugor kolu Fince, Lapça, Macarca, Ugorca. 2. Samoyed kolu Samoyed dilleri (Sibirya'da yaşayan Samoyed halkının dilidir)

26 ALTAY KOLU Türkçe, Moğolca, Mançuca (Kuzey Çin'de konuşulan dil), Tunguzca (Sibirya, Moğolistan ve Mançurya'da konuşulan dil), Korece (?), Japonca (?) Altayistik çerçevesindeki çalışmalarda Korece ve Japoncanın da bu dil ailesinden olduğu düşünülmektedir. Korecenin Altay dilleriyle akrabalığına kesinleşmiş gözüyle bakılmakla birlikte Japoncanın akrabalığı henüz kesinleşmemiştir. Bu diller arasında birbirine en yakın iki dil Türkçe ve Moğolcadır.

27 2.2.YAPILARI BAKIMINDAN DİLLER Dillerin sınıflandırılmasında kullanılan bir diğer önemli yöntem, yapı bakımından sınıflandırmadır. Dünya dilleri yapıları bakımından başlıca üç gruba ayrılır: 1. Tek heceli (Yalınlayan) Diller 2. Bükümlü (Çekimli) Diller 3. Eklemeli (Bağlantılı, Kaynaştıran) Diller

28 TEK HECELİ DİLLER Bu gruptaki dillerde, kelimeler, bir heceden oluşmaktadır. Bu dillerde kelimenin görevi cümle içindeki sırasından ve vurgusundan anlaşıldığı için çok zengin bir vurgu ve tonlama sistemi vardır. Kelime çeşitleri özel seslerle ayırt edilmediği için aynı kelime yerine göre hem isim, hem sıfat, hem fiil, hem edat olabilmektedir. Sözcükler ek almadan, büküme (çekime), değişime uğramadan kalmaktadır. Yani cümleler tek heceli kelimeler sırasından ibarettir. Bizim dilimizde eklerin yardımı ile ifade ettiğimiz anlamlar, bu gruba giren dillerde kelimelerin cümledeki yerlerinde, başka bir kelime ile ifade edilmekte veya kelimelerin birbiriyle olan anlam ilişkisinden çıkarılmaktadır. Kelimeler tek heceli olduğu için birbirine benzemekte ve okumayı zorlaştırmaktadır. Bu zorluk konuşma sırasındaki vurgu sistemi ile aşılmaktadır. Çince ve Tibetçe bu grubun tipik dillerindendir. Bazı Himalaya ve Afrika dilleriyle Endonezya dilleri ve Vietnam dili de bu gruba dahil edilir.

29 Örnekler "Dien sı çi" elektrik görme cihaz televizyon "Vo yav kan şu" Ben istemek bakmak kitap Ben kitap okumak istiyorum

30 BÜKÜMLÜ (ÇEKİMLİ) DİLLER Bükümlü (çekimli) dillerde de kelime kökleriyle ekler vardır. Fakat yeni kelimeler türetilirken veya çekim yapılırken kelime kökünde değişiklikler olur. Bu gruba giren köklerde kelime kökleri hep aynı şekilde kalmaz. Kelime kökleri, hem kelime türetiminde kavramı karşılarken hem de çekimleme durumunda değişikliğe uğrar. Hatta zaman zaman kelimenin kökünü bulmak imkânsız olabilir. İngilizce, Almanca, Arapça bu grubun tipik örneklerindendir. İngilizce "uzanmak" lie / lay / lain "yapmak" do / did / done "gitmek" go / went / gone Almanca "atmak, fırlatmak" werfen / warf / geworfen Arapça "yazmak" ketebe kitab, katib, mektub, mekteb, üktüb, yektübü

31 EKLEMELİ (BAĞLANTILI, KAYNAŞTIRAN) DİLLER Bu dillerde tek veya çok heceli kelime kökleriyle ekler vardır. Türetme veya çekim sırasında kökte bir değişme olmaz. Köklerle ekler birbirinden kolaylıkla ayrılabilir. Önden eklemeli (prefix), ortadan eklemeli (infix) ve sondan eklemeli (suffix). Türkçe, Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Macarca, Fince ve Samoyetçe bu gruba giren dillerdendir. Bu gruba giren dillerin en önemli özelliği ek dediğimiz görevli parçaların kelimelere baştan veya sondan eklenmesiyle kavramlara karşılık bulunmasıdır. Türetme dediğimiz yeni kelime yapma işleminde kelime kökleri değişmez. Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir. Yeni ekler ulandığında kökte bir değişiklik olmaz. Türkçeye yabancı dillerden giren bazı sözcük köklerine de ekler getirilerek yeni sözcükler türetilir.

32 Bu gruba en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay dilleri, (Moğolca, Mançu-Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer. göz+le+m+ci örneğinde üç farklı ek köke eklenerek üç farklı kelime türetilmiştir. Kökte bir değişiklik olmamaktadır. Bazı örnekler aşağıda verilmiştir: Göz- cü “gözcü” Göz - lük - çü - lük “gözlükçülük” Göz - le - mek “gözlemek” Göz - cü - lük “gözcülük” Okul- laş - ma (oranı) “okullaşma” Karar- laş- tır- ıl- mak “kararlaştırılmak” Baş- la-t- mak “başlatmak” vb.

33 2.3. TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ Türkçe, dünya dilleri arasında yapı yönüyle sondan eklemeli diller grubunda; köken bakımından da Ural – Altay dil grubunun Altay dilleri ailesinde yer almaktadır. Ural – Altay dilleri, diğer dil aileleri gibi sağlam bir aile oluşturmazlar. Bu gruptaki diller arasındaki yakınlık, köken akrabalığından ziyade yapı yönüyle benzerlik şeklinde ortaya çıktığı için sınıflandırmanın dil ailesi yerine dil grubu olarak yapılması görüşü benimsenmektedir. Ural Grubu Dilleri konusunda derinlemesine yapılan araştırmalar, bu gruptaki dillerin akrabalığını kesinleştirmektedir.

34 Doerfer, Nemeth, Bang, Clauson gibi bilginler, Altay dil ailesine giren dillerin köken akrabalığından ziyade kültür akrabalığı üzerinde dururken Menges, Poppe, Räsänen ve Ramstedt gibi bilginler araştırmalarına dayanarak bu diller arasındaki köken akrabalığını ispatlanmış sayarlar. Son yıllarda Altayistik başlı başına bir araştırma alanı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Ural – Altay dilleri teorisi ve Altay dilleri teorisi hakkındaki araştırmalar geliştikçe bu konuda daha detaylı ve tutarlı bilgilere ulaşılacaktır.

35 2.4. URAL- ALTAY DİL AİLESİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ 1838 yılında Estonyalı bilgin Ferdinand Johann Wiedemann, Ural-Altay dil ailesinin ortak özellikleri üzerinde çalışmış ve bu dil ailesinin Hint-Avrupa dillerinden farklı özelliklerini aşağıda verilen 14 maddede toplamıştır: 1. “Ses uyumu” bu dillerin en başta gelen özelliğidir. 2. Sözcüklerde gramatikal cinsiyet yoktur. Yani sözcükler eril ve dişil diye ayrılmaz. Örneğin Arapçada müdür (eril), müdire (dişil); İngilizcede she (dişil), he (eril). 3. Sözcüğün başına yazılan, Arapçadaki “el” ya da İngilizcedeki “the” gibi belirtme edatları yoktur. 4. Ural-Altay dil ailesindeki dillerin hepsi eklemeli (bağlantılı) dillerdendir. Türetme ve çekim eklerle yapılır. Sözcük kökünde değişme olmaz. 5. İsimler iyelik ekleriyle çekimlenir: his father=onun babası 6. Fiil şekilleri zengindir. 7. Hint Avrupa dillerindeki ön-ek yerine son-ek kullanılır: bi-günah=günahsız. 8. Sıfatlar isimlerden önce gelir: Güzel çocuk

36 9. Sayı sözlerinden sonra çokluk eki kullanılmaz. Yedi cüceler, kırk haramiler gibi örnekler istisnadır. 10. Karşılaştırma +dAn ekiyle yapılır: bal-dan tatlı. 11. Yardımcı fiil olarak i- kullanılır: öğrenciydi. 12. Ural-Altay dillerinin çoğunda olumsuz hareket için ayrı fiil vardır. 13. Soru eki bulunmaktadır. 14. Bağlar yerine fiil şekilleri kullanılır. Bu özelliklerin, Türkçenin içinde yer aldığı dil ailesine bağlı diğer diller içinde, geçerli olduğu anlaşılmaktadır.

37 Ural ve Altay dillerin akrabalığı bugün için aşağıdaki benzerliklere dayanmaktadır: 1. Her ikisi de eklemeli dildir. Yani her iki kolda da sözcük yapısı aynıdır. 2. Bu dillerin tümce yapıları da birbirinin aynıdır. 3. Bu dillerde ünlü uyumu da ortak özellik olarak kendini gösterir. 4. Räsänen'e göre, ünlü bolluğu ve ünsüz seyrekliğiyle sözcük başında ünsüz yığılışmasının bulunmaması da Ural-Altay dillerinin ortak özelliğidir. 5. Ural-Altay dillerinde bazı eklerin hem eylemlerde çekim eki hem de sözcük türetmede yapım eki gibi kullanılması da önemli bir benzerliktir. 6. Bu diller arasında sözcük benzerliklerine ve eşliklerine de rastlanmaktadır: FİNCE TÜRKÇE Min Ben SinSen

38 URAL-ALTAY DİL AİLESİ ÜZERİNE YAPILAN İLK ÇALIŞMALAR Ural-Altay dil ailesinin varlığı kesinleşmediğinden henüz bir teori konumundadır. Bu alanda ilk çalışan kişi olarak İsveçli subay Strahlenberg gösterilir. İsveç ve Rusya arasındaki bir savaşta Ruslara esir düşen subay Sibirya bölgesinde Tobolsk şehrine sürgün edilmiştir. Sürgünde bulunduğu 10 yılı aşan sürede Sibirya hakkında çeşitli çalışmalar yapmıştır. Özellikle Rus çarına sunduğu Sibirya ve Orta Asya haritası ile dikkatleri çekmiştir. Rusya tarafından araştırma yapması için Tobolsk’a gönderilen Messerschmidt’in yanına yardımcı olarak verilmiştir. Ülkesine dönünce “Asya ve Avrupa’nın Kuzey ve Doğu Kısımları” adıyla bir kitap yayımlamıştır. Bu kitapta rus tarihi ve kültürü, söz konusu coğrafyadaki halklar ve onların dilleri konu edilmiştir. Türkoloji açısından önemli kılan özelliği ise Türklerden kalan mezar taşları ve yazıtlardan söz etmesi, bu taşların çizimlerinin verilmesidir. Bunlar Yenisey yazıtlarıdır. Yenisey yazıtları hakkında ilk bilgileri vermesi bakımından Strahlenberg ve eseri önemlidir. Eserde Türk dilleri arasında Yakutça ve Çuvaşçadan da bahsedilmiştir.

39 Strahlenberg, eserinde Ural-Altay kavimlerinin konuştuğu 32 dil Tatar adı altında toplamış ve bu dilleri 6 gruba ayırmıştır. 1. Fin-Ugor 2. Türk-Tatar 3. Samoyed 4. Moğol-Mançu 5. Tunguz 6. Karadeniz ve Hazar denizi arasındaki halklar. Strahlenberg’in yaptığı bu tasnif, 19. yüzyılın ortalarına kadar kullanılmıştır. Ayrıca eserinde kelimelik bir Moğolca sözlüğe de yer vermiştir. Strahlenberg, eserinde bu eseri oluşturan malzemeyi Messerschmidt’le birlikte topladıklarını, ancak; ondan haber alamadığından bu eseri kendisinin yayımladığını belirtmiştir.

40 Messerschmidt’in Strahlenberg ile yaptığı araştırmanın ( ) notları ise 240 yıl sonra Doğu Berlin’de “Akademia-Verlag” yayını olarak 5 cilt halinde yayımlanmıştır. Onun notlarının Türkoloji açısından önemi, Yenisey yazıtları hakkında bilimsel nitelikli bilgi veren ilk yayın olmasıdır. Messerschmidt’in eserini Saadet Çağatay Türkçeye çevirip yayımlamıştır. Aslında Yenisey yazıtlarının varlığı 13. yüzyıldan beri bilinmekteydi. İlhanlı tarihçisi Cüveynî, "Tarih-i Cihan-Güşa" adlı eserinde Orhun harfleriyle kayalara kazınmış Türk kitabelerinden söz eder. Orhun harfli yazılı taşlardan bahseden başka yazarlar da olmuştur.Ancak bunları kitap hâline getirip ilim aleminin dikkatine sunan kişiler Strahlenberg ve Messerschmidt olmuştur. Özelikle Strahlenberg’in eserinde yaptığı tasnif ve karşılaştırmalarda hiç farkında olmadan Ural-Altay araştırmalarının öncüsü olmuştur. Kendisinden sonra Yenisey bölgesinde birçok yazılı taş bulunmuştur. 1889’da bir Rus heyetinin başındakiYadrintsev ilk Orhun abidesini (Kül Tigin) bulur. Hemen sonra 1 km mesafedeki ikinci abideyi (Bilge Kağan) bulur. Tonyukuk Abidesi ise 1897’de diğer abidelerin 360 km doğusunda botanik bilimci Yelizaveta Klements tarafından bulunur.

41 Ural-Altay dilleri Ural ve Altay olarak iki gruba ayrılır.Bu gruplandırmayı ilk yapan Wilhelm Schott’tur. Schott, Ural Altay dillerini şöyle gruplandırır ve bunlara Altay veya Çud-Tatar dilleri adını verir. 1. Çud dilleri: Fin-Ugor dilleri 2. Tatar dilleri: Türk, Moğol, Tunguz dili. Schott, çalışmalarıyla daha çok bir Altayist; Altay dil grubuna dahil edilen diller arasındaki yakınlıkları tespit etmeye çalışan biri olarak tanınmıştır. Tatar dilleri üzerine yazdığı eserinde Türk, Moğol, Tunguz dillerinin akrabalık derecesini tespit etmeye çalışmış, gerektikçe Fin-Ugor dilleriyle de karşılaştırmıştır. Sonuçta Altay dillerinin en karakteristik fonetik özelliği olan Türkçe /z/ = Çuvaşça /r/, Türkçe /ş/ = Çuvaşça /l/ ses denkliklerini ortaya koymuştur.

42 Türkçe ÇuvaşçaAnlam tuz tıvar"tuz" kız hir "kız" buz pir"buz" tiş şil"diş" yaş sul "yıl"

43 Schott bu tespitlerin Altay dilleri içinde yer alması gerektiğini, Türkçenin ana Türkçeden kopan bir kolu olduğunu ortaya koymuştur. Çuvaşça bu özelliği ile Moğolca ve Tunguzcayla birleşmektedir. Bu denkliği Ramstedt geliştirmiştir. Finlandiyalı dil bilgini Castrén, Sibirya’ya yaptığı gezide Türk dilleri üzerinde de durmuş; Kızıl, Sogay, Beltir, Kaça, Koybal, Soyot ve Karagaslar hakkında bilgi toplamıştır. 1888’de yayımladığı kitap, Karagas ve Koybal diyalektleri üzerine yazılmış ilk gramer kitabıdır. Castren, Ural- Altay dil çalışmalarını doğru yönlendirmiş, filolojiye yeni bir düzen getirmiştir. Filolojinin kurucusu sayılır. Castrén’in 1850’de yayımladığı “Altay Dillerinde Zamir Ekleri” adlı çalışması önemlidir. Bu dillerin hepsine Altay adını verir ve 5 gruba ayırır: 1. Fin –Ugor 2. Samoyed 3. Türk-Tatar 4. Moğol 5. Tunguz dili

44 Castrén eserinde Fincedeki zamir sistemiyle diğer Altay dillerindeki zamir sistemini karşılaştırmış, bu dil ailesine giren dillerde kişi zamirleri ve ekleri bakımından benzerlik ortaya koymaya çalışmıştır. Castrén bu amacına ulaşmış; ancak Ural-Altay dillerinin akrabalığını kesinleştirememiş; hatta bu dillere akraba gözüyle bakılamayacağını ileri sürmüştür. Schott da bu iki grup arasında benzerlik göremiyordu. Ural-Altay dil ailesinin Ural ve Altay dilleri olarak anılması ve böyle gruplandırılması bu iki bilim adamının çalışmalarının sonucudur.

45 ALTAY DİLLERİ TEORİSİ Altay dil grubunu oluşturan dillerin (Türk, Moğol, Mançu-Tunguz, Kore ve Japon dilleri) ortak bir kaynaktan geldiği görüşünü savunan ve bunu tespit etmeye çalışan teoriye Altay Dilleri Teorisi denir. Söz konusu ortak kaynak farazi bir dildir ve Altayistler bu dile Altayca adını vermiştir. Karşılaştırmalı Altay dilleri bilim alanına Altayistik bu bilim dalıyla uğraşan bilim adamına ise Altayist denir.

46 İLK ALTAYİSTLER Ramstedt, karşılaştırmalı Altay dil ekolünün kurucusu Finli bir bilim adamıdır. Ramstedt bütün Altay dillerine hakimdir. Önce Fin-Ugor sonra Moğol ve Türk dilleri üzerinde durur. Aynı zamanda Mongolistik biliminin kurucusudur. Moğol diyalektolojisi üzerine pek çok çalışması vardır. Bu alanda verdiği en önemli eseri Kalmukça sözlüktür. Daha sonra ise karşılaştırmalı çalışmalara yönelmiştir.özellikle Moğolca ve Türk dilindeki paralellikler üzerinde durur. Ramstedt Türk diyalektlerinden birçoğu üzerinde çalıştı. Altay dillerini ortak bir atadan yani ana Altaycadan getirdi. Bu konuda yazdığı “Altay Dilbilimine Giriş” adlı eseri ölümünden sonra basıldı. Üç bölümden oluşan bu eser Türkçe, Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecenin ses ile şekil yapılarını karşılaştırmalı olarak işlemiştir. Ramstedt’e göre Ana Altaycanın dört diyalekti vardır. Ana Türk dili ve Ana Kore dili asıl dil grubunun güney, Ana Moğolca ve Ana Mançu- Tunguzca ise kuzey kısmını oluşturmaktadır. Ramstedt, Schott’un Türkçe ve Moğolca için bulduğu denkliği geliştirerek, Çuvaşçanın bu özelliği ile Moğolcanın yanında yer aldığını Ramstedt tespit etmiştir. Yani Çuvaşçada olduğu gibi Moğolcada da /r/ ve /l/ nin Türkçe /z/ ve /ş/ ye denk geldiğini ilk kez Ramstedt fark etmiştir. Bu tespitten sonra hangi sesin asli yani hangisinin daha eski olduğunu araştırmıştır. Başlangıçta Türkçenin daha eski olduğunu, daha sonra ise Moğolcanın daha eski olduğunu savunmuştur.

47 Ramstedt, Altay dilleri arasında başka ses denkliklerine de yer vermiştir. Ramstedt’in Altay dilleri konusundaki teorisini devam ettirip geliştirenler arasında en önemli isimler olarak onun öğrencileri Pentti Aalto ve Nicholas Poppe sayılabilir.

48 Ramstedt’in görüşünü kabul edip destekleyenler de vardır. Bunlar arasında Kotwicz, Vladimirtsov, Pritsak, Menges, Baskalov, Gombocz, Nemeth sayılabilir. Bunlardan Macar Türkolog Gombocz Altay dillerini karşılaştırmalı çalışmalarla incelemiştir. Ayrıca onun Volga Bulgarcasından Macarcaya geçen sözcükleri tespit ettiği çalışması da önemlidir. Nemeth ise önceleri Türk ve Moğol akrabalığına şüphe ile bakarken daha sonra Altay dillerini dört evrede ele almıştır: 1. Soy akrabalığı 2. Karşılıklı Çuvaş-Moğol tesirleri devresi 3. Karşılıklı Türk Moğol tesirleri devresi 4. Yakutçanın Moğolcadan ödünçlemelerde bulunduğu devir. Tarihte Çuvaş-Moğol devresi hiçbir zaman bulunmadığından bu açıklama kabul edilemez.

49 ALTAY DİL BİRLİĞİNİ KABUL ETMEYENLER VE BU KONUDA ÇEKİMSER KALANLAR Bu teoriye karşı olan Türkologlar arasında başı çekenler. İngiliz Sir Gerard Clauson, Alman Gerhard Doerfer ve Rus Alexsandr Mihayloviç Şçerbak’tır.Clauson ve Doerfer’e göre Bu diller arasındaki ortak unsurlar bir dilden diğerine geçen eski alıntı sözcüklerdir. Alıntılamalar, Türkçeden Moğolcaya, Moğolcadan Tunguzcaya doğru olmuştur. Ayrıldıkları nokta alıntılamanın tarihlendirilmesidir. Altay dillerinin akrabalığı konusunda çekimser kalanlar ise Louis Ligetti, Johannes Benzing, D. Sinor, Karl Grönbech’tir. Samuel E. Martin’in 1966 ve 1996 yıllarındaki iki çalışması ve Roy Andrew Miller’in 1971’deki çalışması sonucunda Japonca Altay dilleri arasında gösterilir olmuştur. Ancak bu konudaki çalışmalar bununla sınırlı kalmıştır.

50 TÜRKİYE’DEKİ ALTAYİSTLER Ahmet Temir, Osman Nedim Tuna, Talat Tekin, Tuncer Gülensoy Türkiye’de Altayistlikle ilgilenen bilim adamlarıdır. Bunlar içinde en çok yayın yapan ise Talat Tekin’dir. Altay dil teorisi üzerine birçok çalışma yapılmış, ancak bu dillerin akrabalığı kanıtlanamamıştır. Hint-Avrupa dilleri üzerine yapılan çalışmalarla karşılaştırıldığında bu çalışmaların yeterli olgunlukta olmadığı görülür.

51

52 2.5. BÜYÜK AİLE TEORİLERİ NOSTRATİK TEORİSİ Nostratik Teorisi altı dil ailesinin aynı kökten çıktığını ve dolayısıyla bir “büyük aile” (süper family, macrofamily) oluşturduğunu kabul eder. Bu altı dil ailesi şunlardır: Hami-Sami, Kartvel, Hint- Avrupa, Ural, Altay, Dravid. Nostratik terimini ilk olarak 1903 yılında yazdığı Türkische Lautgesetze adlı makalesinde Danimarkalı dilbilimci Holger Pedersen kullanmıştır. Hint-Avrupa dilleriyle bağlantılı dillerin konu edildiği bu makalede kullanılan Nostratik terimi Latincedeki "nostrates" (bizim ülkenin insanları) sözcüğünden gelmektedir. 1960'lı yılların başlarında Sovyet dilbilimci Vladislav İlliç-Svitıç tarafından hipotez geliştirilerek teoriye dönüştürülmüştür.

53 İlliç-Svitıç Hami-Sami, Kartvel, Hint-Avrupa, Ural, Altay, Dravid dilleri üzerindeki benzerlikler üzerinde durmuştur. Nostratik dillerin ortak sözlüğü için çalışmalarını sürdüren İlliç-Svitıç projesini tamamlayamadan 1966’da yaşamını yitirmiştir. İlliç-Svitıç'ın çalışmaları daha sonra Vladimir Dıbo tarafından Opıt Sravneniya Nostratiçeskih Yazıkov adıyla 1971, 1976 ve 1984 yıllarında üç cilt halinde yayımlanmıştır. Aron Dolgopolski, Sergey Starostin ve Vladimir Dıbo gibi bilim adamları bu alandaki çalışmalarına devam etmişlerdir.

54 AVRASYATİK TEORİSİ Joseph H. Greenberg tarafından kurulan bu teori, Hint-Avrupa, Ural, Altay, Gilyak, Kore-Japon- Aynu, Çukça ve Eskimo-Aleut dil ailelerinin bir büyük aile oluşturduğunu kabul eden teoridir. Amerikalı dil bilimci Joseph H. Greenberg Afrika ve Amerika yerli dil ailelerini, dağınıklıktan kurtarıp az sayıda büyük dil ailelerine ayıran çalışmalarıyla tanınmıştır.

55 1963’te yazdığı ünlü eseri The Languages of Africa’da kendisinden önce düzinelerce dil ailesine bölünen Afrika dillerini sadece dört aileye ayırır: 1. Hoysan (Güney Afrika) 2. Nijer-Kordofan (Merkezî ve Güney Afrika) 3. Nil-Sahra (Merkezî Afrika) 4. Afro-Asyatik (Kuzey Afrika) Joseph H. Greenberg Indo-Europan and Its Closest Relatives- The Eurasiatic Language Family, Volume I. Grammar adlı eserinde Avrasyatik ailesini oluşturan yedi dil ailesindeki ses biçim özelliklerini karşılaştırarak ortak yönlerini ortaya koyar.

56 Nostratik ve Avrasyatik teorisi aslında iç içe geçen ve birbirine yakın olan iki teoridir. Merrit Ruhlen, teoriler hakkındaki son görüşleri esas alarak yaptığı sınıflandırmada iki teorinin iç içe oluşunu şöyle gösterir: Afro-Asyatik Kartvel Elam-Dravit Nostratik Hint-Avrupa Ural-Yukagir Altay Kore Japon Avrasyatik Aynu Gilyak Çukçi-Kamçatka Eskimo-Aleut

57 3. BÖLÜM SONU SORULARI 1. Aşağıdakilerden hangisi eklemeli diller grubunda yer alır? a. Arapça b. İngilizce c. Almanca d. Çince e. Japonca 2. Aşağıdakilerden hangisi Ural-Altay dil ailesi içinde yer almaz? a. Türkçe b. Fince c. Korece d. Moğolca e. Çince

58 3. I. Ünlüler yönünden zengindir ve ünlü uyumları vardır. II. Sözcüklerde gramatikal cinsiyet yoktur. III. Sözcük kökleri, ekler getirildiğinde değişmez. IV. Sözcük vurgusu genellikle son hecededir. V. Asıl unsur (tamlanan) önce, yardımcı unsur (tamlayan) sonra gelir. Yukarıdaki numaralı belirlemelerden hangisi, Türkçenin özelliklerinden değildir? a. I b. II c. III d. IV e. V 4. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde F. Wiedemann tarafından tespit edilen Ural-Altay dil ailesinin özellikleri doğru olarak verilmiştir? a. Ses uyumu yoktur. b. Sözcüklerde gramatikal cinsiyet yoktur. c. İyelik ekleri kullanılmaz. d. Soru eki yoktur. e. Bu dillerin hepsi eklemeli dillerdir.

59 5. Dillerin yapı ve köken itibariyle yapılan sınıflamasında, yapı ve köken bakımından Türkçenin dahil olduğu gruplar, aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğru olarak verilmiştir? a. Bükümlü Diller- Kafkas Dil Ailesi b. Eklemeli Diller - Ural Dil Ailesi c. Tek Heceli Diller- Çin-Tibet Dilleri Ailesi d. Eklemeli Diller- Altay Dil Ailesi e. Bükümlü Diller - Altay Dil Ailesi 6. Ural ve Altay dillerinin akrabalığı bugün için bazı benzerliklere dayanmaktadır. Aşağıdaki seçeneklerin hangisi bu benzerlikler arasında yer almaz? a. Her ikisi de eklemeli dildir. Yani her iki kolda da sözcük yapısı aynıdır. b. Bu dillerin tümce yapıları da birbirinin aynıdır. c. Bu dillerde ünlü uyumu da ortak özellik olarak kendini gösterir. d. Ural-Altay dillerinde bazı eklerin hem eylemlerde çekim eki hem de sözcük türetmede yapım eki gibi kullanılması da önemli bir benzerliktir. e. Bu diller arasında sözcük benzerliklerine ve eşliklerine de rastlanmaz.

60 7. Aşağıdakilerden hangisi Hint- Avrupa Dil Ailesi, Avrupa Kolu içinde yer almaz? a. Almanca b. Flemenkçe c. İngilizce d. Ermenice e. İtalyanca 8. I. İspanyolca - Hint-Avrupa II. Gürcüce - Kafkas III. Türkçe - Ural-Altay IV. Macarca - Ural-Altay V. Ermenice - Hint-Avrupa Yukarıdaki eşleştirmelerin hangisi yanlıştır? a. I b. II c. III d. IV e. V

61 9. Tek heceli dillerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez? a. Sözcük türetilirken kökte değişim meydana gelmez. b. Çekim ekleri yoktur. c. Vurgu ve tonlama önemlidir. d. Sözcük, diğer sözcüklerle kullanılışına göre anlam değiştirir. e. Sözcükler daima kök durumundadır. 10. Aşağıdakilerden hangisi dillerin sınıflandırılmasının iki ana ölçütü olmuştur? a. yapı - köken b. coğrafya - tarih c. din - ırk d. millet - alfabe e. kıta - köken

62 CEVAPLAR 1. A 2. E 3. E 4. E 5. D 6. E 7. D 8. E 9. A 10. A

63 KAYNAKLAR Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi I-II, Enderun Kitabevi, İstanbul, Ahmet Bican Ercilasun, Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, Ali Fehmi Karamanlıoğlu, Türk Dili, Dergâh Yayınları, İstanbul, Aysu Ata, Orhun Uygur Türkçesi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, İstanbul, Osman Nedim Tuna, "Altay Dilleri Teorisi", Türk Dünyası El Kitabı, II. Cilt, Dil-Kültür-Sanat, Ankara, 1992.


"YERYÜZÜNDEKİ DİLLER VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. DİLLERİN DOĞUŞU 2. YERYÜZÜNDEKİ DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI 2.1. KÖKENLERİ BAKIMINDAN." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları