Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

İRADE NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR İrade, sözlükte “istek, arzu, dilek,” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı ise; bir şeyin yapılıp yapılmaması veya.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "İRADE NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR İrade, sözlükte “istek, arzu, dilek,” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı ise; bir şeyin yapılıp yapılmaması veya."— Sunum transkripti:

1 İRADE NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR İrade, sözlükte “istek, arzu, dilek,” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı ise; bir şeyin yapılıp yapılmaması veya yapılacaklar arasında birini seçme özgürlüğüdür.. İrade, küllî ve cüz’î olmak üzere ikiye ayrılır: Külli irade, cüz-i irade

2 Küllî irade, Allah’ın mutlak iradesi demektir. Allah’ın sübutî sıfatlarından biri de irade sıfatıdır. Allâh diledi­ğini, dilediği zaman, dilediği şekilde yapar. O, bir şeyin olmasını istediğinde, kendisine engel olacak hiçbir güç yoktur. Bir şeyin olmasını dilediği zaman ona “ol” der, o da hemen oluverir. (Yâsin suresi, 82. ayet.). İradenin çeşitleri

3 Kur’an’da Allah’ın iradesiyle ilgili olarak “Allah dilediğini yaratır.” (Âl-i İmrân suresi, 47. ayet.) denilmiştir. Hz. Peygamber de “Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz.” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, Edeb, 110.).

4 Cüzi irade ise, Allah’ın kula verdiği, seçme yeteneği ve özelliğidir. İnsanı sorumlu kılan da budur. Eğer Allah insana irade özgürlüğü vermemiş olmasaydı kullarını yaptıklarından sorumlu kılmazdı. Nitekim irade sahibi olmayan melekler sorumlu değildir.

5 Yüce Allah Kur’an’da, insanın irade sahibi bir varlık olduğundan söz etmektedir. Söz gelimi, “Ey peygamber! De ki: Rabbinizden hak ve hidayet gelmiştir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen de inkâr etsin!” (Kehf suresi, 29. ayet.) ayeti bunu açıkça ortaya koymaktadır. O hâlde hiç kimse, kendisini kaderin mahkûmu olarak düşünüp yaptığı kötülük ve yanlışları kadere fatura etmemelidir.

6 Tekvini İrade: Tekvini (yapma, yaratma ile ilgili) irade; bütün yaratıkları kapsamaktadır. Bu irade, hangi şeye yönelik gerçekleşirse, o şey hemen meydana gelir. “Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sözümüz sadece “ol” dememizdir. Hemen oluverir” (en-Nahl 16/40) Yüce Mevlamız Allah Teala’nın iki türlü iradesi vardır.

7 Teşrii İrade: Teşrii (yasama ile ilgili) iradeye dini irade denir. Yüce Allah’ın bir şeyi sevmesi ve hoşnut olması, onu emretmesi demektir. Allah’ın bu manadaki irade ile bir şeyi dilemiş olması, o şeyin meydana gelmesini gerekli kılmaz. “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emrediyor (irade ediyor)…” (en-Nahl 16/90)

8 Allah'ın küllî iradesi ile insanın cüzî iradesi nasıl bağdaştırılabilir? Allah'ın sonsuz ilmi karşısında insan özgür olabilir mi? a. Allah’ın her yerde geçerli küllî bir iradeye sahip olması, O’nun Yaratıcı, Rab ve ilah olmasının olmazsa olmaz şartıdır. Kader noktasında hayrı da şerri de yaratan Allah'tır. Fakat imtihana tabi tutulanlar da birer kukla değildir. O kötülüklerin meydana gelmesinde onların önemli payı vardır. Dikkat edilmesi gereken nokta şudur: İnsanları ilgilendiren konularda, her olayın iki yönü vardır:

9 1-: Allah'ın yaratmasına bakan icat noktalarıdır. Yani hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah'tır. Tevhit/Allah'ın birlik sıfatı bunu gerektiriyor. 2-: İnsanların kazancına bakan ve içinde yaratma işi olmayan tasarruflar, meyiller ve Allah'ın yaratmasına bir vesile hükmünde olan şeylerdir. Özgür bir iradeyle imtihanın yapılmasını sağlamak ve sonuçtan insanları sorumlu tutmak için, insana bu cüzî iradenin verilmesi şarttır ve adaletin gerçekleşmesi adına kullara verilmiştir.

10 Söz gelimi, ortada bir hastalık varsa, onun yaratıcısı Allah'tır. Fakat icat noktaları içermeyen yönleri ise insana aittir. Mesela, terli terli soğuk su içmek bir suiistimaldir, neticesinden sorumlu olan insanın kendisidir. Bademciklerinin şişmesinden, grip olmasından kendisi sorumludur. Fakat hastalığı yaratan Allah'tır. Edepli olan kimse, Hz. İbrahim (as) gibi, vesilelik yönüyle kötülüğün kendisine; yaratıcılık yönüyle de iyiliğin Allah'a ait olduğunu düşünür ve: "Ben hastalandığım zaman bana Allah şifa verir." (Şuara, 26/80) der.

11 Eğer böyle düşünmezsek, bu takdirde kolumuzu, bacağımızı kıran, malımızı çalan, hatta bir insanı öldüren kimseye kızmamamız gerekir. Ve Allah'ın da bunlara ceza vermemesi lazım gelir. "De ki: Rabbinizden gelen hak/gerçek budur. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." (Kehf, 18/29)

12 b. Bu konuda değişik hadisler vardır. Bunlardan bir tanesi şöyledir: Hz. Cabir anlatıyor: Suraka b. Malik Resulullah (asv)’a gelerek şöyle dedi “Ey Allah’ın Resulü! - Yeni yaratılmışız gibi- bize dinimizi açıkla. Şimdi (yapmakta olduğumuz) ameller neye göredir? Kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği/kaderin tespit edip belirlediği bir çizgide mi cereyan etmektedir, yoksa istikbalde (Allah’ın yapacağı değerlendirmeye göre) mi şekillenecektir?”

13 Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle cevap verdi : “Hayır (istikbale ait değil). Bilakis, kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği/kaderin tespit edip belirlediği bir çizgide cereyan etmektedir.” Suraka: “O halde yaptığımız ameller neye yarar?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.m): “Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir. Herkes, (yazıldığı) ameliyle amel edecektir.” buyurdu.(Müslim, Kader, 78).

14 Kader, Allah’ın ilminin bir nevidir. Levh-i Mahfuz'da yazılanlar, bu sonsuz ilahî ilmin bir yansımasıdır. Bütün varlıklar gibi insanların da hayatları boyunca takip edecekleri yolun bütün detayları Allah tarafından bilinmekte ve yanındaki kitaba yazılmış bulunmaktadır. Allah’ın her şeyi bütün detaylarıyla, geçmiş ve geleceğiyle bilmesi, onun ezelî ilminin bir gereğidir. Aksi takdirde, Allah’a cehalet isnat edilmiş olur ki, bu yanlışı bütün kâinat reddetmektedir.

15 c. Asıl mesele şudur: Allah’ın daha önce her şeyi bilmesi, bizim elimizi, kolumuzu bağlıyor mu? Şayet öyleyse - Hz. Suraka’nın da belirttiği gibi-, yaptığımız amellerin ne faydası vardır?

16 İşte bunun cevabı hadisteki şu ifadedir: “Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir. Herkes, (yazıldığı) ameliyle amel edecektir.”Bunun anlamı şudur: Herkes yaratılırken Allah’ın ezelî ilminde ne ise, o yolda yürür. Allah sonsuz ilmiyle insanın -kendi özgür iradesiyle- nasıl bir çizgi takip edeceğini bildiğine göre, hiç kimse Allah’ı bu bilgisinde - haşa- yanıltacak şekilde farklı bir yolu takip edemez.

17 Burada mühim olan nokta, Allah’ın ilminin hiç kimseyi bir yöne zorlamadığı gerçeğini kavramaktır. Gerçekten ilim sıfatı, kudret sıfatından farklıdır. Kudretin yaptırım gücü vardır. İlmin yaptırım gücü yoktur, zorlama özelliği yoktur. Bir şey nasıl olacaksa, onu o şekliyle bilir. Allah âdildir, zulmetmez.

18 Bunu kabul etmek Allah’a imanın başında gelen bir husustur. Öyleyse, Allah imtihana tabi tuttuğu kulları hakkında âdil muamelede bulunmak için, mutlaka onlara kalp, akıl, duygu vb. unsurları verdiği gibi, özgür bir iradeyi de vermiştir. Ve O’nun önceden imtihanın sonucunu bilmesi, asla bu özgür iradeye bir müdahale anlamına gelmeyecektir.

19 d. "De ki: “En kesin delil ancak Allah’ındır. Allah dileseydi, elbette hepinizi hidâyete erdirirdi.” (Enam, 6/ ). "Allah dileseydi, elbette hepinizi hidâyete erdirirdi." cümlesinden şunu anlayabiliriz:

20 e. İnsanın fiillerinin kader konusuna dâhil edilmesi ve bunu Allah'ın ilmi olarak açıklanması, sahabeye ve özellikle de Hz. Ömer'e (ra), onlardan da Hz. Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) dayanmaktadır. Kaderin ilm-i İlâhî olduğunu gösteren bir rivayet şöyledir: Bir adam Abdullah ibn-i Ömer'e (ra) gelerek:

21 "Ey Ebû Abdurrahman! Bir topluluk zina ediyor, içki içiyor, hırsızlık yapıyor ve adam öldürüyor, sonra da bunlar Allah'ın bilgisiyle oluyor diyorlar, ne dersin?" deyince o gazaplanmış ve şöyle demiştir: "Sübhânallah! Onlar Allah'ın ilminde olanı yapıyorlar; fakat Allah'ın ilmi onları yaptıklarına zorlamıyor ki! Nitekim babam Ömer, Hz. Peygamber'den şöyle bir hadîs rivâyet etmiştir:

22 "Size nispetle Allah'ın ilmi, sizi altında barındıran gökyüzü ve sizi üstünde taşıyan yeryüzü gibidir. Siz nasıl ki yeryüzünden ve gökyüzünden dışarı çıkamazsınız, Allah'ın ilminden de çıkamazsınız. Yeryüzü ve gökyüzü nasıl ki sizi günah işlemeye zorlamazsa Allah'ın ilmi de zorlamaz." (İbnü'l-Murtazâ, Tabakâtu'l-Mu'tezile, Beyrut 1961, s.12).

23 Bu rivayette insan fiillerinin Allah'ın ilmi dâhilinde gerçekleştiği ve Allah'ın bilgisinin insanları icbar etmediği daha açık bir şekilde ifade edilmiştir.

24 f. Kader denince akla hemen insanın kaçamadığı cebrî bir kader anlayışı gelmemelidir. Kaderi; mahlûkatın yaratılış plânı, irademiz dışında başımıza gelen hâdiseler ve insanın iradî fiillerinin takdiri olmak üzere üçe ayırmak lâzımdır. Kaderin taalluk ettiği bu üç durumdur.

25 Her bir varlık kendine özgü bir şekil içinde meydana gelmektedir. İnsan dâhil hiçbir varlığın, zaman, mekân ve şekil itibariyle kendi seçimiyle varlık dünyasına çıkmadığı bir gerçektir. Bunlar, Allah'ın mutlak irâde ve takdiriyle olmaktadır. Kaderin bu taalluku, hem"Allah her şeyi yaratmış ve her birine muayyen bir nizam vererek mukadderâtını tayin etmiştir." (Furkân Sûresi, 2) mealindeki âyette hem de "Allah gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene evvel mahlûkatın kaderini tayin ve tespit etmiştir." (Müslim, Kader, 16) mealindeki hadîste açıkça beyan edilmiştir.

26 İrademiz dışında başımıza gelen hâdiseler de cebrîdir ve biz onlara sadece maruz kalırız. Bazen onların tedbirlerini almak isteriz; fakat bu defa da başkalarına maruz kalırız. Kaderin bu taalluku da, "Yeryüzünde size isabet eden hiçbir musibet yoktur ki daha önceden bizim yazmış olduğumuz bir kitapta bulunmasın. Bu Allah için çok kolaydır." (Hadid Sûresi, 22) mealindeki âyette ve benzeri âyetlerle açıkça belirtilmiştir.

27 "Madem Cenâb-ı Hak ezelî ilmiyle benim ne yapacağımı biliyor, öyleyse benim ne kabahatim var?" sorusuna nasıl cevap vermeliyiz? Her insan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayrı hareket, iki ayrı fiil söz konusu. Bir kısmı ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortaya çıkıyor. Diğer kısmı ise ızdırarî; yani tamamen onun arzusu, iradesi dışında cereyan ediyor.

28 Meselâ; konuşması, susması, oturması, kalkması birinci gruba; kalbinin çarpması, boyunun uzaması, saçının ağarması da ikinci gruba giren fiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak ise Allahtan. Yâni, biz cüzi irademizle neyi tercih ediyor, neye karar veriyorsak Cenâb-ı Hak mutlak iradesiyle onu yaratıyor.

29 İkinci tip fiillerde ise bizim irademizin söz hakkı yok. Dileyen de yaratan da Cenâb-ı Hak. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz. Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ırkımızdan, cinsiyetimizden yahut dünyaya geldiğimiz asırdan sorguya çekilmeyeceğiz.

30 İşte soru sahibi bu iki fiili bir sayma gafleti içinde. Gelelim asıl büyük hataya: Adam, yaptığı bütün müspet işlere sahip çıkıyor, “Ben yaptım, ben kazandım” diye göğsünü gere gere anlatıyor bunları... Ama, sıra işlediği günahlara, yaptığı hatalara, ettiği zulümlere gelince kadere yapışıyor:"Kaderimde bu varmış." diye işin içinden çıkmaya çalışıyor. Evine giren hırsızı mahkemeye verirken kaderi unutuyor.

31 “Bu adam” diyor, “Benim evime girdi, malımı çaldı, eşyamı gasp etti.” Hırsızın: “Ben masumum. Benim kaderimde soymak, bu zatın kaderinde de soyulmak varmış.” şeklindeki müdafaasına kızıyor, köpürüyor, çıldıracak hâle geliyor!.. Ama, sıra kendi işlediği günahlara gelince, utanmadan ve sıkılmadan o hırsızın müdafaasına sarılabiliyor!..

32 Böyle birisiyle, kader konusunu ciddî mânâda konuşmak mümkün mü? Gerçek şu: Biz her türlü işimizde, fiilimizde kaderin mahkûmu değiliz. İhtiyarî fiillerde, yani kendi irademizle yaptığımız işlerde serbest bırakılmışız. Bunu vicdanen biliyoruz. Bu işlerde isteyen biziz, yaratan ise Cenâb-ı Hak...

33 Zaten dünyaya imtihan için gönderilmiş olmamız da bunu gerektirmiyor mu? İmtihana giren bir aday dilediği salonda imtihan olamaz. İmtihanı istediği saatte başlatamaz ve sona erdiremez. Soruların puanlamasını kendi tayin edemez. Bütün bunlar, onu imtihan eden kimsenin tayini ve tespiti iledir. Fakat, imtihan başladıktan sonra, cevapları dilediği gibi verir. İmtihan süresince kendisine müdahale edilmez. Aksi hâlde buna imtihan denmez.

34 Bilindiği gibi, bir şeyi, bir hâdiseyi yahut bir fiili bilmek, onun fâili olmak için yeterli değildir. Bir misâl: Konuşmayı herkes bilir. Ama, bir insan bu işe teşebbüs etmedikçe ve konuşma fiilini işlemedikçe onun konuştuğundan söz edebilir miyiz?

35 Bir başka misâl: Allah Resulü (a.s.m.) İstanbulun fethini müjdelemiştir. Ama, “fetih” fiilini Sultan Mehmet işlediği için “fatih” unvanını o padişaha veririz. İstanbulu, Peygamber Efendimiz (a.s.m.)'in fethettiği gibi bir iddiada bulunmayız.

36 Demek ki, fâil olmak için fiili bilmek yetmiyor. Onu irade etmek, bizzat teşebbüs etmek ve işlemek gerekiyor. İşte Allah, insanın bütün amellerini, bütün fiillerini bilir. Ama, iradesini ve kuvvetini sarf ederek o işi yapan insandır ve her türlü sorumluluk da ona aittir.

37 Daha önce de belirttiğimiz gibi; kul, kendi cüzi iradesini, -hayır olsun, şer olsun- hangi işe sarf ederse, Cenâb-ı Hak onu yaratır. İstemek kuldan, yaratmak Allah'tandır. Fakat, bütün fiilleri Allah'ın yaratması, insanı sorumluluktan kurtarmaz... İnsana kuvvet ihsan eden, her türlü imkânı bağışlayan Allah'tır. Kul bu imkânı, bu kuvveti onun rızasına aykırı olarak kullanırsa elbette sorumlu olur, suçlu olur.

38 Şöyle bir düşünelim: Bir emniyet mensubu, yetkisini ve silâhını kötüye kullanarak birisini haksız yere vursa, devlete mi katil denilecektir, yoksa o görevliye mi? Şüphesiz, katil o görevlidir!.. Şimdi bu görevli, “Ben o suçu devletin imkânlarıyla işledim. Ne kendi silâhımı kullandım, ne de kendi mermimi.” şeklinde bir özür beyan edebilir mi?

39


"İRADE NEDİR, ÇEŞİTLERİ NELERDİR İrade, sözlükte “istek, arzu, dilek,” gibi anlamlara gelmektedir. Terim anlamı ise; bir şeyin yapılıp yapılmaması veya." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları