Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI VE ADNAN MENDERES DÖNEMİ (1950 – 1960)

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI VE ADNAN MENDERES DÖNEMİ (1950 – 1960)"— Sunum transkripti:

1 DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI VE ADNAN MENDERES DÖNEMİ (1950 – 1960)

2 Demokrat Parti 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde oyların % 53,3’ünü alarak 408 milletvekili çıkarıp iktidar oldu. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi modern Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir.

3 I. İÇ SİYASİ GELİŞMELER Yeni meclis tarafından Celal Bayar Cumhurbaşkanı, Refik Koraltan ise Meclis Başkanı seçildi. Aydın milletvekili Adnan Menderes Başbakan oldu. Celal Bayar Demokrat Parti genel başkanlığından istifa ederek Cumhurbaşkanlığı ile parti başkanlığının birbirinden ayrıldığı yeni bir dönemi başlattı. Bayar’ın boşalttığı Demokrat Parti genel başkanlığına Adnan Menderes seçildi. Bundan sonraki 10 yıl boyunca Adnan Menderes ismi Demokrat Parti ile özdeşleşmiştir.

4 Demokrat Parti iktidarı icraatına toplumu rahatlatıcı kanunlar çıkararak başladı. 16 Haziran 1950’de ezanın Arapça okunmasını yasaklayan kanun kaldırıldı. 14 Temmuz 1950’de af çıkarıldı. 13 Eylül’de öğretmenlerin siyaset yapmalarını yasaklayan bir kanun kabul edildi. Bu sırada Kore Savaşı çıkmıştı. Hükümet NATO’ya girebilmek için 25 Temmuz 1950’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yardım talebini kabul edip kişilik bir kuvveti Kore’ye göndermeye karar verdi.

5 Hükümetin Kore’ye asker göndermesi muhalefet lideri İsmet İnönü tarafından eleştirildi. Hükümet ile muhalefet arasındaki tartışma konularından biri de laiklik ve irtica konularıydı. Hükümet 21 Ekim 1950’de okullarda din dersinin seçmeli olarak okutulmasını kabul etmiş, imam- hatip okullarının sayısını arttırmıştı. Din eğitimi ve hürriyeti konusundaki bu gelişmelerin bazı çevrelerce istismar edilmesi muhalefet tarafından Atatürkçülük ve laiklikten taviz verme olarak değerlendirildi. Bunun üzerine 25 Temmuz 1951’de hükümet tarafından Atatürk’ü Koruma Kanunu adıyla bir kanun çıkarıldı.

6 1950 yılı ortalarında Avrupa Kalkınma Planı’na dahil edilen Türkiye’ye 100 milyon dolar ayrılmıştı. Bunun üzerine yerli ve yabancı yatırımcılar çeşitli endüstri alanlarına yatırım yapmaya başladılar. Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çıkarıldı. Birçok yabancı ülke tarafından Türkiye’ye kredi açıldı. Bu sırada Kore Savaşı sebebiyle fiyatlar yükselmiş dünyada gıda maddelerine büyük bir talep ortaya çıkmıştı.

7 Bunu bir fırsat olarak gören hükümet ekonomik şartların iyileşmesine bağlı olarak tarımda makineleşme için çiftçilere ucuz ve bol kredi vermeye başladı. Elektrik santralleri, çimento ve şeker fabrikaları, köprü ve baraj inşasına girişildi. Bu arada 16 Eylül 1951 tarihinde gerçekleştirilen ara seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi 20 milletvekilliğinden ancak 2 tanesini kazanabilmişti.

8 Bu seçim zaferinden sonra Ekim 1951’de Türkiye’nin NATO’ya girişinin kabulü hükümetin bir dış politika başarısı oldu. Bu sayede elini güçlendiren Demokrat Parti, İnönü’nün iktidar dönemindeki uygulamalarının bir kısmını daha değiştirdi. İsmet İnönü, Atatürk’ün ölümünden sonra kamuya açık yerlerde heykellerini diktirmiş, posta pullarına ve paralara kendi resmini koydurmuştu. Kamuoyunda İsmet Paşa’nın Atatürk’ün yerini almaya çalıştığı şeklinde değerlendirilen bu durumdan hükümet de rahatsızdı. Bu sebeple yaşayanların heykellerinin dikilmesini yasaklayan bir kanun çıkarılırken, İnönü’nün resimlerinin bulunduğu paralar tedavülden kaldırıldı.

9 1952 yılı sonlarında Demokrat Parti içinde birtakım huzursuzluklar ortaya çıktı. Bu durumu gören CHP lideri İnönü, iktidar partisini bir seçime zorlamak için yurt gezilerine çıktı. Bu kampanya ülkede bir gerilime yol açtı. 8 Ekim’de Balıkesir Valisi kamu düzenini bozacağı gerekçesiyle İnönü’nün şehirde miting yapmasına izin vermedi. Muhalefet lideri de buna tepki olarak siyasi hakların kullanılmasının imkânsız hale geldiğini söyleyip seçim gezilerini iptal etti.

10 Aralık 1953’te CHP’nin mallarının hazineye devredilmesini öngören bir kanun çıkarılması ile iktidar muhalefet ilişkileri iyice bozuldu. Bir başka muhalefet partisi olan Millet Partisi dini siyasete alet etmek suçundan 27 Ocak 1954’te kapatıldı.

11 2 Mayıs 1954’te yapılan seçimlere 4 parti katıldı. Bunlar; Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Türkiye Köylü Partisi idi. Seçime katılma oranı % 88 olarak gerçekleşti. Demokrat Parti 1950 seçimlerindeki oylarını arttırarak % 57,6 oy oranıyla 503 milletvekili çıkardı. CHP % 35,4 oyla 31 milletvekili, Cumhuriyetçi Millet Partisi ise % 4,9 oy ile 5 milletvekili kazandı. İki milletvekili de bağımsız olarak meclise girerken Türkiye Köylü Partisi milletvekili çıkaracak kadar oy alamamıştı.

12 1954 seçimleri Demokrat Parti için büyük bir başarı idi. Güven tazeleyen hükümet, kamuoyundan aldığı destekle muhalefet, üniversite ve bürokrasi üzerinde denetimini arttıracak yeni kanunlar çıkardı. 30 Haziran 1954’te çıkarılan yeni seçim kanunu ile seçimlerde aday olacak memurlar için 6 ay önceden istifa şartı, bir partinin reddettiği bir adayın sonraki seçimlerde başka bir partiden aday olamayacağı hükmü getirildi. 5 Temmuz’da profesörler, meslekte 25 yılını geçmiş veya 60 yaşını doldurmuş hakimler ve diğer devlet görevlilerinin görevden alınma ve emekli edilmeleri yetkisini hükümete veren bir kanun kabul edildi. Bu düzenlemeler siyasi muhalefet ile üniversite ve bürokrasiyi iktidara karşı birleştirdi.

13 Pek çok konuda yaşanan anlaşmazlığa rağmen 1955’te ortaya çıkan Kıbrıs meselesi karşısında iktidar ve muhalefet ortak hareket ettiler. Kıbrıs meselesinin yurtiçinde de birtakım yansımaları oldu. Bunun en belirgin olanı 6–7 Eylül Olayları idi. Yunanistan’ın ENOSİS (Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı) politikası Türk kamuoyunda büyük bir tepki uyandırmıştı. Bu gerginlik yaşanırken 5 Eylül 1955’te Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı haberi İstanbul ve İzmir’de olaylara sebep oldu. Olaylar sıkıyönetim ilan edilerek yatıştırılırken İçişleri Bakanı istifa etti. Olaylarda zarar gören vatandaşlara zararlarının tazmini için 28 Şubat 1956’da bir kanun çıkarılarak hükümete yetki verildi.

14 Ekonomide 1954 yılından itibaren bir durgunluk başladı. 1955’te de hava şartlarının kötü gitmesi tarım üretiminde düşüşe ve gıda fiyatlarının yükselmesine sebep oldu. Aynı zamanda bir döviz darlığı yaşanmaya başladı. 6 Haziran 1956’da, 1940 tarihinde çıkarılmış olan Milli Koruma Kanunu yeniden yürürlüğe konuldu. Bu kanunla hükümete fiyatları ve ekonomiyi kontrol etme yetkisi verildi.

15 Ekonomide bu olumsuzluklar yaşanırken Demokrat Parti içinde de bazı huzursuzluklar yaşanmaya başladı. Menderes’e muhalif olan bazı milletvekillerinin bir kısmı partiden ihraç edildi, geriye kalanlar da durumu protesto etmek için istifa ettiler. Demokrat Parti’den ayrılmış olan bu milletvekilleri 20 Aralık 1955’te Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu başkanlığında Hürriyet Partisi adı altında bir parti kurdular. Hürriyet Partisi 1958’de CHP’ye katıldı.

16 Demokrat Parti’nin ilk iktidara gelmesinden sonra üçüncü seçim 1957’de yapıldı. Seçim tarihi açıklanmadan iktidar partisi seçimlere yönelik icraatta bulundu seçimlerinde Millet Partisi’ni desteklediği için ilçe yapılan Kırşehir 12 Haziran 1956’da yeniden il yapıldı. Bu uygulamayı eleştiren Cumhuriyetçi Millet Partisi başkanı Osman Bölükbaşı, dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandı.

17 Normal seçimlerin 1958 yılında yapılması gerekirken Başbakan Menderes 4 Eylül 1957 tarihinde seçimlerin 27 Ekim 1957’de yapılacağını açıkladı. Seçimlere 4 parti katıldı. Bunlar; Demokrat Parti (DP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) ve Hürriyet Partisi (HP) idi. 27 Ekim 1957’de yapılan seçime katılma oranı yüzde 76,6 olarak gerçekleşti. DP oylarında biraz düşüş yaşamakla birlikte % 47,9 oranında oy alarak 610 milletvekilliğinden 424’ünü aldı ve yine 1. parti oldu. CHP hem oy oranını, hem de milletvekili sayısını arttırdı. Oyların % 41’ini alıp 178 milletvekili çıkardı. CMP ve HP ise 4’er milletvekili çıkardılar.

18 II. EKONOMİK VE SOSYAL HAYATTA DEĞİŞİM Parti programında ekonomide liberalleşmeyi savunan DP 1950 yılında iktidara gelince bunu hızla uygulamaya koydu. Başbakan Menderes hükümetin üç temel iktisadi hedefini şöyle açıklamıştı:  Tarıma öncelik verilecek,  Sanayileşme özel kesimin öncülüğünde yürütülecek,  Ekonomik ilişkilerde devlet müdahaleleri asgari düzeye indirilecek.

19 Tarım politikası tarımın makineleşmesi, çiftçiye ucuz kredi verilmesi, tarım ürünlerine yüksek fiyat verilmesi, yeni arazilerin tarıma açılması olarak belirlendi. 1948–1952 yılları arasında traktör sayısı 1.750’den ’e yükseldi. Bu sayede 1948’de 14,5 milyon hektar arazi ekilip biçilirken 1956’da bu miktar 22,5 milyon hektara ulaştı yıllarında yüzde 11–13 oranında hızlı bir ekonomik büyüme yaşandı.

20 Hükümet 6 Temmuz 1950’de çimento ve briket fabrikalarının özelleştirileceğini bunu tekstil sanayiinin izleyeceğini açıkladı. Ağustos 1950’de Türkiye Sınaî Kalkınma Bankası kuruldu. 2 Ağustos 1951’de Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Ulaşım politikasında demiryolu ulaşımı terk edilip karayolu ulaşımı ön plana çıkarıldı. Yol yapımı ile birlikte kamyon ve otomobil sayısı arttı. Bu sayede ticaret gelişip toplumsal bir değişim yaşanmaya başlandı. Bu durum ekonominin büyük ölçüde parasallaşmasına ve pazar için üretimin tüm ekonomide yaygınlaşmasına vesile oldu.

21 Bu yoğun ekonomik faaliyetler, köylerden şehirlere bir göç yaşanmasına sebep oldu. Şehirlerde hiçbir iş garantisi olmayan, düşük ücretli bir işçi sınıfı ortaya çıktı. On yıllık sürede şehirlerde yaşayan nüfusun toplam nüfusa oranı % 18’den % 31’e çıktı. Büyükşehirler bu insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şartlara sahip olmadığı için barınma, eğitim ve sağlık problemleri ortaya çıktı. Şehirlerin etrafı gecekondularla çevrildi.

22 1950 yılından sonra Türkiye’deki önemli sosyal gelişmelerden biri de sendikacılığın gelişmesidir. İşçi ve işveren sendikaları ile ilgili 1947 yılında bir kanun çıkarılmış İstanbul, İzmir, Ankara, Adana gibi işçilerin yoğun olduğu şehirlerde sendikalar kurulmuştu. Bu esnada ABD sendikaları da Türkiye’deki işçi hareketine ilgi göstermeye başladılar. Marshall Planı uzmanları, Avrupa işçi sendikaları yöneticileri, Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) temsilcileri Türkiye’ye gelerek Türk sendikalarının bir merkez etrafında toplanmasını tavsiye ettiler. 31 Temmuz 1952’de Türkiye İşçi Sendikaları Federasyonu (TÜRK-İŞ) kuruldu.

23 III. DEMOKRAT PARTİ’NİN DIŞ SİYASETİ 1.Türkiye’nin NATO’ya Girişi Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’ndan sonra takip etmeye başladığı Batı ile işbirliği siyaseti DP döneminde de devam etmiştir. 4 Nisan 1949’da kurulmuş olan NATO’ya üyelik için Türkiye aynı yılın Haziran ayında müracaatta bulunulmuş fakat İngiltere, Norveç, Danimarka ve Hollanda gibi devletlerin karşı çıkmaları sebebiyle bir sonuç alınamamıştı. İngiltere, Ortadoğu’daki menfaatlerini devam ettirmek için Türkiye ve Mısır’ın da içinde bulunduğu bir Ortadoğu komutanlığı kurmayı planlıyor Türkiye’nin bu savunma sistemi içinde yer almasını istediğinden NATO üyeliğine karşı çıkıyordu.

24 Batı Avrupa ülkeleri de Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesinin Sovyetler Birliği’ni kızdıracağından ve bunun da kendilerine zarar vermesinden korktukları için karşı çıkıyorlardı. Bununla birlikte Türkiye bu konudaki çabalarından vazgeçmedi. 25 Temmuz 1951’de Kore’ye asker gönderme kararı aldıktan sonra Türkiye 1 Ağustos’ta NATO’ya girmek için tekrar müracaatta bulundu. 21 Eylül 1951’de Türkiye ve Yunanistan’ın üyeliği kabul edildi. Bu kararın 18 Şubat 1952’de TBMM tarafından onaylanması ile Türkiye NATO ittifakına girdi.

25 2. Balkan Devletleri İle İlişkiler Türkiye’nin NATO’ya üye olması Sovyetler Birliği ile ilişkilerinin daha da bozulmasına yol açtı. Diğer taraftan ABD de NATO’nun bölgedeki durumunu kuvvetlendirmek amacıyla Balkanlar’da Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında bölgesel bir ittifak kurulmasını teşvik ediyordu. Bu ittifakın kurulmasına Türkiye öncülük etti. Üç devlet arasında 28 Şubat 1953’te Ankara’da bir “Dostluk ve İşbirliği Antlaşması” imzalandı.

26 9 Ağustos 1954’te Yugoslavya’nın Blend şehrinde Balkan Paktı imzalandı. Ancak Balkan Paktı uzun ömürlü olmadı Mayıs ayından itibaren Yugoslavya’nın Sovyetler Birliği ile ilişkilerini düzeltmesi ittifakı zayıflatırken Kıbrıs Meselesi dolayısıyla Türk-Yunan ilişkilerinin bozulması üzerine Balkan Paktı kâğıt üzerinde kaldı. Türkiye ile Bulgaristan arasında da birtakım meseleler yaşamıştır. Bulgaristan 10 Ağustos 1950’de Türkiye’ye bir nota verip 18 Ekim 1925 tarihli Türk-Bulgar ikamet mukavelesinin yerine getirilmediği gerekçesiyle ülkesinde yaşayan Türk’ü göçe zorladı. Bu Türkiye’nin Kore’ye asker gönderme kararına bir tepkiydi.

27 Bulgaristan bütün göçmenlerin kabulü için baskıyı arttırınca Türkiye 7 Ekim 1950’de sınırı kapattı. Aralık ayı başında vizesi bulunan göçmenler tekrar gelmeye başladılar. Ancak Bulgaristan’ın vizesiz ve istenmeyen bazı kişileri de göndermesi üzerine Türk hükümeti 8 Kasım 1951’de sınırı tekrar kapattı. Bu zaman zarfında kadar Türk, Türkiye’ye geldi.

28 3. Ortadoğu Devletleri İle İlişkiler II. Dünya Savaşından sonra Türkiye’nin ABD ve Avrupa ile olan ilişkileri ülkemizin Ortadoğu politikasında da belirleyici oldu. Batıya karşı bağımsızlık mücadelesi veren Arap ülkeleri Türkiye’nin Batı yanlısı politikalarından hoşnut değillerdi. Gerçi Türkiye 1947 yılında Birleşmiş Milletler’deki Filistin’in geleceği görüşmelerinde Arap devletleri ile ortak hareket etmişti. Fakat Türkiye’nin 28 Mart 1949’da İsrail’i resmen tanıması Arap devletlerini Türkiye’den uzaklaştırdı.

29 Demokrat Parti döneminde Türkiye’nin Ortadoğu’daki en önemli siyasi faaliyeti Bağdat Paktı’nın kuruluşudur. Irak Başbakanı Nuri Sait 1954 yılı Ekim ayında Ankara’ya bir ziyarette bulundu. Türkiye ve Irak yetkilileri arasında yapılan görüşmeler sonunda 18 Ekim 1954’te yayınlanan ortak bildiride Türkiye ile Irak’ın Ortadoğu’da bir güvenlik teşkilatı kurmaya karar verdikleri açıklandı. 24 Şubat 1955’te Türkiye-Irak Karşılıklı İşbirliği Antlaşması (Bağdat Paktı) imzalandı. Pakta aynı yıl 5 Nisan’da İngiltere, 23 Eylül’de Pakistan ve Kasım’da da İran katıldı.

30 Mısır ve Suriye Bağdat Paktı’nı tepkiyle karşıladılar. Paktı Batı emperyalizminin bir aracı olarak gören Arap ülkeleri kendi aralarında savunma antlaşmaları imzaladılar. Bağdat Paktı Türkiye’nin Irak dışındaki Arap ülkeleri ve Sovyetler Birliği ile ilişkilerini olumsuz etkiledi. Mısır ve Suriye gibi Arap devletlerini Sovyetler Birliğine yaklaştırdı. 14 Temmuz 1958’de Irak’ta Krallık rejimi bir askeri darbe ile yıkıldı. Bu olay Bağdat Paktı’nı zayıflattı. 1959’da Irak Bağdat Paktı’ndan ayrılınca merkez Ankara’ya taşındı ve adı CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı) olarak değiştirildi. Bundan sonra ekonomik, teknik ve kültürel işbirliği antlaşması olarak faaliyetini sürdürdü.

31 Suriye’de Sovyet Ağırlığı 1957 yılındaki Suriye bunalımı, Türkiye, Suriye ve Sovyetler Birliği’ni bir savaşın eşiğine getirirken ABD ile SSCB arasında da bir gerginliğin yaşanmasına da sebep olmuştur. Suriye 1957 yılında SSCB ile askeri ve ekonomik işbirliği antlaşması imzaladı. Türkiye bu antlaşmayı Sovyetlerin kendisini güneyden bir çevirme hareketi olarak değerlendirerek huzursuz oldu. Diğer taraftan Irak, Ürdün, İsrail ve Lübnan da bu antlaşmayı Sovyetler Birliği’nin Suriye kanalı ile Ortadoğu’ya yerleşmeye çalışması olarak görüp rahatsız olmuşlardı.

32 Gerginlik artınca Batı Avrupa’daki Amerikan askerlerinin bir kısmı Adana’ya sevk edilirken Amerikan 6. filosu da Doğu Akdeniz’e yöneldi. Türkiye Suriye’yi uyarmak üzere sınırda askeri manevralara başladı. Sovyetler Birliği 10 Eylül 1957’de Türkiye’ye verdiği notada gelişmelerin bir dünya savaşına yol açabileceği tehdidinde bulundu. Diğer taraftan ABD’de NATO’nun yükümlülükleri çerçevesinde Türkiye’nin haklarının savunulacağını açıkladı. Bunun üzerine Sovyetler Birliği geri adım attı. Suudi Arabistan’ın Türkiye ile Suriye ve Suriye ile Ürdün arasında yaptığı arabuluculuk neticesinde bu kriz Ekim 1957’de sona erdi.

33 4. Türk-Yunan İlişkileri ve Kıbrıs Meselesi Lozan Antlaşması’nın 20. maddesi ile Türkiye, Kıbrıs’ı İngiltere’ye bıraktı. İtalya’nın 1911–1912 yıllarından beri işgal altında tuttuğu On iki Ada’nın II. Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından 1947 yılında Yunanistan’a verilmesi bu ülkenin cesaretlendirip Kıbrıs ile ilgili emellerini açığa vurmasına sebep oldu. Yunan Başbakanı Sofoklos Venizelos 16 Şubat 1951’de Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesi gerektiğini söyledi.

34 Bu arada adadaki Rumlar 15 Ocak 1950’de ilhak konusunda halk oylaması (plebisit) yapmışlar, sonuç %96 oranında evet çıkmıştı. Rum ve Yunanlılar bu halk oylamasının sonucuna dayanarak 1954 yılında BM’ye müracaatla Rumlara self determinasyon hakkı verilmesini istedi. Bu durum karşısında Türkiye Cumhuriyeti aynı hakkın Türklere de verilmesini istedi. BM bu konuda bir karar vermeyi reddetti. Diğer taraftan Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için Rumlar tarafından EOKA (Kıbrıs Mücadelesi İçin Milli Teşkilat) adlı bir terör teşkilatı kuruldu. Yunanistan’ın taleplerinin BM tarafından reddedilmesi Türkiye tarafından konunun kapanması olarak değerlendirildi.

35 EOKA BM’den istedikleri karar çıkmayınca 1 Nisan 1955 tarihinden itibaren terör hareketlerine girişti. Kıbrıs Türk toplumunun lideri Dr. Fazıl Küçük Türkiye’den korunmalarını talep etti. İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında Londra’da 29 Ağustos 1955 tarihinde konferans toplandı. İngiltere adaya muhtariyet verilmesini teklif ederken Yunanistan self determinasyonda ısrar etti. Türkiye ise statükonun korunmasını istedi. Konferanstan bir sonuç çıkmadı. 1956’da İngiltere, meselenin çözümü adanın iki toplum arasında taksimi gibi alternatif üzerinde de durdu. Türkiye bundan sonra bu taksim tezini savunmaya başladı.

36 1957 yılında BM Siyasi Komisyonu, uyuşmazlığın taraflar arasında görüşmeler yoluyla çözülmesini kabul etti. Mc Millan Planı adı verilen bu planı Türk tarafı kabul ederken Rumlar reddettiler. Taraflar 5–11 Şubat 1959 tarihinde Zürich’te yaptıkları görüşmelerde bağımsız “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin kurulmasına dair bir antlaşma imzaladılar. Daha sonra Londra’da 19 Şubat 1959 tarihinde bir antlaşma daha imzalandı. Bu antlaşmalar neticesinde 16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Fakat kısa bir süre sonra anayasanın uygulanmasıyla ilgili çıkan anlaşmazlıklar, yeni bir bunalıma yol açtı. Türkiye’yi 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na zorlayacak bir dizi olaylar zinciri vuku buldu.

37 IV. SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE DÜNYA VE TÜRKİYE Soğuk savaş, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ile SSCB arasında ve bu devletlerin yanında yer almış olan devletlerin arasında yaşanan sürekli gerginlik ve sınırlı çatışmaya verilen isimdir. Sovyetler Birliği 1947 yılında ideolojik birlik içinde olduğu devletler ile Kominform, 1949 yılında da Sovyet modeline uygun bir ekonomik örgüt olan Comecon’u kurarak Orta ve Doğu Avrupa’nın önemli bir kısmını kontrolü altına aldı. 1949’da Çin’de komünizmin kurulmasıyla Çin ile antlaşmalar imzalayarak Uzakdoğu’ya da nüfuz etmeye başladı.

38 Sovyetler Birliği’nin bu yayılmacı politikaları ABD’yi harekete geçirdi. 4 Nisan 1949’da ABD’nin öncülüğünde NATO kuruldu. Türkiye ve Yunanistan 1952’de, Batı Almanya ise 1955’te NATO’ya katıldılar. Sovyetler Birliği de 14 Mayıs 1955’te kendi uydularını etrafına toplayarak VARŞOVA PAKTI‘nı kurdu.

39 1. Uzak Doğu’dan Orta Doğu’ya Gerilen Dünya 1950 yılında soğuk savaş Kore’de sıcak çatışmaya dönüştü. İkinci Dünya Savaşı sona erdiği zaman Kore’nin kuzeyi Sovyetler Birliği’nin; Kore’nin güneyi ise ABD’nin işgali altında idi. İki Kore’nin birleştirilmesi için yapılan görüşmeler sonuç vermeyince, 25 Haziran 1950’de Sovyet desteğindeki Kuzey Kore birlikleri Güney’e karşı savaş başlattı. Bunun üzerine ABD, BM Teşkilatı’nı harekete geçirip çeşitli milletlerden meydana gelen bir kuvveti Güney Kore’nin yardımına gönderdi.

40 Türkiye ise bir tugaylık kuvvetle Kore’deki BM gücüne katıldı. Bu olay Türkiye’nin NATO’ya alınmasında önemli bir rol oynamıştır yılında yapılan antlaşma ile savaş sona ermiş ve sınırlarda bir değişiklik olmamıştır yılından itibaren ABD, Sovyetler Birliği ve Çin’e karşı “Kuzey Kuşağı Savunma Projesi” adı ile Avrupa’dan Uzakdoğu’ya kadar uzanan bir ittifaklar zinciri kurmak için çalışmalara başladı.

41 8 Eylül 1954’te ABD, İngiltere, Fransa, Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler, Tayland ve Pakistan arasında SEATO (Güneydoğu Asya Antlaşma Teşkilatı) kuruldu. Bu paktı NATO’ya bağlamak için 2 Nisan 1954’te Türkiye- Pakistan Dostluk ve İşbirliği Antlaşması, 24 Şubat 1955’te de Bağdat Paktı kuruldu. Böylece ABD’nin komünizm tehlikesine karşı kurmak istediği Atlantik’ten Pasifik’e uzanan savunma sistemi 1949’da NATO ile başlayıp Bağdat Paktı ile tamamlanmış oluyordu.

42 Ortadoğu da 1955’ten itibaren soğuk savaşa sahne oldu yılında bir askeri darbe ile Mısır’da iktidarı ele geçirmiş olan Cemal Abdünnasır, 1956 yılında Süveyş Kanalı’nı millileştirdi. Bu duruma İngiltere, Fransa ve İsrail tepki gösterip Mısır’a saldırarak kanalı ele geçirme teşebbüsünde bulundular. Fakat ABD ve Sovyetler Birliği’nin karşı çıkması ile giriştikleri harekâtı durdurmak zorunda kaldılar. Süveyş bunalımı İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’daki durumunu zayıflatırken bölgede Batı’nın bıraktığı boşluğu Sovyetler Birliği doldurmaya çalıştı. Ancak ABD 1957 yılında kabul ettiği “Eisenhower Doktrini” ile Ortadoğu’da Sovyetler Birliği’nin karşısına çıktı.

43 Sovyetler Birliği’nin 1958 yılında ABD, İngiltere ve Fransa’ya bir nota vererek 6 ay içinde Berlin’den çekilmelerini istemesi NATO ile Sovyet Blok’u arasında yeni bir gerginliğe yol açtı. NATO, Berlin Meselesi’nin iki Almanya’nın birleşmesi ile çözülebileceğini açıklarken Sovyetler Birliği kendi kontrolündeki Doğu Almanya’nın ortadan kalkacağını düşünerek bu çözüme yanaşmadı. NATO üyesi devletlerin Berlin’den çekilmeyeceği anlaşılınca Doğu Alman hükümeti kaçışları engellemek için Doğu ile Batı Berlin’i birbirinden ayıran sınıra 13 Ağustos 1961’de yüksek bir beton duvar inşa etti. Bundan sonra Batı Berlin’e sığınmak isteyen pek çok Alman bu duvarın dibinde öldürülmüştür.

44 2. Uzayda Soğuk Savaş 1950’li yılların sonlarında ABD ile Sovyetler Birliği arasında yeni gerginlikler yaşanması sebep olan iki olay U–2 hadisesi ile Küba Füzeleri Krizi’dir. Sovyetler Birliği’nin 1957 yılında uzaya bir uydu fırlatması ABD’nin havadaki stratejik üstünlüğüne son vermişti. Bunun üzerine ABD tarafından otuz bin metre yükselebilen, radar ve avcı uçaklarının gözetiminden etkisinden kurtulan, çok yüksekten net resimler çekebilen U–2 uçakları yapıldı. Gizli uçuşlar yapan bu uçaklardan bir tanesi 1 Mayıs 1960 tarihinde Sovyetler Birliği hava sahasında Sovyet uçakları tarafından düşürüldü. Bu olaydan dolayı Sovyetler Birliği Türkiye’yi de tehdit eden açıklamalarda bulundu.

45 3. Amerika’ya Uzanan Sovyet Taarruzu Küba’da 1959 yılında iktidarı ele geçirmiş olan Fidel Castro ile ABD arasında iyi ilişkiler kurulamadı. Bunu sebebi Castro’nun komünist olmasından ziyade bağımsız hareket etmek istemesiydi. Bunu kendi gücü ile yapamayacağını anlayan Castro, Sovyetler Birliği’ne dayanmak ihtiyacını hissetti. Bunun üzerine ABD 15 Nisan 1961’de Castro’yu devirmek amacıyla havadan ve denizden bir harekete girişti ise de tam bir başarısızlığa uğradı. Bu arada Sovyetler Birliği Küba’ya füzeler yerleştirdi. Ekim 1962’de ABD Küba’daki füzelerin sökülmesini istedi. Bunu yaptırabilmek için de Küba kıyıları ABD donanması tarafından ablukaya alındı.

46 27 Ekim 1962’de Sovyetler Birliği Türkiye’deki Jüpiter Füzeleri’nin sökülmesi karşılığında Küba’daki füzelerini kaldırabileceğini bildirdi. ABD’de bunu kabul etti. Bu durum Türkiye’de büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Bu olay ile ABD’nin gerektiğinde Türkiye’yi feda edebileceği ortaya çıkmış oldu.

47 V. Demokrat Parti İktidarında Sona Doğru Demokrat Parti 1957 seçimlerinde de tek başına iktidar olmuştu. Seçimden hemen sonra CHP seçimlerin dürüst yapılmadığını, hile karıştırıldığını ileri sürdü. Bazı yerlerde hükümete karşı gösteriler yapıldı. Gaziantep’teki olayların bastırılmasında askeri birlikler kullanıldı. Hükümet Aralık 1957’de Basın Kanunu ile Meclis tüzüğünde bazı değişiklikler yaptı. Bu düzenlemeleri basına sansür ve muhalefete baskı olarak değerlendiren muhalefet partileri meclisi terk etti. Bu arada ordu içinde de hükümetten hoşnut olmayan bir grup ortaya çıkmıştı.

48 1957 yılı sonlarında orduyu isyana teşvik suçlamasıyla 9 subay tutuklandı. Yapılan mahkeme sonunda suçlamalar ispatlanamadığı için ihbarı yapan subay mahkûm edilip diğerleri serbest bırakıldı. Hükümet de bu olayın üstüne fazla gitmedi. Hükümet, 1958 yılında ağırlaşan ekonomik şartlar karşısında yeni ekonomik istikrar programını uygulamaya koydu. İhracat azalırken, ithalat arttı, ödemeler dengesindeki açık büyüdü.

49 Etkili bir vergi sistemi kurulamaması, tarım ürünlerinin vergilerinin düşük tutulması, daha fazla borçlanmayı gerektirdi. Buna bağlı olarak 8 Ağustos 1958’de Amerikan Doları karşısında Türk Lirası’nın değeri, cumhuriyet döneminin o zamana kadarki en yüksek oranda devalüasyonu olacak şekilde 2.80 liradan 9.02 liraya düşürüldü. Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı (OEEC) ülkelerine olan ve vadesi gelmiş 400 milyon dolar borcun ertelenmesi sağlanıp 359 milyon dolar yeni kredi alındı.

50 Bu tedbirler ile ekonomi kısmen rahatlarken iktidar- muhalefet ilişkileri hızla gerginliğe doğru gidiyordu. Muhalefet partilerinden Cumhuriyetçi Millet Partisi, Türkiye Köylü Partisi ile birleşerek Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adını alırken Hürriyet Partisi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne katıldı. Bu birleşmelere sessiz kalmayan Demokrat Parti Vatan Cephesi’ni kurdu.

51 İktidar- muhalefet ilişkileri Başbakan Menderes’in 17 Şubat 1959’da üçlü Kıbrıs Konferansı’na katılmak üzere gittiği Londra’da geçirdiği uçak kazasından kurtulması ile kısa bir süreliğine yumuşadı. 26 Şubat’ta Türkiye’ye dönen Başbakan Menderes, İstanbul ve Ankara’da büyük kalabalıklar tarafından tezahüratla karşılandı. Karşılayanlar arasında muhalefet lideri İsmet İnönü’de vardı. Fakat bu durum kısa sürdü.

52 Sokağa Sıçrayan Gerginlik ve 1960 Darbesi 14. Kurultay’dan sonra CHP yeni programını yurt gezileri ile halka anlatmaya karar verdi. CHP tarafından “Büyük Taarruz” adı verilen Batı Anadolu gezisi sırasında partiler arası gerginlik yeniden tırmandı. 29 Nisan 1959’da başlayan gezinin ilk uğrak yeri olan Uşak’ta CHP’liler ve DP’liler arasında çıkan arbede ve kavgada İnönü başına isabet eden bir taşla yaralandı. 3 Nisan 1960’taki Kayseri gezisi sırasında olaylar çıktı. DP grubu 7 Nisan’da yayınladığı bildiriyle CHP’yi halkı ve askeri ayaklanmaya kışkırtmakla suçladı.

53 18 Nisan’da Tahkikat Komisyonu kuruldu. 5 Mayıs 1960’ta üniversite öğrencileri Ankara’da hükümet aleyhine büyük bir gösteri yaptılar. Protestocular arasında kalan Başbakan Menderes tartaklandı ve olay yerinden güçlükle uzaklaştı. Kargaşanın ve gerginliğin giderek arttığı bu ortamda Türk Silahlı Kuvvetleri uzun zamandan beri örgütlenmiş bir grup subayın öncülüğünde 27 Mayıs 1960’ta bir darbe ile Demokrat Parti iktidarına son verdi.


"DEMOKRAT PARTİ İKTİDARI VE ADNAN MENDERES DÖNEMİ (1950 – 1960)" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları