Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Temmuz 2011. Hayvan dediğimiz canlılar “yaradılış maksadı”na uygun davranıyor ve diğer canlılara hizmet veriyor. Kimi et, süt veriyor, kimileri de bir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Temmuz 2011. Hayvan dediğimiz canlılar “yaradılış maksadı”na uygun davranıyor ve diğer canlılara hizmet veriyor. Kimi et, süt veriyor, kimileri de bir."— Sunum transkripti:

1 Temmuz 2011

2 Hayvan dediğimiz canlılar “yaradılış maksadı”na uygun davranıyor ve diğer canlılara hizmet veriyor. Kimi et, süt veriyor, kimileri de bir başkasını… Dışkıları bile “gübre olarak” doğadaki döngüye katkıda bulunuyor… Bitkilerde de durum farklı değil… Ya insanlar? Beslenme zincirinin son halkası olduğuna göre, diğer canlılara “besin olarak” yaratılmadığı ortada… İnsan, yaradılış maksadını doğru öğrenmek ve doğru öğretmekle yükümlüdür. Bunun için de doğru stratejiyi bulup - uygulamalı. Çünkü; “strateji” doğru değilse, yapılacak yanlışlıklar “taktik”lerle düzeltilemez.

3 Yerin katmanları altındaki karbon; basınç ve ısının etkisiyle (zamana bağlı olarak) “taşlaşırsa”, “ham kömür - kömür - elmas”tan birine dönüşür. Karbonun hangi hale dönüşeceği “basınç, ısı, zaman” üçlüsünün miktarına bağlıdır… Karbonun elmas haline gelmesinin şartları kömüre göre daha özeldir. Bu sebeple, dünyadaki elmas miktarı çok azdır; ama, çok kıymetlidir... Hedefimize “elmas” olmayı koymak gerekir. Aksi halde “ham kömür” halinde kalırız ve kamyon dolumuz, nohut büyüklüğündeki elmas kadar etmez…SONUÇ Yer yüzüne yakın katmanlardaki karbonun kömüre tam dönüşememiş halidir. Bu “ham kömürün” kalorisi çok düşüktür; sadece termik santrallerde yakıt olarak kullanılabilir. Kalorisi “ham kömüre” göre daha fazla olduğundan katma değeri (ekonomik değeri) daha yüksektir. Isıtma ve metal eritme işlerinde kullanılır. Elmas, ışığı çok iyi kırdığından kıymetli bir taştır. Bu sebeple süs eşyası olarak kullanılır. Minerallerin en sertidir, tozları kesici alet yapımı için uygundur. Ekonomik değeri çok düşük olduğundan ölçü birimi “Ton” dur. (Kamyonlu satış) Ekonomik değeri daha yüksektir. Ölçü birimi “Kilogram” dır. (Torbalı satış) Ekonomik değeri çok çok yüksek olduğundan ölçü birimi “özel” dir. (Adet satış) AZ PİŞMİŞ KARBON (Ham Kömür) ORTA PİŞMİŞ KARBON (Kömür) TAM PİŞMİŞ KARBON (Elmas)

4 İnsan, doluluğu (yoğunluğu) oranında diğer insanlara ve doğaya karşı görev-yetki- sorumluluk bilinci taşır… İnsan, doluluğu oranında “etken” veya “edilgendir”…SONUÇ Bir cismin aslını ve hacmini bozmadan yoğunluğunu artırmak istiyorsak, boşluklarını aynı maddeden doldurmak gerekir. Bir cismin yoğunluğu: G (kütle) / V (hacim) dir. Örnek: Şekildeki süngerin yoğunluğu: 200 / 1000 = 0.2 gr/cm 3 tür. Örnek: Yeni yoğunluğu: 400 / 1000 = 0.4 gr/cm 3 olur. Yani, artar. Bu süngerin hacmini değiştirmeden boşluklarını doldurursak (ağırlığını artırsak) birim yoğunluğu artar. Veya, ağırlığı aynı iken hacmini küçültürsek de birim yoğunluğu artar. Bir insanın toplum içindeki ağırlığı (itibarı), eşyada olduğu gibi hacim küçülterek veya vücuttaki boşlukları su, et, yağ ile doldurarak artırılamaz. Böyle olsa idi; dünyanın en şişman adamı, en itibarlı insanı olurdu… Kalp ve beynine doldurması, bununla yetinmeyip “hayat tarzı”nı öğrendiği doğrulara göre dizayn etmesi gerekir. Bir insan itibarını artırmak istiyorsa;

5 Bireysel ve kurumsal olarak “pozitif çekim merkezleri” olmak zorundayız. Bunun için de “kendimizi yetiştirmek”, kuruluşlarımızı “kurumsallaştırmak” zorundayız.SONUÇ (Cisimler Arasındaki Çekim) ● ● Hacimleri eşit cisimlerden daha yoğun olanı diğerini kendine çeker. ● ● Yoğunlukları aynı olan cisimlerden büyük olanı küçük olanını kendine çeker. (İnsanlar Arasındaki Çekim) ● ● Bilgi ve ahlâkça yoğun olan kimseler “çekim merkezi” (ilgi merkezi) oluşturur. Yani; “etken” kişilerdir. Başkalarını kendilerine çekerler; yani, benzetirler. Bu da toplumda güzelliklerin artması demektir. Pozitif yoğunlukta olanların sayısının çoğalması, bu açıdan önemlidir… ● ● Yoğunluğu çok düşük kişiler, daha yoğun negatif yüklü bir çekim merkezi etkisine girerse (edilgenlikleri oranında) “onun gibi olmaya” çalışırlar… Günümüzde negatif çekim merkezlerinin sayıca daha çok ve daha etkili olması, kötülüklerin hızla yayılmasının temel sebeplerindendir…

6 Hz. Muhammed (sav), içinde yaşadığı toplumun “inanç ve hayat tarzını” hiçbir zaman benimsemedi ve arayışa geçti… “Gerçeği ruhunda aramak” adına Hira dağında inzivaya çekildi… Kendisine inzivada gelen vahiy, onu Peygamber (uyarıcı) yaptı. Hz. Peygamber, yıllarca sürecek vahyin tümünün gelmesini beklemeden hemen insan içine karıştı ve (mevcut bilgilerini) yaymak için tebliğe başladı… Sonrası mı? O günün bir avuç mü’mini, bugünkü milyarlarcasının mayası oldu… Her Müslüman, kapasitesinin ve imkânlarının en üst sınırını kullanarak “Tahkiki İman” sahibi olmayı hedefler. Bunun için de bilgiye ulaşması gerekir... Onun “tefekkür dağı”; dernek, vakıf, kurslardır. O, sürekli; okur-izler- sohbetlere katılır. “İki günü eş olmayacak” şekilde bilgisini ve tecrübesini artırır… Bilgi, babadan miras kalmaz, kazanılır.Bilginin turşusu kurulmaz, dağıtılır. Bir diğer görevimiz de bilgiyi ve tecrübeyi toplumla paylaşmaktır. Bilgi paylaşıldığı oranda değerlidir. Paylaşılmayan bilgi “kavanozdaki turşu” gibidir, topluma faydası olmaz... Paylaşmak, toplum içine girerek (konuşmacı olarak, yazar-çizer olarak, yönetici olarak) dağıtmakla oluşur… Bilgiyi toplamada “sünger gibi”, bilgiyi taşımada “hortum gibi”, bilgiyi aktarmada “huni gibi” olmadıkça; stratejimiz yanlış demektir. SONUÇ

7 Mevlevi ayinlerindeki Semazen’i hatırlayalım: “Bir eliyle gökten toplayıp, diğer eliyle yere dağıtmak için dönüp duran insan”ı canlandırır… Alır - Taşır - Verir… SONUÇ SÜNGER GİBİ OLMAK Bir taş suyla temasa geçse içine su almaz, sadece dışı ıslanır. Halbuki sünger suyu içine alır, içinde bekletir, istenildiğinde dışarı verir. İstenildiğinde içindekileri verir Kapasitesi oranında içine alır BİLGİYİ ALMADA SÜNGER GİBİ OLUNMALI BİLGİYİ TAŞIMADA HORTUM GİBİ OLUNMALI Bir hortum, içindeki sıvıyı uzandığı yerlere kadar ulaştırabilir. Bu özellik fire vermeden “nokta hedefe” ulaşmak açısından önemlidir. HORTUM GİBİ OLMAK Zayi etmeden Uzaklara taşır HUNİ GİBİ OLMAK Dağıtmadan alır Bekletmeden aktarır BİLGİYİ AKTARMADA HUNİ GİBİ OLUNMALI Bir huni geniş ağzıyla sıvıyı toplar, dar ağzıyla istenilen yere aktarır. Bu aktarma işlevini yaparken sıvıyı içinde istese de bekletemez…

8 Muhatap düşüncelerimi hissettiğinde bana yaklaşacaktır. Bizim gibi olmayanı “öteki” değil “diğeri” kabul edersek, onunla “diyalog” kurabilir ve onu “müzakere” ile kazanabiliriz… SONUÇ BEN ve ÖTEKİ BEN ve DİĞERİ Benim gibi olmayanı; “Nasılsa anlaşamayacağız” diyerek uzakta tutmak öteki (bir tür düşman kabul etmek), onu “öteki” yapmaktır. diğeri “Benim gibi değilse de, belki anlaşabiliriz” diyerek muhatabı kabullenmek. Bu durumda muhatap, düşman değil, insanlar içinde bir “diğeri” olur. Muhatap bu durumu hissettiğinde bana hiç yaklaşmayacaktır.

9 Başkalarının bizden alacakları çok şey var diyorsak; kimseyi küçümsemeden diyalog kurmalı, öndekilerden de destek alıp arkadakilere dağıtmalıyız… Dolu denilen bardakta (en azından birkaç damla) alma kapasitesi vardır. Çünkü, su (moleküler çekim kuvveti sebebiyle) son damlaya kadar şişer, sonra taşar. Taşma miktarı, son damla miktarından fazla olacağından, yeniden kapasite oluşur. Bizim insanları küçümsemeye hakkımız yoktur… Olsa olsa bazılarının birkaç adım önünde olabiliriz… Ya arkasında olduklarımız? O halde, kibirli olmak niye… Bu satırların sahibi de dahil hiç kimse mükemmel değildir. Mükemmelliği aramak “yaradılış sebebimizi” anlamamak demektir… Kim oluyoruz da mükemmel muhataplar arıyoruz? SONUÇ

10 ● ● İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli özelliklerden biri de, yaradılışla birlikte içine yüklenen “doğruyu seçebilme” özelliğidir. Bu özellik, insanı YÜKSELTMEYE, Yüce Allah’a yaklaştırmaya yarar. ● ● Öte yandan; insana verilen nefis (ve nefsi etkileyebilen şeytan), insanın yükselmemesi için çalışır… Onların varlığı, “yükselmeye mani” kum torbaları gibidir. Gelin torbalarımızdan kurtulalım… Ne kadar çok torba atarsak o kadar çok yükseliriz… Allah’a o kadar çok yaklaşırız… Yaklaştığımız oranda kazanırız. SONUÇ

11 BİTİRİRKEN İnsanın Yüce Allah’ın Huzurundaki Değeri: ● ● Irktan (renkten, cinsten) gelmez… ● ● Konuşulan lisan türünden gelmez… ● ● Sahip olunan maddi değerlerin (para, mülk, unvan) çokluğundan gelmez… Değer; insanın Allah’a yakınlığı ile ölçülür. “Onlar (insanlar) Allah’ın katında derece derecedirler…” (Kur’ân 3/163)

12 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle... Temmuz 2011


"Temmuz 2011. Hayvan dediğimiz canlılar “yaradılış maksadı”na uygun davranıyor ve diğer canlılara hizmet veriyor. Kimi et, süt veriyor, kimileri de bir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları