Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Kasım 2014. Strateji’yi en geniş anlamıyla; “Barış veya savaşta uygulanacak politikalara (eylemlere) destek olması için sahip olunan siyasi, ekonomik,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Kasım 2014. Strateji’yi en geniş anlamıyla; “Barış veya savaşta uygulanacak politikalara (eylemlere) destek olması için sahip olunan siyasi, ekonomik,"— Sunum transkripti:

1 Kasım 2014

2 Strateji’yi en geniş anlamıyla; “Barış veya savaşta uygulanacak politikalara (eylemlere) destek olması için sahip olunan siyasi, ekonomik, psikolojik ve askeri güçleri bir arada değerlendirme ve kullanma sanatı” olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımdan hareketle “Savaş Stratejisi”, “Enerji Stratejisi”, “Ulaşım Stratejisi”, “Eğitim Stratejisi” gibi her bir konu için alt başlıklar oluşturabilir ve bunların da tanımları ayrıca yapılabilir. Örnek olarak: Savaş stratejisi, “Düşmanın niyet ve kapasitesi de dikkate alınarak, savaşın yapılacağı arazinin durumuna göre askeri birliklerin görevleri ve savaş araçlarının kullanım şeklinin belirlenmesi, plan haline getirilmesi”dir… Her ne için strateji geliştirilecekse üzerinde bulunulan toprağın (vatanın) yer küredeki konumu ve özellikleri önem kazanır. Bu önemi vurgulamak için “jeostrateji” (coğrafyaya dayalı strateji) kavramı geliştirilmiştir. Jeopolitik ise…

3 Türkiye coğrafyası; bir tarafta enerji tüketicisi batı, diğer tarafta petrol ve doğalgazın bulunduğu doğu ile yeraltı-yerüstü zenginliklerin bulunduğu Afrika arasında “geçiş yeri” (köprü) durumundadır. Bu köprü aynı zamanda ticari emtianın da transit geçiş yolu üzerindedir. Böyle bir köprü, küresel güçlerin (ABD, Rusya, AB ve Çin’in) “kaynak ve pazar paylaşım savaşları”nda en önemli stratejik hedeftir… Türkiye coğrafyasının önemi, bazılarını bizlere “sahte dost” yaparken, bazılarını da “açık / gizli düşman” yapmaktadır. Bize düşen, fillerin savaşında “çimlerimizi” koruyabilmektir. Jeopolitik’in üzerinde uzlaşmaya varılmış kısa tanımı yoktur. yere dayalı siyaset Bizler jeopolitik için; kelimeyi meydana getiren sözcüklerden hareketle kısaca “yere dayalı siyaset” diyebiliriz. Veya; Coğrafya, ekonomi, nüfus vb.nin bir devletin politikası üzerindeki etkisi Türk Dil Kurumu’nun (TDK) “Coğrafya, ekonomi, nüfus vb.nin bir devletin politikası üzerindeki etkisi” tanımı benimsenebilir. JEOPOLİTİK Konumuz olan “jeopolitik” ve onun üzerine oturduğu “coğrafya” kelimelerini açıklayarak başlayalım. Her devlet konuma göre siyasetini şekillendirir. Çünkü; Siyasi Coğrafya‘sının ona sağladığı avantaj ve dezavantajlar vardır.

4 SİYASİ COĞRAFYA NEDİR? Türkiye’nin jeopolitiğini anlatırken haritaya bakarak “üç kıtanın ortasında, önemli bir yerde duran ülke” demek yeterli olamaz. Çünkü: siyasi coğrafya TDK coğrafya’yı, “Bir yeryüzü parçasını, bir ülkeyi belirleyen, niteleyen, fiziksel, ekonomik, beşerî, siyasal gerçekliklerin tümünü inceleyen bilim” olarak tanımlar. Bu tanımdan hareketle bahsi geçen unsurlar işin içine katıldığında “siyasi coğrafya”dan bahsediliyor demektir. Ve Jeopolitik'i belirleyen de bu “siyasi coğrafya” olmaktadır. Demografik Yapı Yeraltı ve Üstü Zenginlikler Jeolojik Özellikler Stratejik Kaynaklar İklim Coğrafi Konum Askeri Kapasite Ekonomik Yapı Komşular Bilimsel ve Teknolojik Yapı Not: Bu unsurlardan birkaçı ele alınacaktır. SİYASİ COĞRAFYAYI OLUŞTURAN UNSURLARDAN BAZILARI

5 Türkiye, kıtaların arasında olmasına rağmen, boğazları sayesinde kuzeydeki ülkeleri deniz yoluyla güneye, Cebelitarık Boğazı / Süveyş Kanalı’yla da okyanuslara bağlar. Bu ulaşım yolu denize kıyısı olan ülkelerin ticari faaliyetleri açısından çok çok önemlidir. Bu durum; boğazların iktisadi, askeri ve siyasi açıdan önemini artırmaktadır. Türkiye coğrafyası, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’yu “birleştiren / ayıran kilit”tir. Bu sebeple, batılılar çıkarlarına gelecek tehditlere, istenmeyen yönetim değişimlerine müdahale için en yakın ve en uygun hareket platformu olarak Anadolu’yu gördüler. Bunun sonucu olarak Türkiye’yi NATO’ya ve diğer organizasyonların içine aldılar. Öte yandan Rusya batıyla olan çıkar çatışmasında Anadolu’nun tümüyle Batı’nın kontrolünde kalmasını istemedi… Çin ise, Anadolu’yu Afrika’ya sıçrama tahtası olarak gördü… BU COĞRAFYANIN BİZE GETİRDİKLERİ Bulunduğu konum ve sahip olduğu zenginlikler sebebiyle Anadolu, tarih boyunca daima bir cazibe merkezi olmuştur… Ve dünyanın bugüne kadar gördüğü en uzun ömürlü imparatorluğun (Osmanlının) merkezi de yine burasıdır…

6 Batılı devletlerin Türkiye’ye açık / gizli müdahaleleri “korkak ve beceriksiz” siyasilerin yönetime gelmesinin yolunu açtı. Onlar da “iktidarda kalma adına” silahlı kuvvetlerin “vesayetini” ve her on yılda tekrarlanan ihtilalleri / darbe tehditlerini kabullendiler. Bu durum istisnalarıyla içinde bulunduğumuz yıllara kadar devam etti… Binlerce yıllık devlet tecrübesi olan bu millet “içerde başka, dışarıda başka” konuşan yöneticilerle “üçüncü sınıf ülke vatandaşı” durumuna düşürüldü... İlâveten; toplumun “elit tabakası”nın ihanetleri de unutulmamalı… Süper devletler, geçen yüzyılda olduğu gibi bu yüzyılda da enerji kaynaklarını ve ulaşım yollarını kontrol etmeye devam etmek istemektedir. Bunun için de siyasi ve askeri yollardan bölge ülkelerinin iç işlerine karışmaktalar. Onların bölgedeki uzantısı İsrail de doğan fırsatları değerlendirip topraklarını genişletmekte… BU COĞRAFYANIN “SİNEKLERİ” Bölgemizin “yumuşak karnı” etnik ve mezhep yapısıdır. Bu iki özellik emperyalist ülkelerin bölgeye “müdahale” edebilmelerine açık kapı oluşturmaktadır. Örneğin “PKK terör örgütü” ile meşgul edilmiş olmamız ve maddi / manevi kayıplarımız, yabancıların “üstü örtülü müdahale” türüne örnek verilebilir… Ek bilgi için: “ÜMMETİN PARASI” ve “MAYMUNDAN IRKÇILIĞA” konularına bakılabilir. İşgale uğramış ve Kurtuluş Savaşı vermek zorunda kalmış Anadolu insanı, coğrafyasının “merkez olma” baskısı altında sürekli “savaş” ile korkutulmuştur. Bu korku bizi 1950’lerde (çok değil bundan otuz yıl önce kurtulmaya çalıştığımız) batılı sömürücülerin kucağına taşımıştır. Türkiye’nin batı ile ilişkisi sadece askeri ittifaklarla sınırlı kalmadı; dış politika, ekonomi ve kültür dokusu (batılılaşma, modernleşme adına) onların güdümüne bırakıldı… Hayat boşluk kabul etmiyor. Böyle bir coğrafyada sen kendini yönetemezsen birileri bunu üslenir; öyle de oldu, öz kaybedildikçe dışa bağımlılık da arttı. Tavuk yumurta misali…

7 Dünya imparatorluğu kurmuş, yüzyıllarca idare etmiş ve sonunda yıkılmış Osmanlı’nın bakiyesi olan bu ülke, nüfus olarak (etnik / dini açıdan) “heterojen” dir. Yıllarca “kültür emperyalizmi”nin saldırısına maruz kalan bu nüfus, riskleri içinde taşımaktadır… JEOPOLİTİK GÜÇ KAZANMAK “İSTİKRARLI NÜFUS”LA SAĞLANIR… COĞRAFYANIN DEĞERİNİ ARTIRMAK1 Toplumların nüfus değişimlerini araştıran, istatistiklerden faydalanarak analiz ve sentezler yapan, geleceğe ait tahminler yürüten bilim dalına “Nüfus Bilimi” (Demografi) denir. Aile bir toplumun temel direğidir; o çökerse nüfus artmaz; hatta, zaman içinde azalır. Çocuk, bir toplumun geleceğidir; eğitilerek topluma kazandırılmış “her çocuk” yetişkin hale gelince; üreteceği değerler ile toplumuna fayda sağlar… JEOPOLİTİK GÜCÜNÜ ARTIRMAK İSTEYEN ÜLKE, NÜFUSUNU ARTIRMALI VE EĞİTMELİDİR. Ülkeler gücünü nüfusunun çalışan / üreten “yaş grubu”ndan alır. Onlar üretir, onlar nüfusu artırır, onlar savaşır; kısaca onlar geleceği şekillendirir. Bunlar oran olarak azalıyorsa ülke jeopolitik olarak zayıflıyor demektir... Önümüzdeki yıllarda gelişmiş ülkelerin nüfusu (ABD hariç) azalacaktır. Nüfusları “en fazla azalacak ülkeler” Japonya, Rusya, Almanya, İtalya olacaktır. Bunun anlamı; ÇALIŞAN İNSAN SAYISI AZALACAK, MEVCUT DÜZEN FAZLASIYLA ETKİLENECEKTİR. Türkiye’de “doğurganlık” oranının azalmasıyla birlikte 1985 yılından itibaren “nüfus artış hızımızda” düşüş başlamıştır. Bugün için genç sayılan nüfusumuz, (Avrupa’ya göre avantajlı durumumuz) tedbir alınmazsa “yaşlı nüfusa” dönüşecektir yılında ise nüfusumuzun sabitlenmesi bekleniyor. Vatanını seven herkes, “en az üç çocuk” sözüyle ne denilmek istenildiğini düşünmelidir… HİÇBİRŞEY YAPMAYANLAR, YAPMAK İSTEYENLERİN ÖNÜNÜ TIKAMAMALI. HETEROJEN Her tarafında aynı özelliği göstermeyen, karışık… Not: Ek bilgi için: “ÇOCUK MU, KÖPEK Mİ?” konusuna bakılabilir. Güçlü ülkeler; parası, silahı çok olan ülkeler değil, genç ve eğitilmiş insanı bol olan ülkelerdir. Bugün güçlü görünen; ancak, genç nüfusu azalan ülkeler yakın gelecekte çökecektir. Genç nüfuslu ülkeler ise; az gelişmiş olsa da varlığını sürdürebilecektir.

8 COĞRAFYANIN DEĞERİNİ ARTIRMAK2 Bir ülkenin kıtaların merkezinde olması jeopolitikası için önemli bir zemin oluşturmakla birlikte, tek başına yeterli değildir. Bilgi / teknoloji üretemeyen bir ülkenin jeopolitikasını kendisinin oluşturması (milli olması) söz konusu olamaz. Çünkü; böyle bir ülkenin dışa bağımlı olması sebebiyle “tam bağımsızlığı” tartışmalıdır… Çevre ülkelerin çoğundan iyi durumda olmamıza rağmen yeterince bilgi ve teknoloji ürettiğimiz söylenemez. Tesellim; 10 yıldır AR-GE’ye çok büyük kaynağın aktarılıyor olması… Sevincim; bunun meyvelerini özellikle savunma sanayinde toplamaya başlamış olmamız… Emperyalist ülkeler dün olduğu gibi bugün de ülkemizi “yolgeçen hanına” çevirmek istiyorlar. Boynu bükük vaziyette sıramızın gelmesini istemiyorsak “savaş gücümüzü” artırmamız gerekiyor. Haydi kütüphaneye, laboratuara… Günümüzde bir ülkenin ekonomik açıdan güçlü olup olmadığının sorgulanması yapılırken kullanılan kriterlerden biri de “elinde dünyaca kabul edilmiş kaç marka olduğu”dur; çünkü, marka üretebilmek bilgi ve teknoloji gerektirir… Gerek sivil sanayide ve gerekse askeri sanayide marka olmak, başkalarına karşı üstünlük sağlamak demektir. Bu üstünlük “milli geliri artırdığı” gibi başkalarının çeşitli “kötü niyetleri”nin de önünü keser. (Örnek: Gururumuz ASELSAN bir markadır.) Üretim için bilgi ve teknoloji ne denli önemli ise, enerji de bir o kadar önemlidir. Yüksek standartta yaşamak isteyenler kendine “kolay ulaşılabilen, bol ve ucuz enerji” bulmak zorundadır… Bu ülke; yeteri miktarda enerji kaynaklarına sahip değil; bilhassa, petrol ve doğalgaz da “dışa bağımlı”dır ve temin için maddi manevi büyük bedeller ödemektedir… Ülkemizde kurulması planlanan “nükleer santraller” bu açıdan değerlendirilip sahiplenilmelidir…

9 Dünyanın merkezinde olan ülkemizi makro projelerle geliştirmek “jeopolitik gücümüzü” daha da artıracaktır. ● Uygulanan “Bölünmüş Yol Projesi” ülkenin dört bir tarafını birbirine standardı daha yüksek yollarla bağlamaya başladı. Böylece karayolu ulaşımı hızlanmakta, zaman ve yakıt tasarrufu yapılmaktadır… Makro projelere gelince: “Tekirdağ - Balıkesir Otoyolu”, “Çanakkale Boğazı Köprüsü”, “Bursa-İzmir Otoyolu”, “İzmit Körfez Geçişi”, “Üçüncü Boğaz Köprüsü” ve diğer yatırımlar… ● Avrupa ve Asya kıtasındaki demiryolu hatları İstanbul Boğazı’nın altında yapılan tünel (Marmaray ile) birleştirildi. Avrupa-Türkiye-Uzakdoğu demir yolu ulaşımının önü açıldı… Kars-Tiflis-Bakü ve Van Gölü Kuzey Geçişi projeleri de hayata geçerse yüzyılımızın “İpek Yolu” da açılmış olacak. İçerde ise; demiryolu ağı örülmekte, “Hızlı ve Yüksek Hızlı Tren” hatları ile ulaşım kolaylaşmakta… ● Mevcutlara ilâveten son 10 yılda yapılıp işletmeye açılan “il hava alanları” ile iç ulaşım hızlanmış, dünya ile ticaret kolaylaşmış ve turizm çeşitlenmiştir… ● Demiryolu güzergahı ve liman yakınlarına yapılmakta olan “lojistik köyler” ile üretim ve ihracat kapasitemiz daha da artmaktadır… COĞRAFYANIN DEĞERİNİ ARTIRMAK İstanbul’dan bir saatin altında uçuşla 15 ülkeye, iki saate kadar uçuşla diğer 20 ülkeye, üç saate kadar uçuşla diğer 16 ülkeye, dört saate kadar uçuşla diğer 10 ülkeye hava yoluyla ulaşmak mümkündür. Bunun anlamı: İstanbul transit hava ulaşımının merkezidir. Hele bir de “üçüncü hava limanı” bitse… ULAŞIM YOKSA, GELİŞME DE YOKTUR İçimizdeki “bozguncular” da dahil kimse bu gelişmeyi durduramaz; sadece, biraz geciktirebilir… ZAMAN, İSTİKRARI SAHİPLENME ZAMANIDIR. 3

10 COĞRAFYANIN DEĞERİNİ ARTIRMAK Dünyanın ispatlanmış petrol rezervlerinin % 56’sının Ortadoğu’da, % 7’sinin Hazar Havzası’nda; doğalgaz rezervlerinin ise % 32’sinin Ortadoğu’da, % 25’inin Hazar Havzası’nda bulunduğu; petrolün ve doğalgazın % 35’inin Avrupa’da tüketildiği göz önüne alındığında, “Boru Hattı Güzergâh Kavgası”nı daha kolay anlayabiliyoruz. ● Hazar’daki petrol ve doğalgazın tüketici Batı’ya ulaşabilmesi için Rusya, Ukrayna veya Türkiye’den geçmesi gerekiyor. Kavga hangi ülkeden geçeceği… Rusya, Orta Asya’daki petrol ve doğalgazı kontrol edebilmek için “hattın” kendi topraklarından geçmesini isterken ABD, Rusya’nın denetimi dışındaki topraklardan geçmesini istemektedir. ● Bu kavganın neresindeyiz? Doğalgazı Rusya ve İran’dan satın alırken, enerjide dışa bağımlılığın sakıncalarını da yaşıyoruz. Boru hattının kendi topraklarımızdan geçmesini sağlamak hem ihtiyacımızı güvence altına almak hem de bir terminal ülkesi olup gelir elde etmek açısından önemlidir. Ayrıca, jeopolitik gücümüz de artmış olacak... “Nabucco” veya “TAP” fark etmez, geçiş Türkiye’den olacak olduktan sonra… MEVCUT PETROL VE DOĞALGAZ BORU HATLARI NABUCCO Gaz Projesi İran (Gaz) Rusya (Gaz) Bakü- Tiflis-Ceyhan (Petrol) Kerkük- Yumurtalık (Petrol) Önümüzü kesebilmek için “istikrarımızı bozmak” isteyenler içimizde “kendi ayağına kurşun sıkacaklar”ın olduğunu ve onları kolaylıkla kullanabileceklerini “Haziran sokak olayları”nda ispatladılar. Toz bulutu dağıldığında gördük ki; içimizdekilerin verdiği maddi/manevi zarar, düşmana “Oh olsun!” dedirtecek kadar fazla… 4 TAP Gaz Projesi

11 Bu coğrafyada zayıf toplumların yaşama şansı yoktur. Bu sebeple; bölgesel bir güç, küresel bir aktör olmak zorundayız. BİTİRİRKEN BATIDAKİ CADILAR Gelişmemizi sürdürebilmek için harcadığımız çabaların önünü emperyalistlerin kesmeye çalıştığını biliyoruz. Bunda sömürgeci zihniyetin “rant hesabı” olduğu gibi, tarihsel kinlerinin ve haçlı ruhunun da önemli rolü var… Bahaneleri ise hazır; demokrasi veya küreselleşme adı altında başkalarının iç işlerine diplomatik ve mali müdahale... İsyan çıkartma, ülkeler arasında yapay sorunlar çıkararak birbirleriyle çatıştırmak, bunlar yetersiz kalırsa bizzat silahlı müdahalede bulunmak… FİGURANLARIMIZ Delil mi? O kadar çok ki, görebilene…Gün boyu paparazi haberleri, pembe dizileri, “ıvır-zıvır programları” takip edenler, ülkesi üzerinde oynanan oyunlardan nasıl haberdar olacak? Böyleleri düşmanın senaryolarına “figüran” olurlar; farkında olmadan ülkeye zarar verirler… Bir diğer gerçekte; bu insanlarda bizim insanımız... Nasıl oldu da bu hale geldiler, nerelerde hata işlendi?.. Günlük hayatın girdabında bir yerlere tutunup ailemizi, sokağı ve çocuklarımızın eğitimini sorgulamamız gerekiyor… Yakın tarihe kadar coğrafyamızın ve sahip olduğumuz değerlerin farkında olamadık. Ama bugün, pasifliği terk ederek daha aktif politikalar üretmeye başladık. Bu cesur ve daha bağımsız politikalar elbette birilerinin işine gelmeyecektir… Biz yetişkinlere düşen; evrensel ufku olan yönetici kadroların arkasında durarak onların engelleri aşmasına yardımcı olmak. Yetmez; genç, eğitimli, duyarlı nüfus oluşturmaktır. Bunun yolu, insana yatırımdan geçer….

12 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle... Kasım 2014


"Kasım 2014. Strateji’yi en geniş anlamıyla; “Barış veya savaşta uygulanacak politikalara (eylemlere) destek olması için sahip olunan siyasi, ekonomik," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları