Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

1 HUKUK. 2 Bu konuda özellikle bkz. Arkan, Ticaret İşletme Hukuku, Ankara 1993; 7.B., Ankara 2004; Poroy, Ticaret İşletme Hukuku, 6. B. İstanbul 1991:

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "1 HUKUK. 2 Bu konuda özellikle bkz. Arkan, Ticaret İşletme Hukuku, Ankara 1993; 7.B., Ankara 2004; Poroy, Ticaret İşletme Hukuku, 6. B. İstanbul 1991:"— Sunum transkripti:

1 1 HUKUK

2 2 Bu konuda özellikle bkz. Arkan, Ticaret İşletme Hukuku, Ankara 1993; 7.B., Ankara 2004; Poroy, Ticaret İşletme Hukuku, 6. B. İstanbul 1991: Bozer/Göle, Bankacılar İçin Ticaret Hukuku Bilgisi, 13. B, Ankara TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

3 3 I. GENEL BİLGİLER Ticaret Hukuku, ticari işletmenin dolaylıve dolaysız olarak yarattığıtüm sorunlarıinceler sayılıTicaret Kanunumuzun (TK) Birinci Kitabı“Ticari İşletme”ye ayrılmıştır. Aşağıda Ticari İşletme Hukuku’nun başlıca kavram ve konularıüzerinde durulacaktır. Ticari İşletme Hukuku’nun, daha genel olarak Ticaret Hukuku’nun başlıca kaynağı, 6762 sayılıTicaret Kanunumuzdur. TK, 1 Ocak 1957 tarihinde yürürlüğe girmiştir. TK, Medeni Kanun’un (MK) ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla, ticari bir sorun hakkında TK’nda özel bir düzenleme bulunmayan hallerde, MK’un genel hükümlerinden yararlanılabilecektir. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

4 4 II. TİCARİ İŞLETME 1. KAVRAM TK’nun hazırlanmasında, esas itibariyle modern görüşten hareket edilmiştir. TK’nda ticari işletme esası benimsenmiştir. Ticaret hukukunun önemli kurumları, ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak düzenlenmiştir. TK m.1 ticari hükümlerin, m.3 ticari işin, m.14 ise tacir kavramının belirlenmesinde hep “ticari işletme” kavramını esas almışlardır. Ticari işletme kavramı, TK’nda m arasında düzenlenmiştir. Ayrıca Ticaret Sicili Nizamnamesi’nin (Tüzüğü’nün) 14 ncü maddesi de ticari işletme kavramını tanımlamaktadır. Bu nedenle, ticari işletme kavramının belirlenmesinde, bu iki kaynaktan birlikte yararlanılacaktır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

5 5 2. TANIM VE UNSURLAR a)Ticaret Sicili Nizamnamesi’ne (TSN) göre (m.14) TSN’ye göre (m.14); ticari işletmenin genel unsurları, şunlardır: -Gelir sağlamanın amaç edinilmesi; -Devamlılık, -Esnaf faaliyetinin sınırlarının aşılması; -Faaliyetin bağımsız olması. Bir ticari işletmeden söz edebilmek için, yapılan faaliyetin esnaf faaliyetinin sınırlarınıaşmış olmasıgerekmektedir. TK m. 17, esnafışöyle tanımlamaktadır: “İster gezici olsunlar, ister bir dükkanda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancıancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildirler...”. Demek ki bir faaliyetin esnaf faaliyeti sayılmasıiçin daha çok bedeni çalışmaya dayanmasıve geçimini sağlamaya yönelik olmasıgerekmektedir. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

6 6 Bu konuda özellikle bkz. Arkan, Ticaret İşletme Hukuku, Ankara 1993; 7.B., Ankara 2004; Poroy, Ticaret İşletme Hukuku, 6. B. İstanbul 1991: Bozer/Göle, Bankacılar İçin Ticaret Hukuku Bilgisi, 13. B, Ankara TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

7 7 I. GENEL BİLGİLER Ticaret Hukuku, ticari işletmenin dolaylıve dolaysız olarak yarattığıtüm sorunlarıinceler sayılıTicaret Kanunumuzun (TK) Birinci Kitabı“Ticari İşletme”ye ayrılmıştır. Aşağıda Ticari İşletme Hukuku’nun başlıca kavram ve konularıüzerinde durulacaktır. Ticari İşletme Hukuku’nun, daha genel olarak Ticaret Hukuku’nun başlıca kaynağı, 6762 sayılıTicaret Kanunumuzdur. TK, 1 Ocak 1957 tarihinde yürürlüğe girmiştir. TK, Medeni Kanun’un (MK) ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla, ticari bir sorun hakkında TK’nda özel bir düzenleme bulunmayan hallerde, MK’un genel hükümlerinden yararlanılabilecektir. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

8 8 II. TİCARİ İŞLETME 1. KAVRAM TK’nun hazırlanmasında, esas itibariyle modern görüşten hareket edilmiştir. TK’nda ticari işletme esasıbenimsenmiştir. Ticaret hukukunun önemli kurumları, ticari işletme kavramıile bağlantıkurularak düzenlenmiştir. TK m.1 ticari hükümlerin, m.3 ticari işin, m.14 ise tacir kavramının belirlenmesinde hep “ticari işletme” kavramınıesas almışlardır. Ticari işletme kavramı, TK’nda m arasında düzenlenmiştir. Ayrıca Ticaret Sicili Nizamnamesi’nin (Tüzüğü’nün) 14 ncü maddesi de ticari işletme kavramınıtanımlamaktadır. Bu nedenle, ticari işletme kavramının belirlenmesinde, bu iki kaynaktan birlikte yararlanılacaktır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

9 9 II. TİCARİ İŞLETME 2. TANIM VE UNSURLAR a) Ticaret Sicili Nizamnamesi’ne (TSN) göre (m.14) TSN’ye göre (m.14); ticari işletmenin genel unsurları, şunlardır: -Gelir sağlamanın amaç edinilmesi; -Devamlılık, -Esnaf faaliyetinin sınırlarının aşılması; -Faaliyetin bağımsız olması. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

10 10 Bir ticari işletmeden söz edebilmek için, yapılan faaliyetin esnaf faaliyetinin sınırlarınıaşmış olmasıgerekmektedir. TK m. 17, esnafışöyle tanımlamaktadır: “İster gezici olsunlar, ister bir dükkanda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancıancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildirler...”. Demek ki bir faaliyetin esnaf faaliyeti sayılmasıiçin daha çok bedeni çalışmaya dayanmasıve geçimini sağlamaya yönelik olmasıgerekmektedir. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

11 11 Ancak bu kriterlerin belirlenmesi kolay değildir. Bu nedenle TK m. 1463, esnafın yıllık gayrisafi gelirini belirleme konusunda Bakanlar Kurulunu yetkili kılmıştır. Ancak bu yetki uzun süre kullanılmamış, bu konudaki çalışmalara ilk olarak 1983 yılında başlanmıştır yılında getirilen düzenleme ile “Esnaf ve Küçük Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu” kurulmuş ve bu Kurul’a TK m gereğince çıkarılacak Bakanlar Kurulu Kararnamesi’ni hazırlama görevi verilmiştir. Bu çerçevede Bakanlar Kurulu ’da kabul ettiği 86/10313 sayılıKararnameyle, esnaf ve küçük sanatkâr ile tacir ve sanayici ayrımına dair esaslarıbelirlemiştir. Belirlenen bu esaslara göre; Koordinasyon Kurulu’nca belirlenecek esnaf ve küçük sanatkâr kollarına dahil olup da, gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançlarıbasit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayelerinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazançlarıancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu’nun 177.maddesinin 1 ve 3 numaralıbentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, iki numaralıbendinde yazılınakdi limitin ise tamamınıaşmayanlar esnaf ve küçük sanatkâr; Vergi Usul Kanununa göre birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve yukarıda belirtilenlerin dışında kalanlar ise tacir ve sanayici sayılacaktır (bkz. Arkan, s ). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

12 12 Doktrinde, TK m.1463/II’ye dayanılarak kabul edilen 1986 tarihli Kararname’den sonra TK m.13/I’de gösterilen ölçütlerin herhangi bir önemi kalmadığıifade edilmektedir. Arkan’a göre, “Kararname’de gösterilen koşulların gerçekleşmesi, özellikle yürütülen faaliyet sonuçlarının öngörülen parasal limitleri aştığının belirlenmesi halinde, işletme, başkaca hiçbir araştırmaya gerek kalmadan ticari işletme sayılır. Dolayısıyla faaliyet hacmi bu parasal limitlerin üzerinde olan bir heykel atölyesi de, ticari işletme niteliğine sahip olur. Görülüyor ki, TK m.1463/II’ye dayanılarak kabul edilen 1986 tarihli Kararname’den sonra, TK’nun 12. ve 13. maddelerinde yer alan hükümlerin pratik bir önemi kalmamıştır” (Arkan, 7.B., s.30). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

13 13 b) TK’na göre (m.11-13) TK m. 11/I’e göre, şunlar ticari işletme sayılır: -Ticarethane: TK m. 12, ne gibi işleri yapmak üzere açılmış bulunan müesseselerin ticari işletme sayılacağını, oniki bent halinde, sınırlı olmayan bir şekilde belirtmiştir. -Fabrika: TK m. 12’ye göre fabrikacılık, hammadde veya diğer malların makine yahut sair teknik vasıtalarla işlenerek yeni ve değerli mahsuller (ürünler) meydana getirilmesidir. -Ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (özellikle esnaf faaliyeti sınırınıaşan tarımsal faaliyetler) (TK m.13). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

14 14 3. MERKEZ / ŞUBE İLİŞKİSİ Her ticari işletmenin bir merkezinin bulunması gerekir. Bu hususa TK’nun 42/I. Maddesinde dolaylı olarak işaret edilmiştir. Ticari işletmenin merkezi, idari ve ticari faaliyetlerinin yürütüldüğü yerdir. Ticari işletmenin merkez ve şubesine çeşitli hukuki sonuçlar bağlanmaktadır. Şubeyi, TK tanımlamamıştır. Ancak diğer bazı yasalarda şube kavramının tanımlandığı görülmektedir. Bu tanımlarda bir birlik söz konusu değildir. Çünkü her bir yasa soruna farklı açıdan yaklaşmaktadır. Bununla beraber öğretide, şubenin unsurları şöylece sıralanmaktadır: -Şube, merkezle aynı gerçek veya tüzel kişiye ait olmalıdır, -Şube, iç ilişkilerinde merkeze bağlıdır, -Şube, dış ilişkilerinde bağımsızdır, -Şube ile merkez arasında mutlaka mekan ayrılığının bulunması gerekmez. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

15 15 Görüldüğü gibi, şubenin en önemli özelliği dış ilişkilerinde bağımsız olmasıdır. Yani dışa karşı, merkezin yaptığı düzeyde ve türde işlemlerin benzerini kendi başına yapabilme yetkisine sahiptir. Şube olmaya çeşitli hukuki sonuçlar bağlanmıştır. Bunlardan başlıcaları şunlardır: -Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır (TK m.50/I), -Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri de bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan olunur (TK m. 42/3), -Her şube, ticaret ve sanayi odasına kaydolunur, -Şubenin taahhütleri açısından şubenin bulunduğu yer ifa yeri sayılır ve burada dava açılabilir (İstisna: iflas davası). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

16 16 III. TACİR Tacir kavramının gerçek ve tüzel kişiler açısından ayrı ayrı ele alınması gerekir. Daha sonra, tacir olmanın hukuki sonuçlarına değinilecektir. 1. GERÇEK KİŞİ TACİRLER TK m.14/I, gerçek kişi taciri şöyle tanımlamaktadır: “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kimseye tacir denir”. Bu tanımdan, gerçek kişi tacir olmanın unsurlarının şunlar olduğu anlaşılmaktadır: a) Bir ticari işletmenin varlığı Ancak yasa, bazı durumlarda ticari işletmesi bulunmayan kimseleri de tacir gibi sorumlu tutmuştur. TK m. 14/III’e göre, bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) işlemlerde bulunan kimse, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur. Yasa burada dış görünüşe önem vererek, bir ticari işletme açmış gibi işlemde bulunan kimseleri tacir olmanın sonuçlarına tabi kılmaktadır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

17 17 b) Ticari işletmenin işletilmesi Ancak bir ticari işletmeyi kurup açtığını ilan yoluyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır (TK m. 14/II). Görüldüğü gibi bu maddede, işletmenin fiilen çalışmaya başlamış olması aranmamaktadır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

18 18 c) Ticari işletmenin kısmen de olsa o kimse adına işletilmesi TK m.15’e göre, küçük ve kısıtlılara (mahcurlara) ait ticari işletmeyi bunların adına işleten kanuni temsilci (veli/vasi) tacir sayılmaz. Tacir sıfatı, temsil olunan küçük veya kısıtlıya aittir. Çünkü ticari işletme küçük ve kısıtlı adına işletilmektedir. Ancak cezai sorumluluk kanuni temsilciye aittir. TK m.16/I uyarınca kişisel durumu, yaptığı işlerin niteliği veya meslek ve görevleri itibariyle kanuni ya da kazai bir yasağa aykırı olarak veya başka bir kişinin iznine, resmi bir makamın ruhsatına gerek olup da ticari işletme işleten kişi de tacir sayılır. Dolayısıyla TK’na göre tacir sayılmasını gerektirecek hiçbir faaliyette bulunamayacak olan devlet memuru eğer bir ticari işletme işletirse, yine tacir sayılır (Arkan, 7.B., s.113). Yine MK m.192 uyarınca eşler, meslek veya iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda değildir. Ancak kadının ticaret ile uğraşması, “ortak hayatın sürdürülmesinin, taraflardan beklenemeyecek derecede temelinden sarsılması”na neden olursa, koca, karısı aleyhine boşanma davası açabilir (MK m.166) (Arkan, 7.B., s.114). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

19 19 2. TÜZEL KİŞİ TACİRLER Tacir niteliğini taşıyan tüzel kişileri şöylece sıralayabiliriz: a) Ticaret şirketleri TK m.18/I’e göre, tüm ticaret şirketleri tacirdir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olan (TK m.137) ve TK m.136’da sayılan kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketleridir. Bununla beraber, bir yandan kooperatiflerde amacın, diğer şirketlerden farklı olarak kar elde etmek ve bunu paylaşmak şeklinde değil de ortakların ekonomik ihtiyaçlarını gidermek olarak ifade edilmesi, diğer yandan Kooperatifler Kanunu’ndaki tanımda “şirket”ten söz edilmeyip “teşekkül” kavramına yer verilmesi karşısında, artık kooperatiflerin ticaret şirketi sayılamayacağı savunulmaktadır (Tekinalp, İmregün, Eriş). Bu görüşe karşı ortakların ekonomik menfaatlerini, karşılıklı yardım ve kefalet yoluyla sağlayıp koruma yönündeki faaliyetin de kooperatifi şirkete yaklaştırdığına (BK m.520) ve ticaret şirketlerini sayan, bu arada kooperatifleri de ticaret şirketi olarak kabul eden TK m.136’nın Kooperatifler Kanunu ile değiştirilmemiş olduğuna işaret edilerek, kooperatiflerin hala ticaret şirketi niteliğinde olduğu ileri sürülmektedir (Arkan, 7.B., s ). Ancak 5146 sayılı Kanunla Kooperatifler Kanunu’nda yapılan değişiklikle kooperatifin “teşekkül” olduğuna ilişkin nitelendirme kaldırılarak “şirket” sözcüğü kullanılmıştır. “Şirket” sözcüğünün “ticaret şirketi” şeklinde anlaşılıp anlaşılmaması noktasında Kooperatifler Kanunu sessizdir (Poroy/ Tekinalp/ Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 10. Tıpkı Basım, 2005, s.951). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

20 20 b) Amacına varmak için ticari işletme işleten dernekler Daha önce belirtildiği gibi, dernekler kazanç paylaşma dışında bir amaç için kurulabilirler. Fakat bir dernek amacına ulaşmak için ticari işletme işletirse, kendisini ticaret siciline kayıt ettirmekle yükümlüdür (MK m. 54/II). Amaçlarına ulaşmak için ticari işletme işleten dernekler, tacir sayılırlar (TK m. 18/I). c) Kendi kuruluş yasaları gereğince özel hukuk hükümleri çerçevesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve kurumlar: TK m.18/I’deki hükme göre; kendi kuruluş kanunları uyarınca özel hukuk hükümleri çerçevesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılır. Bu kurumlara örnek olarak, Kamu İktisadi Teşebbüsleri’ni (KİT) gösterebiliriz. Buna karşılık kamu tüzel kişileri ve kamuya yararlı dernekler, bir ticari işletmeyi ister doğrudan doğruya, ister kamu hukuku hükümlerine göre idare edilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler kendileri tacir sayılmazlar (TK m. 18/II). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

21 21 d) Donatma iştiraki (TK m.19) Donatma iştiraki, birden ziyade kişinin, müşterek mülkiyet şeklinde malik oldukları bir gemiyi, aralarında yapmış oldukları sözleşme gereğince cümlesi nam ve hesabına deniz ticaretinde kullanmaları şeklinde tanımlanabilir (TK m.951/I). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

22 22 3. TACİR OLMANIN SONUÇLARI Tacirlerin özel hukuk yönünden tabi olduğu hükümler şöyle sıralanabilir: a) İflas Tacirler, her türlü borçlarından dolayı iflasa tabidir (TK m.20). Dolayısıyla bir gerçek kişi tacirin, sadece ticari nitelikteki borçları için değil, ticari işletmesini ilgilendirmeyen borçları için de iflasının istenmesi mümkündür. b) Ticaret unvanı seçme ve kullanma zorunluluğu Tacirler, yasa hükümlerine uygun olarak bir ticaret unvanı seçmek ve kullanmak zorundadırlar (m.20). c) Tescil zorunluluğu Tacirler, işletmelerini ticaret siciline kaydettirmeye mecburdurlar (m.20). d) Ticari defter tutma zorunluluğu (m.20) TK m.20/I’e göre tacirler ticari defter tutmak zorundadır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

23 23 e) Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü Her tacir, ticaretine ait tüm faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorundadır (m.20/2). Burada MK m.2’deki genel kuralın bir uygulaması olan, objektif bir özen yükümlülüğü söz konusudur. Tacir, özellikle ticari işletmesiyle ilgili sözleşmeleri yaparken ve bu sözleşmelerden doğan borçlarını yerine getirirken basiretli iş adamı gibi davranmak zorundadır. Basiretli iş adamı gibi davranma yükümü altında olan tacirin, ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde “tecrübesizliği” söz konusu olamayacağından, bu nedene dayanarak BK’nun gabinle ilgili hükümlerinden (m.21) yararlanması mümkün değildir. Ancak tacir, müzayaka halinde ise gabine dayanabilir (Arkan, 7.B., s.133). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

24 24 f) Tacirler arasındaki ihtar ve ihbarların şekle bağlı olması Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya sözleşmeyi fesih veya ondan dönme amacıyla yapılacak ihtar ve ihbarların geçerli olması için noter aracılığıyla veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılması şarttır (TK m.20/III). TK m.20/III’de öngörülen şekilde ihbar veya ihtarda bulunmak bir ispat koşulu değil, sağlık koşuludur (Arkan, 7.B., s.147). g) Ticaret Karinesi (m.21) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Taraflardan sadece biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, yasada aksine hüküm olmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgisi olmadığını diğer tarafa açıkca bildirdiği veya işlem, fiil veya işin ticari sayılmasına durum uygun bulunmadığı takdirde, borç adi sayılır (m. 21/I c.2). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

25 25 h) Ücret ve faiz isteme hakkı Tacir olan veya olmayan bir kimseye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca verdiği avanslar veya yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır (TK m.22). ı) Fatura ve teyit mektubu Ticari işletmesi gereği bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir (TK m.23/I). Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriğine itiraz etmezse bunu kabul etmiş sayılır (m. 23/II). Sözlü olarak, telefon veya telgrafla yapılan sözleşmelerin veya beyanların içeriğini teyit eden bir yazıyı (teyit mektubu) alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde bir itirazda bulunmazsa, teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya beyanlara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır (m. 23/III). Böylece tacirler, karşı taraf istediği takdirde fatura ve teyit mektubu vermek zorundadırlar. Ancak bunlara karşı taraf sekiz gün içinde itiraz etmezse, içerikleri kesinleşmiş sayılır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

26 26 i) Ücret ve cezanın indirilmesini isteme hakkının olmayışı BK’ndaki durumun (bkz. BK m. 104/II, m. 161/III, m. 409) aksine, tacir, bir ücret veya cezanın (cezai şartın) fahiş (aşırı yüksek) olduğu gerekçesiyle indirilmesini mahkemeden isteyemez (TK m. 24). j) Tacirler hakkında, ticari örf ve adet kurallarının uygulanması TK m. 2/III’e göre, tacir olmayanlar hakkında ticari örf ve adetler, ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği taktirde uygulanır. Bu hükümden, ticari örf ve adet kurallarının tacirler hakkında uygulanması gerektiği, tacirlerin bu kuralları bilmediklerini ileri süremeyecekleri anlaşılmaktadır. Tacir olmanın TK’nda düzenlenen başlıca hukuki sonuçları bunlardır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

27 27 IV. TİCARET SİCİLİ 1. GENEL OLARAK TK 26 vd. maddelerinde, ticaret sicilini düzenlemektedir. Ayrıca bu konuda bir de tüzük (TSN) çıkarılmıştır tarih ve sayılı RG’de yayımlanan “Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 559 sayılı KHK ile “Ticaret Sicili Teşkilatı”nı düzenleyen TK m. 26,27 ve 28’de değişiklik yapılmıştır. Hangi hususların ticaret siciline kaydedilmesi gerektiğine ilişkin genel bir hüküm TK’nda mevcut değildir. Daha önce tacir olmanın sonuçlarını incelerken, tacirlerin ticari işletmelerini sicile kaydettirmekle yükümlü olduklarını belirtmiştik. Bundan başka şube, ticaret unvanı, iflas ve konkordato halleri, şirketlerin birleşme kararları sicile tescili gereken durumlara örnek olarak gösterilebilir. Ticaret siciline tescil edilen hususlar, kural olarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunur. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

28 sayılı KHK ile değişik TK m. 26’ya göre, “ticaret ve sanayi odası veya ticaret odası bulunan yerlerde bir ticaret sicil memurluğu kurulur. Oda olmayan veya yeterli teşkilatı bulunmayan odaların olduğu yerlerde ticaret sicil işleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca tesbit edilecek o il dahilindeki yeterli teşkilata sahip odalardan birinin ticaret sicili memurluğu tarafından yürütülür” (m. 26/I). Yine değişik 27 nci maddede, “ticaret sicilinin yönetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uygun görüşü alınarak ilgili oda meclisi tarafından atanan bir sicil memuruna aittir. Sicil memurluğunun iş hacmine göre, aynı usulle yeteri kadar yardımcı görevlendirilir. Ticaret sicili memuru ve yardımcıları ile diğer personeli, görevleriyle ilgili suçlarından dolayı Devlet memuru gibi cezalandırılır ve bunlara karşı işlenmiş suçlar Devlet memurlarına karşı işlenmiş sayılır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, ticaret sicili memurluklarının faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli tedbirleri almaya yetkilidir. Ticaret sicili memurlukları, adı geçen Bakanlıkça alınan tedbir ve talimatlara uymakla yükümlüdür” denilerek, maddenin eski halinden farklı bir düzenleme getirilmektedir. Maddenin eski halinde, “sicil memuru”nu atama yetkisi Adalet Bakanlığına aitti. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

29 29 2. TESCİL a) Şartları Tescil, kural olarak talep üzerine yapılır (m.29). Tescil talebi, ilgililer veya temsilcileri yahut hukuki halefleri tarafından yetkili sicil memurluğuna yapılır (m.30/I). Tescil talebi, dilekçe ile olur (m.31/I). Yasada aksine hüküm olmadıkça, tescili talep süresi onbeş gündür. Bu süre, ticaret sicil memurluğunun yetki çevresi dışında oturanlar için bir aydır (m.32). İstisnaen, re’sen veya ilgili makamın bildirmesi üzerine de tescil yapılır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

30 30 b) Sicil memurunun görevleri (m.34) Sicil memuru, tescil için aranan yasal koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmakla yükümlüdür. Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket ana sözleşmesinin emredici kurallara aykırı olup olmadığı ve yasanın zorunlu kıldığı hususları içerip içermediği araştırılır. Ayrıca tescil edilecek noktaların gerçeğe uygun olması, üçüncü kişilerde yanlış kanı uyandıracak nitelikte bulunmaması ve kamu düzenine aykırı olmaması da şarttır. Sicil memuru yaptığı bu inceleme sonucunda yasal koşulların mevcut olduğu sonucuna varırsa tescili gerçekleştirir. Aksi halde, tescil talebini reddeder. Buna karşılık, halli bir mahkeme hükmüne bağlı bulunan veya sicil memuru tarafından kesin olarak tescilinde tereddüt edilen hususlar, ilgililerin talebi üzerine geçici olarak kaydolunur. Ancak ilgililer üç ay içinde mahkemeye başvurduklarını yahut aralarında anlaştıklarını kanıtlamazlarsa, geçici kayıt sicil memuru tarafından re’sen silinir. Sicil memurunun kararları kesin değildir. Bu kararlara karşı, tebliğ tarihinden itibaren sekiz gün içinde sicilin (dolayısıyla, memurun) bağlı bulunduğu mahkemeye dilekçe ile itiraz edilebilir (m.36). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

31 31 c) Aleniyet (Kamuya açıklık) Herkes ticaret sicilinin içeriğini ve dairede saklanan tüm senet ve evrakları inceleyebileceği gibi, bunların onanmış suretlerini de isteyebilir. Hatta bu hususun sicilde kayıtlı olup olmadığına dair tasdikname dahi istenebilir (m.37/II). Ticaret sicilini inceleyebilmek için kişinin “ilgisini” ispat etmesine gerek yoktur. Tapu siciline ilişkin MK m.1020/II. Gemi sicili de aleni olmakla birlikte (TK m.842/I), tescilin dayandığı belgeler ile henüz sonuçlanmamış tescil taleplerinin ve sicil dosyalarının incelenebilmesi için, kişinin “ilgili olduğunu” ispat etmesi gerekir (TK m.842/II) (Arkan, 7.B., s. 235 dn. 1). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

32 32 d) Üçüncü kişiler hakkında etkisi Ticaret sicili kayıtları, nerede bulunurlarsa bulunsunlar üçüncü kişiler hakkında, kaydın gazete ile ilan edildiği; ilanın tümü aynı nüshada yayınlanmamışsa, son kısmın yayınlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hüküm ifade eder (TK m. 38). Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı hüküm ifade etmeye başlayan bu kayıtları bilmedikleri yönündeki iddiaları dinlenmez (olumlu etki) (m. 39/I). Örneğin atanan ticari mümessilin azledildiği ticaret siciline tescil ve ilan olunmuşsa, bundan sonra üçüncü kişilerin azlolunan ticari mümessille yapacağı sözleşmeler müvekkili bağlamaz (Arkan, s. 228). Tescili gerektiği halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı gerekirken ilan edilmemiş olan bir husus, ancak bunu bildikleri kanıtlanmak şartıyla üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir (olumsuz etki) (m.39/II). Örneğin müvekkil, ticari mümessilin azledildiğini ilgili üçüncü kişiye sirküler göndermek suretiyle duyurmuş olabilir (Arkan, s. 229). Her ne kadar TK m. 39’un kenar başlığı “sicile itimat” şeklinde ise de; burada, MK m. 1023’de olduğu gibi, yolsuz bir tescile dayanarak hareket eden iyiniyetli kişinin hak kazanması durumu söz konusu değildir (Arkan, 7.B., s. 242). İlan, Ankara’da yayınlanan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yapılır (m. 37/IV). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

33 33 e) Tescille ilgili davalar TK m. 40/I, tescil ve kayıt için kötü niyetle gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar hakkında cezai hükümler getirmiştir. Ayrıca gerçeğe aykırı tescilden dolayı zarar görenlerin tazminat davası açma hakları saklıdır. Bundan başka, kayıtların m. 34/III’deki esaslara uymadığını öğrendikleri halde düzeltilmesini istemeyenler hakkında, bu yüzden zarara uğrayan üçüncü kişiler tazminat davası açabilirler (m.40/II). Üçüncü kişiler, tescille ilgili olarak uğradıkları zararlar dolayısıyla, Hazine’ye karşı tazminat davası açarlar; Hazine ise, daha sonra kusuru oranında sicil memuruna rücu eder. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

34 34 V. TİCARET UNVANI 1. KAVRAM VE TANIM Ticaret unvanı seçmek ve kullanmak, tacir olmanın en önemli sonuçlarından biridir. Her tacir, ticari işletmesine ilişkin işlemleri ticaret unvanıyla yapmak ve işletmesiyle ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalamak zorundadır (TK m.41/I). Tescil olunan ticaret unvanının, ticari işletmenin giriş cephesinin herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine okunaklı olarak yazılması gerekir (m. 41/II). Her tacir, ticari işletmesinin açıldığı günden başlayarak on beş gün içinde ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmelidir (TK m. 42/I). Bu hükümlerden yararlanarak, ticaret unvanını, tacirin ticari işlerinde kullandığı ad şeklinde tanımlayabiliriz. Ticaret unvanı, bir çekirdek ve bir ek kısımdan oluşur. Ticaret unvanının çekirdek kısmı, unvanının şahıs veya konu ticaret unvanı olmasına göre değişmektedir. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

35 35 2. ŞAHIS TİCARET UNVANI Şahıs ticaret unvanı ancak gerçek kişiler, kollektif şirketler ve komandit şirketlerde söz konusu olur. a) Gerçek kişiler Gerçek kişilerin ticaret unvanları (çekirdek kısmı), kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından oluşur (TK m.43/I). Gerçek kişi tacir bu çekirdek kısmına, yasanın öngördüğü sınırlar dahilinde bir ilave (ek) yapabilir (bkz. m. 48). Örnek: Ali Koç (çekirdek) Tuhafiye Mağazası (ek). b) Kollektif şirketler Kollektif şirketlerin ticaret unvanı (çekirdek kısmı), bütün ortakların veya hiç değilse ortaklardan birinin ad ve soyadı ile şirketi ve türünü gösteren bir ibareden oluşur (m. 44/I). Kollektif şirkette tüm ortaklar sınırsız sorumlu olduğundan, hiç değilse bir ortağın adının ve soyadının bulunması yeterli görülmüştür. Bu çekirdek kısmına, ayrıca bazı ekler (ilaveler) yapılabilir. Örnek: Ali Koç (çekirdek) Yayıncılık (ek) Kollektif Şirketi (çekirdek). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

36 36 c) Komandit Şirketler Adi veya sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ticaret unvanı, komandite (sınırsız sorumlu) ortaklardan hiç olmazsa birinin ad ve soyadı ile şirketi ve türünü gösteren bir ibareden oluşur. Bu şirketlerin ticaret unvanlarında komanditer ortakların ad ve soyadlarının bulunması yasaktır (TK m. 44/II). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

37 37 3. KONU TİCARET UNVANI Konu ticaret unvanı, sermaye şirketlerinde söz konusu olur. Sermaye şirketlerinde ticaret unvanının çekirdek kısmı, şirketin faaliyet konusu ile şirketi ve türünü gösteren bir ibareden oluşur. a) Limited şirketler Limited şirketin ticaret unvanının çekirdek kısmı, şirketin işletme konusu ve limited şirket kelimelerinden oluşur. Ayrıca 48 nci maddedeki sınırlar içinde ticaret unvanına istenen ekler de yapılabilir. Örnek: Kutlu (ek) İnşaat Limited Şirketi (çekirdek). Ancak şirket tarafından düzenlenecek mektup, evrak ve vesikalarda, şirketin unvanı ile birlikte esas sermaye miktarının da gösterilmesi gerekir (TK m. 544/II). b) Anonim şirketler Anonim şirketin ticaret unvanının çekirdek kısmı, şirketin işletme konusu ve anonim şirket kelimesinden ibarettir. Bu çekirdek kısmına, 48 nci maddedeki sınırlar içinde istenen ekler yapılabilir. Örnek: Kutlu (ek) İnşaat Anonim Şirketi (çekirdek). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

38 38 c) Kooperatif şirketler Kooperatif şirketlerin ticaret unvanının çekirdek kısmını, ortaklığın işletme konusu ve kooperatif kelimesi oluşturur. Kooperatifler Kanunu’nun 100. maddesi ile yürürlükten kaldırılan TK’nun kooperatiflere ilişkin hükümleri arasında yer alan 485. maddenin II. fıkrası uyarınca, kooperatifin ticaret unvanına, sorumluluk şeklini gösteren bir ibarenin eklenmesi şarttı. “Sınırlı Sorumlu Yapı Kooperatifi” gibi. Kooperatifler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra böyle bir zorunluluk kalmamıştır. Ancak istenirse, sorumluluk türünün unvanda ek niteliğinde olmak üzere gösterilmesine de bir engel yoktur (Arkan, 7.B., s.247 dn.2). TK m. 45/II’ye göre, “... ticaret unvanlarında ; (limited şirket), (anonim şirket) ve (kooperatif) kelimelerinin bulunması şarttır. Bunların, ticaret unvanında hakiki (gerçek) bir şahsın ad ve soyadı bulunduğu takdirde şirket nevini gösteren ibarelerin rumuzla veya kısaltılmış olarak yazılmaları caiz (mümkün) değildir”. Örneğin “Ahmet Ökmen Makine Sanayi Anonim Şirketi” şeklindeki ticaret unvanı, “Ahmet Ökmen Makine Sanayi A.Ş. (veya A.O.)” olarak yazılamaz (Arkan, s. 234). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

39 39 4. TİCARET UNVANININ KORUNMASI Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanmak hakkı, münhasıran sahibine aittir. (TK m. 52). Gerçek kişi tacirler bakımından bu hak, tescilin yapılmış olduğu sicilin iş çevresiyle sınırlıdır. Yani gerçek kişi tacirlerin ticaret unvanları, sicil dairesi içinde korunur (TK m. 43/II). Bu hükmün istisnası, 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’nun 5 nci maddesinde yer almaktadır. Buna göre; mevcut bir seyahat acentasının herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş unvanı, başka bir seyahat acentası tarafından alınamaz. Demek ki, bir seyahat acentasının bir gerçek kişi tarafından işletildiği durumlarda, bu gerçek kişi tacirin ticaret unvanı Türkiye genelinde (ülke düzeyinde) korunacaktır (Arkan, s ). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

40 40 Bu nedenle (gerçek kişilerin) ticaret unvanlarına, aynı sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş olan unvanlardan açıkca ayırt etmeye yarayacak eklerin (ilavelerin) yapılması zorunludur. Sicil dairesi dışındaki koruma, ancak haksız rekabet hükümlerine göre sağlanabilir. Buna karşılık tüzel kişilerin ticaret unvanları, ülke düzeyinde korunur: “Bir tüzel kişinin ticaret unvanına, Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde, lüzumlu ilavelerin yapılması mecburidir (zorunludur)” (TK m. 47/II). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

41 41 V. HAKSIZ REKABET 1. KAVRAM Haksız rekabet, TK m. 56 vd.nda özel olarak düzenlenmiştir. (karş. BK m.48). Haksız rekabet (haksız yarışma), aldatıcı hareket veya iyiniyet kurallarına aykırı diğer davranışlarla ekonomik yarışmanın her türlü kötüye kullanılmasıdır (TK m.56). TK m. 57, iyiniyet kurallarına aykırı davranışları sınırlı olmayacak bir şekilde on bent halinde saymıştır: -Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek (m. 57/1), -Başkasının ahlakı veya mali durumu hakkında gerçeğe aykırı bilgi vermek (m. 57/2), -Kendi durumu veya ticari faaliyetleri hakkında yanlış ve yanıltıcı bilgi vermek ve böylece üstünlük sağlamak (m. 57/b.3), TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

42 42 -Paye, şahadetname veya mükâfat almış gibi davranma veya buna müsait olan yanlış unvan yahut mesleki adlar kullanmak (m. 57/b.4), -İltibasa meydan verecek surette ad, marka, unvan, işaretler kullanmak veya iltibasa meydan veren malları satışa sunmak veya elinde bulundurmak (m. 57/b.5), -Üçüncü kişilerin müstahdemlerine, vekillerine veya diğer yardımcılarına görevlerini yerine getirmemeleri için menfaatler sağlamak, bu kişileri kandırarak rakip firmaların imalat veya ticaret sırlarını elde etmek (m. 57/b. 6-7), -İyiniyet kurallarına aykırı olarak elde ettiği imalat veya ticaret sırlarından yararlanmak ve onları başkalarına yaymak (m. 57/b. 8), -İyiniyet sahibi kimseleri yanıltacak tarzda gerçeğe aykırı şahadetnameler vermek (m. 57/b. 9), -Rakipler hakkında da geçerli olan ve yasalarla belirlenmiş olan iş hayatı koşullarına uymamak (m. 57/b. 10). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

43 43 2. HAKSIZ REKABET DAVALARI a) Hukuk davaları Haksız rekabet dolayısıyla açılacak hukuk davaları şunlardır (TK m. 58): aa)Fiilin haksız olup olmadığının tesbiti davası, bb)Haksız rekabetin men’i (önlenmesi) davası, cc)Yanlış olan durumun ortadan kaldırılması davası, dd)Maddi tazminat davası, ee)Manevi tazminat davası. Tazminat davası için, kusur şartı aranır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

44 44 b) Hukuk davalarında taraflar Hukuk davalarını şu kişiler açabilir (davacı sıfatı): -Haksız rekabet yüzünden müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari işletmesi veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşı karşıya bulunan kişi, -Haksız rekabet yüzünden ekonomik menfaatleri zarar gören müşteriler, -Ticaret ve sanayi odaları, esnaf dernekleri, borsalar, tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer mesleki ve ekonomik birlikler (tazminat davaları hariç). Haksız rekabet davaları şu kişilere karşı açılır (davalı sıfatı): -Haksız rekabet fiilini işleyenler, -Haksız rekabet fiili hizmet veya işlerini gördükleri sırada müstahdemler veya işçiler tarafından işlenmişse, istihdam edenler (tazminat davaları hakkında, BK hükümleri geçerlidir) (m.59). -Haksız rekabet basın yoluyla işlenmişse, yazı sahibi veya ilan veren (tazminat davaları hariç) (m.60). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

45 45 c) Zamanaşımı Hukuk davaları, davaya hakkı olan tarafın bu hakkın doğumunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve herhalde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (m. 62). Ancak ceza davalarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse, hukuk davalarında da bu uygulanır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

46 46 d) Ceza davaları Haksız rekabet dolayısıyla ceza davaları da açılabilir (bkz. TKm.64-65) sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (RKHK), tarihinde kabul edilerek tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. RKHK, Türk Rekabet Hukukunu tek bir çatı altında toplamayı amaçlamakta ve AT Rekabet Hukuku ilkeleriyle uyum sağlamaya çalışmaktadır. Kanun’un 21. maddesine göre oluşturulan Rekabet Kurulu, tarih ve 97/9090 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle atanmış ve göreve başlamıştır. Kanun’un ikinci kısmının ikinci bölümünde (m.8-16 arası), Rekabet Kurulu’nun yetkileri belirlenmiştir. Kurulun menfî tespit yapmak, ihlale son vermek, muafiyet kararı vermek, muafiyet ve tespit kararlarını geri almak, bilgi istemek ve yerinde inceleme yapabilmek gibi yetkileri vardır (bkz. Badur, Türk Rekabet Hukukunda Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşmalar, yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara 1998). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

47 47 VII. TİCARİ DEFTERLER Bu konuda özellikle bkz. Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara 1993, s. 289 vd.; Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.II, 5.B.,İstanbul 1990, s vd. 1. DEFTER TUTMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ TK m.66, her tacire, ticari işletmesinin ekonomik ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her iş yılı içinde elde edilen sonuçları saptamak amacıyla, işletmesinin nitelik ve öneminin gerektirdiği tüm defterleri ve özellikle ismen belirlenen bazı defterleri Türkçe olarak tutma yükümlülüğü getirmektedir (zorunlu defterler). Anonim şirkette yönetim kurulu; -tacirlerin tutmak zorunda oldukları defterlerden başka- şu defterleri de tutmakla yükümlüdür: Pay sahipleri defteri/toplantı ve müzakere defteri/yönetim kurulu kararlar defteri (TK m ). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

48 48 2. TUTULMASI ZORUNLU KILINAN TİCARİ DEFTERLER a) İsmen sayılan (belirli) zorunlu defterler Bunlar, her tacirin tutmak zorunda olduğu ve kanunda ismen belirtilmiş olan defterlerdir. TK, tüzel kişi tacirlerle gerçek kişi tacirlerin tutması gereken zorunlu defterleri ayrı ayrı belirlemiştir. (m. 66). Buna göre: Tacir tüzel kişi ise yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve karar defteri (m.66/1); Tacir gerçek kişi ise karar defteri hariç olmak üzere yukarıda sayılan defterleri (yevmiye defteri/defteri kebir/envanter defteri) veya işletmenin nitelik ve önemine göre sadece işletme defteri (m.66/3) tutmak zorundadır. Bu durumda gerçek kişi tacirler, işletmesinin nitelik (mahiyet) ve önemine göre yukarıda belirtilen defterlerin tutulması- gerekli değilse, sadece işletme defteri tutmakla yetinebilirler. Ancak ileride aleyhe bazı zararlı sonuçlar doğmaması için, gerçek kişi tacirin hiç değilse başlangıçta, işletmesinin nitelik ve önemine göre (sadece) işletme defteri tutmakla yetinebileceğini mahkemeye tesbit ettirmesi uygun olur (Kuru, s. 1678). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

49 49 Ticari defterlerin tasdikine ilişkin TK’nun 69 ncu maddesinin birinci fıkrası tarih ve 4884 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Buna göre; “şirket kuruluş aşamasında 66 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı defterler kullanılmaya başlanmadan önce tacir tarafından ticari işletmenin bulunduğu yerin ticaret sicili memurluğuna veya notere ibraz edilir. Bu defterler, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerinde yer alan bilgileri içerecek şekilde tasdik ve imza olunur. Sicil memuru veya noter, defterlerin kaç sayfadan ibaret bulunduğunu ilk ve son sayfaya yazarak resmi mühür ve imzasıyla tasdik eder. Noterlerce tasdik edilen defterlerin mahiyet ve adetleri ve bunların kime ait olduğu en geç yedi gün içinde ilgili ticaret sicili memurluğuna bildirilir. Şirketlerin müteakip yıl defterleri ile kullanılması zorunlu diğer defterler 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerine göre tasdik olunur”. Ayrıca 4884 sayılı Kanunla, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 223 ncü maddesine şu fıkra eklenmiştir. “Defterler anonim ve limited şirketlerin kuruluş aşamasında, şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret sicili memuru veya noter tarafından tasdik edilir”. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

50 50 Bir tacirin defter tutma mükellefiyetini (yükümlülüğünü) yerine getirmeye yetkili kıldığı kimsenin bu defterlere geçirdiği kayıtlar, o tacirin kendisi tarafından tutulmuş kayıtlar hükmündedir (TK m. 67/I). Yargıçlar, noterler, sicil memurları ve diğer memurlar, resmi işlemler dolayısıyla bir tacirin defter tutma yükümlülüğüne aykırı davrandığını öğrenince durumu savcılığa bildirmeye mecburdurlar (TK m. 67/IV). TK m arasında, yukarıda ismen belirtilen defterlerin tanımları ve içerikleri verilmektedir: TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

51 51 aa) Yevmiye defteri (m.70) Kayda geçirilmesi gereken işlemleri belgelerden çıkararak tarih sırasıyla ve maddeler halinde düzenli olarak yazmaya mahsus defterdir. Yevmiye maddelerinin, en az aşağıdaki bilgileri içermesi gerekir. 1. Madde sıra numarası 2. Tarih 3. Borçlu hesap 4. Alacaklı hesap 5. Meblağ 6. Her kaydın dayandığı belgelerin türü ve varsa tarih ve numaraları. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

52 52 bb) Defteri kebir (m.71) Yevmiye defterine geçirilmiş olan işlemleri buradan alarak sistemli bir şekilde hesaplara dağıtan ve tasnifli olarak bu hesaplarda toplayan defterdir. En az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır: 1. Tarih 2. Yevmiye defteri madde numarası 3. Meblağ 4. Toplu hesaplarda, yardımcı nihai hesapların isimleri cc) Envanter defteri (m. 72 vd.) Envanter defterine, işletmenin açılış tarihinde ve müteakiben her iş yılı sonunda çıkarılan envanter ve bilançolar kaydolunur. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

53 53 dd) İşletme defteri (m. 76) Bir gerçek kişi tacir tarafından işletilen ticari işletmenin nitelik ve önemi yukarıda belirtilen üç defterin tutulmasına elverişli değilse, yani tacirin işleri nispeten dar kapsamlı ise; o zaman tacir, bu defterler (yevmiye defteri/defteri kebir/envanter defteri) yerine sadece işletme defteri tutmakla yetinebilir. İşletme defterinin sol tarafına giderler, sağ tarafına gelirler yazılır (TK m.76/I). Her iş yılı sonunda bir “işletme hesabı hülâsası” çıkarılır. ee) Karar defteri (m.78) Tüzel kişi tacirleri tarafından tutulur ve kararlar yazılır.. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

54 54 b) İsmen gösterilmeyen (belirsiz) zorunlu defterler Bunlar, tacirin işletmesinin nitelik ve öneminin gerektirdiği bütün defterlerdir. Tacirin işletmesi büyük ve karmaşık nitelikteyse, yani Yasa’da ismen belirlenmiş defterlerin tutulması ticari işletmenin durumu tam olarak göstermeye yeterli olmazsa, o zaman tacir, TK m. 66/I uyarınca işletmesinin nitelik ve öneminin gerektirdiği diğer defterleri de tutmak zorundadır. TK’nun 1465 nci maddesine göre, “bir tacir işletmesinin mahiyet (nitelik) ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri tutmamış olduğu takdirde, 66 ncı maddenin 1 ilâ 3 numaralı bendinde yazılı defterleri (ismen gösterilmiş zorunlu defterler) tutmuş olsa bile, fiilen tutmuş olduğu defterlerin kayıtları, ancak aleyhine delil olabilir”, Görüldüğü gibi, tacirin “belirsiz zorunlu defterleri” tutmamış veya eksik tutmuş olmasının yaptırımı çok ağırdır. Bu nedenle bu tacirin tutmak zorunda olduğu “belirsiz” zorunlu defterlerin neler olduğunu “tesbit” ettirmesinde büyük yarar vardır (Kuru, s. 1680). “Belirsiz” zorunlu defterler, noter tasdikine tabi değildir. Ancak, bu defterlerin ticaret sicili memurluğuna bildirilmesi gerekir; aksi halde, bu defterler sahibi lehine delil olamaz, ancak aleyhine delil olabilir (TK m. 69/II). Bununla beraber, “belirsiz” zorunlu defterler ticaret sicili memurluğuna bildirilmiş (beyan edilmiş) olsa bile, yalnız başına sahibi lehine delil teşkil edemez; ancak tasdik edilmiş “belirli” zorunlu defterlerle birlikte sahibi lehine delil olabilir (TK m. 82/II). (bkz. Kuru, s. 1681). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

55 55 3. DEFTER VE BELGELERİN SAKLANMASI Defter tutma yükümlülüğü bulunan kimse ve işletmeye devam eden halefler (ardılları), defterleri son kayıt tarihinden ve saklanması zorunlu olan diğer hesap ve kağıtları düzenleme tarihinden itibaren on yıl süreyle saklamak zorundadırlar (TK m. 68/I). Defter ve belgeleri saklama yükümü, işletmenin devri halinde devralana; gerçek kişi tacirin ölümü halinde ise mirasçılarına geçer (Arkan, 7.B., s.328). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

56 56 4. TİCARİ DEFTERLERİN TESLİM VE İBRAZI Ticari deflerler ile saklanması zorunlu olan diğer kağıtların teslimi, miras, şirket ve iflas işlerinde istenebilir. Teslim halinde defter, hesap ve kağıtların her tarafı gerek mahkeme gerekse ilgililer tarafından incelenebilir (m. 79). Dava sırasında haklı bir menfaatin varlığı kanıtlanır ve mahkeme ibraz edilmesini ispat bakımından zorunlu görürse, sadece anlaşmazlık konusu olan hususa ilişkin kayıtların sureti çıkarılmak veya bilirkişi incelemesi yaptırılmak üzere mahkeme re’sen veya taraflardan birinin talebi üzerine bunların birine yahut her ikisine ait defterlerle saklanması zorunlu olan kağıtların ibrazını emredebilir (m.80). Görüldüğü gibi, defterlerin ibrazı halinde sadece anlaşmazlık konusu hususa ilişkin kayıtlar incelenebilmektedir. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

57 57 a) Ticari defterlerin sahibi aleyhine delil olması Taraflardan biri, iddiasını sadece karşı tarafın defterleriyle ispat etmek istediğini, yani karşı tarafın (hasmın) ticari defterlerinin içeriğini kabul edeceğini mahkeme önünde bildirirse (delilin hasrı), bu durumda bazı şartların varlığı halinde, karşı tarafın ticari defterleri kendi aleyhine delil teşkil eder. Ancak bunun için, delilini hasreden tarafın tacir olması şart değildir. Gerekli olan, karşı tarafın (hasmın) tacir olmasıdır. Delilini hasreden taraf, bu suretle ispatla yükümlü olduğu vakıayı ispat için karşı tarafın (hasmın) ticari defterlerinden başka kanıtı olmadığını bildirmektedir (bkz. Kuru, s. 1683; Arkan, s. 308 dn. 1). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

58 58 TK m. 83/II’ye göre, “taraflardan biri hasmın ticari defterlerinin münderecatını (içeriğini) kabul edeceğini mahkeme huzurunda beyan etmiş iken hasmı ticari defterlerini ibrazdan imtina ederse (kaçınırsa), mahkeme, defterlerin ibrazını istemiş olan tarafa iddiasının sıhhati hakkında bir yemin verir”. Demek ki, taraflardan birinin delilini karşı tarafın ticari defterlerine hasrı halinde, mahkeme, karşı taraftan bütün ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesini (vermesini) isteyecektir. Karşı taraf bunun üzerine ticari defterlerini ibraz eder veya ibrazdan kaçınır. Her iki durumu ayrı ayrı ele almak gerekir. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

59 59 aa) Karşı tarafın ticari defterlerini ibrazdan kaçınması Bu durumda mahkeme, defterlerin ibrazını istemiş olan tarafa iddiasının sıhhati hakkında bir yemin verir (m.83/II). Kendisine yemin verilen iddia sahibi yemin verirse, mahkeme bu yeminle bağlıdır. Yani iddia sahibi, iddiasını kesin delille kanıtlamış sayılır. Örneğin (A), tacir (B)’ye (x) meblağ borç vermiş, fakat karşılığında senet almamıştır. (A), bu alacağı için dava açıp mahkemede iddiasını ispat etmek için sadece (B)’nin ticari defterlerinde dayanacağını bildirmişse (delilin hasrı) ve buna rağmen (B) ticari defterlerini mahkemeye ibrazdan kaçınmışsa; o zaman “(B)’den (x) meblağ alacaklı olduğu”na dair mahkeme huzurunda yemin eden (A), iddiasını kanıtlamış olur. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

60 60 bb) Karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmesi Mahkemenin ibraz edilen ticari defterler üzerinde yaptığı inceleme sonucunda, çeşitli ihtimaller ortaya çıkabilir: aaa)Karşı tarafın ticari defterlerinde iddia hakkında hiçbir kayıt yoksa Bu durumda, iddia kanıtlanamamış sayılır. İddia sahibi delilini karşı tarafın ticari defterlerine hasrettiği için, artık iddiasını başka delillerle de kanıtlayamaz. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

61 61 bbb) Karşı tarafın ticari defterlerinde iddia hakkında kayıt varsa Bu durumda da iki ihtimal söz konusu olabilir: -Karşı tarafın ticari defterlerinde sadece kendi aleyhine kayıt varsa, bu kayıt, defter sahibi (ve halefleri) aleyhine delil sayılır. TK m. 84 c.1’e göre, “kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı (içeriği), sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır”. Demek ki, karşı tarafın ticari defterleri kanuna uygun olarak tutulmuş olmasa bile, bu defterlerdeki kayıt kendi aleyhine kesin delil sayılır. -Karşı tarafın ticari defterlerinde hem kendi aleyhine hem de lehine kayıt varsa, TK m. 84 c.2’ye göre, “kanuna uygun olan defterlerde sahibi lehine olan kayıtlar dahi aleyhindeki kayıtlar gibi muteber olup bunlar birbirinden ayrılamaz”. Buna karşılık, karşı tarafın defterleri kanuna uygun olarak tutulmuş değilse, o zaman, ticari defterlerindeki kendi lehine olan kayıt dikkate alınmaz; sadece kendi aleyhine olan kayıt (kendi aleyhine) delil sayılır (m. 84 c.2). Çünkü bir kimsenin kendi defterine kendi aleyhine yazı yazması halinde bunun o kimse aleyhine delil olması doğal ise de, kendi lehine yazdığı yazıların ancak bazı kayıt ve şartların gerçekleşmesi halinde delil tutulması doğru olabilir (Kuru, s. 1694). TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

62 62 b) Ticari defterlerin sahibi lehine delil olması Bir kimsenin düzenlemiş olduğu belgelerin kendi lehine delil sayılması, kural olarak mümkün değildir. Fakat TK, bu kurala istisna getirmiş ve bazı koşulların varlığı halinde ticari defterlerin sahibi lehine delil olabileceğini kabul etmiştir. Bu koşulların neler olduğu, TK’nun 82, 83/I, 85 ve 86 ncı maddelerinde gösterilmiştir. Şöyle ki: aa)Her iki taraf da tacir olmalıdır. bb)Uyuşmazlık her iki tarafın da defterlerine geçirmesi gereken bir ticari işten kaynaklanmalıdır. cc)Ticari defterler kanuna uygun olarak tutulmuş olmalıdır. Ticari defterler kanuna uygun olarak tutulmamış ise, sahibi lehine delil olamaz; ancak sahibi aleyhine delil olabilir. dd)Defter kayıtları birbirini doğrulamalıdır. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

63 63 ee) Karşı taraf ileri sürülen iddiayı, kendi defter kayıtları veya diğer geçerli kanıtlarla çürütememiş olmalıdır. TK m.85’e göre, “...hasım tarafın keza kanuna uygun surette tutulmuş olan ve birbirlerini teyid eden defterleri buna aykırı olur veya bu hususta hiçbir kaydı havi bulunmazsa (içermezse) yahut iddianın dayandığı kaydın aksi, vesika veya diğer muteber delillerle ispat edilirse sözü geçen kaydın ispat kuvveti kalmaz”. Demek ki, tacirin kanuna uygun olarak tutulmuş ve birbirini doğrulayan ticari defterlerindeki kaydın kendi lehine delil olması için, karşı tarafın bunun aksini gerek ticari defterleri ile gerekse diğer geçerli (muteber) delillerle kanıtlayamamış olması gerekir. ff) Defter sahibi yemin etmiş olmalıdır. TK m. 83’e göre, “mahkeme,.... defter münderecatını sahibi lehine hükme medar görmüşse kanaatini kuvvetlendirmek için o kaydın doğru olduğuna ve davacının halen davalıda yerine getirilmesi gereken hakkı bulunduğuna dair defter sahibine tamamlayıcı bir yemin verir”. TİCARET HUKUKU A- TİCARİ İŞLETME HUKUKU

64 64 I. GENEL OLARAK TİCARET ŞİRKETLERİ BK m. 520’nin adi şirketler hakkındaki tanımından yararlanarak, şirketi (dar anlamda şirketi) şöyle tanımlayabiliriz: İki veya daha fazla kişinin, ortak bir ekonomik amaca ulaşmak için emek ve (veya) mallarını bir sözleşmeyle birleştirmek suretiyle meydana getirdikleri bir topluluktur. Bu topluluğun kendisini meydana getiren şahıslardan ayrı bir varlığı (tüzel kişiliği) yoksa, bir adi şirket söz konusudur. Dolayısıyla, adi şirkette (ortaklıkta) ortaklar, ortaklık alacaklılarına karşı doğrudan doğruya –ve sınırsız olarak- sorumludurlar (BK m. 534). Ortaklar gerçek veya tüzel kişi olabilirler. Örneğin iki tüzel kişi aralarında, bir adi ortaklık kurabilirler (Poroy/Tekinalp/ Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 4.B., İstanbul 1988, s. 25). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

65 65 A.B.D.’de doğan ve bugün tüm ülkelerde yaygınlaşmış bulunan “joint venture (ortak girişim)”in “sözleşmeye dayalı ortak girişim (contractual joint venture)” denilen türü, hukukumuzdaki adi ortaklığa benzemektedir. Joint venture’ın bu türü; iki veya daha fazla işletmenin, belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri ortaklık şeklinde tanımlanabilir. Ortak gaye, kâr elde etmek ve paylaşmaktır. Bir adi ortaklık olan bu tür joint venture’ın en önemli özelliği, “tek iş” için kurulmasıdır. Örneğin bir Japon inşaat firması ile bir Türk inşaat firmasının, sadece bir köprü inşası için kurdukları joint venture bu türdendir. Kurumlar Vergisi Kanununun mükerrer 6. maddesinde tanımı verilen ve 31 no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde unsurları ayrıntılı bir şekilde gösterilmiş olan “iş ortaklığı” da bir tür joint venture’dır. Kurumlar Vergisi Kanunu, “iş ortaklığı”nı; “Sermaye Şirketleri, Kooperatifler, İktisadi Kamu Müesseseleri, Dernek ve Vakıflara ait iktisadi işletmelerin kendi aralarında şahıs ortaklıkları veya gerçek kişilerle belli bir işin birlikte yapılmasını müştereken taahhüt etmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardır” şeklinde tanımlamıştır. “İş ortaklığı”, bir adi ortaklık olmasına rağmen, Kurumlar Vergisi yükümlüsüdür (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu,s. 17). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

66 66 Buna karşılık, topluluk kendisini meydana getiren kişilerden ayrı bir varlığa (tüzel kişiliğe) sahipse, bir ticaret şirketi mevcuttur. Görüldüğü gibi, ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahiptirler (TK m. 137) *. Ticaret şirketleri, tacir sıfatını taşırlar (TK m. 18) ve dolayısıyla, tacir olmanın sonuçlarına tabidirler. * Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir (TK m.136). Bir ticaret şirketi kurmak isteyen şahıslar (kişiler), yasada belirtilen bu türlerden birini seçmek zorundadırlar. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

67 67 Ticaret şirketleri, iki grupta toplanabilir: a) Şahıs şirketleri: Bu tür şirketlerde, ortakların kişiliği ön plana çıkmaktadır. Kollektif şirketler ve adi komandit şirketler şahıs şirketleridir. Bu tür şirketlerde işler karşılıklı güven üzerine, bizzat ortaklar tarafından yürütülür. Ortaklar üçüncü kişilere karşı, tüm malvarlıklarıyla sınırsız olarak sorumludurlar. b) Sermaye şirketleri: Bu tür şirketlerde ise ortaklar ikinci plandadır, önemli olan ortakların getirdikleri sermayedir. Bu nedenle ortakların sorumluluğu, şirkete getirdikleri sermaye miktarıyla sınırlandırılmıştır. Anonim şirketler, limited şirketler ve paylı (sermayesi paylara bölünmüş) komandit şirketler bu gruba girer. Buna karşılık, kooperatifler özel bir yasada düzenlenmiştir. Kooperatif hukukunun ana kaynağı, 1163 sayılı Kooperatif Kanunu’dur sayılı Kanunla Kooperatifler Kanunu’nda yapılan değişiklikle kooperatifin teşekkül olduğuna ilişkin nitelendirme kaldırılarak “şirket” sözcüğü kullanılmıştır. “Şirket” sözcüğünün “ticaret şirketi” şeklinde anlaşılıp anlaşılmaması noktasında Kooperatifler Kanunu sessizdir (Poroy/ Tekinalp/ Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 10. Tıpkı Basım, 2005, s.951). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

68 68 II. KOLLEKTİF ŞİRKETLER 1. TANIM VE KURULUŞ TK m. 153, kollektif şirketi şöyle tanımlamaktadır: “Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu, şirket alacaklılarına göre sınırlandırılmamış olan şirket, kollektif şirkettir”. Bu tanımdan, şu unsurlar çıkmaktadır: -Ticari işletme amacı; -Ticaret unvanının varlığı; -Gerçek kişiler arasında kurulmuş olmak (tüzel kişiler, kollektif şirkette kurucu ve ortak olamazlar. Kollektif şirkette ortaklar arasındaki kişisel ilişki, bu sonucu zorunlu kılmaktadır); -Ortakların şirket alacaklılarına karşı sınırsız sorumluluğu. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

69 69 2. ORTAKLAR ARASINDAKİ İLİŞKİ (İÇ İLİŞKİ) Ortaklardan her biri ayrı ayrı şirketi idare yetkisine sahiptir. Ancak şirket sözleşmesinde bu hak, ortaklardan birine veya birkaçına yahut hepsine verilebilir (m. 160). Şirketi idare yetkisine sahip olan ortaklar, şirketin amacının ve konusunun gerektirdiği mutad (alışılmış) işlem ve işleri yapabilirler. Hatta şirketin menfaatine uygun gördükleri işlerde sulh, feragat ve kabul ile tahkime bile yetkilidirler (m. 165/I-II). Buna karşılık bağışlamada bulunmak, şirket konusuna doğrudan doğruya girmiyorsa taşınmazları satmak, satın almak ve teminat göstermek gibi fevkalade (olağan dışı) işlem ve işlerin yapılabilmesi için tüm ortakların ittifakı şarttır (m. 165/III). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

70 70 3. ŞİRKET İLE ÜÇÜNCÜ KİŞİLER ARASINDAKİ İLİŞKİ (DIŞ İLİŞKİ) - Tescil ve ilan edilen sözleşmede aksine hüküm yoksa- idare yetkisine sahip olan her ortak, şirketi üçüncü kişilerle olan işlemlerde temsil etmek yetkisine sahiptir (m. 175). Şirketi temsil yetkisine sahip olan ortak, şirketin amacına dahil olan her türlü iş ve hukuki işlemleri, şirket adına yapmaya ve şirketin unvanını kullanmaya yetkilidir. Ancak şirket sözleşmesinde birden fazla ortağın imzası şart kılınmışsa, bu şart üçüncü kişilere karşı da geçerlidir (m.176). Şirketi temsil yetkisine sahip kimseler tarafından şirket adına yapılmış işlemlerden dolayı, şirket alacaklı ve borçlu olur (m. 177). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

71 71 Şirketin ilişki kurduğu üçüncü kişilerden en önemli grubu, şirket alacaklıları oluşturur. Ortaklar, şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malları ile sorumludurlar (TK m. 178/I). Ancak bu durum, şirketin borçlarından dolayı ilk olarak, doğrudan doğruya ortakların takip edileceği anlamına gelmez. Şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı, birinci derecede şirket sorumludur (TK m.179/I c.1). Yani kollektif ortaklar, ortaklık alacaklılarına karşı ikinci derece sorumludurlar. Ancak şirkete karşı yapılan icra takibi semeresiz kalmış veya şirket herhangi bir sebeple sona ermişse, ortak aleyhine dava açılabilir ve takip yapılabilir (TK m. 179/I c.2). Kanun tarafından öngörülen bu koşullar gerçekleşmedikçe, ortakların birinci derecede sorumluluğu söz konusu olmaz (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s ). “Yukarıdaki hükümler, ortakların şahsi mallarına ihtiyati haciz koymaya mâni değildir” (TK m. 179/ II). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

72 72 III. KOMANDİT ŞİRKETLER Komandit şirketin (ortaklığın) birbirinden yapı olarak farklı iki türü vardır: Bir kişi ortaklığı olan “adi komandit şirket” ve bir sermaye ortaklığı olan “paylı (sermayesi paylara bölünmüş) komandit şirket”. Adi komandit şirket, bir kişi ortaklığı olarak, birçok bakımdan kollektif şirkete benzer. Nitekim TK da komandit şirketleri, hemen kollektif şirketlerden sonra nci maddeler arasında düzenlemiştir. TK adi komandit şirket için sadece “komandit şirket” terimini kullanmakta ve yine öğretide ve uygulamada da türü belirtilmeden kullanılan “komandit şirket (ortaklık)” deyimiyle adi komandit şirket kastedilmektedir. Bu nedenle aşağıda da “adi komandit şirket” ele alınacak ve bu ortaklık türü –Yasaya ve öğretiye uygun olarak- komandit şirket deyimiyle ifade edilecektir (bkz. Poroy/ Tekinalp/ Çamoğlu, s. 165). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

73 73 Buna karşılık TK, “paylı (sermayesi paylara bölünmüş) komandit şirketler”i m arasında anonim şirketlerin ardında düzenlemiştir. Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve şirket alacaklarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış ve diğer ortak ve ortakların sorumluluğu belli bir sermaye ile sınırlandırılmış olan şirket, komandit şirkettir. Sorumlulukları sınırlı olmayan ortaklara komandite, sınırlı olanlara ise komanditer ortak denir. Komandite ortakların, gerçek kişi olmaları şarttır (TK m.243). Yasanın getirdiği özel hükümler saklı kalmak koşuluyla, kollektif şirkete ilişkin m komandit şirketlere de uygulanır (m.244). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

74 74 IV. ANONİM ŞİRKETLER 1. KAVRAM VE TANIM Anonim şirketler sermayeleri büyük olduğundan ülke ekonomisinde önemli rol oynarlar. Ülkemizin en büyük işletmeleri anonim şirket şeklindedir. Bankalar Kanununa göre, Türkiye’de bankaların anonim şirket şeklinde kurulması zorunludur (m.5/1a). Yine sigorta şirketleri, genellikle anonim ortaklık şeklinde kurulurlar. Anonim şirkette ortakların mali sorumlulukları sınırlandırılmıştır. Pay sahipliği kolayca devredilebilir. Pay sahiplerinin sayısının çokluğu nedeniyle, anonim şirketin yönetimi sınırlı sayıda birkaç kişiye bırakılır. Bunlar karşısında diğer pay sahiplerinin ve üçüncü kişilerin korunması gerekir. Bu nedenle TK, anonim şirketleri ayrıntılı olarak düzenlemiştir. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

75 tarihli RG’de yayımlanarak yürürlüğe giren 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile; tarih ve 6762 sayılı TK’nun 272, 274, 285, 300 ve 396’ncı maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Ayrıca, aynı Kanun’un taahhüt edilen sermayenin 1/4’ünün bankaya bloke edilmesine ilişkin 288 nci maddesi, anonim şirketlerin kuruluşunun mahkemece tasdikine ilişkin 299 ncu maddesi ve 424 ncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır (559 s. KHK m. 13). Bundan başka, 559 s. KHK’nin Geçici 2 nci maddesi, anonim şirketlerin esas sermayesinin KHK ile getirilen yeni miktarlara intibakını (uyarlanmasını) düzenleyen hükümler içermektedir. Daha sonra, KHK ile değiştirilen TK’nun 274 ncü maddesine istinaden; günlü ve sayılı RG’de yayımlanmış bulunan “İç Ticaret 1995/1” sayılı Tebliğ ile, anonim şirketlerin kuruluş ve ana sözleşme değişikliğine ilişkin açıklamalar düzenlenmiştir. Tebliğ ayrıca anonim şirketlerin esas sermayesinin KHK ile getirilen yeni oranlara intibakı konusunda da açıklamalar getirmiştir (V. Geçiş Hükümleri). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

76 76 TK m. 269, anonim şirketi tanımlamaktadır: “Anonim şirket, bir unvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir. Ortakların sorumluluğu, taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır”. Bu maddeden ve anonim şirketlerin konu ve amaçları ile sermaye miktarını düzenleyen m. 271 ve (559 s. KHK ile değişik) m. 272’den yararlanarak, anonim şirketin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: a)Şirketin amaç ve konusu ekonomik olmalıdır. TK m. 271’e göre, anonim şirketler kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi (ekonomik) amaç ve konular için kurulabilirler. Ancak şirket ana sözleşmesinde, şirket konusunun sınırlarının açıkca gösterilmiş olması şarttır. b) Sermayesi muayyen ve en aşağı beş milyar * Türk Lirası olmalıdır. 559 s. KHK ile değişik 272 nci maddeye göre “özel kanunlarda aksine hüküm olmadıkça, esas sermaye miktarı beş milyar* Türk lirasından aşağı olamaz. Bu miktar, Bakanlar Kurulunca on katına kadar artırılabilir”. * * BakKurKar. S.2001/ s. Kararnameye Ek (RG Sa ) ile 50 milyar TL’na çıkarılmıştır. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

77 77 Buna paralel olarak, 559 s. KHK ile 396 ncı maddenin son fıkrasında yapılan değişiklikle; “esas sermaye hiçbir suretle beşyüz bin Türk lirasından aşağı indirilemez” hükmü, “esas sermaye hiçbir suretle bu Kanunun 272 nci maddesi ile belirlenen asgari sermaye miktarından aşağı indirilemez” haline getirilmiştir. 559 s. KHK’nin Geçici 2 nci maddesi, anonim şirketlerin sermayelerinin yeni miktarlara uyarlanması için bir intibak hükmü içermektedir. “Esas sermayesi beş milyar Türk lirasından aşağı olan anonim şirketler..., bu KHK’nin yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde sermayelerini bu miktarlara çıkararak tescil ettirmedikleri takdirde münfesih olurlar. Anonim şirketlerin sermayelerini beş milyar Türk lirasına kadar artırmaları sırasında 6762 sayılı Kanunun (TK) 391 nci maddesi uygulanmaz. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

78 78 Bu KHK’nin yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde sermaye artırımı yapacak olan anonim şirketler; 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 29 ncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen sermaye artırımını yapmaları halinde artırılan kısım için ödenecek olan binde iki oranındaki ödemeden, bu artırıma mahsus olmak üzere muaftırlar”. “İç Ticaret 1995/1” sayılı Tebliğ, TK m. 391’in uygulanmaması ile ilgili açıklama getirmektedir. “... TK’nun KHK ile değişik 272 nci madde(sinde) öngörülen yeni sermaye miktarlarına intibak amacıyla önceki sermayenin ödenme şartı ile anonim şirketlerde sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının imtiyazlı pay sahipleri özel kurulları tarafından ayrıca onaylanması şartı aranmayacaktır (bkz. TK m.391). Ancak, KHK’de öngörülen iki yıllık intibak süresinde sermayenin peyderpey yeni miktarlara çıkarılması veya bu miktarlardan daha yüksek bir artırım yapılması halinde önceki sermayenin ödenmiş olması şartı aranır” (V. Geçiş Hükümleri). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

79 79 Nitekim, son duruma göre, anonim şirket sermayesinin 50 milyar TL.na yükseltilmesi için şirketlerin en geç akşamına kadar ilgili ticaret sicili memurluklarına başvurmaları ve sermaye artırımı işlemlerini de tarihine kadar tamamlamaları gerekmektedir. Sermaye, paylara bölünmüştür. Ortaklar, bu payların sahibi olurlar ve pay karşılığı muayyen parayı şirkete getirmeyi üstlenirler. Şirket de buna karşılık, pay sahiplerine paylarını temsil etmek için üzerinde yazılı itibari değeri en az 500 TL olan hisse senetleri verir (bkz. TK m.399). c) Şirketin üçüncü şahıslara karşı sorumluluğu, şirketin malvarlığı ile sınırlandırılmıştır. Ortakların sorumluluğu da sınırlıdır. Ortaklar şirkete getirdikleri sermaye payı oranında sorumludurlar. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

80 80 2. KURULUŞU a) Kuruluş türleri Anonim şirketin kuruluşu âni veya tedrici olur (TK m. 276/I). Ani kuruluş, şirket paylarının kurucular tarafından tamamen taahhüt edilmesiyle olur (m.276/II). Buna karşılık tedrici kuruluş, bir kısım payların kurucular tarafından taahhüt olunması ve geri kalan kısmı için de halka müracaat edilmesi suretiyle olur (m. 276/III). Bu yol uzun formaliteleri gerektirdiği için, fazla kullanılmaz. Fakat kurucuların yeterli sermayesi olmaması durumunda, bu yola başvurulmaktadır. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

81 81 b) Kurucular Bir anonim şirketin kurulması için şirkette pay sahibi en az beş kurucunun bulunması şarttır (TK m. 277). Ana sözleşmeyi düzenleyen ve imzalayan ve sermaye olarak ana sözleşmede muayyen parayı veyahut paradan başka bir şeyi koymayı taahhüt eden pay sahipleri kurucu sayılırlar. Tedrici kuruluşta, ana sözleşmeyi imza etmeksizin paradan başka bir şeyi katılma payı olarak getiren pay sahipleri de kurucu sayılırlar (m.278). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

82 82 c) Kuruluş işleminde safhalar (aşamalar) “İçticaret: 1995/1” sayılı Tebliğ’e göre; anonim şirketlerin tedrici şekilde kurulmalarına ilişkin Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu’ndaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, anonim şirketlerin kuruluş safhaları şöyle sıralanabilir (I/A): TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

83 83 aa) Ana sözleşmenin hazırlanması ve notere tasdik ettirilmesi Ana sözleşmenin (esas mukavelenin) TK’nun 279 ncu maddesinde yer alan hususları içermesi ve kurucular tarafından imzalanarak notere tasdik ettirilmesi şarttır. Tebliğ’e göre; ana sözleşme hazırlanırken, şu hususlara özellikle dikkat edilmesi gerekir: -Kurucular: Ana sözleşmede kurucuların ad ve soyadları, adresleri, yabancı uyruklu ortak varsa bunların uyrukları gösterilir; -Ticaret Unvanı: Ticaret unvanı, TK m. 45 gereğince şirketin faaliyet konusunu gösterecek şekilde tesbit edilir. Ticaret unvanı, Türkçe olarak tesbit edilir. Ancak, şirketin faaliyet konusuna giren mal veya hizmetin tanıtıcı ad veya markasının yabancı dilde olması ya da Türkçe karşılığının bulunmaması hallerinde ve yabancı sermayeli şirketlerde ticaret unvanında yabancı kelime bulunmasına izin verilebilir; -Merkezi: Şirketin merkezi il ve ilçe olarak ana sözleşmede gösterilir. Ayrıca açık adresi de ana sözleşmeye yazılır. -Amaç ve konu: Şirketin faaliyet göstermek istediği konu, TK’nun 271 nci maddesi gereğince kanunen yasaklanmamış olmalıdır. Ana sözleşmeye şirketin gerçekten faaliyet göstereceği en azından sektör bazında belli bir konu yazılmalıdır. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

84 84 -Sermaye: Şirket sermayesinin en az 5 milyar TL. olmak üzere şirketin amaç ve konusuna uygun olarak tesbit edilmesi gerekir. Söz konusu Tebliğ; 559 sayılı KHK’nin 13 ncü maddesi ile, taahhüt edilen sermayenin en az 1/4’ünün bankaya bloke edilmesine ilişkin TK’nun 288 nci maddesinin yürürlükten kaldırılmasından sonra ortaya çıkan durum konusunda şu açıklamayı getirmektedir: “Ancak TK’nun 288 nci maddesinin kaldırılması, şirket sermayesinin ödenmeyeceği anlamına gelmez. TK’nun 279 ncu maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü bendi uyarınca, şirket esas sermayesinin miktarı ile her payın itibari kıymeti ve sermayenin ödenme suret ve şartlarının ana sözleşmede gösterilmesi zorunludur. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

85 85 Buna göre, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere; ana sözleşmenin sermayeye ilişkin maddesinde, sermayenin muvazaadan ari (arınmış) şekilde tamamen taahhüt edildiği ve nakdi sermayenin 1/4’ünün ödendiği veya şirket kuruluşunun tescili tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanının da en geç üç yıl içinde olmak üzere şirkete ödenme zamanı belirtilecektir”. “Özel mevzuatında sermayesinin tamamının veya 1/4’ünden fazlasının belli bir sürede ödenmesi şart kılınan şirketlerin ana sözleşmelerinin sermayeye ilişkin maddeleri buna göre düzenlenir. Paradan başka sermaye olarak konan her türlü hak ve malların değeri TK’nun 303 ncü maddesi gereğince mahkemece atanacak bilirkişi tarafından tesbit edilerek sermaye maddesi buna göre düzenlenir. Sermayenin tamamının veya bir kısmının bu şekilde taahhüt edilmesi halinde, bu taahhüt, şirketin tescil tarihinden itibaren üç ay içinde yerine getirilir...”. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

86 86 bb) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na başvurularak izin alınması (izin safhası) İzin için başvuru (müracaat), bir dilekçe ile Bakanlık Merkez Teşkilatına veya şirket merkezinin bulunduğu yerin Ticaret Sicil Müdürlüklerine yapılır. İzin dilekçesine; ana sözleşme (ikisi asıl dördü suret olmak üzere noterce onaylanmış altı nüsha), ayrıca kurulan şirketin konusuna ve ortaklarının durumuna göre özel mevzuatı uyarınca başka bir makamın izni gerekiyorsa buna ilişkin belge eklenir (Tebliğ, I/A, b). Tebliğ’e göre; “özel mevzuatı uyarınca veya kurucuların kendi iradeleriyle ana sözleşmede sermayenin tamamının veya bir bölümünün ödendiği şeklinde bir hüküm bulunması halinde, ödeme bir bankada, kurulacak şirket adına açılan bir hesaba yapılır. Bu ödemeye ilişkin bankadan alınan belge, kuruluş sırasında Bakanlığa verilir. Şirketin kuruluşunun tamamlanması ve buna ilişkin Ticaret Sicili Gazetesi’nin ilgili bankaya ibrazı üzerine para şirkete verilir. Şirketin kuruluşunun tamamlanmaması halinde, Bakanlığın talimatı üzerine bankaya yatırılan paralar yatıranlara geri verilir”. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

87 87 Fakat TK’nun 273 ncü maddesi tarih ve 4884 sayılı Kanunla değiştirilerek, kuruluş için Sanayi ve Ticaret Bakanlığından izin alma zorunluluğu kaldırılmıştır. 273 ncü maddenin yeni şekline göre; “Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yayımlanacak tebliğle faaliyet alanları tesbit ve ilan edilecek anonim şirketler Bakanlığın izni ile kurulur. Bu şirketlerin esas mukavele (ana sözleşme) değişiklikleri de Bakanlığın iznine tabidir. Bunun dışında anonim şirketlerin kuruluşu ve esas mukavele değişiklikleri Bakanlığın iznine tabi değildir”. Böylece, 11 Haziran 2003 tarihinde TK’da 4884 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle normatif sisteme çok yakın olan “sınırlı izin” sistemine geçilmiştir. Sistemi “istisnalı normatif sistem” olarak da adlandırmak mümkündür (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, 10. Tıpkı Basım, s.271). Diğer taraftan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu, 17 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4875 sayılı DYYK ile yürürlükten kalktığı için yabancı sermaye ile ilgili izin sistemimizden çıkmış, izin ile onay bilgilendirmeye dönüşmüştür (DYYK m.1). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

88 88 cc) Kuruluşun Ticaret Siciline tescili ve ilanı Kuruluşuna Bakanlıkça izin verilen şirket, izin tarihinden itibaren 15 gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yerin Ticaret Sicili Memurluğu’na tescil ettirilir. Tescil ile şirket tüzel kişilik kazanmış olur. Tescilden sonra ilana tabi hususlar, Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan ettirilir (Tebliğ I/A, c). 559 s. KHK ile değişik TK m. 300/I’de “kuruluş umumi heyetinin (genel kurulunun) yapılmasından sonra 15 gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan olunur” denilmektedir. Bu hüküm, tedrici kuruluş bakımından önem taşımaktadır. “İç Ticaret: 1995/1” sayılı Tebliğ’de açıklanan anonim şirketin “kuruluş işlemleri” bunlardan ibarettir. 559 s. KHK, anonim şirketlerin kuruluşunun “mahkeme tarafından tasdiki”ne ilişkin TK’nun 299 ncu maddesini yürürlükten kaldırmıştır. Tebliğ’de kuruluş işlemleri açıklanırken, “anonim şirketlerin tedrici şekilde kurulmalarına ilişkin TK ve Sermaye Piyasası Kanunu’ndaki özel hükümlerin saklı olduğu” belirtilmiştir. Tedrici kuruluş için bkz. TK m.281 vd. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

89 89 3. ORGANLARI a) Yönetim Kurulu (İdare Meclisi) Yönetim Kurulu, anonim şirketin yürütme (idare) ve temsil organıdır (TK m. 317). Yönetim Kurulu, en az üç üyeden kurulu bir organdır. Bu kişiler ya şirket ana sözleşmesinde belirlenmişlerdir veya Genel Kurul tarafından seçilmişlerdir (TK m. 312/I). Yönetim Kurulu, pay sahibi üye ortaklardan oluşur. Ancak pay sahibi olmayan kişiler üye seçildikleri takdirde, bunlar pay sahibi sıfatını kazandıktan sonra işe başlayabilirler. Pay sahibi olan tüzel kişi, Yönetim Kurulu üyesi olamaz. Fakat tüzel kişinin temsilcisi olan gerçek kişiler, Yönetim Kuruluna üye seçilebilirler (TK m. 312/II). Yönetim Kurulu üyelerinden her biri, itibari kıymetleri esas sermayenin en az yüzde birine eşit miktarda hisse senetlerini şirkete tevdi zorundadır (TK m.313/I). Yönetim Kurulu üyelerinin ad ve soyadları, ikametgâhları ve tâbiyetleri ticaret siciline tescil ve ilân olunur (TK m. 300/b.8). Küçükler ve mahcurlar, anonim şirket ortağı olabilirler. Ancak, küçük ve mahcurlar yönetim kurulu üyesi olamazlar (Yarg. 11.HD T., E.6726, K.6565 : Eriş, Anonim Şirketler Hukuku, Ankara 1995, s.194). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

90 90 TK m.336’ya göre; yönetim kurulu üyeleri şirket namına yapmış oldukları sözleşme ve işlemlerden dolayı şahsen sorumlu olamazlar. Ancak aşağıda belirtilen hallerde, gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı müteselsilen sorumludurlar: -Hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından yapılan ödemelerin doğru olmaması, -Dağıtılan ve ödenen kâr paylarının gerçek olmaması, -Kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya intizamsız tutulması, -Genel kuruldan çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi, -Kanunun veya sözleşmenin kendilerine yüklediği sair görevlerin kasden veya ihmal ile yerine getirilmemesi. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

91 91 Sorumluluk davasında, asıl dava hakkına sahip olan şirkettir. Genel kurul; yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmasına karar verirse yahut dava açılmamasına karar verilip de esas sermayenin en az onda birini temsil eden pay sahipleri (azınlık) dava açılması yönünde oy kullandıkları takdirde, şirket, bu karar veya talep tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmaya mecburdur (TK m. 341/I). Bundan başka, ortaklar (münferit pay sahipleri) ve alacaklılar da dava açma hakkına sahiptirler (TK m. 336, 340, 309). Ancak, hükmolunacak tazminat şirkete verilir (TK m. 309/I). Bununla beraber, doğrudan doğruya uğranılan zararlar nedeniyle açılan davalarda ortaklar veya alacaklılar, tazminatın kendilerine verilmesini isteyebilirler (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 303). Yönetim Kurulu üyelerini sorumluluktan kurtarmak mümkündür. Bunun için ortakların genel kurulda, yıllık faaliyet raporunu ve bilânçoyu tasdik etmek suretiyle bir ibra kararı vererek yönetim kurulunu aklamaları gerekir. Ancak, anonim şirkette genel kurulun aldığı ibra kararının sadece ortaklığın (şirketin) dava hakkını ortadan kaldıracağı, buna karşılık ortakların dava hakkını etkilemeyeceği belirtilmektedir (Poroy/Tekinalp/ Çamoğlu, s. 306). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

92 92 b) Denetçiler (Murakıplar) Anonim şirketlerde, beşten fazla olmamak üzere bir veya daha çok denetçi bulunur. Birden çok olan denetçiler, bir heyet oluşturur (TK m. 347/I). Denetçiler, pay sahibi olan veya olmayanlar arasından ilk defa bir yıl için kuruluş genel kurulu ve sonradan en çok üç yıl için genel kurul tarafından seçilir (m.347/II). Denetçilerin görevi, şirketin iş ve işlemlerini denetlemektir (m.353). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

93 93 c) Genel Kurul (Umumi Heyet) aa) Karar organı olarak genel kurul Genel Kurul, karar organıdır. Anonim şirkete ilişkin bazı önemli konularda pay sahipleri Genel Kurul halinde toplanıp kararlar verirler. Örneğin yönetim kurulu ve denetçilerin seçimi, ibra edilmeleri, azledilmeleri (TK m.312/I, 316), bilanço ve kâr ve zarar hesabının tasdiki, kazancın dağıtılması teklifinin kabulü, değiştirilmesi veya reddi. Genel Kurulun devredemeyeceği yetkileri şunlardır : Anonim ortaklık sözleşmesinin değiştirilmesi, Yönetim Kurulu ve denetçilerin seçilmeleri, ibra edilmeleri, azledilmeleri (TK m.312, f.1; m.316), bilanço ve kar ve zarar hesabının tasdiki, kazancın dağıtılması teklifinin kabulü, değiştirilmesi veya reddedilmesi (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, 10. Tıpkı Basım, s.389). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

94 94 bb) Toplantıya çağrı Genel Kurullar, olağan (adi) ve olağanüstü (fevkalâde) olarak toplanırlar (m. 364/I). Olağan toplantı, her hesap devresi sonundan itibaren üç ay içinde ve en az yılda bir defa yapılmalıdır (m. 364/I). Olağan toplantıya çağrı yetkisi, yönetim kuruluna aittir (m.365). Yönetim kurulu ihmal ederse, bu daveti denetçiler yapmakla yükümlüdür (m. 353/b.8). Olağan toplantının gündemi bellidir. Olağanüstü toplantı, her zaman gereği varsa (lüzum halinde) yapılır (m. 364/III). Çağrıyı, yönetim kurulu ve “zaruri ve müstacel sebepler çıktığı takdirde” denetçiler yapar (m. 365 ve 355). Ayrıca m. 355/b.8, denetçilere, yönetim kurulunun ihmali halinde genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma görevini yüklemektedir. Böylece denetçiler olağanüstü toplantıya, ya “zaruri ve mustacel sebeplerin varlığı” halinde doğrudan doğruya veya yönetim kurulunun ihmali üzerine çağrıda bulunacaklardır. Azınlık da –esas sermayenin 1/10’unu veya esas mukavelede öngörülmüşse daha azını temsil edenler- TK m. 366 hükmü uyarınca, gerektirici sebepleri içeren yazılı talep ile yönetim kuruluna başvurarak Genel Kurulu toplantıya çağırtabilirler. Yönetim kurulu talebi dikkate almazsa, yukarıda belirtildiği üzere, denetçilere gidilir. Bunlar da çağrıda bulunmazlarsa, esas sermayenin 1/10’u miktarında – veya esas mukavelede öngörülmüş ise, daha az miktarda- hisse senedi rehin yatırmak suretiyle mahkeme izni ile Genel Kurul toplantıya çağrılır (TK m. 367) (Poroy/Tekinalp/ Çamoğlu, s. 342). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

95 95 bb) Toplantıya çağrı Genel Kurullar, olağan (adi) ve olağanüstü (fevkalâde) olarak toplanırlar (m. 364/I). Olağan toplantı, her hesap devresi sonundan itibaren üç ay içinde ve en az yılda bir defa yapılmalıdır (m. 364/I). Olağan toplantıya çağrı yetkisi, yönetim kuruluna aittir (m.365). Yönetim kurulu ihmal ederse, bu daveti denetçiler yapmakla yükümlüdür (m. 353/b.8). Olağan toplantının gündemi bellidir. Olağanüstü toplantı, her zaman gereği varsa (lüzum halinde) yapılır (m. 364/III). Çağrıyı, yönetim kurulu ve “zaruri ve müstacel sebepler çıktığı takdirde” denetçiler yapar (m. 365 ve 355). Ayrıca m. 355/b.8, denetçilere, yönetim kurulunun ihmali halinde genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma görevini yüklemektedir. Böylece denetçiler olağanüstü toplantıya, ya “zaruri ve mustacel sebeplerin varlığı” halinde doğrudan doğruya veya yönetim kurulunun ihmali üzerine çağrıda bulunacaklardır. Azınlık da –esas sermayenin 1/10’unu veya esas mukavelede öngörülmüşse daha azını temsil edenler- TK m. 366 hükmü uyarınca, gerektirici sebepleri içeren yazılı talep ile yönetim kuruluna başvurarak Genel Kurulu toplantıya çağırtabilirler. Yönetim kurulu talebi dikkate almazsa, yukarıda belirtildiği üzere, denetçilere gidilir. Bunlar da çağrıda bulunmazlarsa, esas sermayenin 1/10’u miktarında – veya esas mukavelede öngörülmüş ise, daha az miktarda- hisse senedi rehin yatırmak suretiyle mahkeme izni ile Genel Kurul toplantıya çağrılır (TK m. 367) (Poroy/Tekinalp/ Çamoğlu, s. 342). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

96 96 cc) Toplantı yeri Ana sözleşmede aksine hüküm yoksa, genel kurul ortaklık merkezinin bulunduğu yerde toplantıya davet edilir (TK m. 371). dd)Genel kurula katılmaya yetkili olanlar Her hisse senedi bir oy hakkı verdiğine göre, sadece bir hisse senedi sahibi dahi olsa ortak genel kurula katılır (TK m. 373/I). Ortak bizzat katılabileceği gibi, pay sahibi olan veya olmayan bir temsilci de gönderebilir (m.360). ee)Toplantı nisabı (toplantı yetersayısı) TK’nun 372 nci maddesine göre; TK’nda veya şirket ana sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, yani kural olarak, şirket sermayesinin en az dörtte birini temsil eden pay sahipleri toplantıda hazır bulunmalıdır. Buna karşılık, TK’nda özel toplantı nisabına bağlanmış işler, ana sözleşmenin değiştirilmesini gerektiren konulardır ve toplantı nisapları, değiştirme işlemini düzenleyen m. 388 çerçevesinde belirlenmiştir. TK m. 388/I’e göre; şirketin tabiiyetini değiştirmek veya pay sahiplerinin taahhütlerini artırmak hususundaki kararlar için, bütün pay sahiplerin oybirliği (ittifakı) gerekir. Öyleyse, tüm pay sahiplerinin hazır bulunması şarttır. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

97 97 Şirketin konusunun veya nev’inin değiştirilmesine ilişkin genel kurul toplantılarında, şirket sermayesinin en az üçte ikisine malik olan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması şarttır (TK m. 388/II). İlk toplantıda sermayenin üçte ikisi temsil edilmediği takdirde, yönetim kurulu, genel kurulu usulüne uygun olarak ikinci defa toplantıya çağırabilir. İkinci toplantının yapılabilmesi için, esas sermayenin yarısına malik olan pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması gerekir. Yukarıdaki haller (TK m.388/I ve II) dışında kalan ana sözleşme değişiklikleri (örneğin esas sermayenin artırılması) için yapılacak genel kurul toplantılarında şirket sermayesinin en az yarısına malik olan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması gerekir (TK m. 388/III). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

98 98 İlk toplantıda bu nisap (oran) sağlanmadığı takdirde, yapılacak ikinci toplantıda şirket sermayesinin en az üçte birine malik olan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması yeterlidir. TK m. 372’ye göre şirket ana sözleşmesinde de özel toplantı nisabı öngörülmüş olabilir. Yani Yasa’da olağan işler için aranan 1/4’lük toplantı nisabı, şirket ana sözleşmesiyle değiştirilebilir. Buna karşılık, TK m. 388’de öngörülmüş olan ağırlaştırılmış toplantı nisapları (özel nisaplar) şirket ana sözleşmesiyle değiştirilemez. Çünkü TK m. 388’deki nisaplar, emredici niteliktedir (Porop/Tekinalp/Çamoğlu, s. 331). Toplantılarda gündeme bağlılık ilkesi uygulanır (TK m. 369/II). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

99 99 ff) Karar nisabı (karar yetersayısı) Karar nisabı, özel düzenlemeye tabi olmayan hallerde mevcut oyların çoğunluğudur (TK m.378/I). Buna karşılık, ana sözleşmenin değiştirilmesi temeline dayanan özel ve ağırlaştırılmış karar nisapları ise, -toplantı nisaplarıyla birlikte- TK m. 388’de düzenlenmiştir. TK m. 388/I’e göre, “şirketin tabiiyetini değiştirmek veya pay sahiplerinin taahhütlerini artırmak hususundaki kararlar için, bütün pay sahiplerinin ittifakı (oybirliği) şarttır”. Yine TK m. 400/II’de, “...hisse senetlerinin birleştirilmesi her pay sahibinin muvafakatına bağlıdır” denilerek, ağırlaştırılmış (özel) karar nisabı aranmıştır. Bununla beraber, TK m.388/II ve III’e göre toplanan genel kurulun kararları, mevcut oyların çoğunluğu ile verilir (TK m.388/IV). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

100 100 Aşağıdaki kişiler, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurarak iptal davası açabilirler. Bunlar; (m. 381): -Pay sahipleri (bazı koşulların varlığı halinde) (m. 381/1), Genel kurul toplantısına katılmış olan pay sahipleri; ancak “karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirtmek” koşulu ile iptal davası açabilirler. Buna karşılık, genel kurul toplantısına katılmayan pay sahipleri, şu hallerde iptal davası açabilirler: -Toplantıya davet usulü dairesinde yapılmamış veya gündem gereği gibi ilan veya tebliğ edilmemişse, -Genel kurul toplantısına katılma yetkisi bulunmayan kimseler karara iştirak etmişlerse, -Genel kurul toplantısına haksız olarak alınmamış veya genel kuruldan çıkarılmış pay sahipleri. -Yönetim kurulu (m. 381/2), -Yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler (kararların icrası, şahsi sorumluluklarını gerektirdiği takdirde) (m.381/3). TK, kararların “iptal edilebilirliği” yanında “butlan”ı ayrıca düzenlememiştir. Bunu, kanun koyucunun “butlan”a yer vermek istemediği şeklinde değil de, kural (esas) olarak “iptal edilebilirliği” benimsemiş olduğu şeklinde yorumlamak gerekir (Moroğlu, An. Ort. Gen. Kur. Kararlarının Hükümsüzlüğü, Ankara 1993, s ). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

101 101 V. LİMİTED ŞİRKETLER 1. KAVRAM VE TANIM TK m. 503, limited şirketi şöyle tanımlamıştır: “İki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının sorumluluğu koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı ve esas sermayesi muayyen olan şirkete, limited şirket denir”. Bu tanımdan, limited şirketin anonim şirkete benzediği anlaşılmaktadır. Genel olarak anonim şirkete ilişkin hükümler, limited şirkete de uygulanır. Fakat bu şirketlerde ortak sayısı anonim şirketten farklı olarak elliyi aşamayacağı gibi, en az ortak sayısı da ikidir (m. 504). Bundan başka, ortaklar tarafından konulan sermaye için, hisse senedi çıkarılamaz (m. 503/II). Limited şirket az sayıda kişilerin kurduğu şirket türü olduğundan, çeşitli bakımlardan kollektif şirkete de benzemektedir. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

102 102 Kanunumuzun tanımına göre, limited şirketin ana unsurları olarak: a) Limited şirketin kurulabilmesi için iki veya daha fazla gerçek kişinin veya tüzel kişinin iştiraki gerekir (şahıs unsuru); b) Bir ticaret unvanı altında kurulmalıdır (unvana sahip olma unsuru); c) Esas sermayesi muayyen olmalıdır (sermaye unsuru); d) Ortakların sorumluluğu, koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olmalıdır (sınırlı sorumluluk unsuru) tespit edilebilir (O.N.Çevik, Limited Şirketler Hukuku ve Uygulaması, 4.B., Ankara 2003, s.74). Ancak limited şirketi tanımlayabilmek için sadece tanımda belirtilen unsurlarla yetinmek mümkün değildir. Buna ilaveten bazı yardımcı unsurları da tespit etmek mümkündür (bkz. BK m.520). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

103 103 Buna göre, kişiler : a) Sigortacılık dışında belirli bir iktisadi maksat ve mevzu uğruna bir araya gelmişlerdir (iktisadi maksat ve konu unsuru); b) Müşterek gayelerine ulaşabilmek için bir ticari işletme kurulması gerekmektedir (ticari işletme unsuru); c) Girişimlerinin bir ticaret şirketi türünde organize edilmesini uygun görmüşlerdir (ticaret şirketi olma unsuru); d) Bir araya gelmek isteyenler “eşit haklara sahip olma” ve “doğrudan doğruya faal biçimde işbirliği” yapmayı arzu etmektedir (işbirliği ve çalışma unsuru); e) Mutabakatlarını yazılı bir belgede tespit etmeyi zorunlu bulmaktadırlar (akit unsuru); f) Şirketin tescili ile bir araya gelen kişilerden ayrı bağımsız bir tüzel kişilik meydana gelir (tüzel kişi unsuru) (Çevik, s.75). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

104 KURULUŞ 559 sayılı KHK ile, TK’nun 507 nci maddesi değiştirilerek, limited şirketler için en az (asgari) sermaye miktarı 500 milyon TL’na çıkarılmıştır. Şöyle ki: “m Limited şirketin esas sermayesinin en az beşyüz * milyon Türk Lirası olması şarttır. * Ortakların koyacakları sermaye birbirinden farklı olabilir. Ancak, ortakların koyacakları sermayenin en az yirmibeş milyon veya bunun katları olması lazımdır. Devir için bölme ve mirasın taksimi hali hariç olmak üzere ortağın sermayesi bölünmez bir bütündür. Bu maddede yazılı miktarlar, Bakanlar kurulunca on katına kadar artırılabilir”. * * BakKurKar. S.2001/ s. Kararnameye Ek (RG Sa ) ile 5 (Beş) milyar TL’na çıkarılmıştır. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

105 105 Buna paralel olarak, TK m. 517/I’deki hüküm de “her ortağın koymuş olduğu sermaye miktarı ile şirket sermayesi, bu Kanunun 507 nci maddesi ile belirlenen miktarlardan aşağı indirilemez” şeklinde değiştirilmiştir. Aynı şekilde, TK m. 537/I de değiştirilerek, “şirket mukavelesinde aksine hüküm olmadıkça, her ortağın rey (oy) hakkı koyduğu sermaye miktarına göre hesaplanır. Her yirmibeş milyon Türk lirası bir rey hakkı verir” haline getirilmiştir. KHK’nin Geçici 2 nci maddesi de, mevcut limited şirketlerin esas sermayelerinin yeni oranlara intibakını düzenlemektedir. 559 sayılı KHK’nin Geçici 2 nci maddesinin son fıkrasına göre, “limited şirketlerin sermayelerini beşyüz milyon Türk lirasına kadar çıkarmalarına ilişkin mukavele (esas sözleşme) değişikliği için, sermayenin yarısından fazlasını temsil eden ortakların karar vermesi yeterlidir”. Böylece, KHK’nin öngördüğü bu sermaye artırımı için, TK m. 513/I’deki 2/3 çoğunluk aranmamıştır. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

106 106 Ancak son duruma göre; limited şirket sermayesinin 5 milyar TL.na yükseltilmesi için, şirketlerin en geç akşamına kadar ilgili ticaret sicili memurluklarına başvurmaları ve sermaye artırım işlemlerini de ’e kadar tamamlamaları gerekmektedir. “İç ticaret: 1995/1” sayılı Tebliğ, limited şirketlerin “kuruluş işlemleri”ni ayrıntılı olarak açıklamaktadır (II/A). Limited şirketin kuruluşu, anonim şirketin ani kuruluşuna benzemektedir. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

107 İDARE VE TEMSİL Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili ve zorunludurlar. Ancak şirket sözleşmesi veya genel kurul kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir (TK m. 540). Hatta bu yetki, ortak olmayan kimselere de bırakılabilir (m. 541). Limited şirkette müdürün sorumluluğu konusunda bkz. Ayhan R., Limited Şirketlerde Ortakların Sorumluluğu, İstanbul TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

108 ORTAKLAR GENEL KURULU Ortakların pay sahibi olmaktan doğan idari ve mali nitelikteki haklarını kullanmak üzere bir araya gelmeleri genel kurulu oluşturur. Tek ortaklı bir limited şirketten söz edilebilirse de tek ortağın bir genel kurul oluşturması mümkün değildir. Ortaklar genel kurulu, tüm ortakların katılabildiği ve tüm ortakların davet edilmesinin zorunlu olduğu bir organdır (Çevik, s.303). Anonim şirketin genel kurul toplantılarına ait hükümler ortaklarının sayısı yirmiden fazla olan limited şirketlerin genel kurul toplantıları hakkında da uygulanır (m. 536/I). Buna karşılık, ortak sayısı yirmi veya daha az olan şirketlerde kararlar, ortakların yazılı oylarıyla verilebilir (m. 536/II). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

109 109 Ancak her iki halde de ödenmiş esas sermayenin hiç olmazsa yarısından fazlasını temsil eden ortakların görüşülen husus lehine oy vermiş olmaları gerekir; aksi halde, karar hükümsüzdür (m. 536/III). Ortaklar Genel Kurulunun toplantıya çağrı usulü m. 538’de, yetkileri ise m. 539’da düzenlenmiştir. İki kişilik limited ortaklıklarda TK 537/I maddesi uygulanamaz. Ortaklar Genel kurulunun bir karar alabilmesi için ödenmiş sermayenin hiç olmazsa yarısından fazlasını temsil eden ortakların müzakere edilen konu lehine oy kullanmaları gerekir. Bu hale göre iki kişilik ortaklıklarda ortaklar eşit paylara sahip iseler kararın oy birliği ile alınması gerekmektedir (Yarg. 11. HD T., 1986/1250 E., 1986/2120 K. : Çevik, s.303). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

110 ORTAKLARIN HAK VE BORÇLARI a) Paylar Her ortak, koymayı taahhüt ettiği sermaye oranında şirkette pay sahibidir (m. 518/I). Burada, anonim şirketten farklı olarak her ortağın bir tek payı vardır. Pay sahiplerine payları karşılığı verilecek senetler kıymetli evrak niteliğini taşımaz, sadece bir ispat aracıdır (m. 518/III). Limited şirkette payın devri mümkündür, fakat güçleştirilmiştir (bkz. m. 520). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

111 111 Ortaklık payının devrinde, borçlanma ve tasarruf işlemleri farklıdır. Borçlanma işlemi temeli oluşturur ve çoğu kez satım, bağış, trampa, ortaklık sözleşmesidir. Borçlanma işlemine kendi sözleşme hükümleri uygulanır. TK m.520.4’de öngörülen şekil, borçlanma işlemine de tatbik edilir. Tasarruf işlemi, TK m.520 uyarınca, payı devretme ve devralma iradelerini açıkca ifade eden; yazılı şekilde yapılması ve imzaları noter tarafından tasdik edilmesi gereken, ortaklık payının devri sözleşmesi ile gerçekleşir. Borçlanma ve tasarruf, çoğu kez tek bir işlem içinde yer alır. Bu sebeple, TK’nın aradığı şekil şartı kendiliğinden yerine getirilmiş olur. Ortaklık payının devri, limited ortaklığa bildirilmelidir. Payın devri üç yanlı bir işlemdir. Payın devrinin limited ortaklığa karşı geçerli olabilmesi için pay defterine kaydedilmesi, kaydın yapılabilmesi için de ortakların ağırlaştırılmış nisap ile devre muvafakat etmeleri gerekir (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, 10. Tıpkı Basım, s ). Ortaklık payının devri, ortaklık sözleşmesinin değiştirilmesini gerektirmez. TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

112 112 b) Sermaye koyma borcu Ortaklar, koymayı taahhüt ettikleri sermayeleri itibari değerleri oranında para olarak ödemek zorundadırlar (m.528/I). Noter aracılığıyla ve onbeş günden aşağı olmamak üzere belirlenecek sürelerle iki defa yapılan ihtara karşın bunu ödemeyen ortak, şirketten çıkarılabilir (m. 529/II). c) Ortakların sorumluluğu Ortakların sorumluluğu, taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlanmıştır. Ortaklar, sermaye koyma borçlarını yerine getirdikleri oranda sorumluluktan kurtulurlar (m.532). TİCARET HUKUKU B- ŞİRKETLER HUKUKU

113 113 C. TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ) I. KAVRAM “Ticari senet” veya “kambiyo senedi” deyimleri, aynı anlamı taşır. Bu deyimler, poliçe, bono ve çeki kapsar. Ticari senetlerin ortak yönleri, şöyle sıralanabilir: -Kanunen emre yazılı senetlerden sayılırlar, -İbraz senetleridir (senet ibraz ve teslim edilmedikçe, ödeme yapılmaz), -Şekle bağlıdırlar (ticari senetlerin metinlerinde hangi hususların bulunması gerektiği TK’nda belirtilmiştir), -Müteselsil sorumluluk esası geçerlidir, -Sebepten soyutturlar, -Beyan ve imzaların bağımsızlığı söz konusudur (imzaların istiklâli ilkesi), -Uluslararası nitelik taşırlar. TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

114 114 II. POLİÇE 1) Kavram ve unsurlar Poliçede; poliçeyi düzenleyen (keşideci) tek taraflı bir beyanla aynı zamanda muhataba ödeme, lehdara ise alma (kabz) yetkisi vermektedir. Bu nedenle poliçede, havale niteliği mevcuttur. Poliçe, bir üçlü ilişkidir. İlişkinin köşeleri (tarafları) keşideci, muhatap ve lehdardır. Keşideci ile muhatap arasındaki ilişki karşılık ilişkisi, keşideci ile lehdar arasındaki ilişki ise bedel (değer) ilişkisi olarak adlandırılır. TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

115 115 Poliçe, sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Poliçede bulunması gereken zorunlu unsurlar şunlardır (TK m. 583): -Poliçe kelimesi, -Belli bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız şartsız havale, -Muhatabın adı ve soyadı, -Lehdarın adı ve soyadı, -Keşide (düzenleme) tarihi, -Keşidecinin imzası. Yukarıdaki unsurlardan biri bulunmadığı takdirde, senet poliçe niteliğini kaybeder (m.584). TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

116 116 2) Poliçede kabul Muhataba ödeme yetkisi verilmiştir. Muhatap ancak poliçeyi kabul ederse, poliçenin borçlusu haline gelir (TK m.610/I). Kabul, tek taraflı, soyut (mücerret) ve kayıtsız şartsız bir beyandır. Kabul beyanı, poliçe üzerine yazılır ve “kabul edilmiştir” tabiriyle veya buna eş başka bir ibare ile ifade ve muhatap tarafından imza edilir (m. 607 ve 608). TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

117 117 3) Poliçede vade Vade, poliçenin ihtiyari unsurlarındandır. Vade gösterilmemişse, poliçe bedelinin, poliçenin ibrazında ödenmesi gerekir. Ancak vade gösterilmişse, bunun ne şekilde olabileceğini yasa belirlemiştir. TK m. 615’e göre, poliçede dört tür vade söz konusu olabilir. Vadesi başka şekilde yazılan veya birbirini takip eden vadeleri gösteren poliçeler batıldır. Bir poliçe: aa)Görüldüğünde, bb)Görüldükten muayyen bir süre sonra, cc)Keşide gününden muayyen bir süre sonra, dd)Muayyen bir günde ödenmek üzere keşide olunabilir (m.615). TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

118 118 4) Poliçenin devri Poliçe, ciro ve teslim (senedin teslimi) yoluyla devrolunabilir (m.593/I). Ciro, çifte yetki veren bir havaledir. 5) Poliçede zamanaşımı Poliçede özel zamanaşımı süreleri getirilmiştir (TK m.661). TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

119 119 III. ÇEK Poliçe bir kredi aracı olduğu halde, çek bir ödeme aracıdır. Bu nedenle çekin, muhatap tarafından kabulü söz konusu olmaz. Keşidecinin, muhatap nezdinde bir provizyonu olması gerekir. Çek de poliçe gibi çifte yetki veren bir havaledir. Çekte de üç kişi vardır: -Keşideci (çeki düzenleyen kimse), -Muhatap (çeki ödeyecek olan kimse. Bu, bir banka veya özel finans kurumudur), -Lehdar (çek kendisine ödenecek kimse). Çek bir ödeme aracı olduğu için, derhal ödenmesi gerekir. Çekte, vade yoktur, Buna karşılık çekler için öngörülmüş bulunan ibraz süreleri vardır (TK m.707,708). Çek bir ödeme aracı olduğu için, damga resmine tabi tutulmamıştır. TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

120 120 IV. BONO (EMRE MUHARRER SENET) Bono, bir ödeme vaadidir. Bonoda üç kişi yerine, iki kişi vardır: Mümzi (keşideci) ve lehdar. Mümzi, belli bir miktar parayı ödemeyi taahhüt etmektedir. Yani mümzi, aynı zamanda muhataptır (senedin borçlusudur). Bono, poliçe gibi bir kredi aracıdır. Mümzi borcunu ilerideki bir tarihte ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu nedenle, poliçede vadeye ilişkin hükümler bonolar hakkında da uygulanır. Bono, poliçe gibi damga vergisine tabidir. TİCARET HUKUKU C- TİCARİ SENETLER (KAMBİYO SENETLERİ)

121 121 İŞ HUKUKU

122 122 Bu bölümde; sadece “bireysel iş hukuku” (bunun temelini oluşturan “hizmet akdi”) ile ilgili birtakım bilgilere yer verilecektir. İş Hukuku “karma” nitelikte bir hukuk dalı olmakla bireysel iş hukuku daha çok özel hukuku ilgilendirmekle birlikte, burada konuyu sistematik olarak “kamu hukuku” bilgileri verilen kısımda ele aldık. Zaten İş Hukukunun “işçiyi koruyucu” niteliği, “iş akdi”nin basit bir borçlar hukuku sözleşmesi olarak değerlendirilip Özel Hukuka ilişkin kısımda incelenmesini engellerdi tarihinde kabul edilen 4857 sayılı İş Kanunu ile bireysel iş hukuku yeniden düzenlenmiştir. İŞ HUKUKU

123 123 İŞ AKDİ (SÖZLEŞMESİ) I. KAVRAM ve TANIM İş akdi (sözleşmesi); işçi ile işveren arasında yapılan (aktedilen) ve işçiyi, ücret karşılığında belirli veya belirsiz bir süre için hizmet (iş) görmekle, yani hizmetini işverenin emrinde bulundurmakla yükümlü kılan bir sözleşmedir. İş sözleşmesinin, üç unsuru vardır: İşgörme (hizmet) unsuru/ücret unsuru/(ve) bağımlılık unsuru. Özellikle “bağımlılık” unsuru, yani işin (hizmetin) işverenin emri altında görülmesi, hizmet sözleşmesini, diğer işgörme sözleşmelerinden ayırmaktadır. İŞ HUKUKU

124 124 II. TÜRLERİ 1) Sürekli ve süreksiz işlerdeki iş akitleri 4857 sayılı İş K’nun 10 ncu maddesindeki sürekli ve süreksiz işler ayırımına göre, iş akitleri de sürekli ve süreksiz işlerdeki hizmet akitleri olarak ikiye ayrılmaktadır. İş K. m. 10’a göre, “nitelikleri bakımından en çok 30 işgünü süren işlere süreksiz iş, bundan fazla devam edenlere sürekli iş denir”. Bu ayırımın önemi şuradadır: İş K’nun bazı hükümleri süreksiz işlerdeki iş akitlerine uygulanmaz; bunların yerine aynı konuları düzenleyen BK hükümleri uygulanır. İŞ HUKUKU

125 125 2) Belirli süreli ve belirsiz süreli iş akitleri Taraflarca akdin belirli süreli olduğu kararlaştırılmışsa veya yapılan işten akdin belirli süreli olduğu anlaşılıyorsa “belirli süreli” iş akdi, aksi halde “belirsiz süreli” iş akdi söz konusudur. Bu ayırım, özellikle akdin sona ermesi yönünden önemlidir (İş K. m. 17, 24 ve 25). Ayrıca Bkz. İş K. m.12. 3) Deneme süreli iş akitleri Sözleşmede bir deneme süresi kararlaştırıldığı takdirde, “deneme süreli” iş akitlerinden söz edilir. Bkz. İş K. m. 15. İŞ HUKUKU

126 126 4) Takım sözleşmesi ile oluşan iş akitleri İş K.’nun 16 ncı maddesine göre, “birden çok işçinin meydana getirdiği bir takımı temsilen bu işçilerden birinin, takım kılavuzu sıfatıyla işverenle yaptığı sözleşmeye, takım sözleşmesi denir”. İŞ HUKUKU

127 127 5) Kısmi süreli ve tam süreli iş akitleri İş K’nun 13 ncü maddesine göre; “işçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda, sözleşme kısmi süreli iş sözleşmesidir”. Yazılı sözleşme ile, işçinin üstlendiği işle ilgili olarak kendilerine ihtiyaç duyulması halinde işgörme ediminin yerine getirileceğinin kararlaştırıldığı iş ilişkisi, çağrı üzerine çalışmaya dayalı kısmi süreli iş sözleşmesidir (m. 14/I). İŞ HUKUKU

128 128 III. İŞ AKDİNİN KURULMASI İkinci Kısım’da Borçların Genel Hükümlerini incelerken sözleşmelerin “kurulması” hakkında yaptığımız açıklamalar burada da geçerlidir. “Sözleşme özgürlüğü” ilkesi, bir “özel hukuk” sözleşmesi olan hizmet akdi bakımından da esas olarak geçerlidir. Ancak söz konusu ilke, hizmet akitleri alanında önemli sınırlamalara uğramıştır. Bu sınırlamalar bir yandan “akit yapma yasağı”, öte yandan ise “akit yapma zorunluluğu” şeklinde kendini göstermektedir (bkz. Ekonomi, Ferdi İş Hukuku, 3.B., İstanbul 1984, s. 93 vd.): İŞ HUKUKU

129 129 İŞ AKDİ (SÖZLEŞMESİ) I. KAVRAM ve TANIM İş akdi (sözleşmesi); işçi ile işveren arasında yapılan (aktedilen) ve işçiyi, ücret karşılığında belirli veya belirsiz bir süre için hizmet (iş) görmekle, yani hizmetini işverenin emrinde bulundurmakla yükümlü kılan bir sözleşmedir. İş sözleşmesinin, üç unsuru vardır: İşgörme (hizmet) unsuru/ücret unsuru/(ve) bağımlılık unsuru. Özellikle “bağımlılık” unsuru, yani işin (hizmetin) işverenin emri altında görülmesi, hizmet sözleşmesini, diğer işgörme sözleşmelerinden ayırmaktadır. İŞ HUKUKU

130 130 -İş akdi (sözleşmesi) yapma yasakları: Örneğin, İş Kanununda yer alan bazı hükümlere göre, çocuk ve kadınların bazı işlerde çalıştırılmaları yasaklanmıştır (bkz. m , m ). Dolayısıyla bu konularda, çocuk ve kadınlarla iş sözleşmesi kurulamaz. -İş akdi yapma zorunluluğu: İş K’nda yer alan çeşitli hükümlere göre işverenler; geçersiz sebeple yapılan fesih sonucunda işten çıkarılan (m. 21), askerlik ve kanundan doğan çalışma dolayısıyla işinden ayrılan (m. 31) işçileri tekrar işe almakla yükümlüdür. Ayrıca işverenler, işyerlerinde belli oranda özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırmak zorundadırlar (m. 30). İŞ HUKUKU

131 131 IV. İŞ AKDİNDEN DOĞAN BORÇLAR İş akdi, her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. İşçinin ve işverenin, iş akdinden doğan başlıca borçları şunlardır: 1)İşçinin borçları a)İşgörme (hizmet) borcu İşçinin, hizmet sözleşmesinden doğan ana (temel) borcudur. İşçi kural olarak, yükümlendiği işi bizzat yapmak zorundadır. İŞ HUKUKU

132 132 b) İşverenin talimatına uyma (itaat) borcu Bu borç, hizmet sözleşmesinin bağlılık unsurunun bir gereğidir. İşçi, yükümlendiği işi işverenin emir ve talimatına uygun şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. c) Sadakat borcu İşçi, işverenin işi ve işyeri ile ilgili menfaatlerini (çıkarlarını) korumak ve bunlara zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorundadır. Nitekim İş K., işçinin “doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları”nı haklı nedenle fesih sebebi saymıştır (m. 25/II e). İŞ HUKUKU

133 133 2) İşverenin borçları a) Ücret ödeme borcu İşverenin iş sözleşmesinden doğan ana (temel) borcudur. İŞ HUKUKU

134 134 aa) Kavram ve tanım İş K. m. 32/I’e göre, “genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır”. Kanun burada sadece “iş karşılığı” olan ve “asıl ücret” veya “çıplak ücret” de denilen ücreti tanımlamıştır. Oysa İş K., bazı hallerde ücret kavramını genişletmiş ve temel (asıl) ücret yanında (işçiye sağlanan) bazı yan menfaatlerin de dikkate alınacağını belirtmiştir (geniş anlamda ücret). Örneğin eski 1475 sayılı İş K. m. 14, kıdem tazminatına esas alınacak ücretin hesabında çıplak (temel) ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatlerin de gözönünde tutulacağını açıkca belirtmiştir. İŞ HUKUKU

135 135 bb) Ücret şekilleri İş K’nda ücret şekilleri olarak zamana, parça başına, götürü ve yüzdelere göre ücretten; SSK’nda ise ücretten başka prim, ikramiye ve bu nitelikte ödemelerle, komisyon ücreti ve kâra katılmadan söz edilmektedir (bkz. Çelik, İş Hukuku Dersleri, 12. B., İstanbul 1994, s. 112 vd.) cc) Ödenme zamanı İş K. m. 32/IV’e göre, işçi ücreti en geç ayda bir ödenir. Bu süre, hizmet akitleri veya toplu iş sözleşmeleri ile bir haftaya kadar indirilebilir. Ücret alacaklarında zamanaşımı beş yıldır (bkz. m. 32 son fıkra) (Ayrıca bkz. BK m. 126/b. 3). İŞ HUKUKU

136 136 dd) Asgari ücret İş K. m. 39’a göre; “iş sözleşmesi (hizmet akdi) ile çalışan ve bu kanunun kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin ekonomik ve sosyal durumlarının düzenlenmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığı ile ücretlerin asgari sınırları en geç iki yılda bir belirlenir”. İŞ HUKUKU

137 137 b) İşçiyi koruma borcu İşveren işçiyi korumakla, özellikle işçinin sağlığı ve işin güvenliği ile ilgili önlemleri almakla yükümlüdür (İş K. m. 77/I). c) Eşit işlem yapma borcu İşveren işyerinde çalışan işçilere eşit davranmak ve aynı değerdeki işlerde çalışan işçilere eşit çalışma koşulları uygulamakla yükümlüdür. (İş K. m. 5: eşit davranma ilkesi). Hakkaniyet esaslarına dayanan bu yükümlülük, dayanağını AY’nın 10 ncu maddesindeki “eşitlik ilkesi”nde bulmaktadır (bkz. Çelik, s. 143 vd.). İŞ HUKUKU

138 138 V. BİLDİRİMLİ FESİH (SÜRELİ FESİH) (İş K. m. 17) İş sözleşmesi, -fesih dışında- başka nedenlerle de sona erebilir: Tarafların anlaşması, ölüm veya belirli sürenin bitimi. Ancak burada, sadece iş akdinin “fesih” yoluyla sona ermesi incelenecektir. İş Hukukunda, iş akdinin feshi denilince, şu iki durumdan birisiz söz konusu olur. Birinci durumda, fesih bildirimin yapılmasından sonra belirli bir sürenin geçmesiyle sözleşme sona ermektedir. Buna, “bildirimli fesih” veya “süreli fesih bildirimi” denilmektedir. İkinci durumda ise, haklı bir nedene dayanılarak yapılan fesih bildirimiyle sözleşme derhal sona erdirilmektedir. Buna ise, “bildirimsiz fesih” veya “süresiz fesih bildirimi” denilmektedir. (bkz. Ekonomi, s. 168; Çelik, s. 152 vd.). İŞ HUKUKU

139 139 1) Kavram Bildirimli fesih (süreli fesih), iş sözleşmesini belirli bir sürenin geçmesi üzerine sona erdiren bir irade açıklamasıdır. Bu tür fesih, kural olarak belirsiz süreli iş akitleri için söz konusu olur. Nitekim bu hali düzenleyen İş K. m. 17/I’de, “belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir” denilmektedir. İş Kanunu’nun iş güvencesini içeren hükümleri (İş K. m ), iş sözleşmesinin feshi ihbar suretiyle feshine ilişkin önceki esasları, önemli ölçüde değiştirmiştir. Ancak, söz konusu güvence hükümleri, tüm işyerlerine ve her işçiye uygulanacak düzenlemeleri içermemektedir (bkz. Demircioğlu/Centel, İş Hukuku, 11.B., İstanbul 2006, s.167). İŞ HUKUKU

140 140 Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır (m. 18). İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür (İş K. m. 20). İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır (m. 21). İŞ HUKUKU

141 141 2) Bildirim süreleri (ihbar önelleri) İş K. m. 17/II, süresi belirli olmayan iş akitlerinin feshinde, işçinin işyerindeki çalışma süresine (kıdemine) göre artan bildirim süreleri kabul etmiştir. Şöyle ki: “İş akdi: a)İşi altı aydan az sürmüş işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra, b)İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlıyarak dört hafta sonra, İŞ HUKUKU

142 142 c)İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlıyarak altı hafta sonra, d)İşi üç yıldan fazla sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlıyarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır”. M. 17/II’ye göre, bu süreler (öneller) asgari olup, sözleşmeler ile artırılabilir. Bununla beraber, işveren işçinin ihbar sürelerine (önellerine) ilişkin ücretini peşin olarak ödemek suretiyle işçiyi derhal işten çıkarabilir (İş K. m. 17/V). İŞ HUKUKU

143 143 3) Bildirim süresi içinde tarafların durumu İşçi veya işveren m. 17/II’de belirtilen sürelere (önellere) uyarak sözleşmeyi feshettikleri takdirde, bildirim süreleri içinde, tarafların durumunda kural olarak bir değişiklik meydana gelmez. Tarafların iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları aynen devam eder. İş K. m. 27’ye göre, “bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatleri içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir...”. İŞ HUKUKU

144 144 4) Bildirim koşuluna uymadan fesih ve fesih hakkının kötüye kullanılması İş K. m. 17’ye göre, bildirim koşuluna uymayan taraf, bildirim sürelerine (önellerine) ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır (ihbar tazminatı) (m. 17/IV). Aynı maddenin son fıkrasına göre; “bu Kanunun 18, 19, 20, 21 nci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir” (kötüniyet tazminatı) (İş K. m. 17/VI). İşverenin hem bildirim süresine uymamış hem de sözleşmeyi kötüniyetle feshetmiş olması halinde, ihbar ve kötüniyet tazminatlarının ayrı ayrı hesaplanıp ödenmesi gerekir (m. 17/VI, son cümle). İŞ HUKUKU

145 145 VI. BİLDİRİMSİZ (DERHAL) FESİH (İş K. m. 24, 25). Buradaki “bildirimsiz” kelimesi, sözleşmeyi sona erdirmek konusundaki irade beyanının karşı tarafa yöneltilmeksizin sonuç doğuracağı şeklinde anlaşılmamalıdır. Bununla kastedilen; feshin bir süreye bağlı olarak önceden bildirilmesinin gerekmediği, yani irade beyanının karşı tarafa ulaşması üzerine bir sürenin geçmesi beklenilmeksizin akdin derhal sona ereceği hususudur (Ekonomi, s. 194). İş akdinin haklı sebeple derhal sona erdirilmesidir. Bildirimsiz fesih sebeplerinin neler olduğu işçi açısından İş K. m. 24’de, işveren açısından ise m. 25’de düzenlenmiştir. İŞ HUKUKU

146 146 Her iki maddede de iş akdini derhal fesih olanağı veren sebepler üç grupta toplanmıştır: -Sağlık sebepleri, -Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri, -Zorlayıcı sebepler. Bildirimsiz fesihde kanunda belirtilen sebeplerden birinin varlığı şarttır. Sözleşmeyi fesheden taraf, uyuşmazlık halinde fesih anında haklı bir sebebin varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. İŞ HUKUKU

147 147 İş Kanununun 26’ncı maddesine göre, “24 ve 25 nci maddelerde gösterilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmeyi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda bulunduğunu öbür tarafın öğrendiği günden başlayarak altı işgünü geçtikten ve herhalde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra kullanılamaz. Ancak işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık süre uygulanmaz. Bu haller sebebiyle işçi yahut işverenden hizmet akdini yukarıdaki fıkranın süresi içinde feshedenlerin diğer taraftan tazminat hakları saklıdır”. İŞ HUKUKU

148 148 VII. KIDEM TAZMİNATI ( 4857 S. Kanun Geç. m. 6; eski 1475 sayılı İş K. m. 14) 4857 sayılı yeni İş K.’na eklenen Geçici 6. maddeye göre; “kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem Tazminatı Fonuna ilişkin kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 ncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır”. Bu nedenle, aşağıdaki açıklamalar eski 1475 sayılı İş Kanunu’na göre yapılacaktır. İş sözleşmesinin sona ermesinin en önemli sonucu, belli koşulların varlığı halinde işçiye “kıdem tazminatı” verilmesidir. Aşağıda kısaca bunun üzerinde durulacaktır. İŞ HUKUKU

149 149 1) Tanım Kıdem tazminatı, kanunda belirtilen asgari bir çalışma süresini dolduran işçinin hizmet (iş) sözleşmesinin kanunda sayılan nedenlerden biriyle son bulması halinde, işveren tarafından işçiye ya da mirasçılarına ödenen bir paradır (Çelik, s. 202). İŞ HUKUKU

150 150 2) Koşulları İş K. m. 14’de işçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi, şu iki koşula bağlanmıştır: a)Hizmet (iş) akdinin kanunda belirtilen haller nedeniyle feshedilmiş veya sona ermiş olması İş K. m. 14/I’de fesih halleri ayrı ayrı sayılmıştır: -İşveren tarafından hizmet (iş) akdinin İş K.m. 17/II’de belirtilen sebepler (ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri) dışında feshi, İŞ HUKUKU

151 151 -İşçi tarafından İş K. m. 16 uyarınca feshi, -Muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle feshi, -Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla feshi. Görüldüğü gibi; hizmet (iş) akdinin işveren tarafından İş K.m.13’e göre feshi veya m. 17/I’e göre sağlık nedenleriyle ve M. 17/III’e göre zorlayıcı sebeplerle feshi halinde işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Buna karşılık hizmet (iş) akdinin işçi tarafından İş K. m. 13’e göre feshi halinde kıdem tazminatı söz konusu olmayacaktır. İŞ HUKUKU

152 152 Ayrıca, bu fıkraya 2869 sayılı Kanunla, kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi isteği ile akdi sona erdirmesi halinde, kıdem tazminatına hak kazanacağı hükmü eklenmiştir. Nihayet, hizmet (iş) akdinin işçinin ölümü sebebiyle son bulması halinde de kıdem tazminatı ödenecektir. b) En az bir yıl çalışmış olmak Kıdem tazminatına hak kazanma için aranan ikinci koşul, işçinin en az bir yıl çalışmış olmasıdır. Bu sürenin başlangıcı, hizmet (iş) akdinin yapıldığı tarih değil, -kanunda açıkca belirtildiği gibi-işçinin “işe başladığı” tarihtir. İŞ HUKUKU

153 153 3) Kıdem tazminatının miktarı Kıdem tazminatına hak kazanmak için gerekli koşulları yerine getirmiş olan işçiye, işe başladığı tarihten itibaren hizmet (iş) akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için otuz günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir (İş K. m. 14/I). Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır (m. 14/IX). Bu ücretin brüt ücret olduğu kabul edilmektedir (bkz. Çelik, s. 221). Kıdem tazminatına esas olarak ücretin hesabında, m. 26/I’de yazılı ücrete (temel ücrete) ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanuni menfaatler de gözönünde tutulur (geniş anlamda ücret) (m. 14/XI). İŞ HUKUKU

154 s. Kanunla (RG 11 Aralık 1982, 17895) getirilen yeni esaslarla kıdem tazminatının tavanı, devlet memuru için öngörülen azami emeklilik ikramiyesine bağlanmıştır (bkz. Çelik, s. 224) sayılı Kanunla (RG 23 Ekim 1980, 17140), GVK m. 25/f. 7 değiştirilerek, İş Kanunu ile Deniz İş Kanununa göre ödenecek tazminat tutarının tamamı vergi dışı bırakılmıştır (m. 2) (bkz. Çelik, s. 224). Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hâkim gecikme süresi için ödenmeyen süreye göre, mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder (m. 14/XI). İŞ HUKUKU

155 155 VIII. İŞİN DÜZENLENMESİ 1) ÇALIŞMA SÜRELERİ İş Kanununa göre, genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok 45 saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa, bu süre işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır (m.63/I). Kanun, en çok 45 saat demekle 45 saatin üstünde çalışmaya izin vermemekte, ancak bunun altında çalışma sürelerinin düzenlenemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak Kanun, günlük veya haftalık çalışma sürelerinin daha aşağıya indirilmesi halinde, işçinin ücretinde eksiltme yapılamayacağına hükmetmiş bulunmaktadır (İş K. m.62). İŞ HUKUKU

156 156 Kanunda açıkca ifade edilmemekle birlikte, haftalık çalışma süresinin 1475 sayılı Kanun döneminde sıkça görüldüğü üzere, Cumartesi günü çalışılıp çalışılmamasına göre haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanmasına da devam edilmektedir (Çelik, Yenilenmiş 20.B., s.318). İŞ HUKUKU

157 157 2) FAZLA ÇALIŞMA VE FAZLA SÜRELERLE ÇALIŞMA Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık 45 saati aşan çalışmalardır. Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle 45 saatin altında belirlendiği durumlarda 63. maddede belirtilen esaslar çerçevesinde uygulanan haftalık çalışma süresini aşan ve 45 saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır (m.41/III). Eski İş Kanununda günlük çalışma süresinin dışında yapılan çalışma fazla çalışma olarak tanımlanmışken, 4857 sayılı İş Kanununda günlük değil, haftalık 45 saatlik çalışma süresini aşan çalışmalar “fazla çalışma” olarak kabul edilmiş, yine haftalık çalışma süresinin 45 saatin altında kararlaştırıldığı işyerlerinde ise 45 saate kadar olan çalışmalar “fazla sürelerle çalışma” olarak nitelendirilmiştir (Çelik, 20.B., s.331). İŞ HUKUKU

158 158 Fazla çalışmayı gerektiren yasal nedenlere göre fazla çalışmalar üçe ayrılmaktadır : a) Normal fazla çalışma Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle yapılan fazla çalışmalardır (m.41/I, c.1). b) Zorunlu fazla çalışma Bir arıza sırasında veya bir arızanın mümkün görülmesi halinde veya makinalar veya araç ve gereç için hemen yapılması gerekli acele işlerde yahut zorlayıcı nedenlerin ortaya çıkmasında yapılan fazla çalışmalardır (m.42). İŞ HUKUKU

159 159 c) Olağanüstü fazla çalışma Seferberlik sırasında yurt savunmasının gereklerini karşılayan işyerlerinde yapılan ve lüzum görülürse Bakanlar Kurulunca günlük çalışma süresinin işçinin en çok çalışma gücüne çıkarılabileceği fazla çalışmalardır (m.37). İŞ HUKUKU

160 FAZLA ÇALIŞMA KARŞILIĞI OLARAK ZAMLI ÜCRET ÖDENMESİ Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir (İş K. m.41/II). Fazla süreli çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir (İş K m.41/III). Yargıtay kararlarında belirtildiğine göre; işçinin, fazla çalışma ücreti isteyebilmesi için, fazla çalışmanın işverence istendiğini kanıtlaması gerekir (Yarg. 9.HD T., 79/9524 E., 79/11091 K.) (Çelik, 20.B., s.336). İŞ HUKUKU

161 161 SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

162 162 Bu konuda özellikle bkz. Tuncay C., Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, 9.B., Beta Yay., İstanbul 2000; Güzel A./Okur A.R., Sosyal Güvenlik Hukuku, 7. B., Beta Yay., İstanbul 1999; Güzel A./Okur A.R./Caniklioğlu N., Sosyal Güvenlik Hukuku, 5510 sayılı Kanuna Göre Hazırlanmış 12.B., İstanbul SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

163 163 I. GENEL OLARAK Sosyal güvenliğin birçok tanımı yapılmıştır. Bu tanımlamalarda ortak olan nokta, belirtilen sayıdaki sosyal risklerin yol açabilecekleri gelir kayıplarına ve gider artışlarına karşı bir ülkede yaşayan insanların ekonomik güvenliklerinin sağlanmasıdır. Sosyal güvenlik bir hukuk dalı olmanın ötesinde bir sistemdir. Çünkü sosyal güvenlik, sadece insanların geleceğini güvence altında almaya yönelik bir kurallar bütünü değildir. Sosyal güvenlik, her şeyden önce bir sosyal program ya da politikadır (Tuncay, s. 1-4). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

164 164 Sosyal güvenlik bir amaç olup, sosyal sigortalar ile sosyal yardımlar ve hizmetler onun en önemli araçlarıdır. Sosyal sigortalar, ilgilinin yani yardım görecek olanın maddi katkısıyla işlerken, sosyal yardımlar ve hizmetler ilgilinin herhangi bir katkısı bulunmaksızın kısmen ya da tamamen devlet bütçesinden ya da toplumdaki gönüllü kuruluşlardan sağlanır. Bu bakımdan sosyal sigortalar “primli”, sosyal yardımlar ise “primsiz” sosyal güvenlik rejimlerindendir (Tuncay, s.5). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

165 165 II.TÜRK SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN ANA HATLARI 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce, Türk Sosyal Güvenlik Sisteminin esasını teşkil eden primli (katkılı) sosyal güvenlik sistemi, başlıca üç ana kurum tarafından yürütülmekteydi. Bunlar T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Esnaf ve Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (Bağ-Kur) idi. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

166 166 Ancak kurumsal yapıda tek çatı esasını öngören 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ( tarih ve sayılı RG) yürürlüğe girmiş ve bu Yasa ile mevcut sosyal güvenlik kurumlarının (Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve T.C. Emekli Sandığı) tüzel kişilikleri sona erdirilmiş ve tümünün malvarlığı Sosyal Güvenlik kurumu’na devredilmiştir. Primli (katkılı) rejim kapsamındaki sosyal güvenlik hakları açısından ise, tek yasa olarak, tarihinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kabul edilmiştir ( tarih ve sayılı RG) (Güzel A./Okur A.R./Caniklioğlu N., Önsöz III-IV). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

167 167 Ancak 5510 sayılı Yasa’nın bazı önemli maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve birçok hükmünün yürürlüğü durdurulması üzerine, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda 5510 sayılı Yasa’da değişiklik öngören yasalar kabul edilmiş ve nihayet bu değişiklikler kapsamında Yasanın bazı hükümlerinin farklı tarihlerde ve geri kalan hükümlerinin ise 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmış ve bu tarih itibariyle Yasa yürürlüğe girmiştir (Güzel A./Okur A.R./Caniklioğlu N., Önsöz III-IV). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

168 sayılı yasa tüm hükümleriyle yürürlüğe girmiş olmasına karşın, Sosyal Güvenlik reformu ile amaçlanan tek yasa esası gerçekleştirilememiştir. Çünkü bu Yasa öngördüğü çok sayıda geçiş hükmü yanında, eski rejimi düzenleyen 506, 2925, 1479 ve 5434 sayılı Yasaların birçok hükmünü yürürlükte bırakmıştır. Ayrıca 5510 sayılı Yasa’nın 5754 sayılı Yasayla değiştirilen bazı hükümlerinin iptali gerekçesiyle ikinci kez AYM’ne yapılmış olan başvurunun henüz sonuçlanmamış olması da yeni bir belirsizlik kaynağı oluşturmaktadır (Güzel A./Okur A.R./Caniklioğlu N., Önsöz IV-V). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

169 169 III. SOSYAL SİGORTALAR 1. SİGORTALI KAVRAMI 5510 sayılı Yasa, bir yandan sosyal sigortada “çok yasa”dan “tek yasa”ya geçişi öngörmüş, diğer yandan da “sosyal sigorta yardımı” olarak adlandırılabilecek parasal yardımlar ile sağlık hizmeti sunumunu birbirinden ayırmıştır. Bu ayırıma uygun olarak iki farklı sigortalı kavramı belirlenmiştir. Yasa’nın 4. maddesi, geçici işgöremezlik ödeneği, sürekli işgöremezlik geliri, ölüm geliri, malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı gibi parasal yardımlara hak kazanma bakımından “sosyal sigortalı” denilebilecek bir sigortalı kavramı öngörürken; 60. madde sadece sağlık hizmet sunumuna ilişkin yardımlardan yararlanacak “genel sağlık sigortalısı” kavramını düzenlemektedir (Güzel A./Okur A.R./Caniklioğlu N., s.94). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

170 170 Burada, sadece “sosyal sigortalı” kavramı ele alınacaktır sayılı Yasa’nın 4. maddesine göre, sigortalı sayılanlar şunlardır: a)İş sözleşmesine göre göre çalışan sigortalılar: 5510 sayılı SSGSSK m.4/I, a bendi uyarınca, “hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar” sigortalı sayılırlar. Ancak bu bendi, bu kurala istisnalar getiren Yasa’nın 6. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir. Söz konusu maddede belirtilenlerin bir kesimi, hizmet sözleşmesiyle çalışmalarına karşın,yaptıkları işin türü, şahsına bağlı kimi özellikler gibi nedenlerle kapsam dışı bırakılmışlardır. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

171 171 b) Bağımsız çalışanlar: SSGSSK m.4/I, b bendine göre, köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlardan; ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar, anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları ile tarımsal faaliyette bulunanlar, sigortalı sayılırlar. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

172 172 c) Devlet memurları ve diğer kamu görevlileri: 5510 sayılı Yasa’ya göre, bu Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa göreve başlayıp da, kamu idarelerinde, m.4/I,a bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar ile m.4/I, (a) ve (b) bentlerine tabi olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar ve ayrıca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 86. maddesi uyarınca açıktan vekil atananlar m.4/I, c bendi kapsamında sigortalı sayılırlar (Güzel A./Okur A.R./Caniklioğlu N., s ). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

173 SOSYAL SİGORTA TÜRLERİ a)İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigortası (5510 sayılı Yasa’nın 5754 sayılı Yasa ile değişik 13. maddesi) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 506 sayılı Kanun’un 11. maddesindeki düzenlemeyi esas almıştır (m.13) sayılı Yasa’nın 5754 sayılı Yasa ile değişik 13. maddesine göre, “İş kazası; a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

174 174 c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) Bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalının, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olaydır”. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

175 sayılı Yasa’nın 14. maddesine göre, “meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir” (m.14/I) sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ise iş kazası ve meslek hastalığı kapsamında, sigortalıya ve ölümü halinde hak sahiplerine sadece parasal yardımların yapılmasını düzenlemiş, bu risklerle karşılaşan sigortalılara yapılacak sağlık yardımlarını ise aynı Yasa içinde yer alan Genel Sağlık Sigortası içinde düzenlemiştir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

176 176 Yasanın “İş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde sağlanan haklar” başlıklı 16. maddesine göre, söz konusu yardımların, esas itibariyle geçici iş göremezlik ödeneği ve sürekli iş göremezlik geliri ile evlenme, emzirme ve cenaze ödeneği biçiminde düzenlendiği görülmektedir sayılı Yasa kapsamındaki tarım işçilerine yapılacak yardımlar da söz konusu Yasanın 7. maddesinde sayılmıştır. Sağlık yardımları, “genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını ve azaltılmasını temin etmek amacıyla” yapılan yardımlardır (m.63). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

177 177 İş kazası ve meslek hastalığı halinde sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine sağlanacak parasal yardımlar şunlardır: -Geçici iş göremezlik ödeneği: İş kazası veya meslek hastalığı dolayısıyla geçici bir süre çalışamayacağı hekim raporu ile saptanan sigortalıya, çalışamadığı (istirahatli olduğu) her gün için Kurum tarafından yapılan parasal yardıma geçici iş göremezlik ödeneği denir. İş kazası ve meslek hastalığı durumlarında geçici iş göremezlik ödeneği verilebilmesi için, sigortalının belirli bir süre çalışmış ve Kuruma belirli bir miktar prim ödemiş olma koşulu aranmaz. Bu ödenek, geçici iş göremezliğe uğrayan sigortalıya ilk günden itibaren ve her gün için verilecektir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

178 178 -Sürekli iş göremezlik geliri: Sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanmasının temel koşulu, sürekli iş göremezlik halinin gerçekleşmiş olmasıdır. Sürekli iş göremezlik kavramı ise, sigortalının iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle, mesleğinde hiç çalışamayacak ölçüde kazanma gücünü tümden yitirmiş olmasını ya da mesleğinde çalışmasını sürdürebilmekle birlikte, kazanma gücünün en az % 10 azalmış olmasını ifade eder. -Ölen sigortalının eşine gelir bağlanması: İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının dul eşine, hesaplanan gelirin % 50’si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise (ölen sigortalı erkek ise karısına, kadın ise kocasına), bu Yasa kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde % 75’i oranında gelir bağlanır (m.34/I,a). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

179 179 -Ölen sigortalının çocuklarına gelir bağlanması: İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının kız ve erkek çocuklarının her birine, Yasada hazırlanan koşulların gerçekleşmesi halinde, hesaplanan gelirin % 25’i oranında gelir bağlanır (m.34/I). Ancak, hak sahibi konumundaki çocuklardan; sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla beraber, ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka aylık alan hak sahibi bulunmayanların her birine % 50’si oranında gelir bağlanır (m.34/I,c). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

180 180 Ölen sigortalının dul eşine m.33’ e göre hesaplanacak gelirinin % 50’si, çocuğu bulunmayan dul eşe, 34. maddenin birinci fıkrasındaki koşulların varlığı halinde gelirin % 75’i; çocukların her birine gelirin % 25’i bağlanır (m.34). Ancak, hak sahibi konumundaki çocuklardan; sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla beraber, ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka gelir alan hak sahibi bulunmayanların her birine ölüm aylığının % 50’si oranında gelir bağlanır (m.34/I,c). Yasanın m.34/son hükmüne göre, hak sahiplerine bağlanacak aylıkların (gelirlerin) toplamı, sigortalıya ait aylığın tutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahiplerinin (eş ve çocukların) gelirlerinden orantılı indirimler yapılır (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s.363). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

181 181 -Ölen sigortalının ana ve babasına gelir bağlanması: Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümü durumunda, Yasanın (m.34/I,d) belirlediği koşulların gerçekleşmesiyle ana ve babasına da gelir bağlanır. Ana ve babaya gelir bağlanmasının öncelikli koşulu, sigortalının ölüm tarihinde, eş ve çocuklarına bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunmamasıdır. Diğer koşulu ise, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olmasıdır. Bu koşulların gerçekleşmesi halinde, ana ve babaya gelirin % 25’i oranında (her birine % 12,5); ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla % 25 oranında gelir bağlanır (m.34/I,d). Örnek: Ölen sigortalının dul eşi ve bir çocuğu varsa, bunlardan eşe % 50, çocuğa % 25 oranında olmak üzere gelir bağlanacaktır. Geri kalan % 25, sigortalının anasına ve babasına eşit paylar halinde verilecektir. % 25 oranındaki gelirin % 12,5’i anaya, % 12,5’i babaya verilecektir (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s.365). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

182 182 -Evlenme ödeneği: Sigortalının ölümü nedeniyle kendisine gelir bağlanmış olan, ancak evlenmeleri nedeniyle gelirin kesilmesi gereken kız çocuklarına, 5510 sayılı Yasa m.37/I uyarınca, evlenmeleri ve talepte bulunmaları halinde, bir defaya mahsus olmak üzere, gelirlerinin iki yıllık tutarı evlenme ödeneği olarak verilir. -Cenaze giderlerinin ödenmesi: 5510 sayılı Yasa’nın 37. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri, malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken veya kendisi için en az 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, bildirilmiş olup da ölen sigortalının hak sahiplerine, Kurum Yönetim Kurulu’nca belirlenip Bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden cenaze ödeneği ödenir.Cenaze ödeneği, sırasıyla sigortalının eşine, yoksa çocuklarına, o da yoksa ana babasına, o da yoksa kardeşlerine verilir (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s ). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

183 183 b) Hastalık sigortası 5510 sayılı Yasa’nın m.15/I hükmü, hastalık halini, iş sözleşmesine dayanarak çalışanlarla bağımsız çalışan sigortalıların, iş kazası ve meslek hastalığı dışında kalan ve iş göremezliğe neden olan rahatsızlıklar biçiminde tanımlanmaktadır. Hastalık sigortası yardımları, sağlık ve parasal yardımlar olmak üzere iki ana grupta toplanabilir sayılı Yasanın, kısa vadeli sigorta hükümlerinde düzenlediği hükümlerinde hastalık halinde sadece parasal yardımları düzenlemiş, sağlık yardımlarını ise genel sağlık sigortası kapsamında düzenlemiştir (m.60 vd.). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

184 184 Hastalanan sigortalı, işyerindeki çalışmasını sürdüremediği zaman bu çalışmasından ötürü elde ettiği kazancını da yitirmektedir. Hastalık sigortasından SG Kurumunca sağlanan iş göremezlik ödeneği (m.16/II), hastalığı nedeniyle çalışamayan sigortalının bu geçici gelir kayıplarını karşılamayı amaçlar. Geçici iş göremezlik ödeneğinin ön koşulu, hastalanan kişinin SSGSSK m.4/I,a ile m.5 kapsamında sigortalı olması ve bu niteliğini yitirmemiş (m.9/I,a) olmasıdır. Diğer koşul ise, sigortalının hastalık sonucu uğradığı iş göremezlik durumunun iki günden fazla sürmesidir (m.18/I,b). Ayrıca, iş göremezlik durumunun, Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından sağlık raporu alınmış olması zorunludur (m.18/I). Bundan başka, SSGSSK m.18/I,b uyarınca, geçici iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması da zorunludur. (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s ). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

185 185 c) Analık Sigortası Analık sigortası, öngördüğü parasal ve sağlık yardımlarıyla bir yandan gelir kayıplarını, öte yandan gider artışlarını önlemeyi, kısaca sigortalıya ekonomik bir güvence sağlamayı amaçlamaktadır sayılı Yasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasına göre, m.4/I, (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan eşinin, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadının ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşinin gebeliğinin başladığı tarihten itibaren doğumdan sonraki ilk sekiz haftalık, çoğul gebelik halinde ise ilk on haftalık süreye kadar olan gebelik ve analık haliyle ilgili rahatsızlık ve özürlülük halleri analık hali olarak kabul edilir. Analık halinde yapılacak parasal yardım olan geçici iş göremezlik ödeneği (m.18) ve emzirme ödeneği (m.16) yine Yasanın kısa vadeli sigorta hükümleri kapsamında düzenlenmiştir. Buna karşılık, sağlık yardımları, genel sağlık sigortası hükümleri çerçevesinde düzenlenmiştir (m.62 vd.). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

186 186 Şöyle ki: -Sağlık hizmetleri: Analık nedeniyle yapılacak tüm sağlık yardımları, 5510 sayılı Yasa’nın m.63/I,c hükmünde, genel sağlık sigortası kapsamında düzenlenmiştir. -Emzirme ödeneği: 5510 sayılı Yasa’nın 16. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, analık sigortasından sigortalı kadına veya sigortalı olmayan karısının doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe, bu Yasanın 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılardan; kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadına ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşine, her çocuk için yaşaması koşuluyla doğum tarihinde geçerli olan ve Kurum Yönetim Kurulu’nca belirlenip Bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden emzirme ödeneği verilir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

187 187 -Geçici iş göremezlik ödeneği: Geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanmanın ön koşulu, 5510 sayılı Yasa’nın m.4/I, (a) ve (b), 1, 2, 4 anlamında sigortalı sayılmadır (SSGSSK m.18/I, c). Buna göre, iş sözleşmesi kapsamında çalışanlar (m.4/I, a), köy ve mahalle muhtarları ile ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olan (m.4/I, b, 1) veya gelir vergisinden muaf olup esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı olan (m.4/, b, 2) veya tarımsal faaliyette bulunan (m.4/I, b, 4) bağımsız çalışanlar, Yasada belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde geçici iş göremezlik ödeneği alabileceklerdir. Görüldüğü gibi, geçici iş göremezlik ödeneği, sadece kendisi sigortalı olan kadının analığı halinde verilmektedir. Dolayısıyla, sigortalı erkeğin sigortalı sayılmayan karısı, geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanma hakkına sahip değildir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

188 188 Geçici iş göremezlik ödeneğine hak kazanmanın diğer koşulu, primle ilgilidir. SSGSSK m.18/I, c uyarınca, sigortalı kadın, “… doğumdan önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması…” koşuluyla geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanabilir (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s ). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

189 189 d) Malullük sigortası Malullük, yaşlılık ve ölüm gibi kalıcı ve sürekli etki yaratır. Bu nedenle bu kapsamda yapılan yardım da süreklilik taşır. Malul duruma düşmesi nedeniyle çalışamayan ve ücretinden yoksun kalan sigortalıya mahrum kaldığı bu gelir, uzun vadeli sigorta kolundan sağlanır ve malullük durumunun devamı süresince verilir. Bu sigorta dalından malullük aylığına hak kazanmak için yaşlılık aylığı bağlanması için gerekenden daha kısa bir sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı yeterli olmaktadır. Malullük aylığının bağlanabilmesi için aranan koşullar şunlardır: Malul olma, belli süre sigortalılık, belli süre prim ödemiş olma, işten ayrılma ve Kuruma başvurma. Bu koşulların gerçekleşmesiyle birlikte sigortalıya malullük aylığı bağlanacaktır (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s ). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

190 190 Şöyle ki: - Malullük: 5510 sayılı Yasa 25. maddesinde kimlerin malullük sigortası açısından malul sayılacağını düzenleyerek, bunları iki grupta toplamıştır. Bunlar, m.4/I, (a) ve (b) bendine göre sigortalı olanlar için çalışma gücünü veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü en az % 60 oranında kaybedenlerdir. Kanunda m.4/I, (c) bendine göre sigortalı olanlar için ise daha farklı bir malullük durumu belirlenmiştir. Buna göre, m.4/I, (c) bendine göre sigortalı olanların ya çalışma gücünün en az % 60 oranında kaybetmiş olmaları ya da vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybetmeleri gerekmektedir. Bu koşulun dışında ayrıca, malullüğün çalışmaya başladıktan sonra ortaya çıkması ve durumun sağlık raporuyla tespit edilmesi gerekir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

191 191 - Belli süre sigortalılık ve prim ödeme: Malullük aylığı bağlanabilmesi için sigortalının malul sayılması yetmemektedir. Ayrıca en az on yıldan beri sigortalı bulunması ve toplam olarak sigortalı adına 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması gerekmektedir. Ancak sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul ise, bu halde sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün prim bildirilmiş olması yeterlidir (m.26/II, b). Yasada öngörülen bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Yani sigortalının hem on yıldan beri sigortalı olması ve hem de en az 1800 gün prim ödemiş olması gerekir (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s ). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

192 192 - İşten ayrılma ve Kuruma başvurma: Aylık bağlanması için, malullüğün raporla saptanması, sigortalının işten ayrılması ve işyerini kapattıktan ya da devrettikten sonra Kuruma başvurması zorunluluğu vardır (m.26/II, c). Bu koşulların hepsinin gerçekleşmesinden sonra aylık bağlanabilecektir. e)Yaşlılık sigortası: Yaşlılık sigortasının amacı, belli bir yaşa ulaşması nedeniyle çalışma gücü azalan sigortalıya iş hayatından çekilerek çalışmadan yaşamını sürdürme ve dinlenme olanağı sağlamaktır. Bu sigorta dalının temel özelliği, sosyal sigorta kurumlarının en önemli gider kalemlerini oluşturmasıdır. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

193 193 Yaşlılık sigortasından sağlanan başlıca yardım, sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanmasıdır. Ancak aylık bağlanma koşullarını gerçekleştiremeyenlere sigortalı işlerinden ayrılmaları durumunda, isterlerse ödemiş oldukları malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri toptan ödeme olarak geri verilebilecektir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

194 194 Yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için şu koşulların gerçekleşmesi gerekir: - Belirli bir yaşın doldurulması ve prim ödeme gün sayısının tamamlanması: 5510 sayılı Yasa hem emeklilik yaşını hem de prim ödeme gün sayısını artırmıştır. Ancak Yasada, bu artışın 2036 yılından itibaren kademeli bir şekilde gerçekleşmesi ve 2048 yılında emeklilik yaşının hem kadınlarda hem de erkeklerde 65 olması öngörülmektedir. Prim ödeme gün sayısı bakımından ise, m.4/I, (a) bendine tabi sigortalılar için tamamlanması gereken prim ödeme gün sayısı 7200 güne indirilmiş, bağımsız çalışanlar ve devlet memurları için ise eskiden olduğu gibi 9000 günün tamamlanması öngörülmüştür. Bu yasal çerçevede konu açıklanırken, ilk defa tarihinden önce sigortalı olanlar ile tarihi arasında sigortalı olanlar ve ayrıca tarihinden sonra sigortalı olanların durumlarının ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

195 195 Şöyle ki: aa) ’den sonra ilk defa sigortalı olanlar açısından: İlk defa 5510 sayılı Yasaya göre sigortalı sayılanlara, kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olmaları ve m.4/I, (b) ve (c) bendi uyarınca sigortalı olanlar için en az 9000 gün, m.4/I, (a) bendi uyarınca sigortalı olanlar için ise en az 7200 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması koşuluyla yaşlılık aylığı bağlanır (m.28/I, a). Sigortalılar, bu genel kuralın yanında, yaş hadlerine 65 yaşını geçmemek üzere üç yıl eklenmek ve adlarına en az 5400 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak şartıyla da yaşlılık aylığından yararlanabilirler (m.28/III). Görüldüğü gibi, kolaylaştırılmış seçenekte, prim ödeme gün sayısı düşürülürken, yaş koşulunda artış öngörülmektedir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

196 196 bb) tarihleri arasında ilk defa sigortalı olanlar açısından: 5510 sayılı Yasa, ilk defa ile tarihleri arasında sigortalı olanların yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarına ilişkin bir geçiş hükmü öngörmüştür (geç.m.9). Buna göre, ilk defa tarihleri arasında m.4/I, (a) bendi kapsamında sigortalı olanlar, kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve en az 7000 gün (19 yıl 5 ay 10 gün) malullük, yaşlılık, ölüm sigortası primi ödemek veya yine kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak, 25 yıldan beri sigortalı olmak ve en az 4500 gün (12 yıl 6 ay) malullük, yaşlılık, ölüm sigortası primi ödemiş olmak koşuluyla yaşlılık aylığına hak kazanırlar (geç.m.9/I). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

197 tarihinden tarihine kadar ilk defa m.4/I, (b) bendi kapsamında sigortalı olanlar ise, m.4/I, kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması (tam aylık için) veya kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını doldurması ve en az 15 tam yıl malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemesi koşuluyla kısmi yaşlılık aylığından yararlanırlar (geç.m.9/II). m.4/I, (c) bendi kapsamında olup da tarihinden tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması ve 61 yaşını doldurması ve en az 15 tam yıl malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemesi koşuluyla kısmi yaşlılık aylığına hak kazanırlar (geç.m.9/III). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

198 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olup da tarihinden tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve on beş yıldan beri sigortalı olup 3600 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek koşuluyla yaşlılık aylığı alabilirler (geç.m.9/IV). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

199 199 cc) tarihinden önce ilk defa sigortalı olanlar için: aaa) İş sözleşmesine göre çalışan sigortalılar açısından (m.4/I,a) 1999 tarih ve 4447 sayılı Yasa ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na geçici 81. madde eklenmiş (m.17) ve yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları açısından bir geçiş dönemi öngörülmüştür. Geçiş dönemi için 4447 sayılı Yasa sigortalılık süresini esas almış, bunun yanında sınırlı olarak yaşa ve prim ödemeye yer vermiştir. aaaa) Hakları saklı tutulmuş olanlar: Bunlar, 4447 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihi olan ’da, eski hükümlere göre yaşlılık aylığına hak kazanmış olanlar ile tarihinde 18 yıllık sigortalılık süresini dolduran kadınlarla, 23 yıllık sigortalılık süresini dolduran erkeklerdir. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

200 200 bbbb) Yaş sınırının öngörülmediği ve Anayasa Mahkemesince iptal edilen geçiş koşulları: Geçici 81/B bendi, eski sigortalılardan 4447 sayılı Yasa’dan öncki hükümlere göre aylığa hak kazanamayan ya da hak kazanmasına iki yıldan daha uzun süre kalanları dokuz gruba ayırmış, ilk grupta yaş ve 5000 prim günü aramış, bunu her grupta biraz artırarak, son grupta yaşı 52-56’ya, prim gününü 6000’e çıkarmıştır. Ancak bu düzenleme, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. cccc) Hafifletilmiş yol için geçiş koşulları: 506 sayılı Kanun’un öngörmüş olduğu ikinci yol kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaş, 3600 gün prim ve 15 yıl sigortalılık süresi arayan yoldur. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

201 201 dddd) Genel geçiş koşulları: 506 sayılı Kanun’un geçici 8. maddesinin C bendinin (b) alt bendinde, “(a) bendinde öngörülen şartları yerine getirmemiş durumda olanlardan kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş olması, en az 15 yıllık sigortalılık süresini tamamlaması ve en az 3600 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması şartıyla yaşlılık aylığından yararlanabilirler” denilmektedir. Ancak bu fıkra da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, 4759 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenmiştir (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s.458 vd.). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

202 202 bbb) Bağımsız çalışan sigortalılar (m.4/I,b) açısından 4447 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’na eklenen geçici 10. madde, 1479 sayılı Yasa kapsamına giren sigortalılar için geçiş hükümlerini düzenlemiştir. Söz konusu düzenlemeyle, 506 sayılı Kanun’da olduğu gibi, 4447 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte eski hükümlere göre aylığa hak kazanan ya da kazanmasına iki tam yıl veya daha az kalanların hakları saklı tutulmuştur. Yani, bu durumdaki sigortalılar, 4447 sayılı yasa hükümlerinden etkilenmeksizin eski hükümlere göre tam ya da kısmi aylıklarını talep edebilirler (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s.465). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

203 203 f) Ölüm sigortası Ölüm sigortası, sosyal güvenlikte koruma birimi olarak aileyi esas almanın bir sonucudur. Ölüm sigortası, sigortalının ölümü halinde geride kalanların, yani geçimi sigortalı tarafından sağlanan aile fertlerinin geleceklerini güvence altına almayı amaçlar. Yasa’nın 20. ve 34. maddelerine göre; kendilerine ölüm sigortası yardımı yapılacak, özellikle aylık bağlanacak olanlar, ölen sigortalının eşi, çocukları ve ana-babasıdır (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s. 549). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

204 204 Ölüm aylığının koşulları şunlardır: aa) Ölen sigortalıya ilişkin koşullar: aaa) Sigortalının ölümü bbb) Kurumla belli bir ilişki içinde olmak: Sigortalı ya Yasada belirtilen aylık ya da geliri almakta iken ölmüş olmalı ya da ölen sigortalı Yasada öngörülen miktarda prim ödemiş olmalıdır. SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

205 205 ccc) İlişkinin hak sahiplerince tamamlanması: Yasanın m.4/I, (b) ve (c) bendine tabi sigortalılar bakımından en az 1800 gün; m.4/I, (a) bendine tabi sigortalılar bakımından ise beş yıldan beri sigortalı olup, toplam 900 gün prim bildirilmiş olmak gerekir. Bu prim veya sigortalık süresi eksik kalırsa hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanmaz. Yasa, 4/I, (b) ve (c) bendine tabi sigortalılar bakımından bu eksikliğin hizmet borçlanması ve hizmet canlandırması (ihya) yoluyla tamamlanmasına olanak tanımaktadır. Bu iki yol dışında sigortalının hak sahiplerinin hizmet tespiti davası açarak eksik prim gün sayısını tamamlamaları mümkündür (A. Güzel / A. R. Okur / N. Caniklioğlu, s. 554). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

206 206 bb) Hak sahiplerine ilişkin koşullar: aaa) Dul eş açısından: Sigortalının ölümü ile dul kalan eşe ölüm aylığı bağlanabilmesi için aralarında yasal bir evliliğin bulunması gerekir. bbb) Çocuklar açısından: Sigortalı tarafından evlat edinilmiş, tanınmış veya soy bağı düzeltilmiş veya babalığı hükme bağlanmış çocukları ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları, bağlanacak aylıktan belirtilen esaslara göre yararlanırlar (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s. 557). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

207 207 ccc) Ana-baba açısından: Ana ve babanın hak sahibi olması iki koşula bağlanmıştır. Bunlar, hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması ve her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olmasıdır (m.34/I, d). Eş ve çocuklara bağlanacak aylık toplamı, sigortalının aylığından aşağı değilse, ana ve babaya aylık bağlanamaz. Ancak ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaz (m.34/I,d) (A.Güzel/A.R.Okur/N.Caniklioğlu, s. 561). SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU


"1 HUKUK. 2 Bu konuda özellikle bkz. Arkan, Ticaret İşletme Hukuku, Ankara 1993; 7.B., Ankara 2004; Poroy, Ticaret İşletme Hukuku, 6. B. İstanbul 1991:" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları