Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

5. Mütevazı Olmak. Tevazu, alçak gönüllü ve ağır başlı olmak anlamına gelmektedir. İnsanı yücelten bu ahlaki özelliğe sahip olanlara da mütevazı denir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "5. Mütevazı Olmak. Tevazu, alçak gönüllü ve ağır başlı olmak anlamına gelmektedir. İnsanı yücelten bu ahlaki özelliğe sahip olanlara da mütevazı denir."— Sunum transkripti:

1 5. Mütevazı Olmak

2 Tevazu, alçak gönüllü ve ağır başlı olmak anlamına gelmektedir. İnsanı yücelten bu ahlaki özelliğe sahip olanlara da mütevazı denir. Kur’an-ı Kerim’de, kibirden uzak duran ve mütevazı olan müminler övülmektedir. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir.”

3 Üstün bir ahlaka sahip olan Peygamberimiz son derece mütevazı idi. İnsanlara tevazu sahibi olmayı tavsiye ettiği gibi bu özellik onun her davranışında kendisini göstermekteydi. Bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

4 “Allah bana birbirinize karşı mütevazı olup alçak gönüllü davranmanızı ve hiçbir kimsenin diğer bir kimseye karşı büyüklenmemesini vahyetti.” Bir başka hadis-i şerifinde ise tevazu sahibi olanların manevi açıdan derecelerinin yükseleceğini ifade etmektedir: “Kim Allah Rızası için bir derece tevazu gösterirse, bu sebeple Allah onu bir derece yükseltir…”

5 Sahip olduğumuz nimet ve güzellikler, başkalarına karşı büyüklenmenin aracı olmamalıdır. Aksine bunların Allah’ın bir ikram ve lütfu olduğunu hatırlamalı ve şükretmeliyiz. Peygamberimiz de kendisine verilen nimetleri daima hatırlamış ama asla bu özelliklere sahip olduğu için gurur ve kibre kapılmamıştır

6 Peygamberimiz yeme, içme ve oturma gibi insani davranışlarında oldukça sade idi. Gösteriş ve şatafattan uzak bir hayat yaşıyordu. Bu yüzden onu ilk kez görenler, diğer insanlardan ayırt edemez hatta hayretlerini gizleyemezlerdi. Peygamber Efendimiz sofra başında otururken yanına gelen bir kişi, gördüğü sadelik karşısında şaşırınca şu cevabı almıştı: “Ben kulun oturduğu gibi oturur, kulun yediği gibi yerim. Ben ancak bir kulum.”

7 Peygamber Efendimiz kişisel işlerini kendisi yapar hatta bu konuda ailesine yük olmamaya gayret ederdi. Yine ailesine ev işlerinde yardımcı olurdu. Zaman zaman elbiselerini yamar, ayakkabılarını tamir eder ve koyununu sağardı.

8 Sahabe, Peygamber Efendimizin emirlerini yerine getirmek için can atmaktaydı. Buna rağmen Peygamber Efendimiz kendi işlerini yaparken onlara yük olmak istemiyordu. Sahabeden Ebu Hüreyre şöyle anlatmaktadır:

9 “Bir gün Peygamber Efendimizle beraber çarşıya gitmiştim. Peygamberimiz oradan elbise satın aldı. Hemen koşarak onları elinden almak istedim. Bunun üzerine, ‘Bir kimsenin, eşyasını kendisinin taşıması daha uygundur. Ancak taşımaktan aciz olursa, Müslüman kardeşi ona yardım eder.’ buyurdu.”

10 Peygamber Efendimiz hem Allah’ın bir elçisi, hem idareci, hem de ordu komutanıydı. Ama o, tüm bu görevleri yerine getirirken tevazusundan hiç ödün vermedi. Müslümanlar maddi açıdan güçlü ve iyi konuma geldiğinde de durumunda değişen hiçbir şey olmadı. Sahabeden bazıları şartların değişmesine bağlı olarak Peygamber Efendimizin de diğer liderler gibi rahat ve gösterişli bir hayat tarzına sahip olması gerektiğini düşünüyordu.

11 Ama Peygamber Efendimiz bütün bu talep ve beklentiler karşısında kral değil, “kul Resûl” olduğunu vurguluyordu.Abbas yanına gelerek: “Ya Resûlallah! Kendiniz için bir taht edinip orada otursanız. Görüyorum ki, halk sizi rahatsız ediyor.” demiş, Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Hayır, Allah beni içlerinden alıp huzura kavuşturuncaya kadar aralarında duracağım. Varsın ökçelerime bassınlar, elbiselerimi çekiştirsinler, kaldırdıkları tozlar beni rahatsız etsin.”

12 Peygamber Efendimiz, kendisinin halka mesafeli duran hükümdar ve krallar gibi görülmesini istemiyordu. Bir gün bir adam, Peygamberimizin huzuruna gelince titremeye başlamıştı. Durumu fark eden Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kendine gel! Ben bir hükümdar değilim. Ben ancak, Kureyş kabilesinden, kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!

13 Her toplumda ilgi ve yardıma ihtiyaç duyan kimseler vardır. Peygamber Efendimiz, toplumun muhtaç kesimleri ile iletişimini hiç kesmemiştir. O bizlere, soyluluk ve zenginlik gibi durumların bir üstünlük sebebi olmadığını ve insanın her şeyden önce insan olduğu için değerli olduğunu öğretmiştir. Bu bağlamda her zaman onların yanında olmuş, çağırdıkları zaman kendilerine gitmiştir. Yoksulların ve o gün değer verilmeyen kölelerin sofralarına oturmaktan çekinmemiştir. Öyle ki köleler arpa ekmeğine davet etseler bile davetlerine icabet ederdi.

14 Şu ayet-i kerime konumu ve durumu ne olursa olsun hiç kimsenin küçümsenmemesi gerektiğini ifade etmektedir: “Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez.”

15 Peygamber Efendimizin yoksullarla ve kölelerle yakından ilgilenmesi, gurur ve kibir dolu müşrikleri rahatsız etmişti. Öyle ki, onları yanından uzaklaştırdığı takdirde kendisini dinleyeceklerini söylemekteydiler. Fakat buna rağmen Peygamber Efendimiz onlara sahip çıkmış, onları yanından ayırmamıştır.

16 Peygamber Efendimiz kendisine ulaşılamayan bir lider olmadı. Toplumun en zayıf ve en çaresizi bile rahatlıkla kendisine ulaşabilir ve derdini anlatabilirdi. İfade edildiğine göre Medineli herhangi bir kişi hatta bir köle bile peygamberimizin elinden tutar, onu istediği yere kadar götürür,isteğini iletir ve sorununu çözerdi. Ümmü Züfer adında, aklî dengesi pek yerinde olmayan bir kadın vardı. Bir gün Peygamber Efendimize gelerek, “Ya Resûlullah! Seninle görülecek bir işim var.” dedi. Efendimiz de “Pekâlâ, nerede görüşmemizi istiyorsan görüşüp derdini halledelim.” dedi ve yolun kenarına çekilip meselesini halledinceye kadar kadını dinledi.

17 Irkı ya da konumu ne olursa olsun herkes onun gözünde aynı öneme sahipti. Mescid-i Nebevi’yi süpüren siyahi bir kadın vefat etmişti. Sahabeler onun vefatını önemsemedikleri için Peygamber Efendimize haber vermemişlerdi. Peygamber Efendimiz onu sorduğunda öldüğü haberini verdiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, “Bana haber verseydiniz ya!” dedi ve ardından kabrini öğrenerek ziyaretine gidip onun için dua etti.

18 Peygamber Efendimiz, kendisinin yüceltilmesini istemez ve diğer insanlardan ayrıcalıklı görülmesine razı olmazdı. Bir gün Resûlullah bir grup ashabıyla yürürken, birisi gelip örtü ile Allah Resûlü’nü güneşten korumak istedi. Resûlullah, örtünün gölgesini görünce başını kaldırdı, baktı ki bir çarşafla gölgelik yapılmış. Efendimiz, sahabeye örtüyü bırakmasını söyledi. Ardından çarşafı alıp yere koydu ve “Ben de sizin gibi bir insanım!” buyurdu.

19 Ebu Ümâme şöyle diyor: “Peygamber bir defasında bastonuna dayanarak yanımıza geldi. Onun için ayağa kalkmamız üzerine şöyle dedi: ‘Birbirini ululaştıran Acemlerin ayağa kalkmaları gibi ayağa kalkmayın.”

20 Mekke’nin fethedildiği gün, halka karşı gurur sergileyen bir komutan tavrına bürünmedi. Aksine bu büyük zaferi nasip ettiği için Allah’a şükrediyordu. O gün başını tevazudan öyle eğmişti ki,başı devesinin eyerine değiyordu.

21 Peygamber Efendimiz, sahabe ile beraber olduğunda onlardan biri gibi davranır, yapılacak işlerde iş bölümü yapar, kendisi de aktif sorumluluk üstlenmekten geri durmazdı. Kuba Mescidi’nin ve Medine’deki Mescid-i Nebi’nin inşaatında Peygamber Efendimiz de bir işçi gibi çalışmış, sahabelerle birlikte sırtında kerpiç taşımıştı.Minberde hutbe okurken, beni methetmekte aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki ben bir kulum. Dolayısıyla bana, Allah’ın kulu ve onun Resûlü deyiniz.” dedi.

22


"5. Mütevazı Olmak. Tevazu, alçak gönüllü ve ağır başlı olmak anlamına gelmektedir. İnsanı yücelten bu ahlaki özelliğe sahip olanlara da mütevazı denir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları