Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Mart 2011. Gerek ülkemizde ve gerekse Müslümanların yoğun bulunduğu coğrafyada fakirliğin yaygın olduğunu görmekteyiz. Bunun sebebi; Müslümanların (açık.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Mart 2011. Gerek ülkemizde ve gerekse Müslümanların yoğun bulunduğu coğrafyada fakirliğin yaygın olduğunu görmekteyiz. Bunun sebebi; Müslümanların (açık."— Sunum transkripti:

1 Mart 2011

2 Gerek ülkemizde ve gerekse Müslümanların yoğun bulunduğu coğrafyada fakirliğin yaygın olduğunu görmekteyiz. Bunun sebebi; Müslümanların (açık – gizli) “BİR LOKMA BİR HIRKA YETER” görüşünde olmaları mı, yoksa başka sebepleri mi var?

3 BİR HİKAYE Köyün zengin mi zengin ağası, yaşlandıkça ölümden daha fazla korkar olmuş… Bir gün yardımcısını çağırarak bu korkusuna çare bulmasını istemiş… Yardımcısı; - Ağam hepimiz öleceğiz, buna çare yok; ancak, mezardaki ilk gece çok önemli, onu rahat atlatırsanız gerisi kolay. - Bunu nasıl sağlarız? - Ağam! Siz çok zenginsiniz; bir fakir bulalım ve sizinle birlikte bir geceliğine onu da yanınıza gömelim. Sorgu melekleri ona da zaman ayırır, siz rahat edersiniz. - Tamam… Gönüllü birini bul, paramın yarısı onun olsun. Köyün en fakiri olan “oduncu” çağrıyı duyunca düşünmeye başlar: “Sadece bir gece, hem ne kaybederim ki; sonrası bir elim yağda, bir elim balda olacak...” Bu düşüncelerle ağanın yanına gider ve teklifi kabul ettiğini söyler. Köye “tellal” çıkarırlar. “Ey ahali!.. Duyduk duymadık demeyin! Ağadan sizlere haber var! Kim ki ağayla bir geceliğine gömülür, ağanın parasının yarısı onun…” Ağa, oduncu ile yazılı bir anlaşma yapar. SÖZLEŞME “Ağa ölünce oduncu da yanına gömülecek, ertesi sabah oduncu mezardan çıkarılacak ve ağanın parasının yarısı oduncuya verilecek.” imzalar Ağa Oduncu şahit   

4 BİR HİKAYE (Devamı) Aradan aylar geçer… Ağanın adamları bir gün oduncunun kapısını çalar… - Haydi gidiyoruz… - Nereye? - Ağa öldü, mezarlığa… Sorgu melekleri gelir bir ağaya bir de oduncuya bakarlar ve aralarında konuşurlar: “Şu çok zengine, şu da çok fakire benziyor. Zenginin hesabı uzun sürer; fakiri aradan çıkaralım.” - Sen ne iş yaparsın? - Ben oduncuyum; bir “urganım” var; onunla ormana giderim, “vallahi billâhi yaş ağaç kesmem” sadece kuru odunlardan toplarım. Onları urgana sarar, pazara getirir, üç beş kuruşa satarım… Zar zor karnımı doyuruyorum. Oduncu korkusundan “hayır” dese de onu da gömerler… - Başka neyin var? - Urgandan başka hiçbir şeyim yok. - Urgana nasıl sahip oldun? - Satın aldım. - Kaç paraya aldın? - Hatırlayamıyorum. -Önemli değil biz sana hatırlatırız; gelelim o parayı nasıl kazandığına… Sabah olup mezar açıldığında; oduncu kan ter içinde çukurdan fırlar ve dağa doğru koşmaya başlar. Çukurun etrafında bekleşenler oduncunun kaçarken; Zenginliğine başlarım… Bir urganın bile hesabını veremedim. “Zenginliğine başlarım… Bir urganın bile hesabını veremedim.” Diye bağırdığını duyarlar…

5 YOLLAR VAHYİN BESLEDİĞİ MANTIK DERVİŞ MANTIĞI BOŞ KAFANIN MANTIĞI ● yeni sentez ● Hayatını boş işlerle geçirip beynini çalıştırmayanlar, kendilerine gelen yeni bilgileri değerlendirip “yeni sentez”ler yapamazlar. ● ● Boş kafanın mantık geliştirmesi söz konusu olmadığından yeni bir yol “yeni bir yol”da oluşmaz. ● ● Böyleleri sadece fiziksel yaşar...

6 “DERVİŞ” MANTIĞI Bazı insanlar bu hikayeden “statükocu olmanın daha doğru bir yol olduğu” sonucunu çıkarabilir. Bunun bir diğer ifadesi: “Ebedi ahiret hayatı yanında, dünya hayatı nedir ki?.. Hayata boş vermek gerekir. Çünkü, ne kadar çok çalışırsan o kadar çok hata yapar ve bunun hesabını da veremezsin. Bir lokma - bir hırka yeter…” demektir. ● ● Niçin çalışasın ki diyen (statükocu) bir mantık; insanın bilgi - teknoloji üretmesine, değişimine, gelişimine, (sonuçta içinde bulunduğu toplumun) zenginliğine engeldir… ● ● Bir insanın “zenginliği” tehlikeli görmesi; “Birileri beni beslesin” beklentisi doğurur ki, bu daha tehlikelidir. STATÜKO (En kısa ifadesiyle) Mevcutla yetinmek, bunun için de mevcudu koruma çabası...

7 VAHYİN BESLEDİĞİ MANTIK 1 Geçmiş ve gelecekteki tüm insanların “dünya hayatını doğru yaşayarak ahirete hazırlanmaları” için; Yüce Allah’ın, vahiyle koyduğu kuralların (dinin) tümünün genel adı. Bir diğer ifade ile; Hz. Adem’den başlayıp Hz. Muhammed (sav) ile sonlanan peygamberler zinciriyle insanlığa tebliğ edilen “semavi dinlerin” hepsinin ortak adı. Yüce Allah’ın, vahiyle insanlığa gönderdiği “Kur’ân’ın içeriğinin tümünü kayıtsız - şartsız kabul eden” kişidir. Yani; Yaratıcı, yaratılan, peygamber, din, dünya hayatı, kıyamet, ahiret hayatı, insan - insan ilişkileri, insan - doğa ilişkileri, görünmezler ve diğerlerini; Kur’ân’ın tanımladığı şekliyle kabul edip, hayatını buna göre tanzim etmeyi taahhüt eden kişidir. MÜSLÜMAN KİMDİR? İSLÂM NEDİR?

8 VAHYİN BESLEDİĞİ MANTIK 2 ● ● Yüce Allah, yarattığı insan ruhuna kullanması için (mükemmel özelliklere sahip) vücut vermiş, dünyayı (onun yaşayabileceği şekilde) donatmış, kâinatı da onun kullanımına açmıştır. Özetle; insanın yaşayabilmesi için tüm alt yapı (nimetler) hazırlanmıştır. ● ● Yüce Allah, insanlığa vahiy yoluyla seslenerek “insanın niçin yaratıldığını, dünya hayatının onun için imtihan yeri olduğunu, hayatının cennet/cehennemde ebedi devam edeceğini, insanın ‘yaşam tarzını’ vahye uygun seçmesinin kendisi için daha doğru olacağını” bildirmiştir. ● tercihlerinden – hayat tarzından ● İnsan vahiyle gelen bilgileri anlayabilecek, (+/-) tepki verebilecek özelliklere (akıl, nefis, kabul, inkâr, his, duygu, korku, sevgi ve diğerlerine) sahip kılınmıştır. Bu özelliklerin tamamı sadece insanda vardır ve bu sebeple insan (tercihlerinden – hayat tarzından) “sorumlu” kılınmıştır. KÂİNATIN SAHİBİ YÜCE ALLAH, VAHİY YOLUYLA İNSANA SESLENİYOR.

9 HADİS SON PEYGAMBER Hz.MUHAMMED (sav) MÜSLÜMANLARA SESLENİYOR.

10 BİR MÜSLÜMANIN ÇALIŞMA DIŞINDA ALTERNATİFİ YOKTUR. BİR MÜSLÜMAN “ÇALIŞMAK (üretici olmak)” ZORUNDADIR. Kur’ân ve sünnetten anlıyoruz ki; Müslüman, bedeniyle ve servetiyle ilgili ibadetlerini aksatmadan; toplumun (ailesinin, akrabasının, komşusunun) haklarını ihmal etmeden; sürekli çalışacaktır. Bu çalışma; ilim / bilim öğrenme - öğretme, teknoloji üretme gibi “beyin faaliyeti” olduğu gibi; işçilik, ustalık vb. “beden faaliyeti” de olabilir… Meşruluğu olan her çalışmanın sonucu (ne olursa olsun) bir üretimdir. Faydalı ise kullanılır; tersi ise, ibret alınır. ÜRETİCİ OLMAK Bir ürün elde etmenin genel adı. Bir ürün (bilgi, fikir, hizmet, maddi şeyler,...) elde etmenin genel adı. ÇALIŞMANIN ALTERNATİFİ TEMBELLİKTİR ● Dini açıdan tembellik “suçtur (günah)”. ● Sosyal açıdan tembellik “parazitliktir”. ● Ekonomik açıdan tembellik “fakirliktir”. ● Uluslararası ilişki açısından tembellik “sömürge olmaktır”. Dünyanın en kıymetli coğrafyasında yaşayan bizler, arkamızda 600 yıllık tek süper güç olmanın birikimini de taşıyoruz… Yaklaşık 100 yıldır da yeni arayışlar içindeyiz… Ne oldu da ekonomik durumumuz (batı insanıyla kıyaslanınca) yürekler acısı hale geldi?… Sanki “yarı sömürge ülke” insanları gibiyiz… Daha vahimi; bu durum içimize sinmiş olmalı ki, kitlesel hiçbir tepkimiz (çözüm arayışımız) yok… Örnek: Batılı insan (sadece nefsi için olsa da) çalışıyor. Bilgiyi, teknolojiyi onlar üretiyor; bunun doğal sonucu olarak da bireysel ve toplumsal olarak zenginleşiyorlar…Örnek: ABD’li Bill Gates, “bilgisayar programı yapan” şirketi ile elde ettiği yıllık gelir, 140 ülkenin her birinin bütçesinden fazladır ve dünyanın en zengin adamıdır. Dünyanın en zengin 500 kişisinin tamamına yakını da yine ABD’li. Toplum olarak ise; fert başına düşen milli gelirleriyle bizden kat kat daha zenginler…Çalışan kazanıyor. DÜNYADA BİZDE

11 ALT YAPI EVET!.. HEM DE BAŞKALARINDA OLMADIĞI KADAR ÇOK… NASIL MI? EVET!.. HEM DE BAŞKALARINDA OLMADIĞI KADAR ÇOK… NASIL MI? Dört mevsimi yaşatan iklim özelliğimiz ve doğal suyumuz var. Toprağımız, çöl veya kutup buzulu gibi değil, gayet verimlidir. İnsan kaynağımız; genç, zeki ve önemli oranda eğitimlidir. Japonya gibi (ham maddece) tümüyle dışa bağımlı değiliz. Bildiğimiz “yer altı - yerüstü zenginliklerimiz” üretim için bize yeter. Daha bilmediğimiz pek çok doğal zenginliklerimizin olduğuna da inanıyorum. “Devletimiz” dediğimiz organizasyon (ABD gibi iki yüz yıllık değil) sadece Anadolu’da bin yıllık yönetim tecrübesine sahip. Çeşitliliği ve birikimi bakımından bizim kadar “kültür zengini” olan başka ülke yok. Bu ülke, “son dine inanmanın avantajına sahip” insanlar ülkesidir. Dünyada ineğe tapanların olduğu unutulmamalıdır. …..... Ve diğerleri.

12 BAHANE YOK… Üretimin temel girdilerinden enerji ve onun da temel maddesi ham petrol, bizim ülkemizde bol miktarda bulunmuyor. Yatırımın girdilerinden finans (sermaye), bizde yeterince yok. Batılılar gibi modern bir toplum değiliz. İslâm modernleşmemize (dolayısıyla kalkınmamıza) mani oluyor; sekülerleşmek gerekir. ● ● Türkiye’de uygulanan kapitalist sistem, kalkınmamıza mani oluyor; sosyalist olmak gerekir. ● ● Türkiye’de uygulanan devletçi ekonomik sistem kalkınmamıza manidir; liberalleşmek gerekir. Doğrudur… İyi ki sadece petrol satan bir ülke değiliz. Bizde “sat - yat” olmadığından, her kesimde az da olsa bilgi ve teknoloji birikimi oldu. Doğrudur… Üretip kazanan ve tasarruf yapan bir toplum değiliz. Yönetim şeklinin “üretim / kalkınma” üzerinde etkisi vardır. Örnek olarak; kapitalist sistem sosyalist sisteme göre daha üreticidir; ancak, insanlık açısından daha vahşidir. Ülkemizde her iki sistemde tam olarak kullanılmamış; kişilerin keyfi yönetimi öne çıkmıştır. Modernleşmeden neyin kastedildiği açıklanmadan, kalkınmayla ilişkisi ortaya konulamaz..

13 MODERNLEŞMEK NEDİR? 1 ● ● Orta Çağ’da kilise, toplum üzerinde (krallar dahil) mutlak hakimiyet kurmuş; bilimi de tekeline almıştır. Kilise baskısı yüzünden bilim üretemeyen Avrupa, son birkaç yüzyıla kadar “karanlıklar içinde” kalmıştır. Bu döneme “Ortaçağ karanlığı” denir. NOT: İçimizde bazıları modernlik adına İslâm düşmanlığı yaparken; “Şeriat bizi Ortaçağ karanlığına götürür” der. Bilgisi olmadan fikir sahibi olanlar böyle saçmalıklar yapar. Ortaçağ’da Müslümanlar, çağının bilim ve teknolojisini üretip, medeniyetin zirvesine çıktılar. Ortaçağda yerlerde sürünen, Hristiyan Avrupa’dır. ● ● Haçlı Seferleri ve Endülüs ile İslâm medeniyetiyle tanışan Avrupa, kilisenin kendisine verdiği zararın farkına varmış; kendi Rönesans’ını başlatarak kiliseyle mücadeleye girmiştir. ● ● Batılı, Hristiyanlığı hür düşüncenin önüne engel olarak koyan papazları “kiliseyle sınırlandırıp” bilimin önünü açmıştır. BATILI, KİLİSENİN TUTUCULUĞUNDAN UZAKLAŞTIKCA BİLİMCE İLERLEDİ. AYNI BATILI, POZİTİVİZMİN ETKİSİYLE DE “ATEİST/DÜNYACI” OLDU. BU DA ONLARIN BİR UÇTAN DİĞER UCA SAVRULMALARIDIR.

14 MODERNLEŞMEK NEDİR? 2 Onların hayat tarzını “modernlik” olarak takdim edenlerin “modernleşirsek kalkınırız” sözleri körü körüne iddiadan öte gidemez. Modernleşmek, batılı gibi yaşamak ise; sokaklarımız, plajlarımız, kulüplerimiz modern(!) insanlarla dolu. Çoğu “meteliksiz ve hedefsiz”, sadece fiziksel yaşıyorlar… Her toplumun bir “hayat tarzı” vardır ve içindekilerin çoğu buna uygun davranışlar sergiler. Çünkü, insan içinde bulunduğu toplumun değerlerini (isteyerek - istemeyerek) kendine ahlâk edinir…Batılı için; “evin içinde ayakkabı ile gezmek, alkol içmek, yemeği sol elle yemek, salyangozu gıda yapmak, nikahsız biri ile cinsellik yaşamak, sokakta yarı çıplak gezmek, plajda daha fazlasını yapmak, yabancı ile dans adı altında ten teması yapmak, öpüşmek, nikahsız çocuk doğurmak, her ortamda köpek beslemek ve köpeğine sevgi beslenmesini beklemek vs.” gayet normaldir. Modernlik(!) Bir Yaşam Biçimidir, Çalışma / Üretme Biçimi Değil.

15 PARA ONUN PUTUDUR… VARSA MUTLUDUR. BATILI BU GÜNE NASIL GELDİ? ● ● Rönesans ile hayatına yeni pencereler açan Avrupalı, bilim üretmede ve bunu makineye dönüştürmede çok başarılı oldu. Sömürgelerinden getirdiği altın ve hammaddeler üretimin motoru olurken, yeni pazarlar zenginleşmenin önünü açtı… ● ● Avrupa’nın atılıma geçtiği dönem, Osmanlı’nın duraklama ve daha sonra da gerileme dönemleriyle çakışır. Birinin inişe geçmesi, doğal olarak öbürünü rakipsiz bırakmıştır. ● ● Avrupa’nın değişik bölgelerinden, değişik gerekçelerle Amerika kıtasına göçenler; Amerika kıtasının bakir topraklarında Afrika’dan getirdikleri bedava emeği (köleleri) kullanarak üretim yaptılar… Amerika cazibe merkezi oldu. Dünyanın beyinlerinden önemli bir kısmı bu kıtaya göçtü. Beyinlerin ürettikleri, bu devleti (ABD’yi) süper güç yaptı… ● ● Bugün batılı dediğimiz Avrupa ve (bilhassa) Amerika, bilim üretmede, bilimi teknolojiye uyarlamada, teknolojiyi insanın kullanımına sunmada gayet başarılıdır. (Örnek: Bilim ve teknoloji üretmenin ölçüsü patenttir. Türkiye yılda 100 patent üretirken bu sayı Almanya’da , ABD’de ise dir. Aradaki fark uçurum da öte...) ALLAH’IN TORPİLİ YOK, ÇALIŞAN BAŞARIYOR… Batılı maddeci (egoist) yapısıyla dünyanın merkezine sadece kendisini koyar. Bu anlayış onu “dünyacı” yapar ve “hayatı dolu dolu yaşamak(!)” ister. Yani; yemek, içmek, giyinmek, barınmak gibi ihtiyaçlarını en iyisinden gidermelidir. Bu da para demektir… TOPLUKALKINMAFELSEFESİ

16 BATILI BU GÜNE NASIL GELDİ? Batıda devlet çarkı verimlilik üzerine döner. Kimse mesai saatlerinde (çay molası, telefon görüşmesi, ziyaretçi kabulü, sohbet, gazete okumak vb) keyfi davranışlarda bulunamaz. Üretmeyen kapı dışarıdır… (Bizde işinde kalır, zamanı gelince de emekli olur.) Batıda bir çocuk; küçük yaşlardan itibaren çalışmaya yönlendirilir. (O, odasını kendi toplayacak, yemeğe yardım edecek, okul ödevini kendisi yapacak, kopya çekmeyecek, okul bursu kazanabilmek için yeteneklerini geliştirecek vs.) Böylece kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenecek. Batılı insan, yetişme tarzı olarak “çok çalışması gerektiğini” öğrenirken; toplumun baskısıyla “bireysel gelirinin (fert başına düşen milli gelirin) tek başına çalışması ile artmayacağını; toplumda herkes çalışırlarsa ülkenin zenginleyeceğini ve onunda payının artacağını” kabullenir. Bu “felsefi bakışla” yetişen batı insanı “hem kendinin hem de çevresindekilerin çalışması” gerekliliğine inanır. VERİMLİLİK (Gerçek Üretim) Avrupa’da memurun günlük 8 saat mesaideki ortalama verimliliği 6 saat, bizde 2 saat. ● ● Ülkesinde; yüksek enflasyon ve onun getireceği yüksek faiz olmadığından “faiz getirisi” ona yetmez. ● ● Ülkesinde; her şey kayıt altında olduğundan vergi kaçıramaz ve bu yolla zenginleşemez. ● ● Ülkesinde; “yemeden içmeden biriktirip çocuğa mal bırakma” anlayışı yok… Miras yoluyla zengin olamaz. ● ● Ülkesinde; personel alımında / maaşta / terfide torpil (bizden biri, hemşehrimiz, zavallı işsiz vb.) anlayışı yok… Liyakat esastır. TEK YOL KALIYOR, ÇALIŞMAK… ÇALIŞMAK. SIRADAN BİR BATILI PARAYI NEREDEN TEMİN EDEBİLİR?

17 ÖZET YORUM (Bu sebeple eğitildi) (yoksa çarkları durur) İÇİMİZE SİNMİYORSA, DÖNÜP KENDİMİZİ SORGULAMALIYIZ… İÇİMİZE SİNMİYORSA, DÖNÜP KENDİMİZİ SORGULAMALIYIZ…

18 GRAFİK ANLATIM

19 DURUM TESPİTİ Çalışmak, üretmek gibi kavramların merkezinde insan vardır. Bizde “ kendimizi sorgulamayı” insanımız üzerinden yapacağız. Bugünkü aile yapımızda babanın derdi (istisnası hariç) çocuklarını her yönüyle yarınlara hazırlamak değil; derdi, onların karnını doyurmak, muhtelif masraflarını karşılamaktır. Annenin derdi ise; yemek, bulaşık… Böyle bir aile yapısı içinde büyüyen çocuk, “çalışma kültürü” alamaz. Bugünkü okullar; çocukları “eğiten mekan” olmaktan uzak, onları belirli saatler arasında “ tutan mekan” halindedir... Kitaplar yük, öğretmen zil sesini bekleyen memur gibidir (istisnalara saygımız büyük)... Böyle bir okul yapısı içinde büyüyen çocuk, “çalışma kültürü” alamaz. Üniversitelerimizde, akademisyen dediğimiz hocaların bilim / teknoloji üretmediği, yapılan yayınların kalite ve sayısından belli. Üretimleri ve patentleri yok… Üniversite mezunlarının iş hayatında gösterdiği “sıradanlık” da ortada. Üniversitelerimiz sadece diploma veriyor. Ülkemizde en çok “dökülen” siyasi alandır. Siyaseti “ülkenin önünü açmak için değil de, kişisel çıkarları için seçenler”in çoğunlukta olduğu bu ülkenin vay haline… Siyaset “çalışkan” değil, “rantçı- yağcı” üretiyor. Hükümet orkestra şefi, bürokrasi ise orkestra elemanlarıdır; aralarında uyum olmazsa ahenkli müzik yerine gürültü çıkar… Maalesef uzun yıllar boyunca gürültü içinde boğulduk… Bürokrasi bizde “siyasetçi” üretiyor. Toplumun önünü çalışkan bürokrat açar; o da bizde tümüyle yok…

20 DURUM TESPİTİ (devam) Ülke nüfusunun yaklaşık % 30’u köyde yaşıyor. Onlar, parçalanmış topraklarda, klasik metotlarla, sadece kendi yiyeceğini yetiştirmek için günde ortalama birkaç saat bedenen çalışmayı, çalışma sayıyorlar. Köylü üretmiyor, üretmek istemiyor. (ABD, % ile bizden fazlasını üretiyor.) 1980’li yıllardan sonra dışa açılan sanayimiz, bilgi ve teknolojiyle tanıştı ve faydasını da gördü. Bugün batının ürettiği teknolojiyi kullanan, krizlere açık, finansı pahalıya mal eden, yetişmiş eleman temininde sıkıntı çeken sanayimiz; yine de en aktif sektördür ve az-çok üretmektedir. Çalışmanın, kalkınmanın olmazsa olmazı “adil - hızlı çalışan adli sistem”in olmasıdır. Aksi halde, çalışanın emeği kolay çalınır. Ülkemizde hukukun yerini “kanun - keyfilik” aldığından “adliye sistemi” sınıfta kalmaktadır… Bugün bireylerin genel beklentisi; “zahmetsiz çalışabileceği ve ürettiğinden daha çok ücret alabileceği bir iş edinmek”tir. Bir diğer ifade ile toplum “kıyak” istemektedir. Bu beklenti, insana “çalışma kültürü” kazandırmaz. KENDİMİZİ SORGULARKEN “Bizde üretim için gerekli altyapı var mı” diye sormuş, “EVET” hem de başkalarında olmadığı kadar çok” demiştik. BU DURUMDA ÇÖZÜMÜ NEREDE ARAYACAĞIZ?

21 SEBEPSİZ OLMAZ DİNİ - FELSEFİ SEBEPLERPARASAL - SOSYAL SEBEPLER veya İNSANI ÇALIŞMAYA ZORLAYAN SEBEPLER İnsan, kendisi ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışır. Örnek; bir akademisyen profesör olabilmek için çalışır. Bazı insanlar, toplumda bir üst statü kazanmak (şöhret) için çalışır. Örnek; Komünizmin felsefesine inanan yönetim, insanlarını zorla çalıştırır. Bir Müslüman, (diğer sebepler yanında) İslâm’ın “çalışın” emrine uymak (ibadet) için de çalışır. Bir insan inandığı bir felsefi görüşün (varsa) tavsiyelerine uymak için çalışır.

22 İÇİÇE HALKALAR İBADET SEVAP CENNET ● Bir insan; para, unvan, şöhret (dünyevi çıkarlar) için yaptığı çalışmanın (varsa) faydasını dünyada görür. Ölümle birlikte fayda sahibini terk eder. ● Çalışma, diğer insanlara faydalı olmuşsa, sahibine sevap kazandırma sebebi olabilir. ● Çalışma, diğer insanlara zararlı olmuşsa, günah kazanmasına sebep olmuştur. olmuştur. MEŞRU İŞLER: ● İslâm’a göre bir işin meşru olabilmesi için; Yüce Allah’ın ve Peygamberinin o “iş / konu” ile ilgili bir yasağının olmaması gerekir. ● Müslüman referansını kanunlardan değil, dininden alır. Örnek: Alkol ticareti kanunca serbesttir. Bu serbestlik ona dinen meşruluk kazandırmaz. ADI NE OLURSA OLSUN, İŞİN UCU DÖNÜP DOLAŞIP İNSANA BAĞLANIYOR. KİM OLURSA OLSUN, O BİR İNSAN, İŞ ONDA DÜĞÜMLENİYOR.

23 İSLÂM ve MÜSLÜMAN Bir Müslümanın düşmanına karşı koyma görevi de vardır. Bunu “güçlü” olursa başarabilir. Güç, çalışma ile elde edilir. “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” (Kur’ân 8/60) “İlim tahsil ediniz. Zira ilim, İslâm düşmanlarına karşı yenilmez bir silahtır.” (Hadis) “Cehaletten daha beter bir fakirlik yoktur.” (Hadis) “Allah, bir iş yaptığınızda o işin hakkını vererek doğru ve sağlam yapmanızı sever.” (Hadis) İslâm Peygamberi’nin Müslümanların “çalışması / üretmesi” ile ilgili yüzlerce tavsiyesinden birkaç örnek daha verelim.

24 MÜSLÜMAN ve EYLEM (Bazı olumlu gelişmeleri istisna tutarak, genel üzerinden tespit yapacağız.) ● ● Batılının “tek dünyalı hayat” felsefesi, onun hayatından Hristiyanlığı çıkardı; onu “ateist veya seküler” yaptı. ● ● Bunun bize “batılılaşma, modernleşme” adı altında yansımaları oldu… Süreçte Müslüman “ateist” olmadı ise de; İslâm’ı sadece; oruç, namaz, hac, kurban gibi ibadetlere ve mevlit okutma gibi örfi törenlere hapsetti. ● ● Bir diğer ifade ile; İslâm bir bütünken, Müslüman onu parçaladı; “İslâm’ın günlük hayata” ait hükümlerinden bir kısmını görmezlikten geldi; bir kısmını ise inkâr etti. Özetle; Müslüman, İslâm’ı günlük hayatına her yönüyle sokmadı… ● ● Boşalan yeri; ihtiras, hırs, çıplaklık, para, israf, faiz, cinsel sapmalar, alkol vs. aldı. Bugünkü Müslüman; “İslâm’i hayat” değil “seküler hayat” yaşıyor. ● ● Bu noktaya gelişte; Müslümanların (birkaç ilmihal bilgisi hariç) dinini bilmiyor olması da önemli rol oynadı. Daha vahim olanı; o, bilmediğini de bilmedi veya önemsemedi... ● ● Çünkü; Müslüman okumuyor, dinlemiyor, sadece seyrediyor. Ne seyrediyor? “Aldatma-dedikodu söyleşileri”, maç, pembe dizi, mafya dizileri, paparazzi vs.vs. ● ● Bugün pek çok aile (Müslüman aileler dahil) yetişen nesilden değişik gerekçelerle memnun değil. Aile “nerede hata yaptığını” sorgulamıyor, sorgulayacak kültürü de yok… Bilenlerin verdiği cevabı kabullenecek mantığı da yok… ● ● Tüm bu olumsuzluklar; insanımızı hedefsiz, ahlâksız yapıyor. Bu toplum çalışmıyor, üretmiyor, yalan söylüyor, rüşvet dağıtıyor, kaliteden çalıyor, ürettiğinden çoğunu tükettiği için maalesef “kıyak” bekliyor. Ateizm: Bir yaratıcının olduğuna inanmamak. Sekülarizm: Günlük hayata dini sokmamak. Analiz yaparken vahiyle Müslümanı bir birine karıştırmadık. Çünkü; Müslüman bir insandır ve zaafları sebebiyle uygulama hataları yapabilir…. Hatalar dine mal edilemez.

25 MÜSLÜMAN NE YAPMALI? DENGEYİ SAĞLAYAN BU ÜÇ UNSURDAN BİRİ YOKSA VEYA YETERİNCE SAĞLAM DEĞİLSE; DENGE BOZULUR. Bir Müslüman, yapabileceğinin en iyisini yaparak “katma değer” üretmelidir. Bir Müslüman, elindekini tüketirken “Ben kazandım kime ne” diyemez, israf edemez. Bir Müslüman, “ben kazandım niçin paylaşayım” diyemez, hakkı olanlarla paylaşır.

26 SEBEP SONUÇ ÜRETİMTÜKETİMPAYLAŞIM ● ● Bir Müslüman, ahirette “ömrünü nerede geçirdin” sorusuna “yatarak” dememek için, sürekli öğrenir ve en iyi yapabileceği işte üretici olur. ● ● Bir Müslüman çalışmayı ibadet kabul eder. Bunu yaparken bedeni ibadetlerini “terk / ihmal” etmez. ● ● Bir Müslüman, kazancını “meşru” işlerde arar. ● ● Bir Müslüman, üretmek adına insanlara yalan söylemez, onları aldatmaz. ● ● Bir Müslüman, üretirken zamanı, doğayı (hammaddeleri) israf etmez, zarar vermez. ● ● Bir Müslüman, sadece ürettiğiyle değil, “neyi – nasıl” tükettiğiyle de sorumludur. ● ● Bir Müslüman, haram olanı tüketemez. ● ● Bir Müslüman, “benim param - malım kime ne” diyerek, tüketimde ne cimrilik, ne de israf yapar. ● ● Bir Müslüman, helal olanı tüketirken bile, normal olanın dışına çıkıp gösteriş yapamaz. ● ● Bir Müslüman, tüketirken doğayı kirletemez. ● ● Bir Müslüman, İslâm’ın “tüketim ahlâkını” sorumlu olduğu kişilere öğretir. ● ● Bir Müslüman, bedeni de dahil hiçbir şeyin kendisinin olmadığını, sahip olduğu şeylerin kendisine geçici olarak verildiğini, ölümle birlikte vücudu da dahil her şeyi dünyada bırakıp ahirette dünya hayatının hesabını vereceğini bilir. ● ● Müslüman, Yüce Allah’ın “paylaşın” emrine uyar ve elindekileri paylaşır. Misafire ikram, fakirin bir ihtiyacını gidermek, insanların ihtiyaç duyduğu bir yapıyı yaptırmak vb. bir paylaşımdır. ● ● Bir Müslüman, paylaşma ile elindekilerin azalmayacağını vahyin mesajlarından bilir.

27 ZENGİN FAKİR ● ● Bir Müslüman; zengin bir ailenin çocuğu olarak doğup, miras yoluyla servet sahibi olabilir. Bu zenginliğin elde edilmesinde kişinin hiçbir emeği (anne ve babasını seçme iradesi) yoktur. Bu zenginlik ona imtihan için verilmiştir. Ne yapacak, nerede kullanacak? ● ● Bir Müslüman; kendine verilen bedeni, aklı ve doğayı kullanarak zenginleşebilir. Kişi; beden, akıl, doğa olmasa idi bu zenginliğe ulaşamazdı. Bu zenginlik ona imtihan için verilmiştir. Nerede kullanacak? ● ● Bir Müslüman; zenginliğiyle şımarmaz, şükreder. Yani; zenginim diye yan gelip yatmaz, çalışır; helal geliri haramda tüketmez; paylaşmanın mutluluğunu yaşar. ● ● Bir Müslüman, bir ömür sırtında yük taşısa yine de fakirliğini aşamayıp, zekata muhtaç halde kalabilir. Olsun!.. ● ● O, çalışmaktan sorumlu, zengin olmaktan değil… Onun sorumluluğu imtihanı olan bu fakirliğe sabretmektir. İsyan etmemeli… ● ● Bir Müslüman, gerek sorumluluğunu duyduğu insanlar için ve gerekse dininin emirlerini yerine getirmek için yaptığı beyinsel ve bedensel çalışmalar sonucunda zengin olamayabilir. Olsun!.. ● ● O üretiyor ya! Bu üretimden ümmetin faydalanmasının dünyadaki hazzı ve ahiretteki sevabı ona yeter. Müslüman “ya hata yaparsam” korkusuyla “statükocu mantık” geliştirip “tembellik” yapamaz. O, önce gerekli / yeterli bilgiye ulaşmak için; daha sonra da bilgiyi maddi üretime dönüştürmenin (katma değer üretmenin) gayreti içinde olur. “Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.” PANİKLEMEZŞIMARMAZ

28 Bir insanın mali durumu daha iyiye gidiyorsa “zenginleşiyor”, aşağıya düşüyorsa “fakirleşiyor” diyebiliriz. (ÖRNEKLEYELİM) Bir fakirin çobanlığını yaptığı sürüye kurtlar saldırır ve iki koyun yaralanır. Çoban mundar ölmemeleri için onları keser… Sürü sahibi kesilen koyunları çobana bağışlar… Her gün soğan ekmekten başka yiyeceği olmayan çoban için bu iki gövde et bir servettir. BU ONUN ZENGİNLİĞİDİR. Bir fabrikası olan zengin iş adamı, ikincisini kurmak ister ve faizli kredi kullanır… Her şey yolunda görünürken doğan bir kriz, faizlerin yükselmesine ve geri ödeme tarihinin öne çekilmesine sebep olabilir. Bu gelişme zengin adamı mevcut durumundan geriye düşürür; onu fakirleştirir, sıkıntıya sokar… BU ONUN FAKİRLİĞİDİR. Bu durumda zengin ne yapacak? Ticaretine yalan mı karıştıracak? Zararını telafi etmek için bozuk mal mı üretecek? Maliyeti düşürmek için çalışanının ücretini mi kısacak?...vs.vs Çoban eti ne yapacak? Komşu fakir çoban ile paylaşacak mı, yoksa satıp “param olsa (…) yapardım” dediği haram işi mi yapacak?

29 BİTİRİRKENMÜSLÜMAN, VAHYİN EMRİNE UYARAK KENDİSİ, AİLESİ, ÜMMETİ VE İNSANLIK İÇİN ÇALIŞIR / ÜRETİR.

30 Faydalandıklarıma teşekkürlerimle... Mart 2011


"Mart 2011. Gerek ülkemizde ve gerekse Müslümanların yoğun bulunduğu coğrafyada fakirliğin yaygın olduğunu görmekteyiz. Bunun sebebi; Müslümanların (açık." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları