Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

HZ. PEYGAMBER DİN VE SAMİMİYET idrisyavuzyigit.com

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "HZ. PEYGAMBER DİN VE SAMİMİYET idrisyavuzyigit.com"— Sunum transkripti:

1

2

3 فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّينِ حَنيفًا فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتى فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْديلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ ذٰلِكَ الدّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ عن تميم الداري أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ. قُلْنَا لِمَنْ؟ قَالَ : لِلّٰهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ.

4 İslam Dünyası Olarak Nisan tarihleri arasını “Kutludoğum Haftası” olarak kutlamaktayız. Kâinatın Sultanı, Âlemlerin Efendisi Peygamberlik Halkasının Son Noktası, Hazreti Muhammed Mustafa Sallelahu Aleyhi Ve Sellemin Doğumunu hatırlamak ve kutlamak için bir araya toplandık. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgililer Sevgilisi Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) salat ve selam olsun. Her daim kendisine yapılan selama karşılık veren Sevgili Peygamberimize, hafta boyunca bağlılığımızı ve sevgimizi, çokça salât ve selam getirmekle ifade edeceğiz.

5 إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.” (Ahzâb 56.) Buyurun, bizlerde hep birlikte peygamber efendimize salât ve selam edelim. “Essalâtü vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh” “Essalâtü vesselâmu aleyke Yâ habîbellah” “Essalâtü vesselâmu aleyke Yâ seyyidel evveline vel ahirin” “Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim”

6 Diyanet İşleri Başkanlığımızın 1989 yılında “Hz. Peygamber’i Anmaktan-Anlamaya” şiarıyla başlattığı Kutlu Doğum Haftası geleneği milletimizin kalbinde var olan Peygamber sevgisini harekete geçirmiş ve bu gelenek sadece ülkemiz için değil, bütün gönül coğrafyasında gurbet ellerinde yaşayan bütün vatandaşlarımız arasında bir bilgi ve irfan ziyafetine, bir kardeşlik şölenine, bir manevi yenilenme haftasına dönüşmüştür.

7 Biz muhabbet ile Muhammed’i birleştirmiş, muhabbet ile Muhammed’i asla birbirinden ayırmayan bir kültürün, bir medeniyetin çocuklarıyız. Pertevniyal Valide Sultan’ın ifadesiyle “Muhammed’den muhabbet oldu hâsıl Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl” Hassan B. Sabit der ki: وَمَا مَدَحْتُ مُحَمَّدًا بِمَقَالَتِى وَلٰكَنْ مَدَحْتُ مَقَالَتِى بِمُحَمَّدٍ “Ben sözlerimle Muhammed’i (SAV) övmedim. Fakat onunla sözlerimi methettim.”

8 Amacımız bu muhabbeti bilgiye, marifete, tanımaya, tanışmaya, bilmeye, bilişmeye, anlamaya, yaşamaya dönüştürmektir. Böyle olduğu içindir ki her yıl bizi biz yapan değerlerimizi yeniden inşa eden bir konuyla huzurunuza çıkıyoruz. Bu sene ki konumuz “Hz. Peygamber, Din ve Samimiyet”.

9 Samimiyetsiz bir hayat tiyatro sahnesi gibidir. Roller vardır. Kalıp insanlar vardır. İçi dışı bir olmayan, rolünün gereğini yapan oyuncular vardır. Kimi zaman sevecendirler, kimi zaman hain, kimi zaman katil, hırsız, arsız…

10 DİN NEDİR? Din, akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilâhî bir nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları O'na ulaştıran bir yoldur. DİNİN ÖZELLİKLERİ, AMACI VE HEDEFİ NEDİR? Din, İlahi Bir Kurum Kurucusu Allah Hükümleri, Allah Tarafından Konmuş Dini insanlara duyurmak için Peygamberler görevlendirilmiş Akıllı insanlar mesul tutulmuş Kişilerin hür iradelerine hitap etmiş İnsanın düşünce ve davranışlarını düzenlemiş Vicdanları inşa ederek otokontrol sağlamış Ahlaki bir müessese olarak insanları şekillendirip yol göstermiş Ve gaye olarak ta; insanlara dünya ve ahiret huzurunu sağlamayı hedeflemiştir.

11 Allah; insana akıl vermiş, dinini yaşantıya aksettirme hususunda örnek ve önder olması için peygamber göndermiş; bununla da yetinmeyerek peygamberlerin ardından rehber olması için de kitaplar göndermiştir. Hal böyle iken insan hiçbir şekilde zorlanmamış; hayatının bir imtihan sahnesi olduğu ve dünyadaki tercihlerine göre akıbetinin belirleneceği ifade edilmiştir. Bu gerçek kura-ı kerimde yüce Allah tarafından açık ve vazıh bir şekilde ifade edilmiştir: وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ "(Ey Peygamberim!) De ki: Hak Rabb'inizden (gelmiş)tir. Öyle ise dileyen îmân etsin, dileyen de inkâr etsin" (Kehf, 18/29).

12 Îmân ve ihlas kalp işidir. Kalbe Allah'tan başka kimse hakim olamaz ve baskı yapamaz. Dosdoğru din İslam’dır ve bu gerçek Kur’an-ı Kerimde yüce Mevla’mız tarafından şu şekilde dile getirilmiştir. فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّينِ حَنيفًا فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتى فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْديلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ ذٰلِكَ الدّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ “(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (RÛM suresi 30. ayet)

13 Sağlam ve dosdoğru din islamdır. Ancak İslam ancak sadakat ve tam bir teslimiyetle yaşamayı gereken bir dindir. وَمَا اُمِرُوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ حُنَفَاءَ وَيُقيمُوا الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكٰوةَ وَذٰلِكَ دينُ الْقَيِّمَةِ “Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.” (Beyyine 5)

14 SAMİMİYET NEDİR? Peygamber Efendimiz bir hadislerinde dini, { اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ } “Din, samimiyettir.” şeklinde tanımlamıştır. Bunun içindir ki İslam dini ihlası, Müslümanların ibadet ve davranışlarının Allah nezdindeki temel değerlendirme kriteri olarak benimsemiştir. { اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ } “Din, samimiyettir” Hadisi, mana ve muhteva bakımından İslam’ın temeli (medâr-ı İslam) olarak kabul edilen dört hadisten biri kabul edilmiştir.

15 Samimiyet: İçtenlik, ihlaslı olmak, saflık, temizlik, duruluk, sadakat, bir işi sırf Allah için yapmak gibi anlamlara gelir. İhlasla iç içe bir kavramdır. Samimiyet: İçtenlik ve ihlasla, saf ve duru bir hal ile Allah’a yönelmektir.

16 Samimiyet dinde temel değerlendirme ölçüsüdür. Kişinin bütün yapıp ettikleri, samimiyetine göre karşılık görecektir. Müslümanın, iman, ibadet ve muamelat alanında yani hayatının her alanında samimi olması gerekir. Dinin özü ihlas ve samimiyete dayanır. Bunun için Müslüman’ın da her işinde samimi olması gerekir. Dinin özü samimiyettir. Bunun içindir ki Hz. Peygamber dini samimiyet olarak tanımlamıştır. Samimi olmayan iman, ibadet ve amellerin Allah yanında hiçbir değeri olmaz. قَالَ اللّٰهُ تَعَلَى اَحَبُّ مَا تَعَبَّدَنِى بِهِ عَبْدِى إِلَيَّ اَلنُّصْحُ لِى “Allah buyuruyor ki; ‘Kulumun en çok sevdiğim ibadeti, bana karşı samimi olmasıdır.” (Ahmed b. Hanbel, V/254)

17 İhlâs kavram olarak, şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygu ve düşüncelerden, çıkar hesaplarından ve genel manada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder. İhlas ve samimiyetten kasıt, imanda, amelde, ahlakta, söz söylemede, yaşantıda, iş hayatında, aile hayatında, komşuluk ilişkilerinde velhasıl sosyal hayatın her alanında “İhsan” şuuruyla hareket etmektir. İhlas ve samimiyet, kişiyi iyiliğe sevk edecektir. İyiliği rehber edinip hayatının merkezine alan kişi günlük zikri olan ve kılmış olduğu 5 vakit namazda 40 kez okuduğu Fatiha suresinde “ اهدِنَــــا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ ” “…Bizi dosdoğru yola ilet…” ayetine mutabık hareket etmiş olacaktır.

18 عن تميم الداري أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ. قُلْنَا لِمَنْ؟ قَالَ : لِلّٰهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ. Temim ed-Dârî’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber efendimiz üç defa tekrarlayarak: “Din, samimiyettir” buyurmuştur. (Ravi der ki:) “Biz, “Kime karşı”, diye sorduk. O da “Allah’a, Kitabına, Rasulüne, Müslümanların önderlerine ve bütün Müslümanlara karşı”, buyurdular.” (Müslüm, İman 95)

19

20

21 İNANÇ SİSTEMİNDE SAMİMİYET İman, Amentü diye bildiğimiz imanın şartlarına kalben inanmak ve bu inancını dil ile ikrar etmektir. Bu ikrarı hayat boyu devam ettirmek, hiçbir an unutmadan bu imanı, koruyup muhafaza etmek gerekir. İman ettiğimiz esasların gereğini yerine getirmek bir mümin için en önemli görevdir. Zira dilin ifade ettiği iman esasları kalbin onayından geçerken, ihlâs ve samimiyet potasında erimedikçe hayat bulmaz ve anlam ifade etmez. Allah’a verdiğimiz iman sözünü, o’na teslimiyetimizle, emir ve yasaklarına bağlılığımızdaki sadakatimizle göstermekle imanımız hayat bulması gerekir. Mevlana’nın dediği gibi “Nasıl inanırsanız öyle yaşarsınız. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.”

22 Samimiyet, İslam anlayışında imanla birlikte var olan en önemli özellik ve erdemdir. Samimiyet, sağlıklı, imanlı bir birey ve toplum yapısının temel taşıdır aynı zamanda. İstikamet ehli olmak, kurtuluşa ermek için ihlas ve samimiyet olmazsa olmaz sebeptir. إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ - أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ “Rabbimiz Allah’tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak cennette temelli kalacaklardır.” (Ahkaf 13-14)

23 İşte peygamberlerin imandaki samimiyet ve sadakat örneklerinden bazıları: Hz. İbrahim’in Nemrut’un ateşine niçin girdiğini; Hz. İsmail’in bıçağın altına neden yattığını; Hz. İbrahim’in hangi sebeple ailesini kuru çöllerde yalnız bırakışını; Hz. Yusuf’un zindanlarda niçin senelerce yattığını; Hz. Musa’yı hicretten hicrete, çöl yollarını niçin kat ettiğini; Hz. Zekeriya’nın neden testereyle kesildiğini; Hz. Muhammed Mustafa’nın hangi amaç uğruna Taif’te taşlandığını, Medine’ye neden gitmek zorunda kaldığını… Unutmadan “Lailahe İllellah” deyişlerindeki safiyet ve samimiyeti düşünüp hayatımızda ne kadar yer ettiğini bir daha gözden geçirelim.

24 İman ve ibadetlerimizle kurbiyyeti yaşayabilmeliyiz. İmanımız taklit değil tahkik derecesine erişmelidir. Her şeyde imanımız ve ibadetlerimiz mihenk taşı görevi görmelidir. Örnek aldığımız peygamberimiz gibi… Müşrikler, Ebû Talib’e gelerek, yeğeninin putlarına ve dinî inançlarına karşı kötü tutum içerisinde olduğunu, akılsız olduklarını, yanlış yolda gittiklerini söylediğini ve bunlara kendisinin engel olmasını istediklerinde Ebu Talip, Resûl-i Ekremi (a.s.m.) yanına çağırarak o’na “Kavminin hoşuna gitmeyen sözleri söylemekten artık vazgeç." diyişine karşılık onun Efendimizin iman haykırışını ve "Bunu bilesin ki, ey amca! Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah, bu dini hâkim kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm." Deyişini unutmamalıyız.

25

26 KULLUKTA/ İBADET HAYATINDA SAMİMİYET İbadetlerimizi kim için? Neden dolayı yapmaktayız? İnsanın yaratılış gayesi, buluğ çağından ölüm kendisine yetişeceği ana kadar, samimi olarak yaratanına boyun eğmektir. Ezan okunduğunda yüreğin hoplayarak bir gayret hissediyorsan, Namazda selam verdiğinde rahatlık ve huzur duyuyorsan; Allah, dediğinde kalp atışın coşuyorsa Günahlar karşısında vicdan rahatsızlığını duyuyorsan Kulluğunda samimiyet mayana işlemiş demektir. قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ “Ey Muhammed! De ki; Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, yaşamım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Enam 162)

27 İbadetlerimizin safiyet ve sadakatini yaşayabilseydik meleklerle kol kola dolaşırdık rabbimizin merhamet ikliminde. Özümseyerek sevseydik, getirdiğimiz her salavatta efendiler efendisinin kokusunu duyardık ruhumuzun derinliklerinde. Yaşayabilseydik miracımız olan namazı, bütün benliğimizle durabilseydik kıblegahımıza, sonunda verdiğimiz selam ulaşırdı âlemler sultanına. İçten bir yakarışla okuyabilseydik Kur’anlarımızı, muhatap olurduk vahyin kaynağına, rabbül âlemine. Ve şekillendirirdi ruhumuzu üflerdiği rahmet esintileriyle. Ve erişirdik ihsan şuuruna bıraksak/bırakabilsek dünyaya ait sevgilerimizi. Ve şeytanları bağlardık namazımızla, oruçlarımızla. Mesafeler kalkardı o zaman yüreğimizden, hicranlar bütünleşirdi kainatın efendisiyle.

28 Samimiyet Allah’a yaklaşmanın yani kurbiyyetin adıdır. Samimiyet canını gerektiğinde Allah’a kurbandır, Her türlü kötülüğe kalkan olan oruçtur, Anadan doğduğun hale döndüren hacdır, Malı bütün kirlerinden arındırarak temizleyen zekattır, Kötülüklerden ve kötü duygu ve düşüncelerden alıkoyan namazdır, Adı anılınca gözleri yaşartan muhabbettir, Dilleri berraklaştırıp afetlerden muhafaza eden zikrullahtır, Her daim kalbin kapakçığını Allah adına açan dua ve yakarıştır, Günahlardan kalbi temizleyen tevbedir, Kur’an okurken Allah ile konuşabilmektir.

29 Ruh olmadan bedenin bir hayatiyeti söz konusu değildir. İhlâs ve samimiyetin olmadığı ya da eksik olduğu amellerde ancak ruh bulunmayan ölü bir ceset gibidir. Kulluktaki ihlas ve samimiyet kaybolmamalıdır. Zira ihlâs ve samimiyetten yoksun bulunan dualar cevapsız, tövbeler karşılıksız, ibadetler de sevapsız kalır.

30 Ebû Hüreyre Abdurrahman İbn Sahr (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: إِنَّ اللّهَ لا َ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَجْسَادِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ. التَّقْوَى هَهُنَا، التَّقْوَى هَهُنَا، التّقْوَى هَهُنَا، وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ. “…Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -3 kez eliyle göğsünü işaret etti…” Kalbin ameli olan niyetler ihlasla buluşmadan, dillerin İhlas sûresi okuması ne yavan! İbadetlerimizi şekilden öze dönüştürdüğümüz nokta samimiyetin kendisidir.

31 AMELLER NİYETLERLE MAKBUL OLUR Mü’minlerin emîri Ebû Hafs Ömer ibn Hattâb (r.a.), Resûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken dinledim, dedi: إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِيءٍ مَا نَوَى “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır…” ( Buhârî, Bed’ü’l–vahy 1) نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِهِ "Mü'minin niyeti (maksat ve ihlâsı) amelinden hayırlıdır. Münafığın ise ameli niyetinden hayırlıdır." (Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir, c.6, s.185)

32 “Sünnetin İçin Ya Rasulellah!” İki gözü kor olan bir zat vakit namazlarını cemaatle kılmaya özen gösterir. Bir keresinde bu zat camiye giderken düşer ve bası yaralanır. Eve dönünce hanımı kendisine çıkışır. “Sen amasın evinde kıl! ”Ama hanımına şöyle cevap verir: “Onun sünneti uğruna değil basım vücudum parçalansa az gelir.” Ama düşüp yaralandığı günün gecesinde Efendimizi rüyasında görür. Efendimiz ona :“Hanımınla niçin münakasa ettin” diye sorar. Ama :“Sünnetin için ya Rasulellah “diye cevap verir. Efendimiz amanın gözlerini sıvazlayıp göz nurunu iade eder. (Kürsüden Gönüllere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.18)

33 KURANA UYMA HUSUSUNDA SAMİMİYET Allah’ın kitabına yönelik sorumluluğumuz, onu anlama kastıyla okuma, düzgün okuma, onunla beraberliği sürekli kılma, yakın çevremize de bu bilinci aşılamayı içermektedir. Ya açar bakarız Nazm-ı Celîl'in yaprağına, Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına. İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin; Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

34

35 İçki ayeti nazil olduğunda Ashabı kiram elinde bulunan içki fıçılarını hiçbir tereddüde mahal bırakmaksızın dökmek suretiyle Allah’ın emrini yerine getirmişler ve bu şuuru her inen ayette göstererek Hz. Peygamberin “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir” ifadesine mazhar olmuşlardır.

36 AİLE İÇERİSİNDE SAMİMİYET Aile kişinin en doğal yaşadığı alan ve ortamdır. “Sizin en hayırlınız ailesine karşı hayırlı olanınızdır” (Hadis) “Onlar sizin için örtü, sizlerde onlar için birer örtüsünüz.” Eşler “göz aydınlığı”mızdır. (Furkan 74) “Sevgi ve merhamet” kaynağımızdır onlar. (Rum 21)

37 Kişi öncelikle sevdiklerine karşı samimi olacak, onlara karşı olduğu gibi görünecek, içtenlikle bağrını açıp kucaklayacak, kol kanat gerecek, koruyup kollayacaktır. Eşine samimiyetle ve güven dolu bir huzurla yaklaşacak. Gözlerinin derinliklerine dalıp, ellerini avucunun içine aldığında, Allah emanetine karşı samimi olmasından ve davranmasından dolayı günahları dökülecek… (Hadis)

38 Yaptığı işi ailesinden saklayanlar, yalan söyleyenler, ilgi ve alakayı eksik edenler, gereksiz şüphe de bulunanlar, aşırı müdahaleler, katı ve kaba davranışlar, nezaket ve nezahetten uzak konuşmalar, çekişme ve çekiştirmeler, şefkat ve merhametten yoksunluklar… daha nice olumsuzluklar aile safiyet ve samimiyetini ortadan kaldıran sebeplerdir. Bir çok aile bu sebeplerden bazıları yüzünden sadakat ve samimiyetini yitirmiştir. İnsanın ailesine karşı şefkat ve merhametli davranması samimiyetinin gereğidir.

39 “Sevmeyen ama birbirine katlanan, kabul etmeyen ama itaat eden, saygı duymayan ama korkan, insanların bir arada bulunduğu, içinde samimiyet rüzgârlarının esmediği, merhamet duygularının yeşermediği aileler birbirinin “Göz aydınlığı” olabilir mi? Samimiyetle kucaklayamadığımız, sevgiyle saramadığımız, merhametle nazar eyleyemediğimiz, birlikte sohbet edemediğimiz aile bireylerimizi cehennem ateşinden korumamız mümkün müdür? Samimiyet, ailemize karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmektir. Allah emaneti olarak kabul edip, haklarına riayet etmekle, samimi bir adım atmış oluruz. Din ve dünya işlerini öğreterek sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz. Bereket ve huzur kaynağı olan ailemiz, sevgi ve merhamet temeline oturtulup, samimiyetle yoğrulduğu gün gerçek saadete erecektir.

40

41 MÜSLÜMAN KARDEŞLERİNE KARŞI SAMİMİYET اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَة “Müslümanlar kardeştirler” (Hucurat 10) المُؤمِنُ لِلمؤمنِ كَالبُنْيَان يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضاً “Bir binanın yapı taşı gibidirler” (Nesâî, Zekât 66) Kardeşlerimize karşı samimiyetimiz, Allah emaneti olarak bakmakla başlar. Olduğu gibi görüp, art niyetsiz kabul etmekle devam eder. Kardeşimizi kendimize tercih ettiğimizde erdem halini alır, ve bu şekilde birbirimizin aynası olma vasfını kazanmış oluruz. Birbirimizin imtihan sebebi olan kardeşliğimiz samimiyetle devam ederse cennete dönüşür. Samimiyet insanlığı oluşturan mayadır. Tohumdur. Samimiyet, cennettir.

42 Cerîr b. Abdillah (r.a.)’ın verdiği şu haber, iman gereği olarak kardeşliğimize samimi davranmayı gerektirir. “Ben Resûlullah’a, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek ve her bir Müslümanın samimiyetle hayrını istemek üzere bey’at ettim.” (Buharî, Mevâkîtu's-salât, 3) لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا "Allah'a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız." (Müslim, İman, 81)

43 Günümüz insanının ve medeniyetinin en büyük problemi samimiyettir. Yapmacık davranışlar, farklı rollere bürünmeler, kendini olduğundan farklı gösterme hastalığının toplumu kemirdiği dünyamızda, imanın kardeş kıldığı, birbirinden emin kıldığı insanlık ve iman medeniyetine, güven ve huzur medeniyetine ne kadar da muhtacız.

44 مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى. “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” ( Buhârî, Edeb 27) المسلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُؤمِنُ مَنْ أمِنهُ الناسُ على دمائهم وأمْوَالِهِمْ "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir." (Tirmizî, İman 12)

45 Müslümana karşı samimiyet: onun selamını almayı, davetine icabet etmeyi, kusurunu görmemeyi, ayıbını örtmeyi, bağışlanması için niyazda bulunmayı, zor durumunda yardım etmeyi, kendisine iyiliği tavsiye edip kötülükten alıkoymayı, gıybetini etmemeyi, ona haksızlık yapmamayı, malını, canını ve namusunu tıpkı kendisininki gibi korumayı, onu düşmana teslim etmemeyi, onun bulunmadığı yerde hakkını savunmayı, hakkında hayır dua etmeyi, küçümsememeyi, iyi komşu olmayı, hastalandığında ziyaret etmeyi, cenazesine katılmayı vb. erdemleri gerektirir.

46 İnsanlara karşı dürüst olmayan Allah’a karşı da dürüst olamaz. إِنَّ الصَّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الجَنَّةِ ، وَإِنَّ الرَّجُلَ ليصْدُقُ حَتَّى يُكتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقاً ، وإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الفجُورِ وَإِنَّ الفجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ ، وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَكْذِبُ حَتَّى يُكتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّاباً “Şüphesiz ki sözde ve işde doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” ( Buhâri, Edeb, 69)

47

48 HZ. PEYGAMBERE KARŞI SAMİMİYET Bizim için örnek olan Rasülullah (s.a.v)’ın Peygamberlik gelmeden önce “Muhammedü’l Emin”, “Güvenilir İnsan” peygamberlik geldikten sonra da “Sadık” olarak tanındığını, onun kimliğinin sadakat ve samimiyet üzerine kurulduğunu, hayatının samimiyet ağlarıyla örüldüğünü görmekteyiz. لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثيرًا “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” ( Ahzab )

49 قُلْ اَطيعُوا اللّٰهَ وَاَطيعُوا الرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ وَاِنْ تُطيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبينُ “De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber'in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen, sadece açık seçik duyurmaktır.” ( Nur )

50 Hz. Peygambere karşı samimiyetin ifadesini ölümünde sahabe-i kiramın tavrına yansıdığı şekliyle görebiliyoruz. Vefat ettiğinde bunu duyan Ömer “Ey insanlar! (Şu günlerde Resûluilah'ın ölümü ile ilgili olarak) dillerinizi tutun. Çünkü o ölmemiştir. Vallahi kimin, Resûlullah öldü dediğini duyarsam, işte şu kılıcımı kafasına indiririm." derken aslında samimiyetten nasıl deliye döndüğünü görüyoruz. Buna karşılık olarak Hz. Ebu Bekir’inde samimiyetini farklı ortaya koyduğunu görüyoruz: "Ey insanlar! Her kim Muhammed'e inanıyorsa şunu bilsin ki, o ölmüştür. Muhammed'in rabbine inananlar bilsin ki Allah diridir ve asla ölmez! Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz?" (Âl-i imrân 3/144)

51 Hz. Peygamber (s.a.s.)’e karşı samimiyet; O’nun ahlakıyla ahlaklanmak, ismi her anıldığında salâtü selâm ile mukabelede bulunmak, ehl-i beyti yani eşleri ve çocuklarıyla birlikte bütün ashabına saygı gösterip onları sevmek, ashab-ı kirama dil uzatanlara engel olmak, onun sünnet-i seniyyesine karşılık bid’at çıkaranlarla mücadele etmek, sünnetini ihya etmek, davetini elden geldiğince etrafa yaymak gibi tutum ve eylemler de ona olan hayırhahlığın gereği olarak sıralanmıştır.

52 TEVBE/ GÜHLARDAN VAZ GEÇİŞTE SAMİMİYET اَلتَّوْبَةُ تَجُبُّ مَا قَبْلَهُ “Tövbe, kendinden evvelki günahları silip/kesip atar.” يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter.” (Tahrim, 66/8)

53 Tebük seferine -mazeretleri olmadığı halde- katılmama suçu işleyen Ka’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye ve Memare b. Rabi. Peygamberimiz Tebük seferinden dönüşünde bunları sorgulamış, mazeretsiz sefere katılmadıklarını anlayınca, haklarında Allah’ın hüküm vermesine kadar beklemelerini emretmişti. Eşlerinden ayrı durmaları emredilmiş, boykot uygulanmış, selam alıp vermeleri yasaklanmış, insanlarla konuşmaları engellenmiş ve Bunlar bu bekleme süresi içinde çok bunalmışlar, tevbe ederek Allah’a sığınmışlardı. Bir ay gibi bir süre devam eden yalvarış ve yakarışlarındaki samimiyetlerinin karşılığı olarak Allah tevbelerini kabul buyurduğunu bu ayeti indirmekle bildirmiştir. وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذينَ خُلِّفُوا حَتّٰى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّا اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ “Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.” (TEVBE 118)

54 EBU LÜBABE, TEVBESİ KABL OLAN SAHABE Ebû Lübâbe bin Abdülmünzir isimli sahâbe, Peygamberimizin elçisi olarak Benî Kureyza Yahudileri'ne gidip, teslim olmalarını istedi. Yahudiler, "Teslim olursak Peygamberiniz bize ne yapar" diye sormaları üzerine Ebû Lübâbe "Peygamber hepinizi öldürecek" dedi. Aldıkları bu cevap karşısında son derece panikleyen ve korkan Yahudiler, anlaşma yapmaktan vazgeçtiler. Anlaşma yapılmasına engel olduğu için pişman olan Ebû Lübâbe, "Yüce Allah beni affedip, tevbemi kabul edeceği âna kadar burada kalacağım." diyerek kendisini mescitte bulunan bir sütuna bağladı. Hâdiseyi duyan Rasûlü Ekrem, "O, bana ilticâ etseydi, O'nun için duâ eder, Allah'tan af dilerdim. Mâdem ki Allah'a ilticâ etti, o halde affını Allah'tan beklesin, ben bir şey yapamam" buyurmuştu. Ebu Lübâbe, altı gün bu sütuna bağlı kaldı. Namaz vakitleri ve aslî ihtiyaçlarında hanımı gelerek onu çözer, namaz akabinde tekrar bağlardı. Altıncı günün sonunda Peygamberimiz, hanımı Ümmü Seleme'nin evindeyken, Ebû Lübâbe'nin tevbesinin kabul olunduğunu bildiren Tevbe Sûresi 102. ayet nâzil oldu. وَاٰخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَاٰخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحيمٌ “Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir”. Müjdeyi Ümmü Seleme verdi, ipleri Rasûlü Ekrem çözdü. Rasûlüllah nâfile namazlarını bu sütunun yanında kılar ve sabah namazlarından sonra da sütuna yaslanarak oturur, ashâbıyla sohbet eder, yeni nâzil olan âyetleri okur, rüyâ görenlerin rüyâlarını tâbir ederdi.

55 DUA’DA SAMİMİYET فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ “Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah'a, Allah için dindar ve ihlâslı olarak dua edin!” (Mü'min 14) “Adamın biri camiye gitmiş. Namazını kılarken bir ses duymuş, alacakaranlık olduğundan sesin bir insandan geldiğini sanmış; gösteriş yaparcasına bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş. Fakat sabah ezanı okunmaya başlayınca yanındakinin insan değil bir köpek olduğunu anlamış. Yaptığı bütün ibadet boşa gitmiş, kendisi de murdar olmuş.”

56 HZ PEYGAMBERİN HAYATINDA SAMİMİYET Peygamberimiz (s.a.s) bir hadislerinde şöyle buyuruyor. “Kıyamet gününde aleyhinde ilk hükmedilen insanlar şunlardır: Birincisi şehit edilen kimsedir. O Allah’ın huzuruna getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O’da bunları itiraf eder. Yüce Allah; “-Öyleyse bu nimetlerime karşın ne yaptın?” diye sorar. Adam: “-Ya Rabbi! Senin uğrunda şehit oldum” der. Allah şöyle buyurur: “-Yalan söyledin! Sen yalnızca cesur denilsin diye savaştın. Sana da (cesur) denildi.”Onun hakkında emir verilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir. İkincisi ilim öğrenen, başkalarına öğreten, ayrıca Kur’an-ı Kerim okuyan adamdır. O Allah’ın huzuruna getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O’da bunları itiraf eder. Yüce Allah; “-Öyleyse bu nimetlerime karşın ne yaptın?” diye sorar. Adam: “-İlim tahsil ettim. İlmi başkalarına öğrettim ve senin uğrunda Kur’an okudum” der. Allah şöyle buyurur: “-Yalan söyledin! Sen yalnızca alim denilmesi için ilim elde ettin, kari denilmesi için Kur’an okudun. Sana da bunlar denildi.”Onun hakkında emir verilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir. Üçüncüsü Cenab-ı Hakkın kendisine mal verdiği adamdır. O da getirilir. Allah kendisine olan nimetlerini anlatır. O’da bunları itiraf eder. Yüce Allah; “-Öyleyse bu nimetlerime karşın ne yaptın?” diye sorar. Adam: “-Malımın tamamını yalnızca Senin yolunda harcadım” der. Allah şöyle buyurur: “-Yalan söyledin! Sen yalnızca cömert denilmesi için malını infak ettin. Sana da bu denildi.”Onun hakkında emir verilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir. (Müslim, İmare 152)

57 Her birine sırasıyla şöyle denildi: “Yalan söylüyorsun! Sen, insanlar sana ‘cesur’ desinler diye savaştın”, “Yalan söylüyorsun! Sen insanlar sana ‘âlim’ desinler diye ilim tahsil ettin”, “Yalan söylüyorsun! Sen, insanlar senin için“ne cömert kişi” desinler diye malını harcadın”.

58 SAHABENİN HAYATINDAN SAMİMİYET ÖRNEKLERİ Onun gelişiyle şafak sökmeye başlamıştır…. مُحمَّدٌ بَشَرٌ لَا كَالْبَشَرِ بَلْ هُوَ كَالْيَاقُوتِ بَيْنَ الْحَجَرِ «Muhammed bir beşerdir. Fakat o, diğer insanlar gibi değildir. O, taşlar arasında yakut gibidir.» Batılı düşünürler derler ki: «Şüphesizki Muhammed, güneş ışığı altında doğan tek kişidir.» (Ragıp Güzel, 3/404) قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُوني يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحيمٌ “(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ali İmran 31) İŞTE Allah Rasulünü sevenlerdeki samimiyet örneklerinden bazıları:

59 HZ. SÜMEYYENİN ŞEHADETİ Müşrikler İşkencenin şiddetini artırmışlardı. Hz. Sümeyye ve ailesinin artık tahammülü kalmamış gibiydi. Ebu Cehil ve çevresindekiler artık iş tamamdır zannederek Hz. Sümeyye’ye doğru ilerlediler. Ebu Cehil Hz. Peygamber’i ve Allah’ı inkâr etmesini istedi. Hz. Sümeyye tüm gücünü topladı, “şirkten ve şirkte ısrar edenlerden uzak olduğunu” söyledi ve ağzında kalan son damlalarla Ebu Cehil’in yüzüne tükürdü. Tam anlamıyla çılgına dönmüş, adeta kudurmuştu Ebu Cehil. Elindeki mızrağı Hz. Sümeyye’ye fırlattı. Mızrak, o Rabbine teslim olmuş bedeni delip arkasından çıkıverdi. Hz. Sümeyye şehitti. Ölümsüzlüğe kanat açmıştı.

60 MELEKLERİN HAYBERDE YIKADIĞI GENÇ ÇOBAN: ESVED Hayber kalelerinin birinin fethi sırasında, yanında koyun sürüsü ile birlikte Esved adında bir coban gelir. Esved ücret karşılığı bir yahudinin koyun çobanlığını yapıyordu. Allah Resulünden İslam dinini sorup Müslüman olur. Sonra yanındaki emanet koyunları ne yapması gerektiğini sorar. Efendimiz de yüzlerini kayaya doğru çevirip, azarladığı takdirde sahiplerine döneceklerini ifade Buyurur. Çoban Efendimizin dediğini yapar. Koyunlar da sanki birileri tarafından sürülüyormuş gibi Topluca kaleye doğru koşup içeri girerler. Çoban Esved İslam mücahitleriyle birlikte kaleye hücum eder. Fırlatılan bir tasla, henüz bir vakit namaz bile kılamadan can verir. Cenazesi Efendimizin Bulunduğu yere getirilir. Efendimiz cenazeye bakar bakmaz yüzünü hemen çevirir. Etraftakiler Efendimize Esved’in cesedinden niçin sarfı nazar ettiğini sorunca Efendimiz : “Çünkü su anda Cennet hurilerinden zevcesi bulunuyor’’ buyurdu.

61 HZ. HANZALA’YI UHUT’TA ŞEHADETE ERİNCE MELEKLER YIKIYORLAR Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshâbını toplayarak islâma saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala’nın evine uğradı. Bu karar ve resûlullah Efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhuda gitmek üzere hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı. Harp sona erince Hanzala’nın hanımı Resûlullah Efendimize yaklaşarak:- “Ey! Allahın Resûlu! Hanzala nerede” diye sordu. - "Hanzala şehit oldu", buyurdu. Bunun üzerine Hanzala’nın hanımı:- Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübârek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde “sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzalayı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm” buyurdu. Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala’yı aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala’nın henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular.

62 UHUT SAVAŞINDA HZ. PEYGAMBERİ MÜDAFA EDEN KADIN SAHABE: NESİBE BİNTİ KA’B Ümmü Ümare Nesibe binti Ka’b bin Amr el-Maziniyye’yi zikretmek mümkündür. Kocası ve iki oğlu ile birlikte Uhud savaşına katılan bu hanım sahabi’nin ilk amacı yanında taşıdığı kırba ile yaralılara su vermektir. Fakat savaşta Müslümanların zor duruma düşmesi nedeniyle, kılıç ve ok kullanarak fiili bir şekilde savaşa katılmıştır. Ümmü Umare, bu savaşta az sayıda erkekle birlikte Hz. Peygamberi korumaya çalışmış ve yanından ayrılmamıştır. Savaşta Mekke tarafından Amr bin Kaime ile karşılaşan Ümmü Umare ona kılıcıyla vurmuş fakat çift kat zırh giydiği için Amr yara almadan kurtulmuştur. Amr ise Ümmü Umare’yi omzundan yaralamıştır. Uhud savaşında erkekler gibi savaştığını kaydettiği Ümmü Umareyi Hz. Peygamber “ Uhud Savaşında sağıma soluma döndükçe Ümmü Umare’nin yanımda çarpıştığını gördüm.” şeklinde ifade etmiştir. Hz. Peygamber’den sonra da savaşlara katılmış olan Ümmü Umare’nin, Yemame savaşında bir kolunu kaybettiği ve çok sayıda yara aldığı rivayet edilmiştir.

63 UHUT SAVAŞINDA OĞLU, BABASI VE KARDEŞİ ŞEHİT OLAN KADIN: SÜMEYRA Ensardan bir kadın adı SÜMEYRA. Uhut meydanında hz. Peygamberin şehit olduğunu duyunca uhut dağının eteklerine gelir. Orada kendisine şehit olan babası, kocası ve çocuklarının naaşları gösterilir. O, hemen «Rasûlullah’a ne oldu» diye sormuş, kendisine «işte peygamber şurada» diye gösterilince kendini onun önünde yere atmış ve كُلُّ مُصِيبَةٍ بَعْدَكَ جَلَلٌ “Artık sen hayatta olduktan sonra bütün musibetler hafif gelir ya rasulellah” (Heysemi, Mecmeuz zevaid 6/115) فَدَاكَ اَبِى وَأُمِّى يَارَسُولَ اللّٰهْ

64 « إِنَّ بِالْمَدِينَةِ لَرِجَالاً مَا سِرْتُمْ مَسِيراً ، وَلاَ قَطَعْتُمْ وَادِياً إِلاَّ كانُوا مَعكُم حَبَسَهُمُ الْمَرَضُ » Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah el–Ensârî radıyallahu anhümâ şöyle dedi: – Bir defasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir gazvede (Tebük) bulunuyorduk. Buyurdu ki: – “Hastalıkları yüzünden Medine’de kalan öyle kimseler var ki, siz bir yolda yürüdüğünüz veya bir vâdiyi geçtiğinizde, onlar da sizinle birlikte gibidir. ”

65 İDAM SEHPASINDA PEYGAMBERE SELAM GÖNDEREN SAHABE: HUBEYB B. ADİY Ma-i Reci Gazvesinde Hafız-ı Kelam 70 sahabe hayatlarını kaybetmişlerdi. Hubeyb B. Adiy (Ra) da gözü dönmüş kafirler tarafından esir alınıp idam sehpasına çıkarıldığında ona şu soruyu sormuşlar: «Şuanda senin yerine Hz. Muhammed’in idam edilmesini arzu eder miydin?» Hubeyb: «Hayır. Vallahi benim kurtuluşum pahasına dahi olsa ayaklarına bir dikenin batmasına razı olmam» Bu sözden sonra idam sehpasında ellerini açar ve «Ya Rabbi! Buraya gelirken senin habibine veda edemeden geldim. Benim selamımı o’na ulaştır.» der. Tam o esnada Allah Rasulü ashabıyla oturmuş konuşurlarken, birden bire doğrulur ve «Selam sana Ey Hubeyb» der. Yanındakiler ne olduğunu sorunca da göz yaşları içinde «Müşrikler Hubeyb’i Şehit ettiler, son anında bana selam gönderdi, ben de selamını aldım.» buyurdu. (Taberani, el Mucem’ul Kebir, 5/260)

66 Samimiyet cennetin kokusunu duyabilmektir: مِنَ الْمُؤْمِنينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْديلًا “Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzab, 33/23) Bu ayetin Enes İbnu’n-Nadr hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir. O, Bedir gazvesine bulunamamış ve buna çok üzülmüştü. Büyük bir fırsatı kaçırdığını düşünüyordu. Allah’ın elçisine gelerek “Müşriklerle yapılan ilk savaşta bulunamadım. Nasip olur da onlarla yapılan bir savaşta bulunursam, Allah Tealâ benim neler yapacağımı görecektir. Nitekim bu dileği gerçekleşir ve Uhud savaşına katılır. Savaşta Sa’d İbn Mu’âz’la karşılaştığında “Rabbime yemin ederim ki Uhud önlerinde cennetin kokusunu alıyorum” demiş ve şehit oluncaya kadar burada savaşmıştı. Nakledildiğine göre savaştan sonra bulunduğunda tanınmayacak bir hâldeydi ve üzerinde kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle oluşmuş seksenden fazla yara vardı. Anlaşılan o ki müşrikler onun ölüsüne dahi işkence yapmışlardı. Kız kardeşi Rubeyyi’ bintu’n-Nadr, parmak uçlarından onu ancak tanıyabilmişti. (Buharî, Cihad, 12; Müslim, İmâra, 148)

67

68 SAMİMİYETİ ZEDELEYEN DURUMLAR BİLGİSİZLİK İLGİSİZLİK MEDYA, BASIN YAYIN ORGANLARININ ETKİSİ BİLİŞİM VE TOKNOLOJİK İMKÂNLAR SINIRSIZ KULLANIMI BENLİK VE BENCİLLİK DİLİN AFETLERİNİN HAYATI KUŞATMASI İNANÇ ZAAFİYETİN ATMASI İSLAMİ DEĞERLERDEN YOKSUNLUK KURANDAN UZAK YAŞANTILARI MODELLEME EN ÖNEMLİSİ: ALLAH RIZASININ GÖZARDI EDİLMESİ

69 Günümüzde insanlar, dış görünüşü ve zâhiri ön planda tutmaktadır. Çağımızda insanın özü ve sözü, içi ve dışı, niyeti ve davranışı arasındaki bütünlük kopmuştur. Günümüz insanı bir samimiyet problemi yaşamaktadır. İlişkiler içtenlikten, doğallıktan uzaklaşmış ve yüzeysel bir hâle gelmiştir. İnsanlar yaptıklarını inanarak ve severek yapmamaktadırlar. İç dünyalarından geldiği gibi değil, dış dünyanın yönlendirmelerine göre hareket etmektedirler. Günümüzde nitelik değil, nicelik ön plandadır. Görüntü, marka, model ve etikettir. İnançlar hayata ruh ve can vermemektedir. Dinî hayat aşkla, coşkuyla ve içten bir duyarlılıkla yaşanmamaktadır. İbadetler çoğunlukla insanın ruhunu, özünü olgunlaştıran bir işlev görmemektedir. Dinî hayat daha ziyade ruhî, kalbî yönü zayıf; şeklî yönü öne çıkan bir özellik göstermektedir. Ailede, toplumda, ticari hayatta doğruluk ve dürüstlük kaybolmaktadır. Eşler arası ilişkilerde sadakat duygusu zayıflamakta, aldatmalar çoğalmaktadır. İnsanlar, birbirine verdikleri sözleri yerine getirmemekte; kamu alanında yaptıkları sözleşmelere bağlı kalmamaktadırlar.

70 Ey İman Eden Kardeşlerim! Yaratılış amacımız ihsan şuuruna ermektir. Bunun adı samimiyet, ihlâs ve sadakattir. Allah rızası dışında kalmak, ihsan anlayış ve şuurundan uzaklaşmaktır. Bu nasıl gerçekleşir diye kendimize sorduğumuzda; Kendinde bulunmayan dinî ve ahlaki bir meziyeti varmış gibi göstermek; Yaptığı amelin karşılığını insanlardan beklemek; Görsünler diye ibadet, duysunlar diye yardım, desinler diye iyilik etmek; İnsanlara gösteriş yapayım derken rabbini unutarak kendini aldattığının bilincine varamamak; Gösteriş ve reklam kültürünün etkisinde kalmak vb durumlar olduğunu ve bunların hayatımızı kuşattığını maalesef görmekteyiz.

71 Bedevînin biri insanların önünde uzun uzun namaz kılar. Bitirdikten sonra oradakiler “ne güzel namaz kıldın” deyince, “aynı zamanda oruçluyum” cevabını verir. Hz. Ömer (r.a.)’in, boynunu öne eğik tutan birine “Boynunu kaldır! Huşû boyunlarda değil kalplerdedir”

72 “Şeytan, insanın damarlarında dolaşır.” ( Buharî, “Bedü’l-Halk”, 11.) Nasıl ki damarlardaki kan sessizce hareket ediyorsa, şeytanın da insanı sessizce ve fark ettirmeden aldatması mümkündür. Kaldı ki, riya ve gösterişe de çoğu zaman şeytanın gizli telkinleri sebep olmaktadır. قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعينَ ﴿٨٢﴾ اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصينَ ﴿٨٣﴾ “İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların bir yana, hepsini mutlaka azdıracağım, dedi” (Sad 82-83)

73 Samimiyet, Allah rızasını aramakla mümkündür Bir a'râbî Hz. Muhammed (s.a.s)'in huzuruna gelerek: "Ya Rasulellah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?" diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.s) şu cevabı vermiştir: Kim Allah'ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır" (Müslim, İmare, 5029/3524) فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ {4} الَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ{5} الَّذِينَ هُمْ يُرَاؤُونَ "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namazlarını ciddiye almazlar ve gösteriş için yaparlar!.." (Maun, 107/4-5-6) إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً “Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar”. (Nisa, 4/142)

74 SAMİMİYETİN MİHENK TAŞI: İHSAN وَاَنْفِقُوا فى سَبيلِ اللّٰهِ وَلَا تُلْقُوا بِاَيْديكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنينَ “Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel yapanları sever.” (Bakara, 2/ 195) Severek, isteyerek ve saygı duyarak yapılan ibadet en makbul ibadettir. إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ - أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ “Rabbimiz Allah’tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak cennette temelli kalacaklardır.” (Ahkâf 46/ 13-14) فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür” (Hud, 11/112).

75 Cibril hadisinde, Cebrail aleyhisselâmın Rasulullah (s.a.s)’e sorduğu sorulardan birisi de "ihsan" ( فَاَخْبِرْنِي عَنِ اْلِاحْسَانِ ) olmuştur. Hz. Peygamber buna şöyle cevap vermiştir; اَلْاِحْسَانُ اَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَاَنَّكَ تَرَاهُ فَاِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَاِنَّهُ يَرَاكَ "İhsan; Allah'a sanki O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da O seni görmektedir" (Müslim, İman, 5-6). إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصاً لَّهُ الدِّينَ "(Ey Rasûlüm!) Şüphesiz ki Kitâb'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dîni Allâh'a has kılarak ihlâs ile kulluk et!.." (Zümer, 39/2) قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ مُخْلِصاً لَّهُ الدِّينَ "De ki: Ben, dîni Allâh'a has kılarak ihlâslı bir şekilde O'na kulluk etmekle emrolundum." (Zümer, 39/11)

76 Gerçek İman Sahibi Bir Genç... Hazreti Ömer, halifeliği zamanında sütçülerin süte su katmasını yasaklamış ve bu emrini her tarafa duyurmuştu. Şehrin asayişini kontrol etmek için bir gece Medine'de dolaşırken yoruldu ve biraz dinlenmek üzere bir evin duvarına yaslandı. Evin içinde anne ile kızı arasında geçen şu konuşmayı duydu: Anne:- Haydi kızım: kalk da sütlere biraz su katıver. Kız:- Halifenin sütlere su katılmasını yasakladığını bilmiyor musun? Anne:- Evet biliyorum. Kız:- Öyle ise Halifenin yasakladığı işi nasıl yapabilirim? Anne:- Kalk da su koy şu sütlere, Ömer seni nereden görecek? Kız:- Ömer görmez ama Rabbim görür. Vallahi ben O'nun göreceği yerde yapmadığım bir işi görmediği yerde de yapmam. Hazreti Ömer, bu konuşmaları dinledikten sonra evine döndü. İyi bir din terbiyesi görmüş bu yüksek ahlâklı fakir kızı oğlu Âsım ile evlendirdi. İşte Allah inancının insanın davranışlarındaki olumlu etkisi...

77 DİNE BAĞLILIK VE SAMİMİYETİ ARTIRACAK DURUMLAR TEREDDÜTSÜZ İMAN VE MUTLAK İTAAT SEVGİ AMEL-İ SALİH ÜZERE BİR HAYAT YAŞAMAK KUR’AN’A SIMSIKI SARILMAK DOĞRU BİLGİ VE EĞİTİM VERMEK HELAL RIZKLA GIDALANMAK DOĞRU KİŞİLERLE BERABERLİK VE DOSTLUK SÜREKLİ TEVBE VE ZİKR İNSANİ İLİŞKİLERİ SEVGİ VE KARDEŞLİK TEMELİNE OTURTMAK HAKLARA RİAYET ETMEK DİLİ VE KALBİ MUHAFAZA ETMEK GEREKTİĞİNDE HİCRET EDEBİLMEK İHSAN ŞUURUYLA YAŞAMAK HER İŞTE ALLAH RIZASINI GÖZETMEK

78 قَالَ اللّهُ تَعالى: مَنْ عَادَى لِي وَلِيّاً فَقَدْ آذَنْتُهُ بِحَرْبٍ، وَمَا تَقَرَّبَ اليّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أحَبَّ الىَّ مِنْ أدَاءِ مَا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، ولاَيَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبَ اليّ بِالنَّوافِلِ حَتّى أُحِبُّهُ، فإذا أحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ. وَبَصَرَهُ الَّذى يُبْصِرُهُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِى يَبْطِشُ بِهَا. وَرِجْلَهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا، وإنْ سَألَنِى أعْطَيْتُهُ، وإنِ اسْتَعاذَنِى أعَذْتُهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِى عَنْ قَبْضِ نَفْسِ عَبْدِى الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأكْرَهُ مَسَاءَتَهُ. Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." [Buhârî, Rikak 38.]

79 SAMİMİYET, DÜNYA SINAVININ İFADESİDİR Samimiyet sınavındayız. Bu sınavda iman ile küfür, sadık ile fasık, İhlâs ile nifak, takva ile heva, hakikat ile yalan, doğru ile eğri birbirinden ayrılacak. Samimi olanlar ebedi mutluluğa nail olacak ve rabbinin sunduğu ikramlarla bayram edecek, samimi olmayanlar ise samimiyetsizliklerinin bedelini yakıt olmakla ödeyeceklerdir. Er meydanında, Mahkeme-i Kübra da ihsan şuurunu rehber edinenler huzura erecekler, kalbi selim olamayanlar hüsran içerisinde pişmanlık duyacaklardır.

80 “İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” Mevlana “Güneş ile dünya arasına ay girince, dünya karanlıkta kalır. ALLAH ile kul arasına dünya girince, kul karanlıkta kalır”... N.F.K اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk, 67/2) وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ () “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zariyat 56). قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّى لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا De ki: "Sizin ibadetiniz olmayınca Rabbim size ne kıymet verir. Halbuki, siz tekzîp ettiniz, artık (bu tekzîpin cezası size) yakın bir zamanda ulaşacaktır." (Furkan 77). يَآاَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِى خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ ‏تَتَّقُونَ “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz...”( Bakara, 2/21)

81 SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Samimiyet, Allah yolunda tutarlı bir hayat yaşamaktır. Samimiyet, fıtratın gereği olan imanlı bir hayata talip olmaktır. (Rum 30) Samimiyet, bebeklerin ve çocukların yüzündeki masum ifadede kalabilmektir. Samimiyet, dini sadece Allah’a has kılabilmektir. (Ali İmran 19) Samimiyet, İslam’dan başka din aramamaktır. (Ali İmran 83, 85) Samimiyet, kendini Allah’a teslim edenlerin yolunu takip etmektir. (Nisa 125) Samimiyet, mükemmel bir dinle nimetlerin en güzeline nail olmaktır. (Maide 3) Samimiyet, ömür sermayesini rıza-i ilahi uğrunda geçirmektir. Samimiyet, inancı gereği, hayatını kendini var edene göre yaşamaktır. Samimiyet, inandığı değerleri doğru tanımak ve tanıtmaktır. Samimiyet, içiyle dışıyla bir olmaktır. Samimiyet, nifaka meyilli olmamaktır. Samimiyet, şeytana boyun eğmemektir. (Hicr 39, 40)

82 Samimiyet, Hz. Ebu Bekir gibi, Hz. Hatice gibi Allah’ın selamına muhatap olabilmektir. Samimiyet, Hz. Hubeyb gibi şehadet şerbetini içerken Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Cebrail ile selam gönderebilmektir. Samimiyet, Allah yolunda malından sevdiğin değerlerden vaz geçebilmektir. Samimiyet, Hz. Eba Eyyub El Ensari gibi İstanbul kapılarına dayanmaktır. Samimiyet, Endülüs’e çıkarken geri dönmemek üzere gemileri yakmaktır. Samimiyet, canını seve seve Hz. Hamza gibi, Hanzala gibi, Süheyb-i rumi gibi, Bedrin aslanları gibi, Allah uğrunda vermektir. Samimiyet, kötülüklere kalkan olmaktır. Samimiyet, çoluk çocuğunu salih ve saliha olarak yetiştirmektir. Samimiyet, sıratı müştakım üzere gidilen yolda sabır çekebilmektir. Samimiyet, televizyonda maç izlerken Ezana cevap verebilme şuurunu yakalayabilmektir. Samimiyet, Hz. Âdem ile başlayan tövbenin makbul olmasının anahtarı oldu. Samimiyet, Hz. Nuh’u kasırga ve fırtınalardan sahil-i selamete erdirdi. Samimiyet, Hz. İbrahim’i Nemrut’un ateşinden kurtardı. Samimiyet, Hz. İsmail’i bıçak altında feda olmaktan kurtardı. Samimiyet, Hz. Yusuf’u zindandan kurtarıp Mısır’a sultan yaptı. Samimiyet, Hz. Muhammed Mustafa’yı alemin nuru, insanlığın kurtuluşu ve peygamberlerin sultanı eyledi.

83 Rabbimizden başlayarak, efendimizden, kitabımızdan, Kendimizden, ailemizden, komşularımızdan, çevremizden, ülkemizden ve dünyadaki her şeyden sorumlu olduğumuzu unutmamalıyız. Çünkü samimiyet, ancak sorumluluk duygusuna sahip kişilerde gelişir. Bu nedenle geleceğimizin teminatı olan yavrularımızı yetiştirirken iman safiyet ve samimiyetini de yüreklerine nakşetmeliyiz. Kişi inancında, ibadetlerinde, niyetlerinde, sözlerinde, dostluk ve arkadaşlık ilişkilerinde, sosyal hayatında yani alış-verişlerinde, görev ve sorumluluklarında, kamu görevinde vb ihlâs ve samimiyeti ilke edinip hayatına tatbik etmeli ve etrafındaki insanlara da bunu aşılamalıdır.

84


"HZ. PEYGAMBER DİN VE SAMİMİYET idrisyavuzyigit.com" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları