Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Toprakla Gelen Aşk Fısıltıları Aşk insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Sokrates Serdar MUTLU.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Toprakla Gelen Aşk Fısıltıları Aşk insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Sokrates Serdar MUTLU."— Sunum transkripti:

1 Toprakla Gelen Aşk Fısıltıları Aşk insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Sokrates Serdar MUTLU

2 Özet Türk-İslam tasavvuf dünyasının önemli temsilcilerinden biri olan Mevlana, Anadolu sınırlarını da aşan evrensel hoşgörüsü ile gönüllerdeki aşkı uyandıran bir ustadır. Yaşadığı Anadolu topraklarındaki insanlar ona büyük sevgi ve saygı göstererek düşüncelerini benimsemişlerdir. Aradan 800 yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, Mevlana’nın sevgi ve aşk felsefesi, yaşadığı günden bugüne, yalnız Türk halkının değil, çeşitli din ve kültürden olan bütün dünya insanlarının ilgi odağı olmayı sürdürmektedir.

3 Mevlana aşkı, dünyanın yaratılış sebebi ve Tanrı vasıflarından biri olarak tanımlar. Tanrı aşkının ebedi, diğer aşkların geçici bir heves olduğunu belirten Mevlana, sevgi ve aşk felsefesi olan tasavvufa inanmış ve bunu yaşamı boyunca uygulamıştır. Mevlana ilahi aşka ulaşmada insan ruhunu arındıran semâ ve musikiyi tercih etmiştir. İlahi aşka giden bu gizemli yol Mevlana ve sonrasındaki tüm insanlığı etkisi altına almıştır. Türk kültür ve tasavvuf geleneğimizdeki ilahi aşk öğretilerini bir potada eriten Mevlana kendine özgü bir sanatsal bir tavır sergilemiştir. Yüzyıllar ötesinden duyulan bu aşk fısıltıları, yapılan toprak eserlerde can bulmuştur. Günümüz sanatsever ve Mevlana dostlarına farklı bir ifade biçimiyle sunulan bu çalışmalarda, tasavvufi düşünce ve kişisel deneyimler seramik yüzeylere ve biçimlere aktarılmıştır. Bu bildiride Mevlana’daki aşkı anlatan metinlere ve eser analizleri görseller eşliğinde sunulacaktır.

4 Anadolu topraklarının aşk sultanıyla buluşması Türkler, Orta Asya’dan dokuzuncu yüzyılda başlattıkları ve 200 yıl süren Anadolu’ya göç hareketleri süresince, kendi göçebe ve yerleşik yaşam kültürlerini diğer milletlerin kültürleriyle harmanlamışlardır. Bunun sonucunda, Anadolu’da İslâm dünyasında görülmeyen bir anlayışla, taassuptan uzak Türk-İslâm kültür ve medeniyeti olarak adlandırılan yeni ve kendine özgü bir kent medeniyeti meydana getirmişlerdir ( Özcan, 2006/2, 21; Kuban, 1970, ; Kuban, 1993, ; Kuban, 2001, 24-29; Ögel, 1989, 4-1 ).

5 İslam dinini kabul ederek Anadolu topraklarına yerleşen Türkler, yine bu topraklarda başlattıkları Devlet geleneğini Selçuklular ve daha sonraları Osmanlı İmparatorluğu ile zirveye ulaştırmışlardır. Anadolu Selçuklu hükümdarı Alâeddin Keykubâd Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin daha iyi anlaşılması ve öğrenilmesi amacıyla başta Konya olmak üzere çeşitli şehirlerde medreseler yaptırmıştır. Bu medreselere dönemin ünlü din, sanat ve bilim insanlarını ders vermek üzere davet etmiştir. Mevlana hazretlerinin babası Bilginlerin Sultânı ünvanını almış Bahâeddin Veled de bu davet edilen âlimler arasında olup, 1228 yılında Konya’ya ailesi ile gelmiştir. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşılamış ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis etmiştir ( Ambarcıoğlu, 1986: 135; Ateş, 1954: 25 ).

6 Aşkın sultanı Mevlana, 1231 yılında babasının ölümünden sonra öğrenci ve müridlerin isteği üzerine O’nun yerine geçer. Mevlana’nın yaşamı İplikçi Medresesi’ne gelen çoşkulu kalabalıklara vaazlar vererek ilmi ve dini bilgilerini insanlarla paylaşarak geçmektedir. Emirler, bilginler ve sufiler cenderesinde sıkışıp kalan Mevlana, 1244 yılında aniden çıkagelen Şems’le medresenin tekdüze yaşamından koparak yenilenme evresine geçer( Bilginer, 2000:147 ). Mevlana’nın tasavvufi yaşamını ve bilgilerini alt üst eden Şems, onun gönlündeki ilahi aşkın uyanmasını sağlamıştır ( Mutlu, 2007: 6 ).

7 Sevgili geldi, hiç bir su ile sönmeyecek aşk ateşini gönlümüze düşürdü Şems, Mevlana’nın içindeki aşk kıvılcımlarını öyle bir fısıltılı alev topuna dönüştürür ki, bu topun düştüğü her yer ve her gönül aşk ateşiyle yanmıştır. ‘Ben göklere bile aşk ateşi attım, onları tutuşturdum’ ( Divan-ı Kebir, C.I, 89 ), diyen Mevlana Şems’de “Mutlak kemâlin varlığını” cemalinde ise “Tanrı nurlarını” görmüştür ( Araz, 1987:219 ). Onlar birbirlerine ayna olup, ‘Arifler; sende bulunmayan sevgiyi yakalar, sana getirirler, sen de âşık olursun’ ( Divan-ı Kebir, C.II, 804 ), sözleriyle birbirlerinde gördükleri hakikata âşık olmuşlardır. Mevlana,‘Tebrizli Şems bana İskender gibi, taç, taht, saltanat, verdi de ben mana ordusunun başkumandanı oldum’ ( Dîvan-ı Kebîr, C, 3:1590 ) diyerek, Tanrı aşkıyla söylediği sözlerin neden bu kadar etkili olduğunun sırlarını da bizlere fısıldamıştır.

8 Aşk defterde, kitap sayfalarında yazılı değildir. Aşk, kendinde kendini bulmaktır Mevlana Şems’ten ilahi aşka ulaşmak için bütün bağlarından kurtulmayı öğrenmiş ve bunu; ‘Akıl töresine uyarak aşk aranmaya kalkılırsa bulunamaz; çünkü aşk her türlü yasa ve töreden dışarıdadır’ ( Dîvan-ı Kebîr, C, 4:9 ), sözleriyle ifade etmiştir.‘Ben, aşk yüzünden öyle bir yere vardım ki, aşk bile o yeri bilmez’ ( Dîvan-ı Kebîr, C.1:224 ), diyecek kadar manevi âlemde ilerlediğini ve eriştiği üst noktayı bizlere anlatmıştır. Şems, Mevlana’daki ilahi aşkı deftere kitaba bağlı kalmadan ve akıl engelinden kurtularak, ‘Aşk bir kere gelince akıl kaybolur gider. Aşka ulaşan gönül, kendisinin aşk kaynağına ulaşmasına engel olacak her türlü engeli yok eder ( Dîvan-ı Kebîr, C.5:45 ), ‘Aşkın içi, özü anlatılacak, açıklanacak bir şey değildir! ( Dîvan-ı Kebîr, C.1:264 ) sözleriyle kendinde kendini bulmasını öğretmiştir.

9 Aşk uğrunda ölürseniz, bedenle yaşamaktan kurtulur, baştanbaşa ruh olursunuz Şems ile beraberlikleri uzun sürmeyen Mevlâna Şems’in aniden ortadan kaybolmasıyla uzun yıllar inzivaya çekilir. Mevlana’daki bu içe kapanış, aslında Allah aşkının tüm varlığını kapladığının ip uçlarını ‘Aşk meşalesi, sırlar penceresinden nurlar saçmaya başladı’( Dîvan-ı Kebîr, C.11:650 ) diyerek ilahi aşkın sırlarını fısıldamaya başlar. Bu sırlar şimdiye kadar hiç duyulmayan sadelik ve latifikte bütün ruhları sarmalamış, ‘Her an sağdan soldan ilahî aşkın sesi geliyor’( Dîvan-ı Kebîr, C.1:463 ), diyerek vecd ile döndüğü semâ’da bile dudaklarından fısıltılar dökülü vermiştir. Mevlana bu durumu: "Ney”in sesi kendinin değildir. Ona üfleyenin "ney"den duyulan nağmeleridir’ ( Dîvan-ı Kebîr,C.1:444 ), diyerek kendini ney’e benzetmiş ve sözlerinin Hak’tan başkasına ait olmadığını vurgulamıştır.

10 Mevlana’nın ilahi aşkının dışa yansımaları olan mesnevi, şiir ve divanını bu dönemlerde yazdığı bilinmektedir. Daha sonraki yıllarda ise Şems ile bir kaç kez bir araya gelseler de sonunda gizemli bir kayboluşla tamamen ayrılmışlardır. Mevlana, Şems’siz geçen üzüntülü yıllarını, Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi’nin yakın dostluklarıyla doldurmaya çalışmıştır Aşk benden doğmadı, aşk beni doğurdu. Ben aşkın çocuğuyum “Bizim peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşkın çocuğuyuz, aşk da bizim annemiz.( Mevlâna'nın Rubaileri, s:12 ), diyen Mevlana, Allah ve Hz. Muhammed aşkıyla, gönül penceresinden dudaklarına dökülen iksirli aşk fısıltılarını, görünmeyen âlemden görünen âleme rahmet sağanakları gibi insanlığa yağdırmıştır. Mevlana ilahi aşk fısıltılarıyla insanların gönüllerinde uyuyan aşkı uyandırmaya kendini adamış ve sevgili dediği Allah ile olan aşk cilvelerinin sırlarını, ‘Aşk benim yüzüme binlerce nükteler yazdı; eğer âşıksanız, gönlümün halini yüzümden okuyunuz(c. II, 926 ) diyecek kadar cesaret gösteren ender mutasavvıflardan biri olmuştur.

11 Evrendeki her şey gibi gönül de aşkın nefesiyle feryat etmekte, baştanbaşa aşk ile kuşatılmak istenmektedir Mevlana insanlara aşk ve sevgi öğütleri verirken Kuran ayetlerinden esinlenerek hikâyeler anlatmıştır. Anlamları bakımından tarikat sırları ve hakikat nurları içeren bu hikâyelerde ( Çelebioğlu,1998: 538 ), kullandığı aşk sembolleri aynı olsa dahi, içerdiği anlamlar bakımından farklılıklar göstermektedir ( Schimmel 1964: 24 ). Mevlâna, sevgiyi ve aşkı her türlü dinsel tören ve davranışların üstünde tutar ve birleştirici özelliğe sahip olduğunu savunur. Bu nedenle O’nun aşkla buluşma yöntemi olan semâ, kendi döneminde geniş kitlelere ulaşmayan, vecd içinde yapılan bireysel bir ibadet biçimi olarak kaldığı söylenebilir.

12 Yedinci göğün damı yüce bir damdır, ama Semâ merdiveni bu damı da aşar geçer, bu damdan da yücedir Mevlana’ın ilahi aşkıyla buluşma yöntemi olan semâ kelime olarak; işitmek, duymak anlamına gelir ( Uludağ, 2007: 11 ). Hz. Adem ile başladığına inanılan, daha sonra Hz.Ebu Bekir’de görülen semâ, Mevlana’da olgunlaşarak son şeklini almış ve kendinden sonra Sultan Veled tarafından sistemleştirilerek ritüel bir kimlik kazandırılmıştır ( Mutlu, 2007:4 ). Mevlana’ya göre semâ: Dostun hallerini görmek, lâhut perdelerinden Hakk’ın sırlarını duymaktır. Mevlana semâ’yı, dostun darbeleri karşısında başsız ve ayaksız bir top gibi dönüşleriyle Mutlak Varlığa koşmak olarak tanımlar. O’na göre semâ, her iki âlemle sınırlanamayan sonsuz ve yüce bir makamdır ( Taşgetiren, 2005,s:10-11 ).

13 Mevlana vecd ile semâ ederken; İnsanı aşan şiirlerini ve gazellerini görünmeyen âlemden, görünen âleme düşürmektedir ( Sipehsalar, s:126 ). O, mutlak varlığa olan aşkını, tutkulu ve iç âlemindeki duygularını; müzik, şiir ve gazellerle zenginleştirip, engin hoşgörüsü ile yoğurarak yaptığı semâ’yı Şems’le pişirip olgunlaştırarak evrenselleştirmiştir. Semâ, Anadolu’da ayrıca Mevlana’nın çağdaşı Hacı Bektaşi Veli hazretlerinde de müzik eşliğinde yapılan semâh şeklinde görülmektedir. Semâh içerik bakımından semâ ile aynı olsa da şekil ve uygulama bakımından farklılıklar göstermektedir. Ancak her iki Allah dostu, ilahi aşka ulaşmak için semâ ve semâhı bir araç olarak kullanılmışlardır.

14 Dinle neyden, zirâ o bir şeyler anlatmada, ayrılıklardan şikâyet etmededir Mevlana, ilahi aşka ulaşmada semâ yaparken tasavvuf müziğinden yararlanmıştır. Müzik aletlerini, kimi zaman insanın organlarına benzetmiş, kimi zaman da onların dilinden anlatımlarda bulunmuştur. Hz. Mevlânâ’ya göre müzik Allah’ın aşk lisanıdır. Yüce yaratıcı Ruhlar Âleminde ruhlara müzik ile seslenmiştir. Bu sebepten insan ruhuna müzik doğrudan etki eder ( Yöndemli, 1997: 33–34 ), hangi milletten olurlarsa olsunlar, insanlar ancak müzik ile aynı duyguları paylaşabilir ve “sonsuz varlık’’ hissini algılayabilirler. Mevlana insanın iç âlemindeki ilahi aşk kapılarını sonsuza açan ney sadâsını müzik aletlerinin hepsinden ayrı tutar. Ney gibi bir zehri, ney gibi bir panzehiri, ney gibi bir dostu, ney gibi bir aşıkı kim görmüştür" ( Mevlana, I, 14, b. 9–12 ). Ona göre ney, kâmil insandır, peygamberin manasını aksettirir. Bu yüzden ney kendine ait bir isteği ve arzusu olmayan Allah’ın sesini veren kâmil insanın sembolüdür. Ney, bu nedenle Mevlevîlerce kutsal sayılarak “Nây-ı Şerif” diye anılmıştır ( Mutlu, 2014: ). Bu yüzdendir ki Mevlana Mesnevî’ye şu sözlerle başlamıştır:

15 Dinle neyden, zirâ o bir şeyler anlatmada, ayrılıklardan şikâyet etmededir. Ney der ki: Beni kamışlıktan kopardıklarından beri, iniltim kadın - erkek herkesi ağlattı. Ayrılık bağrımı delik deşik eylesin, ta ki aşk derdini anlatabileyim.” ( Çelebioğlu, 1967: 1–3 ). Mevlâna, neyin çevresine aşk ateşi saçtığına inanır ve ondan çıkan ses perdeleri insanla Rabbi arasında bulunan perdeleri kaldırarak, kulun âşık olduğu Allah’ı seyretmesini sağladığına inanmaktadır ( Arpaguş, 2007: 28 ). Mevlana’ya göre neyin sesleri ilahi aşkın ateşleri olup, çevreye saçılmaktadır. Semâ, bu ateşi, bu koru yelpazelemektir ( Top, 2001: 81 ). Aşk denizinde insanın rehberi gene aşktır Mevlânâ, coşkun aşkını, müzik ve semâ ile ifade biçimine dönüştürüyordu. Ney, aşkla dolup taşan gönlün oynaşı¸ semâ bu aşkın vecdi ve fiiliyata geçmiş şekliydi. Şiirse aşkın dili¸ gönül kandilinin yakıtıydı. Bu üç unsur, yani ney, şiir ve semâ bir oldu mu¸ bir aşk çağlayanı oluyor¸ köpüre köpüre Mevlâna’nın ruhundan benliğinden dökülüyor ve bu çağlayanın girdabında Mevlânâ dahi kayboluyordu. Mevlânâ’nın olduğu yerde ney¸ şiir ve semâ yan yanaydı ve girift bir hale dönüşüp bir senfoni oluşturuyordu ( Abdülhakim, 1991: 48 ).

16 Aşk, kötülüklerle dolu olan bu kirli dünyayı terk edip göklere uçmaktır Mevlana’nın ilahi aşk anlayışı ve bu aşka ulaşmak için seçtiği semâ, sadece Türk İslam Tasavvuf Dünyasında değil Batılı felsefe, psikoloji, sosyal bilimcileri ve sanatçıları da etkisi altına almıştır. Örneğin Batılı ressamlardan Rembrant, Farust Zanaro, Baner, Hubert, Barlett-Miss Pardoe, Von Mour ve diğerleri ( Uzluk, 1957: ), ile Anadolu’da hoca Alirıza, İbrahim Çallı, A.Boyat, Hüsamettin Çelebi ve diğerleri minyatür ve resim yapan sanatçılar da Mevlana’yı konu olarak çalışmışlardır ( Kolçak, 1999: 17 ). Bu eşsiz insan sayesinde mistik İslamla tanışan Batı, günümüz kent insanlarının ruhsal ve toplumsal sorunlarının çözümünde yeni yöntemler geliştirirler ( Merter, 2003: 93 ). Bu sayede batılı bilim adamı ve sanatçılar mistik islamın hoşgörüsü ile tanışıp, batılı sufi kavramıyla kendilerinden söz ettirmişlerdir ( Köse, 2003: 96 ). “….çoğu sosyal bilimi şaşırtıcı biçimde 13.yüzyılın harikulade sufi aşk şairi olan ve Batıda Rumi diye bilinen Mevlana’yı keşfettiğini ve O’ndan alıntılar yaptığını, entelektüel ve eğitim seviyesi yüksek kişilerce de bilindiğini vurgular ( Wilcox,2001:226 ). Batılı ülkelerde meditasyon, terapi ve empati gibi isimlerle insan ruhunun kötü düşüncelerden arınma metodlarına örnek alınan bu eşsiz insan; Kuran ve sünnetin hoşgörüsü ışığında İslamı estetik bir tarzda yeniden yorumlar.

17 Aşk Hakk aşıklarının ibadethanesidir Dokuz yıllık araştırmalarımızın teorik ve pratik bilgileri ışığında; bu konuda yetkin kişilerin sohbetleri ile Şeb-i Arus Törenleri aşk ve halleri, semâ ayini ve semâzenlerin dönüşleri ile kıyafetlerinin temsil ettiği anlamları, tasavvuf musikisinin semâ ayindeki etkileri canlı izlenimlerle eskiz, desen ve fotoğraflara aktarılarak tasarımlar gerçekleştirilmiştir. Bildiri başlığındaki toprak tevazusuyla Mevlana’yı, aşk Şems’i ve fısıltılar Mutlak varlığın Mevlana’ya ilham yoluyla bildirdiği mesajları temsil etmektedir. Toprak su ile yoğrularak şekil alacak, kuruyacak ve aşk ateşiyle pişecektir. Şekillenen toprağın, pişirilmeden seramik olamayacağı gibi, Mevlana’da Şemsle pişmeden kendisi olamayacağını ’’Hamdım, piştim, yandım’’sözleriyle özetlemektedir.

18 Aşk, kötülüklerle dolu olan bu kirli dünyayı terk edip göklere uçmaktır Aşkı kâinatın ruhu olarak gören Mevlana, bu sayede insanın mutlak varlığın kaynağına yöneleceğini bildirir. Ona göre aşk; Allah’ın sırlarını içeren önemli bir araçtır. Âlem ise bu aşkın diyarıdır ( Şahin,2002:275 ). Mevlana Mesnevide: Aşkı zahmetle iç içe görür ve tek başına aşkın bir anlam ifade etmediğini, âşıklık derdinin gönül iniltisinden belli olduğunu söyler ( Mesnevi C.1,s.16 ). Mevlana tasavvufu, kişinin benliğinden kurtulup bir ‘Hiç’ olduğunu anlaması ve mutlak varlığın aşkında nasıl yok olunduğunun bir özeti olarak tanımlar ( Beytur,1965:96 ).

19 Sevdaya doymuş aşık var mıdır? Mevlana’da bitmek bilmeyen ilahi aşk ve tutkulu sema anlayışı; Batılı ressamların desen, baskı resim ve tablolarında ve İslam dünyasının minyatür, tezhip ve hat sanatında da konu olarak işlenmiştir. Ancak günümüz seramik sanatında kısıtlı ele alınmış olan Mevlana, “Semazen” gibi belirli figür kalıplarının dışına çıkarılamamıştır. Farklı bir yöntem arayışında olan bu çalışmamızın amacı; Hz.Pir’in ilahi aşka ulaşmada araç olarak kullandığı sema ve müzik anlayışını seramik malzemeye aktararak, sanatseverlere sunmaktır. Bu anlamda seramik malzemenin sonsuz plastikliğinden, renkli sırların ateş karşısındaki sürpriz renk geçişlerinden yararlanılarak, seramik röliyef ve heykel çalışmaları yapılmıştır.

20 Senin aşkın, çorak toprağı bile gül bahçesi haline getirir Tasarlanan 150 parça seramik röliyef ve heykeller UNESCO’nun 2007 MEVLANA YILI kutlamaları çerçevesinde, ilki Türk Amerikan Derneği Ankara sergi salonunda Şubat 2007 de, ikincisi Ziraat Tunel Sanat Galerisi Beyoğlu-İstanbul’da ve son olarak da Türk İslam Eserleri Müzesi Sultan Ahmet-İstanbul’da Mevlana dostlarına ve sanatseverlere sunulmuştur.

21 Aşk, gönülde beliren Tanrı sırlarının en incesidir Mevlana Koleksiyonundaki seramik eserler renkli ve renksiz camlar, ahşap, metal, kumaş, altın-platin-bakır yaldızlar ve diğer materyaller kombine olarak kullanılmıştır. Sergi salonlarında mistik bir atmosfer oluşturmak için, onlarca mumlar tutuşturulmuş ve canlı ney dinletisi düzenlenmiştir. Sergi süresince ney ile bestelenen ulusal ve uluslararası sanatçıların sözlü ve sözsüz müzikleri eşliğinde sanatseverlerle eserler arasında ruhsal bir bağın kurulması sağlanmıştır. Aşk, gönülde beliren Tanrı sırlarının en incesidir. Aşkın dil ile anlatılması çok zordur. Dil, aşkın kenarına kadar olanları anlatır, aşka ulaşıp aşk dolu bir gönüle varıldığında dil biter, akıl biter, kelimeler gerçekten uzak, âciz ses ve işaretler olarak kalır. Aşk denizinde insanın rehberi gene asktır. Siz değerli Mevlana dostlarına, bu özel koleksiyondan eserlerinden bir seçki aşağıda açıklamaları ve görselleri ile birlikte sunulmuştur:

22 İlahi Aşka Selam-I (1.65x99 cm, 2014): Tasarım iki farklı bölümden oluşmaktadır: ilki Mutlak Varlığın tüm esmalarını temsil eden ‘Allah’ lafzı, yine tasavvufi düşünce sisteminde aynı anlamın yüklendiği çiçek sembollerinden ‘Lale’ üzerine röliyef olarak işlenmiştir. İkincisi ise ilahi aşka ulaşma aracı olan sema ile özdeşleşmiş ve Vahdet (Birleme=Elif) şeklinde sembolize edilen semazenlerle düzenleme tamamlanmıştır. Dervişlerin mana âlemindeki ilerleyen yolculuklarındaki nefis terbiyelerini, beden ve ruhun saflaşması altın yaldızla temsil edilmiştir. Düzenlemede egemen olan Turkuaz renk Hz.Pir’in yaşadığı dönemi ve kendi makamındaki çinili minareye gönderme yapmak için kullanılmıştır.

23 Mevlana ve Şems (90x80cm, 2007) Mevlana ve Şems: Bu düzenlemede, Mevlana ve Şems’in beklenmedik bir anda karşılaşmaları sembolize edilmiştir. Mevlana’nın Şems’e duyduğu sonsuz sevgi ve saygısını O’nun önünde eğilişini temsil eden destarlı kavuklar, suretten uzak ruhların buluşması olarak tasarlanmıştır. Şems, Mevlana’nın manevi yaşamına güneş gibi doğduğu için sarı renk, her iki destarda da kullanılmıştır. Ayrıca ikisinin de tevazuları toprak renkli tacı şeriflerle temsil edilirken, zemindeki kırmızı renk Hz.Muhammed’in manasını aksetirmek için tercih edilmiştir. Tasarının fonunda kullanılan Turkuaz renk gökyüzünü ve Anadolu Selçuklularına gönderme yapmaktadır.

24 Gül kokusu (40x40x1.5cm, 2009) Gül kokusu: Kare düzenlemede Mevlana ve Şems’in etekleri dairesel röliyef şeklinde mana aleminden kuşbakışı olarak tasarlanmıştır. Bu daireler iki farklı alemin yana yana gelerek, ilahi aşkın girdabına kapılıp toprak renkli çizgisel zeminde dönmesini anlatmaktadır. Şems ve Mevlana’nın sema ederken ilahi aşktan aldıkları mesajları gül yapraklarıyla çevresindekilere yaymaları bu düzenlemenin temelini oluşturmaktadır. Kare zemine çapraz olarak ve sanki ters yönlerde dönme hissini uyandırmak için dairesel çizgilerle desteklenen düzenlemede, sonsuz dönüşü ile sema’ya gönderme yapılmıştır. Tasavvufta kırmızı gül Hz.Muhammedin manasını aksettirir. Bu nedenle tasarıda gül yaprakları ile Mevlana ve Şems’in hem Kur’andan, hemde sünnetten aldıkları manevi mesajları yaşadıkları çağın insanlarına aktarmaları temsil edilmektedir.

25 Arınma - I: Tasavvuf müziği enstrümanlarından olan bendirin semazenle birlik ve bütünlük oluşturmasından esinlenerek düzenleme tasarlanmıştır. Bendirin beyaz deve derisi ile semazenin beyaz tennuresi bir bütünlük oluşturacak şekilde dışa doğru bir basınçla bedenden sıyrılma ve ruhsal arınmayı simgelemektedir. Ayrıca semazenin iç âlemine yönelmesi ile nefsin terbiye edilmesi, ilahi aşkı kendi kendinde bulmasını temsil etmektedir. Arınma-I (H:45 cm, 2007)

26 Gönül Anahtarı (90x12cm,2008) Gönül Anahtarı: Tasavvuf müziği enstrümanlarından ‘Bendir’den esinlenerek tasarı gerçekleştirilmiştir. Bendirin tam ortasına yerleştirilen dairesel kırmızı post Hz. Muhammed’ in manasını, hemen kenarında beyaz takkeli dervişler ise bu manaya selam duruşlarını temsil etmektedir. Tasarının dışına doğru ters yönde duran beyaz takkeli dervişler ise tüm dünyaya bu manayı anlatmak için yönelmelerini sembolize etmektedir. Ortadaki bu dairenin ve tasarının dış çerçevesinde açılan boşluklardan çıkan renkli ışıklar, ilahi aşkın nurlarının saçılmasını temsil etmektedir. Sonsuz devinime sahip dairesel düzenleme gönül olarak tasarlanmış olan bendir’in ortasına açılan anahtar deliğine sarı renkli semazen figürü yerleştirilmiştir. İlahi aşkın lütfuyla dervişin gönül gözündeki perdenin kalkmasıyla bu gönül, diğer gönüllere anahtar olma şansını yakalaması sembolik olarak anlatılmıştır.

27 II.Doğum(H:50cm, 2007) II. Doğum: İnsanın Ruhlar âleminden dünyaya gelişi ile ilk doğumu gerçekleşir. İkinci doğumu ise, nefsi ihtiraslarını aza indirgeyip ruhsal âlemde olgunlaşması ve bir mürşide bağlanması ile gerçekleşir. Siyah-lacivert renkli tasarlanan üç boyutlu semazen figürünün gönlü, Kâbe’deki Hacer’ül Esved taşına benzetilmiş ve günahlarından arınmış bir gönlün doğumu simgelenmiştir. Dervişin mana yolculuğundaki ilerleyen mertebeleri ile gönlü gümüş renkli aynaya dönmeye başladığında, ilahi aşk bu aynaya aksetmeye başlar. İnsanı kâmil olan bu kişi artık gönlüne düşenleri yansıtır.

28 Derviş sikkeleri (H:35cm, 2007) Derviş Sikkeleri: Semazenlerin sema ederken başalarına giydikleri toprak renkli yün sikkeler üç boyutlu olarak tasarlanmıştır. Sikkelerin uç kısımlarında, estetik ve plastik eğimlerle birbirlerine yönelme, içe kapanış ve manevi âleme yükselmeyi temsil eden hareketler yapılmıştır. Tasarımda, farklı kültürlerdeki dervişlerin Mevlevilik yolunda nefsin arzularını azaltarak insanı kamil olma çabaları, Mevleviliğin rengi olan sarı renkten yeşil renge geişle anlatılmaya çalışılmıştır.

29 Dervişlerin Zikri (40x40cm,2007) Dervişlerin Zikri: Kare ve daire gibi iki zıt şeklin dengeli kullanılmasıyla tasarı gerçekleştirilmiştir. Toprak zeminde dairesel şekilde oturan dervişlerin zikir halkasındaki dervişlerin selam şekli, mana âleminde İlahi kudret tarafından izlenmesi anlatılmıştır. Düzenlemenin ortasına yakın yerde bulunan kırmızı renk Hz.Muhammed’in manasını aksettirmek ve O’nu temsil eden Şeyh Efendinin postunu temsil etmek için kullanılmıştır. Bu halkanın etrafında toplanan toprak renkli sikkeli dervişlerin sesli zikirlerinin Arşı Ala’ya yükselişi sırasında oluşan bir girdap iç içe açılan dairesel hareketle temsil edilmeye çalışılmıştır.

30 Sema (120x70cm,2007) Sema: ‘Sema cana şifa, ruha gıdadır’ sözleriyle Mevlana’nın ilahi aşka ulaşma aracı olarak tanımladığı sema çalışması, üç farklı sahnenin kombine edilmesiyle röliyef pano olarak tasarlanmıştır. Düzenlemenin üst kısmında sema eden semazen figürü, ortasında sema ayininin başlama ve meydana girme aşaması ve alt kısımda farklı duruşlara sahip üç sikke yer almaktadır.

31 Üç Semazen (40x40x1.5cm,2009) Üç Semazen: Kare düzenlemede üç semazenin tennureleri dairesel röliyef şeklinde mana aleminden kuşbakışı olarak tasarlanmıştır. Semazenlerin tennurelerinden kırmızı gül yaprakları, dairesel çizgili toprak zemine dökülmüş ve nadide inci niteliğindeki Mevlana’nın sözleri de inci taneleri gibi zeminde sembolize edilmiştir. Tasarının alt kısmında yine kırmızı renkle tüm dünya insanlarının şahadet parmaklarının izlerini bir dizi ardışık sıralayarak sema’ya yönelmeleri anlatılmıştır.

32 Teslimiyet: İç bükey olarak tasarlanan dairesel düzenlemenin orta kısmındaki ‘Gönül Kapısı’ şeklindeki boşluk Mürşid’in bağlı olduğu tarikatın kapısıdır. Müridin nefsi arzularından sıyrılmak ve ruhsal âleme yolculuğu için yüz sürdüğü bu kapının herkese açık olduğunu, kenarlarındaki gümüş renkli parmak izleri temsil etmektedir. Dışarı doğru açılan bu alan içinde 12 imamı temsil eden semazenler ve Hz. Muhammed’in manasını aksettiren manevi bir lider yer almaktadır. Boşluk ve doluluk ilişkisinin karşıtlığı ile dengelenen düzenleme de sanki Nuh’un gemisi içinde ilahi aşka teslim olmuş insanların huzur dolu yolculuğu anlatılmaya çalışılmıştır. Semazenlerin çapraz yerleştirilmeleri ile aralarında oluşan boşluklardan renkli ışıklar düzenlemeden dışarıya süzülmektedir Teslimiyet (90x19cm,2007)

33 Gönül gözü: Dairesel çalışma üç farklı bölümden oluşmaktadır: ilki dairesel çizgilerle oluşturulan fon dokusu ve ortada yer alan dört dini ve imamını temsil eden çizgisel arayışlardır. Bunların merkezine yerleştirilen kırmızı renkli daire Hz.Muhammed’in manasını aksettirmektedir. İkincisi, tasarıya düşey olarak yerleştirilen ‘Allah’ lafzı celali Mevlana’nın siyah cübbesi şeklinde sigrafitto olarak işlenmiş ve sarı renkli zemin fonundaki simetriyi bozması sağlanmıştır. Üçüncüsü ise, tasarının sol tarafında bulunan siyah renkli yuvarlak bir zemin üzerine turkuaz renkli cam, ilahi aşkın lütfuyla açılan gönül gözünü temsil etmektedir. Gönül gözü (36x7cm,2007)

34 Sonuç Mevlana aşkı, dünyanın yaratılış sebebi ve Tanrı vasıflarından biri olarak tanımlar. Tanrı aşkının ebedi, diğer aşkların geçici bir heves olduğunu belirten Mevlana, sevgi ve aşk felsefesi olan tasavvufa inanmış ve bunu yaşamı boyunca uygulamıştır. Mevlana ilahi aşka ulaşmada insan ruhunu arındıran semâ ve musikiyi tercih etmiştir. Türk kültür ve tasavvuf geleneğimizdeki ilahi aşk öğretilerini bir potada eriten Mevlana kendine özgü sanatsal bir tavır sergilemiştir. Yüzyıllar ötesinden duyulan bu aşk fısıltıları, yapılan toprak eserlerde can bulmuştur. Günümüz sanatsever ve Mevlana dostlarına farklı bir görsel anlatım diliyle sunulan bu çalışmalarda, tasavvufi düşünce ve kişisel deneyimler seramik yüzeylere ve heykellere aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bildiride Mevlana’daki ilahi aşk fısıltılarının sözlere dökülerek her bir satırı başlı başına bir eser niteliği taşıyan Mesnevi’den alıntılarla sizlere yansıtılmıştır. Aşk deryasının nadide incileri olan bu sözlerin her birindeki engin ve sonsuz anlam içeriği kelimelerle ne kadar anlatılabilirse o kadarının anlatılması denenmiştir. Bu durumu Mevlana ‘Gönül, sözlerle dopdolu, fakat söylemeğe imkân yok!’(c.I, 198) diyerek özetlemiştir.

35 Aslında tüm aşklarda olduğu gibi geçerli kural sayılan ‘aşk yaşanır anlatılmaz’ ilkesi Mevlana’da daha da ayrı bir önem taşımaktadır. Bunun nedeni görünmeyene âşık olmanın ‘Seni görmediğimiz halde, nasıl oluyor da seni seviyoruz?’ (c.l, 115), ve ‘Eğer 0, güzelliklerin arkasında gizlenmeseydi, peygamberler gelir miydi?’ (c.I, 235) sözleriyle kendi iç dünyasındaki arayış yolculuğunun sırlarını öğrenme ve öğretme çabasını bizlere yansıtmasıdır. Mevlana her insanın bu gibi sorulara, yaratılışındaki aşk ve sevgi mayasıyla yanıtlar arayabileceğine rehberlik eden bir aşk sultanıdır. Sevgi ve aşk felsefesi üzerine kurduğu tasavvuf anlayışıyla Mevlana, aşk dolu fısıltılı sözlerinin yine bu kültürle yoğurulan Anadolu toprağında seramik eserlerde can bulması Türk Kültürü ve Tarihi açısından da önemlidir. Öyleki, öz kültür ve dini geleneğimizin mozaiğinde Mevlana, ilahi aşkla arınma yolu olarak seçtiği semâ ve müzik enstürmanlarından esinlenerek içerdikleri anlam ve felsefik çözümlemeleriyle sanatsever ve Mevlana dostlarına farklı bir bakış açısı ile sunulmuştur. Aşkı temsil eden kelimeler yerine, çağdaş seramik sanatı anlayışı ile sembolik anlam ve renklerle toprağın doğal dokusu ön planda olacak şekilde diğer materyallerle birlikte kullanılmıştır. Zengin plastik bir anlatım ve sergileme dili ile görselleştirilen seramik röliyef ve heykellerin insan zihni ve ruhunda daha kalıcı izler bırakması bu çalışmanın temelini oluşturmuştur.

36 Kaynakça AMBARCIOĞLU, M.(1986), “Sultanü'l-ulema Baha'eddin Veled'in hayatı, eseri ve düşünceleri” 1. Millî Mevlâna Kongresi. Tebliğler, Selçuk Üniversitesi yay. Konya ARAZ, N.(1987), “Mevlâna'nın yetişmesinde hocası Tebrizli Şems'in etkileri”. Selçuk Ün., 2.Millî Mevlâna Kongresi (Tebliğler). Konya: Selçuk Üniversitesi yay. Konya. ATEŞ, A. (1954).“Mevlâna ve babası”. Türk Düşüncesi BEYTUR, M., B.(1965), Mesnevi Gözüyle Mevlana, İstanbul. BİLGİNER, R.(2000), Çağdaşımız Mevlana, Uluslararası Mevlana Şöleni15-17 Aralık, Ankara. ÇELEBİOĞLU, Â. (1986), “Muhtelif şerhlere göre Mesnevi'nin ilk beytiyie ilgili düsünceler”.1. Millî Mevlâna Kongresi Tebliğler, Selçuk Üniversitesi yayınları Konya. ERGÜN, M.(1993), Mevlâna’nın eğitim görüşleri üzerine bir deneme, Ocak yayınları, Ankara. GÖLPINARLI, A. (1941) XIII.–XIV. Asırda Anadolu’da İçtimai Hayat ve GÖLPINARLI, A.(1950) İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı ve İstanbul Kaynakları, İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası (XI:1-4). KOCATÜRK, S.(1986) “Mevlâna'ya göre varlığın mahiyeti.” 1. Millî Mevlâna Kongresi. Tebliğler. Konya: Selçuk Üniversitesi yay. Konya. KOLÇAK, F.(1999), Mevlana’nın tanıtım faaliyetlerinin grafiksel açıdan İncelenmesi, İnönü Üniversitesi SBE basılmamış Y.L.Tezi, Malatya. KÖSE, A.(2003), Avrupalıların Mistik İslamla Tanışmaları, Keşkül-Batı, Ocak-Mart, İstanbul. KUBAN, D. (1993) Batıya Göçün Sanatsal Evreleri (Anadolu’dan Önce Türklerin Sanat Ortaklıkları) Cem Yayınları. İstanbul. KUBAN, D. (2001) Selçuklu Sanat Dünyası, Alâaddin’in Lambası: Anadolu’da Selçuklu Çağı Sanatı ve Alâaddin Keykubad, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul. KUBAN, D.(1970) Ortaçağ Anadolu–Türk Sanatı Üzerine Gözlemler”, Malazgirt Armağanı, TTK Yay. Ankara. MERTER, M.(2003), Hal Psikolojisine Doğru, Keşkül-Batı, Ocak-Mart, İstanbul. Mesnevi alıntıları için, “Mevlâna-Mesnevî, (1990), (Çeviren: Veled İzbudak; Gözden Geçiren: A. Gölpınarlı), İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, I-II (1990), III- IV-V-VI (1991)” Mevlâna. Dîvan. (Türkçesi: A.Gölpınarlı). İstanbul: Milliyet yay (Dîvan-ı Kebîr C.6)

37 Mevlâna. Dîvân.(Çev. A. Gölpınarlı), İnkılâp ve Aka Kitabevi,1974.(Dîvan-ı Kebîr C.7) Mevlâna. Dîvan-ı Kebîr. 5 cilt. (Çev. A. Gölpınarlı). İstanbul: Remzi Kitabevi. Mevlâna. Mesnevi (Çev. Veled İzbudak). 6. cilt. istanbul: MEB yay Mevlâna. Mesnevi ve Şerhi.(Çev. A. Gölpınarlı). C.6, İstanbul, MEGSB yay Mevlâna. Mesnevi. (Çev. T.Olgun (Mevlevi)),C.4, İstanbul: A. Sait Mat Mevlâna. Mevlâna'nın Rubaileri, (Çev: M. Nuri Gençosman). İstanbul: MEGSB yay Mevlâna. Rubailer, (Çev: A. Gölpınarlı) İstanbul: Remzi Kitabevi MUTLU, G.(2014), Ney aşkıyla yanan toprak, İnönü Üniversitesi SBE, Malatya. MUTLU, H.S.(2007), Devinimin sonsuzluğunda Sema, Mevlana Araştırma Dergisi, sayı:2, Selçuk Üniversitesi, Konya. ÖGEL, S. (1989), Anadolu’nun Selçuklu Çehresi, Türkiyemiz Dergisi (59). ÖZCAN, K. (2006), Anadolu’da Selçuklu Dönemi Yerleşme Tipolojileri-I, SCHIMMEL, A.(1964), The symbolical language of Maulânâ Jalal al-Dîn Rûmî.” Studies in Islam 1. SİPEHSALAR, F.A.(1977 ). Mevlana ve Etrafındakiler (risale), Kervan kitapçılık, İstanbul. ŞAHİN, N.(2002), Mevlana C.Rumi ve G. W. F. Hegel’de Aşk varlığının Birliği ve Ölüm Meselesi, Selçuk Üniv. X.Milli Mevlana Kongresi Tebliğleri, Konya. TAŞGETİREN, A.(2005). Görüyormuş gibi, yakın, beraber, Tasavvuf Dergisi,6,/14, Ankara. TOP¸ H., H. (2001) Mevlevî Usûl ve Âdabı¸ İstanbul. ULUDAĞ, S. (2007), Erken Dönem Sufilerinde Sema, Keşkül Sufi Gelenek ve Hayat, İstanbul. UZLUK, Ş.(1957), Mevlevilikte Resim, Resimde Mevleviler TTK. Basımevi, Ankara. WILCOX, L.(2001), Sufizm ve Psikoloji, çev: Orhan Düz, İstanbul.

38 GÖNÜLLERDE OLMAK DİLEĞİYLE, TEŞEKKÜRLER


"Toprakla Gelen Aşk Fısıltıları Aşk insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Sokrates Serdar MUTLU." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları