Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Esma PEHLİVANOĞLU THOMAS SAMUEL KUHN ve KARL RAIMUND POPPER.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Esma PEHLİVANOĞLU THOMAS SAMUEL KUHN ve KARL RAIMUND POPPER."— Sunum transkripti:

1 Esma PEHLİVANOĞLU THOMAS SAMUEL KUHN ve KARL RAIMUND POPPER

2 THOMAS SAMUEL KUHN KİMDİR? (d. 18 Temmuz ö. 17 Haziran 1996) Amerikalı filozof ve bilim felsefecidir senesinde Cincinnati´de bir musevi ailenin çocu ğ u olarak dünyaya geldi. Babası mühendisti. 1940´da babasının da okudu ğ u Harvard Üniversitesi´nde fizik okudu. Üniversite döneminde ayrıca felsefe ve edebiyat dersleri aldı ve Harvard Crimson adlı ö ğ renci gazetesinde yazdı.Lisans sonrası 1943´de Harvard´da bulunan bir radyo ara ş tırma laboratuvarında çalı ş tı. İ ngiltere´de ve Fransa´da radar teknisyeni olarak çalı ş tı.II.Dünya Sava ş ından sonra Harvard´a dönerek Master derecesi aldıktan sonra 1949 senesinde, daha sonra Nobel ödülü alan, Jophn H. van Vleck´in yanında doktorasını tamamladı. Kuhn, henüz doktorasını tamamlamadan önce bir bilim tarihi kursu vermi ş ve bu verdi ğ i kurs kendisini o kadar etkilemi ş tirki, bunun ardından bir fizikci olmaktan vazgeçer ve bir tarihci ve felsefeci olmaya karar verir. Yine Conant´in önerisi üzerine Kuhn Harvard´daki Society of Fellows birimine üye olur. Orada bilim tarihi ile ilgilenir. Hayatı boyunca 5 kitap ve çok sayıda makale yayımlamasına ra ğ men Bilimsel Devrimlerin Yapısı (The Structure of Scientific Revolutions[1962]) adlı kitabı ile tanınır. Thomas Samuel Kuhn 1996´da 73 ya ş ında kanser yüzünden vefat etmi ş tir.

3 THOMAS KUHN’A GÖRE BİLİM Dü ş ünce ile gerçeklik arasında özde ş lik sa ğ lamak de ğ il, gerçeklikten sa ğ lanabilen sistematik deneyimleri tutarlı bir ş ekilde birbirine ba ğ lamak ve bu yapının do ğ rulu ğ unu giderek arttırmaktır. Bilim dünya ile bütünle ş menin bir yoludur. Ba ğ lantı Deneyimler  Nicel ili ş kiler

4 KUHN A GÖRE BİLİMİN İKİ TÜRLÜ BOYUTU VARDIR SOSYOLOJ İ K BOYUT: Bilgi saf toplumda ya ş amaz. Mutlaka çevre etkisi vardır. Topluluk onları belirler. Bu nedenle bir takım paradigmalar olmak zorundadır. PS İ KOLOJ İ K BOYUT: Yeni paradigma olu ş tururken ki durumdur. Eski paradigmadan yeni paradigmaya ba ğ lanmak zordur. Kuhn paradigma de ğ i ş imini din de ğ i ş tirmeye benzetir.

5 KUHN' A GÖRE OLAĞAN BİLİME GİDEN YOL 1-OLGU BEL İ RLEME VE OLGU B İ R İ KT İ RMELER: OLGU: Geçmi ş te kazanılmı ş bir ya da daha fazla bilimsel ba ş arı üzerine sa ğ lam olarak oturtulmu ş ara ş tırmadır. Ortaya atılan bilimsel fikirler yeni ve benzersiz olmasının yanı sıra çe ş itli bir çok sorunun çözümünü yeniden olu ş acak bir toplulu ğ un ilerideki çabalarına bırakacak kadar açık uçlu olması yani yeni geli ş melere açık olmasıdır. Bu iki özelli ğ i payla ş an ba ş arılar için paradigma kavramını ortaya atmı ş tır.

6 Birbirleriyle yarı ş an farklı bilimsel yakla ş ımlardır. (Örne ğ in: Elektrik hakkında ortaya atılan yeni fikirler elektri ğ in itme çekme kuvveti,negatif yüklerin birbirini itmesi hatta elektri ğ in bir sıvı oldu ğ u dü ş üncesi ortaya atılmı ş (leyden kavanozu) sonuçta bu fikirler Franklin’in çalı ş malarına yol göstermi ş tir. Bu çalı ş malar ve makalelerin yalnızca meslekten olanlara hitap etmesi kullanılan ortak paradigma bilgisine onların sahip olması bu çevre dı ş ında anla ş ılamamaya neden olmu ş tur. PARADİGMA

7 2- OLGU VE KURAM ARASINDA UYUM SAĞLANMASI Olgunun kapsamı ve do ğ ruluk payını gei ş letmek için karma ş ık ve özel gereçkler gerekmektedir. Bilim insanlarının ba ş arıları bilimsel çalı ş malarının alı ş ılmamı ş lı ğ ına de ğ il önceden bilinen olguların yeniden belirlenmesi için geli ş tirdikleri yöntemin kapsamına, güvenirli ğ ine ve kesinli ğ ine borçludurlar. ( Einstein’in görelilik kuramının uygulanabildi ğ i alanlar 3 ü geçmemi ş tir. Merkür yörüngesinde güne ş e en yakın noktanın güne ş e do ğ ru daha da yakınla ş ıyor olması,uzak yıldızlardan gelen ı ş ıK spekturumundaki kırmızıya do ğ ru kayı ş ise genel görelilikten daha çok basit hesaplarla elde edilebilmektedir. ) Bu uyumu kanıtlama çabası ola ğ an deneysel çalı ş manın ikinci bir yönüdür. Örne ğ in Principa yazılmasaydı Atwood’un makinasıyla yapılan ölçümlerin hiçbir de ğ eri olmazdı.

8 3- KURAMIN DAHA DA AYRIŞTIRILMASI Paradigma kuramını ayrı ş tırmaya yönelik ampirik çalı ş ma kuramın temelinde kalmı ş olan bazı belirsizlikleri ortadan kaldırır ve daha önce dikkati çekmekle yetindi ğ i bazı sorunların çözümlenebilmesini sa ğ lar. Çalı ş maları betimleyebilmek için daha alt bölümlere ayrılması gerekir. Do ğ daki düzen nicelikten çok nitelikle u ğ ra ş ır. Paradigmayı terk etmek bazen olasıdır. Bilimsel devrimler bu yapıların çevresinde döner.

9 AYKIRILIK VE BİLİMSEL KEŞİFLERİN ORTAYA ÇIKIŞI Ke ş ifler (Olgu yenilikleri) ve icatlar ya da olgu ve kuram araındaki ayırım a ş ırı derecede yapaydır. Ke ş if aykırılı ğ ın farkına varılmasıyla ba ş lar. Ke ş if aykırılık görülen alanın geni ş ölçüde taranmasıyla ortaya çıkar. (oksijenin bulunu ş u,flojiston kuramı,3 farklı görü ş Schele örne ğ i) X ı ş ınlarının bulunu ş örne ğ i. Ş ok etkisiyle aykırılıkların algılanması sonra yava ş yava ş ve aynı zamanda hem kavram hem de gözlem haline gelmesi bunun sonucunda da paradigma kategorilerinde ço ğ u kez direni ş le kar ş ılanan de ğ i ş iklikleri. (Bruner ve Postman'in kart deneyi)

10 PARADİGMALARIN ÖNCELİĞİ Ortak paradigmaların belirlenmesi ortak kuralların belirlenmesi anlamına gelmez. Bir kimyacı ve bir fizikçiye Helyum atomunun molekül olup olmdı ğ ı sorulmu ş ve farklı cevaplar vermi ş ler. Fizikçiye göre helyum atomu molekül sayılamazmı ş çünkü spekturum özelli ğ i ta ş ımıyor. Kimyacıya göre molekülmü ş çünkü gazların hareketi ve kinetik kuram çerçevesinde molekül gibi hareket ediyor.

11 BRUNER VE POSTMAN DENEYİ Bruner ve Postman in kart deneyi 1949 yılında yapılan bir deneydir.Bir grup denekten kendilerine gösterilen iskambil kartlarını tanımlamalarını istemi ş ler.Yalnız bunu çok kısa zaman aralıklarında yapmaları gerekiyormu ş denek kartı tanıdı ğ ında ba ş ka bir karta geçiliyormu ş. iskambil kartlarında da ufak de ğ i ş iklikler varmis, bazılarının renkleri ters basılmı ş.(karo siyah as gibi) kartlarin gosterimleri sirasinda sn gibi sürelerde deneklerin kartları arada yanlı ş yapsalar da genelde dogru tanımladıkları, gosterim suresini biraz arttırdıklarında ise kartları bazen görmeden bile çok hızlı soyledikleri gözlenmi ş.

12 Bu arada kural dı ş ı kartları da normal kartlar gibi algilamı ş lar.(mesela siyah oldugunu anlamadan karo siyah as a sadece karo as demisler)gösterim suresi biraz daha arttılıgında deneklerden bazıları " bunda bi gariplik var galiba bu kartın kenarlarını boyamı ş sınız" demi ş ler. Süre daha da uzatıldı ğ ı zaman tereddü ve rahatsızlık giderek artmı ş. Normal kartları tanımak için verilen süre kırk katı arttırıldı ğ ında bile bu kartları tanıma oranı %10’u geçememi ş. Kart oyunu bilime benzetilmi ş tir. Bilimde oyun kartı deneyinde oldu ğ u gibi yenilik son derece büyük güçlüklerle, beklentilerin olu ş turdu ğ u bir zeminde ve kar ş ı koyu ş larla belirlenerek ortaya çıkar. Konu hakkındaki bilgi arttıkça bir ş eylerin aksadı ğ ı ya da elde edilen sonucun daha önce meydana gelmi ş aksaklıkla bir ili ş kisi oldu ğ u bilinince belirir. Kuhn, bunalım ve bilimsel kuramların ortaya çıkı ş ı bunalıma gösterilen tepki bilimsel devrimlerin zorunlulu ğ u devrimlerin görünmezli ğ i sonuçlanması devrimler yoluyla ilerlemeyi savunmu ş tur.

13 KUHN'A GÖRE BİLİM İKİ ŞEKİLDE YAPILABİLİR. Ya bir paradigma veri kabul edilir ve “normal bilim” ( “normal science” ) yapılır; ya da paradigma de ğ i ş tirilmeye çalı ş ılır ve “devrimci bilim” ( “re- volutionary science”) yapılır. Normal bilim, bilimsellikle ilgili görülen özelliklerin ço ğ unu gösterirken; devrimci bilim felsefe olma e ğ ilimindedir. Kuhn, normal bilimde üç farklı u ğ ra ş görür: 1. I ş ı ğ ın dalgalardan olu ş tu ğ unu söyleyen bir paradigma varsa, frekansların ve spektral yo ğ unlukların belirlenebilmesi gerekir; belirli bir kimya paradigması farklı maddelerin atom a ğ ırlıklarının belirlenebilmesini gerektir, vb. Normal bilimsel çalı ş maların bir bölümü, bu ' örneklerde oldu ğ u gibi, paradigmasal özelliklerin belirlenmesi ve bu belirlemelerin giderek daha büyük bir kesinlikle ve giderek daha kapsamlı olarak yapılmasıdır. Bir paradigma olmaksızın, hangi özgülüklerin belirlenmesi gerekti ğ i bilinemez.

14 2. Tarih çalı ş maları, kuramların ço ğ unun her zaman yanlı ş landı ğ ını, yani daima kuramda çeli ş ik görülen veriler bulundu ğ unu göstermi ş tir. Di ğ er çalı ş malar ise, bu yanlı ş lamaların aslında yanlı ş lama olmadı ğ ını, aksine kurama ya da paradigmaya uygun olduklarını göstermeye çalı ş mı ş lardır. Örne ğ in, geli ş tirilmi ş bir teleskopla, Kopernik'in kuramının içerdi ğ i yıldız paralaksının gerçekten var oldu ğ u gösterilebildi. Daha. önceki verilerin yanlı ş oldu ğ u ortaya çıktı. ~Kuram do ğ ruydu. Bu örnekler ço ğ altılabilir. Normal bilimde amaç, do ğ ayla kuramı birbirine uydurmaktır ve bu daima kuramın kurallarına göre olacaktır.

15 3. Kuhn'un paradigma betimlemesi, deneysel yasalar denilen yasalara yer vermez. Kuhn'a göre, bir kısım mantıkçı pozitivistlerin iddialarının aksine, deneysel yasalar teorilerden önce gelmi ş de ğ illerdir. Deneysel yasalar daima belirli bir paradigmadan hareketle belirlenmi ş tir. Örne ğ in, Coulomb'un elektriksel çekim yasası gibi bir yasanın belirlenebilmesi için, elektri ğ in ne oldu ğ unu ve nasıl i ş ledi ğ ini a ş a ğ ı yukarı anlatân bir paradigmanın bulunması zorunludur. Bu çe ş it yasaların belirlenmesi normal bilimin i ş idir. Normal bilim çalı ş malarının son bir yönü (ki, bunu dördüncü bir u ğ ra ş olarak belirtmesi gerekirdi), Kuhn'un, paradigmanın yayılması dedi ğ i u ğ ra ş ıdır. Normal bilim çalı ş malarının tümünün bir ölçüde bu yayma etkinli ğ ine girdi ğ i söylenebilir; ancak burada anlatılmak istenen, paradigmanın,uygulama alanının geni ş letilmesi çalı ş masıdır.

16 E ğ er bir paradigma veri kabul edilirse, hem çözümü gereken sorunları tanımlayacak, hem de bunların kabul edilebilir çözümlerinin neler oldu ğ unu belirleyecektir, Biri, bir sorunu çözmede ba ş arısızlı ğ a u ğ rarsa, bu, paradigmanın bir yana atılaca ğ ı anlamına gelmez. Daha yetenekli birinin bu sorunu ileride mutlaka çözece ğ i söylenir. Kuhn bu durumu ş öyle ifade eder: Normal bilim dönemlerinde kuramlar de ğ il, bilim adamları sınanır. Bu dönemlerde bilim adamları bulmaca çözmeye çalı ş an kimselere benzer. Bulmacanın; sorunu çözmek için gerekli olan, tüm parçacıkları ba ş tan verilmi ş tir. Bütün i ş, parçacıkları do ğ ru yerlerine oturtmaktan ibarettir. Kuhn'a göre her zaman için bir paradigma vardır; ama her zaman normal bilim yapılmaz. İ lk üç kurucu ö ğ eden olu ş an bir paradigma daima bulunur. Ancak normal bilim için dördüncü ö ğ enin de bulunması gerekir; oysa bazen bu ö ğ e bulunmaz.

17 DEVR İ MC İ B İ L İ M Bazen paradigma de ğ i ş ir. Örne ğ in, Ptolemaios astronomisi- nin yerini Kopernik astronomisi almı ş ; Aristoteles dinami ğ i yerini Newton dinami ğ ine, o da yerini görelilik kuramına bırakmı ş tır. Kunn'un paradigma de ğ i ş meleriyle ilgili olarak andı ğ ı di ğ er adlar Benjamin Franklin, James Clerk Maxwell, A.C. Lavoisier, Charles Lyell ve Charles Darwin'dir. Paradigma de ğ i ş mesi daima bir grupla ba ğ ıntılıdır: Bazen bu grup toplumun tümü olabilir. Kopernik devrimi tüm toplumu etkilemi ş tir. Öte yanda, optik alanında parçacıklar kuramından dalgalâr teorisine geçi ş, her ne kadar sonradan tüm topluma yayılmı ş sa da, ba ş langıçta yalnızca küçük bir grubu ilgilendirmi ş tir. Kuhn yalnızca, bilim adamlarının de ğ i ş ik paradigmaları verilmi ş olarak kabul ettiklerini ya da belirli bir dönemde böyle yapmaları, yani paradigmanın do ğ rulu ğ unu tartı ş maktan kaçınmaları gerekti ğ ini savunmakla kalmaz, deneysel yasaları belirleyebilmek ve de ğ i ş ik özgülükleri ölçebilmek için mutlaka bir paradigmanın kabul edilmesinin zorunlu oldu ğ unu söyler.

18 POPPER’IN VE POZİTİVİZMİN ELEŞTİRİSİ Popper'in metodolojisi Kuhn’un görü ş lerle ba ğ da ş maz. Popper 'e göre, bilim adamlarının yanlı ş lamaya çalı ş maları gereken yanlı ş lanmamı ş kuramlar vardır. Kuhn ve Feyerabend'e göre ise, (görünürde) yanlı ş lanmı ş kuramlar vardır ve bilim adamlarının görevi, bu kuramların gerçekte yanlı ş lanmamı ş oldu ğ unu göstermeye çalı ş maktır. Onlar, verilerin ya da temel-önermelerin bir kuramı yargılamalarına izin vermezler. Aksine, ço ğ unlukla teoriden kalkarak verileri tartı ş ma konusu yapmak gerekir. Feyerabend açıkça, e ğ er bilim adamları 1500'lerden bu yana Popper'in metod kurallarını izlemi ş. olsalardı hâlâ Aristoteles fizi ğ inde kalınırdı, der. Kuhn ve Feyerabend'e bakılırsa, Popper'in kendisi için çıkı ş -noktası oldu ğ unu söyledi ğ i tarihsel deneyi yani güne ş in çekim alanının ı ş ık ı ş ınlarını ezip e ğ medi ğ ini belirlemek için yapılan deneyi bile yanlı ş anlamı ş oldu ğ u söylenebilir.

19 KUHN GÖRÜŞLERİ Kuhn için belli bir paradigma belli bir bilimsel toplulu ğ un varlı ğ ına dayanır. Gerçekte böyle bir mantıksal zorunluluk yoktur. Bilim adamlarının paradigmaya duydu ğ u ba ğ lılık bilimin ilerlemesini açıklamak bakımından mantıksal bir zorunluluk vardır. Ele ş tiri: Mantıksal bir ko ş ulun Kuhn tarafından eklenen bir boyuttur. Gerçekte böyle mantıksal bir zorunluluk yoktur.

20 KUHN GÖRÜŞLERİ Stephen Toulmin’ e göre sordu ğ umuz soruları bizler olu ş turdu ğ umuza göre ara ş tırmaya ba ş lamadan önce ön kavramların olması do ğ aldır. Bu bir gereklilik de ğ ildir. Kuhn’a ele ş tiri: Paradigmalara ba ğ lı olmadan belli kurallara uyularak bilim yapılabilir. Kuhn : Kurallar belli paradigmalardan soyutlanarak çıkarılabilir. Paradigma önceliklidir. Paradigmanın temel belirleyicili ğ i vardır.

21 Kuhn: Bir bilim toplulu ğ unun payla ş tı ğ ı ortak bilimsel yasaların kuramların ve kuralların belli bir bilim gelene ğ ini ayakta tutmak için yeterli olmadı ğ ını savunur. Kesin kurallarla bilim mantı ğ ı kurulmaz. Einstein paradigmasının bir dizi akılcı kurala göre do ğ ru olup olmadı ğ ını dü ş ünüp sınadıktan sonra bu paradigmaya ba ğ lanmaya karar veremez. Ba ğ landıktan sonra görü ş ünü daha üst düzeyde do ğ ru hale getirmeyi amaçlar.

22 Akılcılık belli kavramsal sistemin türevidir. (Wittgenstein felsefi araştırmalar kitabı ) Önce bir sistem ya da paradigma vardır sonra bilimsel akılcılık vardır. Sistem; nasıl dü ş ündü ğ ümüze verilen isimdir. Wittgeinsteine göre dili kullanmak nasıl ö ğ reniliyorsa bir kültürü ya da bir kavramsal sistemi de ö ğ renmek mümkündür. Kesin olarak kanıtlamak mümkün de ğ ildir. ( Örne ğ in yaprak olma kuralı)

23 Bizim sistemimizde yeri olmayan bir kavram hakkında yine bizim sistemimizde yanıt bulmak olanaksızdır. E ğ er bu sorulara yanıt veriyorsak kavramsal sistemimizi de ğ i ş tirmi ş izdir. Kar ş ıt görü ş leri tartı ş mak anlamsızdır. Kar ş ıt görü ş le birlikte farklı bir sisteme ve gelene ğ e geçi ş yapmak mümkündür. Bu geçi ş kurallara ba ğ lı de ğ il,inanç de ğ i ş tirmeye ba ğ lıdır. Pozitivistler bu görü ş ün bilim akılcılı ğ ını tamamen yok etti ğ ini savunmu ş lardır.

24 Kuhn, kuram seçimi ve paradigma de ğ i ş ikli ğ inin akılcı bir i ş lem oldu ğ unu fakat matematiksel bir kanıt vermeye benzetilemeyece ğ ini de ğ er yargıları gibi i ş leyece ğ ini söylemi ş tir. Bilim insanlarının anla ş malarının zorunlu olmadı ğ ını söyler. Bir kuramı anlamakla bir kuramı benimzemenin aynı olup olmadı ğ ını irdelemektedir. Karl Popper Kuhn görü ş ünün kendisini iddia etti ğ i gibi tarihsel bir görü ş olmayaca ğ ını Mantıksal görelilkçilik oldu ğ unu öne sürmü ş tür. Kuhn ise öznelci görelilikçili ğ i savunmu ş tur. Bu bazı kuramcılar tarafından biraz keyfi ve psikolojik unsurlara ba ğ ladı ğ ı için ele ş tirilmi ş tir.

25 BİLİMDE İLERLEME BİLİMSEL DEVRİMLERLE MÜMKÜNDÜR İ lerleme bilimsel dü ş ünmenin nasıl bir yapısı oldu ğ u sorusunun yanıtlaması gerekir. Diyalektik sürtü ş me bilimin ilerlemesine neden olmu ş tur. Bilim ilerlemesi bilim adamlarının kar ş ıla ş tıkları aykırılıklar sonucu ortaya çıkan de ğ i ş imler sonucu sürekli devrimlerle mümküdür. Imre Lakathos “Bilim Felsefesi olmadan yapılan bilim tarihi kör, bilim tarihi olmadan yapılan bilim felsefesie bo ş tur.” demi ş tir

26 İ nsanlık için neyin do ğ ru neyin yanlı ş oldu ğ unu tayin eden yöntem de ğ il,toplumun ve tarihin ko ş ullarıdır. Kuhn’a göre nesnel ölçütlere ba ş vurmak herbiri kendi içinde tutarlı olan farklı yakla ş ımların çatı ş malarından o ğ an kavramsal devrimlerle ortaya çıkmı ş tır. Bilimsel devrimler siyasi devrimlere benzer. Bilimsel düzende kuram seçimi kapitalist sosyalist düzende ya ş amak gibi bir seçimdir. Deneyimle kıyaslama yolunun yanlı ş lamanın zor oldu ğ u, ele ş tirisiz bilimin olamayaca ğ ını kabul eder ama kar ş ı örneklerin i ş levi konusunda Popper’dan ayrılır. Hiçbir paradigma tüm sorunları çözemeyece ğ inden kar ş ı örneklerin i ş levi problem çözümünü ayakta tutmak için birer bulmaca oda ğ ıdır.

27 KURAMLAR Kuhn Ola ğ anüstü Ara ş tırma Kuramı: Kar ş ı örnekler belli bir paradigmada bunalım yaratacak kadar zorlu oldukları zaman bir bunalım süreci ba ş lar. Kar ş ıt görü ş ler ço ğ almaktadır. Paul Karl Feyerabend ‘in Anar ş ik Bilgi Kuramı : Bilimin her zaman kar ş ıt görü ş e ihtiyacı vardır. (Popper’a yakın) Kar ş ıt görü ş ler arasında ele ş tirel yani akılcı olarak tartı ş ma yoluyla bir seçim yapılamaz.(Kuhn’a yakın) Feyerabend Kuhn’u çok etkilemi ş tir. Her kuram kendine yöneltilen ele ş tirileri ve kar ş ı örnekleri yine kendi temelinde yanıtlayabilir. Bu görü ş konvansiyonalist bilim felsefeci Pier Duhem’den ödünç alınmı ş tır. Kuramdan ba ğ ımsız bir gözlem olamaz. Kuhn hariç eski pozitivist gelenek dil felsefesinden krtulamamı ş lardır. Kuhn: Aynı verilere bakarak çok farklı dü ş ünceleri in ş a etmek daima mümkündür. Wittgensteinden etkilendi ğ i kısmıyla pozitivist mantı ğ a göre de ğ il retorik dilin kullanılması ko ş ulları üzerine kuruludur. Kültür ona ne görmeyi ö ğ rettiyse onu görmektedir.

28 KARL RAIMUND POPPER ö ğ renim gördü. Aynı dönemde, yirmi ya ş ındayken, Viyanalı usta Adalbert Pösch’ten marangozluk e ğ itimi de aldı ve 1924’te kalfa oldu yılında dil kuramcısı Karl Bühler’in danı ş manlı ğ ında doktorasını verdi. Nazilerin Avusturya’yı i ş galinden önce, 1937’de, Yeni Zelanda’ya göçtü. Burada, Canterbury University College’da doçent oldu ve 1945 yılı sonuna dek felsefe dersleri verdi. 1945’te İ ngiliz vatanda ş lı ğ ına geçti. 1946’da İ ngiltere’ye giderek, London School of EconomicsNazilerin AvusturyaYeni Zelanda İ ngiltereLondon School of Economics and Political Science’ta mantık ve bilimsel yöntem profesörü olarak çalı ş tı. 1961’de Tübingen’deki bir toplantıda, Theodor W. Adorno’yla “olguculuk tartı ş ması”na (Positivismusstreit) giri ş ti yılında Kraliçe II. Elizabeth tarafından kendisine “Sir” unvanı verildi. 1969’da London School of Economics and Political Science’tan emekli oldu. Bu tarihten sonra, çe ş itli üniversitelerde konuk profesör olarak dersler vermeyi sürdürdü, birçok ödüle layık görüldü ve çalı ş malarını daha çok kitaplarının yazımında yo ğ unla ş tırdı. 17 Eylül 1994’te East Croyden’da (Londra) öldü. Avusturya kökenli İ ngiliz felsefeci Viyana’da do ğ du yılları arasında Viyana Üniversitesi’ndeTheodor W. AdornoII. ElizabethLondra Viyana

29 Yanlışlanabilirlik ölçütü Popper’in bilim kuramının temelidir. Onun bilimsel yöntem görü ş ü, “bütün sistemleri zorlu bir sınamadan geçirerek, sonunda nispeten elveri ş li” sistemi seçmek amacıyla, her kuramı yanlı ş lamaya tabi tutmaya dayanır. Çünkü Popper’e göre, tümevarım ilkesinin geçersizli ğ i nedeniyle, kuramlar hiçbir zaman deneysel olarak do ğ rulanamaz. Ama yanlı ş lanabilir. O halde, bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlı ş lanabilir olması gereklidir. Popper, Einstein’ın görecelik kuramı, Einstein Marx’ın tarih anlayı ş ı, Freud’un psikanaliz kuramı ve Alfred Adler’in bireysel psikoloji kuramlarına ilgi duydu. MarxFreudpsikanalizAlfred Adler

30 Üç dünya kuramı Popper bilimsel bilginin niteli ğ ini ortaya koymak amacıyla “üç dünya kuramı” diyebilece ğ imiz bir görü ş geli ş tirmi ş tir. Popper fizik nesnelerin birinci dünyaya, dü ş üncelerimizin ikinci dünyaya ait oldu ğ unu söyler. Üçüncü dünya ise, kamusal alana çıkan dü ş üncelerimizin somut yansımalarından (örne ğ in kitaplar, makaleler, kütüphaneler vs.) olu ş ur ki bunlar artık ele ş tiriye açıktır ve bu nedenle de nesneldir.

31 Karl Popper, Kuhn akılcı ele ş tirinin yalnızca temel kavramsal sistemde sürekli ele ş tirel tartı ş mayı tamamen yadsıdı ğ ını temelde akıl dı ş ı bir yakla ş ım oldu ğ unu öne sürmü ş tür. Kuramlar kıyaslanırken mantıksal sınama i ş leminin her türlü olu ş sal psikolojik ve tarihsel sorundan tamamen ayırt edilmesi ve ayrı tutulması gerekir. Popper her aykırılık eldeki kuramı ele ş tirel biçimde ayıklama ve eleman için bir fırsattır. Halbuki Kuhn görü ş üne göre bir paradigmaya ba ğ lı olan bilim adamları her aykırılı ğ a kar ş ı ellerindeki kuramı savunmaya uyarlamaya çalı ş ırlar. Ba ğ lılıklarını hemen terk etmezler. Ancak ortaya çıkan aykırılıklar hiçbir yöntemle var olan paradigma içinde çözülemeyecek kadar çetin oldu ğ u ve derin bunalım yarattı ğ ı zaman yeni kuram arayı ş ları ba ş lar ve bilimsel devrimler ba ş lar. Popper pozitivist ampirist bilgi kuramı David Hume tarafından yıkılmı ş tır. Do ğ ada gölenebilen düzenli ili ş kiler ilerde de geçerli olaca ğ ı yani gelece ğ in de ş imdiki zaman gibi olaca ğ ı (tümevarım) mantıksal ve psikolojik yansılamadır.

32 Popper’a göre bilimsel bilgi olasılık düzeyinde do ğ rulanamamasına kar ş ılık ele ş tirel olarak yanlı ş lanabilir. Önemli olan kuramın do ğ rulanabilir de ğ il yanlı ş lanabilir olmasıdır. Kar ş ı örnek farklı bir dünya görü ş üne dönü ş ecek kadar büyüdü ğ ü zaman Popper’ın iddia etti ğ i yanlı ş lama ba ş lar Kuhn bu zamanlarda bile eski görü ş lerine ba ğ lıdır. Kuhn için bilimin topluca ayakta kalmasını sa ğ layan bu ba ğ lılıklardır. Çürütülmemi ş bilgiler ş imdilik do ğ ru sayılır. Popper; “Tümevarım problemini çözmü ş bulunuyorum” demi ş tir. Ortak Özellik : Her iki bilim insanı da pozitif bilim gelene ğ inin dönü ş mesine katkıda bulunmu ş tur.

33 TÜMEVARIM Bilim artarak ya da birikerek ilerleyen do ğ rusal bir süreçtir. Nesnel ölçüt gözlem ve deneydir. Gözlemden teoriye gider,tümevarımcı gözlem ojektifdir ve güvenilirdir der.Gözlemin objektif olması teoriden ba ğ ımsız olarak varoldu ğ u güvenilir olması ise gözlemin do ğ rulu ğ u ile ilgilidir.Elde edilen yeni teori bir öncekinden daha iyi ve ileridedir. Kalemi elimizden bıraktı ğ ımızda dü ş tü ğ üne dair gözlemlerimiz yer çekimi kanunun do ğ rulanmasını sa ğ lar.Do ğ ruluk gözlem ve teori arasında olan mantıki bir uygunluktur.

34 YANLIŞLAMACILIK İ lerleme bir ayıklama sürecidir. Nesnel ölçüt gözlem ve deneydirBilim teoriyle ba ş lar. Gözlem ve deney teoriyi yanlı ş lamak için kullanılır. Yanlı ş lanan teorilerin yerine yenilerinin gelmesiyle bilim ilerler.Yanlı ş lanamayan teori yoktur sadece direnen teoriler vardır. Bilim insanının amacı bu tür teorilere ula ş maktır.Kalemin yere dü ş mesi yanlı ş lamacıya göre sadece bir uygunluktur. Gözlemi teoriye ula ş mada kullanmaz. Bilimin gözlemle de ğ il teoriyle b ş ladı ğ ını öne sürer. Thomas Kuhn gözlemin güvenilir olmadı ğ ından yola çıkmı ş tır.Ona göre kuramı test etmek için kullandı ğ ımız ampirik gözlemler yine aynı kuram tarafından belirlenmi ş olan gözlemlerdir. Bu yüzden kuramdan ba ğ ımsız gözlem olamaz.Kuhn nesnel ölçütlerin bilimin ilerlemesinde tek ba ş ına yeterli olmayaca ğ ını öznel ölçütleri de içine katıp bir sentez olu ş turulması gerekti ğ ine inanır. Teori seçiminde en etkin rolün paradigma içindeki bilimsel toplulu ğ un kararı oldu ğ unu söyler. Bilimsel toplulu ğ un bir paradigmayı kabul etmesi için nesnel ölçütler yeterli de ğ ildir. Bu tarz kurallardan yola çıkarak bilim kurulamaz. Ortaya atılan teori nesnel ölçütlerle sınandıktan sonra kabul edilemez. Bilimsel toplulu ğ un yaptı ğ ı paradigmaya ba ğ landıktan sonra kabul edilen anlayı ş ı daha do ğ ru bir hale getirmektir. Oysa bilimin ilerlemesi Kuhn’un savundu ğ u ş ekilde de temellendirilemez. Çünkü ölçütler olmadan kuramların kabulünü sa ğ layan, ki ş ilerin zihin yapılarıdır. Kuhn un görü ş üne göre bilim yapacak olursak do ğ ru olup olmadı ğ ını bilemeyiz.

35 POPPER’IN 7 VARGISI (1) E ğ er bir teorinin amacı deneysel kanıtlar bulmaksa, onaylanmaksa, onaylayan tonla olgu gözlemleyebiliriz. Mesele bu de ğ ildir. (2) Onaylamalar yalnızca ve yalnızca riskli öngörülerin sonuçları ise geçerlidir. Yani sınanacak olan öngörüler ya da hipotezler, mümkün oldu ğ unca zor ve spesifik olmalıdır. E ğ er buna ra ğ men olgu hipotezi onaylıyorsa teori do ğ rulanmı ş tır. (3) Her iyi teori belli ş eylerin meydana gelmesini yasaklar. Ne kadar çok kısıtlayıcı kural koyarsa, o teori o kadar iyidir. (4) Tasavvur edilebilecek herhangi bir olay tarafından çürütülemeyen bir teori bilimsel de ğ ildir. Çürütülemezlik bir teori için artı de ğ ildir, onun eksi ğ idir, kusurudur. (5) Her sınama, bir yanlı ş lama giri ş imidir, bu amaçla yapılır. (2)'de de ğ indi ğ imiz üzere, zor ve riskli sınamaların amacı hipotezlerin yanlı ş lanmasıdır, buna ra ğ men ayakta kalan kuram bilimseldir.

36 6) Onaylayıcı kanıt, bir teorinin ciddi anlamda sınanması sonucunda elde edildi ğ i zaman dikkate alınır yalnızca. her do ğ rulayıcı kanıt(corroborating evidence) bir yanlı ş lama giri ş iminin sonucudur aslında. (7) Görenekçi kıvırma (conventionalist twist) ya da görenekçi kurnazlık (conventionalist stategem)'tan söz ediyor Popper son olarak. Bazı sınanabilir teoriler, taraftarları tarafından kör bir ş ekilde savunuluyor. Onları yanlı ş layan bir olgu meydana geldi ğ inde, çürütülmekten kaçınmak adına ad hoc yedek varsayımlar türetiyorlar teorinin yanda ş ları. Bazense teoriyi yeniden yorumluyorlar. Popper diyor ki bu "görenekçi kurnazlık" her zaman yapılabilir, i ş lerine gelmedikleri zaman teorisyenler "kıvırabilirler" ama bu bilimselli ğ ini artırmaz söz konusu teorinin, tam tersine onun (bilimsel) de ğ erini dü ş ürür.

37 Popper'in iddia etti ğ inin aksine, ölçümün bilinen sonuçları vermemesi halinde genel görelilik kuramının terkedilecek oldu ğ u görü ş ü, büyük bir olasılıkla yanlı ş tır; belki de özellikle Einstein bakımından. Ölçüm sırasında kuramı terketmek istemeyeceklerin kolaylıkla tartı ş ma konusu yapabilecekleri birçok yardımcı varsayım kullanılmı ş tır. Kuhn ve Feyerabend'in pozitivizme ve Popper'e yönelttikleri ele ş tirilerin büyük bölümü ş u görü ş lerine dayanır: Farklı paradigmaları kar ş ıla ş tırmak olanaksızdır, zira bunlar birbirine çevrilemeyecek kavramları içerirler. Kar ş ıla ş tırılabilir oldukları yerlerde de tarafsız bir gözlem dili yoktur. Günümüzde filozofların ço ğ unlu ğ una göre, bir terimin (kavramın) anlamı, kapsandı ğ ı kuramsal ba ğ lama ba ğ lıdır. Dolayısıyla, farklı paradigmaların terimlerinin farklı anlamları vardır. Bundan çıkan sonuç ş udur ki, farklı paradigmaların kavramlarının kar ş ıla ş tırılabilir olup olmadı ğ ı sorusu, tarafsız bir gözlem dilinin bulunup bulunmadı ğ ı sorusuna ba ğ lıdır.

38 Hem Popper, hem de pozitivistler “bulu ş ba ğ lamı” ile “do ğ rulama ba ğ lamı” arasında kesin bir ayrım yapmı ş lar ve yalnızca ikincisiyle ilgilendiklerini öne sürmü ş lerdir. Kuhn ve Feyerabend bu ayrımın bilim felsefesi açısından bir i ş levi olmadı ğ ı görü ş ündedirler. Bir paradigmanın “ke ş fi”, yeni bir kavramlar sistemini ö ğ renme, daha do ğ rusu kurma, ve aynı zamanda dünyayı yeni bir biçimde görmeye ba ş lama sürecidir.

39 EPİSTEMOLOJİK BOYUT THOMAS SAMUEL KUHNKARL RAIMUND POPPER -Zaman içinde yayılmış belli durumlarda toptan ortaya çıkan bir görüş değiştirme -Öznel görelilik - Pradigma değişikliği din değişikliğine benzer - Aykırılık deneyime başvurma eleştiri -Yanlışların elenmesi -Yeni bilgiye varma -Nesnellik -- Onlara göre, bilim gözlemlenebilir veriler arasındaki bağlılaşımları belirler; spekülatif felsefe, yalnızca duyguları ifade eder ve gereksizdir. Bilim felsefesi ya da gerçek felsefe ise bilimsel kavramları çözümler

40 ONTOLOJİK BOYUT THOMAS SAMUEL KUHNKARL RAIMUND POPPER

41 ETİK BOYUT THOMAS SAMUEL KUHNKARL RAIMUND POPPER

42 İ ZLED İĞİ N İ Z İ Ç İ N TE Ş EKKÜR EDER İ M


"Esma PEHLİVANOĞLU THOMAS SAMUEL KUHN ve KARL RAIMUND POPPER." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları