Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GÜNAH VE TEVBE idrisyavuzyigit.com

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GÜNAH VE TEVBE idrisyavuzyigit.com"— Sunum transkripti:

1 Insanın Günah Islemesi ve Tevbe İ dris YAVUZYİĞİT

2 Gel, gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel... Mevlana Günah Allah'ın buyruklarına aykırı düşen, dinen suç sayılan davranışlar, İslâm Dininin ve temiz insan fıtratının yapılmamasını emrettiği hususlar.

3 İNSANIN GÜNAH İŞLEME SEBEPLERİ  İnsan günah işleyebilecek özellikte yaratılmıştır.  İnsanın zayıf yaratılmış olması  Nefsani arzulara düşkün olması  İnsanın cahil ve zalim olması  İnsanın şeytanın düşmanlığına maruz bırakılmış olması  Dünya hayatının cazip kılınmış olması  İnsana sorumluluk verilmiş olması  İnsanın çok cimri ve hırslı olması

4 GÜNAH ÇEŞİTLERİ 1.Açıktan ve gizli işlenen günahlar وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُ اِنَّ الَّذينَ يَكْسِبُونَ الْاِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ “ Günahın açığını da (kamuya açık yerde,herkesin gözü önünde işlenen günahlar/ gıybet, yalan, iftira, anarşi, kumar, kamu zararı) bırakın, gizlisini de (riya, nifak, kibir, haset gibi kalpte/zihinde olup biten veya zina gibi insanların görmediği yerlerde işlenen günahlar). Çünkü günah kazananlar yaptıkları karşılığında cezalandırılacaklardır ”. (EN'ÂM 120)

5 2. Zararı insanlara dokunan ve dokunmayan günahlar اِنَّ الَّذينَ يُؤْذُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُهينًا وَالَّذينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُبينًا “Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir ”. (AHZÂB 57, 58)

6 3. İnsanları küfre götüren ve götürmeyen günahlar Allaha ortak koşmak, peygamberleri, dini ve ayetlerdeki hükümleri yalan saymak ve münafıklık gibi bir kısım günahlar insanın dinden çıkmasına, kafir olmasına sebep olur. وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْايمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرينَ “Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği ameller boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır”. (MÂİDE 5)

7 4. Küçük, büyük ve daha büyük günahlar اِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّپَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَريمًا “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.” (NİSA 31)

8 Küçük günahlar Umumi belva kabilinden, kaçınılması mümkün olmayan, dünyada ceza (had) ve ahrette azap gerektirmeyen günahlardır. İbadetler küçük günahlar için tövbe makamındadır اَلصَّلَواَتُ الْخَمْسُ والْجُمعةُ الى الجمعةِ مُكَفِّراَتٌ لِماَ بَيْنَهُنَّ اذا اجْتَنَبَتِ الْكَباَئِرَ küçük günahlara keffarettir. “ Beş vakit namaz ve Cuma namazı diğer Cuma namazına kadar büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, aralarında işlenen küçük günahlara keffarettir. ” ( Müslim, Taharet, 14)

9 Küçük günahlar وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمينَ مُشْفِقينَ مِمَّا فيهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هٰـذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغيرَةً وَلَا كَبيرَةً اِلَّا اَحْصٰیهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَدًا “Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. « Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş! » Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (KEHF 49)

10 إِيَّاكُمْ وَمُحَقِّرَاتِ الذُّنُوبِ فَإِنّهُنَّ يَجْتَمِعْنَ عَلَى الرَّجُلِ حَتّى يُهْلِكَنَّهُ “ Küçük diye önemsenmeyen günahlardan sakının. Çünkü küçük günahlar bir insanda toplanırda sonunda onu helak eder ” (Ahmed b. Hanbel)

11 Büyük günahlar Dünyada ceza (had) ve ahrette azap gerektiren günahlardır. Abdullah ibn Abbas: “Allahın yasak ettiği her günah büyük günahtır”. “Allaha isyan olan her şey büyük günahtır”. “Allahın cehennemle cezalandıracağı veya işleyene gazap ettiğini veya lanet ettiğini veya azap olduğunu bildirdiği her günah büyük günahtır”. "Günâhın küçüklüğüne büyüklüğüne bakma, kime karşı suç işlediğine bak”

12  Allaha ortak koşmak,  İnkar etmek,  İçki içmek,  Kumar oynamak,  Allahın rahmetinden ümit kesmek,  İftira etmek,  Ana-babaya zulmetmek,  Yalancı şahitlik yapmak,  Yalan konuşmak,  Allahın haram kıldığı cana kıymak

13 1.Şirk/Küfür/Tekzib 2.Nifak 3.Allaha ve peygambere karşı çıkmak ve onlara düşmanlık etmek 4.Ayetlerle, dini hüküm ve değerlerle alay etmek 5.İnsanları günah işlemeye teşvik etmek 6.Günaha aracılık ve öncülük etmek 7.Dinin hükümlerinin uygulanmasına engel olmak 8.Riyakarlık etmek 9.İftira etmek 10.Cana kıyma ve intihar 11.Teröristlik ve yol kesicilik 12.Yasak olan cinsel ilişki 13.Avret yerlerini açmak 14.Anne babaya zulüm 15.Şımarmak ve azmak 16.Sıla-i rahimi terk etmek 17.Komşulara eziyet etmek 18.Haksız kazanç 19.Zulmetmek ve zalime destek vermek 20.Sihir ve kahinlik etmek 21.Yalan konuşmak

14

15 BÜYÜK GÜNAH İŞLEYEN KİMSELERİN DURUMU İnsan günah işleyebilecek nitelikte yaratılmıştır. Bu sebeple peygamberler hariç bütün insanların az-çok günahı vardır. Günah işlemeseydik Allah başka bir kavim getirir. لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا لَذَهَبَ اللهُ بِكُمْ وَلَجاَءَ بِقَوْمٍ يُذْنِبُونَ فَيَسْتَغْفِرُونَ اللهَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ “ Eğer siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder, başka bir kavim getirir, onlar günah işlerler, günahlarının bağışlanmasını Allah’tan isterler.” (Müslim, Tevbe, 11)

16 Bir mümin inkar etmeden, haramları, helal ve mubah saymadan, büyük günah işlerse???????? küçümseyip hafife almadan büyük günah işlerse???????? dinden çıkmaz, mümindir ancak yine mümindir ancak isyankar ve fasık olur.

17 Özetle Günah; الاثم ما حاك في نفسك و كرهت ان يطلع عليه الناس "Günah, vicdanını tırmalayıp, seni huzursuz eden ve insanların bilmesini istemediğin şeydir” (Müslim, Birr 15. IV.1980)

18 Günahta Israr Etmemek وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.

19 Tövbe, Allah’ın sıfatlarındandır Allah tevvab olandır (11 yerde geçer) Allah günahları bağışlayandır (Ğafur, Ğaffar, Ğafiruz Zenb, Zü Mağfireh, Vasiul Mağfireh, Hayrul Ğafirin) Allah affedicidir (Afuvv) Allah kusurları örtendir (Nükeffirenne… Allah günahları hasenata tebdil edendir

20 Günah rızka engeldir. Öyleyse tövbede acele etmek gerekir. إِنَّ الرَّجُلَ لَيُحْرَمُ الرِّزْقَ بِالذَّنْبِ يُصِيبُهُ «İnsan günahları sebebiyle rızıktan mahrum bırakılır (günah işleyenin rızkı kesilir)» (Terğib ve Terhib, C.5, S.107)

21 TEVBE NEDİR Sözlükte “ pişmanlık, dönme, nedâmet ” anlamlarına gelir. İslâmî bir kavram olarak tevbe, kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olup, onları terkederek Allah’a yönelmesi onları terkederek Allah’a yönelmesi, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’a sığınarak bağışlanmasını dilemesi demektir.

22 "Tövbe"; Kişinin şirk, küfür ve nifaktan îmana, İsyandan itaate, günahtan sevaba, Yanlıştan doğruya yönelmesidir. Bu itibarla tövbe, imanın ilk makamı, Hak yolculuğunun başlangıcı ve Allah'a ulaşma kapısının anahtarıdır. İstiğfâr, Allah Teâlâ’ya “Rabbim, beni bağışla!” diye dil ile yalvarırken, bedeni günahlardan uzak tutmaktır. Kulun yapacağı budur. Allah Teâlâ’dan umulan ise istiğfâr eden kulunu mağfiret edip bağışlaması, daha açık bir ifadeyle, onu cehennem azabından korumasıdır.

23 TÖVBENİN HÜKMÜ VE ÖNEMİ Tevbe Bütün mezheplere göre kuran, sünnet ve icma delilleri nden hareketle Tevbe, farz-ı ayın bütün şahıslar hakkında farz-ı ayın dır.

24 Zaman zaman insan bilerek yada bilmeyerek hata, kusur, ve günah işleyebilir. Günah işlemek, hata etmek, belki de insanı meleklerden ayıran özelliklerin başında gelir.

25 وَالَّذينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّپَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذى كَانُوا يَعْمَلُونَ “ İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (ANKEBÛT 7) وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبّى رَحيمٌ وَدُودٌ «Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.» ( Hud ) فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا «Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.» ( )

26 اَلتَّوْبَةُ تَجُبُّ مَا قَبْلَهُ “ Tövbe, kendinden evvelki günahları silip/kesip atar.”

27 Peygamberlerde Allaha tövbe etmekle emr olunmuştur فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِىِّ وَالْاِبْكَارِ Günahının bağışlanmasını iste. “( Resûlüm !) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ile tesbîh et ”. (MÜ'MİN 55) فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا « Rabbine hamd ederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.» ( Nasr )

28 يَا أَيُّهَا النَّاسُ تُوبُوا إِلَى اللَّهِ فَإِنِّي أَتُوبُ فِي الْيَوْمِ إِلَيْهِ مِائَةَ مَرَّةٍ. " Ey insanlar Allah'a tevbe (ve O'na istiğfar) edin. Ben günde yüz defa tevbe ediyorum Ben günde yüz defa tevbe ediyorum." (Müslim, Zikir, 12/7034) Abdullah İbni Ömer Hz. Peygamber’in bir mecliste yüz defa: “Rabbiğfir-lî ve tüb aleyye, inneke ente’t- tevvâbü’r-rahîm: Yâ Rabbî! Beni bağışla; tövbemi kabul buyur. Şüphesiz sen tövbeleri kabul eden merhamet sahibisin” dediğini, kendilerinin de bunu saydıklarını söylemektedir.

29 كُلُّ بَنِى آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ Hz.Enes (r.a) anlatıyor: Resûlullah (a.s) buyurdular ki : " Bütün insanlar hatalıdır ; hatalı insanların Allah katında en makbul olanları tövbe edenleridir ". (Tirmizî, Kıyâmet 50, (2501); İbnu Mâce, Zühd 30, (4251)).

30 Hz. Allah (c.c), Hz. Adem (a.s) ve eşini cennete koymuş ve orada her türlü nimetlerden yiyebileceklerini bildirmiş, imtihan için bir ağacın meyvesinden yemeyi yasaklamıştır. Hz. Adem (a.s) ve eşi şeytana kanarak bu yasağa riayet edememişlerdir. Hz. Adem ve eşi yaptığına pişman olmuşlar ve günahlarına tövbe etmişlerdir. Kur’anda bu durum şöyle ifade ediliyor : قاَلاَ رَبَّناَ ظَلَمْناَ اَنْفُسَناَ وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْلَناَ وتَرْحَمْناَ لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخاَسِرِينَ “ Rabbimiz ! Biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka biz ziyana uğrayanlardan oluruz” (A’raf suresi : 23)

31 Yunus (a.s)ın Allah'ın izni olmaksızın Ninova halkını terk etmesinden dolayı Allah onu cezalandırmıştır. Bir gemiye biner, gemi fırtınada yol alırken gemi duruldu. Yük ağır geldiği için kura çekerek birinin atılmasına karar verilir ve yunus peygamber denize atılır neticede bir balık tarafından yutulur. Allahtan affını dilemesi ve balığın karnından kurtuluşunu ayeti celilede bizler okuyoruz: وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمينَ «Zünnûn'u da (Yunus'u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: «Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!» diye niyaz etti.» ( Enbiya )

32 Musa (a.s), birine bir yumruk vurmuş ve adam ölüvermişti. Bunun üzerine ; قَالَ رَبِّ اِنّى ظَلَمْتُ نَفْسى فَاغْفِرْ لى فَغَفَرَ لَهُ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi, Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O'dur. ( Kasas )

33 Salih peygamber Semud kavmine şöyle hitap ediyordu: فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبّى قَريبٌ مُجيبٌ «… O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir.» ( Hud )

34 Tevbenin Vakti اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَريبٍ فَاُولٰئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَليمًا حَكيمًا وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّپَاتِ حَتّٰى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّى تُبْتُ الْپٰنَ وَلَا الَّذينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ اُولٰـئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَليمًا “ Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” (NİSA 18)

35 Bazı zamanlar ve ibadetler tevbe makamıdır « مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَاناً واحْتِساباً ، غُفِرَ لَهُ ما تَقَدَّمَ مِنْ ذنْبِهِ » " Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. « Buhârî, Îmân 28, Savm 6; Müslim, Sıyâm 203, Müsâfirîn 175. الصَّلَوَاتُ الخَمْسُ وَالجُمُعَةُ إلى الجُمُعَةِ، وَرَمَضَانُ إلى رَمَضَانَ، مُكَفِّرَاتٌ ما بَيْنَهُنَّ إذا اجْتُنِبَتِ الكَبَائِرُ. Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayetle Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur. ” (Müslim, Tahâret 16., (I,209); Müslim, Tahâret 14, 15, (I,209)) نَوْمُ الصَّائِمِ عِبَادَةٌ وَصَمْتُهُ تَسْبِيحٌ وَعَمَلُهُ مُضَاعَف وَدُعَاءهُ مُسْتَجَابٌ وَذَنْببُهُ مَغْفُورٌ "Oruçlunun uykusu ibadettir, susması tesbihtir, amelleri misliyle kabul edilir, duası makbul, günahı affedilir." رَغِمَ اَنْفُ رَجُلٍ دَخَلَ عَلَيْهِ رَمَضَانُ ثُمَّ انْسَلَخَ قَبْلَ اَنْ يُغْفَرَ لَهُ Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ramazan’ı yaşadığı halde günahlarını bağışlatamayan kimsenin burnu yerde sürünsün!” (Tirmizi, Deavat, 100)

36 Tevbenin vakti fevrîdir. Yani Günahın büyük veya küçük olmasına bakmaksızın günahlardan dolayı hemen tevbe edilmesi gerekir. Ayrıca tevbeyi geciktirmeden dolayı da tevbe etmek gerekir. إنَّ اللّهَ يَقْبَلُ تَوبَةَ الْعَبْدِ مَا لَمْ يُغَرْغِرْ İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: " Son nefesini vermedikçe Allah, kulun tövbesini kabul eder." (Tirmizî, Daavât 103) İnsanoğlunun en büyük zaaflarından biri, uzun yaşama arzusudur. Yaşı ne olursa olsun, önünde daha nice yıllar bulunduğunu düşünür. Bu sebeple de günahlarından tövbe etmek için önünde daha zaman bulunduğunu zanneder. Kırk yaşından, elli yaşından sonra ibadete başlayacağını söyleyenleri aldatan ve yanıltan fikir de aynıdır. Bir saat sonra âni bir ölümle hayata veda edecek insan da aynı yanılgının kurbanıdır.

37 Eli ayağı tutarken zekâtını vermeyen, fakat öleceği kesinleşince: “Rabbim! Ne olur, ölümümü biraz geciktirsen de, sadaka verip iyilik edenlerden olsam” (Münâfikûn (63), 10) Değişmeyen bir gerçek vardır: Can boğaza gelip de âhiret yolu görününce pişmanlık duymanın ve tövbe kapısı kapandıktan sonra tövbe etmeye kalkmanın hiçbir değeri yoktur. Çünkü: “Eceli gelen bir kimseye Allah zaman verip geciktirmez” [Münâfikûn (63), 11].

38 Şeytan tövbede acele etmeme konusunda seni teşvik edecektir: يَا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْزى وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه شَيْپًا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ «Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.» ( Lokman ) İnsan bir günah işlediği zaman şeytanın eline düşer. Şeytanın eline düşen kimse ise, çölde devesini kaybeden adam gibi, helâk olmak üzeredir. Fakat Allah Teâlâ’ya yönelip tövbe ve istiğfâr ettiği zaman şeytanın elinden kurtulur, Cenâb-ı Hakk’ın bağışını ve rahmetini kazanır.

39 Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Vaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu zât yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir râhibi gösterdiler. Bu adam râhibe giderek: - Doksan dokuz adam öldürdüm. Tövbe etsem kabul olur mu? diye sordu. Râhip: - Hayır, kabul olmaz, deyince onu da öldürdü. Böylece öldürdüğü adamların sayısını yüz’e tamamladı. Sonra yine yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir âlimi tavsiye ettiler. Onun yanına giderek: - Yüz kişiyi öldürdüğünü söyledi; tövbesinin kabul olup olmayacağını sordu. Âlim: - Elbette kabul olur. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git. Orada Allah Teâlâ’ya ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi. Adam, denilen yere gitmek üzere yola çıktı. Yarı yola varınca eceli yetti. Rahmet melekleriyle azap melekleri o adamı kimin alıp götüreceği konusunda tartışmaya başladılar. Rahmet melekleri: - O adam tövbe ederek ve kalbiyle Allah’a yönelerek yola düştü, dediler. Azap melekleri ise: - O adam hayatında hiç iyilik yapmadı ki, dediler. Bu sırada insan kılığına girmiş bir melek çıkageldi. Melekler onu aralarında hakem tayin ettiler. Hakem olan melek: - Geldiği yerle gittiği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa, adam o tarafa aittir, dedi. Melekler iki mesâfeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine onu rahmet melekleri alıp götürdü. (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48)

40 Tevbe Ettikten Sonra Salih Amel İşleyecek Bir Vakit Gerekir وَالَّذينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّهِ اِلهًا اخَرَ وَلَايَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتى حَرَّمَ اللّهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَايَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذلِكَ يَلْقَ اَثَامًا يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيمَةِ وَيَخْلُدْ فيه مُهَانًا اِلَّا مَنْ تَابَ وَامَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَاُولئِكَ يُبَدِّلُ اللّهُ سَيِّئاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللّهُ غَفُورًا رَحيمًا Yine onlar ki, Allah ile beraber (tuttukları) başka bir tanrıya yalvarmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Bunları yapan, günahı (nın cezasını) bulur; Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışta bulunanlar başkadır; Allahı onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir. ( Furkan 68-70)

41 مَنْ تَابَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبِهَا تَاب اللّهُ عَلَيْهِ Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki: " Kim güneş batıdan doğmazdan evvel tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder." (Müslim, Zikr 43, (2703)) Abdullah İbni Mes’ûd’un çok güzel bir sözü vardır. Der ki: “Mü’min kimse günahlarını hayalinde öylesine büyütür ki, sanki kendisi bir dağın eteğinde oturuyormuş da dağ üzerine çökecekmiş zanneder. Günaha düşkün kimse ise günahlarını, burnunun üstüne konan bir sinek gibi görür” (Buhârî, Daavât 4).

42 Mevlânâ Hazretleri, mânevî dünyadan uzaklaşarak süflî arzularla dolan kimselerin hâlini bir hikâye tarzında şöyle tasvir etmektedir: “Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri yol üstüne dikenli çalı dikmişti. Yoldan geçenler onu ayıpladılar; “–Bunları sök at.” dediler. Fakat o ihmal etti ve onu sökmedi. O dikenli çalı, her an biraz daha büyüyor, çoğalıyordu. Halkın ayağı, diken yarası ile kanlara bulanıyordu. Geçenlerin elbisesi dikenlerden yırtılıyor, yalın ayak gezen yoksulların ayakları paramparça oluyordu. Bir Hak dostu o adama; “–Bunları sökmelisin!” diye emir verince, o: “–Evet, sökerim.” dedi. Fakat “Yarın, öbür gün sökerim!” diye ihmal etti… Bu müddet içinde de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi. Yine Hak dostu olan kişi ona: “–Ey vaadini yerine getirmeyen, sözünde durmayan kişi!.. Beri gel, söz verdin, sürüncemede bırakma! Vazifeni yerine getir, artık daha fazla ihmal etme!.. (Helâke yaklaşıyorsun!..)” dedi Çalıyı diken adam:“–Merak etmeyin, sökerim.” dedi. O Hak dostu:“–Çabuk ol, işi savsaklama, vaadini yerine getir!” diye nasihat etti. “Sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama, şunu iyi bil ki, gün geçip gittikçe o dikenler daha çok artıyor, kuvvetleniyor. Onu sökecek olan sen de ihtiyarlıyorsun, güçten kuvvetten düşüyorsun. Şunu bil ki, diken güçlenmede, boy atmada; diken sökecek kişi olan sen ise ihtiyarlamaktasın; gücün kuvvetin de devamlı eksilmede... Çabuk ol, vaktini boşa geçirme... Kendi helâkini hazırlama!...”

43 Allah dostlarından Ebu Ali Ed-Dahhak, tevbe konusunda şöyle buyurur: “Tevbe üç kısımdır: Evveli: tevbe, ortası: İnabe, En sonu ve en büyüğü: Evbe’dir. Ahiret azabından korkarak Allah yoluna dönüş yapan, Tevbe sahibidir. Sevap umarak tevbe eden, Sahib-i İnabe’dir. Sevaba rağbetinden ve azap korkusundan değil, sırf emr-i ilahiye rağbetinden dolayı tevbe eden kimse de Sahib-i Evbe’dir.” TEVBE, müminlerin avamının sıfatıdır. İNABE, mukarreb velilerin sıfatıdır. EVBE ise Peygamberlerin sıfatıdır.

44 İbni Samte (ra) daima kendini hesaba çekerdi. Bir gece hesaba oturmuş ve altmış yaşına geldiği, bunun da gün ettiğini görünce “Vay başıma gelene! Her gün bir günahım olsa günahla Allah’ın huzuruna çıkıyorum. Halbuki her gün binlerce günahım vardır” diyerek bayıldı ve düştü. Bir daha ayılmayarak ruhunu teslim etti. Bu sırada yanında bulunanlar “Sana Firdevs-i A’lâ ile müjde olsun!” diye gaipten bir ses duydular. (Gazali, İhya, c. 4, s. 730)

45 EŞKİYALIKTAN EVLİYALIĞA: FUDAYL BİN İYAZ (R.A.) Tevbekârların medar-ı iftiharı, verâ ve irfan deryası Ebu Ali Fudayl b. İyaz (Rh.A.), iki cihandan yüz çeviren şeyhlerin büyüklerinden olup, himmet ve fütüvvet ehli bir sufi idi. Fudayl b. İyaz, Merv ile Ebiverd arasında eşkiyalık yapardı. Fakat tabiatı hayır ve salaha meyilli idi. Soygun yaptığı kafilede bir kadın bulunacak olsa ona ilişmez, fakirin malını gasbetmezdi. Sahranın ortasında bir çadırı vardı. Bir gün muazzam bir kervan çıkageldi. Kervanın ağası haramilerden gizlemek için yanındaki altınları alıp çöle açılır ve Orada bir çadır görür. Çadırda biri oturuyor. Ona çölde eşkıyaların kervanı soymakta olduklarını altınları ona emanet etmek istediğini sıkıntı geçince dönüp almak istediğini söyledi. Fudayl altınları çadırın içinde bir köşeye koymasını söyledi. Ağa da altınları bırakıp geri döndü. Kervanın yanına varınca haramilerin bütün kervanı soyduğunu gördü. Çalınan mallarla birlikte çadıra doğru onları götürdüler. Ağa Oraya vardığında bir de ne görsün! Eşkiyalar oturmuş malları taksim ediyorlardı. Adamcağız bir ah çekti ve, “demek altınlarımı haramilerin eline teslim etmişim!” diye hayıflandı. Geri dönmek isterken Fudayl onu gördü ve “gel!” diye seslendi. Oraya varınca Fudayl, “senin burada ne işin var?” diye sordu. Ağa: “Emaneti almak için gelmiştim de…” dedi. Fudayl, “nereye koyduysan git oradan al.” dedi. Adam gitti ve altınları koyduğu yerden aldı. Yoldaşları Fudayl’a: “Biz bu kervanda hiç nakit bulamadık, sen ise bunca nakdi iade ediyorsun!” dediklerinde Fudayl: - “O, hakkımda hüsnüzan besledi ve ben de Allahu Tealâ hakkında hüsnüzan besliyorum. Ben onun hakkımdaki hüsnüzannını doğru çıkardım. Ola ki Allahu Tealâ da benim kendisi hakkındaki hüsnüzannımı doğru çıkarır.”

46 Naklederler ki, Fudayl (Rh.A.) ilk zamanlarında bir kadına aşık olmuştu. Eşkiyalıktan her ne elde ederse ona gönderirdi. Zaman zaman da yanına gider konuşur, ağlardı. Bir defasında yine akşama kadar gönül eğlemiş, tırmandığı duvar üzerinde kadınla muhabbet ediyordu. Bu esnada oradan geçmekte olan kervanda bulunan bir hafız şu mealdeki ayeti okur: اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذينَ اٰمَنُوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ “İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi?” (Hadid/16) Okunan bu ayet bir ok gibi Fudayl’ın yüreğine saplanır. Ta derinden yaralar. “Geldi, geldi… Hatta geçti bile!” diye söylenir. Şaşkın ve mahcup olur, yerinde duramaz. Günahlarına içten bir şekilde tevbe eder. Bundan sonra ağlaya ağlaya, diyar diyar gezerek, haksızlık yaptığı kişilerden af ve helallik diler.

47 Fudayl, işte böyle mahcup ve mahzun dolaşırken, Ebiverd’de onu gören bir Yahudi, kendi yoldaşlarına: “İşte şimdi Muhammedîler ile eğlenmenin zamanı geldi.” der. Sonra Fudayl’a, “eğer sana hakkımı helal etmemi istiyorsan, falan yerdeki filan kayalık tepeyi kaldır, yerini dümdüz et.” diye bir şart ileri sürer. Tepe gayet büyüktür. Fudayl, bu tepeyi gece gündüz demeden kazmaya başlar. Nihayet bir seher vakti bir rüzgar çıkar. O rüzgar, kayalık tepeyi yerinde hiçbir şey yokmuş gibi dümdüz bir hale getirir. Bu manzarayı gören Yahudi bu defa, “malımı iade etmedikçe hakkımı sana helal etmeyeceğim, diye and içmiştim. Benim şu yastığın altında altınlarım var. Şimdi, sana hakkımı helal edebilmem için onları al bana ver.” der. Aslında yastığın altına çakıl taşı vardır ve maksadı da Fudayl’ı denemektir. Ama Fudayl, elini yastığın altına sokarak bir avuç altın çıkarıp Yahudi’ye verir. Bu defa Yahudi, “sana hakkımı helal etmeden evvel bana İslâm’ı arzet.” der. Fudayl, “bu ne hâl böyle?” deyince Yahudi: “Ben seni imtihan ettim, aslında yastığın altında çakıldan başka bir şey yoktu. Elinde çakılın altın olduğunu görünce anladım ki, samimisin ve dinin de haktır.” der ve müslüman olur. Fudayl b. İyaz (R.A.), daha sonraları hanımıyla birlikte Mekke’ye gitti. Orada evliyanın halkasına katıldı. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin sohbetlerine iştirak ederek ilim tahsil etti ve hadis rivayetinde bulunacak kadar ilimde derinleşti. (Kuşeyrî Risalesi)

48 Bazı alimler Her uzvun ayrı ayrı tevbesinin olduğunu söylemişlerdir Kalbin Tövbesi : Haram işleri yapmayı terk etmeye niyet etmek Gözün Tövbesi : Harama bakmamak Dilin Tövbesi : Haram olan şeyleri konuşmamak. Kulakların Tövbesi: Haram şeyleri Dinlememek. Karnın Tövbesi: Haram yememek ve ailesine yedirmemek Ayakların Tövbesi: Harama gitmemek

49 ‏ "‏ إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ سُقِلَ قَلْبُهُ وَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ وَهُوَ الرَّانُ الَّذِي ذَكَرَ اللَّهُ ‏: ‏(‏ كلاَّ بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ‏)‏ ‏"‏ Hz. Peygamber (a.s.): "Kul, bir hata işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şayet el çeker, mağfiret diler ve tevbe ederse kalbi cilalanır. Eğer Tevbe etmeyip günaha devam ederse siyah nokta artırılır ve neticede bütün kalbini istila eder. İşte Allah (c.c) nun, " gerçek şu ki onların kazanmış oldukları günahlar, kalplerini örtmüştür." (Mutaffifin, 83/14) diye zikrettiği örtü budur." (Tirmizi, Tefsir, 74/3654)

50

51 Demir paslandı mı önce onu zımparalamak gerekir. Ya kalp kararırsa… Her bir günah pencerelere asılan bir perde gibidir. Bir günah bir kat perdedir. İşlendikçe perdelerin sayısı artar. Belli bir zaman sonra tuğla ile örülmüş duvar gibi olur. Tevbe geciktikçe kul Allahtan uzaklaşır ve artık nasihat o kula tesir etmez olur. Sonuçta her bir günah başka günaha götürür. İnsan her günahı için evine bir çakıl taşı atsa günahlarının çokluğundan evi dolup taşar. Bir insan beyaz bir iç çamaşırı giyse ve onu pislendikçe değiştirmese durumu nasıl olur. Kokudan hiç kimse yanına yaklaşamaz. Yara kangren olmadan, kanser tüm vücudu sarmadan tedavi edilmelidir. Duydun ki kanser hastalığına çare bulunmuş, ne yaparsın. Kış olunca ekipler karla mücadele ederler. Bizde sürekli bir mücadelenin içinde olmak durumundayız.

52 إنَّ اللّهَ عَزَّ وَجلّ يَبْسُطَ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِئُ النَّهَارِ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِئُ اللَّيْلِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا. Ebû Musa (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (a.s) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir." (Müslim, Tevbe, 32/2760))

53 NASUH TÖVBE يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مَعَهُ Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. “Ey iman edenler ! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar.” (Tahrim, 66/8)

54 Muaz b. Cebel : Ya Rasulallah, tevbe-i nasûh nedir? Diye sorunca, Hz. Peygamber: “Kulun, yapmış olduğu günaha pişmanlık duyması, Allah’a özür beyan etmesi, sonra sağılan sütün memeye dönmediği gibi (o günaha) bir daha dönmemesidir” buyurdu. (Tirmizi, Zühd, 8) İbn Mesud Ra’dan gelen bir rivayete göre Nasuh tevbe ile tevbe eden kimseye tevbe kapısı açıktır. Yaptığı tevbe makbuldür. Ancak 3 kimse hariç: Kafirlerin başı iblis ŞEYTAN Hata işleyenlerin başı kabil Peygamberlerden birini öldüren kimse

55 TEVBE EDERKEN ADAP Hz. Ali, bir bedevînin, اللهم اني استغفرك و اتوب اليك “Ey Allah’ım, senden beni bağışlamanı diliyor ve (sana günahlarımdan dolayı) tövbe ediyorum” diyerek tövbe ettiğini duymuş ona, “Ey adam! Tövbede dil çabukluğu, yalancıların tövbesidir” demiştir. Adamın, “O halde tövbe nedir?" diye sorması üzerine, Hz. Ali ona, "Tövbenin altı özelliği vardır" demiş ve bu özellikleri şöyle sıralamıştır: 1. Geçmiş günahlara pişmanlık duymak, 2. Yerine getiremediği farzları kaza etmek, 3. Mazlumun hakkını vermek, 4. Hak sahipleriyle helalleşmek, 5. Bir daha günaha dönmemeye azmetmek, 6. İbadet ve itaat ile nefsi olgunlaştırmaktır. Yazır, VIII, 165.

56 İnsanın işlediği günahlar iki kısımdır. Bir kısmı içki içmek gibi kul hakkı ile ilgili olmayan, yalnız Allah’a karşı işlenmiş günahlardır. 1.Günahı terk edip halini düzeltmek 2.Yaptığına pişmanlık duyup günahı itiraf ve affını istemek 3.Allah’ı yücelterek tevbeye başlamak 4.Bir daha yapmamaya karar vermek. 5.Tövbede samimi olmak 6.Tövbeyi son nefese bırakmamak Günahın diğer bir kısmı da hırsızlık yapmak gibi insan hakkı ile ilgili olan günahtır. Hırsızlık yapmak günahtır, çünkü Allah bunu yasaklamıştır. Bu gibi günahlardan tevbe etmenin, yukarıdaki şartlara ilaveten bir şartı daha vardır ki, o da 7. Hak sahibine hakkını vermek veya ondan helallık almaktır.

57 Ebu Said (ra) anlatıyor: "Resûlullah buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarif edildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânının olup olmadığını sordu. Râhib: "Hayır yoktur!" dedi. Herif onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı. Adamcağız, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Ona gelip, yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tevbe imkânı olup olmadığını sordu. Âlim: "Evet, vardır, seninle tevben arasına kim perde olabilir?" dedi. Ve ilâve etti:" Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zîra orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer. « Adam yola çıktı. Giderken yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azab melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler. Rahmet melekleri: "Bu adam tevbekâr olarak geldi. Kalben Allah yönelmişti" dediler. Azab melekleri de: "Bu adam hiçbir hayır işlemedi" dediler. Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek, yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: "Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin" dedi. Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri aldılar.« (Buhari, Enbiya, 50; Müslim, Tevbe, 46)

58 Ebû Nüceyd İmrân İbni Husayn el-Huzâî radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Cüheyne kabilesinden zina ederek gebe kalmış bir kadın Peygamber aleyhisselâm’ın huzuruna geldi ve: - Yâ Resûlallah! Cezayı gerektiren bir suç işledim. Cezamı ver, dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm kadının velisini çağırttı. Ona: - “Bu kadına iyi davran! Doğum yapınca bana getir!” buyurdu. Adam Resûl-i Ekrem’in buyurduğu gibi yaparak kadını doğumdan sonra getirdi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kadının üzerine elbisesinin iyice bağlanmasını emretti; sıkı sıkıya bağladılar. Sonra Peygamber aleyhisselâm’ın emri üzerine taşlanarak öldürüldü. Daha sonra Resûl- i Ekrem kadının cenaze namazını kıldı. Hz. Ömer: - Yâ Resûlallah! Zina etmiş bir kadının namazını mı kılıyorsun? diye sorunca Hz. Peygamber şunları söyledi: - “O kadın öyle bir tövbe etti ki, şayet onun tövbesi Medine halkından yetmiş kişiye taksim edilseydi, hepsine yeterdi. Sen Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için can vermekten daha üstün bir şey biliyor musun?” (Müslim, Hudûd 24. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 24; Nesâî, Cenâiz 64)

59 Samimiyet ve ihlâsla yapılan tövbenin insanı günahlarından arındıracağı kesindir. Mevlâ’sının huzurunda böyle bir günahtan dolayı hesaba çekilip perişan olmaktansa, cezasını dünyada çekip kurtulmayı tercih etmiştir. Bu güçlü bir iman meselesidir.

60 GÜNAHI İŞLERKEN TEVBE OLMAZ;  Haram yerken, içerken, giyerken tevbe olmaz.  İçki masasında tevbe olmaz  Bankada paraya faiz işlerken tevbe olmaz.  Televizyonda müstehcen yayınlara bakarken tevbe olmaz.  Elinde okey taşları, kumar oynarken tevbe olmaz. Aldığı borcu sahibine ödememişse, komşusunun bağına bahçesine verdiği zararı tazmin etmemişse, tevbenin şartı bulunmadığı için, bu dönüş makbul bir tevbe değildir. Gönlünü kırdığı, iftira edip gücendirdiği, canını yakıp ızdırap verdiği kimselere gidip özür dileyecek ve haklarını helal etmelerini isteyecektir. Bunu yapmadıkça tevbesi makbul olmayacaktır. Tevbenin tevbe olabilmesi için önce günahı terk edeceksin, sonra tevbe edeceksin ki tevben makbul olsun. Zünnûn-u Mısrî: “Günahtan ayrılmaksızın yapılan istiğfar, yalancıların tevbesidir.”

61 TEVBE ETMEYENLERİN DURUMU; وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ “…Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurât 11) اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فى كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ « Onlar (Münafıklar), her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.» (Tevbe ) اِنَّ الَّذينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَريقِ « Şüphesiz inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe de etmeyenlere cehennem azabı ve (orada) yanma cezası vardır.» ( Buruc )

62 وَتُوبُوا اِلَى اللّٰهِ جَميعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ “… Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz !” (NÛR 31) اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّابينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرينَ Allah çok tövbe edenleri sever “ Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (BAKARA 222)

63 Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi. Hak Teâla da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.“ Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der. Alllah Teâla Hazretleri de: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teâla da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu." Buhari, Tevhid, 35.

64 "Abdullah İbnu Mes'ud anlatıyor: Rasulullah şöyle buyurmuştur: إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَأَنَّهُ قَاعِدٌ تَحْتَ جَبَلٍ يَخَافُ أَنْ يَقَعَ عَلَيْهِ وَإِنَّ الْفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ مَرَّ عَلَى أَنْفِهِ فَقَالَ بِهِ هَكَذَا قَالَ أَبُو شِهَابٍ بِيَدِهِ فَوْقَ أَنْفِهِ "Mü'min günahını şöyle görür: "O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Fâcir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür" İbnu Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, Şöyle diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır. Sonra dedi ki: "Allah, mü'min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: "Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: "Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım" der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah'ın, mü'min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır. ( Buhari)

65 Tövbe Eden Müminler İçin Meleklerde Tövbe Ve İstiğfarda Bulunur اَلَّذينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذينَ امَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحيمِ Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler). ( Mümin 40/7)

66 التَّائِبُ مِنَ الذَّ نْبِ كَمَنْ لا ذَنْبَ لَهُ وَالْمُسْتَغْفِرُ مِنَ الذَّنْبِ وَهُوَ مُقِيمٌ عَلَيْهِ كَالْمُسْتَهْزِئِ بِرَبِّهِ Abdullah b. Mesud (r.a.)’dan rivayet olunan hadiste Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “ Günahlarından tevbe eden (derece bakımından değil de, günahtan kurtuluş bakımından) günahı olmayan kimse gibidir. Yaptığı hata ve kötülükler devam ederek günahlarından tevbe ve istiğfar eden, Rabbi ile alay etmiş olur. ” ( İbn-i Mace, Zühd, 30; Terğib ve Terhib, C.6, S.134)

67

68 Şeytan, insana: “Allah gafurdur.” diyerek günah işletir. Bu kimse sonunda tevbeye fırsat bulamadan ahirete yolcu olur. Allah, kullarını şöyle uyarıyor: يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَاوَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ : “Ey insanlar! Allah’ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!” (Fatır 5) İsyan vadisinde dolaşan, elde kadeh ve dilde hezeyan ile türlü günaha bulaşan kullarını Allah şöyle uyarıyor: يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ : “Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitar 6) Günahkâr kimselerden bazısına: “Artık vazgeç ve doğru yola yönel. İbadetlere devam et.” deseniz, sizi Allah’ın LA TAKNETU ayetiyle susturmak ister. Hâlbuki bu ayet, günah sahalarında bitkin ve ümitsiz bir halde dolaşırken, elinden tutacak bir yardımcı, gönlüne ümit sunacak bir tesellici arayan, “Acaba bu kötülüklerden uzaklaşacak olsam bağışlanır mıyım?” diyen kimseye, Allah şöyle hitap ediyor:

69 لوْ أَخْطَأْتُمْ حَتّٰى تَبْلُغَ السَّمَاءَ ثُمَّ تُبْتُمْ لَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ Ebu Hureyre (r.a.)den rivayet olunan hadis-i şeriflerinde efendimiz: hatta günahlarınız göğe yükselecek kadar çok olsa da tevbe ettiğinizde Allah tevbenizi kabul eder, günahlarınızı bağışlar. «Hata yapsanız, hatta günahlarınız göğe yükselecek kadar çok olsa da tevbe ettiğinizde Allah tevbenizi kabul eder, günahlarınızı bağışlar. « buyurdular. (Terğib ve Terhib, C.6, S126)

70 قُلْ يَا عِبَادِىَ الَّذينَ اَسْرَفُوا عَلٰى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَميعًا اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir." (Zümer, 53)

71 TÖVBENİN MAKBUL OLMASI İÇİN; İki rekat Allah rızası için namaz kılarak Sadaka vermek Helal gıdalarla gıdalanmak Abdestli olarak tövbe etmek... Tövbeye salavatı şerife ile başlamak Kur'an ve hadiste zikredilen tövbeler gibi tövbe etmek. Kutsal mekânlarda tövbe etmek. Mübarek zamanlarda (mübarek gün ve gecelerde, cuma gününde, her gün seher vaktinde, farz namazların arkasında) yapmak. Suyun kiri temizlediği gibi, samimi tevbe de günahları temizler. Suyun kiri temizlediği gibi, samimi tevbe de günahları temizler. Yeter ki insan işlediği günaha pişmanlık duyarak onu terk etmiş ve bir daha onu yapmamaya karar vermiş olsun. Müminin günahı ne kadar çok olursa olsunAllah’ın rahmeti daha çoktur. Ve unutmayalım ki iki şey insanı helak eder 1.Tevbe ederim diye günah işlemek 2.Sonra yaparım diye tevbeyi geciktirmek

72 “Kuyuya Dusseydi Cıkarmaz mıydınız?” (Kardeşinin günahına takılıp kalma Kendine bak) Hasbel beseriye islemis olduğu bir gunahtan dolayı insanların kendisine söyleyip durduğu bir kimseye tesadüf eden Ebu’d Derda (r.a) : “Bu adam bir kuyuya düşmüş olsaydı siz onu çıkarmak istemeyecek miydiniz ?” buyurduğunda: “Evet çıkarırdık” demişler. Bu sefer Ebu’d Derda “Öyle ise din kardeşinize sebbetmeyiniz, sizi bu günahtan koruyan Allah’a hamd ediniz” buyurmuşlar. Halkın Ebu’d Derda’ya “Sen bu adama buğz etmedin mi?” sorusuna 0: “Ben onun hareketine kızarım. 0 hareketini terk edince, o yine benim kardeşimdir” diye cevap verir. (Kursuden Gonullere Hikmet Pırıltıları, Mehmet ERGUN, S.19)

73 “İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” Mevlana Güneş ile dünya arasına ay girince, dünya karanlıkta kalır. ALLAH ile kul arasına dünya girince, kul karanlıkta kalır... N.F.K

74 İ dris YAVUZYİĞİT NOT: Bu Vaaz Metni İdris YAVUZYİĞİT Tarafından “Günahlar Tevbe Ve İstiğfar” İsmail Karagöz; “Bireysel Ve Toplumsal Kazanımlar Açısından Tevbenin Değerlendirilmesi” Dr. Yaşar Yiğit; “Günah Psikolojisi Ve Tövbeye Duyulan İhtiyaç” R. Toraman, A. Özmen; “Allah'ın Rahmet Ve Merhameti” Mehmet Eser; “Ramazan Yaklaşırken; Günah, Tevbe Ve Namaz” Rasim Haner; “Tevbe Günahların Silinmesine Sebeptir” Lütfü Şentürk; “Tevbe” Mehmet Köse; “Tevbe” İdris YAVUZYIĞIT; “Tövbe Ve Önemi” Mehmet Kaya Kurt; “Tövbe” Ahmet ÜNAL Kitap, Makale Ve Vaaz Örneklerinden İstifade Edilerek Hazırlanmıştır. Hepsine Rabbim Tevvab İsmiyle Tecelli Eylesin.


"GÜNAH VE TEVBE idrisyavuzyigit.com" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları