Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

EDEP VE HAYA idrisyavuzyigit.com

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "EDEP VE HAYA idrisyavuzyigit.com"— Sunum transkripti:

1 İdris YAVUZYİĞİT Edep Ve Haya

2

3 يَا بَنى اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارى سَوْاٰتِكُمْ وَريشًا وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ “Ey Âdem oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).” ( Araf 7/26)

4 اَلْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ أَوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةً فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ “İman yetmiş/altmış küsur şubedir. En üst derecesi "lâ ilâhe illallah" demek, en alt derecesi de geçenlere zarar verecek şeyleri yoldan gidermektir. Hayâ da imandan bir şubedir ” ( Müslim, İman, 58, I, 63./ Buhari, İman, 9)

5 İnsanın söz ve hareket olarak diğer insanlarla olan ilişkilerinde ölçülü davranması ve iyi geçinmesidir. Benliğe yerleşen güzel bir huy olan edep, kişiyi lekeleyici şeylerden koruyan bir melekedir. Edep, Allah’ın rızasına uygun zahiri ahlaktan başka, dinimizin gerekli gördüğü, aklın da kabul ettiği hareket ve sözlerin tamamından ibarettir. (M. Zeki DUMAN, Âdâb-ı Müaşeret ve Görgü Kuralları, 19-21)

6 İnsanın davranışlarını, Efendimiz’in (sav), farz ve vacibin dışındaki davranış ve hareketlerine aynen uydurmaya çalışması.. Yaşantısını, O’nun hayatına göre ayarlamasıdır.

7 Medreseye ilk defa başlayan çocuğun dersinin başına hocası üç harflik sihirli kelimeyi yazar ( ا د ب ) ve eğitim böylece başlar. “Edep kelimesi, ( ا د ب ) elif, dal ve be harfinden ibarettir. Elif, kişinin eline, de harfi kişinin diline, b harfi de beline sahip olmasına işaret eder.” “Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep, Dediler ilim geride, illa edep illa edep.” Yunus Emre

8 Edep, aklı ikmal eden, onu nurlandıran, imanı kemale erdiren, insanı ruhen geliştirip saadet ve selamete kavuşturan en hayırlı bir sermayedir. Yetim kimse anası ve babası olmayan değil, ilim ve edebi olmayandır. Asıl fakir; malı mülkü olmayan değil, ilim ve edepten mahrum olandır. Çünkü nimet ve servetlerin en büyüğü ilim ve edeptir. Bu nimetlere nail olan, edebi sayesinde nail olur. O nimetleri kaybeden de edebi terk ettiği için kaybeder. (Mehmet KIRKINCI)

9 Edep; İnsanın hayatında yapmış olduğu hareketler bütünüdür. Edep; İnsanın ilmi ile kendisine ve çevresine karşı takındığı tavırdır. Edep insanı, hayvanlardan ayıran en büyük özelliklerinden biridir.

10 “ Akıldan, imanın hakikati nedir ?” diye sordum. Akıl kalbimin kulağına dedi ki; “ imanın hakikati edepten ibarettir. ” “İnsanın tenindeki can ne ise, edep de odur. İnsanların kalbindeki ve gözündeki nurlar edepten ibarettir. Bu kâinatın kubbesindeki nizam ve revnak edeptir. Geceleri parıldayan en nurlu ve en üstün ışık edeptir.”

11

12

13 اِسْتَحْيُوا مِنَ اللَّهِ حَقَّ الْحَيَاءِ. قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا لَنَسْتَحْيِى وَالْحَمْدُ لِلَّهِ. قَالَ لَيْسَ ذَاكَ وَلَكِنَّ الاِسْتِحْيَاءَ مِنَ اللَّهِ حَقَّ الْحَيَاءِ أَنْ تَحْفَظَ الرَّأْسَ وَمَا وَعَى وَتَحْفَظَ الْبَطْنَ وَمَا حَوَى وَتَتَذَكَّرَ الْمَوْتَ وَالْبِلَى وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ تَرَكَ زِينَةَ الدُّنْيَا فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَقَدِ اسْتَحْيَا مِنَ اللَّهِ حَقَّ الْحَيَاءِ İbni Mesud’un rivayetine göre, Hz. Peygamber, “ Allah Teala’dan gerektiği gibi hayâ ediniz ” buyurdu. Biz kendisine, “Ya Rasulallah! Elhamdülillah; haya ediyoruz” dedik.. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu: “O (sizin anladığınız haya) değil! Fakat Allah'tan hakkıyla haya etmek; başını ve başında yer alan organları, karnını ve karnına bağlı organları koruman, dünya hayatının süsüne kendini kaptırmaman, ölümü ve çürüyüp yok olmayı unutmamandır. Ahireti isteyen dünyanın süsünü bırakır. Kim bunu yaparsa gerçekten haya etmiş, yani Allah'tan gereği gibi haya etmiş olur.” (Tirmizi, Sıfatü'l-Kıyame, 2575)

14 Başın korunması, düşünce gücünün iyiye kullanılmasıdır. Baştaki organların korunması, dinen yasaklanan şeylere bakmamak, kötü sözlere kulak vermemek, haram yememek ve yalan söylememekle gerçekleşir. Karnın korunması ise haramla beslenmekten sakınmakla olur.

15 “Hayâ; utanma, hicap, ar anlamlarına gelir. Edebe aykırı olan olaylar meydana gelince kalbin duyarlılık kazanması ve ıstırap duymasıdır. Bu halin belirtisi derhal hayâ sahibi kişinin üzerinde görülür. Çünkü, bu çirkin olaydan dolayı, hayâ faziletine bürünmüş kişinin benliği bundan etkilenir. Hayâ, kişiye fazilet yollarını, maddeten ve mânen ilerleme yollarını gösterir. Edep ve hayâdan mahrum olan insan, her türlü iğrenç işe girişir. Yaptığı çirkin işlerden üzüntü duymayan insanı, ahlâk ve fazilet yollarına sevk etmek zordur. Toplumun gelişmesi, utanma duygusunun canlı bir şekilde aralarında yaygınlaşmasıyla yakından ilgilidir.” (Kınalızâde Ali Efendi, Ahlak / Ahlâk-i Alâî, s.103. (Baskıya hazırlayan, Hüseyin Algül), Tercüman, 1001 Temel Eser, No. 30, tarihsiz.)

16 أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ِ)صلم( مَرَّ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ وَهُوَ يَعِظُ أَخَاهُ فِى الْحَيَاءِ ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ )صلم( دَعْهُ فَإِنَّ الْحَيَاءَ مِنَ الإِيمَانِ hayâ imandandır İbni Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v) utangaç kardeşine bu huyunu terketmesini söyleyen Medine’li bir müslümanın yanından geçerken ona: “ Onu kendi haline bırak; zira hayâ imandandır ” buyurdu. (Buhari, İman, 24)

17 اَلْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ أَوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةً فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ “İman yetmiş/altmış küsur şubedir. En üst derecesi "lâ ilâhe illallah" demek, en alt derecesi de geçenlere zarar verecek şeyleri yoldan gidermektir. Hayâ da imandan bir şubedir ” Müslim, İman, 58, I, 63.

18 “Yaratılıştan gelen bir duygu olduğu halde hayâ bu hadiste, sonradan kazanılan imandan bir parça olarak belirtilmiştir. Çünkü hayâlı kişi, bu sayede günahlardan uzaklaşır. İşte bu açıdan hayâ, kişi ile günahları arasına giren ve onu günah işlemekten alıkoyan imanın fonksiyonunu yerine getirmiş olmaktadır. Hadiste, hayânın imandan bir parça olduğu ifade edilmiştir; çünkü iman, sonuçta Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak şeklinde dışa yansır. İşte, günahlardan kaçınmak haya sayesinde gerçekleşince, hayâ imanın bir cüz’ü gibi olmuş olur.” İbnü’l-Esîr, en-Nihaye fî Ğarîbi’-l Hadîs, Dâru’l-Fikr, Beyrut, Tarihsiz, I, 470.

19 “Haya” kelimesi ölümün zıddı olan “dirilik/canlılık” manasında olan “hayat” kelimesinden türetilmiş olmasıyla, insanın maddi hayatiyetini devam ettiren kan damarları gibi hayanın da insanın manevi varlığını ve diriliğini temin eden can damarı mesabesinde olduğuna işaret edilmektedir.

20 İnsandaki hayâ ve iffet duygusunun kaynağı Allah kelamı ve Peygamber sünneti olup yaratılış gereğidir. Efendimiz buyuruyorlar ki: “Hayâ ile îman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider biri gittiğinde diğeri de gider!” (Taberânî, Evsat, VIII, 174)

21 إِنَّ لِكُلِّ دِينٍ خُلُقًا وَخُلُقُ الإِسْلاَمِ الْحَيَاءُ Enes (ra) dan rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: "Her dinin kendine özgü bir ahlakı vardır. İslam'ın ahlakı ise hayadır" (İbn Mace, Zühd, 4321)

22 Sahabe-i kiram, Hz. Peygamber’e “hayâ dinden midir,” diye sorunca, Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Evet. Hattâ o dinin tamamıdır.” buyurmuşlardır. Ardından da Peygamberimiz “Hayâ, haramlardan sakınmak, diline sahip olmak ve iffetli yaşamaktır.” (Tabaranî, Mu’cemü’l-Kebir, XIX, 29) şeklinde haber vermişlerdir.

23 1.Allah’a karşı hayâ, 2.İnsanlara karşı hayâ 3.Kişinin kendine karşı hayâsı Allah’a karşı hayâ, o’nun emir ve yasaklarına uymakla, İnsanlara karşı hayâ, onlara eziyet etmemek ve yanlarında çirkin işler yapmaktan ve çirkin sözler söylemekten kaçınmakla olur. Kişinin kendine karşı hayâsı ise, edepli olması demektir. Mâverdî, Ebu’l-Hasen Ali b. Muhammed b. Habîb el-Basrî, Edebü’d-Dünya ve’d-Dîn, s İkinci baskı, Daru İbn-i Kesîr, 1990,

24 Allah’tan hayâ etmek, O’nun emirlerine karşı gelmekten, yasaklarına uymamaktan kaçınmak şeklinde dışa yansır. Bu yansımanın temelinde, kulun; Allah’ın istemediği bir iş ve hal üzere bulunmaktan uzak durması vardır. وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ “.. Nerede olsanız, o sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir ” (Hadîd, 57/4)

25 مَا الإِحْسَانُ قَالَ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنَّكَ إِنْ لاَ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ihsan nedir? Ey Allah'ın elçisi ihsan nedir? Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: Sen Allah'ı görmesen de O'nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen O'nu görmezsen de O seni görüyor “Sen Allah'ı görmesen de O'nu görüyormuşçasına ibadet etmendir. Sen O'nu görmezsen de O seni görüyor." (Müslim, İman, 106) İslam da edep, kişinin her halinin gözetim ve denetim altında olduğunun şuurunda olması ve böyle yaşamasıdır.

26 “İnsan, salih iki komşusundan utandığı gibi, gece gündüz kendisiyle beraber olan yanındaki iki melekten de utanmalıdır!” (Beyhaki)

27 وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ Muhakkak ki sen yüce ahlak üzeresin “ Muhakkak ki sen yüce ahlak üzeresin ”. (Kalem, 68/4) كَانَ خُلُقُهُ الْقُرْآنَ Hz. Aişe'ye Hz. Peygamber (s.a.v)'in ahlakı nasıldır diye sorulduğunda Hz. Aişe: Siz Kur'an'ı okumuyor musunuz? " Siz Kur'an'ı okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur'an'dır Onun ahlakı Kur'an'dır." buyurdu. (Camiu's-sağir, 2/ 423, 6831)

28 Hz. Mevlana hazretlerine kulak verelim:

29 لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً “ Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab,33/21)

30 Cenab-ı Hak, edebin bütün nevilerini Hz. Peygamber’de (sav.) cem etmiş ve kendisini rehber edinmemizi emretmiştir. Zira o (sav.), İlahi terbiye ile yetiştirtmiş, Kemal-i edep ile donatılmış, Hüsnü ahlak ile şereflendirilmiş Alemlerin rahmet kaynağıdır. Peygamber Efendimizin (sav) bütün hayatı, edep, haya ve ahlâk örneklerinin sergilendiği bir film sahnesi gibidir.

31 كَانَ النَّبِىُّ ِ)صلم( أَشَدَّ حَيَاءً مِنَ الْعَذْرَاءِ فِى خِدْرِهَا ، فَإِذَا رَأَى شَيْئًا يَكْرَهُهُ عَرَفْنَاهُ فِى وَجْهِهِ Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’ şöyle dedi: Resûlullah (sav) örtünme çağına girmiş bir genç kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık. (Buhari, Edep, 72)

32 وَكَانَ النَّبِىُّ )صلم( شَدِيدَ الْحَيَاءِ “ Hz. Peygamber insanların en hayalısıydı ”. (Buhari, Tefsir, 4793) كَانَ النَّبِىُّ )صلم( أَحْسَنَ النَّاسِ خُلُقًا Enes (r.a) şöyle buyurdu: “Nebi (s.a.v) ahlakça insanların en güzelidir”. (Buhari, Edeb, 6203)

33 اَدَّبَنِى رَبِّى فَاَحْسَنَ تَاْدِيبِى “ Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi de güzel yaptı ”. (….) Hz. Peygamberin hayatı bizlere gösteriyor ki, Kur’anda belirtilen Edebin her çeşidini, Allah Hz. Muhammed (s.a.v.) da bir araya getirmiş ve bizlere örnek olarak bırakmıştır.

34 أَرْبَعٌ مِنْ سُنَنِ الْمُرْسَلِينَ الْحَيَاءُ وَالتَّعَطُّرُ وَالسِّوَاكُ وَالنِّكَاحُ Ebu Eyyüb'den (ra) rivayet edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Dört haslet peygamberlerin özelliklerindendir: Haya, güzel koku sürme, misvak kullanma ve nikah " (Tirmizi, Nikah, 1101)

35 Şeyh Sâdî’nin “Yusuf ile Zeliha” adlı hikayesinde; Yusuf’u kandırmak için ona dil döken, bu arada, tapındığı put, niyetlendiği çirkin işi görmesin diye onun üzerini örten Zeliha’ya, Yusuf şöyle seslenir: Vazgeç, benden kötülük bekleme. “Vazgeç, benden kötülük bekleme. Sen bir taştan bile utanırken, ben nasıl olur da Allah’tan utanmam ben nasıl olur da Allah’tan utanmam?” Sâdî, Bostan, s. 319 (Tercüme, Hikmet İlaydın), Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1950,.

36

37 Peygamberimiz, kendisi gibi fazilete sahip olmasından dolayı Hz. Osman’a özel bir değer vermiş; kendisini ziyarete gelen Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’i rahat bir vaziyette karşıladığı halde Hz. Osman geldiğinde hemen toparlanmış; bunun sebebi sorulduğunda ise أَلَا اِسْتَحْيِ مِمَّنْ يَسْتَحْيِ مِنْهُ الْمَلٰائِكَةُ “ Meleklerin bile haya ettiği kişiden haya etmeyeyim mi ?” diyerek cevap vermiştir. (Ahmed, I, 71. )

38 Hz. Osman (R.a.) şöyle ifade ediyor: “Ben karanlık gecede guslederken haya ederek yılan gibi bükülüyorum.” (Güzel vaazlar C.2, S.81)

39 Resûlullah efendimiz, Hz. Osman ile iki kızını evlendirmiştir. İkinci kızı vefât edince; - Bir kızım daha olsaydı, onu da Osman’a verirdim, buyurmuştur. İkinci kızını verdiğinde, Hz. Osman’ı gayet methetmişti. Düğünden sonra kızı dedi ki: - Ey benim gözümün nûru babam! Hz. Osman’ı gayet medheylediniz. Buyurduğunuz kadar değil. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz kızına buyurdu ki: - Ey benim kızım! Osman’dan gökteki melekler hayâ ederler. Ey canım kızım, Osman’a çok saygı göster. Çünkü, ashabım arasında, ahlâkı bana en çok benzeyen odur.

40 Mü’minlerin emiri Hz. Ömer r.a.’ın canına kastedilmişti. Ağır yaralıydı. Anladı, hissetti ki bu yara onu götürecek, son anlarını yaşıyor. Bir dileği vardı, son bir dilek. Kızı Hafsa r.a.’ı Aişe r.a.’a gönderdi. Efendimiz s.a.v.’in ayak ucuna defnedilebilmek için Hz. Aişe’den izin istedi. Zira orası müminlerin annesine aitti ve Hz. Aişe r.a.’ ın babası Hz. Ebu Bekir r.a. da oradaydı. Hz. Aişe bu isteği şöyle karşıladı: - Aslında o yeri kendim için düşünmüştüm. Fakat Ömer’i kendime tercih edeceğim. Ve Hz. Ömer r.a. vefat edince Efendimiz s.a.v.’in ayak ucuna defnedildi. Müminlerin annesi Hz. Aişe r.a., ALLAH Rasulü s.a.v.’in ve babasının kabirlerini serbestçe ziyaret ederdi. Ancak Hz. Ömer de oraya defnedildikten sonra kabirleri daha bir dikkatli ve daha bir örtünerek ziyaret eder oldu. –İnandığınız gibi yaşamazsanız,Yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.Hz.Ömer(r.a.)

41 Hz.Peygamber ile amcası Abbas (r.a) arasında iki ya da üç yaş vardır. Bir gün Hz.Abbas’a sorarlar : “Sen mi büyüksün yoksa Hz.Peygamber mi büyüktür?” Hz. Abbas şöyle cevaplar: “Ben ondan yaşlıyım, o benden büyük.”

42 Tefsirlerde şöyle bir hâdise nakledilir: İbadetle meşgul olan bir delikanlıya kadının biri musallat olmuş. Delikanlı kadınla birlikte bir eve girecek iken şu âyet diline dolanıyor: إنَّ الَّذِينَ اتَّقَواْ إذاَ مَسَّهُمْ طاَئِفٌ مِنَ الشَّيْطاَنِ تَذَكَّروُا “Kalbleri Allah’a karşı saygıyla dolu olanlar, şeytandan bir vesvese (günah) gelecek olsa hemen kendilerini toplarlar ve Allah’ı hatırlarlar.” (A’raf 7/201) Genç, bu âyet-i kerîmenin tesiriyle Allah korkusundan orada düşmüş, vefat etmiştir. Hz. Ömer (r.a.), bu olayı duyunca delikanlının babasını taziyeye ve tebrik etmeye gitmiştir.(İbn Kesir, Muhtasar-ı Sabuni, II, 78)

43 Kufe'de bir adam üçüncü Halife Hz. Osman için "Yahudiymiş" diye tutturmuştu. Herkes bunun asılsız olduğunu, imkansız olduğunu söylüyor ama adam bir türlü ikna olmuyordu. Bu konu İmam-ı Azam'a da duyuruldu. "Adamı bu saçma inancından kimse caydıramadı, sununla bir de siz görüşseniz" dendi. "Hay hay" dedi İmam-ı Azam, bir akşam bu kıza dünürlüğe diye adamın evine gitti. Dereden tepeden konuştuktan sonra sözü esasa getirdi: - Biz Allah'ın emri, Peygamberin kavliyle kızına dünür geldik. - Kime istiyorsunuz kızımı, öğrenebilir miyim? - Kızını istediğimiz kimse son derece ahlâklı, dürüst çok zengin ve alabildiğine cömert, Kur'an'ı ezbere biliyor ve sürekli okuyor... (Bunların hepsi Hz. Osman'ın nitelikleri) Adam sözünü kesti: - Yeter, bunlardan bir tanesi bile kızımı vermek için yeterli meziyettir. - Ama bu damat adayının bir kusuru var, kendisi Yahudi. -Adam parladı: - Nasıl olur, benim kızımı bir Yahudiye istersiniz? İmam-ı Azam için artık taşı gediğine koymanın zamanı gelmişti: - Sen bir kızını yahudiye vermezsin de Hz. Peygamber iki kızını birden bir Yahudiye nasıl verir? deyince adamın artık bir inat ve itiraza mecali kalmadı, bilinen gerçeği kabul etti. (Hz. Osman peygamberimizin damadıydı, önce bir kızıyla evlenmiş, o ölünce diğer bir kızıyla evlenmişti. Bunun için Hz. Osman'a " Zi'nNureyn' ' (İki nur sahibi) denmiştir.)

44 Birgün İslâm âlimlerinden Ali Dekkak hazretlerine sordular: - Namazda iken, sinek kovalayan kimse için ne dersiniz - Allahü Teâlânın huzurundaki edep, Ayaz adindaki bir kişinin, Sultan Mahmud-i Gaznevi´nin yanındakinden az olmamalıdır. Şöyle anlatırlar: "Ayaz isminde bir genç, bir gün Sultan Mahmud-i Gaznevi´nin resmi hizmetinde bulunurken, aniden ayakkabısının burnunu salladı. Sultan, Ayaz´ın bu haline sasti. O zamana kadar kendisinden hiçbir zaman edepsizlik görmemişti. Sultan firasetle, Ayaz´in bir özrü olduğunu anladı. Memurlarından birisine Ayaz´ı takip edip, durumu incelemesini emretti. Sultanin adamı, Ayaz´ı takip etti. Ayaz bir köseye çekilip, ayakkabısını çıkardı. İçinden bir akrep düştü. Ayaz,ayakkabısıyla akrebi ezerek,´ - Bugün, bana Sultanın huzurunda edebimi bozdurdun. Bugüne kadar sultanın huzurunda bir edepsizliğim görülmemiştir´ ´ diyordu. Memur, durumu Sultan´a arz etti. Ayaz geri dönünce Sultan: - Ey Ayaz! Bugün niçin edepsizlik yaptın Ayağını hareket ettirdin, durdun dedi. Ayaz özür diler bir eda ile cevap verdi: - ´Kabahat islemek hizmetçilerin, kölelerin işindendir. Affetmek ise, sultanların şânındandır´´. - Akrep hikayeniz bize ulaştı, deyince: - Madem ki, haberiniz oldu anlatayım: Sizin saltanat ni´metlerimize kavuşmuş biriyim. Akrep yedi defa ayağımı soktu, dayandım. Ayağımı oynatmadım. Sekizincisinde takatim kalmadı. Ayağımın ucunu yerden kaldırdım.

45 Davud et Tai hazretleri yirmi yıl civarında Ebu Hanife’nin yanında bulunmuş bir zattır. Ebu Hanife’nin özelliklerini zikrederken kalabalıktayken veya yalnızken hiç başını açtığını görmedim. İstirahat etmek için de ayaklarını uzatmazdı. “Allah tealanın huzurunda edeple durmaya dikkat etmek, yalnızken daha çok icabeder” Bir gün kendisine “Ey İslam dininin imamı, yalnızken ayaklarınızı uzatsanız ne olur?” Diye sordum. İmam şöyle cevap verdi: “Allah tealanın huzurunda edeple durmaya dikkat etmek, yalnızken daha çok icabeder” buyurdu. (Güzel vaazlar C.2, S.81)

46 Önceki ümmetlerden, günahlardan hiç sakınmayan “Kifl” ismindeki bir şahıs, vermiş olduğu altın mukabilinde ihtiyaçlı bir kadını zinaya zorlamıştı. Kadın da Allah korkusundan ağlamaya başlayınca, o şahıs bu manzara karşısında “Sen Allah’ın huzurunda nasıl hesap vereceğini düşünüyorsun, o halde ben de senden alacağımı sildim ve seni serbest bırakıyorum, artık ben de bir daha Allah’a asi olmayacağım.” demiştir. O akşam ölünce kapısına “Allah Kifl’i affetmiştir” müjdesi yazılmıştır. (Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyame, 48)

47 Osmanlı’da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, ücretsiz üç gün yemek verilirmiş. Eskiden “Kapıyı kapat!” denilmezmiş. Allah (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. “Kapıyı ört, ya da sırla” denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş. “Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin, “Lambayı dinlerdir” derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış. Uyuyan birisi uyandırılmak için sarsılmaz veya adı ile çağırilmazmış. “Agah ol erenler” derlermiş. Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş.Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. “Git bir daha gelme!” der gibi değil de, “gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun” der gibi dizilirmiş. “Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, engelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan Allah var!” der gibi, o mânâyı hatırlatmak için her yere “Edeb Ya Hu!” yazarlarmış. “Allah’ın huzurunda edeb”

48 Hz Mevlana: «Bir siyahi kendi yüzünü aynada çirkin görüp aynaya tükürmüştü! Tükürmüştü de demişti ki: -Ey ayna! Sana layık olanda budur. Beni ne kadarda çirkin gösterdin.. Ayna dile gelmiş ve demiş ki: -Ey kör aşağılık kişi demişti bende gördüğün çirkinlik, senin ruhundaki kötü duyguların dışa akseden çirkinliğidir. Şu yaptığın terbiyesizliği bana değil, aslında kendi çirkin suratına yapmış oldun. Sen kendi çirkin yüzünü kirlettin. Bu pislik bana bulaşmaz; çünkü ben,parlak ve lekesiz bir aynayım. Sen aynaya tüküreceğine, önce gönül aynanı cilalamaya çalış » (Mesnevi tercümesi cilt4 sayfa )

49 إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ الْأُولَى إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ Ebu Mes'ud el-Bedrî rivayet ediyor. Hz. Peygamberin (sav.) nübüvvetinin ilk yıllarında sık sık tekrar ettiği bir hadis-i şerifte Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır. “ Peygamberlik sözlerinden insanlara ilk ulaşan söz: Utanmazsan dilediğini yap!” (Buhari, Edeb, 78/6120)

50 مَنْ لَمْ يَسْتَحْىِ مِنَ النَّاسِ لَايَسْتَحْيِى مِنَ اللّٰهِ “İnsanlardan utanmayan kimse Allah’tan da utanmaz.” (500 Hadis, hadis no:439)

51 Edep Ve Haya Utanmaktan utanan bir nesil geldi dünyaya, Nerede kaldı edep? Nerde kaldı hayâ? Süt çürüdü, bal koktu, bozuldu maya, Müzeye kaldırıldı, tarihimizin vesikası edep ve hayâ. Ramazan Zeyrek

52 إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِذَا أَرَادَ أَنْ يُهْلِكَ عَبْدًا نَزَعَ مِنْهُ الْحَيَاءَ فَإِذَا نَزَعَ مِنْهُ الْحَيَاءَ لَمْ تَلْقَهُ إِلاَّ مَقِيتًا مُمَقَّتًا فَإِذَا لَمْ تَلْقَهُ إِلاَّ مَقِيتًا مُمَقَّتًا نُزِعَتْ مِنْهُ الأَمَانَةُ فَإِذَا نُزِعَتْ مِنْهُ الأَمَانَةُ لَمْ تَلْقَهُ إِلاَّ خَائِنًا مُخَوَّنًا فَإِذَا لَمْ تَلْقَهُ إِلاَّ خَائِنًا مُخَوَّنًا نُزِعَتْ مِنْهُ الرَّحْمَةُ فَإِذَا نُزِعَتْ مِنْهُ الرَّحْمَةُ لَمْ تَلْقَهُ إِلاَّ رَجِيمًا مُلَعَّنًا فَإِذَا لَمْ تَلْقَهُ إِلاَّ رَجِيمًا مُلَعَّنًا نُزِعَتْ مِنْهُ رِبْقَةُ الإِسْلاَمِ Allah bir kulu helak etmeyi dilediği zaman ondan hayayı alır. "Allah bir kulu helak etmeyi dilediği zaman ondan hayayı alır. Ondan hayayı aldığı zaman artık ona Allah'ın gazap ve cezası gelir. Allah'ın gazabı geldiğinde de ondan emanet duygusu çekilip alınır. Güvenirlilik alındıktan sonra o kimse hainleşir. O hainleşince de ondan merhamet çekilip alınır. Ondan merhamet alındığı zaman da o kimse artık kovulmuş ve lanetlenmiş olur. İslam bağını boynundan çıkarmış olur Kovulup, lanetlendiği zaman da İslam bağını boynundan çıkarmış olur." (İbn Mace, Fiten, 4190)

53

54 “Delikanlının biri fena bir iş yapmıştı. Bir gün iyi huylu bir adam onun yanından geçti. Delikanlı: ‘Eyvah! Mahallenin şeyhinden pek utandım’ diyerek kan ter içinde dona kaldı. Aydın ruhlu şeyh bu sözü işitmişti. Fena halde kızdı: ‘Hey delikanlı, sen kendinden utanmıyorsun da, Allah her yerde hazır ve nazır iken benden mi çekiniyorsun? Yabancılardan ve akrabandan nasıl utanıyorsan, Allah’tan da öyle utan. Sana dünyada hiç kimse rahat vermez. Şu halde yalnız Allah’ın rızasını kollamalısın.” (Sâdî, Bostan, ( Terc. Hikmet İlaydın, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1950 ) s. 318)

55 مَنْ أَلْقَى جِلْبَابَ الْحَيَاءِ فَلاَ غِيْبَةَ لَهُ Enes b. Malik (ra) dan rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: " Kim haya perdesini üzerinden atarsa onun (hakkında konuşmak) gıybet sayılmaz.” (Beyhaki, Şehadat, 21443) Hayasızın dini olmaz “ Hayasızın dini olmaz ve hayasız kişi Cennete giremez hayasız kişi Cennete giremez.” (Deylemi)

56 Haya ve Edepten Mahrum Olan İnsanlardan Her Türlü Kötülük Beklenir Başta büyük günahlar olan o zina, kumar, haksızlık, gasp, içki, o adam öldürme, namussuzluk, o zayıfları ezme, kaba hareketler, o saygısızlık, başkalarının haklarına riayetsizlik, o anne ve babaya itaatsizlik vb. diğer her türlü kötü fiili bunlardan bekleyebiliriz.

57 Ar damarı çatlamış insan fireni patlamış araba gibidir, her an kaza yapmak üzeredir. İnsanı hayvandan ayıran edeptir. İlim bir ağaçtır, edep bu ağacın meyvesidir.

58 Lokman Hekim kendisine edebin anlamını soranlara: “Ben edebi edepsizlerden öğrendim.” demiştir. Mehmet Akif Ersoy bir şiirinde bu gerçeği şu şekilde ifade ediyor: Haya sıyrılmış inmiş, Öyle yüzsüzlük ki her yerde Ne çirkin yüzleri örtermiş, Meğer o incecik perde

59 “Ey İnsan! Edep nedir? Diye arar sorarsan eğer; belki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül göstermektir.”

60 اِنَّ الَّذينَ يُحِبُّونَ اَنْ تَشيعَ الْفَاحِشَةُ فِى الَّذينَ اٰمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ اَليمٌ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ " İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Tirmizi, Birr, 33)

61 Dünyada huzurlu ve rahat yaşamak, ahrette de ebedi saadete ermek ve şerefli olmak isteyen kimse, istikamet, edep ve hayâ dairesinde yaşamalı, istikamet, edep ve hayâ dairesinde yaşamalı, herkesle iyi geçinmeli, hiçbir insanı incitmemelidir. Alvarlı Muhammed Lütfi Hazretleri Olur isen ehl-i edep Edep saadete sebep

62 Edebin ilk muallimleri anne ve babadır anne ve babadır. Bir evladın ilk mektebi, validesinin kucağıdır. Çocuk onlardan aldığı edeple topluma karışır sonra okul ve toplumun menfi yada müspet etkileri ile şekillenir. Ana ve babanın en önemli vazifesi, geleceğimizin teminatı olan yavrularımızı ahlaklı, edepli, vefakâr, fedakâr, çalışkan, âlicenap ve vatanperver evlatlar olarak yetiştirmektir.

63 مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ "Bir baba evladına iyi bir terbiyeden daha güzel bir miras bırakamaz" (Tirmizi, Birr, 33) لأنْ يُؤدِّبَ الرَّجُلُ ولدهُ خيرٌ من أنْ يتصدَّقَ بصاعٍ “Kişinin çocuğunun eğitimi ile uğraşması, bir sa’ sadaka vermesinden daha iyidir” (Tirmizi, Birr, 33.)

64 Acaba çocuklarını en iyi okullarda okutan ve onları iyi bir meslek sahibi yapan anne baba, yavrusunu hayatın ezici, yıpratıcı fırtınalarına karşı da korumuş oluyor mu? Mânevî terbiye ile beslenen ruhlar, insanı sarsan olaylar karşısında pes etmez. Çocuklarını iyi bir Müslüman olarak yetiştirmemek, onları diri diri toprağa gömmekten daha kötüdür.

65 -Edep, asalet, mal ve ilimden hangisi daha üstündür? - Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır. Oğlu, Hazret-i Lokmana sorar: - En iyi haslet nedir? - Dindar olmaktır. - Peki babacığım, bu haslet iki olursa? - Dindarlık ve mal sahibi olmak. - Üç olursa?- Dindarlık, mal ve haya. - Dört olursa? - Dindarlık, mal, haya ve güzel ahlak. - Beş olursa? - Dindarlık, mal, haya, güzel ahlak ve cömertliktir. - Altı olursa? - Oğlum, bu beş haslet kimde olursa, o kimse takva ehli, temiz bir kimsedir, Allahü teâlânın dostudur, şeytandan uzaktır.

66 Eğitim, insanın doğuştan getirdiği yeteneklerini geliştirme ve şekillendirme; onu, din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek duruma getirme faaliyetidir. Eğitimin esas amacı, Bedenin ve aklın geliştirilmesi, İradenin güçlendirilmesi, Ruha edebin verilmesi ve İnsanın te’dib edilmesidir.

67 الْحَيَاءُ مِنَ الإِيمَانِ وَالإِيمَانُ فِى الْجَنَّةِ وَالْبَذَاءُ مِنَ الْجَفَاءِ وَالْجَفَاءُ فِى النَّارِ Haya imandandır, " Haya imandandır, iman ise cennete götürür. Ahlaksızlık ise cefadandır. Cefa ise sahibini cehenneme götürür." (Tirmizi, Birr, 2140)

68 الْحَيَاءُ وَالْعِىُّ شُعْبَتَانِ مِنَ الإِيمَانِ وَالْبَذَاءُ وَالْبَيَانُ شُعْبَتَانِ مِنَ النِّفَاقِ Haya ve utanma "Haya ve utanma duygusu imanın birer parçasıdır. Ahlaksızlık ve insanlara gösteriş için söylenen sözler nifaktandır." (Tirmizi, Birr ve's-Sıla, 2159)

69 الْحَيَاءُ وَالْعِىُّ مِنَ الإِيمَانِ وَهُمَا يُقَرِّبَانِ مِنَ الْجَنَّةِ وَيُبَاعِدَانِ مِنَ النَّارِ وَالْفَحْشُ وَالْبَذَاءُ مِنَ الشَّيْطَانِ وَهُمَا يُقَرِّبَانِ مِنَ النَّارِ وَيُبَاعِدَانِ مِنَ الْجَنَّةِ Haya ve sükunetimandandır. "Haya ve sükunet imandandır. Bunlar cennete yaklaştırır ve cehennemden uzaklaştırırlar. Hayasızlık ve fuhuş ise şeytandandır. Bunlar da cehenneme yaklaştırırlar ve cennetten uzaklaştırırlar.” (Terğib vet Terhib C.3, S.396)

70 مَاكَانَ الْفَحْشُ فِى شَيْئٍ قَطُّ إِلَّا شَانَهُ وَلَا كَانَ الْحَيَاءُ فِى شيْئٍ إِلَّا زَانَهُ Edepsizlik hangi şeye girerse, “Edepsizlik hangi şeye girerse, onu mutlaka ayıplı kılar. Haya nerede bulunursa ona muhakkak zinet ve şeref verir”

71 Edeb ehli mazlumdur, zalim olmaz, Edebsiz ilim öğrenen âlim olmaz. Ehl-i irfan meclisinde aradım kıldım taleb, Her hüner makbul imiş illa edeb illa edeb. Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan Giy ol tâcı emin ol her belâdan Edeb ehl-i ilimden hâli olmaz Edebsiz ilim okuyan âlim olmaz. (La edrî)

72 Utancı giden kimsenin kalbi ölür. İnsana, fâidesiz çok bilgiden ziyâde, edep ve yüksek terbiye lâzımdır. Utanma insanın ruhunda asıldır. İnsanı insan olarak muhafaza eden de budur. İnsan ne kadar daha fazla şeyden utanırsa, o kadar şeref ve onur sahibi olur. Bir kimse yaptığı yanlışlıktan dolayı utanmadı mı, bir daha utanacak sebep bulamaz. Edeble süslenmeyen akıl, silâhsız kahramandır. Edeb: Eline, diline ve beline sahip olmaktır. Edeb, şeytanı öldüren bir silahtır Edeb; insanı her türlü hatadan koruyan bilgi ve prensiplere sahip olmaktır. Edeb, Rasûlullah’ın sünnetine uygun hareket etmektir.

73 Utancı giden kimsenin kalbi ölür. Hz.Ömer (R.A.) Edep döküntüleri, altın döküntülerinden daha hayırlıdır. Hz.Osman (R.A.) Edep aklın sûretidir. En güzel edep, güzel ahlaktır. Hz.Ali (R.A.) İnsanlık âdâbını, ilimden evvel, öğrenmek lâzımdır. İmâm MÂLİK (Rah.A.) Ayıp ve kabahatten korkmayan ile düşüp kalkmak, kıyamet gününde insana utanç verir. İmam ŞÂFİÎ (Rah.A.) İnsana,fâidesiz çok bilgiden ziyâde, edep ve yüksek terbiye lâzımdır. A.İbni Mübârek (Rah.A.) İnsanın ilim ve edebi, en büyük varlığıdır. Eskimez, çürümez, kaybolmaz. İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir. MEVLÂNA İlim meclisine girdim, kıldım talep, İlim tâ gerilerde kaldı, illâ edep illâ edep. Ziya PAŞA

74  Helal kazanıp helal ve temiz olan şeylerden yemek,  Yemeğe besmele ile başlamak,  Sağ el ile yemek, (zaruret halleri müstesna)  Sofrada kendi önünden yemek,  Başkasının lokmasına bakmamak,  Ağız şapırdatmamak,  Çok konuşmamak, çirkin şeyler konuşmamak,  Mideyi doldurmadan sofradan kalkmak,  Allah'a şükretmek,  Yemeği hazırlayıp ikram edenlere teşekkür etmek  El ve ağzı yıkamak, dişleri fırçalamak v.s Yeme-içme adabı:

75  Güzel ve temiz giyinmek,  Giyindiği ile kibirlenmemek,  Kadınsa erkek, erkek ise kadın elbisesi giymemek,  Erkek ise ipek elbise giymemek gibi..  Oturma–kalkma adabı Giyim-kuşam adabı:

76  Hayır konuşmak,  İftira, dedikodu, yalan türü şeyler konuşmamak,  Bağıra çağıra konuşmamak,  Karşımızdakinin sözünü kesmemek,  Büyükler söz vermeden konuşmamak, v.s Konuşma adabı:

77  Selam vermek ve almak,  Selamı daha güzeli ile almak,  Büyük küçük ayırmadan selam vermek,  Ev halkına da selam vermek,  Selamı aldığını belli etmek, lakayt davranmamak, v.s Selam adabı:

78  Tok karınla uyumamak,  Besmele ile yatmak,  Sağ tarafı üzere yatmak,  Dua ederek yatmak,  Kalkınca Allah'a hamd ederek kalkmak,  Çok fazla uyumamak, v.s Uyku adabı:

79  İlme Allah rızası için yönelmek,  Hocaya saygısızlık etmemek,  Hüsn-ü zanda bulunmak,  Anlayacağı vakitleri tesbit ederek o vakitlerde çalışmak,  İlmiyle amel etmek,  İlmiyle böbürlenmemek,  İlmini yanlış yerlerde kullanmamak, v.s İlim adabı:

80  İstikametli olmak, (sağa sola bakmamak)  Büyüklerin önlerinden yürümemek,  Taşıt kullanıyorsa trafik kurallarına uymak, yol hakkını ihlal etmemek,  Yolda eziyet verici şeyler varsa kaldırmak, yolu kirletmemek, Yolda yürüme adabı:

81  Helal kazanmak için bütün gücü kullanmak,  Dükkanı erken açmak,  Yanında çalıştırdıklarının hakkını tam vermek,  Müşteriyi kandırmamak, müşterinin bilgisizliğinden yararlanmamak,  Yemin etmemek,  Zekat ve sadakayı bol vermek,  Kanaatkar olmak,  Borçlusuna kolaylık sağlamak,  Alacaklısını aldatmamak, Ticaret adabı:

82  İyi bir eşle evlenmek,  Yuvasını hayır düşünceleriyle kurmak,  Özellikle düğün merasimlerinde dikkatli davranmak,  Aile mahremiyetine dikkat etmek,  Aile efradına helal lokma yedirmek,  Hak ve hukuklarına riayet etmek,  Terbiye noktasında titiz davranmak,  Şefkatli ve merhametli olmak,  Kötü örnek olmamak, v.s Evlilik adabı:

83 Şarka bakmaz, garbı bilmez korkudan yok vayesi Bir kızarmaz yüz, yaşarmaz göz bütün sermayesi “Edeb insan için bir urba, bir elbisedir. Edebli olmayan ise, çıplak demektir.”

84 DEP YA HU Nabi Osmanlı devrinde yaşamış arif ve meşhur şair Yusuf Nabi (rah)1678 yılında bir kafile ile hacc yolculuğuna çıkmıştı. Kafilede devletin ileri gelen padişahları da bulunuyordu. Kafile Hicaz bölgesine girince Hz. Peygamberi ziyaret aşkı Nabi'yi iyice sardı. Öyle ki vücudu bir hoş oldu, uykusu kaçtı, hiç uyumadı. Bir gece yarısı kafile Peygamber şehri Medine-i Münevvere'ye yaklaştı. Kafilede bulunan Eyüplu Rami Mehmet Paşa o esnada kıble tarafına doğru ayaklarını uzatmış uyuyordu. Rasul-i Kibriya'nın beldesine girerken arkadaşlarında gördüğü bu manzara Nabi'ye hiç de hoş gelmedi. Paşayı uyandıracak şekilde şu meşhur beyitleri söylemeye başladı:

85 Sakın terk-i edepten, kuy_i mahbub-u Hüdadır bu! Nazargah-ı ilahidir, Makam-ı Mustafadır bu! Müraat-ı edep şartıyla gir Nabi bu dergaha Metaf-i kudsiyadır, busegah-ı enbiyadır bu! Açıklaması şöyledir: Edebi terk etmekten sakın! Zira burası Allah’u Teala'nın Habibinin beldesidir. Burası, Hak Teala'nın devamlı nazar kıldığı bir yerdir; Muhammed Mustafa'nın makamıdır. Ey Nabi, bu dergaha edebin şartlarına dikkat ederek gir. Sakın edebi basite alma. Burası büyük meleklerin etrafında pervane gibi döndüğü, peygamberlerin eğilip eşiğini öptüğü bir yerdir.

86 Bu beyitleri işiten paşa, gözünü açtı, hemen kendine geldi, ikazın sebebini anladı, ayaklarını topladı, doğruldu. Nabi'ye dönerek: “Ne zaman yazdın bunları? Senden başka duyan oldu mu onları?” diye sordu. Yusuf Nabi: “Bunları daha önce herhangi bir yerde söylemiş değilim. Şimdi, sizi bu halde görünce elimde olmadan yüksek sesle söylemeye başladım. İkimizden başka bilen yok!” dedi. Paşa: “Öyleyse bu aramızda kalsın” diye ikaz etti. Nabi sustu, yola devam ettiler. Kafile, sabah ezanına yakın Hz. Rasulullah'ın mescidine yaklaştı. Bir de baktılar ki, mescidin minarelerinden müezzinler, ezandan önce, Nabi'nin: Sakın terk-i edepten...beytiyle başlayan natını okuyorlar. Nabi ve paşa hayret ettiler. Mescide girdiler, namazı kıldıktan sonra, hemen müezzinin yanına koştular.

87 Nabi heyecanla: “Allah aşkına Peygamber aşkına söyle, sen ezandan önce okuduğun o beyitleri kimden, nereden ve nasıl öğrendin?” diye sordu. Müezzin önce cevap vermek istemedi, Nabi ısrar ve rica etti. Bunun üzerine müezzin: “Resul-i Kibriya(sav)Efendimiz, bu gece bütün müezzinlerin rüyasını şereflendirerek: Ümmetimden Nabi isimli biri beni ziyarete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üzerindedir. Kalkın, ezandan önce, onun benim için yazdığı beyitleri okuyarak kendisini karşılayın, mescidime girişini kutlayın!” Ümmetimden Nabi isimli biri beni ziyarete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üzerindedir. Kalkın, ezandan önce, onun benim için yazdığı beyitleri okuyarak kendisini karşılayın, mescidime girişini kutlayın!” buyurdu. Biz de Efendimizin emirlerini yerini getirdik, dedi. Nabi hepten şaşırdı ve heyecanlandı, dayanamayıp ağladı. Göz yaşları içinde müezzine tekrar: “O iki cihanın Efendisi gerçekten Nabi mi dedi, o benim ümmetimdendir mi buyurdu” diye sordu. Müezzin de: “Evet Nabi dedi, o benim ümmetimdendir buyurdu,” deyince Nabi bu iltifata daha fazla dayanamadı, sevincinden düşüp bayıldı. Bir zaman sonra ayıldığında paşayı ve müezzini yanında ağlarken buldu.

88 Tarihin şahadetiyle sabittir ki, düşmana mağlup olmuş nice milletler daha sonra güçlenerek istiklallerini elde edebilmiş, düşmanlarına galip gelebilmiş ve vatanlarını muhafaza etmişlerdir; fakat maneviyattan uzaklaşıp ahlâksızlığa, hayâsızlığa, sefahate, zulme ve adaletsizliğe mahkûm ve mağlup olmuş bir milletin kendini toparlaması ve güçlenmesi mümkün olmamıştır, olamaz da. Bir kanser mikrobu olan sefahate, çok güçlü kavim ve imparatorlukların kudretleri dahi dayanamamıştır. Bu mikrop bir cemiyete girdi mi, artık onun bünyesini kısa bir zamanda kemirir, güçsüz bırakır ve sonunda çökertir. Öyle ise geçmiş kavimlerin başına gelen o elim hadiselerden ibret alıp uyanalım, edep, hayâ ve istikamet dairesinde yaşayalım ki, gadab-ı ilâhinin celbine vesile olmayalım.

89 Bazı basın kuruluşları ile televizyonlar milletimizin örf ve âdetlerine, dinî inanç ve mukaddesatına muhalif yerli ve yabancı dizilerle onların kalp ve ruhunda telafisi mümkün olmayan derin yaralar açmaktadır. Bu tür yayınlar, kültür ve irfanımızı, musikimizi, edebiyatımızı, sanatımızı, hâsılı milleti millet yapan bütün değerler manzumesini tahrip yahut dejenere etmekle vicdan-ı umumîyi derinden yaralamakta; milletimizi, özellikle de gençlerimizi, ahlakî buhranlara ve sefahat bataklıklarına sürüklemektedir. Evet müstehcen neşriyatla, bölücülük propagandalarıyla milletimizin, hem dimağı, hem vicdanı, hem kalbi, hem ulvî hisleri tarumar edilmekte, karanlık mecralara doğru sürüklenmektedir.

90 Ahlâk ve faziletin esası edep, irfan ve hikmettir. Zahiri sureti itibariyle varlıkların en güzeli olan insanın, manevî güzelliği de edep ve irfan iledir. Edep ve irfan, insanlığın cemal-i manevîsidir. İnsan, hayatı boyunca edep ve irfanını devam ettirirse, Cennete layık bir kıymet alır.

91 Kur’an’a Karşı Edep Her Müslüman’ın Kuran’a karşı edeple hürmette bulunması dini bir vecibedir. Ezeli ve ebedi, sönmeyen ilahi bir güneş olan Kuran-ı Kerim, akıl ve kalbimizi nurlandırdığı gibi, bütün kâinatı da nurlandırdı. Aynı şekilde, ahiretimizi de o aydınlatacaktır. Bu bakımdan, ona karşı en küçük bir edepsizlik ve hürmetsizlik insanı helakete götürür. Kur’an-ı Kerim’i öğrenip öğretmek, onun emrettiği şeyleri yapıp, yasakladığı şeylerden kaçınmak, ihtiva ettiği bütün ulvi hakikatleri ferdi ve içtimai hayatımıza tatbik etmek, haber verdiği hadiseler üzerinde düşünüp ibret almak, onun kutsiyetini bütün yönleriyle anlamaya çalışmak Kuran-ı Kerim’e karşı en büyük bir edeptir. Kur’an-ı Kerim’e abdestsiz dokunmamak edeptir.

92 Osmangazi daha genç iken, Peygamber Efendimiz’in (sav.) neslinden gelen Şeyh Edibali’ye misafir olur. Gece istirahat etmesi için kendisine ayrılan odanın duvarında asılı olan Kur’an-ı Kerim’i görünce; “Ben bu Allah kelamının olduğu yerde nasıl yatarım” diyerek ona hürmeten ellerini bağlar ve sabaha kadar Cenab-ı Hakk’a niyazda bulunur. Sabaha yakın yorgunluktan gözleri kapanınca şöyle bir rüya görür: Bir ses ona şöyle der: “Mademki sen ellerini bağlayıp büyük bir edeple Kur’an-ı Kerim’e hürmet ettin, senin evlatların da nesilden nesile şan ve şerefe nail olsun ve insanlar arasında hürmet görsünler.”

93 Hanımlarda Edep Şu da bir hakikattir ki, edep ve hayâ, her insanda güzel olmakla beraber, hanımlarda daha da güzeldir. Çünkü onlar, edep ve hayânın şefkat ve merhametin birer timsalidirler. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Hayâ güzeldir, fakat kadında daha güzeldir.”

94 Bişri hafinin kızkardeşi damda oturmuş ibadetini yapıyordu o sırada ellerinde kandillerle askerler geçermiş bişri hafini kızkardeşi o zamanın büyük alimi Ahmed bin Hanbelin yanına gider ve size bir soru soracam der oda sor der.”Ey imam ben damda ibadet yaparken o sırada geçen askerlerin ışığından yararlanıyorum istemeden bu yüzden haram işlemiş oluyormuyum?” Şaşkına dönen imam hıçkıra hıçkıra ağlayarak ne kadar takva insanlar varmış diye içinden söyler

95 Bu Vaaz İdris YAVUZYİĞİT Tarafından “Edeb Ve Haya” Mehmet ESER - Abdullah ÖZMEN; “Edep”, “Edepli Yaşamak”, “Haya” Ragıp GÜZEL; Edeb Ve Haya” Mehmet KIRKINCI, “Hayâ Ve İffet Duygusu” Dr. M. Selim ARIK (Yeni ümit, sayı 92, 2011),“Haya/Utanma Duygusu” Dr. Yüksel SALMAN’ın Örnek Vaazlarından İstifade Edilerek Hazırlanmıştır. Eser sahiplerine teşekkürü bir borç bilir saygılar sunarım.


"EDEP VE HAYA idrisyavuzyigit.com" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları