Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

CİNSELLİK VE SEX REHBERİ I

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "CİNSELLİK VE SEX REHBERİ I"— Sunum transkripti:

1 CİNSELLİK VE SEX REHBERİ I
Sağlık Slaytları

2 Cinsellik ve Sex Rehberi sadece eğitim amaçlı olarak düzenlenmiştir
Cinsellik ve Sex Rehberi sadece eğitim amaçlı olarak düzenlenmiştir. Burada verilen bilgiler tıbbi tanı ve tedavi yerine geçmez. Kendinizin ya da çevrenizde rastladığınız Cinsel Soru ve Sorunlar için , lütfen en yakınınızda bulunan konunun uzmanı doktorunuza danışınız. Cinsellik ve Sex Rehberi Tüm kullanıcılar için ücretsiz olarak hazırlanmış bir kaynaktır Cinsellik ve Sex Rehberi hakkındaki görüş eleştiri ve temenniler için mail adresini kullanabilirsiniz. Sizlerden gelecek olan mailler doğrultusunda 2. Bölüm hazırlanacaktır

3 KADIN VE ERKEKTE CİNSEL ORGANLAR VE ÜREME

4 druzman@mynet.com KADIN VE ERKEKTE CİNSEL ORGANLAR VE ÜREME
Kadın ve erkeğin kendi vücudunu ve eşinin vücudunu bilmesi, sağlıklı cinsellik açısından da önemlidir. 1. Kadın Üreme Organları Pelvis Kadın bedeninde cinsel organların büyük kısmı vücudun içinde bulunur ve leğen kemiği (pelvis) adı verilen kemik bir yüzeyin üzerinde bağlar, karın zarı ve kaslarla örtülüdür. Sağlık Slaytları <a href=“http://hastaneciyiz.blogspot.com”>sağlık</a>

5 druzman@mynet.com Dış Organlar
Kadınlarda dış cinsel organlar doğum kanalının girişini çevreleyen kalın ve ince dudaklar olarak isimlendirilen yumuşak dokulardır. Dudaklar üst üste birleşirler ve ön tarafta bulunan “klitoris” adı verilen oluşumu korurlar. Klitoris ve çevresi cinsel uyarılma açısından en duyarlı bölgelerdendir. Kadınlarda üreme kanalının (vajina) girişi yakınlarında iki açıklık daha vardır. Bunlardan öndeki idrar, arkadaki ise dışkı çıkışının olduğu (makat, anüs) açıklıklardır.  Vajina Vajina 7-8 cm. uzunluğunda, kaslı, üst ucu rahimle bağlantılı, alt ucu dışarıya açılan esnek bir kanaldır. Vajina rahime geçmek üzere erkek tohum hücrelerinin döküldüğü kanaldır. Üreme için gerekli olan cinsel ilişki vajina yoluyla olur. Vajina cinsel uyarı sonucunda kendiliğinden ıslanır, genişler ve cinsel ilişki sırasında organların sürtünmelerini acısız hale getirip, kolaylaştırır. Vajinanın alt bölümünde kanal girişini kısmen kapayan ince ve esnek zara kızlık zarı (himen) adı verilir. Kızlık zarı penisin vajinaya girdiği ilk cinsel ilişki sırasında genellikle kolayca yırtılır. Görülebilen hafif kanama kısa sürede kendiliğinden durur. Ancak ani zorlamalarda oluşan yırtıklar fazla kanama yapabilir, ender olarak doktor yardımı gerekebilir. Bazen cinsel ilişki sırasında yırtılmayan esnek zarlar da vardır. Bu durumda ilişki sırasında kanama olmaz. Daha önce cinsel ilişkisi olmamış çiftler ilk kez birlikte olduklarında, cinsel ilişkiye giremeyebilirler. Bu endişe edilecek bir durum değildir. Cinsel ilişki daha sonra, kadın ve erkeğin karşılıklı olarak istek duyduğu ve kendilerini rahat hissettiği ortamlarda tekrar denenebilir.

6 Bu konudaki acelecilik ve zorlamalar bir takım sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Çift, ruhsal ve yapısal bazı özelliklerin ilişkiyi engellediğini düşünürse, bu konunun danışabileceği bir merkeze başvurabilir. Rahim Rahim, mesane ile kalın barsak ucu arasında kaslardan yapılmış, içi boş, biçim olarak ters duran armuda benzeyen bir iç üreme organıdır. İç yüzeyi gebelikte bebeğin yerleşmesi ve gelişmesine uygun kan damarları ile dolu bir tabakayla kaplıdır. Rahmin asıl işlevi bebeğe anne karnında yaşama ortamı sağlamaktır. İç tabaka her ay hormonların etkisiyle gebeliğe hazırlanır. Ancak gebelik oluşmadığında, bu doku adet kanaması olarak dışarıya atılır. Bu süreç ergenlikte kadının ilk adet gördüğü yaştan,  menopoza girene kadar her ay, bir düzen içinde tekrarlanır. Rahmin alt bölümündeki dar kısma rahim ağzı (serviks) adı verilir. Rahmin üst iki yanında, her biri yaklaşık 10 cm. uzunluğunda, saçak şeklinde uzantıları olan iki tüp (fallop tüpleri) vardır. Bu tüpler yumurtalığın çevresini sararak sonlanır ve yumurtalıkta her ay oluşan yumurtayı rahme iletmekle görevlidirler. Ayrıca yumurtanın erkeğin spermi ile döllenmesi de tüplerde gerçekleşir. Yumurtalıklar Rahmin iki yanında 1-2 cm büyüklüğünde, badem şeklindeki organlardır. Her yumurtalık, ergenlik başlangıcında yüzbinlerce olgunlaşmamış yumurta hücresi içerir.

7 druzman@mynet.com . Adet Görme
Kadınlar, ergenlik çağında cinsel olgunluğa ulaştıktan ve doğal gelişimlerine eriştikten sonra, ortalama her 28 günde bir vajinal kanama görürler. Her kadın aynı aralıklarla ya da aynı sürede adet olmayabilir. Ancak, gün aralıklarla adet görülmesi doğal sayılır. Adet süresinin uzunluğu da 2-7 gün arasında değişebilir. Önemli olan, kanamanın başlangıçta az olması, sonra çoğalarak bir tepe noktaya varması ve sonunda tekrar azalarak bitmesidir. Her ay yumurtalıklarda bir çok yumurta taslağı olgunlaşmaya başlar. Bu sürede rahim içi dokusu da kalınlaşarak kanlanmaya başlar. Olgunlaşan yumurta taslaklarından en gelişmiş olanı yuvasını çatlatıp yumurtalıktan çıkar. Yumurta, tüplerin ucunda bulunan ince uzantılar tarafından içeriye çekilir. Kadın yumurtası 24 saat canlı kalır, bu sürede tüp içindeyken spermle karşılaşırsa, döllenme gerçekleşir. Döllenmiş yumurta daha sonra tüplerden rahim içine aktarılır ve rahim duvarına yerleşir.  Döllenme olmadığında yumurtanın yerleşmesi için gelişmiş olan rahim dokusu kanamayla birlikte dışarı atılır. Kadınlarda adet görme denen bu durum ortalama 28 günde bir olur. Ancak bu süre, kadından kadına 21 gün ile 35 gün arasında değişebilir. Her ay birkaç günlük değişiklikler normaldir. Bu süre değişse bile yumurtlama her zaman adetten yaklaşık iki hafta önce olur. Yumurtlamadan önceki ve sonraki birkaç gün gebelik için en uygun dönemdir, çünkü spermler kadın vücudunda 5-7 gün canlı kalabilirler. Adet kanaması kirli kanın atılması (kirlenme) ya da gerçek bir kanama değildir. Aynı zamanda, bu kanama her hangi bir kesik ya da yaralanma sonucunda oluşmadığından adet görmek, bir hastalık ya da sakatlık olarak algılanmamalıdır..

8 2. ERKEK ÜREME ORGANLARI. druzman@mynet.com
Erkek üreme organlarının büyük bölümü vücudun dışından görülür. Penis; idrar ve üreme salgısı kanalının çevresini saran süngersi bir yapıda kan damarlarından zengin bir organdır. Penisin ucunda yer alan açıklıktan hem idrar hem de meni ayrı zamanlarda dışarıya atılır. Penis uyarıldığında damarların kanla dolmasıyla büyür ve sertleşir. Buna sertleşme (ereksiyon) denir. Penis kökünün altında yer alan testisler (erkek yumurtalığı, hayalar, erbezi) deri ile kaplı torba şeklinde bir yapının (skrotum) içinde korunurlar. Organı kaplayan deri ergenliğin başlamasıyla koyulaşıp kalınlaşır.

9 Bu torba içindeki erbezleri (testis) ergenlik öncesinde küçük, erişkinde ise gr. ağırlığında, cm uzunluğunda, 2.5 cm. genişliğinde yumurtaya benzer şekildedir. Testisler üreme hücreleri (sperm) üretirler, ayrıca erkeklik hormonu testosteron salgılarlar. Spermler gözle görülmeyecek kadar küçük, hareketli hücrelerdir. Sperm kanalları yoluyla vücut dışına atılırlar. Testislerden çıkarak idrar yoluna doğru uzanan iki uzun sperm kanalı, idrar kesesinin altından geçer ve penis içinde dış idrar açıklığına dek uzanır. İdrar kesesinin altında yer alan prostat bir salgı bezidir. Spermlerin içinde yüzdüğü sıvı bu küçük organın salgısıdır (meni). Sıvı vajinanın kimyasal ortamını sperm hareketine uygun hale getirir. Spermlerin dışarı atılmadan önce biriktikleri iki küçük kesecik de (seminal kese) mesanenin iki yanında yer alır. .

10 ERKEK CİNSEL ORGANLARI

11 ERKEK CİNSEL ORGANLARI
Cinsel açıdan erkeğin üremedeki rolü kadına göre daha basittir. Erkek sperm üretir ve döllenmenin gerçekleşebilmesi için bu spermleri kadının dölyoluna ( vajina ) boşaltır. Erkeğin cinsel organları bu işlevi yerine getirecek biçimde oluşmuşlardır. Sperm üretme sistemi iki erbezinden (testis ) oluşur. Bu bezler aynı zamanda ergenlikte çeşitli bedensel değişikliklere yol açan hormonları da üretirler. Spermi kadının dölyatağına ( uterus ) ulaştıran organa penis denir. Penis aynı zamanda idrarın boşaltılmasını sağlar. Spermi erbezlerinden penise taşıyan bir kanal sistemi vardır. Bu sistem depolama bölgeleri içerir. Bu yüzden erbezleri, yalnızca spermin boşaltıldığı orgazm anında değil, sürekli olarak sperm üretebilir. Erkeğin cinsel organlarında spermlerin içinde yaşadıkları ve yüzdükleri sıvıyı üreten bir dizi salgı bezi daha vardır. Bütün bu organların üreme için en önemlileri erbezleridir. Erbezleri, gövdenin dışında derisi kırışık bir torbanın içinde yer alır. Erbezleri önce gövdenin içinde oluşur, daha sonra doğumdan kısa bir süre önce torbanın içine inerler.

12 . Eğer bu gerçekleşmez ve zamanında tıbbi müdahale yapılmazsa erkek yaşamı boyunca kısır kalabilir. Hayvan türlerinin önemli bir bölümünde, erbezleri, insanlarınkinden farklı olarak gövdenin içindedirSadece memelilerin bazı türlerinde erbezleri doğumdan belli bir süre önce, başlangıçta bulunduğu böbrekler yakınındaki bölgeden gövdenin dışına, erbezi torbalarının içine iner. Bazı türlerde erbezleri yine aşağıya iner ama gövdenin dışına çıkmaz, karın boşluğunun alt kısmında kalır. Bazılarındaysa daha değişik bir düzen görülür: erbezleri mevsimlerle birlikte yer değiştirirler. Çiftleşme döneminde gövdenin dışına çıkarlar, dönemin kapanmasıyla da yine karın boşluğunun içine çekilirler. Bu mevsimlik hareket de göstermektedir ki, canlıların çoğunda erbezlerinin etkinliği, gövdenin dışına çıkmalarıyla sağlanmaktadır. Başka bir deyişle insanlarda olduğu gibi hayvanların çoğunda da sperm üretimi ancak gövdenin dışında bulunan ve dolayısıyla sıcaklığı gövde sıcaklığının biraz altında kalan erbezleri tarafindan gerçeleştirilebilmektedir. Erbezi torbaları yün kumaşla sarmalanan erkek farelerin kısırlaştığı deneylerle saptanmıştır. Buna karşılık ancak vücut sıcaklığındaki bir erbezinde sperm üretebilen türlerin sayısı da çoktur. Üstelik, bunlar, erbezleri gövde dışında kalan türlere çok benzeyen, akraba türlerdir. Birbirine çok yakın türlerin oldukça farklı ısı düzeylerinde üreme faaliyetini yürütebilmelerinin nedeni henüz anlaşılmış değildir. Erbezi torbasına sahip türlerde bu organın yeri de oldukça değişiktir. İnsanlarda torbalar penisin arkasındadır; buna karşılık bazı keseli hayvanlarda penisin önünde ve şebeklerde de penisin yanında bulunur.

13 Torba, birer erbezi içeren iki bölüme ayrılır
Torba, birer erbezi içeren iki bölüme ayrılır. Torbanın dışındaki ince çizgi bu ayrılma sınırını gösterir. Erkeklerin çoğunda sol erbezi sağdakine göre biraz daha aşağıdadır. Ancak her ikisi de küçük kaslar sistemiyle yukarı ve aşağı doğru hareket ederler. Torbanın derisine bağlı olan bu kaslara dartos, erbezlerine bağlı olan kaslara ise kremaster denir. Soğukta bu kaslar erbezlerini gövdeye doğru çeker. Sıcakta ise kaslar gevşer ve erbezleri aşağıya sarkar. Bu karmaşık düzen gereklilikten doğmuştur. Çünkü erbezleri yeterli ölçüde spermi, gövde sıcaklığının biraz altında, 35 °C'de üretirler. Eğer sıcaklık yüksekse sperm üretilemez, hatta baba olma yeteneği bütünüyle ortadan kalkabilir. Uzun süre bisiklet sürmenin, sıkı kilotlann sperm üretimi üzerinde olumsuz etki yaptığı söylenmektedir. Buna karşılık İskoçya türü etekliğin verimliliği artırdığı öne sürülmektedir. Her bir erbezi 250 kadar bölmeden oluşur. Bu küçük, sıkı sıkıya birbirine geçmiş borular ersuyu üreten kanalcıklardır. 800 kadar kanalcıkta her gün yüzmilyonlarca sperm üretilir. Kanalcıklar birbirlerine bağlıdırlar ve hepsi birden daha geniş bir toplama kanalına açılırlar. Erbezinin üstünde sarılmış biçimde bulunan bu toplama kanalına "epididimis" adı verilir. Yaklaşık 6 metre uzunluğundaki epididimis içinde spermler hareket etmeye alışırlar. Kanalcıklarda yeni spermaların üretilmesiyle birlikte daha önceden üretilmiş spermler, epididimis'e itilir. Eski spermler burada bir süre beklerler. Boşaltım için on-on beş gün kadar bekleyen spermler boşaltım olmazsa ölürler. Epididimis, "vas deferens" (sperm kanalı) adı verilen ve kalın kas duvarlarıyla çevrili bir başka kanalla bağıntılıdır. Kan damarları ve sinirlerle birlikte bu kanal sperma kordonunu oluşturur. Her bir erbezinden çıkan sperma kordonu bir kavis çizerek penisin tabanına kadar gelir. Kasık kemiğinin ön ve üst tarafindan dolanan kordon böbreklerden idrar torbasına giden idrar yolunu çevreler, döner ve sonunda, idrar torbasının arkasından aşağıya doğru iner.

14 İki sperm kanalının son bölümleri diğer bölümlere göre daha geniştir
İki sperm kanalının son bölümleri diğer bölümlere göre daha geniştir. Buralarda spermler depolanır. sperm keseleri adı verilen iki küçük bezden gelen kanalları birleştiren sperm kanalı ; prostat bezinin çevresine ulaşır. Burada iki kanal birleşir ve idrar yoluna girerler. İdrar kanalı, penis boyunca idrar torbasında uzayan kanaldır. Prostatın altında bazı bezler idrar yoluna salgı yapar. Bunlara Cowper ve Littre bezleri adı verilir. Bu bezler cinsel birleşme sırasında penisin ucunun ıslanmasını sağlarlar; ayrıca spermin içinde yüzdüğü sıvıyı da salgılarlar. Bu sıvı sperm için gerekli olan oksijen ve besini verir. Sıvının içinde bir pervane görevini yapan kuyruk hareketleri yoluyla yüzen spermler bu sıvılarla birlikte meniyi oluşturur. Bezlerden gelen salgıların kimyasal bileşimleri o kadar belirgindir ki, giysilere bulaşmış olan meni üzerinde yapılan kimyasal deneyler, tecavüz suçlarında kanıt olarak gösterilebilmektedir. Prostat bezinin ürettiği kimyasal maddeler arasında bulunan bir dizi maddeye prostaglandinler denir. Bu maddeler kadının dölyatağında birleşme sırasında görülen kasılmaları kolaylaştırır ve spermin kadının üreme organlarına doğru yol almasına yardımcı olabilir.Penis idrarın dışarıya atılmasını sağlar..İdrarın boşaltılması sırasında penisin inik ve yumuşak olması en uygunudur. Ama yumuşak bir penis spermleri kadının dölyatağının derinlerine taşımak açısından hiç elverişli değildir. Bu yüzden bir erkek cinsel açıdan uyarıldığında penisi de sertleşir ve dikleşir. Bu yolla cinsel ilişki daha kolaylaşır. Peniste gözenekli dokulardan oluşan üç sütun yer alır. Üstte ve yanlarda iki Korpora kavernoza bulunur. Bu tabakalar tabanda kasık kemiğine bağlıdırlar. Alt tarafta ise daha küçük olan Korpus spongiozum tabakası yer alır. Bu tabaka penis başındaki dokuları da oluşturur.

15 Her üç sütuna da kan damarları bağlıdır
Her üç sütuna da kan damarları bağlıdır. Bir erkek cinsel açıdan uyarıldığında kan hızla bu dokulara dolar. Mantar biçimindeki dokular kanı çabucak emerler ve şişerler. Penisin sertleşme olayı da buna bağlıdır. Sertleşme omurilikten gelen sinirsel uyarılar aracılığıyla meydana gelen otomatik bir olaydır. Sertleşmeye pekçok şey yol açabilir. Karşı cinse hiç dokunulmaksızın bir koklama ya da görme de penisin sertleşmesini sağlayabilir. Öte yandan, beyinden gelen mesajlar sertleşmeyi engelleyebilir. Penisin başında çok duygun sinirler vardır. Dölyatağının içindeki penisin sürtünmesi sonucunda baştaki sinirlerin uyarıcı etkileri erkekte orgazmı sağlar. Hayvanlarının çoğunun penisinde, os penis adı verilen bir kemik (veya kıkırdak) bulunmasına rağmen, insanda böyle bir şeye rastlanmaz. Hayvanlarda bu kemiğin işlevi, penisin sertliğini sağlamaktır. Bütün etoburlar (köpekler, kediler, fokbalıkları, ayılar), yarasalar ve maymunlarda bir os penis vardır. Buna karşılık toynaklılarda(at ve inek gibi hayvanlar), kanguru gibi keseli hayvanlarda ve balinalarda böyle bir kemik yoktur. İnsanda koni biçiminde olan penis başı ( glans ) da çeşitli hayvan türlerinde çok farklı biçimler almıştır. Bazı keselilerde olduğu gibi iki parçalı veya çatallaşmış da olabilir, bütün diğer memelilerdeki gibi tek parçalı da olabilir. Bazı maymun türlerinde penis başı çok küçüktür. Buna karşılık insanda oldukça büyüktür ; penisin toplam uzunluğunun dörtte biri kadardır ve penisin en duyarlı kısmıdır. Orgazm aşamasına ulaşılmadan önce Cowper ve Littre Bezleri'nden belirli ölçüde sıvı salgılanır. Bu sıvı penisin başını ıslatır ve uyarıcı etkileri artırır. Sıvının bir başka önemli görevi de idrar yolunda spermlere zararı dokunacak maddeleri işe yaramaz hale sokarak spermin idrar yolundan geçişini sağlamaktır. Bundan sonra, sinirsel uyarılar meni kanalı, meni bezleri ve prostat bezi çevresindeki kasları harekete geçirirler. Bu hareketler bir pompa işlevini görerek spermlerin ve öteki bezlerden gelen sıvıların idrar yoluna boşalmasını sağlar.

16 Penisin süngerimsi dokularının çevresindeki bir dizi kasın kasılmasıyla birlikte meni idrar yolunda ilerler ve dışarıya atılır. Bu arada kaslar idrar torbasına giden kanalı kapatırlar. Böylece idrarın meniye karışması önlenmiş olur. Sünnet, yani penisin başındaki derinin alınması dünyanın en eski adetlerinden birisidir. Özellikle müslüman ülkelerde uygulanan sünnet sağlık açısından yararlı bir işlemdir. Çünkü sünnetsiz kişilerin sürekli yıkanmamaları durumunda, baş derisinin altında smegma adı verilen bir salgı birikebilir. Görülen bir başka durumda sünnetli kişilerde ya da eşlerinde penis ve rahim kanserlerine çok az rastlanmasıdır. Bu elverişli durumların bir sonucu olarak sünnet çeşitli ülkelerde giderek yaygınlaşan bir olay haline gelmektedir. Sünnetli erkeklerin cinsel açıdan doyuma daha çok ulaştıkları inancı ise yanlıştır. Bir görüş, açıkta kalan penis başının bütün gün pantolona sürtünmesinin cinsel duyarlığı azalttığı yolundadır. Bu yüzden erkekler orgazma ulaşmak için uzun sürelere gereksinim duymaktadırlar. Ne var ki yapılan araştırmalar sünnetli ve sünnetsiz kimseler arasında orgazma ulaşma açısından bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Penisin boyutları üzerine pekçok yanlış kanı yaygındır. Kimi erkekler penislerinin kısalığından dolayı çeşitli karmaşık ruhsal durumlara girmektedirler. Oysa penisin büyüklüğü ya da küçüklüğüyle cinsel ilişkide başarı arasında bir ilişki yoktur. Penisin büyük olması kişinin "daha erkek" olmasını gerektirmez. Cinsel ilişkide doyuma ulaşma penisin büyüklüğü ya da küçüklüğüyle değil, cinsel teknikle ve esas olarak da psikolojik uyumla ilgilidir. Erkeğin sertleşme ve sperm üretme yeteneği, kadının menapoz dönemini tamamlamasından çok sonra da devam eder. .

17 ERKEK ÜREME ORGANLARININ YAPISI

18 ERKEK ÜREME ORGANLARININ YAPISI.
Erkek üreme organları da aynen kadınlarda olduğu gibi dışta yer alanlar ve içte yer alanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Erkeğin dış genital organlarını penis ve içinde erbezlerini (testisleri) barındıran torba (skrotum) adı verilen yapı oluşturur. Penis Penis, erişkin bir erkekte 5-9 santimetre uzunluğunda, 3-5 santimetre çapında silindir şeklinde bir organdır. Cinsel uyaranlara bağlı olarak sertleştiğinde boyu yaklaşık iki kat uzar ve çapı artar. Penis boyutlarındaki artışı sağlayan mekanizma penisin iç yapısında bulunan boşluk ve gözeneklerin içinin kan ile dolmasıdır. Uyaran bittiğinde penis kısa sürede eski boyutlarına geri döner.

19 . Erkek uretrası (sağda yer alan şekil) kadın uretrasına göre çok daha uzundur. Kadın uretrasının nispeten kısa olması kadınlarda idrar yolları enfeksiyonlarının kolaylıkla oluşmasına zemin hazırlar.

20 Penis uzunluğu çok değişken olabilir ve penisin cinsel işleviyle boyutları arasında bilinen bir ilişki yoktur. Penisin gövde ve baş olmak üzere iki kısmı vardır. Baş kısmı sünnet derisiyle kaplıdır ve erkek sünnet olduktan sonra bu kısım açıkta kalır. Sünnet olmamış erkeklerde sünnet derisinin içindeki baş kısmı sertleşmeyle birlikte ortaya çıkar, sonra eski boyutlarına döndüğünde tekrar deri tarafından örtülür. Penisin baş kısmı sünnet olmamış erkeklerde elle sıyrılarak da ortaya çıkarılabilir. Penis başı erkeğin en hassas bölgelerinden biridir ve içerdiği çok sayıda sinir ucu sayesinde erkek orgazmında en önemli rolü oynar. Penisin ortasından uretra adı verilen idrar borusu geçer. Mesaneyle bağlantılı olan bu boru, penis başının uç kısmında bulunan uretra ağzına açılır. Uretra hem meninin hem de idrarın dışarıya boşaltılmasını sağlar. Torba (skrotum) Skrotum içinde sağlı sollu yer alan iki testis, sperm kanallarının bir kısmı ve çok sayıda damar yapısı içeren bir yapıdır. Skrotumun sperm işlevlerini korumak açısından çok önemli bir özelliği vardır: · Sperm hücreleri ısı değişikliklerinden olumsuz etkilenirler ve işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilmeleri için vücut ısısından yaklaşık 2 derece daha düşük bir ortamda bulunmaları gerekir. Torbanın vücut dışında bulunmasının nedeni budur.

21 · Torbanın içindeki ısı vücut ısısından daha düşüktür ve soğukta büzüşerek ısı kaybını önler. Sıcakta ise aksine sperm hücrelerinin aşırı ısıya maruz kalmalarını önlemek için gevşer. Testisler Torbanın içinde sağlı sollu yer alan iki adet testis, sperm hücrelerinin üretildiği ve testosteron adı verilen erkeklik hormonunun salgılandığı yapılardır. Testislerin büyüklükleri kişiden kişiye değişmekle beraber, her biri ortalama gram ağırlığında, 4-5 santimetre uzunluğunda ve 2-2,5 santimetre kalınlıktadırlar. Testisler yaklaşık aynı büyüklükte olmalarına karşın yapısal olarak sol testis sağdakine göre biraz daha aşağıda yer alır. Her testis içinde küçük ve oldukça kıvrımlı sperm kanalcıkları bulunur. Bu kanalcıklar beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı FSH hormonunun verdiği emirle sperm hücreleri üretirler. Testisler yine hipofiz bezinden salgılanan ve LH adı verilen hormonun etkisiyle testosteron hormonu üretirler. Erkek çocukta ergenlik dönemine girene kadar nispeten düşük miktarlarda salgılanan testosteron hormonu ergenlikle birlikte daha hızlı salgılanmaya başlar ve erkek çocukta ses kalınlaşması, sakal-bıyık çıkması, vücut kaslarının gelişmesi, vücutta erkek tipi kıllanmanın ortaya çıkması gibi erkeksi özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar. Sperm üretimi de ergenliğin başlamasıyla kısa sürede başlar. Erişkin bir erkekte de testosteron erkek cinsiyete özgü özelliklerin devamını ve sürekli olarak sperm üretimini sağlar..

22 SPERM HÜCRESİNİN YAPISI
. SPERM HÜCRESİNİN YAPISI Sperm hücresi yaklaşık santimetrenin 250'de bir kadar uzunlukta çıplak gözle görülemeyecek kadar ufak bir hücredir. Hücrenin baş, gövde ve kuyruk olmak üzere üç ayrı kısmı vardır. Baş kısmı sperm hücresinin yumurta hücresi içine girme işlevini yürütür. Bu amaçla bu kısımda yumurta hücresinin dış tabakasını eritip delebilen maddeler bulunur Gövde kısmı sperm hücresinin 23 kromozomdan oluşan genetik materyalini içerir. Burada ayrıca sperm hücresinin canlı kalması ve hareket etmesi için gerekli olan enerji sağlayıcı maddeler depolanmıştır. Kuyruk kısmı sperm hücresinin hareketli olmasını sağlar. Kırbaç hareketleriyle ilerleyen sperm hücresi bu şekilde yumurta hücresini bulmaya çalışır.

23 SPERM ÜRETİMİ druzman@mynet.com
Her testis içinde çok ince ve birbiri üzerine katlanmış çok sayıda kılcal boru vardır. Sperm hücreleri bu borular içerisinde oluşur ve olgunlaşırlar. Sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması yaklaşık 74 gün kadar sürer. Sperm hücresi üretimi aynen yumurta hücresi üretiminde olduğu gibi esas olarak 46 kromozom taşıyan bir hücrenin tam yarıdan ikiye bölünmesiyle gerçekleşir. Erkeklerin hücrelerinde cinsiyet kromozomu olarak bir X bir de Y kromozomu bulunur. Kadında ise cinsiyet kromozomlarının ikisi de X yapısındadır. Sperm hücreleri oluşum aşamasında böylece cinsiyet kromozomlarından ya X veya Y kromozomunu alırlar. Yumurta hücresini dölleyen sperm hücresi Y kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti erkek, X kromozomuna sahip olduğunda bebeğin cinsiyeti kız olur. Yani bebeğin cinsiyetini daima babadan gelen spermin cinsiyet kromozomu belirler. .

24 . Testis içindeki kanalcıklar testisin hemen tepesinde yerleşmiş olan epididim adlı yapıyla devam ederler. Epididim sperm hücrelerinin olgunlaşmasının devam ettiği bölgedir ve hücreler için bir depo görevi üstlenir. Epididim vaz deferens adı verilen ana sperm iletim kanalıyla devam eder. Ana sperm kanalının içine seminal vezikülleri, prostat bezi ve Cowper ("kovper" okunur) salgı bezleri kendi salgılarını boşaltarak meninin son şeklini almasını sağlarlar. Bu salgıların sperm hücreleri üzerinde besleyici ve hareket artırıcı özellikleri vardır. Sperm hücrelerinin bu salgılarla birleşmesi neticesinde oluşan sıvıya meni adı verilir. Yaklaşık 4 ml. hacmindeki meninin hacmen %60'ı seminal vezikül tarafından, %20'si prostat tarafından oluşturulur. Prostat en dış kısımda yer alan organ olduğundan ejakulasyonda ilk boşalan sıvı prostat sıvısıdır ve en canlı spermler bu sıvı içinde yer alırlar. Sperm üretimi devamlıdır, üretilen sperm depolanır ve boşaltılmaya hazır bekler. Meninin salgılanması ve özellikleri Meni erkeğin orgazm olmasıyla birlikte dışarı fışkırma tarzında boşalır. Meni yaklaşık mililitre miktarında opak-gri renkte, kuruduğunda sarı bir renk alan, kendine özgü bir kokusu olan, yapışkan ve kıvamlı bir sıvıdır. Vücuttan atıldıktan sonra 5 ila 20 dakika arasında yapışkan halini kaybederek sıvılaşır, 30 dakikada tamamen su halini alır. Bir boşalmada erkek ortalama 150 milyon sperm hücresi boşaltır. Yumurta hücresinin döllenmesinde sperm sayısı kadar spermlerin kalitesi de önemlidir. Meninin çeşitli özelliklerinin laboratuar koşullarında incelenmesine spermiyogram adı verilir

25 KADININ ANATOMİK YAPISI

26 KADININ ANATOMİK YAPISI.
Kadın üreme organları (genital organlar) dışta yer alanlar ve içte yer alanlar olmak üzere ikiye ayrılır. İç genital organlar kadın iskeletinde bacakların hemen üzerinde yer alan leğen kemikleri ve bel kemiği tarafından oluşturulan kemik çatının (latince pelvis) içinde koruma altına alınmışlardır. Yandaki resimde kadın genital organları önden bakışta şematik olarak görülmektedir.

27 KEMİK ÇATI . Kadın doğası gebe kalmaya, rahim içinde gelişmekte olan bebeği büyütmeye ve nihayet olgunlaşmış bebeği dünyaya getirmeye göre düzenlenmiştir. Bu görevleri yerine getirmek amacına yönelik olarak kadının kemik çatısı erkeğin kemik çatısına göre belirgin farklılıklar gösterir: Yukarıdaki resimde solda alt alta yer alan iki resimde erkeğin kemik çatısı üstten ve önden bakışta, sağda alt alta yer alan iki resimde ise kadının kemik çatısı üstten ve önden bakışta görülmektedir. Dikkatlice bakıldığında erkeğin üstten bakışta kemik çatı açıklığının kalp şeklinde, kadının kemik çatı açıklığının ise yuvarlak olduğu görülebilir. Bu farklılık erkeğin leğen kemiklerinin yapısının daha çok ağır yük taşımaya yönelik, kadının leğen kemiklerinin yapısının ise bebeğin başının doğum esnasında leğen kemikleri tarafından oluşturulan doğum kanalına girmesine yönelik yapılanmasından kaynaklanmaktadır.

28 Yine benzer bir şekilde önden bakışta erkeğin leğen kemikleri alt açısı dar, kadının leğen kemikleri alt açısı bebeğin doğum kanalından dışarıya rahatça çıkabilmesine olanak tanımak için geniş açılı olarak yapılandırılmıştır. Kadının kemik yapısının üzerinde yer alan kaslar ve bağlar bebeğin doğum kanalından geçerek dış dünyaya çıkma sürecinde ona mümkün olan en geniş alanı sağlamak amacına yönelik olarak gevşemeye elverişli olarak yapılandırılmışlardır. Erkeklerin leğen kemikleri daha çok yük taşımaya elverişli olacak şekilde biçimlendirildiğinden kaslar ve bağlar çok fazla gevşeme göstermezler. Kadınlarda bel ağrısının erkeklere göre daha sık görülmesinin en muhtemel nedeni budur.

29 Resim: dış genital organların karşıdan bakıldığında görüntüsü
Kadın dış genital organları vücudu örten cilt tabakasının bir devamıdır ve kadın iç genital organlarına giriş kapısını, bebeğin doğduğu "doğum kanalından" çıkış kapısını oluştururlar. Dış genital organlara topluca vulva adı verilir. Resim: dış genital organların karşıdan bakıldığında görüntüsü

30 druzman@mynet.com Kadın dış genital bölgesinin genel yapısı
Vulva, kadın dış genital bölgelerine karşıdan bakıldığında üstte "çatıyı" oluşturan leğen kemiklerinin birbiriyle orta hatta birleştiği bölgenin oluşturduğu kabarıklık olan pubis tepesi, altta anüs ve yanlarda büyük (dış) dudaklar adı verilen yapılarca sınırlanan bölgedir. Pubis tepesi cilt ve altında yağ dokusu içerir, üzeri genital kıllarla kaplıdır. Pubis tepesinin hemen altında klitoris bulunur. Dış genital organların bir tabaka altında kadının doğum yapmasında, idrar ve dışkı çıkışı gibi işlevleri istemli olarak yürütmesinde önemli yeri olan kaslar bulunur. Bu kaslara topluca pelvis tabanı kasları adı verilir. Dış (büyük) dudaklar Dölyolu (vajina) girişini sağlı sollu örten cilt kıvrımlarının dışta yer alanlarıdır. Dış dudaklar önde genital kılların olduğu pubis tepesinde, arkada ise anüsün hemen üstünde birleşirler. Üzerleri genital kıllarla kaplıdır ve cilt altında yağdokusu içerirler. İç (küçük) dudaklar Sağlı sollu dış dudakların iç yüzlerinde yer alan, klitorisin üst kısmından vajina girişinin altına uzanan kıvrımlı yapılardır. İdrar deliği ve vajina girişinin etrafını sararlar. İç dudaklar normal şartlarda bacaklar kapalıyken görünmezken bazı kadınlarda dış dudaklardan daha geniş olduklarından dışarı taşabilirler. Kılla kaplı değildirler ve ciltaltı yağdokusu içermezler. Vajina girişi İç dudakların devamında yer alan ve kızlık zarına kadar devam eden 1-2 santimetrelik bir kısımdır. Kızlık zarı yırtıldıktan sonra vajinayla birleşir.

31 druzman@mynet.com . Kızlık zarı
Latince'de hymen ("himen" okunur) olarak adlandırılan bu yapı, ince olmasına karşın nispeten esnektir ve ortasında bir veya daha fazla sayıda delik içerir. Her kadında farklı yapıya sahip olmasına karşın, genellikle ilk ilişki esnasında hafif bir kanamayla yırtılır ve böylece vajina girişiyle vajinanın birleşmesini sağlar. Kızlık zarının kadın genital organlarını enfeksiyondan koruduğu söylense de, ortasında adet kanamasının akmasını sağlayacak deliği veya delikleri olan bu yapının bakterilerin geçişini nasıl engellediği açıklanamadığından, bu işlevi tartışmalıdır. Klitoris Erkekteki penis başının kadındaki karşılığıdır. Klitoris hemen pubis tepesi altında yer alan bir yapıdır ve üstte ve yanlarda iç dudaklarla çevrilidir. Klitorisin hemen alt kısmında idrar deliği, idrar deliğinin altında ise vajina girişi bulunur. . Klitorisin dıştan görünen düğme şeklindeki parçasının yanında vulvanın içine tümüyle gömülü şekilde yanlara doğru uzanan iki kolu vardır ve bu haliyle klitoris gerçekte Y şeklinde bir yapıdır.

32 Klitoris cinsel ilişki esnasında aynen erkeğin penisi gibi sertleşebilme özelliğine sahiptir. Kan damarlarından oldukça zengin bu yapı kadın orgazmında önemli görevler üstlenir. İdrar Deliği (uretra ağzı) Klitorisin hemen altında, iç dudakların önde birleştiği yerde bulunan ve idrarın dışarı boşaltılmasını sağlayan idrar deliği aşağıda anlatılacak olan uretra adlı yapının son kısmını oluşturur. Perine Perine dış dudakların arkada birleştiği yerle anüs arasında yer alan bölgedir. Ciltle kaplı olan bölge ciltaltında idrar ve dışkı işlevlerinin kontrolünü sağlayan kasları barındırır. Bu kaslar doğum eylemi esnasında mümkün olduğunca gevşeyerek bebeğin başının doğmasına izin verirler. Doğum eyleminin son aşamasına gelindiğinde bebeğin doğumunu kolaylaştırmak amacıyla perineye yapılan kesiye epizyotomi (doğum kesisi) adı verilir. Bu kesinin amacı bebek doğarken bu bölgenin yırtılmasını ve altta bulunan perine kaslarının zarar görmesini engellemektir. Vulvada bulunan salgı bezleri Dış genital bölgenin kurumasını önlemek ve cinsel ilişkide gerekli kayganlaşmayı sağlamak işlevini yürüten birkaç adet salgı bezi vardır. Bunlar arasında en önemlileri idrar çıkış deliğinin yanlarında yer alan Skene bezleri ve vajina girişinin yakınında sağlı sollu yer alan Bartholin ("bartolin" okunur) bezleridir.

33 druzman@mynet.com Makat (anüs)
Makat kalın bağırsağın son kısmıdır ve depolanan dışkının dışa atılmasını sağlar. Bu yapının vajinaya ne kadar yakın olduğuna dikkat edin. Bu anatomik yakınlık nedeniyle kalın bağırsaktan dışkılama esnasında gelen bakteriler vajinayla yakın temasta olurlar ve enfeksiyon tehlikesi oluştururlar. Kadınların tuvalet sonrası temizlikte dikkat etmeleri gereken çok önemli bir kural vardır: Temizlik arkadan öne (anüsten vajinaya) doğru değil, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Zira arkadan öne temizlik kalın bağırsak bakterilerinin vajinaya ve buradan da uretra ağzına bulaşmasına ve bu bölgelerde sık sık enfeksiyonlar yaşanmasına neden olabilir. Kızınıza tuvalet eğitimi verirken de bu kuralı öğretmeyi ihmal etmeyin.

34 İÇ GENİTAL ORGANLAR .

35 İç genital organlar penisi içine kabul eden vajinayla başlar, rahim içine giriş kapısı olan ve aynı zamanda sperm için bir depo görevi üstlenen rahimağzıyla , bebeğin büyüyerek geliştiği ve gebe olunmayan dönemlerde adet kanamasının oluştuğu rahim ile devam eder, buradan sağlı sollu rahimin her iki yanında boynuz gibi yer alan Fallop tüplerine uzanır ve her bir Fallop tüpü, uçlarında bulunan saçaklarıyla yumurtalıklarla yakın temas eder. Vajina Vajina, vajina girişiyle başlayan ve uç kısmında rahimağzının yer aldığı boru şeklinde ve yaklaşık 10 santimetre uzunluğunda bir yapıdır. Vajina girişinde bulunan salgı bezleri ilişki esnasında vajina girişi ve vajinanın kayganlaşmasını sağlar. Normalde ön-arka duvarları birbiri üzerine katlanmış olarak duran bu yapı, doğum eyleminde doğum kanalının yumuşak kısmının yapısında yer alır ve bebeğin başının geçmesine müsaade edecek kadar esner. Uretra İdrarın depolandığı mesanenin devamında yer alan bu boru şeklindeki yapı idrar boşaltım sisteminin son basamağını teşkil eder. Uretra kadında erkekten çok daha kısadır. Bu kısalık ve genital sistemin vajina ve anüse yakınlığı, kadınlarda idrar yolu enfeksiyonlarının daha sık yaşanmasına neden olur. Yine ilk cinsel deneyimlerini yaşayan kadınlarda ilişkinin verdiği "tahriş", ilişki sonrasında sık idrara çıkma, idrarı zor yapma, idrarı boşaltamamış olma hissinin yaşanmasına neden olabilir.

36 RAHİMAĞZI druzman@mynet.com
Rahimağzı spermler için rahim içine giriş ve doğumda bebek için rahimden çıkış kapısıdır. Vajinanın devamında yer alır. Rahimağzı kanalında yer alan salgı bezleri gebeliğe elverişli günlerde spermlerin geçişini kolaylaştıran, gebeliğe elverişli olmayan günlerde bu geçişi zorlaştıran salgılar üretir. Rahimağzı salgıları ayrıca vajinadan rahim içine bakterilerin girişini engeller. Normal şartlarda sert bir koni biçiminde ve birkaç milimetre açıklığında olan bu yapı doğum eylemi esnasında yumuşar, RAHİMAĞZI incelir (bu incelmeye "silinme" denir) ve yaklaşık 10 santimetre açılarak bebeğin çıkmasına izin verir.

37 RAHİM. druzman@mynet.com
Rahim (uterus), ucunda rahimağzı bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan armut şeklinde bir yapıdır. Rahim içindeki boşlukta rahim iç tabakası (endometrium) yer alır. Rahim gebe olunmayan dönemde mandalina büyüklüğünde sert bir yapıdır ve ağırlığı yaklaşık 60 gramdır. Gebelikte rahim yaklaşık 3 kilogramlık bir bebeği içinde taşıyacak şekilde büyür ve doğum eylemi başladığında güçlü kaslarının kasılmasıyla, rahimağzının da gevşeyerek açılmasıyla bebeğin doğması sağlanır Rahimin bilinen tek işlevi doğmamış bebeğin gelişmesini sağlayacak ortamı oluşturmak, bebeği dıştan gelebilecek darbelerden korumak (bu işlevi amniyos sıvısıyla elele yürütür) ve doğum eyleminde kasılarak bebeği dış dünyaya çıkarmak için anne adayının ıkınmalarıyla birlikte gerekli itici gücü oluşturmaktır. Menopoza giren bir kadında rahimin görevi de tamamlanmıştır ve boyutları giderek ufalır.

38 RAHİM BOŞLUĞU VE RAHİM İÇ TABAKASI (ENDOMETRİUM)
Rahimin içinde yer alan boşluk rahim iç tabakasıyla kaplanmış durumdadır. Döllenmiş yumurta hücresi Fallop tüplerinden geçerek endometriuma ulaştığında burada en "verimli" bulduğu bölgeye yerleşir ve çoğalmaya ve gelişmeye başlar. Rahim iç tabakası her adet döngüsünde yenilenir ve gebelik oluştuğunda embriyo rahim boşluğunda gelişimini sürdürür. Gebelik gerçekleşmediğinde bu tabaka yeniden oluşturulmak üzere rahimağzı yoluyla vajinaya, buradan da dış ortama atılır. Kanamayla beraber olan bu sürece adet kanaması adı verilir.

39 HÜCRESEL FARKLILIKLAR.
Rahim iç tabakası, rahimağzı kanalı ve vajina yakın komşulukta olmalarına rağmen mikroskopik özellikleri belirgin olarak birbirinden farklı yapılardır. Rahim iç tabakası ve rahimağzı kanalı hücreleri daha çok salgı yapıcı özellikler taşırlarken, vajina hücreleri daha çok sağlamlık ve travmalara dayanıklılık açısından gelişmiş ve çok katlı yapıya sahip hücrelerdir

40 KADIN İÇ VE DIŞ GENİTAL ORGANLARININ ANATOMİSİ

41 KADIN İÇ VE DIŞ GENİTAL ORGANLARININ ANATOMİSİ

42 Yukarıdaki resimde kadın iç genital organlarının boyuna kesitinin bir resmi yer almaktadır.vagina dış cinsel organları içeride uterus(rahim)ile birleştiren 8-9 cm uzunluğunda esnek bir kanaldır.bu kanalın ön ve arka duvarları doğum yapmamışlarda temas halindedir.vagina yüzeyini örten hücre tabakası seks hormonlarına duyarlıdır.kendi salgısı yoktur ama cinsel uyarı sırasında hücreler arasından sızan sıvıyla ıslaklığı artar.vagina içinde normal halde yasayan,başka mikropların üremesini engelleyen bazı mikro organizmalar vardır.bunlara döderleine basilleri denir.vaginayı döşeyen hücreler bir zaman sonra dökülmektedir.bu hücrelerin dökülmesiyle içerdiği glikojen(bir çeşit şeker) bazı mikroorganizmalar(döderleine basilleri) tarafından gıda olarak kullanılır(parçalanır).basiller vagina ortamını bu sayede laktik asit üreterek asitleştirirler.bu da başka mikroorganizmaların üremesini engeller.(biyolojik savunma ortamı oluşur)vagina üst kısımda rahim ağzıyla birleşir.arka ve önde fornix dene cepler oluşturur.bu cepler cinsel ilişki sırasında meninin göllenip biriktiği yerlerdir.vagina adet kanının(menstruasyon) dışarı atılmasını,doğumda bebeğin geçmesini sağlayan bir organdır.ayrıca cinsel ilişki sırasında penisi içine alır.1/3 dış kısmının çevresi istemli kaslarla çevrilmiştir.rahim(uterus)kadın kalça kemiğinin ortasında baş aşağı duran armut biçimli bir organdır.önden arakaya yassıdır.duvarları kalın birkaç tabaka kastan oluşmuştur.içi boştur.iki kısımdan oluşmuştur.cervix denen boyun kısmı vagina içine girmiştir.cervix içinde kadınların doğal akıntılarının çoğunu oluşturan salgı yapan bezler bulunur.corpus denen gövdesi yukarıda öne eğilmiş biçimde idrar kesesine(mesane) yaslanır.8x6x4 cm boyutlarındadır.duvar kalınlığı 1-2 cm dir.ağırlığı grdır.rahmin içi endometrium denen her ay adet kanaması ile atılan bir hücre tabakası ile örtülüdür.yukarıda iki yanda ise fallop tüpleri denen kadında yumurtanın yumurtalıktan rahime taşınması ile görevli yapıyla birleşir.rahim sıkı bağlarla yerinde sabitlenmiş olmasına rağmen bir miktar hareket edebilir.

43 üstlenmiştir.iç yüzeyini döşeyen epitelin salgıladığı salgılar yumurtanın beslenmesinde önem taşır.tüplerin uç kısımları saçaklı yapıda olup(fimbria) yumurtanın yakalanmasında önemlidir.yumurtalıklar hem rahme hem de leğen kemiklerine asılı duran 3.5x2.5x1 cm ebadında iki organdır.ergenlik döneminden itibaren salgılanan seks hormonlarının etkisiyle her ay bir(genellikle bir)yumurta hücresinin olgunlaşıp atıldığı organlardır. . Fallop tüpleri cm uzunluğunda rahime üstten bağlanan sağlı sollu iki yapıdır.şekilde görüldüğü üzere 3 bölümden oluşmaktadır.içini döşeyen epitelin üzerindeki tüycükler ve kendi peristaltik kasılma hareketleri ile içine aldığı yumurtanın rahime ulaştırılma görevini

44 Sağ yandaki resimde kadın dış genital(cinsel) organının(=vulva) resmini görüyorsunuz.1-labium major(büyük dudaklar)2-labium minor(küçük dudaklar) 3-klitoris(bızır) 4-uretra(idrar deliği) 5-vagina(kılıf)girişi 6-hymen(kızlık zarı)7-perine 8-anüs(makat)/////mons pubis kasık kemiği(os pubis)üzerinde karnın alt kısmında toplanmış deri altı yağ dokusunun yaptığı kabarık kısımdır.ergenlik çağında kıllarla örtülür.tüylenme kadınlarda tabanı yukarıda olan üçgen şeklinde olur.büyük dudakların da dış kısımları kıllarla örtülüdür.iç kısımları tüysüz olup ter ve yağ salgısı yapan bezlerce zengindir.genç kızlar ve doğum yapmamışlard iç yüzleri birbirine değer.küçük dudaklar büyük dudakların arasında iki deri kıvrımı olup kıl içermezler.yukarıda ikiye ayrılıp üsttekiler klitorisin üstünü örter altta birleşenler ise klitorisin altını tesbit eder.alta doğru yeniden birleşip vagen girişini çevrelemiş olurlar.iç kısımlarında (1/3 arkaya doğru) bartholin bezleri dediğimiz gri beyaz yapışkan salgı yapan salgı bezleri . bulunur.buraları gonore ve trikomonas gibi mikroorganizmalar için istenmeyen bir sığınak yeri olabilir.klitoris,üstü ve altını küçük dudakların çevrelediği duyarlı sinir hücrelerinden zengin küçük bir organdır.cinsel uyarılma esnasında içindeki süngerimsi cisimciklerin kanla dolmasıyla sertleşir.erkekteki penisin benzeridir.küçük dudakların tabanı altında gene cinsel uyrıyla kanla dolan süngerimsi yapı içeren bulbus vestibuliler bulunur

45 Sol yandaki vulva resminde a-perine b-küçük dudakları c-üretra f-klitoris örtüsü g-klitoris başı k-vagina grişi l-kızlık zarı m-makat'ı göstermektedir.diğer harfler detaylı tıbbi bölgeleri göstermekte olduğu için isimleri verilmemiştir.////üretra idarın dışarıya atıldığı yerdir.klitorisin yaklaşık 1cm kadar altındadır.üretranın hemen yanlarında (iki yanında) skene bezleri denen küçük salgı bezlerinin dışa açılan ağızları bulunur.kızlık zarı küçük dudakları gerince dış idrar yolunun altında vagina girişini çevreleyen bir mukaza(ince deri gibi) kıvrımıdır.anatomik yapısı değişkendir.tam kapalı olanları bile olabilir.bu durumda adet kanamasının dışarı atılması engellenmiş olur ki bu durum tıbbi müdahale gerektirir.ilk cinsel ilişkiyle veya vaginaya sert,vagen grişinden daha büyük bir cismin sokulmasıyla yırtılır.(=deflorasyon).kızlık zarının esnek yapıda veya zar . kısmının az olduğu durumlarda yırtılma olmayabilir.kızlık zarını bir şeye benzetmek gerekirse=ağzınıza aynada bakınız.üst dudağınızı diş etlerinize bağlayan bir et kıvrımı göreceksiniz.işte kızlık zarı da buna benzer esneklik,kıvam ve inceliktedir.içinde ince kılcal damarlar bulunduğu için(bütün vücut yapıları gibi) yırtılınca az miktarda kanama olur.kanama olmaması kişinin bakire olmadığının delili olamaz.bakirelik(kızlık zarı muayenesi)yalnızca bunda uzmanlaşmış kişiler tarafından yapılır ve anlaşılır.

46 KIZLIK ZARI I

47 KIZLIK ZARI NEDİR?. druzman@mynet.com Kızlık zarı nedir?
Kızlık zarı doğa tarafından vajenin giriş kısmına yerleştirilmiş olan ve adet görünceye kadar vajeni ve rahmi dışarıdan gelebilecek mikroplara karşı koruyan bir oluşumdur. Yapısı nedir? Kızlık zarı ,mukoza dediğimiz ağız içi yapısına benzeyen bir yapıya sahiptir. Herkesde kızlık zarı varmıdır? Bazı kadınlarımızda doğuştan bulunmayabilir. Kızlık zarı nerededir? Kızlık zarı vajina (dölyolu) girişinde yaklaşık 1-2 cm. içeridedir. Herkesin kızlık zarı aynı mıdır? Hayır, kadından kadına çok büyük farklılıklar gösterebilmekle beraber belli başlı altı-yedi çeşide ayırabiliriz.

48 druzman@mynet.com . annuler kızlık zarı yani;
HALKA ŞEKLİNDE KIZLIK ZARI en sık rastlananıdır.

49 druzman@mynet.com . semilunar kızlık zarı, yani;
 YARIM HALKA veya  ESNEK ZAR  olarak bilinen bilinen kızlık zarı. zarın dıştan içe kalınlığı fazla olmadığı için genelde ilişki sırasında yırtılmaz. Ancak doğum sırasında yırtılır.

50 PERDELİ veya BÖLMELİ KIZLIK ZARI
. septalı kızlık zarı, yani; PERDELİ veya BÖLMELİ KIZLIK ZARI

51 druzman@mynet.com . cribriformis kızlık zarı, yani;
DELİKLİ veya ELEK TARZINDA KIZLIK ZARI, bu tip kızlık zarlarının ilişki esnasında yırtılması biraz daha fazla acılı ve zordur.

52 SAÇAKLI AÇIKLIĞI OLAN KIZLIK ZARI
. fimbriatus kızlık zarı, yani; SAÇAKLI AÇIKLIĞI OLAN KIZLIK ZARI

53 druzman@mynet.com . carnosus kızlık zarı, yani;
ETLİ KIZLIK ZARI    ( kalınlığı fazla olan) bu kızlık zarı da ilişkide kolay kolay yırtılmayan ,bazen bizim ufak bir cerrahi müdehale yapmamızı gerektiren ,bazende kanaması çok fazla olabilen tipte kızlık zarıdır

54 imperfore kızlık zarı, yani;
. imperfore kızlık zarı, yani; KAPALI KIZLIK ZARI, bu zarda hiç bir açıklık bulunmamaktadır. İlk adet görmeyle beraber problem başlayacak,adet kanı dışarı akamayacağı için şiddetli bir ağrı şikayeti olacak ve sonuçta bu zar üzerinde adet kanının dışarı akmasını sağlayacak kadar bazı delikler hekim tarafından açılacak ve kişi rahatlayacaktır. Bu yapılan işlem kişinin cinsel ilişkide kanamasına mani olmaz.

55 druzman@mynet.com Kızlık zarı ilişki dışında ne zaman yırtılır?
İlişki dışında bazen uzakdoğu sporu ,jimnastik gibi aktif ve normalin dışında bacak açma hareketi yapanlarda, kaza ve bazen düşmelerde yırtılabilir. Yırtılan kızlık zarı sonra tekrar iyileşirmi?Kapanırmı? Hayır,farklı bir yapıya sahip olan kızlık zarının yırtılan kısımları hiç bir zaman tekrar birleşmez. Masturbasyon yaparken yırtılabilirmi? Eğer içinize bir şey sokmadan sadece sürtünme yoluyla masturbasyon yapıyorsanız  yırtılmaz. Kızlık zarı parmak girmesinden zarar görürmü? Bu kızlık zarının tipine bağlıdır,bazı kızlık zarına hiç bir şey olmayacağı gibi,bazılarıda yırtılabilir. İlk ilişkide çok acı verirmi? Genelde bu sizin partnerinizle ne kadar uyum içinde olduğunuza ve kızlık zarının tipinede bağlı olmakla beraber yavaş hareket edilecek olursa fazla bir acı vermez. Ya yırtılmazsa? Yırtılmazsa bir jinekolog tarafından uyuşturularak size hiç bir şey hissettirilmeden açılabilir.

56 İlk ilişkide kızlık zarının acısından çok korkuyorum,ne yapabilirim?
Eşinizle anlaşarak bir jinekoloğa giderseniz,o bunu uyuştururarak size hiç bir şey hissettirimeden açabilir. Çok kanarmı ? Hayır,pembe renkli (vajen salgıları ile karıştığı için kanın rengi açılır)  bir kaç damla kan gelebilir. Ya kanama durmazsa? Çok kalın kızlık zarlarında bazen olabilmektedir,doktora müracaat ederseniz o gerekli müdahaleyi yaparak kanamayı durduracaktır. Kızlık zarı tamir edilir mi ? dikilir mi? Evet,kızlık zarı dikilir. Dikilen bir kızlık zarı yüzde yüz kanarmı? Evet dikilen bir zar yüzde yüz kanar.

57 Kızlık zarı dikilmesi için ilişki sayısının veya ne kadar süredir ilişkiye girildiğinin önemi varmıdır? Hayır yoktur,çocuk doğurmuş kadınlarda dahi bu kızlık zarı tamir edilir. Kızlık zarı dikişi acırmı? ne kadar sürer?nasıl bir ameliyattır? Hayır acımaz, siz uyutularak veya o bölge uyuşturularak yapılır,10 ila 30 dakika arasında sürer,operasyondan sonra rahatlıkla yürüyebilir veya çalışabilirsiniz.hiç kimse sizin böyle bir operasyon geçirdiğinizi anlamaz. Kızlık zarımı kendim kontrol edebilirmiyim? Hayır ,uygun pozisyonu aldığınızda ayna yardımı ile görebilirsiniz fakat tıbbi bilginiz yetersiz olduğu için yorum yapamazsınız. Kim kontrol edebilir? Bir kadın doğum uzmanı bu konuda size yardımcı olacaktır Kontrol sırasında acırmı? veya zarar gelebilirmi? Hiç bir acı hissetmeyeceğiniz gibi,hiç bir zararda gelmeyecektir. Bu sayfa içeriği Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Jinekolog Op Dr Cenk Kiper tarafından hazırlanmıştır...

58 KIZLIK ZARI II.

59 KIZLIK ZARI II.. druzman@mynet.com
KIZLIK ZARI(=Hymen) Hemen hemen tüm kadınlarda varolan vagen girişini kısmen kapatan bir mukazal doku katlantısıdır. Eski yunanlılarda evlik yada düğün tanrısına HYMENAOUS DENİRDİ. Ayrıca düğün günü gelinin götürülmesi sırasında söylenen şarkılara da aynı isim verilmiştir. Evliliğin ilk gecesi kızlık zarı bu tanrıya adandığı için bu ismin verildiği söylenmektedir. Anatomi sayfalarında söylediğim gibi ağızda üst dudağın altında bulunan,üst dudakla üst dişlerin üst-ön kısmını birleştiren bağlantı dokusu gibi bir yapıdır.Dilinizle yoklayınca hissedebilirsiniz. Bu mukoza katlantısına Kızlık halkası, bekaret zarı, kızlık perdesi gibi isimler de verilmektedir.Ne işe yaradığı fizyolojik olarak tam anlaşılamamakla beraber bazı yazarlara göre erişkinlik dönemine kadar iç cinsel organları enfeksiyonlara karşı bir koruma mekanizması olduğu düşünülmektedir

60 Sağdaki resimlerde ise ençok rastlanılan halka şeklindeki açıklığı olan annuler=yüzük şeklindeki hymen ve az görülen delikli yapıdaki hymen ile daha nadir rastlanılan hiç deliği olmayan hymen görülmektedir.Deliksiz olanları adet kanının dışarıya atılmasını engellediği için bazı rahatsızlıklara sebeb olur.Bu nedenle küçük bir cerrahi işlemle ufak bir delik açılması adet kanının boşalamamasına bağlı iç organların zarar görmesini engelleyici bir tedavi şeklidir.Böyle bir tedaviden sonra ilk gece kanaması gene oluşacaktır. . Kızlık zarı ilk cinsel ilişki esnasında veya vagene sert bir cismin sokulmasıyla serbest kenarlarından yırtılır.Ne ile yırtıldığının bilinmesi mümkün değildir.Jimnastik hareketleri,düşme ve çarpmalarla yırtılması kolay kolay mümkün değildir.Bu yırtığın serbest kenarları yeniden epitelize olmaz scar dokusu denilen bağ dokusu oluşumu ile kendilğinden iyileşir. Ancak serbest kenarlar ucuca getirilse de aynı şekilde birleşmediği için yırtık kalıcıdır.Geri dönüşü yoktur.kızlık zarının iyileşmesi 7-10 gün sürer.Bu esnada muayene yapılırsa yırtığın yeni olduğu söylenebilir.

61 Ama bundan sonra yani iyileşme tamamlandıktan sonra yapılan muayenelerde 7 gün mü? 70 gün mü? yada 7 yıl önce mi? yırtıldığını söylemek imkansızdır.Yapılan muayenelerde kızlık zarının yırtılan serbest kenarları bu bağ dokusu oluşumu nedeniyle gümüşi gri renkte gözükür.Halbuki sağlam hymende renk pembe-kırmızıdır.Kızlık zarı muayenesi bu konuda uzman bir doktor tarafından yapılabilir.Kişilerin kendi kendine bu durumu anlaması mümkün değildir. İçeriye birşey sokulmadan ovalama ya da sürtünme şeklinde yapılan masturbasyonla kızlık zarı bozulmaz.Parmak sokulmaya çalışılırsa zarın yapısı müsait değilse bozulabilir. Vücudun diğer yapılarında olduğu gibi bir mukoza yırtığı olması nedeniyle yırtılnca kanama olur.Bu yırtılma esnasında bir miktar acı hissedilse de bir tarafımızı hafifçe kestiğimiz zaman duyulan acıdan fazla değildir.Bu kanama kişiden kişye değişmekle beraber fazla değildir(birkaç damla).Fazla kanamalar söz konusu olursa uzman bir doktora göstermekte fayda vardır. RESİMLER F.NETTER M.D DEN ALINMIŞTIR. .

62 Kızlık zarı muayenesi birkaç dakika süren acısız bir işlemdir
Kızlık zarı muayenesi birkaç dakika süren acısız bir işlemdir.Yandaki resimde görüldüğü gibi çabuk bir şekilde ,görülerek yapılır. Kızlık zarı her ne şekilde olursa olsun tamir edilebilir.Yani dikilebilir.Bu işlem dk kadar süren lokal anestezi ile (sadece o kısmın uyuşturulduğu) yapılır.Doğum yapmış kadınlarda bile tamir yapmak mümkündür. Dikildikten sonra ilk ilişkide kanama olur. Nasıl bir yöntem kullanıldığına bağlı . olarak bu tamir işleminin ne zaman yapılması gerektiğine dıoktorunuz karar verir.(yani evlenmeden birkaç gün önce yada aylar önce gibi)Kızlık zarı dikildikten sonra bunu adli tıp uzmanları yada kadın doğum uzmanları bilebilir.Başka kimsenin anlaması mümkün değildir.Bu operasyon sonrası rahatça yürüyebilir ve işinizin başına dönüp hemen çalışabilirsiniz.Doktorunuzun vereceği birkaç basit tavsiye dışında başka bir şey yoktur

63 Yandaki resimde gerçek bir fotoğraf görülmektedir
Yandaki resimde gerçek bir fotoğraf görülmektedir.BU fotoğrafta küçük dudakların açılması ve hafifçe gerilmesi ile kızlık zarının vagen girişinde ortaya çıktığı görülmektedir.

64 CİNSEL YÖNELİM NEDİR ?

65 druzman@mynet.com CİNSEL YÖNELİM NEDİR ?
Cinsel yönelim, cinselliği oluşturan dört unsurdan biridir. Diğer üçünden belli bir cinsiyetteki (gender) bireye karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekimle ayrılır. Cinsellikle ilgili diğer üç unsur da biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet (gender) kimliği (erkek ya da kadın olmaya ilişkin psikolojik duyum) ve sosyal cinsiyet rolü (eril ya da kadınsı davranışları belirleyen kültürel normlara uyum). Tanınmış üç cinsel yönelime göre; kişinin kendi cinsiyetinden birine yönelmesi eşcinsellik, kişinin karşı cinsiyetten birine yönelmesi karşıcinsellik, kişinin her iki cinsiyete de yönelmesi biseksüelliktir. Eşcinsel yönelimli bireyler kimi zaman “gay” (hem kadın hem erkekler için kullanılır) ya da “lezbiyen” (sadece kadınlar için) olarak adlandırılırlar. Cinsel yönelim, duyguları ve kendilik kavramını (self-concept) içerdiği için cinsel davranıştan farklıdır. Bireyler davranışlarıyla cinsel yönelimlerini ifade edebilecekleri gibi etmeyebilirler de. Bireyin Cinsel Yöneliminin Nedenleri Nelerdir ? Bilim insanları tarafından, bir bireyin cinsel yöneliminin nasıl geliştiği henüz anlaşılmamıştır. Farklı teoriler cinsel yönelimin nedenleri için farklı kaynaklar önermiştir; genetik ya da doğuştan gelen hormonal etkenler ve erken çocukluk döneminde yaşanılanlar gibi ... (Buna karşın birçok biliminsanı, cinsel yönelimin erken yaşlarda biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin etkileşimiyle şekillendiği düşüncesini paylaşırlar.)

66 druzman@mynet.com Cinsel Yönelim Bir Seçim midir ?
Hayır. Çoğu insan için cinsel yönelim ergenlik döneminde (adolescence) hiçbir cinsel deneyim olmadan ortaya çıkmaktadır. Buna ek olarak, kimi bireyler cinsel yönelimlerini eşcinsellikten karşı cinselliğe çevirmek için yıllar boyunca hiçbir başarı elde edemeden uğraştıklarını ifade ederler. Bu nedenlerden dolayı psikologlar, cinsel yönelimi isteğe bağlı olarak değiştirilebilen bilinçli bir seçim olabileceğini düşünmezler. Eşcinsellik bir Zihinsel Hastalık mıdır ya da Duygusal bir Problem midir ? Hayır. Psikologlar, psikiyatristler ve diğer sağlık uzmanları, eşcinselliğin hastalık, zihinsel bozukluk ya da duygusal bir problem olmadığında hemfikirdirler. 35 yıldan beri yapılan yansız araştırmalar eşcinsel yönelimle duygusal ya da sosyal problemler arasında herhangi bir bağın olmadığını göstermiştir. Geçmişte eşcinsellik hakkında bilgi, terapi görmekte olan lezbiyen ve gaylerden elde edildiği için toplum ve zihinsel hastalık uzmanları eşcinsellik ile ilgili taraflı ve gerçekdışı düşünceleri savundular. Ne zaman ki araştırmacılar terapi görmeyen lezbiyen ve gaylerden gelen bilgileri değerlendirdiler, eşcinselliğin zihinsel bir hastalık olduğu görüşünün yanlış olduğunu anladılar. Amerikan Psikiyatri Birliği 1973 yılında yeni araştırmaların önemini tüm zihinsel ve ruhsal hastalıkları içeren resmi el kitabından “eşcinsellik” terimini çıkartarak onayladı yılında ise Amerikan Psikoloji Birliği bu değişikliği destekleyen bir karar çıkarttı. Kimi insanlar eşcinsel yönelim ile zihinsel hastalıklar arasında bir bağ kurarak onları hasta olarak damgalamaktadırlar. Bu iki birlik ise, tüm zihinsel ve ruhsal hastalıkları uzmanlarını, bunun gerçekdışı olduğunu ifade etmeleri konusunda zorlamaktadır.

67 . Eşcinselliğin bir zihinsel bozukluk olarak sınıflandırılmamasından bu yana, yapılan yeni araştırmaların bulgularıyla iki birlik tarafından bu düşünce güçlendirilmiştir. Lezbiyen ve Gayler iyi Ebeveyn Olabilirler mi ? Evet. Eşcinsel ve karşı cinsel ebeveynlerce yetiştirilen çocukların karşılaştırıldığı çalışmalar sonucunda iki guruptaki çocuklar arasında zeka, psikolojik uyum, sosyal uyum, arkadaşlarıyla iyi ilişkiler kurma, toplumsal cinsiyet rol kimliklerin gelişimi ya da cinsel yönelimin gelişimi bakımından hiçbir fark bulunmamıştır. Eşcinsellikle ilgili bir diğer stereo tip de eşcinsel erkeklerin çocuklara cinsel taciz etme eğilimlerinin karşı cinsel erkeklerden daha fazla olduğu düşüncesidir. Eşcinsellerin, karşı cinsellerden daha çok, çocuklara cinsel tacizde bulundukları hakkında hiçbir kanıt yoktur. Neden kimi lezbiyen ve gayler cinsel yönelimlerini başkalarına açıklıyorlar? Çünkü bu yönlerini diğerleriyle paylaşmak, zihinsel sağlıkları için önemlidir. Lezbiyen ve gayler için açılma olarak tanımlanan kimlik gelişimi sürecinin psikolojik uyumla (adjustment) sıkı bir bağlantısı vardır. Gay ve lezbiyen kimliği ne kadar olumlu olursa, kişinin zihinsel sağlığı ve kendine güveni de o kadar iyi olacaktır. Kimi gay ve lezbiyenler için açılma (coming- out) süreci neden zordur ? Yanlış stereotipler ve önyargılar lezbiyen ve gayler için açılma sürecini duygusal problemlerin yaşanabildiği zorlu bir süreç haline getiriyor. Lezbiyen ve gayler, kendi cinslerinin çekiciliğinin farkına varmaya başladıklarında kendilerini farklı ve yalnız hissederler.

68 Ayrıca aile, arkadaşlar, çalışma arkadaşları ve dinsel kurumlar tarafından reddedilme olasılığı da korkutucudur. Bunlara ek olarak, eşcinseller ayrımcılığın ve şiddetin de daima hedefi olmuşlardır. Şiddetin ve ayrımcılığın tehdidi de gay ve lezbiyenlerin gelişiminin önünde önemli bir engeldir. 1989’ da yapılan bir ulusal araştırmada gaylerin %5’ inin, lezbiyenlerin ise %10’ unun gay ve lezbiyen olmalarıyla ilişkili olarak fiziksel saldırıya ve tecavüze uğradığı, %47’ sinin ise yaşamları sürecinde ayrımcılığa maruz kaldıkları saptandı. (Diğer araştırmalar da buna benzer yüksek oranda ayrımcılığı ve şiddeti saptamışlardır.) Lezbiyen ve gaylere karşılaştıkları önyargılar ve ayrımcılıkla mücadelelerinde yardım etmek için ne yapılabilir? Lezbiyen ve gaylere karşı olumlu bir tavrı benimseyenlerin çoğu bir ya da daha çok gay ve lezbiyen tanıdıklarını söylerler. Bu yüzden, psikologlar bir grup olarak gay ve lezbiyenlere karşı olumsuz tavrın onlarla birebir yaşanılanlardan değil stereo tiplerden ve önyargılardan kaynaklandığını düşünürler. Bununla birlikte, diğer azınlık gruplarında olduğu gibi ayrımcılığa ve şiddete karşı korunma çok önemlidir. Bazı eyaletler kişinin cinsel yönelimini temel alan şiddeti farklı olana karşı duyulan nefretin doğurduğu suçlar olarak görürler ve sekiz Amerikan eyaletinde cinsel ayrımcılığa karşı yasalar uygulanmaktadır.

69 druzman@mynet.com . Terapi ile cinsel yönelim değiştirilebilir mi ?
Hayır. Her ne kadar eşcinsel eğilim zihinsel bir hastalık olmasa ve lezbiyen ve gaylerin karşı cinselliğe dönüştürme çabasında herhangi bir bilimsel bulgu bulunmasa da, bazı bireyler kendi cinsel yönelimlerini ya da başka bireylerinkini (çocukları için terapi talepleri olan aileler gibi) değiştirmek isteyebilirler. Bu çeşit terapiyi üstlenen kimi terapistler danışanlarının cinsel yönelimlerini (eşcinsellikten karşı cinselliğe) değiştirdiklerini rapor etmişlerdir. Bu raporlarda yapılan inceleme sonucunda şüphe uyandıran faktörler bulunmuştur: Bu iddiaların birçoğu zihinsel sağlık araştırmacılarından değil, cinsel yönelime ideolojik açıdan bakan organizasyonlardan gelmiştir. Ayrıca tedavi süreci ve sonuçlarının da belgelendirilmesi yetersizdir. Bunun yanında danışanın tedavi sonrası durumunun gözlem süresi de çok kısadır. 1990 yılında Amerikan Psikoloji Birliği dönüşüm terapilerinin sonuç vermediğini tam aksine yarardan çok zarar verdiğini bilimsel kanıtlarla bildirmiştir. Bireyin cinsel eğiliminin değiştirilmesi, cinsel davranışlarının değiştirilmesinden ibaret değildir. Çünkü, bu tür bir terapi kişinin duygusal ve cinsel dünyasını, duygularını değiştirmeyi, kişinin kendilik kavramını ve sosyal kimliğinin tekrar yapılandırılmasını gerektirecektir. Bazı zihinsel sağlık uzmanlarının cinsel yönelimi dönüştürme çabasında olmalarına karşın; diğerleri, hastalık olmayan ve kişinin kimliği için çok önemli olan bu kişisel özelliği değiştirme çabasının etiğini sorgulamaktadırlar. Terapi talebinde bulunan her gay ve lezbiyen cinsel yönelimlerini değiştirmek istememektedir. Gay ve lezbiyenler açılmak ve önyargılar, ayrımcılık ve şiddetle baş etmek için psikolojik yardım talebinde bulunuyorlar.

70 CİNSEL ROL VE KİMLİK

71 CİNSEL ROL VE KİMLİK druzman@mynet.com
Cinsel Istek Toplumumuzda erkeklerin seks pesinde kostuklari kabul edilir. Arkadasligi baslatmanin, kur yapmanin, hatta cinsel iliski kurma istegi içinde saldirganlasmanin, erkegin rolü olduguna inanilir. Ama örnegin New Meksiko'daki Zuni yerlileri için durum farklidir. Ilk hareket kadindan gelir. Geleneksel olarak Zuni erkegi, zifaf gecesini korku içinde titreyerek bekler. Trobriand Adalari'nda da kadin etkendir. Antropolog Bronizlaw Malinowski bu konuda söyle der: "Genel olarak, kaba ihtirastan söz edersek, kadinin daha etken oldugunu görürüz". Aile Toplumumuzda, kadini otomatik olarak anne olmaya hazirlayan kuvvetli bir annelik içgüdüsünün, kadinin içinde oldugu kabul edilir. Ama Güney Denizi'ndeki bazi adalarda çocuklarla sadece erkekler oynar. Trobriand Adalari'nda çocuk büyütme ile ilgili bütün isler, babadan beklenir. Bebegi yikamak, doyurmak, sefkat gösterip, kucaginda gezdirmek babanin görevidir. Avustralya yerlileri için baba öylesine önemlidir ki; hamilelik sirasinda baba ölmüsse, anne, yeni dogani ölüme terk eder.

72 Duygular Toplumumuzda erkegin duygularini kontrol altinda tutmasi beklenir. Erkekler, hislerini saklarlar; canlari aciyinca veya hüzünlenince aglayamazlar. Ama, Iran'da duygusuz, duyarsiz ve sezme yeteneginden yoksun erkekler, anormal ve güvenilmez olarak tanimlanirlar. Iran erkegi, geleneksel olarak, siiri mantiga yegler. Arkadaslar, toplum içinde birbirini kucaklayabilir, el ele tutusabilir (böyle bir yakinlik bizim toplumumuzda kadinlara yakistirilir), kadinlardan ise; pratik ve serinkanli olmalari beklenir. Güzellik Toplumumuzda kadinlar; makyaj malzemeleri, parfümler, mücevherat ve sik giysilerle erkege cazip görünmeye ugrasirlar. Güneybati Pasifik Okyanusu Adalari'nda ise; çiçekler takan, kokular süren erkektir. Yeni yetme delikanlar, tören giysilerini giyip süslendikleri, parfümler sürdükleri zaman, öylesine tahrik edici olduklarina inanilir ki, kadinlar onlari bastan çikartmasin diye, büyükleri tarafindan yalniz birakilmazlar. Is ve Meslek Toplumumuzda aileyi koruma ve ekmek parasini kazanma görevi, özellikle erkege verilmistir. Kadinlarin ise; örnegin, bir fizik laboratuvarinda çalismak için güçsüz ve narin oldugu is hayatinda, basarili olacak kadar kavgaci olmadiklari savunulur. Ama bazi Afrika ülkelerinde, örnegin Sengal, Gambia ve Kenya'da en agir çiftlik islerini kadinlar yapar. Hatta bu ülkelerde bir erkek, o gün agir bir is yapmissa, "Kadin gibi çalisti" denir.

73 Bati toplumlarinda, yakin zamanlara kadar kadinlarin bir meslekte basarili olmalari beklenmezdi, onlar için en iyi isin, evlenmek ve aile sahibi olmak oldugu düsünülürdü. Nijerya'da ise; bir kadinin bir sanat ögrenmesi veya ticaretle ugrasmasi olagandir. Yoruba Yerlileri'nde bir kiz, geçimini saglamadan evlenmeye hazir sayilmaz. Sonuç olarak dünyanin üçte ikisinde ticaret, kadinlarin yönetimindedir. Bu örnekler, is ve meslek konusunda kadin ve erkek arasinda kesin bir bölünmenin olmadigini gösteriyor Toplumumuzda çocuklar "kim" olacaklarini ve "neye" benzeyeceklerini çok çabuk ögreniyorlar. Dört yasindaki çocuklar üzerinde yapilan bir arastirmada, çocuklardan çogunun iki cinsiyet için yapilmis oyuncaklari dogru bir sekilde ayirabildikleri görülmüstür. Çocuklarin kiz veya erkek olarak sosyal rollerini ögrendikleri ilk yer yuvalaridir. Sonra okul, bu ilk bilgileri kuvvetlendirir. Yillardir, okutulan ders kitaplari, kadin ve erkegi kaliplastirmistir. 1970'lerde Kaliforniya'da okutulan bir kitapta, yuva ile ilgili 18 öyküden 12'sinde, anne önlüklü resmedilmistir ve görevlerinin yemek pisirmek, dikis dikmek, bulasik yikamak veya ütü yapmak oldugu belirtilmistir. Baba ise genelde isten eve dönerken resmedilmistir. Daha büyük ögrenciler için hazirlanan ders kitaplarinda da durum farkli degil. Kadinlarin çalistigi belirtilse bile, bu; sekreterlik, ögretmenlik, garsonluk veya kütüphane memurlugu gibi geleneksel mesleklerle sinirlandirilmistir. Buna karsin erkeklerin, her tür isi yapmaya uygun oldugu izlenimi verilmektedir. Kizlarin, okulda erkeklere oranla daha basarili oldugu, genel olarak bilinir. Bunun bir nedeni, bulug çagindan sonra hormonlarinda meydana gelen degisiklikler olabilir. Ama, Ann Oakley, bunu baska türlü açikliyor:

74 "Bu, büyüyünce oynayacaklari role alismaya basladiklari çagdir
"Bu, büyüyünce oynayacaklari role alismaya basladiklari çagdir. Erkek rolünde basari, kadin rolünde ise rahatlik hedeflenmistir". Yapilan arastirmalarin sonucunda kizlarin, erkeklerle yarisarak egitimlerine devam ederlerse, disiliklerini ve sevimliliklerini yitirmekten korktuklari anlasilmistir. Ayrica, yüksek kisisel basarinin, geleneksel ev kadini imaji ile ters düstügüne inanilir. Toplumumuzdaki delikanlilar da cinsel kimlikleri kaliplasarak büyürler. Birçok erkek çocugu, ev ortaminda saldirgan davranislara ve oyunlara yüreklendirilir. Futbol ve hokey gibi sporlar, siddet duygusunu güçlendirir. Ergenlik çagindaki erkek çocuklari, tehlikeli ve toplum disi olaylara cesaretle girebilirler. Bu nedenle, genç erkekler arasinda cinayet ve yaralama orani yüksektir. 21 yasinda ölen gençlerin %68'i erkektir. Daha ileri yaslarda da ne pahasina olursa olsun, basarma zorunlulugunun getirdigi stres yüzünden, kalp krizi ve felç riski erkeklerde, kadinlarin iki katidir. Özellikle maço erkekler, her türlü insani iliskiyi bir yarisa çevirirler. Is, oyun ve seks hayati daha yüksek puanlar alabilecekleri ortamlardir. Hatta daha kötüsü, adeta savas alanlaridir: "Cinsel iliski sadece sahane ve mükemmel bir sey degil, ayni zamanda öldüren bir seydir. Insanlar yatakta birbirlerini öldürürler"

75 Güney Denizleri'ndeki adalara ilk gelen Hiristiyan misyonerler, buradaki yerli halkin nasil cinsel iliskiye gireceklerini tam olarak bilmediklerini gördüler. Sabirli misyonerler, Amerikan yerlilerine, cinsel birlesme için en dogru pozisyon olarak, erkegin yukarida, kadinin ise altta oldugu pozisyonu ögrettiler. Bu, hem görüntü olarak erkegin üstün oldugu fikrini yansitmaktadir, hem de ancak üreme faaliyetine yetecek kadar az cinsel tahrike yol açmaktadir. Cinsel davranislar, bir toplumun genel yapisi ve digerleri hakkinda iyi bir fikir verir. Örnegin; Samoa halki, misyoner pozisyonunu kullanmaz. Onlarin kültüründe, kadin ve erkek, Avrupali hemcinslerine oranla daha esittir. Esitlige inaniyorlarsa, kadin niye hep altta kalsin? Bu pozisyonda, kadin, erkegin agirligi altinda ezilirken rahat hareket edemez. Iki cins de serbestçe aktif olabilse ve daha çok zevk alip, daha çok zevk verebilse daha iyi olmaz mi? Ayrica cinsel iliski kurmanin asil maksadi bu degil mi? Bu, nerede oldugunuza baglidir. Cinsel iliskiler, sosyal iliskilerle sekillenmistir. Erkek ve kadinin karsit olarak kabul edildigi kültürlerde genellikle iki cinsel kod vardir. Bu çifte standart, iki cins arasindaki güç dengesinin hangi yönde agir bastigini göstermektedir. Arap dünyasinda, erkek tarafi agir basmaktadir. Araplar, kadinlarin cinsel yönlerinin daha kuvvetli olduguna inanmalarina karsin, zengin bir erkegin dört kadinla evlenmesine izin verirler. Böylece, birçok toplumsal gerginlik meydana gelmis olur.

76 Erkekler, kadinin cinselligi kontrol altinda tutulmazsa, olusturduklari toplumun ve aile yapilarinin bozulacagindan korkmaktadirlar. Sonuç olarak, Arap kadini tamamen tecrit edilir. Hatta, yer yer amaçla bazi yollar kullanilmaktadir: Klitorektomi: Kadin sünneti. Bu uygulamada genç kizlarin klitorisi kismen veya tamamen yapilan bir ameliyatla alinir. Infibulasyon: Kadin cinsel organindaki dis dudaklar birbirine dikilmekte, böylece mesru olmayan cinsel iliskiye engel olunmaktadir. Yakin tarihlere kadar, Arap kadinlarinin tahminen %90'i, cinsel duyarliliklarini yitirmeleri için sünnet edilirdi. Bir Sudan kaynagindan, bu islemin faziletleri söyle açiklanmistir: "Kadin sünneti, kadinlari seksin kölesi olmaktan kurtarir, onlarin asil kaderi ve görevi olan anneligi tam olarak yerine getirmelerini saglar". Cinsel bir organin köreltilmesinin psikolojik etkileri de görülür. Ingiltere'de Viktorya çaginda kadinlar, cinsel yasantilarina karisilmasina tepki olarak, ülke çapinda sekse karsi ilgisizlestirler. Zamanimizin ünlü doktorlarindan William Acton'un bu konudaki fikri söyle:

77 "Kadinlarin çogu cinsel konularla fazla ilgili degillerdir
"Kadinlarin çogu cinsel konularla fazla ilgili degillerdir. Erkekler bu konuya daima düskündür, kadinlar ise ara sira... Yuva sevgisi, çocuk sevgisi ve ev isleri onlarin tek heyecanlaridir...". Bu tepki kampanyasinin sonunda, seks konusundaki cehalet, öylesine inanilmaz boyutlara ulasti ki, dört Ingiliz kadinindan ancak biri, bir klitorisinin oldugunu ve klitorisin seksten alinan zevki artirdigini biliyordu. Bilgisizligin yani sira korku ve suçluluk duygusu da yaratiliyordu. Viktorya döneminde Ingiliz tip dünyasi, arkasina hükümeti ve kiliseyi alarak, kadinlari, seksten aldiklari zevki pahaliya ödeyecekleri konusunda uyariyordu. Doktorlar, cinsel iliski sirasinda hareket ederse kadinin çocugu olmayacagini, kuvvetli cinsel tahrigin hayati kisalttigini, kadinlarin mastürbasyon yapmasinin sagliksiz oldugunu ve oral seksin agizda kansere neden oldugunu iddia ediyorlardi.

78 CİNSEL ŞİDDET

79 CİNSEL ŞİDDET druzman@mynet.com
Fiziksel siddete ugrayan kadinlarin büyük bölümü cinsel siddete de ugruyor. Kadinlarin çogu dayaktan sonra zorla cinsel iliski ve ters iliski kurmaya zorlaniyor, itiraz ettiklerinde ise, tecavüz ediliyorlar. Herhangi bir cisimle, kadinin cinsel organina saldirida bulunmak da kadina yönelik cinsel siddet türlerinden. Siddet uygulayan bazi erkekler süpürge sapi, misir, salatalik, sise vb. cisimleri vajinaya sokmak yoluyla kadina iskence yapiyorlar. Evlilikte Tecavüz - Dayaktan sonra her üç kadindan ikisine koca tarafindan tecavüz ediliyor, her alti kadindan biriyle zorla (anal iliski) ters iliskide bulunuluyor. Kadinlar, kocanin ters iliski teklifini kabul etmediklerinde, çok yogun bir biçimde siddete ugruyorlar. Fuhusa Zorlamak - Kocalarin kendi seçtikleri baska erkeklerle karilarinin cinsel iliskiye girme talebi ve talepleri kabul edilmediginde, dayaktan sonra erkeklerin tecavüzüne ugramasi da sanildigi kadar nadir rastlanan durum degildir. Tecavüz Sonucu Evlilikler - Kaçirilarak tecavüze ugrayan ve ailesinin zoruyla evlendirilen kadinlar da var. Bu da kisacasi ömür boyu cinsel tacize yol açmaktadir. Aileler, "bekareti bozulan", baskasina "satamayacaklarini" düsündükleri kizlarini zorla, hatta döverek, eve kilitleyerek tecavüzcü ile evlenmeye zorluyorlar. Tecavüzün travmasiyla cinsel isteksizlik duyan esine, fiziksel siddet uygulayarak tecavüz etmeye devam ediyor.

80 Tecavüzcü erkek, cezalandirilmak yerine, ailenin zoruyla magdur durumdaki kizla evlendirilerek ödüllendiriliyor ve bu kadina ömür boyu, dayakla tecavüz etme hakkini elde ediyor. Siddete Ugrayan Kadinlarin Ruhsal Durumlari Had safhada korku. Ürkeklik, sessizlik ve çekingenlik. Esinden korktugunda baslayan titreme krizi. Uykusuzluk. Bitkinlik, halsizlik, seslere karsi asiri tepki. Bas dönmesi, ayakta duramama. Unutkanlik. Irkilme, çarpinti, öfke patlamalari. Asiri yorgunluk. Umutsuzluk. Sik sik çarpinti hissi. Kendini suçlama. Perdeleri açma korkusu. Yalniz sokaga çikamama. Gelecege yönelik plan yapamama. Güvensizlik, düzgün cümleler kurmakta zorlanma. Yalnizlik hissine kapilma. Konusurken gözle iletisim kuramama. Solgunluk, bezginlik. Sik sik aglama krizleri. Hayata karsi ümitsizlik.

81 Siddet Uygulayanlar Nasil Erkekler Siddet uygulayan erkeklerin, yalnizca, "hasta ruhlu ve alkolik" oldugunu düsünenler büyük hata yapmis olurlar. Hepsi normal, bildik, tanidik biçimde davranan erkekler. Çogunlukla kadinlar siddet uygulayan kocalarini "disarida melek" olarak tanimliyorlar. Hatta bazilari, bu nedenle ailesine ve dostlarina, siddete ugradigini söyleyemedigini, kendisine inanmayacaklarindan emin oldugunu ifade ederler. Alkol kullanimi siddeti iki yönlü etkiliyor. Alkollü olduklarinda erkekler, daha "rahat ve fütursuzca" siddet uygulayabiliyorlar ve siddeti alkolün arkasina siginarak açiklayabiliyorlar. Ancak, alkol siddetin kaynagi degil erkeklerin kullandigi bir araçtir. Siddet uygulayan erkeklerin yaslari, arasinda degisiyor. Bu tarz erkeklerin büyük bölümünün gelir getiren bir isi var. Gelir getiren faaliyetleri olanlarin büyük bir grup olusturmasi, toplumun siddet uygulayanlarin "issiz, bir baltaya sap olamamis" erkekler olduguna dair ön yargisini geçersiz kiliyor. Siddet uygulayanlar mühendis, doktor, mali müsavir ve sanatçilar; döviz bürosundan lokantaya, pazarciliktan market isletmeciligine, tesisatçiliktan marangozluga, küçük imalatçiya kadar çok degisik iste çalisan, esnaflar, polis, bekçi, zabita gibi kamu kesiminde çalisanlar, büro elemanlari, insaatçilar, muhasebeciler; her meslek grubundan ve her kesimden erkekler.

82 CİNSIYET VE BEYİN FONKSIYONLARI

83 CİNSIYET VE BEYİN FONKSIYONLARI
Beyin yapisinin ve fonksiyonlarinin cinsiyete bagli degisiklikler gösterdigi, özellikle son yillarda yogun arastirmalara konu olmustur. Çünkü beyin morfolojisinde ve fizyolojisindeki bu farkliliklar hem kadin-erkek davranislarinda önemli farkliliklari meydana getirmekte, hem de özellikle psikiyatride pek çok hastaliklarin patogenezinde ve tedavisinde önemli role sahip görünmektedir. Kadin erkek arasindaki bu morfolojik ve fizyolojik farkliliklari asagidaki gruplar halinde özetlemek mümkündür. Kadin ve Erkek Beynindeki Yapisal Farkliliklar Kadin erkek arasinda beyin agirligi yönünden farklilik oldugu ve erkek beyninin kadinlarin beyninden ortalama % 9 daha fazla volume sahip oldugu bilinmektedir. MRI ile saglikli kisilerde yapilan arastirmada erkeklerin kadinlardan 91 ml. daha fazla beyin volume ve 20 ml. daha fazla beyin omurlilik sivisi ihtiva ettikleri gösterilmistir. Fakat beyin agirligini vücut agriligina oranladigimiz zaman, kadin erkek arasindaki bu fark ortadan kalkmaktadir. Erkekler de sag korteks daha kalin ve interhemisferlik asimetride daha belirgindir. Disilerde ise nukleus kaudatus daha büyük, diger bir deyimle kaudat ve hipokampus bölgelerinin total beyne orani disilerde daha fazladir. Beyin morfolojisinin cinsiyetle iliskisini sizofrenik hastalarda arastiran Nopoulus ve ark. 40 kadin-40 erkek sizofrenik hastada yaptiklari arastirmada; sizofrenik erkeklerin ventriküler volümlerinin, normal erkeklerin ventriküler volümlerinden önemli ölçüde genis oldugunu tespit etmislerdir. Fakat ayni bulgu, sizofrenik kadinlar ile ayni yasta saglikli kadinlar karsilastirildigi zaman bulunmamistir. Kadin ve erkek beynindeki farkli morfolojik degisiklikler, beyin yaslanmasinda ortaya çikmaktadir.

84 Gar ve ark. Yaslari arasinda degisen 69 saglikli kiside MRI ile yaptiklari arastirmada, yasla beyin volumunun negatif, beyin omurlilik sivisinin pozitif korelasyon gösterdigi ve erkeklerdeki yasa bagli beyin atrofisinin kadinlardan çok fazla oldugunu tespit etmislerdir. Ayni arastirmada beyin yaslanmasinin kadinlarda sag ve sol hemisferde simetrik gelistigi halde, erkeklerde yaslanmanin asimetrik oldugu ve en fazla atrofi olan bölgenin yasli erkeklerin sol hemisferi oldugu vurgulanmistir. Bu gelismelere bagli olarak da, kadinin yasliliktaki mental fonsksiyonlarinin erkeklerden daha az etkilendigi ve yaslanmanin erkeklerde sol hemisferik fonksiyonlari daha fazla bozabilecegi gerçegi ortaya çikmistir. Agartz ve ark. nin yaptiklar MR ölçümlerinde de, 60 yasin üstündeki erkeklerin beyindeki lateral ventriküler alanin kadinlardan daha genis ve beyninin ise ayni yas kadinlardan daha atrofik oldugu gösterilmistir. Yaslanan beyinde en büyük atrofinin frontal ve temporal loplarda oldugunu gösteren arastirmada da, bu iki bölgedeki atrofinin erkeklerde kadinlardan önemli ölçüde fazla oldugu vurgulanmistir. Sonuçta yapilan çok sayidaki arastirmalarda gösterildigi gibi, erkek beyni kadin beyninden daha hizli yaslanmaktadir. Cinsiyet ile korpus kallosum boyu arasindaki iliskide çesitli arastirmalara konu olmustur. Fakat bu konudaki arastirma çeliskilidir. Bazi arastirmalarda korpus kallosum kalinligi erkeklerde daha fazla oldugu gösterildigi halde, bazi arastirmalarda kadin erkek arasinda önemli bir fark tespit edilememistir. Elster ve ark.'larinin sag elini kullanan saglikli 60 kadin ve 60 erkekte MR ile yaptiklari arastirmada; korpus kallosumun anteroposterior uzunlugunun erkeklerde, kadinlardan genis oldugu ölçülmüstür.

85 Allen ve Gorski de yaptiklari arastirmalarda anterior commissura ve massa intermedianin kadin ve erkekte farkliliklarini 100posmortem kadin ve erkek beyninde incelemisler ve kadinlarin ortalama % 53 daha genis massa intermedia ya sahip olduklarini tespit etmislerdir. Beyin Metabolizmasi ve Cinsiyet Beyin, organizmada metabolik aktif organlardan biridir. Agirligi vücut agirliginin % 2'si olmasina ragmen, bazal sartlarda bir dakikada organizmanin kullandigi 25 ml 02'nin 50 ml'sini kullanir. Dakikada beyne ortalama 800 ml kan gider ve 77 mg glikoz bir dakikada kandan beyne geçer ve ATP'ye çevrilerek kullanilir. Beynin glikojen deposu yok denecek kadar azdir. Onun için hipoglisemiden en fazla etkilenen organlarin basinda beyin gelir. Erkek ve kadin beyninde metabolizma yönünden önemli farkliliklar vardir (21). Yapilan arastirmalarda beyin kan akiminin, erkeklerden daha fazla oldugu tespit edilmistir. Mathew ve ark. 140 saglikli kiside erkek ve kadin beyninde sag hemisfer, sol hemisfer beyin kan akimlarini ölçerek karsilastirmislar ve her iki hemisferde de kadinlarin beyin kan akimi erkeklerin beyin kan akimindan önemli ölçüde yüksek oldugunu bulmuslardir (p<0.001). Bu konuda 106 saglikli kiside yapilan arastirmada da, frontal sentral, temporal, paryetal, oksipital kortekste beyin kan akimi ölçülerek, erkeklerin ayni beyin bölgeleri ile karsilastirilmalari yapilmis ve bütün beyin bölgelerinde kadinlarin beyin kan akiminin erkeklerden yüksek oldugu ve en fazla farkin frontal kortekste oldugu tespit edilmistir. Daha sonra yapilan çok çesitli arastirmalarda da, hem total hem de bölgesel beyin kan akimi, kadinlarda erkeklerden yüksek oldugu vurgulanmistir. Neden kadinlarin beyin kan akimi erkeklerden yüksektir? Bu gün bu sorunu cevabini tam olarak bilemiyoruz.

86 Arastirmacilar kadinlarin hematokrit degerinin erkeklerden daha az oldugunu ve periferik direncin düsük oldugunu dolayisiyla, kompansasyon için kadin beyin kan akiminin fazla oldugunu ileri sürmüslerdir. Fakat hematokrit degerleri ve kan PCO2 degerleri esitlenen kadin ve erkek arasinda ayni farkin devam etmesi, bu hipotezi çürütmüstür. Diger ileri sürülen bir görüs de, kadin beyninin erkek beyninden % 9 daha küçük olmasi, dolayisiyle beyne fazla kan giderek bu farki kompanse etmeye çalismasidir. Fakat kadin ve erkek beyninin vücut agirligina orani arasinda fark bulunmamasi bu görüsü de zayiflatmistir. Burada çok ilginç olan nokta, 38 yasinda kadin ve erkegin beyin kan akimlari arasindaki farkin, 58 yasindaki erkek ve kadin arasinda da devam etmesidir. Diger bir deyimle yaslanma ile kadin erkek arasindaki beyin kan akimi farki ortadan kalkmamaktadir. Beyin kan akiminin yaninda, beyin glikoz kullanimi da kadin beyninde erkek beyninden yüksektir Baxter ve arkadaslarinin, 7 erkek 7 kadin üzerinde beyin glikoz kullanimi ölçtükleri arastirmada; kadinin bütün beyninin glikoz kullanim hizinin, erkekten % 19 daha fazla oldugu gösterilmistir. Arastiricilara göre kadin beyninin glikoz kullanim hizinin erkekten fazla olmasi ostrojen hormonundan kaynaklanmaktadir. Mensturyal siklusa bagli olarak yapilan ölçümlerde östrojen hormonunun düzeyinin en yüksek oldugu dönemde, kadin beyninin glikoz utilizasyonu en yüksektir. Kadin yaslandigi zaman bu farkin ortadan kalkmasi, bu hipotezi destekler görünmektedir. Beyin glikoz kullaniminin disilerde fazla oldugu deneysel olarak da gösterilmistir. 14C-desoksiglikoz kullanilarak siçanlarin östrus siklusundaki günlerde ayri ayri beyin glikoz kullanimlari ölçülmüs ve östrus siklusunun her basamaginda, disi siçan beyninin glikoz kullanimi, erkek beyninden anlamli sekilde yüksek çikmistir.

87 Cinsiyet ve Kan-Beyin Bariyeri Beyin kapiller endotel hücreleri, periferik kapillerlerden farkli olarak birbirlerine tight-junction denilen siki baglantilarla baglanmis ve pinositotik aktivitede, yok denecek kadar azdir. Devamli bir bazal membran içeren bu endotel hücreleri, kan ile beyin arasinda özel bir bariyer olustururlar. Kan beyin bariyeri permeabilitesinin artmasi, vazojenik beyin ödemi gelismesine neden oldugu için, klinikte önemlidir. Fizyolojik kosullarda nöronlarin homeostasisini saglayan kan-beyin bariyeri hipertansiyon, konvulziyon, iskemi gibi pek çok patolojik kosulda permeabilitesini artirir (diger bir deyimle, kan-beyin bariyeri yikilir) ve istenmeyen nöronal hasarlar ortaya çikabilir. Alzheimer hastaligi, sifrozen gibi pek çok psikiyatrik bozukluklarin patogenezinde de kan-beyin bariyerinin yikilmasinin önemli oldugu vurgulanmistir. Özellikle Alzheimer hastaliginda nöron ölümünden ve nöritik plak olusumunun artmasindan kan-beyin bariyerinin yikilmasinin önemli oldugunu gösteren pek çok arastirma yapilmistir. Disi ve erkekte kan-beyin bariyeri permeabilitesinin fizyolojik kosullarda farkli oldugu, siçanlarda yapilan arastirmalarla ortaya koyulmustur. Bu arastirmaya göre bazi siçan türlerinde, bariyer permeabilitesi disilerde erkeklerden daha fazladir. Daha sonra Öztas ve ark.'larinin yaptiklari arastirmalarda, bu farkin hipertansiyon, kolvulziyon gibi patolojik kosullarda da oldugu deneysel olarak gösterilmistir. Ayni doz bikukullin ile olusturulan konvulziyonlarda disilerde daha fazla kan-beyin bariyeri yikilmakta ve daha fazla vazojenik ödem olusmaktadir. Patolojik kosullarda erkeklerin kan-beyin bariyeri permeabilitesi daha az yikilmaktadir. Diger deneysel arastirmalarin çogunda oldugu gibi kan-beyin bariyeri konusundaki arastirmalar da erkek deney hayvanlarinda yapilmakta, disideki mensturyal siklusun deneyleri bozacagi görüsü buna neden olmaktadir.

88 Oysa dünya nüfusunun yarisi kadin, yarisi erkek ve mensturyal siklusta fizyolojik bir olay olduguna göre erkek deney hayvanlarindan elde edilen sonuçlara göre, disileri yorumlamak pek çok bilimsel hataya neden olabilir. Çünkü, kadin ve erkek beyni kan-beyin bariyeri permeabilitesindeki farklilik gibi, pek çok yönden erkekten farklidir. Hem fizyolojik, hem de patolojik kosulda kadin ve erkek beyninin farkli olmasi tedavi açisindan da önemlidir. Kadin ve Erkek Beyninde Seratonin Metabolizmasi Seratonin (5-hidroksitriptamin-5HT) merkez sinir sisteminin en önemli nörotransmiterlerinden biridir. Beyin serotonin metabolizmasi, serotonin reseptörleri ve serotonin miktarlari ile çesitli hastaliklar arasinda siki baglantilar oldugu ileri sürülmüstür. Serotonin metabolizmasi ile ilgili oldugu ileri sürülen hastaliklar: Affektif hastaliklar Anksiyete Obsesif-kompulsif hastaliklar Sizofreni Uyku bozukluklari Beyin yaslanmasi ve nörodejeneratif hastaliklar Ilaç bagimliligi Agri duyarligi Stres hastaliklari Obesite Bu hastaliklari tek bir serotonin metabolizmasinin bozulmasi ile izah etmek çok zor olmakla birlikte, serotonin beyinde miktarinin degismesinin bu hastaliklarin olusumunda çok önemli bir rol oynadigini ileri sürmek mümkündür. Bunlara ek olarak intihar ve beyin serotonin metabolizmasi üzerinde de pek çok arastirma yapilmis ve intihar girisiminde beyin serotonin miktarinin azalmasinin önemi vurgulanmistir.

89 Intihara tesebbüs eden 12 kisinin beyin omurilik sivisi 5-HIAA miktari 19 ng/ml bulunurken, intihara tesebbüs etmeyen 9 kiside bu miktar, 25 ng/ml olarak tespit edilmistir. Psikiyatrik bozukluklara bu kadar yakin iliskisi olan serotonin, kadin ve erkek beyninde farkli dagilimi oldugu gösterilmistir. Ayni yas grubunda kadin ve erkekten elde edilen beyin omurilik sivisinda, serotonin yikim ürünü olan 5-hidroksi indolasetik asit (5-HIAA) miktarlari ölçülmüs ve kadinlarin beyin omurilik sivisinda, 5-HIAA miktarlarinin erkeklerin beyninden önemli oranda yüksek oldugu tespit edilmistir. 176 erkek beyninden alinan beyin omurilik sivisinda S-HIAA konsantrasyonu nmol/L oldugu halde, 124 kadin beyninden alinan sivida bu miktar nmol/L olarak ölçülmüstür. Bu fark, istatistiksel bakimdan anlamlidir (p<0.005). Kadin ve erkek beyninde serotonin miktarlarinin farkliligi yaninda, serotonin sag ve sol hemisferde farkli sekilde dagildigi da gösterilmistir. Postmortem yapilan arastirmada, serotonerjik mekanizmayi gösteren imipramin baglama bölgelerinin, kadin sag orbital frontal korteksine erkekten daha fazla oldugu gösterilmistir. Serotonin mekanizmasinin kadinda hemisferler arasinda asimetrik olmasi, sag ve sol hemisferler arasindaki asimetride rol oynayabilir mi? Bilindigi gibi sag hemisfer; sözel olmayan, sentetik, spasyal, algisal fonksiyonlari, sol hemisfer; sözel, analitik sirali zamana bagli fonksiyonlari üstlenmektedir. Erkeklerde kadinlara göre interhemisferik asimetri daha belirgindir. Bu asimetride kadin ve erkekteki nörotransmiter muhtevalarinin farkliligi önemli rol oynayabilir. .

90 Diger taraftan cinsiyet ve psikopatoloji arasinda da yakin iliski vardir. Erkekler otizm, çoçukluk davranis bozukluklari, psikopati, cinsel sapmalar, erken baslayan kronik gelisim gösteren sizofrene yatkin olduklari halde, kadinlar depresyon (nörotik ve psikiyatrik formlari) özellikle unipolar depresyon, anksiyete, fobiler histeri ve aneroksiya bulimia gibi hastaliklara çok daha fazla yatkindirlar. Bu hastaliklarin patogenezinde diger nörotransmiterler yaninda serotonin de önemli bir yere sahiptir. Kadinlarda daha fazla görülen migren türü bas agrilarinda da serotonin nörotransmiteri önemli bir yere sahiptir. Migrenin aura fazinda salgilanan nörotransmiter, serebral vazokonstriksiyona ve beyin kan akiminin azalmasina neden olabilmektedir. Dolayisiyla serotonine fizyolojik, patolojik pekçok fonksiyonlari yönlendirdigi için, salinmasini artiran, azaltan, reseptörlerini bloke eden, metabolizmasini düzenleyen pek çok ilaç ile merkez sinir sistemindeki fonksiyonlari regüle edilmektedir. Bu ilaçlari kullanirken de kadin ve erkek beyninde serotonin muhtevasinin farkli oldugunu bilmek önemli bir ipucu olarak görülmektedir. Seratonin kadin ve erkek beyninde farkli dagiliminin yaninda GABA, Dopamin, Noradrenalin, Asetilkolin gibi nörotransmiterlerin miktari da her iki cinsin beyninde farklilik göstermektedir. Merkez sinir sisteminin en önemli inhibitör nörotransmiteri olan GABA (Gamma aminobutirik asit) erkek ve disi beyninde farklidir. Yapilan arastirmalarda, GABA-T aktivitesinin, erkeklerin beyninde disilerin beyninden daha yüksek oldugu tespit eilmistir. Sonuç olarak, hem fizyolojik, hem yapisal, hem de biyokimyasal yönden kadin ve erkek beyinleri arasinda çok önemli farkliliklar vardir. Yapilan son arastirmalarla da bu farkliliklar daha da büyük önem kazanmaktadir. Hem fiyolojik davranislarda, hem psikiyatrik ve nörolojik bozukluklarda bu farki göz önüne almak son derece önemli görünmektedir.

91 GENÇLİKTE SEKS HORMONLARI.

92 GENÇLİKTE SEKS HORMONLARI.
Genelde kadınların hormonlarla ilgili bilgisi, menopoz dönemine gelinceye kadar oldukça eksik kalıyor. Erken yaşlarda hormonların işlevleri hakkında bilinçlenmek ise, kadının genç kalmasını sağlıyor. 20'Lİ YAŞLAR  Ergenlik çağındaki bir genç kızın östrojen artışıyla, göğüsleri büyür, kalçaları belirginleşir, erojen bölgelerinde tüylenme olur. Adet gördükten sonra her ay yumurtalıklar yumurta hücresi üretir. Yirmili yaşlara gelindiğinde östrojen ve progesteron hormonları, beyinle 25 yıl kadar sürecek bir işbirliğine girerler. Her ay adet gününden iki hafta önce yumurtalıklar artan miktarda östrojen hormonu salgılar. Östrojen miktarındaki bu artış aynı zamanda ruh halini de etkiler, araştırmalar östrojenin yükseldiği günlerde kadınların daha asabi, alıngan ve saldırgan olduğunu, azaldığı günlerde ise kendilerini daha iyimser, mutlu ve sağlıklı hissettiklerini gösteriyor. 14 gün sonra ise her bir yumurtalıktan bir yumurta hücresi rahime bırakılır. Bu günlerde progestoren miktarı artarken östrojen miktarı tekrar azalmaya başlar.  ÖSTROJEN SALDIRGAN YAPIYOR  Östrojen hormonu, vajinanın nemli ve kaygan olmasını sağlayarak kadını cinsel ilişkiye hazırlayan bir hormon. Dahası, ilişki sırasında kadının vajina duvarındaki damarlara daha fazla kan dolmasını sağlayarak , kadının uyarılmasını, ilişkiden zevk almasını sağlıyor. Kadınların cinsel isteğini artıranlar, testesteron hormonu ve her ay yumurtalıklar ve böbreküstü bezleri tarafından salgılanan testesteron (erkeklik) hormonu. Testesteron seviyeleri yumurtalama sürecinde yükselirken, araştırmalar bu dönemde kadınların cinsel isteğinin arttığını gösteriyor.

93 Psikologlar insanın cinsel dürtülerinin oldukça karmaşık olduğunu, cinsel arzuların hormonlar dahil pek çok faktöre bağlı olarak artabileceğini söylüyorlar. Duyguların yoğunluğu, maddi sorunlar , eşlerin birbirlerine anlayışlı olup olmaması da cinsel arzuyu belirliyen etkenlerden.            ADET DÖNEMİ TUZU, KAFEİNİ KESİN      Kadınların hemen hemen % 90'ı adet öncesi dönemde göğüslerde gerginlik, vücutta şişkinlik, aşırı yeme, başağrıları, tahammülsüzlük gibi durumlarla karşı karşıya kalıyorlar. Kadınların % 20'lik bir kısmı ise adet dönemini ağrılı bir şekilde geçiriyor. Araştırmalar adet öncesi dönemdeki semptomların , kadının sex hormonları üzerinde rol oynamasına karşın, bu etkilerin hamilelik ve menopoz dönemindeki kadar yoğun olmadığını gösteriyor. Bazı uzmanlar sex hormonlarının, adet dönemi öncesi rahatsızlıklarından çok, depresyon ve tiroid bozukluklarına bağlı olarak etkilendiğini iddia ediyorlar. Eğer her ay adet öncesi rahatsızlıklarınız fazla ise, bu dönemde tuzu, şekeri ve kafeinli içecekleri kesin. Alkolden kaçının, daha sık ve azar azar yemek yiyin. Ağır, yağlı yiyecekler yerine hafif, sebzeli yemekleri tercih edin. Ayrıca bugünlerdeki stresinizi azaltmaya, her gün yapacağınız yarım saatlik bir jimnastik de yardımcı olacaktır.            SPERMLER 3 GÜN YAŞAYABİLİYOR      Henüz yirmili yaşlarda iken kadınların % 90'ı herhangi bir tedaviye ihtiyaç duymadan, doğal yollarla çocuk sahibi olabiliyor. Yumurtalıklardan her ay salınan yumurta hücresi, sağlıklı bir sperm hücresiyle, ilişkiden sonraki saat içerisinde kolayca döllebilir. Sperm hücrelerinin kadın vücudunda canlı kalma süresi 3 gün kadar, bu aynı zamanda, ilişkiden sonraki 2 gün içinde ,kadının hamile kalma şansının devam ettiğini gösterir.

94 . Eğer düzenli bir sex hayatınız yoksa, ve de adet döneminizin tam ortasındaki yumurtalama tarihinizi belirlemek istiyorsanız, ovulasyon belirtici araçlardan kullanabilirsiniz. Vücut ısısının günlere göre değişimini ölçen bu aletlerle, vücuttaki ısının en çok yükseldiği gün olan yumurtalama günlerinizi takip edebilirsiniz.            30'LU YAŞLAR      Hayatın en yoğun tempolu yaşandığı 30'lu yaşlarda , vücut daha fazla yorulmaya başlar ve buna bağlı olarak sex hormonları da düzensiz salgılanmaya başlar. Örneğin adet öncesi dönem bazı kadınlar için, 20'li yaşlarda ağrısız geçerken, 30'lu yaşlara gelindiğinde fazla stresli bir iş veya ev hayatı yüzünden, ağrılı geçebilir. Bu dönemde her zamankinden daha fazla sağlıklı olmaya, düzenli beslenmeye ve egzersiz yapmaya ihtiyacınız vardır. Bu yaşlarda cinsel arzularınız testesteron hormonunun kontrolü altında olmasına rağmen, östrojen cinsel ilişki sırasında kadının en çok ihtiyaç duyduğu hormondur. Bu yaşlarda kadınlar cinselliği doyasıya ve özgürce yaşamanın tadına varırlar, düzenli bir sex hayatları vardır. İstatistikler haftada bir cinsel ilişkide bulunan kadınların kandaki östrojen seviyelerinin yükseldiğini gösteriyor. Bu durumun da, kalp- damar dolaşım sistemini düzene sokmaktan tutun da ,baş ağrılarının giderilmesine kadar pek çok faydası bulunuyor.      30'lu yaşların ortalarından sonlarına doğru hormonların düzensizleşmesi nedeniyle, adet dönemi öncesi sıkıntıları artar. Başağrıları, sinirlilik , huzursuzluk ve tahammülsüzlük gitgide artan dozajlarda görülmeye başlar. Migreni bulunan kadınların % 60'ı bu dönemde migren krizine tutuluyorlar.      

95 Başağrılarından şikayetçiyseniz bu dönemde alkol almamaya dikkat etmelisiniz. Bazı kadınlarda, adet dönemi baş ağrılarını önlemede, östrojen ve doğum kontrol hapları faydalı olabiliyor.            40'LI YAŞLAR      35 yaşından 40'lı yılların başlarına kadar kadınlar sex hayatlarının doruğunu yaşarlar. Ancak 40 yaşından itibaren , menopoz öncesi dönemine girilmesiyle hormonlarda hızlı bir değişim olur. Bu hızlı değişimle östrojen hormonu azalır, ateş basması, terleme, geceleri uyuyamama kadınların sık sık şikayet ettiği durumlardır. Adet zamanları düzensizleşmeye başlar. Bazı aylar yumurtalıklardan yumurta salınmaz ve sonunda kadınlar adetten kesilir. Adetten kesildikten yaklaşık 1 yıl sonra da kadınlar menopoza girerler. Artık yumurtalıklardan projestoren ve östrojen üretilmemeye başlar.      Östrojen hormonunun azalması kadınların sex arzusunun tamamen kaybolmasına neden olmaz, hatta çoğu kadında yumurtalıklar, sex arzusunun en büyük kamçılayıcısı olan testesteronu üretmeye devam eder. Araştırmalar kadınların menopoz öncesi dönemde , sexe olan arzularının, eşleriyle bir problem yaşamadıkça aynen devam ettiğini gösteriyor. Ancak östrojen üretiminin durmasıyla birlikte, kadının vajinal duvarları kurulaşır, elastikiyetini kaybeder ki bu da, sexi kadın için zor ve acılı bir hale getirir. Günümüzde üretilen östrojen kremleri bu soruna çözüm getiriyor gibi görünsede, doktorlar her kadının vajinal emme kapasitesi farklı olduğu için, ne kadar östrojenin kan dolaşımına katılacağı konusunda hemfikir olamıyorlar.      

96 Hormon Takviyesi      Menopozdan sonra kadınların yumurtalıkları östrojen üretemez hale gelir, artık kadının tek doğal östrojen kaynağı yağ hücrelerindeki adrenal bezleridir. Fazla kilolu olmak genel sağlık için zararlı olmasına rağmen , bir diğer gerçek kilolu kadınların, menopoz sonrası rahatsızlıklardan en az şikayetçi olduğudur. Östrojen kaybıyla vajina kuruluğunu ve elastikiyetini kaybetmenin yanısıra, idrar yollarının enfeksiyona yatkınlığı da artar. Bunların yanında östrojen azalması kalp hastalıkları riskini arttırır ve kemik erimesini hızlandırır. Pek çok doktor günümüzde, kadınlara östrojen hormonu takviyesini tavsiye ediyor. Ancak tıp dünyasında östrojen ve progestorenin etkileri tam olarak kanıtlanmış değil. Örneğin progestoren hormonu östrojenle birlikte alındığında rahim kanserini önler mi, veya tam tersi ikisi birlikte alındığında göğüs kanseri riskini arttırır mı, ya da östrojen takviyesi kalp hastalıklarını önler mi, gibi sorular halen gündemde.      Bu sorular halen gündemde ola dursun, bir başka gerçek var ki, o da kadınların menopozdan sonra yıl kadar daha yaşadıkları. Durum böyle iken , sex hormonları takviyesi konusunda karar verebilmek için yapılacak en doğru şey araştırmaların bir an önce sonuçlanmasını beklemek.           

97  HORMONLARINIZ YOLDAN ÇIKARSA      Yetişkin bir kadının sex hormonları, her ay sistemli bir şekilde salgılanır. Ancak fizyolojik ve psikolojik nedenlerden dolayı hormonlarınız dengesiz salgılanabilir. İşte bu zamanlarda neler oluyor gelin görelim ;   Yüzde aşırı kıllanma, sivilceler, düzensiz adet görme ve hamile kalamama durumu androjenlerin fazla miktarda çalıştığının göstergesidir.   Normalde her ay rahim etrafını çevreleyen zar dokusu, beyinden gelen hormonal sinyallerle faaliyete geçer. Hormonlardaki değişimler, rahim zarının iltihaplanmasına neden olabilir.   Östrojen hormonunun uzun süre ile vücutta faaliyet göstermesi, göğüs kanserine davetiye çıkarabilir. Araştırmalar 12 yaşından önce adet görmeye başlayan, menopoza 50'lili yaşlardan sonra giren, geç doğum yapan veya hiç doğurmayan kadınların, vücutlarında uzun müddet östrojen salgılanması nedeniyle, göğüs kanseri risk grubuna dahil olduğunu gösteriyor.   Depresyon, hızlı kilo verdiren rejimler, tiroid bozuklukları hormon dengenizi bozar. Hormon dengesi bozulan kadınlar düzensiz adet görmeye başlar. Böyle zamanlarda her ay düzenli olarak vücut dışarısına atılmayı bekleyen kan, menstural kanama olmayınca, yumurtalıklardaki ufak keseciklere dolar. Bunun sonucu polikistik over sendromu denilen, yumurtalık kistleri oluşur.            .

98 TESTİSLER VE SPERM

99 TESTİSLER VE SPERM druzman@mynet.com
Testisler ve Sperm Erkeğin bir cinsel organı olup,meni(sperm-ersuyu) ve seks hormonu üremesini sağlarlar.Penisin altında skrotum denilen bir torba içindedirler.Testisler daha bebek anne karnında iken bebeğin karnında oluşur ve doğumdan öncede normal olarak torbaya inerler.Testisler çift olarak bulunurlar. Testisler(yumurtalıklar veya erbezleri): Erkeğin bir cinsel organı olup,meni(sperm-ersuyu) ve seks hormonu üremesini sağlarlar.Penisin altında skrotum denilen bir torba içindedirler.Testisler daha bebek anne karnında iken bebeğin karnında oluşur ve doğumdan öncede normal olarak torbaya inerler.Testisler çift olarak bulunurlar.Çift olmasının amacı eğer bir tanesine bir şey olur ve çalışamaz hale gelirse diğeri ile kişinin üreme ve hormonal faaliyetinin devam etmesi içindir.Yumurta şeklinde ve hafifçe basıktırlar.Büyüklükleri kişiden kişiye değişmekle beraber ,herbiri ortalama gr ağırlığında,4-5 cm uzunluğunda ve 2-2,5 cm kalınlıktadırlar.İkiside yaklaşık aynı büyüklüğe sahiptir ama sol taraftaki biraz daha aşşağıdadır. --Üreme kanallarından boşaltılan meniyi üretirler --Direk olarak kan damarlarına gönderilen hormonları üretirler. Testisler neden torba içinde ve vücut dışındadır?: Torbanın amacı hem testisleri darbelerden korumak ve de esas olarak vücut ısısından daha düşük ısıda tutmaktır.Bildiğimiz gibi vücut ısımız ortalama 36.6 C° olup, testislerin sağlıklı sperm üretebilmesi için bu ısıdan yaklaşık C°daha düşük ısıda çalışmaları gerekir.

100 Testisin tek olması kısırlık veya hormonal eksiklik yaparmı
Testisin tek olması kısırlık veya hormonal eksiklik yaparmı? Hayır bir tane olması bile yeterlidir. Sperm ve Üretimi Her testis içinde kılcal borular vardır,kabaca içi boş incecik bir tüpü yün yumağı gibi sardığımızı farz edelim,işte testis böyle bir yapıya sahiptir ve meni(sperm ) oluşumu bu boruların içinde olur. Erginlik çağına yaklaşıldığında başlar ve yaşam boyu kesilmeden devam eder. Bir spermin üretimi yaklaşık 74 gün kadar sürer. Spermler iki farklı karakterde olup X ve Y diye taşıdıkları dişilik veya erkeklik kromozonuna göre ikiye ayrılırlar,yani oluşacak bebeğin cinsiyetini erkekten giden sperm belirler. Eğer X spermi giderse ve annenin yumurtası(annedeki yumurta daima X tir) ile birleşirse XX olurki bu bayandır. Eğer Y spermi giderse ve annenin yumurtası(annedeki yumurta daima X idi) ile birleşirse XY olurki buda erkek bebek oluşumuna sebep olur. Yani bebeğin cinsiyetini daima baba belirler. Sperm üretimi devamlıdır ve hiç durmaz, üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler,arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır ,bu kesenin bir hacmi,bir kapasitesi vardır bu hacim dolunca cinsel istek artar,yoğunlaşır eğer ilişki veya boşalma gerçekleşmezse kasıklarda ağrı ,aşırı cinsel istek başlar,bazen kese o kadar dolmuşturki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar). Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir(4 ila 10 gün),erkek uykuda boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden gelmiştir.

101 Erkeklerdeki cinsel arzu kontrolsüzlüğü de devamlı üretilen sperm ve onun boşaltılması isteği sonucu olup bayanların erkeklerde anlayamadıkları duygusuz cinsel istek bundan dolayıdır. Tek bir sperm hücresi üç kısımdan oluşur,bunlar baş,gövde ve kuyruktur. Baş resimde siyah olan kısım,gövde onun altındaki kahverengi kısımdır. Baş kısmı spermin yumurta içine girmesini sağlayacak yumurtanın dış kısmını eritici maddeler içerir. Gövde kısmında ise bebeğin oluşumu için gerekli kromozon şifreleri bulunmaktadır. Kuyruk kısmı ise kırbaç hareketi dediğimiz sağa sola hareketi yaparak spermin ilerliyerek dişideki yumurtaya gitmesini sağlar. Spermin kendi içinde belirli bir süre yaşamasını ve hareket etmesini sağlayacak enerjisi vardır,buda gövde kısmında depolanmıştır. Sperm çok küçük olup yanlız başına çıplak gözle görülmez,yaklaşık uzunluğu 1 cm'nin 250 de biri kadardır. Normal bir sperm nasıl olmalıdır? Volümü yani miktarı-2 ila 5 cc arasındadır. Rengi opak ve grimsidir. Kokusu kendine özgü olup kestane çiçeği kokusuna benzer. Yapışkan kıvamda olup bu yapışkanlığın azalması veya artması boşalma sıklığı ile ilgilidir. Sıvılaşması:sperm vücuttan atıldıktan 5 ila 20 dakika arasında o yapışkan halini kaybederek sıvılaşır,30 dakikadada tamamen su halini alır. Bir boşalmada erkek ortalama 150 milyon sperm hücresi boşaltır. Normalinde en azı 20 milyon,en fazlası ise 250 milyondur. Döllemede sperm miktarı önemli olduğu kadar daha da önemlisi spermlerin kalitesidir (hareketliliği,kuyruk yapıları,baştaki eritici maddeler,gövde şekli gibi). Sperm sayımı mikroskop altında yapılır. İdeal bir sayım için 4-5 günlük cinsel rejim yani boşalmamak gerekir

102 EVLİLİK, GEÇİMSİZLİK VE AİLE PLANLAMASI

103 AİLE GEÇİMSİZLİĞİ VE CİNSELLİK

104 AİLE GEÇİMSİZLİĞİ VE CİNSELLİK:
Aile geçimsizliğinin bir nedeni de cinsel mutsuzluktan kaynaklanmaktadır. Toplumumuzda kadınlar ve erkekler cinsel yaşam konusunda birbirlerinden sürekli yakınıyorlar. Dünyanın en zevkli işi bir kabusa dönüşüyor, soğuk kadın, iktidarsız erkek suçlamaları her iki tarafta da ne zevk ne istek bırakıyor. Bir çözüm yolu bulunamıyor, cinselliğin keyfini iki cins bir arada yaşayamıyor, karı kocanın ikisi de yaptıklarından tam anlamıyla zevk alamıyor. Bir çift arasında kavgaya, anlaşmazlığa neden olan cinsel uyumsuzluğa giden olaylar, bir zincirin halkalarını oluşturuyor. Eskiden bu sorunlar üzerine pek inilmiyordu. Bugün şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrılanların sayısının artmış olması ve gerçek nedenin cinsel sorunlar olması, toplumumuzda bu konulara yapıcı bir şekilde değinmek gerektiğini göstermektedir. Bu sorunlar, çiftlerin birbirlerini tanımamasından, cinsellikle ilgili sorunlarını, korkularını ve beklentilerini konuşamamasından kaynaklanıyor. Bunun altında toplumsal nedenler ve bazı gelenekler yatmaktadır. Bu arada tabii cinsel uyumsuzluğa neden olabilecek organik nedenleri unutmamalıyız. Örneğin erkekte prostat veya idrar yolları iltihabı, omurilik zedelenmeleri, şeker ve kalp hastalığı gibi. Kadınlarda zarın yapısı, makat ve cinsel organ arasındaki kazalar sonucu oluşan nedbe dokusu, iltihaplar, vajinanın iltihapları da normal bir cinsel ilişkiye imkan vermez. Genelde kadınlar ve erkekler evli olsalar dahi boş zamanlarını kendi hemcinsleri arasında geçiriyorlar. Hele kırsal kesimde erkekler kahvede, kadınlar komşu kadınlar arasında boş vakitlerini geçiriyorlar. Beraberlikleri uyumadan önceki cinsel birleşmeyi içeriyor. Cinsel bilgisizlik, çiftlerde, erkek ve kadın arasında iletişim kopukluğu, cinsel doyumsuzluklara ve sorunlara neden olmaktadır.

105 Ailede Mutluluğun Yolu, Cinsel Uyumdadır: Eşlerin cinsel yaşamında birbirlerini olumsuz yönde etkileyebilecek bir çok faktörler vardır. Erkekte ve kadında orgazma (cinsel doyuma) ulaşma süresi farklı olabilir... Eşler duygusallık bakımından aynı yapıya sahip olmayabilirler... Erkek ve kadın arasında büyük yaş farkı bulunabilir... Bütün bunların ötesinde incir çekirdeğini doldurmayan ancak zaman zaman eşler arasında sürtüşmeye sebep olabilecek değişik özelliklere sahip olabilirler... Şunu söylemek gerekir ki cinsel uyum sağlandığı takdirde sorunlar çoğu kolayca çözülebilir. Evlilikte cinsel doyum, yalnız ilahi kudretin bize lütfettiği tabii bir olgudan ibaret değildir. Zira aynı zamanda eğitime ve alıştırmaya bağlı olan, iyi anlaşılması ve uygulanması gereken bir sanattır bu. Diğer sanatlar gibi sonradan kazanılan bir sanat. İşte bu nedenle eşler zaman içerisinde daha uyumlu bir cinsel hayat için çaba sarfetmelidir. Birbirini çok seven karı koca, eğer aile mutluluğunu oluşturan öğeleri ve kendilerine düşen görevleri bilmez, bu görevlerin gereklerini yerine getirmezse, bu sevgileri mutlu olmalarına kafi gelmez. Aile mutluluğu ve cinsel eğitim alanında bireyler üzerlerine düşen görevleri öğrenmeli ve yerine getirmelidir. Evlenecek veya evli çiftler, cinsel bilgilerini arttırarak birbirlerini bilimsel yönden tanımaları ve ona göre davranmaları bir çok aile geçimsizliklerini önler. Evlilikle, dişi ve erkek tamamlanır. Yani evlilik, iki vücudun, iki kalbin, iki ruhun ve daha doğrusu iki kişiliğin birleşmesidir. Evlilikte mutluluğu oluşturan öğeler bellidir. Biz de bu çalışmamızda, mutlu bir yuva kurabilmek için bireylere düşen görevleri göstermeye çalıştık. Ailede mutluluk ve cinsel eğitim, hemen her bireyi ve her aileyi ilgilendiren temel konulardan biridir. Dünya üzerinde her canlı en azından neslini devam ettirebilmek için kendi türlerine has bir cinsel yaşam içerisindedirler. Öyle ise cinsel yaşam hayatın ta kendisidir diyebiliriz.

106 Cinsel Uyumsuzluk ve Aile Kavgaları : Karı koca, birbirlerini oldukları gibi kabul edeceklerine, kendi hayallerinde canlandırdıkları kalıba uydurmaya çalışmaktadırlar. Onlara göre, kadın dediğin şöyle olur veya koca dediğin böyle olur gibi düşünceler, aile mutluluğunu engelleyen sebeplerden birisidir. Çocuklukta alınan yanlış eğitim veya gerekli doğru eğitimin alınamaması. Meşru cinsel ilişkinin ayıp sayılması gibi. Meşru, yani yasal normal ve de görev olan cinsel ilişkiyi eş, ayıp duygusuyla karşılayabilir. Belki de çoğu zaman bu konuda mutlu olabilmek için gerekli olan rahatlığı kendisinde bulamaz. Çocukluğundan beri (özellikle kadınlarda) hafızalarda cinsel ilişkinin kötü, adî, aşağı bir iş olarak yer etmesi, kadını cinsel ilişkiden soğutur. Böylelikle hem kadın cinsel ilişkiden soğuktur, mutsuzdur. Hem de eşini tatmin edemez. Gerek kendisi ve gerekse eşi, cinsel tatminsizliğin sonunda görülen sinir gerginliği, kavgacılık, tembellik gibi durumlarla karşılaşır. Dünya tarihi incelenirse görülür ki cinsel tatminsizlik, pekçok psiko-sosyal problemlerin temelinde genellikle bulunagelmiştir. Cinsel tatminsizlik, türlü problemlerin odağındaki rolünü çağlar boyu sürdürmüştür.

107 Kadında Orgazm'in Cinsel Mutluluğa Ve Aile Mutluluğuna Etkisi: Kadının cinsel ilişki esnasında orgazma ulaşmaması haliyle cinsel soğukluğu biribirine karıştırmamak gerekir. Cinsel soğuklukta, cinsel ilişkiye karşı tam bir isteksizlik bulunduğu halde burada ele alacağımız durumda cinsel arzu tamdır. Hatta bazı kadınlarda bu arzu çok şiddetli olabilir de yine orgazm olamazlar. Aşkın başlangıcında kadın hoşa giden bir hisle heyecanlanır ve bu his orgazm oluncaya kadar artarak sürer. İşte orgazm, bu erotizmin en yüksek düzeye ulaştığı ana denir. Kadın orgazma kadar devamlı olarak tahrik, orgazmı duyunca da tatmin olur. Aşk esnasında zevk duyan kadınlar orgazmı duymasalar bile az çok bir tatmine ulaşırlar fakat orgazmın verdiği rahatlık ve gevşemeye hiçbir zaman ulaşamazlar. Hatta bazı kadınlar birleşme sırasında duydukları zevki orgazm sanarlar ve cinsel ilişkinin fazla zevkli olmadığını iddia ederler. Burada erkeklerin eşlerine rehber olmaları gerekir. Kadının cinsel bilgisi zayıf olursa gerçek durumu anlayamaz, oysa erkek çoğunlukla kadınından daha bilgili olması gerekir. Ne var ki bazı erkekler, kadının cinsel yapısını ve yaşantısını bilemezler. Evlilik öncesini haram olduğu halde kiralık kadınlarla geçirmiş olan erkekler, kendi eşlerini de tanıyamazlar. Çünkü kiralık kadınlar, bir an önce işlerini bitirip para almak için duygusal hereket etmezler. İşin fiziksel yönünü acelece bitirip para aldıklarından erkekler, tüm ilişkileri böyle sanırlar ve eşlerine yeterli ilgi göstermeden hemen ilişkiye girerler. Böylece kadını doyurmazlar. Eşini gerçekten seven bir erkek bu durumda çok dikkatli olmalıdır. Unutmamalıdır ki orgazmla sonuçlanmayan bir birleşme kadında üzüntü yaratır. Kadınlar bile bazan gerçek huzursuzluklarının nedenini bilmezler.

108 Sinir krizleri geçirirler, her şeye çabucak kızarlar, bunların nedenini günlük olaylara bağlıyarak büsbütün mutsuz olurlar. Fazla erotik kadınlarda ise üzüntü daha şiddetli olabilir. Bu durum evlilikte anlaşmazlığın en önemli nedenlerinden biri olabilir. Orgazma ulaşamayan bir kadının psikolojik tedavi için gittiği doktora itirafı: "On cinsel ilişkinin ancak bir ikisinde orgazma ulaşabiliyorum... Kocam orgazm olduktan sonra, kontakt birdenbire kesiliyor. Ben tam orgazm olacağım sırada ilişki birden pat diye bitiyor. Kocam sırtını dönüp yatıyor. Bu da beni çileden çıkarıyor... Bu durumlarda çoğu kez ağlıyorum... hırçınlaşıyorum..." Cinsel arzuları güçlü olup da orgazmı tadamıyan kadın, eşinin her çeşit davranışına sinirlenmeye başlar. Evlilik hayatlarının dayanılmaz bir hal aldığını ileri sürer. Çocuklarından şikayetçidir, kazançlarının yetersizliğinden şikayetçidir, kısacası her şeyden şikayetçidir. Kocası da eşini yatıştırmak için boşuna uğraşır durur. Kavga elbette ki cinsel ilişki sorunlarından çıkmaz, ama geçimsizliğin altında yatan asıl hastalık kadının cinsel tatminsizliğidir. Kadın bazı hallerde gerçeği anlar, kocasının kendisini tatmin etmediğini görerek erkeğine diş bilemeye başlar. Hatta bu yüzden ihanete kadar gidebilir.

109 Birçok Boşanmaların Temel Sebebi, Cinsel Mutsuzluktur: Şiddetli geçimsizliğin temelinde yatan önemli etkenlerden biri olan cinsel uyumsuzluk, boşanmak isteyen eşler tarafından açıkça ortaya sürülmediği gibi kayıtlara da geçmiyor. Üstelik, diğer boşanma nedenleri arasında yer alan zina, cana kast ve fena muameleden ötürü evi terk gibi olayların da büyük ölçüde cinsel kaynaklı olduğunda hukukçular ve bilim adamları görüş birliği içindeler. Yapılan istatistiklere göre evli kadınların ancak üçte biri evliliklerinin birinci yılında orgazmı duymaktadırlar. Geri kalan çoğunluk ancak ileriki yıllarda tatmine varabilmektedirler. Erkeklerde olduğu gibi bazı kadınlarda da yanlış bir inanç vardır. Madem ki çocuk yapmak için orgazma ihtiyaç yoktur, o halde buna fazla önem vermek yersizdir. Fakat kadınlar sevişme sırasında orgazmı duymayacak olurlarsa sinirleri çok gergin hale gelir. Bu halde onlarda pek çok ruhsal bozukluklara yol açabilir. Nitekim yapılan anketler çok ilginç sonuçlar vermiştir. Orgazmı yaşamamış evli kadınların 1% 40'ında ağır psikonevrozlar tesbit edilmiştir. Buna karşılık orgazmı duyan kadınların ancak 10 da 2'sinde ağır psikonevroz haller müşahade edilmiştir. Orgazmın kadının genel sinir sistemi üzerindeki etkisini bu istatistiki rakamlar çok açık bir şekilde ortaya koymaktadırlar. Orgazm insan fiziki yapısının bir isteğidir. Kadının sinir sistemi bu duyguya göre kurulmuştur. Kadınını ve cinsel ilişkisini mutlu görmek isteyen erkek, kadının orgazmını mutlaka sık sık sağlamalıdır. Bu yolda her çareye başvurarak klitorisi ve vajinayı her türlü tahrikle, klitorisi elle de uyandırarak orgazm sağlama usulüne baş vurmalıdır.

110 CİNSEL ANLAŞMA

111 CİNSEL ANLAŞMA. druzman@mynet.com
Anlaşma, bir düşünce ve duygu alışverişi olduğuna göre, karşılıklı yapıldığını varsaymak gerekir; yani anlaşabilmek için iki tarafın da aktif olarak bu eyleme katılması zorunludur. Bu karşılıklı alışveriş çerçevesinde, cinsel birleşmenin bir anlaşma biçimi olarak ayrı ve önemli bir yeri vardır. Çoğu insan, anlaşmanın yalnızca sözcüklere bağlı olduğunu düşünür. Zaten genellikle de üzerinde durulan, sözlü ya da yazılı anlaşmadır. Cinsel anlaşma, cinsel ilişkilere özgü mahremiyetten dolayı büyük ölçüde gözardı edilir. Cinselliğin doğallığı ve has cinsel arzunun herkes için geçerli olması, insanların cinselliğe özel olarak eğilmelerini gereksiz kılmıştır. Onun için cinsel birleşme, hala bir insanın başka bir insanla duygusal bir bağ içinde bulunduğunu ifade eden basit fiziksel bir eylem olarak görülmektedir. Birçok eş, ancak rastlantısal olarak cinsel birleşmenin gerçek anlamını kavrayabilmişdir. Bunların duygusal bağları, paylaştıkları cinsel eylemin, gerçek mahremiyetini algılamalarını mümkün kılacak düzeydedir. Bu şanslı insanlar, çözümlenmesi ya da açıklanması mümkün olmamakla birlikte, eşsiz olduğu hemen farkedilen bir anlaşma düzeyine geldiklerinin bilincindedir. Ancak bu kimseler geneli oluşturmazlar, istisnadırlar. Çoğu insanın cinsellik aracılığıyla anlaşma sanatını özel olarak geliştirmesi gerekir.

112 Doğru dürüst bir cinsel iletişim kurma yeteneği ile normal bir insan arasına dikilen büyük engel, toplumlarda fiziksel temasa karşı uygulanan katı yasaktır. Daha çocukken, insanlar cinsel temas konusunda kendiliğinden, doğal ve teklifsiz olmamayı öğrenirler. Toplumsal olarak kabul gören fiziksel temas biçimleri, el sıkışma örneğinde olduğu gibi, kasıtlı olarak törenselleştirilmişler; böylece formal bir kalıba sokularak her türlü duygusallıktan arındırılmışlardır. Eşlerin birbirine rahatlıkla izin verdiği vücut temasları, yabancılar arasında fiziksel saldırı olarak algılanır. Oysa küçük bir çocuk düşünüldüğünde, onun teması ve sarılmasındaki temel doğallık gözden kaçacak gibi değildir. Yaşamın ilk yıllarında hakim olan dil, vücut dilidir. Çocuk, sıcak bir kucaklama ile sert bir tokatın ilettiği anlamları kolayca birbirinden ayırabilir, Ne var ki, büyüdükçe içgüdüsel olarak vücut temasından kaçınmayı ve diğer insanlarla arasında hep bir mesafe tutmayı öğrenir. Aslında toplum içinde "uygun" yaşamanın kuralı bu olduğu halde, birey aşık olacak ve cinselliğini ifade edecek yaşa geldiğinde, kurtulması gereken bir sürü sınırlamalar oluşmuştur. Herşeyin ötesinde, o zamana kadar kendine yasakladığı ve bir tehdit olarak algıladığı fiziksel mahremiyeti, şimdi sevinerek benimsemesi gerekmektedir. Karşısındaki eşin hevesliliği ile kendi sinirliliği de işe karışınca, cinsel deneyin oldukça sevimsiz ve doyuruculuktan uzak gelişmesi, beklenebilecek bir sonuç olur. Bu durumda eşlerin, cinsel birleşmeden bekledikleri tek sonucun, orgazm olması şaşırtıcı gelmemelidir. Sevişme, cinsel boşalımın en alt düzeyde kaldığı mekanik bir eylem haline gelmiştir. Mahremiyet ve paylaşma duygusu, gönülden vermek arzusu gibi sıcak duyumlar bu ilişki içinde ortaya çıkmazlar. Böyle bir ilişkide, kadının seksten hoşlanmadığı yolunda yanlış ama görünürde haklı bir düşünceye kapılabilen erkeklerin kolayca bencilleşmesi ve cinselliği kendi hakları olarak görmesi çok olasıdır.

113 Eşsiz bir iletişim ya da anlaşma yolu olması gereken seks, bu durumda sinirli ve bencil bir erkeğin kadından talep ettiği bir görev haline gelir. Ayrıca seks konusunda sürekli olarak tetikte olmayı öğrenmiş bir kızın, evlilikle birlikte bu olaya alışıncaya kadar duyacağı aşırı endişe duygusundan dolayı cinsel temasın tadına varamayacağı açıktır. Tam bir cinsel anlaşmanın kurulabilmesi için her iki eşte de birbirine karşı tam bir güven duygusunun gelişmesi gerekir. Aşkın temelinin güven olduğu bir gerçektir. Gündelik ya da duygusal bunalımlarda eşinin kurtarıcı olacağını bilmek nasıl insanı rahatlatan bir duyguysa, cinsel ilişkide nazik ve açık olacağına güvenmek de o kadar huzur verici ve önemli bir duygudur. Ancak bu güven duygusu sayesinde sevmek ve sevilmek duyguları gerçeklik kazanabilir. Bir ilişki içinde sevginin bilincine varmanın yolu elbette tek değildir. Ancak cinsel birleşme sırasında çiftler arasında sözsüz bir anlaşmanın yeşermesi çok olasıdır. Bu şekilde, aşk, elle tutulur bir bağ haline gelir; eşlerin hareketleri, kucaklamaları ve sevişme teknikleri kendiliğindenlik kazanır. Böylece herhangi bir beceriksizlik ya da yalnızlık sorunu da ortadan kalkmış olur. Her eş, diğerine herhangi bir kayıt olmaksızın kendini verebileceği için, cinsel uyumun özü olan "tek vücut haline gelme" duygusu bütün yoğunluğuyla ilişkiye hakim olur. Bazı insanlar, bu uyum duygusuna fazla bir çaba harcamadan ulaşabilir. Karşılıklı anlayışları sayesinde aralarındaki her türlü fiziksel pürüz sorun haline gelmeden çözülmüştür. Ama başka bazı çiftler ise, böyle bir yakınlığın ne farkına ne de tadına varabilir. Ancak bu ilişkilerin mutlaka başarısız ve mutsuz olduğunu düşünmek yanlış olur. Çünkü günümüzde hala seksi, tamamen fiziksel bir eylem olarak gören insanlar bulunmaktadır. Dolayısıyla, bir çiftin birbirini sevmesi, günlük hareket ve düşüncelerinde pürüzsüz bir anlaşma içinde olması, ancak yine de seksi yalnızca bir fiziksel doyum kaynağı olarak görmesi mümkündür.

114 Bu bakış açısını her iki eş de paylaştığı sürece, cinsel birleşmede başka bir anlam aramalarına da gerçekten gerek olmayabilir. Aslında, ruhsal anlaşma kadar derin ve anlamlı olmamakla birlikte bu da bir tür anlaşma ya da iletişim tiirüdür. Oysa eşler arasında sorun, aralarındaki iletişimsizliği farketmeleriyle başlar. Yoğun ruhsal ya da karşılıklı fiziksel bir anlaşmadan yoksun olan seks, ister istemez soğuk olacaktır. Herhangi bir hayranlık ya da kapılma duygusu veya karşısındakiyle "tek vücut haline gelme" gibi heyecanlar bu ilişkide söz konusu değildir. Duyarlı bir eş, daha cinsel ilişkinin başlangıç aşamasında eşinin isteklerini tespit edebilir. Normal olarak bir insan, eşini memnun etmek isteyecek ve bunu yapabilmek için, onu özel olarak neyin sevindirdiğini, neyin tatmin ettiğini öğrenmeye çalışacaktır. Eşlerin birbirlerini keşfetmesi ancak  böyle mümkün olabilir. Eşlerin ilk tespit ettikleri doyurucu yönteme takılıp kalma tehlikesi her zaman için vardır. Oysa aynı yöntemin sürekli tekrarı eşlerin heves ve uyanıklığını körelterek, onları bir can sıkıntısı ve yeknesaklık devresine sokacaktır. Bu da aralarındaki iletişimi tıkayacak en önemli nedendir. Böyle bir gelişmeyi önleyebilmek için herşeyden önce çiftlerin, anlaşma için iki insanın aktif katkılarının gerektiğini görmesi gerekir. İletişim, karşılıklı bir süreçtir, bir duygu alışverişidir. Dolayısıyla her iki taraf da bencilliği ve tembelliği bir tarafa bırakmalıdır. Bu tutum ayrıca yeknesaklığa düşmemenin de ön koşuludur. Başarılı bir cinsel ve ruhsal iletişim için, eşlerin araştırıcı ve yenilikçi bir yaklaşımı sürekli korumaları gereklidir. Çoğu insan için cinsel anlaşma, tüm bir ilişkinin ödüllendiği doruktur. Aralarında kurulan güven ve aşk ilişkisi, bu cinsel ve ruhsal birleşme anında adeta kristalleşir. Oysa bazı insanlar bu gelişmenin tam tersini savunmaktadır ve cinsel anlaşmanın tam önemini vurgulaması açısından birtakım insanların böyle bir deneyi yaşamış olmaları son derece ilginçtir. Bunlara göre, cinsel anlaşma, gelişmiş bir ilişkinin anahtarıdır.

115 UYKU POZİSYONUNUZ İLİŞKİNİZİ ELE VERİYOR

116 UYKU POZİSYONUNUZ İLİŞKİNİZİ ELE VERİYOR
Uyurken partnerinizle birlikte aldığınız pozisyon ilişkinizle ilgili ipuçları verebiliyor. Amerikalı araştırmacılar Dr. Mark Goulston ile Samuel Dunkeli uyku pozisyonlarına göre ilişki değerlendirmesi yapmak için uzun yıllar araştırma yapmışlar ve sonunda çeşitli sonuçlara ulaşmışlar. Sevgilinle birlikte uyurken, başınızı göğsüne koyup sıcak bir uykuya dalıyor olabilirsiniz, ama bu test için önemli olan uyurken tesadüfen değişen hareketlerimiz. Işte uyku pozisyonları ve anlamları: Terazi Biri sağ biri sol tarafa bakan çiftin, popo popoya, huzur içinde uyumasını anlatan bir pozisyon. Bu uyku şekli, ilişkide bağımsızlığın ön planda olduğunun önemli bir işareti. Partnerlerin birbirlerine sırtlarını dönmeleri de, tarafların kendilerine farklı bir yol çizdiklerini açıkça gösteriyor. Ama popoların birbirine değmesi, aynı zamanda aralarında tutkulu bir cinsel yaşam ve duygusal bir bağ olduğunu da ortaya koyuyor.

117 Sevgi düğümü Bundan daha yakın bir pozisyonda uyumak neredeyse mümkün değil. Birbiriyle kaynaşmak isteyen çiftler için en ideal uyku şekli aslında. Bu pozisyonun ardında yatan gerçek ise çiftlerin hislerini aktarmak için uyumadan önce partnerlerinin gözlerinin içine bakmak istemeleri. Dr. Goulston'a göre çiftler, bu pozisyonla, sevmenin ve sevilmenin keyfine varmak istiyorlar. Yani tutkulu bir ilişkinin kanıtı da denebilir bu uyku pozisyonu için. Ancak birbirine kenetlenmiş bir halde uyumak zamanla bedensel açıdan rahatsızlık verebilir. Kaçak Kaçışın tipik bir pozisyonu diyebiliriz. Bu kare, bize, taraflardan birinin partneriyle uyumaktan pek de keyif almadığını açıkça ortaya koyuyor. Yatağın kenarında uyumayı tercih eden kişi, aslında başka bir odada yatmayı istiyor, ancak bunu ifade edemiyor. Ya da egosu ağır basan taraf, rahat uyuyabilmek için yatakta kendisine daha fazla yer edinmek istiyor ve partnerine uyuyabilmesi için çok az bir yer bırakıyor da olabilir. Venüs Bu pozisyonda kadın, erkeğe arkadan kenetlenir. Amerikalı Psikiyatrist Dr, Dunkeli, bu resmin ardında yatan gerçeği şöyle açıklıyor: "Erkek sırtını döndüğünde ve yatağın kenarında uyuduğunda partnerini kendinden uzaklaştırmak istiyor olabilir. Bu durumda kadınlar genellikle yatakta partnerlerinin ardından gelerek onu yakın olmaya zorlarlar. Ancak erkeğin bu manevrası, aynı zamanda yakınlığa bir davet de olabilir. Öyle ki, erkek, partnerine şunu söylemek ister aslında: "Artık yakınlaşmayı senin ele alman gerekiyor, Çünkü ben pasif rolün de keyfini çıkarmak istiyorum." Dikkatli olmanız gerek.

118 Bacak makası Bu pozisyon, utangaç ya da çekingen çiftlerin benimsediği bir pozisyon. Partnerinin sadece ayak parmağına ya da dizine dokunması, hislerini henüz net olarak ortaya koymaktan çekindiğinin bir işareti. Öyle ki, yakın temasta bulunarak onu baskı altında tutmaktan korkuyor olabilir. Veya daha önce yaşadıkları ayrılık nedeniyle partnerinin özel yakınlaşmaya nasıl bir tepki verebileceğini bilmiyordur. Bu pozisyonun ne anlama geldiğine gelince... "Seninle yeniden yakınlaşmak istiyorum" Koruyucu melek Sevgi düğümü pozisyonunun bir sonraki aşamasını oluşturuyor. Partnerler daha rahat bir pozisyonda uyumayı isteseler de birbirlerine dokunmaktan asla vazgeçemiyor. Bu pozisyon, çiftler arasında rekabetin olmadığını açıkça gösteriyor. Aynı zamanda birbirlerine karşı yoğun güven duygusu taşıdıklarını da. Yatakta kimin kime sarıldığının ise bir önemi yok aslında. Çiftlerin yatakta verdikleri mesaj şöyle: "Biz birbirimize aidiz ve karşılıklı koruma içgüdüsünü taşıyoruz”. Denge Bu pozisyonda uyuyan çiftler için huzurlu bir uyku, cinsel yaşamdan daha ağır basıyor. Genelde “Tutku"dan "sevgiye" geçiş yapan çiftler tercih ediyor. Bu pozisyon, partnerler arasındaki güven ve sevgiyle, daha rahat bir ortamda uyuma arzusu arasındaki dengenin sağlandığına işaret ediyor. Erkeğin eliyle partnerinin beline hafifçe dokunması da bunun en önemli göstergesi.

119 TÜRKİYE'DE ANA SAĞLIĞI VE AİLE PLANLAMASI

120 TÜRKİYE'DE ANA SAĞLIĞI VE AİLE PLANLAMASI .
Ana sağlığı hizmetleri gebelik, doğum ve loğusalık dönemlerinde anne adayının, gerek hastalıktan korunma ve bakım, gerek tedavi olma bağlamında gereksinim duyacağı tüm sağlık hizmetlerini kapsamaktadır. Günümüzde ülkelerin gelişmişlik düzeyi belirlenirken ekonomik göstergeler kadar önemli tutulan iki gösterge bulunmaktadır: Bebek ölüm hızı ve ana ölüm hızı. Ana ölümü Dünya Sağlık Örgütü tarafından; “gebeliğin başlangıcından doğumdan sonraki güne kadar geçen süre içinde gebelik süresi ve durumuna bakılmaksızın, doğrudan gebelikle ilgili ya da gebeliğin şiddetlendirdiği dolaylı nedenler sonucu ortaya çıkan ölümler” olarak anımlanmaktadır. Ana ölüm hızı, bir yıl içinde yukarıda verilen tanıma giren kadın ölümlerinin, o yıl gerçekleşen canlı doğum sayısına bölünmesi ile bulunur ve yüz bin canlı doğumdaki ölüm sayısı ile belirlenir. Ülkemiz en gelişmiş ekonomiler içinde 22. sırada bulunurken, dünyadaki ülkeler arasında beş yaş altı ölüm sıralamasında 77. sırada yer almaktadır. Bizimle aynı sağlık göstergelerine sahip ülkeler ise ekonomik gelişmişlikte daha alt sıralardadır. Özetle ekonomimiz sık sık girdiği krizlere karşın sağlığımıza göre daha iyi durumdadır. Ana Sağlığının Durumu Ana sağlığı hizmetlerinde hedef grup olan yaş kadın sayısı, nüfusun %27.4'ü olup, son nüfus verilerine göre yaklaşık 18 milyondur. Her yıl 1.5 milyon dolayında doğum olmaktadır.

121 Türkiye'deki 15-49 yaş grubundaki kadınların %69'u evlidir
Türkiye'deki yaş grubundaki kadınların %69'u evlidir. Henüz ya da hiç evlenmeyen kadın oranı %27.7 olup, yaş grubu kadınlarda bu oran %1.7'dir. Bu rakamlar gebelik ve doğum açısından risk altında bulunan nüfusun büyüklüğünü ve hizmete gereksinim duyan grubun genişliğini göstermektedir. Türkiye’de ilk evlenme yaşında yükselme olduğu gözlenmektedir yaş grubunda 18.4 olan ortanca ilk evlenme yaşı yaş grubundaki kadınlarda 20.4'e çıkmaktadır. Genç yaştaki evlilikler; ile doğrudan ilgisi olan gebelik, doğum, loğusalık gibi anne sağlığına yönelik olayların erken yaşta ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Doğurganlık çağı boyunca kadınlar düzenli aralıklarla sağlık kontrolüne gitme alışkanlığı kazanamamışlardır. Bu durum sık görülen kadın hastalıklarında erken tanı olanaklarını kısıtlamaktadır. Gebelikte sağlık kontrolü yaptıranlar artmakla birlikte, her üç gebeden birisi hiç doğum öncesi bakım almamaktadır. Üreme çağındaki kadınların %68'inde gebelik açısından en az bir riskli durum vardır. Gebelikte   sık görülmektedir yılından beri her beş yılda bir yinelenmekte olan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları’nın (TNSA) 1988 ve 1993 yıllarındaki sonuçlarına göre; evde, sağlık personeli olmadan yapılan doğumların oranı %24'tür. Bu oran 1998 araştırmasında %19.4'e düşmüş olmakla birlikte kabul edilemez ölçüde yüksek düzeydedir. Yıllık 1.5 milyon doğum dikkate alındığında yaklaşık olarak anne ve bebek sağlık hizmeti almamakta, daha fazla oranda hastalık ve ölüm riski ile karşılaşmaktadır.

122 İsteyerek düşükler azalmaktadır
. İsteyerek düşükler azalmaktadır TNSA'ya göre; ailelerin %76'sı çocuk istemiyor, aile planlaması yöntemi uygulayan ailelerin oranı toplam %63.7, çağdaş bir yöntem kullananların oranı ise %37.7'dir. Çocuk istemeyenlerle, etkili doğum kontrolü uygulayanlar arasındaki fark kadın sağlığını az ya da çok tehdit eden düşük işlemlerine ya da istenmeyen, yeterli ilgi ve sevgi görmeyen bebeklerin dünyaya gelmesine yol açmaktadır. Doğum Öncesi Bakım (DÖB) DÖB hizmetleri birinci basamak sağlıkkuruluşları, ikinci basamak sağlık kuruluşları, üniversite hastaneleri, özel sektör gibi çeşitli ve çok sayıda birim tarafından verilmektedir. Gebelerin sağlık personeli tarafından en az altı kez izlenmesi gerekir. Nitelik göz ardı edilerek DÖB'den yararlanma oranlarına bakıldığında bölgeler arasında, kır-kent yerleşimine göre farklılık vardır . Tablo 1. Temel özelliklere ve bakım alınan kişiye göre DÖB alma oranları (%)   Doktor  Ebe/Hemşire  Batı  79,5  6,0  Güney  63,4  8,8 Orta  61,0  12,7  Kuzey  61,5  5,2  Doğu  34,4  3,7  Kent  71,1  6,6  Kır  42,1  8,5 

123 druzman@mynet.com Eğitimi yok/ ilkokul bitirmedi 32,0 5,3
İlkokul mezunu  66,3  9,1 Ortaokul ve üzeri  93,4  2,5  Anne yaşı <20  54,4  9,1  Anne yaşı 20-34  62,6  7,2  Anne yaşı 35+  46,3  5,3  1. doğum  72,1  7,1  2-3. doğum  61,7  8,3 4-5. doğum  43,4  7,2  6+ doğum  33,1  3,5 Türkiye  60,2  7,3      Kaynak: TNSA (1998) Ayrıca eğitim durumu, yaş, gebelik sayısına göre de kadınlar son gebeliklerinde doğum öncesi bakım hizmetlerinden yararlanmada farklı eğilimler göstermektedir. Batıdan doğuya gidildikçe doğum öncesi bakım hizmeti alanlar azalmaktadır. Kentlerde yaşayanlar, köylerde yaşayanlardan daha fazla doğum öncesi bakım almaktadırlar. Sonuç olarak doğuda, kırsal alanda yaşayan; eğitimsiz, çok doğum yapmış ve yaşı 35'i aşan kadınlar doğum öncesi bakımdan en az yararlanan grubu oluşturmaktadır TNSA gebelerin ancak %67.5'inin en az bir kez sağlık personelinden doğum öncesi bakım aldığını göstermektedir.

124 Bu oran 1988 TNSA'daki %43 ve 1993 TNSA'daki %63'e göre gelişme sağlandığını göstermektedir. Doğumun Yapıldığı Yer Türkiye'de doğumların; döneminde %59.6'sı sağlık kuruluşunda, %40.2'si evde; döneminde ise %72.5'i sağlık kuruluşunda, %26.7'si evde gerçekleşmiştir. yılları arasında beş yıllık dönemde sağlık personeli tarafından yaptırılan doğumların tüm doğumlara oranı %80.6'dır. Sağlık personeli yardımıyla yapılan doğumlar, sağlık personelinden doğum öncesi bakım almış gebelerin oranından daha yüksektir. Bu durum toplumun doğumda sağlık hizmeti almak konusunda doğum öncesi döneme göre daha duyarlı ve daha istekli olduğunu göstermektedir. Doğumun Yapıldığı Yer Türkiye'de doğumların; döneminde %59.6'sı sağlık kuruluşunda, %40.2'si evde; döneminde ise %72.5'i sağlık kuruluşunda, %26.7'si evde gerçekleşmiştir. yılları arasında beş yıllık dönemde sağlık personeli tarafından yaptırılan doğumların tüm doğumlara oranı %80.6'dır. başka araştırmada 1981 yılı için anne ölüm hızının yüz binde olduğu belirlenmiştir. Sağlık personeli yardımıyla yapılan doğumlar, sağlık personelinden doğum öncesi bakım almış gebelerin oranından daha yüksektir. Bu durum toplumun doğumda sağlık hizmeti almak konusunda doğum öncesi döneme göre daha duyarlı ve daha istekli olduğunu göstermektedir. Doğum sonu bakım hizmetleri ülkemizde ana sağlığı hizmetleri içinde en az bilinenidir. Araştırmalarda doğum sonu bakım konusunda bilgi bulunmamaktadır.

125 Uygulanan kayıt bildirim sistemi de ülke çapında konunun değerlendirilebilmesine elvermemektedir. Bir ölçüde doğum sonu bakım fazla önemsenmeyen ana sağlığı hizmeti görünümündedir. Rutin sağlık hizmetleri içinde yaş üreme çağındaki kadınların sağlık personeli tarafından evlerinde yılda iki kez izlenmesi de bulunmaktadır. Gebelik öncesi bakım ve aile planlaması danışmanlığı olarak tanımlayabileceğimiz yaş kadın izlemleri kırsal alanda daha başarılı yürütülebilirken kentsel alanlarda pek uygulanmamaktadır. Ana Ölümleri Dünyada yılda ana ölümü olmaktadır. Ana ölümlerinin %99'u gelişmekte olan ülkelerdedir. Dünyada ana ölüm hızı yüz binde 430'dur. Afrika'da yüz binde 870, Japonya dışında Asya'da yüz binde 380 olan ana ölüm hızı, Avrupa'da yüz binde 36'dır. Türkiye'de ana ölüm hızı ve nedenleri ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 1974 yılında yapılan araştırma sonucuna göre ana ölüm hızı yüz binde 208'dir. Aynı kuruluş tarafından 1989 yılında kız kardeş yöntemi kullanılarak yapılan bir başka araştırmada 1981 yılı için anne ölüm hızının yüz binde 132 olduğu belirlenmiştir. Sağlık Bakanlığı tarafından 'de, ülke genelini temsilen 53 ilin tüm hastanelerinde, bir yıl süreyle yürütülen çalışmanın sonucuna göre ana ölüm hızı yüz binde 49.2'dir. Hastane kayıtlarına dayalı olan bu çalışma sonucunda elde edilen ana ölüm hızında "hastaneye başvurmayan ya da getirilmeyen" ana ölümü olgularının eksik olduğu kestirilebilir. Bir yıl süren çalışmanın sonuçları özetle şöyledir: "12-55 yaş" grubunda kadınölümü saptanmıştır. Bunlardan 323'ü, "ana ölümü" olarak değerlendirilmiştir. Kadın ölümlerinde ilk 10 neden sıklık sırasına göre 'de verilmektedir.

126 druzman@mynet.com Tablo 2. Saptanan kadın ölüm nedenlerinin dağılımı.
Sıra  Ölüm Nedeni  %  1.  Serebrovasküler hast.  16,4  2. Kanserler   11,1  3.  Kalp hast.  10.5  4. Trafik kazası  9.2 5. Ana ölümü   5.1 6. Böbrek yetmezliği 4.7 7. Kazalar, yanık  4.2  8. Lösemi  4.0  9. Solunum hast.  3.0  10. Peritonit  2.4  Söz konusu çalışmada ana ölümlerinin büyük çoğunluğunun doğumu izleyen günlerde olduğu bulunmuştur (). Aynı çalışma; ölen annelerin %34'ünün "19 yaş ve altı" ve "35 yaş ve üzeri" riskli yaş grubunda olduğunu, %62.5'inin kırsal ya da yarı-kırsal kesimde yaşadığını  göstermektedir. Doğum sırasına göre, her üç anne ölümünden birisi ilk gebelikte, diğer biri ise beşinci ya da daha sonraki gebeliklerde olmuştur.

127 Tablo 3. Ana ölümlerinin olduğu zamana göre dağılımı.  
Ana Ölümü Zamanı %  Doğum sonrası 42 gün içinde  59.1  Gebelik süresinde  Doğum eyleminde    Düşük sonucu    Dış gebelik sonucu        Anne ölüm nedenlerinin dağılımına bakıldığında nitelikli bir doğum öncesi bakımla kanama, enfeksiyon ve toksemiye bağlı anne ölümlerinin kontrol altına alınabileceği, dolayısıyla her üç anne ölümünden ikisinin önlenebileceği görülmektedir (). Tablo 4. Ana ölümlerinin nedenlerine göre dağılımı. Ana Ölümü Nedeni % Doğumla doğrudan ilgili  83.0  Kanama    Enfeksiyon    Toksemi    Emboli    Doğumla dolaylı ilgili  14.5  Diğer 

128 . Aile Planlaması Ülkemizde Cumhuriyet’in kuruluşundan 1965 yılına kadar nüfus artış hızını destekleyici politikalar benimsenmiş ve uygulanmıştır yılında çıkartılan 557 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile aile planlaması yöntem kullanımı serbest bırakılarak, antinatalist politikaya geçilmiştir. Günümüzde aile planlaması hizmeti ülke genelinde sunulmaktadır. Hizmetin ulaşılabilirliği, yaygınlığı, çeşitliliğine göre modern yöntemlerin kullanım düzeyi düşüktür. Diğer ana sağlığı hizmet göstergelerinde olduğu gibi aile planlaması göstergelerinde de bölgeler arası, yerleşim biçimi, eğitim durumu gibi temel özelliklere göre farklılıklar önemini korumaktadır. 1983 yılında yürürlüğe giren, halen konusunda dünyadaki en kapsamlı ve liberal yasalar arasında bulunan, 2827 sayılı aile planlaması hizmetlerini düzenleyen ikinci yasada, getirdiği diğer yeniliklerin yanı sıra sektörler arası işbirliğinin gerekliliği vurgulanmıştır. Ancak günümüze kadar geniş katılımlı, verimli ve süreklilik gösteren sektörler arası işbirliği tam olarak gerçekleşmemiştir. 2827 sayılı yasa ile getirilen yenilikler: Kurs görmüş ebe ve hemşirelere uygulama yetkisi verilmesi, cerrahi kontrasepsiyonun yöntem seçenekleri içine alınması, 10 haftaya kadar gebeliklerin istek üzerine sonlandırılması ve yukarıda belirtilen sektörler arası işbirliğinin zorunlu hale getirilmesidir. Anne ve bebek ölümleri ile doğrudan ilişkilendirilen dört tip riskli gebelik vardır:

129 Anne adayının yaşının 18'in altında ya da 35'in üzerinde olması, gebelik aralığının 2-3 yıldan kısa olması, toplam dörtten fazla sayıda gebelik ya da doğum gerçekleşmiş olması TNSA, evli kadınların %64.7'sinin gebelik yönünden risk altında olduğunu göstermektedir. Türkiye'de yaygınlığı tam olarak belirlenememekle birlikte yukarıda sayılan dört tip riskli gebeliğin gecekondu bölgelerinde, doğuda ve kırsal alanda daha yoğun olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye'de kaba doğum hızı binde 23.4 olup her yıl yaklaşık 1.5 milyon doğum olmaktadır. Kaba doğum hızı kırsal yörelerde (binde 24.7) kentsel yörelere göre (binde 22.8) daha yüksektir. Kadınlar doğurganlık çağının sonuna geldiklerinde (40-49 yaş grubunda) ortalama 4.6 çocuk doğurmuş olmaktadır. Bu sayı kırda 5.6, kentte 4.0, Batı'da 3.5, Doğu'da ise 7.3'tür. Yaşa özel doğurganlık hızlarının durumunu korumasıyla, halen yaş gurubundaki kadınların doğurgan çağın sonuna geldiklerinde sahip olacakları çocuk sayısını gösteren toplam doğurganlık hızı, Türkiye'de 1983'teki düzeyine göre önemli oranlarda düşüş göstermiştir. Aile planlaması amacıyla kullanılan yöntemler evli kadınlar ve kocaları tarafından iyi düzeyde bilinmektedir TNSA'ya göre evli kadınların %98.7'si, kocalarının da %97.1'i en az bir etkili yöntemi bilmektedir. Kocaların bilgisi ilk kez 1998 TNSA'da araştırılmıştır. Evli kadınlar, TNSA'ya göre %86 oranında etkili bir yöntem bilirken, bu oran 1993 TNSA'da %99'a çıkmıştır. Ancak yöntem bilgisinin niteliği hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Evli kadınların %62'si sahip olduklarından başka yeni bir çocuk istemezken, etkili bir yöntemle korunanların oranı bu rakamın çok altındadır. Artık çocuk istemeyenler arasında büyük çoğunluğu "geri çekme" olmak üzere, geleneksel yöntemle korunma alışkanlığı yıllara göre azalmakla birlikte, en çok başvurulan yöntem olma özelliğini sürdürmektedir.

130 Son üç TNSA sonuçlarına göre aile planlaması yöntemlerinin kullanılma oranları 'te verilmektedir. Öte yandan isteyerek yapılan düşük hızları düşme eğilimine girmekle birlikte, yüksek düzeyini korumaktadır TNSA öncesinde son beş yılda 100 gebeliğin 23.2'sinde düşük gerçekleşmiş, bunların 14.5'i isteğe bağlı olmuştur araştırmasına göre toplam düşük %28, isteyerek düşük %18'dir yılında 100 gebeden 15.1'i isteğe bağlı düşük yaparken, bu oran 1988'de 23.6 olmuştur. Tablo 5. TNSA’lara göre AP yöntemi kullananların dağılımı (%).     Yöntemler     1993  1998  Herhangi bir yöntem    62.6  63.9  Herhangi bir modern yöntem    34.5  37.7  ___Hap    4.9  4.4  ___RİA    18.8  19.8 ___Kondom    6.6  8.2  ___Tüp ligasyonu    2.9  4.2  ___Diğer modern yöntem    1.3  1.1  Herhangi bir geleneksel yöntem  32.3  28.1  25.5  ___Cinsel perhiz   1.0  1.1 ___ Geri çekme    26.2  24.4  ___Diğer geleneksel yöntem   0.9  0.6  Yöntem Kullanmıyor    37.4  36.1

131 OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ)
. Sonuç Her ne kadar yukarıda bardağın boş kısmı hep ön planda tutulduysa da Türkiye'de ana sağlığı ve aile planlaması hizmetlerinde yıllar içinde önemli gelişmeler sağlandığı yadsınamaz. Ancak bardağın dolu kısmının kimseyi doyurmadığı da açıktır. Kendi haline bırakıldığında genel gelişme içinde belirli bir süre geçtikten sonra ana sağlığı ve aile planlaması göstergelerinde de istenilen düzeye gelinecektir. Ancak hepimizin çabası bu sürenin olabildiğince öne çekilmesine yönelik olmalıdır. İçinde bulunduğumuz süreçte ana sağlığı ve aile planlaması hizmetleri, ergen, , hizmetleri ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarla savaş konularıyla birlikte, yaşam boyu yaklaşım içinde üreme sağlığı kapsamında değerlendirilmelidir. OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ) Hazırlayan: Dr. Şebnem Yıldırımoğlu Nedir ? Osteoporoz, kemik kütlesinin azalmasıdır. Özellikle kadınlarda menopozdan sonra görülür. Bunun nedeni sonra kadınlık hormonunun azalmasıdır. Kemik erimesi, başlangıçta hiçbir belirti vermeyebilir. Ancak ilerlediği zaman, bel ve sırt ağrıları, kamburlaşma görülür. Kemik erimesinin en önemli sonucu, en ufak bir darbede kırıkların görülmesidir. Osteoporoz sonucu kırılan kemiklerin kaynaması da güç olur. Bazen bu kırıklar yaşamsal tehlikeye yol açabilir.

132 Kemik erimeniz olup olmadığını anlamak için, bir doktorun önerisi ile “Kemik Dansitometrisi” denilen ölçümü yaptırmanız gerekmektedir.  Kemik erimesi en sık kimlerde görülür. Üçten fazla doğum yapanlar Süt, yoğurt, peynir gibi besinleri az tüketenler Açık renk göz, ten ve saçı olanlar Ufak tefek ince yapılı kadınlar Ailesinde kemik erimesi olan kimse bulunanlar Çok fazla kahve ve kolalı içecek tüketenler Hareketsiz bir yaşam sürenler Sigara ve alkol kullananlar Kırmızı eti fazla tüketenler  Neler yapılabilir? Kemik erimesini önlemek için beslenmenize özen göstermelisiniz. Özelikle süt, yoğurt, sebze, meyve gibi yiyecekleri almalısınız. Kahve ve kolalı içecekler tüketmemelisiniz. Tuzlu yememeli, proteini yüksek besinlerden uzak durmalısınız. Kemik erimesini önlemek için hareketli bir yaşam sürmelisiniz. Düzenli yürüyüşler, merdiven inip çıkma ve basit jimnastik hareketleri ile bunu sağlayabilirsiniz. Kemik erimeniz varsa kırıklardan korunmak için evin içinde düşmenizi önleyecek önlemler almalısınız.

133 İNFERTİLİTE druzman@mynet.com
Hazırlayan: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi İNFERTİLİTE NE DEMEKTİR Çiftlerin bir yıllık süre içerisinde çocuk istemeleri ve korunma yöntemi kullanmamalarına rağmen gebeliğin olmamasına infertilite denir. Türkiye'de ve dünyadaki çiftlerde yaklaşık %15 oranında infertilite sorunu vardır. EN YAYGIN OLARAK GÖRÜLEN İNFERTİLİTE NEDENLERİ KADINA AİT NEDENLER Çiftlerin %40-50'sinde infertilite nedeni kadına aittir. a. Yumurtlamaya ait nedenler: Olgun yumurta hücresinin gelişmemesi, yumurtlama olmaması, yeterli kalitede yumurta üretilememesi. b. Rahim ağzına ait nedenler: Enfeksiyon, tümör, salgı yetersizliği. c. Rahime ait nedenler: Rahmin olmayışı, rahmin şekil bozukluğu ( rahim içinde perde olması) , bazı myomlar.

134 d. Tüplere ait nedenler: Tüplerin olmaması, doğuştan tıkanıklığı, geçirilmiş enfeksiyon, ameliyat, endometriozis gibi nedenlere bağlı yapışıklıklar sonucunda meydana gelen tıkanıklıklar gibi yumurta iletimini bozan nedenler. e. Diğer nedenler: Endometriozis olarak adlandırılan rahim içini döşeyen hücrelerin rahim dışında bulunması, bağışıklık problemleri, üreme organları bozuklukları, psikolojik ve cinsel problemler. ERKEĞE AİT NEDENLER: Çiftlerin %40-45'sinde infertilite nedeni erkeğe aittir. sperme ait bozukluklar : a. spermde sayı ve hareket azlığı, şekil bozukluğu ( sayı 20 milyonun, ileri hareket % 50'nin, normal yapıda sperı7ı % 14'ün üzerinde ise sperm normal kabul edilebilir) b. Erkek üreme sisteminde erkek tohum hücrelerinin  geçişini etkileyen bir tıkanıklık c. Varikosel, hidrosel, torbalara inmiş fıtık, inmemiş test.is. d. Diğer nedenler: Enfeksiyonlar, travmalar, hastalıklar, psikolojik ve cinsel problemler . HEM KADIN HEM ERKEĞE AİT NEDENLER: Çiftlerin %20-25'inde infertilite nedeni hem kadına hem erkeğe aittir. a. Yumurtlama sorunu & sperm sayısı azlığı b. Tüplerde enfeksiyon & spermin yapı bozukluğu ve benzeri durumlar.

135 . AÇIKLANAMAYAN İNFERTİLİTE: İnfertil çiftlerin yaklaşık %10-15'inde infertilite nedenini açıklayacak herhangi bir neden bulunmamaktadır. Kadın ve erkek araştırıldığında, gebeliğin oluşmasına engel olabilecek herhangi bir problemin saptanamadığı olgulardır . YARDIMCI ÜREME TEKNİKLERİ: Çocuk sahibi olma konusunda herhangi bir problemle karşılaşan çiftlerde çeşitli tetkikler ile bu olumsuzluğun nedeni araştırılır. Belirlenen nedene yönelik çeşitli ilaç tedavileri ya da cerrahi tedavi uygulanır. Bu girişimlerden sonuç alınamadığı taktirde, yardımcı üreme teknikleri olarak da bilinen Tüp Bebek mikroenjeksiyon veya TESE yöntemlerine başvurulur. Çiftlerin çoğu için bu yöntem en son ve en iyi ümit kaynağıdır.  İN VİTRO FERTİLİZASYON VE EMBRİYO TRANSFERİ (IVF-ET) NEDİR ? In vitro fertilizasyon; kadının yumurtalıklarından bir ya da daha çok sayıda olgun yumurta hücresinin alınarak, bunların kadının eşinden alınan sperm ile vücut dışında özel bir ortamda döllenmesidir. Embriyo transferi ise döllenen bu yumurtaların rahime yerleştirilmesidir.  IVF ET YÖNTEMİNİN UYGULANDIĞI DURUMLAR · In-vitro fertilizasyon · Herhangi bir nedenle tüpleri tıkalı ya da hasar görmüş kadınlarda, · spermleri sayıca az ya da sperme ait yapısal bozuklukların olduğu durumlarda, · Erkek ya da kadına ait bağışıklık problemlerinde, · · Bazı endometriozis olgularında, · Nedeni açıklanamayan infertil çiftlerde uygulanır.

136 . IVF ET YÖNTEMİNİN UYGULANMADIĞI DURUMLAR · Rahmi herhangi bir nedenle olmayanlara (Doğuştan yada ameliyat ile) · Yumurtalıkları olmayan ve yumurtlaması imkansız olan kadınlara uygulanmaz MİKROENJEKSİYON (ICSI) ve TESE YÖNTEMİ NEDİR ? Yumurtalıklardan alınan yumurtanın içerisine tek bir spermin laboratuarda enjekte edilerek döllenmenin sağlanması işlemidir. Eğer erkek sperm üretemiyor ise testislerden sperm alınması (biopsi ile) işlemine TESE denir. MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN UYGULANDIĞI DURUMLAR · IVF -ET yöntemi ile döllenmenin gerçekleşmediği durumlar · Sperm sayısı ve hareketinin az olduğu durumlar · Sperme ait yapı bozukluklarının olduğu durumlarda uygulanır IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİ KAÇ DEFA DENENMELİDİR? defa deneme yapılabilir. Eşlerin fizyolojik ve psikolojik açıdan hazırlanmalarını sağlamak iç in 2-4 ay ara verilerek uygulanmaktadır. IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE BA,SARI ŞANSI NEDİR ? Her bir denemede başarı şansı %20-25'dir. Yani bu yöntemi deneyen 100 çiftten sadece tanesi gebe kalabilir. Başarıda en önemli etken, yöntemlerin bu konuda yeterli bilgi, tecrübe ve isteğe sahip personel ile yeterli donanıma sahip ve her türlü yeniliği uygulayabilecek bir merkezde yapılmış olmasıdır.

137 IVF - ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE ÇOĞUL GEBELİK OLASILIĞI NEDİR
IVF - ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE ÇOĞUL GEBELİK OLASILIĞI NEDİR? Çoğul gebelik şansı az da olsa artmaktadır. İkiz ve üçüz olasılığı normal gebeliğe göre daha fazladır. Çünkü gebelik şansını arttırmak için, birden fazla (ortalama 3-4 ) döllenmiş yumurta (embriyo), rahime yerleştirilir. IVF -ET MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN BEBEK ÜZERİNE ZARARLI BİR ETKİSİ VAR MIDIR? Bu yöntem ile gebe kalanlar ile normal yolla gebe kalan kadınların çocuklarında anomali olasılığı açısından bir fark olmadığı belirlenmiştir. IVF - ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN MALİYETİ NEDİR? Bu yöntemlerin uygulanması pahalıdır. Kliniğimizde bir hastaya maliyeti ortalama Amerikan dolarına mal olmaktadır.  IVF -ET YADA MİKROENJEK5İYON YÖNTEMLERİNDE BAŞKA ERKEĞİN SPERMİ YADA BAŞKA KADININ YUMURTASI KULLANILABİLİR Mİ? Ülkemizde yasalar buna izin vermemektedir, bu açıdan başka kadının yumurtası ve başka erkeğin sperminin kullanılması söz konusu değildir. ·  IVF -ET yöntemi ile döllenmenin gerçekleşmediği durumlar ·  Sperm sayısı ve hareketinin az olduğu durumlar ·  Sperme ait yapı bozukluklarının olduğu durumlarda uygulanır

138 IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİ KAÇ DEFA DENENMELİDİR
IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİ KAÇ DEFA DENENMELİDİR? defa deneme yapılabilir. Eşlerin fizyolojik ve psikolojik açıdan hazırlanmalarını sağlamak iç in 2-4 ay ara verilerek uygulanmaktadır. IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE BAŞARI ŞANSI NEDİR ? Her bir denemede başarı şansı %20-25'dir. Yani bu yöntemi deneyen 100 çiftten sadece tanesi gebe kalabilir. Başarıda en önemli etken, yöntemlerin bu konuda yeterli bilgi, tecrübe ve isteğe sahip personel ile yeterli donanıma sahip ve her türlü yeniliği uygulayabilecek bir merkezde yapılmış olmasıdır. IVF - ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE ÇOĞUL GEBELİK OLASILIĞI NEDİR? Çoğul gebelik şansı az da olsa artmaktadır. İkiz ve üçüz olasılığı normal gebeliğe göre daha fazladır. Çünkü gebelik şansını arttırmak için, birden fazla (ortalama 3-4 ) döllenmiş yumurta (embriyo), rahime yerleştirilir. IVF -ET MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN BEBEK ÜZERİNE ZARARLI BİR ETKİSİ VAR MIDIR? Bu yöntem ile gebe kalanlar ile normal yolla gebe kalan kadınların çocuklarında anomali olasılığı açısından bir fark olmadığı belirlenmiştir. IVF - ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN MALİYETİ NEDİR? Bu yöntemlerin uygulanması pahalıdır. Kliniğimizde bir hastaya maliyeti ortalama Amerikan dolarına mal olmaktadır. Hazırlayan: Dr. İbrahim Açıkalın Sağlık Bakanlığı, Anne-Çocuk Sağlığı/Aile Planlaması Genel Müdürlüğü

139 AİLE PLANLAMASI

140 AİLE PLANLAMASI druzman@mynet.com
Uluslararası çalışmalar, doğumlar arasında iki yıl veya daha fazla ara bırakılmasının uygun olduğunu belirlemiştir. İslamî kurallarda da bebeğin süt emme müddeti iki yıl olduğuna göre, bu iki yıldan sonraki kalınacak hamilelikle beraber iki doğum arasının 3 yıl olması daha uygundur. Zira bir anne aralıksız olarak çocuk doğurursa, zayıf düşer. Sütü daha az olur ve doğurduğu çocukların sağlığıyla ve en önemlisi eğitimiyle yeteri kadar ilgilenemez. Gebelik... Rahmin içine düşen bir tohum sayesinde yeni bir canın yaratılması. Evet, tam mucize. Fakat kadınların en büyük sorunlarından birisi de işte budur. Gebe kalmak. Çocuk isteyen aileler için gebe kalmak korkusu yoktur. Çocuk yapmak istemeyen pek çok kadın, gebe kalma korkusu yüzünden sevişmeden gereğince zevk alamaz, cinsel birleşimlerden de. Sanırım, kadının en büyük sorunu da diyebiliriz buna. Bu nedenle doğum kontrol metodlarından bütün dünyada yaygın olarak kullanılanlardan söz edeceğiz. Bugün de istenmeyen gebelikler karşısında ailelerin, kadınların sorunları değişmiş değildir. Kadınlar İstenmeyen bir gebelikten kurtulmak için gizli tedbirlere başvurmaktadırlar, bu şüphesiz daha sakıncalıdır. Dört, beş ve daha fazla çocuklu ailelerde, özellikle geçim düzeyi yeterli olmayanlarda beslenme yetersizlikleri nedeniyle hastalık ve çocuk ölümleri daha fazla olmaktadır. Çocuğun ruhsal ve toplumsal gelişimi için, anne sevgi ve şefkatinin zorunlu olduğu artık klinik kanıtlarla tesbit edilmiştir. Anne bakımı ve sevgisinden yoksun kalma, çocuğun ruh sağlığı ve gelişmesi bakımından kötü sonuçlar doğurur.

141 Gebeliğin Önlenmesi Ve Cinsel Sorunlar: İstenmeyen gebeliğin önlenememesi, çok sayıda gebelik, kadının evlenmesinden itibaren gebeliklerin birbirini kovalaması, aile içinde cinsel sorunlara yol açmaktadır. Geleneksel toplumsal kalıplar içinde ülkemizde gebelik veya gebeliğin Önlenmesi sorunu adeta sadece kadının sorunu durumundadır. Arka arkaya gelen gebelikler, parasal sorunların da eklenmesi ile aile içinde huzursuzluk ve geçimsizlik kaynağı olmakta, bu da evliliğin temel direklerinden olan cinsel uyumu bozacak şekilde etkilemektedir. Bir takım cinsel soğukluklar, doyumsuzluklar doğurmakta, toplumun temelini oluşturan aile mutsuz bir birim durumuna dönüşmektedir. Cinsel doyuma ulaşamayan insanlar, toplumsal yaşantı içinde de mutsuz oluşları, bazı komplekslere kapılmaları nedeniyle, çevresiyle uyuşamayan, sorunlar çıkaran, sorunlu kimseler olarak ortaya çıkmaktadır. Günlük yaşantımızda bu tür sağlıklı olmayan kişilere pek sık rastlamaktayız. Cinsellik ve gebelik, fizyolojik ve biyolojik olarak içiçedir. Birbirinden ayırmak gerçekte imkansızdır. Eşler arasında pek çok gerçek konuşulamamakta, bilgisizlik veya gereksiz utanma duyguları içinde sorunlar kendi akışına bırakılmakta, gebeliği önleyici yöntemlerin iyi bilinmemesi veya uygulanmaması, istenmeyen gebeliklere yol açmaktadır. Bu durum cinsel sorunları beraberinde getirmekte ve bunun dışında diğer taraftan onbinlerce kadın yasal olmayan çocuk düşürme veya aldırma girişimi ile karşı karşıya kalmakta, sağlığı ile oynamaktadır. Ülkemizde yüzbinlerce kadın kürtaja başvurmakta veya kendi düşük yapmaya çalışmakta, bu girişimlerde gerekli tıbbi önlemler alınmadığından ve üstelik pek çoğu gereği gibi yapılmadığından, yılda bin ölüm olayı görülmektedir.

142 İLAÇ VE GEREÇ KULLANILMAYAN YÖNTEMLER 1) Geri Çekme: Bu yöntem hiçbir masrafı gerektirmez, ilaç gereç gibi herhangi bir araca ve hazırlığa gereksinme göstermez. Erkeğin menisi akacağı zaman erkek, cinsel organını kadın cinsel organından dışarı çıkarır. Böylece erkek tohum hücrelerinin kadının dölyoluna akması ve onun yumurta hücresi ile birleşerek gebelik meydana gelmesi önlenmiş olur. Geri çekme ya da dışarda boşalma yöntemiyle doğum kontrolü uygulanması, erkeğin tam boşalacağı anda penisini dölyolundan çekmesi ve dölyoluna ya da dölyolu yakınlarına meni bulaşmaması ilkesine dayalıdır. Böyle bir boşalmadan sonra dikkat edilmesi gereken şey, temizliğe önem vermektir. Bu yöntem, yüzyıllardan beri dünyanın her yerinde kullanılmakta, bazı yazarlara göre belki de insanların bildiği en eski gebeliği önleyici yöntemdir. Bu nedenle bu yönteme çeşitli adlar verilmiştir; geri çekme, çekilme, dikkatli olma, kesik cinsel birleşme gibi. Ancak Cinsel heyecanın dorukta olduğu noktada erkeğin geri çekilmesi, erkeği ruhi doyumsuzluklara iter. Erkek, vajinada boşalmanın hazzından yoksun kalacağı için cinsel ve ruhsal mutsuzluk duyabilir. Özellikle kadınlar gebe kalma korkusuyla cinsel doyuma pek ulaşamazlar.Cinsel birleşmeyi yarıda kesme yöntemine uzun süre başvuranlar, ruhsal hastalığa yakalanma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Çünkü birleşme, uyarılmanın en gergin bir anında kesilmektedir. Ayrıca, erkeklerde olduğu kadar kadınlarda da doyum imkanı ortadan kalkmaktadır. Çünkü heyecanın kendisi altüst oluyor ve eşlerin her ikisi de durma anı için "dikkat etmek" zorunda kalıyorlar. Ayrıca hangi anda durulacağı bütünüyle belirsizdir. Çünkü ya durmak için geç kalınmıştır ya da sperm kadının organı üzerine dıştan düşmüştür. Bu durumda, hareketli spermler içeriye ulaşabilirler.Kadın ve erkeğin, çekinmeden serbestçe tam bir doyuma ulaşamayacağı bu metod, gebeliği önlemek için modern anlamda ideal bir yöntem olarak kabul edilmemektedir.

143 2) Tehlikesiz Günler: Bu yöntemin esasını, yumurtanın yumurtalıktan atıldığı günlerde, "cinsel birleşmeden kaçınma" prensibi teşkil eder. Kadının iki aybaşı kanamasının, yani iki adet ortasına rastlayan bir günde, yumurta hücresi yumurtalıktan atılarak, yumurta kanalına geçer. İşte bunlar tehlikeli günlerdir. Tehlikesiz günlerin belirlenmesi ise takvim ve vücut ısısı yöntemleri ile yapılır. Bu yöntemlerin amacı, bu tehlikesiz olarak belirlenen günlerde başka hiçbir ilaç ve gereç kullanmadan cinsel birleşmede bulunmaktır. Yumurtlama, 28 günde bir muntazam ve normal adet gören kadınlarda son adet kanamasının başladığı ilk günden hesaplandığında adetin günü oluşmaktadır. Kadının yumurta hücresi ve cinsel birleşme sonucu dölyolu ve dölyatağına gelen erkek tohum hücreleri eğer birleşmezlerse, diğer bir deyimle aşılanma olmazsa, kadının cinsel organlarında ancak kısa bir süre yaşayabilirler. Genellikle kabul edildiğine göre, kadının yumurtası yumurtalıktan çıktıktan sonra aşılanmadan saat yaşar, erkeğin tohum hücresi ise yumurta kanalında iki üç gün yaşar. Buna göre her iki adetin ortasındaki yedi gün tehlikelidir, diğer günler ise tehlikesiz olarak kabul edilir. Ancak bazen kadının yumurta hücresinin yumurtalıkta olgunlaşmasının süratli olması veya gecikmesi sonucu yumurtlama beklenilen zamandan birkaç gün önce veya sonra olduğu seyrek de olsa görülebilir. Bundan başka çeşitli nedenlerle adetlerde ve dolayısıyla yumurtlama gününde kayma olabilir. Örneğin beklenmedik üzüntüler, ruhsal sıkıntılar ve hastalıklar böyle bir geç veya erken yumurtlamaya neden olabilirler. Bazı araştırıcılara göre, çok seyrek olarak, özellikle uzun süre cinsel birleşmede bulunmamış veya cinsel birleşme sırasında ileri derecede heyecan duyan kadınlarda bazen tehlikesiz olarak kabul edilen günlerde ikinci bir yumurtlama oluşabilmektedir.

144 Bunlardan başka değinilecek diğer önemli nokta, doğum ve emzirme devresinden sonra birkaç ay adet ve yumurtlama mekanizmasının düzenli olmayacağıdır. Tehlikesiz Günler: Takvim Yöntemi: Bu yöntemi uygulayacak kadın bir yıllık aybaşı takvimini tutar, en uzun ve en kısa adet arasını belirler. En kısa adet arasından 18, en uzun adet arasından 11 gün çıkarılarak, gebeliğin en büyük ihtimalle oluşabileceği zaman belirlenir. Bir örnek: Bir kadının bir yıl boyunca tuttuğu aybaşı takviminde en uzun adet arası 33 gün, en kısa adet arası 25 gün olsun, = =7 Bu sonuçlara göre kadının adet gördüğü gün 1 kabul edilerek, 7'ci adet günü ile 22'nci adet günleri arasındaki günler kadının gebe kalma tehlikesi olan günlerdir. Kadının bu günlerde gebe kalma ihtimali çok fazladır. Bu günler arası herhangi bir yöntemle korunmak gerekir. Adetin 7'nci gününden önce ve 22'nci gününden sonra yapılacak cinsel birleşmede gebe kalma tehlikesi yoktur. Bir başka yöntem, kadının en az 8 ay süreyle adet görme takvimini çıkartarak bu takvimin kaçıncı gününde yumurtlama olduğunu belirlemektir. Bu belirlemeden sonra adet dönemini beş günlük bir süre olarak hesaplayıp, adet başlangıcından önceki sekiz gün ile adet bitişinden sonraki sekiz gün arasında kalan üçüncü bir sekiz günün döllenme günleri olduğunu kabullenmek ve bu sekiz günlük süre içinde cinsel ilişkiden kaçınmak ya da çok kesin önlemler alarak ilişkide bulunmak gerekir.

145 İLAÇ VE GEREÇLERİN KULLANILDIĞI YÖNTEMLER 1) Kaput (Prezervatif, Kondum, Kılıf): Prezervatif, erkek tarafından kullanılan, bir eldiven parmağı şeklinde ince lastik veya plastikten yapılmış gebeliği önleyici bir gereçtir. Kadının yumurtasını aşılayacak erkek tohum hücreleri, yani spermler bu kılıfın içinde kalarak, gebeliğin oluşmasını engeller. Kaput erkek cinsiyet organına takılır ve spermler için uç kısmında biraz boşluk bırakılır. Eğer kaputun dış yüzüne krem sürülürse, kayganlığı sağlanarak, cinsel birleşmenin daha rahat olması sağlanır. Bu nedenle bugün kaputların çoğu kaygan bir madde ile hazırlanarak ambalajlanmıştır. Prezervatif penis sertleştikten sonra takılır. Prezervatifin avantajları çabuk ve kolay kullanılabilmesi, oldukça güvenli olması ve vücuda herhangi bir etki yapmamasıdır. Ancak kaput sert hareketlerden yırtılabilir veya dölyolundayken, kayarak çıkabilir. Bu da gebeliğe neden olabilir. Kaputun % 70 oranında güvenli bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde kullanımının yaygınlaştığını görüyoruz. Bazı kadın ve erkekler bu yöntemde bir çeşit yabancı bir his duyduklarından yakınırlar, bunlarda genellikle cinsel doyumsuzluk görülür. Her iki taraf da kaputun doyumu azalttığını belirterek bu tür korunmaya rağbet etmez. Erken boşalma görülen erkeklerde ise, kamış başının duyarlılığını azalttığından, bu tür cinsel sorunları olanlara özellikle öneriliyor. Bazen kadında bir hastalık, akıntı veya bir parazit bulunabilir, bu durumlarda kaput kullanmak daha faydalıdır. Çünkü hastalığın erkeğe geçmesini önler ve aynı zamanda hastalık geçinceye kadar uzun bir süre cinsel birleşmeyi ertelemek gerekmez. Ayrıca kaput kullanma, zührevi hastalıklardan ve AİDS'ten korunmak için en etkili önlemdir.

146 Her prezvarvatifin sadece bir defa kullanılması ve kullanıldıktan sonra atılması gerekiyor. Erkeklerde prostat büyümesine sebep olur. 2) Dölyou Diyaframı: Diyafram, küçük kenarı ortasından daha kalın olan ince yuvarlak lastik bir kılıftır. Dölyatağına girişi kapatacak şekilde dölyolunun içine yerleştirilir. Bu şekilde spermin dölyatağına geçip yumurtayı döllemesine engel olur. Diyaframı kullanmadan önce üzerine sperm öldürücü krem sürmelidir. Çünkü spermler birkaç saat yaşarlar ve eğer diyaframın kenarına sperm öldürücü bir krem sürülmezse, diyafram ile dölyolu duvarı arasından geçerek dölyatağına